..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir insan bir kaplanı öldürmek istediğinde buna spor diyor, kaplan onu öldürmek istediğinde buna vahşet diyor. -Bernard Shaw
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Çocuk
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

İzdüşüm
Türkan Abay
Roman > Karakterler Üzerine

Altın renginde ekinler,dağlar,taşlar ve her anı başka güzellikte olan gökyüzü... Ne kadar çok şey kaçırdığımı anladım. Koşup oynadığım bahçeler,dallarına çıkmaktan çekinmediğim ağaçlar hiçbiri yoktu yerinde. Beton yüklü bu kente insanları mahkum etmişler. Oysa çocukluğumda,"Cennet"tamlamasına uyuyordu burası. Şimdi ise bu yabancısı olduğum soğuk şehirde yürüyordum.Değişen bu mekanların arasında kaybolmaktan korktuğumdan otobüse bindim. Kafamda

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Öykü > Çocuk
 Almanya"daki Türk Çocuk Edebiyatı Üzerine Kısa Notlar*  (Ali Osman Öztürk)

Doksanlı yıllarda Almanya'da çocuk edebiyatı üzerine Yüksel Pazarkaya bağlamında kısa notlar.
 Bir Masal Perisi  (Gülşen ÖZALTAN)

Dış güzellik geçici, ruh güzelliği ise kalıcıdır.
 Altın Nine  (Şefika Ünal)

Altın nine ise bu duruma hiçbir şey söylemez, üzüldüğünü ve kızdığını belli etmezmiş.
 Nobita Çarpım Tablosunda 7'leri Öğreniyor.  (Hayriye Yıldız Aka)

(Ünlü Japon animesi Doraemon, kızımın en sevdiklerinden biri. 7 yaşındaki kızıma çarpım tablosunu ezberleme ödevi verildi ve o çok isteksiz ben de bu işi onun için zevkli hale getirmek için Doraemon'dan böyle yararlandım.) Nobita ağlaya ağlaya yürümekten utanmıştı ama öyle çok ağlamaya ihtiyacı vardı ki çok da sıkışmıştı, karşıdaki tuvalete gitmeye karar verdi. Tuvaletin kapısında 8 x 7 = 56, 56 nr’lı çiş ve kaka yapma odasına hoşgeldin tembel Nobi yazıyordu. Tuvalete giren diğer insanlar yazının farkında bile değildi.
 Keloğlan'ın Kuzu Sevgisi  (Serdar Yıldırım)

Keloğlan kasabaya giderken yolda bir kılıç bulmuş. Kasabaya varınca kılıcın sahibini aramaya başlamış. Kime sorduysa ne kılıcı daha önce gören ne de sahibini tanıyan çıkmamış. Hayvan pazarından geçerken küçük bir kalabalık Keloğlan'ın etrafına toplanmış. Birkaç kendini bilmez Keloğlan'la alay etmeye başlamış. Adamlardan biri orta yere bir kuzu getirmiş: " Şu kuzuyu kılıçla keselim. Şişe takıp döndürelim. Nar gibi kızartalım. Afiyetle yiyelim. " demiş.
 Masal - 2  (Bayse Hatipoğlu)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, Cömertken cimriler, para bitmişken zenginde. Memleketin birinde yaşıyordu bir oğlan, Verdiği sözü tutan, yüzüyse güleç olan.
 Keloğlan Don Kişot'a Karşı  (Serdar Yıldırım)

Bir varmış, iki varmış, üç varmış, beş varmış. Bir Keloğlan varmış. Canı çalışmak istemezmiş, bütün gün evde yan gelip yatarmış. Bir de Don Kişot varmış. Yel değirmenlerine savaş açmış. Nerede bir yel değirmeni görse hücum deyip saldırırmış. Don Kişot'un yolu bir gün Anadolu'ya düşmüş. Anadolu'da çok aramış ama yel değirmeni bulamamış. Köylülerle, kasabalılarla konuşmuş, hayallerini anlatmış. Herkes, ey Don Kişot, senin ilacın Keloğlan'dır. Keloğlan'ı bul, onunla konuş, bize anlattıklarını ona da anlat, sana yol gösterir, demişler.
 İki Papağanın Hikayesi  (Şefika Ünal)

Hayvanat bahçesinden iki papağan anlaşmış ve kaçmaya karar vermişler. Kaçmak için uygun bir zaman kollamaya başlamışlar, günlerden bir gün hayvanat bahçesindeki görevlilerin ihmalini ve kapının açık bırakıldığını görünce bizim iki kafadar kafeslerinden çıkıp, kaçmışlar.
 Keloğlan Bebek Dev  (Serdar Yıldırım)

