..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir dost nedir? Öteki ben. -Zenon
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Çocuk
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

Peren Bade,teren Zade.
Servet Alkan
Şiir > Başkaldırı

Yazdıklarım bana ne kadar uzak Yazmadıklarım ne kadar küs olabilir ki? Zevk almak düzene, evet demek,acem dudaklı yar Gizemden ayrılan kelimeler,şerbeti eksik Güz düşleri;Gölgen şiirin giriş kapısı,Peren/ Badem Umut kırıntısı/aşka emanet olanım,nefesin zekatı Batıl yorum,sancılı rütuş,keder karmaşığım Evereste koşuşturan kısraklar,sırça köşk İnsan şiirdir,şiir insana dönüşen ütopya Yazmadan önce keşke okusaydın benden başlayarak Gam/Z

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Öykü > Çocuk
 Almanya"daki Türk Çocuk Edebiyatı Üzerine Kısa Notlar*  (Ali Osman Öztürk)

Doksanlı yıllarda Almanya'da çocuk edebiyatı üzerine Yüksel Pazarkaya bağlamında kısa notlar.
 Altın Nine  (Şefika Ünal)

Altın nine ise bu duruma hiçbir şey söylemez, üzüldüğünü ve kızdığını belli etmezmiş.
 Bir Masal Perisi  (Gülşen ÖZALTAN)

Dış güzellik geçici, ruh güzelliği ise kalıcıdır.
 Sahile Vuran Kelebek  (Necmettin Yalcinkaya)

Aylardır dünyayı dehşet ve korku içinde bırakan Kara Vandalların Kobanê’ye saldıracakları haberleri geliyordu çöl taraflarından. Kara elbiseli, kara bayraklı ve kara kalpliydiler… Hunharca öldürüyorlardı, yakaladıklarını kesiyor, kadınları satmak için kaçırıyorlardı.
 Kırmızı Balık Mega  (Serdar Yıldırım)

Büyükçe bir bahçenin ortasında küçücük bir havuz. Bu havuzda minicik bir balık. Kırmızı balık Mega. Onun hikayesi inanıyorum ki, pek çok okuru derinden etkileyecektir. Sarsılmaz bir iradesi vardı Mega’nın, taş gibi. Asla yolunu şaşırmadı. Ayrıca mangal gibi yüreği vardı, korkusuzdu. Haksızlıkları gördüğü anda resmen patlardı.
 İki Papağanın Hikayesi  (Şefika Ünal)

Hayvanat bahçesinden iki papağan anlaşmış ve kaçmaya karar vermişler. Kaçmak için uygun bir zaman kollamaya başlamışlar, günlerden bir gün hayvanat bahçesindeki görevlilerin ihmalini ve kapının açık bırakıldığını görünce bizim iki kafadar kafeslerinden çıkıp, kaçmışlar.
 Minyatür Çocukluk  (Zehra Betül Bıyık)

O kıpır kıpır yıllarda en sevdiğim oyundu saklambaç. Tanıdık tanımadık kim varsa toplanır, tâ gece yarılarına kadar saklanırdık. Çanak çömlekler patlar, kurtlar topallardı. İyi saklanamayıp sobelenenler çok olursa parmak çekilirdi. Arada karakediler de çıkardı tabii.
 İbiş Sırtlan Avında  (Serdar Yıldırım)

İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış, ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş. Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış, belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş. İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? " Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. " İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "
 Keloğlan Don Kişot'a Karşı  (Serdar Yıldırım)

Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler.
10 
 Bücür Zürafa  (Serdar Yıldırım)

İstanbul Gülhane Parkı’ndaki hayvanat bahçesinde zürafalar için oldukça geniş bir yer ayrılmıştı. Burada anne ve baba zürafa ile iki yavru zürafa kalıyordu. Onlar gün boyu geziyorlar, ziyaretçiler de onları seyrediyordu. Anne ve baba zürafa yıllardır burada bulundukları için durumu kabullenmişler, bu hayata alışmışlardı. Fakat yavru zürafaların canı çok sıkılıyordu. Devamlı olarak babalarına “ Babacığım, bizler burada daha ne kadar zaman kalacağız? Bizleri masallarda anlattığın o güzel yerlere ne zaman götüreceksin? “ diye sitem ediyorlardı.
11 
 Kayıp Kitaplar  (Ceren Emre)

Koli kutusunun içinden neler çıkmamıştı ki? “Pal Sokağı Çocukları”, “Fareler Cumhuriyeti”, “Uzun Çoraplı Kız Pippi”, "Gülibik", "Fadiş", “Küçük Prens”... Hemen oracıkta paylaşmışlardı, sen şunu al, ben bunu alayım.
12 
 Keloğlan Bebek Dev  (Serdar Yıldırım)

