..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bildiğim tek şey, ben bir Marksist değilim. -Karl Marx
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
İzEdebiyat - Anı
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri

Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  

El Bel Baal 2
Bayram Kaya
Bilimsel > Felsefe

Özel mülkiyetli köleci sistemle birlikte ilahların pabucu dama atılmağa başlandı. İlahlar totem meslekli totem gruplar manifestosundan (sözleşmelerinden), toplumsal sentezleri ortaya çıkarmışlardı. İlahlar totem meslekli ittifak yapan grupların üreten ilişkilerini ve paylaşımlarını düzenliyorlardı. Somut ve objektiftiler. Bu nedenle, sentezleri ortaya koyan ön ittifaklı kurallar; ittifakların iman ahdi olmuştular. Köleci sisteme kadar mevcut ür

[DEVAMI]

 

 


 

 




Arama Motoru


• İzEdebiyat > Öykü > Anı
501 
 Bedenim Beyrut , Kalbim İstanbul Bölüm 1  (kuzey darıcı)

"yani tarzan ruhlu bir benliğe doğranmış selülozun yaşayanından daha değerli olduğunu anlatmak çok zordu, çünkü kitabın-kalemin hala fotosentez yaptığını ispatlamaları gerekiyordu"
502 
 Bir Ayrılık Sabahı, Tanıdık Bir Mutfak ve Anne  (irem dönmez)

Kapı sesine ve köpeğin havlamasına uyanmıştır çoktan anne. Kapıda belirir; gözlerinde sabah mahmurluğu, yüzünde yılların yorgunluğu. Son görüşünüzden bu yana saçlarındaki beyazlar artmış, yüzündeki çizgiler mi derinleşmiştir yoksa sana mı öyle gelmektedir bilemezsin.
503 
 Alfabesiyle Büyümüştük  (Haydar Köprülüoğlu)

Atatürk alfabesinin pek çok üniversitesini bitirmiş son temsilcileriyiz. Şimdiler de kafamız çok karışık, hayretler içindeyiz. Kimler Atatürkçü, kimler değil, bir Osmanlı tokatı gibi yüzümüze çarpıyor. Yahut da bu yaşananlar Atatürk'ün yazdığı oyunun her şeyini içeren döner sahnesi. Saygılarımla.
504 
 Çok Aptal Bir Çocuktum, Çok…  (Kemal Yavuz Paracıkoğlu)

Orta birinci sınıftan ikinci sınıfa geçeceğim diye beklerken iki dersten ikmale kalmıştım. Annemin ders çalışmam için kurduğu baskılar yaz tatilimi zehir etmişti.
505 
 Bedenim Beyrut , Kalbim İstanbul , Bölüm 2  (kuzey darıcı)

"... ...benim tattığım acıyı mı merak etmiştin ? ne yaşadığımı mı? hayır sevgini alenen gösteremeyecek kadar vahşiydin ve bunun için mataryı istemiştin. demek ki vahşi olduğumuz ortak gerçek..."
506 
 Gerçek Bir An  (Alp Çetiner)

Dostum, öyleyse bana söyleyebilir misin, her VAR OLAN GERÇEK midir, her GERÇEK VAR mıdır?
507 
 Şişede Leylâ  (Ahmet Gündoğan)

"Aralarında Leylâ'yı en az hatırlayan da bendim."
508 
 Bir Büyük Rakı, Biraz Kavun...  (Nuri Ziya Aral)