KELOĞLAN BEBEK DEV Bir varmış, bir yokmuş. Bir Keloğlan varmış. Bol bol yemek yer, bel bel bakınır, yan gelip yatarmış. Anası bir gün kızmış Keloğlan'a: " A benim kel oğlum. Bütün gün yatmasan, bir işe yarasan, bak önümüz kış, dağdan odun kır getir, benden sana alkış. " demiş. Bunun üzerine Keloğlan, anasını daha fazla üzmemek için, baltayı kaptığı gibi dağa çıkmış. Keloğlan dağda kesilecek ağaç aramış, durmuş. Onurlu, kişilik sahibi insan yaş ağaca balta vurmazmış ya, Keloğlan da dağda boşu boşuna kuru ağaç aramış. Keloğlan ağaçlara acıya dursun ilerden bir yerlerden bebek ağlaması, ınga sesi duymuş. Keloğlan sesin geldiği yöne doğru gitmiş ve sonunda büyük bir mağarada ağlayan kocaman bir bebek devle karşılaşmış. Bebek dev mağara duvarına tutunup ayağa kalktığında boyu dört metreyi buluyormuş. Bebek dev, mama, mama, der dururmuş. Keloğlan onun acıktığını anlamış. Hani anne, baba, demiş. Bebek dev: " Anne, baba yok, gitti. " demiş. Keloğlan, ne istersin, deyince bebek dev, süt, süt, demiş. Keloğlan, iki saat bekleyebilir misin ? Ben bir koşu köye inip sana süt getireyim, deyince, bebek dev, olur, demiş. Keloğlan fırlamış, köye inmiş, köylüleri olaydan haberdar etmiş. Güğümlerle, bidonlarla süt köylüler tarafından taşınıp, bebek dev beslenmiş. Ertesi gün bebek dev, yanında köylüler olduğu halde, emekleyerek dağdan düze inmiş, köye gelmiş. Köydeki çiftlikler ve mandıralar bebek deve süt yetiştirmişler. Bebek dev birkaç ayda emeklemeyi bırakıp, ayağa kalkmış. Bebek devin köyde gezerken, köylülere iştahla baktığını kimse fark etmemiş. Sonraki günlerde adamlar ve kadınlar kaybolmaya başlamış. Keloğlan bebek dev geldikten sonra bu böyle oldu, diye düşünmüş. Bebek devi takip etmeye başlamış. Sonunda onu bir köylüyü yakalayıp ağzına götürürken görmüş. Keloğlan: " Hey bebek dev, bırak o köylüyü, yeme. " demiş. Bebek dev köylüyü bırakmış, köylü kaçıp gitmiş. " Ey bebek dev, ben seni mağarada bulduğumda çaresizdin. Sana yardım etmesem, hayatla mücadeleni kaybederdin. Köylülerin de sana yardımı büyük oldu. Neden onları yiyorsun? " " Şey! Ama köylüler çok tatlı. Çıtır çıtır yedim onları. " Sözün bittiği yer burasıymış. Keloğlan bebek devle konuşmasına devam etse ne olacakmış? Şöyle bir düşünmüş. " Bebek devi köylülerin başına bela eden benim. O zaman bu belayı ben defetmeliyim. " Keloğlan köylülerle birlikte bir sal yapmış. Bu sala bebek devi oturtmuşlar ve eline bir kürek verip denize uğurlamışlar. Bebek dev bol bol kürek çekmiş ve bir adaya ayak basmış. Bu adada insan yokmuş, hayvan yokmuş. Bebek dev et yiyememiş ama ot ve yaprak yemiş. Yıllar geçmiş, boyu on metreye ulaşmış. O, bir bebekken Keloğlan'ın ve köylülerin ettiği yardımları unutmamış. Köylülere yaptığı haksızlığı utanarak anımsamış. SON
10 
 Papağan İle Zürafa  (Serdar Yıldırım)

Afrika’nın uçsuz bucaksız savanlarında yaşayan bir papağan vardı. Bu papağanın adı Sarp’tı. Sarp hangi ağacın altındaki gölgelikte serinleyen hayvan grubu varsa oraya gider, konuşmaları dinlerdi. Kim ne demiş, kim ne söylemiş, kimin ne derdi varmış, hepsini bilirdi. Papağan Sarp öğrendiklerini sağda solda anlatmaz, olayların hesaplaşmasını kendi iç dünyasında yapardı. Duydukları çok önemliyse, bunları arkadaşı zürafa Bili ile paylaşırdı. Zürafa Bili, papağan Sarp’ın anlattıklarını önemsemez, güler geçerdi.
11 
 İbiş Sırtlan Avında  (Serdar Yıldırım)