KELOĞLAN BEBEK DEV Bir varmış, bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Bol bol yemek yer, bel bel bakınır, yan gelip yatarmış. Anası bir gün kızmış Keloğlan'a: " A benim kel oğlum. Bütün gün yatmasan, bir işe yarasan, bak önümüz kış, dağdan odun kır getir, benden sana alkış. " demiş. Bunun üzerine Keloğlan, anasını daha fazla üzmemek için, baltayı kaptığı gibi dağa çıkmış. Keloğlan dağda kesilecek ağaç aramış, durmuş. Onurlu, kişilik sahibi insan yaş ağaca balta vurmazmış ya, Keloğlan da dağda boşu boşuna kuru ağaç aramış. Keloğlan ağaçlara acıya dursun ilerden bir yerlerden bebek ağlaması, ınga sesi duymuş. Keloğlan sesin geldiği yöne doğru gitmiş ve sonunda büyük bir mağarada ağlayan kocaman bir bebek devle karşılaşmış. Bebek dev mağara duvarına tutunup ayağa kalktığında boyu dört metreyi buluyormuş. Bebek dev, mama, mama, der dururmuş. Keloğlan onun acıktığını anlamış. Hani anne, baba, demiş. Bebek dev: " Anne, baba yok, gitti. " demiş. Keloğlan, ne istersin, deyince bebek dev, süt, süt, demiş. Keloğlan, iki saat bekleyebilir misin ? Ben bir koşu köye inip sana süt getireyim, deyince, bebek dev, olur, demiş. Keloğlan fırlamış, köye inmiş, köylüleri olaydan haberdar etmiş. Güğümlerle, bidonlarla süt köylüler tarafından taşınıp, bebek dev beslenmiş. Ertesi gün bebek dev, yanında köylüler olduğu halde, emekleyerek dağdan düze inmiş, köye gelmiş. Köydeki çiftlikler ve mandıralar bebek deve süt yetiştirmişler. Bebek dev birkaç ayda emeklemeyi bırakıp, ayağa kalkmış. Bebek devin köyde gezerken, köylülere iştahla baktığını kimse fark etmemiş. Sonraki günlerde adamlar ve kadınlar kaybolmaya başlamış. Keloğlan bebek dev geldikten sonra bu böyle oldu, diye düşünmüş. Bebek devi takip etmeye başlamış. Sonunda onu bir köylüyü yakalayıp ağzına götürürken görmüş. Keloğlan: " Hey bebek dev, bırak o köylüyü, yeme. " demiş. Bebek dev köylüyü bırakmış, köylü kaçıp gitmiş. " Ey bebek dev, ben seni mağarada bulduğumda çaresizdin. Sana yardım etmesem, hayatla mücadeleni kaybederdin. Köylülerin de sana yardımı büyük oldu. Neden onları yiyorsun? " " Şey! Ama köylüler çok tatlı. Çıtır çıtır yedim onları. " Sözün bittiği yer burasıymış. Keloğlan bebek devle konuşmasına devam etse ne olacakmış? Şöyle bir düşünmüş. " Bebek devi köylülerin başına bela eden benim. O zaman bu belayı ben defetmeliyim. " Keloğlan köylülerle birlikte bir sal yapmış. Bu sala bebek devi oturtmuşlar ve eline bir kürek verip denize uğurlamışlar. Bebek dev bol bol kürek çekmiş ve bir adaya ayak basmış. Bu adada insan yokmuş, hayvan yokmuş. Bebek dev et yiyememiş ama ot ve yaprak yemiş. Yıllar geçmiş, boyu on metreye ulaşmış. O, bir bebekken Keloğlan'ın ve köylülerin ettiği yardımları unutmamış. Köylülere yaptığı haksızlığı utanarak anımsamış. SON
13 
 Bir Parça Simit  (Nermin Güday Kaçar)

Elindeki simitle kalakalmıştı sokakta. Düşüncelerinden sıyrıldığında etrafına baktı. Simitçi yeni müşterilerle ilgileniyordu. Elindeki simide baktı. Simidi önce kokladı, sonra dişlerini geçirdi. Evine gitmek üzere yola koyuldu. Bir ara sanki uzaklardan Ali’ nin sesini duyduğunu hissetti. “ Oğlum, hepsini yemeyeceksin, sadece on kuruşluk tamam mı “
14 
 Deve Kervanı  (Serdar Yıldırım)

Eskiden, İran’da, İsfahan şehrinde, Cemal adında kervancı bir genç yaşardı. Kervan sahipleri kervanlarını çok güvendikleri Cemal’e gönül rahatlığıyla teslim ederler ve onun kervandaki malları kendi malıymış gibi koruyup, gözeteceğini bilirlerdi.
15 
 Oğlak İle Kartal  (Serdar Yıldırım)

Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi.
16 
 Masal - 2  (Bayse Hatipoğlu)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Cömertken cimriler, para bitmişken zenginde. Memleketin birinde yaşıyordu bir oğlan, Verdiği sözü tutan, yüzüyse güleç olan.
17 
 O Şey  (Veysel Başer)

Yemek yiyen adamlardan birisi, bıçağın ucunu batırarak alıp örtü sofrasına koydu birkaçını. Bıçakla böldü onları. Beş altı kişiydiler. Hemen yemeye koyuldular. O şeyleri ağzına atanlar, parmaklarını da yalıyordu. Demek ki çok tatlı şeydi o yedikleri. Öyle bir canı çekti ki oğlanın, ağzı sulandı…
18 
 Dondurma  (Nuray DUMAN)

babam dondurma seviyormuş
19 
 Papağan İle Zürafa  (Serdar Yıldırım)

Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Papağan Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, papağan Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.
20 
 Keloğlan'ın Kuzu Sevgisi  (Serdar Yıldırım)

Keloğlan kasabaya giderken yolda bir kılıç bulmuş. Kasabaya varınca kılıcın sahibini aramaya başlamış. Kime sorduysa ne kılıcı daha önce gören ne de sahibini tanıyan çıkmamış. Hayvan pazarından geçerken küçük bir kalabalık Keloğlan'ın etrafına toplanmış. Birkaç kendini bilmez Keloğlan'la alay etmeye başlamış. Adamlardan biri orta yere bir kuzu getirmiş: " Şu kuzuyu kılıçla keselim. Şişe takıp döndürelim. Nar gibi kızartalım. Afiyetle yiyelim. " demiş.

1 2 3 4 5 6 7 8  Sonraki Sayfa




son eklenenler
O Şey
Veysel Başer
Öykü > Çocuk
Ateş ve Hayal
şinasi zafer
Öykü > Çocuk
Bir Yaz Günü
şinasi zafer
Öykü > Çocuk
Panter
Serdar Yıldırım
Öykü > Çocuk

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © , 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.