Önce Nurcan girmişti içeriye. Her ne kadar inleye inleye yerlerde kıvranıyor duysam da, anadan doğma olmamın getirdiği pornografik görüntüm Nurcan'ın acıma duygularını yok etmiş ve iki eliyle birden yüzünü kapatarak, ırzına geçiliyor muşçasına çığlıklar atmasına neden olmuştu. Çığlıklarla birlikte de, Faruk daldı odaya… Bu sefer de Nurgül, orasını burasını örtmeye çalışırken atıvermişti, canhıraş feryadını. Zavallı Faruk ise, temmuz sıcağına karşın gırtlağına kadar iliklediği pijamaların dan bir yerlerinin görünmesi sanki mümkünmüş gibi elleri ile kasıklarını kapatmış, avazı çıktığı kadar da bağırıyordu. Herkes bağırdığı için, ses çıkarmama gerek kalmamıştı artık. Canımın acısını da bir yana bırakarak kendimi yatağa atıp, çarşafı üzerime çektim. Hala çığlık atıp duran Nurgül’de iki eliyle birden kıçını kapatarak yatağa koşup, can havliyle yanıma sığınmıştı. Ortalıkta görülecek bir şeyler kalmayınca da, çığlıklar kesiliverdi. “Tamam mı, gözlerimi açayım mı artık?” diyen, Nurcan'ın fısıltısı duyulmuştu sessizlikte önce. Sonra da, Faruk’un kükremesi… “Madem sevişi yordunuz, odanızın kapısını neden kilitlemediniz? Pis teşhirciler...” İkisine de kötü kötü bakarak söylendim, “Ya siz, kapıyı çalmadan neden daldınız içeri peki? Pis röntgenciler…” “Çıkardığınız seslerden, birbirinizi boğazladığınızı sanmıştık. Manyakça bir seks fantezisi yaptığınızı, nereden bilelim?” Az önce beni öldürecek denli öfkeli olmasına karşın, endişe içerisinde koluma sarınmış titreyen Nurgül’e bakarak, “Ne fantezisi be?” diye hırladım. “Duyduğunuz sesler bu katilin, yumurtalı sucuk pişirme arzusundandı…” .
509 
 Şans  (Aylin)

Başkalarına şans gibi gözüken sizin içinde şansmıdır acaba?
510 
 Babam Portakal Getirdi  (Numan Kurt)

Babam portakal getirdi.
511 
 Şu Facebook Dedikleri  (Numan Kurt)

Facebook'un değişik bir görüşle anlatımı
512 
 Mavi Boncuklu Hayaller  (SABRİYE NİŞANCI)

SİMSİYAH GÖZLERİYLE DÜNYAYA MASMAVİ BİR MAVİ BONCUK GİBİ BAKABİLEN BİR MAVİ BONCUĞUN IŞIĞINI TÜM İNSANLARA MUTLULUK ŞEKLİNDE YAYMAYI BAŞARAN TEK KADINA Sonra o göründü kapıda gözleri gülerek geldi yanıma. Bana bir kutu uzattı. Kutuyu açtım ve gözlerim kamaştı. O kadar çok mavi boncuk vardı ki kutunun içinde ve o bana hayatta verebileceği en değerli hediyeyi vermişti. Ayağa kalktım bana kollarını açtı ve sımsıkı sarıldık sıcaklığımız birbirine geçti ve sevgimizde ÇOK MUTLUYDUK
513 
 Dosta Mektup  (Duygu AKBUDAK)

Ben çocukluğumun kokusunu özledim Melike. Yaşanan acılardan sıyrılmak için belki de, bir bisküviye ışıldayabilen gözlerimizi özledim, mutlu olabilmenin yalınlığını özledim.Çocukluğumun kokusuyla canımı yakan herkesi tek tek sabırla affetmeye başladım.
514 
 Eksilen Beyazlar  (Havva Ağral)