İbiş ok ve yay alarak Uludağ'a sırtlan avına çıkmış. Gezmiş, dolaşmış, ortalıkta hiç sırtlan yokmuş. Derken, Serdar Yıldırım'a rast gelmiş. Serdar yaşadığı zamandan 650 yıl gerideymiş. Elinde tüfek varmış, belinde fişek doluymuş. İbiş'e aslan avına çıktım, demiş. İbiş: " Hani ok, hani yay? Neyle vuracaksın aslanı? " Serdar: " Bak İbiş, ok ve yay ilkel silahlar. Bu gördüğün tüfektir. Tüfeğe şu fişeklerden koyarsın, sonra tetiği çektin mi, dan, hop aslan yerde. " İbiş: " Küçücük fişek mi aslanı yere düşürecek? Fişek aslana çarpar sonra aslan sana kızar. Kaçarken tozu dumana katarsın. Hele yakalamasın aslan seni, bir lokmada yutar. "
12 
 Bir Parça Simit  (Nermin Güday Kaçar)

Elindeki simitle kalakalmıştı sokakta. Düşüncelerinden sıyrıldığında etrafına baktı. Simitçi yeni müşterilerle ilgileniyordu. Elindeki simide baktı. Simidi önce kokladı, sonra dişlerini geçirdi. Evine gitmek üzere yola koyuldu. Bir ara sanki uzaklardan Ali’ nin sesini duyduğunu hissetti. “ Oğlum, hepsini yemeyeceksin, sadece on kuruşluk tamam mı “
13 
 Minyatür Çocukluk  (Zehra Betül Bıyık)

O kıpır kıpır yıllarda en sevdiğim oyundu saklambaç. Tanıdık tanımadık kim varsa toplanır, tâ gece yarılarına kadar saklanırdık. Çanak çömlekler patlar, kurtlar topallardı. İyi saklanamayıp sobelenenler çok olursa parmak çekilirdi. Arada karakediler de çıkardı tabii.
14 
 Arılar  (Şefika Ünal)

Bal arıları eşek arılarına, “Sizi gidi asalaklar sizi, hem mekanımıza saldırın, hem de dur durak bilmeden ürettiğimiz ballarımızı yiyin. Biz hem kendimiz, hem de insanlar için çalışıyoruz. Yağma yok, size yedirtmeyiz ürettiklerimizi.”
15 
 Ateş ve Hayal  (şinasi zafer)

Gözlerini kısa bir anlığına hafifçe aralıyor, tavandaki flüoresan lambanın ışığına fazla direnemeyerek hemen kapatıyordu...
16 
 Panter  (Serdar Yıldırım)

Panterin biri, bir ovanın ortasına bakkal dükkanı açmış. Özellikle su, sulu gıdalar ve et satışları çok oluyormuş. Panter bire almış, ona satmış. Parasına para katmış, zengin olmuş. Ovada yaşayanların eğitim eksikliği panterin dikkatini çekmiş. Bakkal dükkanının karşısına ticaret okulu yaptırmış. Pek çok yavru hayvan bu okulda okumaya başlamış. Ticaret dersine panter girerek ders vermiş. Onlara ticaretin kurallarını, ticarette nelerin yapılması ve nelerin yapılmaması gerektiğini öğretmiş.
17 
 Oğlak İle Kartal  (Serdar Yıldırım)

Bursa Hayvanat Bahçesi’nde kartallar için ayrılan yer çok büyüktü. Buradaki kartallar, tel örgülerle çevrili, yüksek yerde uçup duruyordu. Yorulanlar ise, kayaların üstünde oturuyordu. Pek çoğu yarını bekliyordu. Genç kartal Pena, yarın bekleme bahsini çoktan geçmiş, bugünü değerlendirme çabası içine girmişti. Tellerin yukarıdaki kayalara monte edildiği yerde kaçıp gidebileceği bir gedik açmıştı. Buradan kurtulup zengin olma düşüncesindeydi.
18 
 Dondurma  (Nuray DUMAN)

babam dondurma seviyormuş
19 
 Kayıp Kitaplar  (Ceren Emre)

Koli kutusunun içinden neler çıkmamıştı ki? “Pal Sokağı Çocukları”, “Fareler Cumhuriyeti”, “Uzun Çoraplı Kız Pippi”, "Gülibik", "Fadiş", “Küçük Prens”... Hemen oracıkta paylaşmışlardı, sen şunu al, ben bunu alayım.
20 
 Sihirli Pabuçlar  (Şefika Ünal)

Eve koştum ayakkabılarımı sakladığım yerden çıkarıp, bir kutuya koydum. Küçük çocuğun yanına gidip kutuyu uzattım. Çocuk kutuyu alıp açtığında ayakkabıları görünce gözleri parladı, çok mutlu oldu.

1 2 3 4 5 6 7 8  Sonraki Sayfa




son eklenenler
Ateş ve Hayal
şinasi zafer
Öykü > Çocuk
Bir Yaz Günü
şinasi zafer
Öykü > Çocuk
Panter
Serdar Yıldırım
Öykü > Çocuk
Masal - 2
Bayse Hatipoğlu
Öykü > Çocuk

 


 



İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2017 | © , 2017
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.