EKSİLEN BEYAZLARIM Mutfak penceresinden yansıyan ilk sabah ışıltıları gönlümdeki mahzenlere ve d tipi katlarına inemiyor. Her sabah birbirine benzemeyen gri tonlarla uğraşıyorum.Şizofren artçıların kasıp kavurduğu kesif sancı rüyalardan kalkmanın yorgunluğuyla kafeine tutunuyorum. Beyazım eksildi.Boyayacağım günün sarı oklarını,kalın fırçamın halden anlamaz rutinliğine bırakıyorum. Benim bile tanımadığım teknikler çıkıyor sanki karşıma.Sarılarla beyazların böylesi kırılgan geçişgenliği yani diyorum ki günün katılıklarını bu kadar kolay yenebilecek miyim gerçekten. Renklerin de bir kişiliği vardır.Ben beyaza vurgunum.Kötü anlar siyah ve tonları ki hep derler renk değil lekedir onlar.Sarılar ve bayazlar buluştuğu an da insandır.Beyazım ne kadar eksik işte ben o kadar yalnızım.İşkence tezgahların bir yarı çocukluk gün o kırpık saçlı kızı unutmamalı... Ağabeyime hakvermektir o kızı unutmamak.Annemi, beni ,körpecik gelin iken kardeşleri vurulan çocukları yakılan Gülce bacıyı unutmamaktır. Fakülteyi bırakıp akademiye gireceğimi söylediğim de Ağabeyim"emin misin çocuk demişti.Sanat;sen ona samimi yaklaştıkça ,seni yaralayacak olan cefanın adıdır.Gel paşa paşa bitir şu felsefe bölümünü dertsiz başına dert alma."Sen gittin direnişte vuruldun.Ben kırmızısı bol resimler yaptım.Sen gittin Kumpasın tam ortasında durdun ben yıkık bina eskizleriyle oyalandım.Yalancıktan kanamak hergün sarıyla beyazı buluşturmak Benim mânasızlığım oldu. *** Yardımcı kadın Gülce bacı telaşla kapıyı vurdu.İçeri girer girmez teklifsiz sigara paketime yöneldi. Yarı doğulu yarı azeri ağzıyla neden geciktiğini anlatıverdi.Ağız dolusu ve heyecanlı konuşurdu hep. Bizim beğ hestelendi yine ayıptır demesi kaçırmış altına onunla uğraşıyerken vekitlice kelememişim. "Olsun Gülce abla takma kafanı ben de biraz resimle uğraştım kafamı dağıtmaya çalıştım." " Kursağına birşeyler kirebilmiş mi?" "Kahve için seni bekledim" "Sen ne vekit sabahın körü kahve içeyersen o vekit acılandın kahıreyledin" "Doğru dedin Gülce abla ağabeyimiçok aradım bu sabah." "Pek eyice adamdı o apar eylemiş bizi bu koca şehre o olamayaydı kanlıların kumpasına gideyırdık." *** Nilüfer ağabeyinin Gülce bacıyı ilk nerede tanıdığını, kanlılarının tuzağından onları nasıl çekip aldığını anlattığı zamanı hatırladı. Sırtında neredeyse yarım at arabası yükü odunla iriyarı azeri bir kadının ve neredeyse kendinden ikikat iri dört adama diklendiğini görmüş."Bu nasıl bir şeydir" diye yanlarına gitmiş.İşin aslını öğrenmeye çalışmış. Ağabeyimin kazı yaptığı köy Gülce bacının eski köyüymüş ve kısmete bak eski köyüne tekrar gelin gelmiş. Kanlılarının olduğu köye tekrar gelin gelmesi ise olayların başlangıcı olmuş.Huzur dirlik vermemişler. Gencecik gelinin her fırsatta önünü kesip babamızın kan parası demişler.Anan baban kaçıp gitmiş biz senden isteriz.Gülce"balam deyip koynumda büyüttüğüm kardaşımı şişliyerdiniz daha ne istiyersiğiiiz." Kanlılarıysa" babo öldi senin çük kader gardaşınla bir mi adalet olmamıştır babo kanı yerlerdedir. Burada konduğun tarlaları isteiğh..." Gülce bacı bu gün bile her vakitte anar ve ağlar."Üç bebemi, neneyi diri diri yakırler çift kumpastir bize tarlada kurşun sıkıyirler evde bebelerimi yakiyırler..." Özgür ağabeyim az mı arabuluculuk etmek istemiş her defasında olur barış barış deyip sonra sinsi sinsi kankusturmuşlar aileye.Şüpheci adamdır ağabeyim inanmamış bunlara ama şüphesini de belli etmemiş. Bir planları olduğunu sezinlemiş ama evi üç küçük çocuğu yakabilicekleri işte bu kadarı aklına gelmemiş. Kocasının elini ayağını bağlayıp Gülce bacıya tecavüze kalkışacakları da.Önce vızır vızır tepelerinden kurşun lar geçmiş sonra gelip gönüllerini eğlendirmek istemişler.Çapulcu takımınada biraz para yedirince evi yaktıracak ve suçu kabullenecek adam da buluvermişler.Şimdi de o adamlara içerde iyi bakabilmek için Gülce bacının tarlasını ekip biçiyorlarmış.Özgür ağabeyim jandarmalarla çıkıp geldiğinde Gülce yarı çıplakmış üstünü başını örtmeye bile çalışmadan ki Gülce bacı çok arlı bir kadındır. Jandarmaların önüne atmış kendini."Irzıma keçtiler verin şu delikli demiri kendime kıyayım "diye bağırıyormuş."Olanlar kâreylememiştir begime elini sunmamış bana sonrada illetleniyir kasları eriyir..." *** Ağabeyimi işçi eylemlerine destek olduğu sırada nereden geldiği anlaşılmayan bir kurşunla uzaktan belki nokta atışıyla kafasının arkasından vurdular.Bir akşamüzeriydi.Ayazdı beyazı az bir ayaz. Gülce bacı çok huzursuzdu."Köynüme acılı bir sıkıntı teğende rabbım heyir eğleyende.Kumpas acısıdır bu heyir değil heyir değil."Diyerek kendi kendine ığrandığı sırada aldım ağabeyimin ölüm haberini.Eksildim biraz daha vurgun beyazımdan kanatılarak eksildim.Babamı hiç tanımadım annem uçak kazasında kurtulamadı şimdi anam babam dediğim özgür'de yok. *** "oyy könlümün incisi Nilüfer'im bilirem kardaşa yanmayı menimde kordur hardır içim.Kardaşa yanmak nedir bilirem ama köynünü serine yazmağh zorundasan... De hedi soğutma kehveni." " Gülce abla" "Söyle kelbimin çeçekcesi de hedi" "ölen kardeşin yaç yaşındaydı." "Bilirsen de yine sorirsen onüçündeydi.Meclis toplanmış Bekir'im kurbanlık seçilmiş.Önlerine atmışem bedenimi yakmayın el kadar balayı o daha ana deyi yanıma sokulur da uyur keceleri.Dinletememişem Verdiler eline delikli demiri furasan diyerler.Onu da mapus damlarında dokuz yerinden şişliyerler..." "Gülce abla sen bir şeyler yedin mi? "yok balam begim küsmüş dünyaya o yemir men de yiyemirem." "Kahvaltı hazırlıyalım abla içimizin üzüntüsünü biraz alır" "Köynün neyi çekiyır ne yemek istiyersen ." "Ah Gülce abla anam gibi sordun öyleyse annemin yapıtığı zeytinli yufkalardan aç bana." "Anayım ya bebelerim balalarım yakılsa da anayım elbet..." *** Kırpık saçlı, oğlan çocuğu anam daha onaltısında işgenceden geçirilmiş.Şairliğinden başka suçu yokmuş Sonra hukuk okumaktan vazgeçmiş.En derin beyazım benden daha çok beyaza vurgun.Elime boyalarımı ilk veren kadın "tut şu beyazı sarılarla birlikte pırıl pırıl bir gökyüzü yap." Ben bir gökyüzü boyadım anne bak uçakta yaptım çok uzaklara gidersen tutamam seni. HAVVA AĞRAL bu bir kan davası ve hasretlik doğaçlamasıdır
515 
 Dağlarda İlk Nefes  (Simten K. Ataç)

Bir kez bile dokunmadıysanız doğaya çıplak elleriniz ile , neler kaçırmış olduğunuzu bilmiyorsunuz demek ki.
516 
 İlk ve Son  (Çağrı Küçükyıldız)

İnsan daima ilk aşkını kaybettiği yerde yaşar...
517 
 Martı  (Süleyman Pervane)

Bulunduğum otel odasından caddeden geçenleri izliyorum. On beşinci kattaki odamın penceresinden insanları karıncalar gibi peşisıra geçiyorlarken görüyorum. Geçen insanlar bana geride bıraktığım şehrimi, şehrimin insanlarını, ailemi, dostlarımı, sevdiklerimi ve sevipte dost olamadıklarımı hatırlatıyorlar. Herşeyden halas olduğumu düşündüğüm bir anda geçmişime dair düşünceler arılar gibi beymimde vızıldıyorlar. Manila da benim ne işim var diye soruyorum kendime. Roma'da, Lima'da, Mardin'de, Şam'da, Tebriz'de olduğu gibi...
518 
 Ramazanın Tadı Kaldı...  (zkrbktş)

Anneler, ablalar kapı önlerinde yemek hazırlığı telaşında. İçinde sebzelerle dolu plastik leğeni, bıçağı alan kendini serin yere atmış, harıl harıl hem konuşup hem sebze ayıklıyor.
519 
 geçmisim  (Suna Gurler)

Dostluğu ve sevgiyi ben bu ocakta öğrendim. Bu bana bir lütuftu. Yaramaz mıydım bilmiyorum ama çok mızmızdım. Annemse beni hayatın gerçeklerine alıştırmaya çalışmaktan artık bitap düşmüştü. Ama yılmadı önce herşeyin olumsuzunu düşünerek, heyecanla ve umu
520 
 Dönüşen Zaman ve Değişen Birkaç Ben  (irem dönmez)

Yeşil t- shirt giymiş kelebek katili, futbol konuşacak birilerini aramaya; pembe elbiseli kız ise kelebeklerini yeniden hayata döndürecek bir mucize aramaya gidiyordu...

Önceki Sayfa  1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 
31 32 33 34  Sonraki Sayfa




son eklenenler
Mihriban
Esma Uysal
Öykü > Anı
Akça Kız
İbrahim Kilik
Öykü > Anı

 


 


Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © , 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.