..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir kimse, neden oltasını, içinde tek bir balık olmadığını bildiği bir göle sarkıtır? -Adalet Ağaoğlu
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > İyileşme > Murat Serdar Arslantürk




5 Şubat 2012
Tabut  
Murat Serdar Arslantürk
Biriniz de kalın benimle / Boşluktur içimde üşüyen / Elden ele taşırken iyi de / Canım yanıyor boş beklerken / Yalnızlık bana da aynı / Siz toprakta ben avluda / İçin için çürürken…


:ABAG:
Biriniz de kalın benimle / Boşluktur içimde üşüyen / Elden ele taşırken iyi de / Canım yanıyor boş beklerken / Yalnızlık bana da aynı / Siz toprakta ben avluda / İçin için çürürken…
Herkes beni bekliyor. Birazdan arabalar yanaşacak, meftayı indirecekler ve yerleştirecekler. İmam duasını yapacak, suallerini soracak ve sonra hep bir ağızdan Âmin diyecekler…
Buranın toprağını ezbere bilirim. Kaç karış sonra kökler bitecek, çukurun neresinde taşlar gelecek, hangi derinlikte çamurlaşacak ve sonra iyice yumuşayacak, bilirim. Kazma yerde beni bekliyor, kürek elimde beni bekliyor. Avuçlarıma tükürdüm. Kürek elimde, toprak beni bekliyor. Tertemiz mermer toprağa uzanmış, üzerine kazılı harflerin boyası taze. Belimde bir ağrı ve gökte yağdı yağacak bulutlar beni bekliyor.
Birazdan gelecekler. Yıkamış, yuğmuşlar ve sarmalayıp koymuşlar. Ağlayanlar, dalıp kaybolanlar, boğazı düğümlenenler ve yutkunanlar… Konuşmalar fısıltılı, kelimeler çaresiz. En çok duyulan sözcük; sabır ve beni sabırla bekliyorlar.
Yönüm Güney’e, dilimde incecik bir dua ile küreği toprağa vuruyorum. Küreğimin toprakla dil dile bir türküsü vardır, ben vurdukça yükseliyor üstüme. Ayağıma destek verip toprağa girdikçe, küreğim ağlayan bir ney, inleyen bir keman gibi söyleniyor. Toprak karış be karış derinleşiyor, çukur kâh eninden, kâh boyundan belirginleşiyor. Rengi koyulaşan topakları bıraktığım yerlerde üst üste yığın olan toprak, misafirinin üstünde kalın bir manto olmayı bekliyor.
Belime kadar derinleşmişken, küçük taşların ve çakılların sertleştirdiği bir isyan başlıyor. Uzanıp kazmamı alıyorum. Yorgun küreğim kısa bir fasılla dinlenirken, kazmam toprakla olan hasretini dindiriyor. Kazmam yükselirken ne kadar sessizse, vurduğumda o kadar gürültülüdür. Ucuna denk gelen taşların bağırtısına, saplandığı çakılların topraktan ayrılmamak için uğraşısına alışkınım. Birazdan isyanı bastırıp tekrar yumuşak toprağa ulaştığımda, yerlerinden ettiğim avuçlarca taş ve çakıl, başka katmanlarda uykulara dalmak için küreğimi bekliyor olacaklar. Öbek toprak ve üst üste çakıllar, yerlerine geçmek için bekliyorlar.
Biraz ıslanmak lazımdı, yağmur gecikmiyor. Mermerin üstüne düşen damlalar toprağa akıp kayboluyor. İnce gömleğinden sızan rüzgâr ve damlaların serinliği ta küreğimin ucuna kadar ulaşıyor. Az kaldı. Çukurun kenarlarından sarkan kökler kendilerini almamı, toprakta kıvrılan birkaç solucan ve sümük böceği, üstlerini kapatmamı bekliyor. Çukurun zeminini ayaklarıma ezerek düzleştirirken, bir tomar, bir yükselti, bir sertlik efeleniyor. Vücudumun ağırlığı, tabanlarımın inadı yetmiyor. Yumruk kadar bir pürüz, bir türlü düzelmiyor. Küreğime davranıp yumruğun yanından saldırıyorum. Küreğimin ucu saplanınca, yüklenip kaldırmaya uğraşıyorum. Küreğin sapı ağırlığımla titriyor, neredeyse bükülüyor ama pürüzü sökemiyorum. Küreği fırlatıp atıyorum ve kazmama davranıyorum. Olmuyor; kazmanın ucu yumrukta saplı, sapı elimde kalakalıyorum.
Yağmur dinmişken ve gelmelerine az kalmışken, istesem hemen çıkıvereceğim çukurdan. Etrafını biraz düzledikten sonra, bu kez ben beklemeye koyulacağım. Fakat şu vicdanım, şu vicdanım yok mu?
O’nu boylu boyunca uzatacaklar şuracığa ve tam böğrüne denk gelen yumruk kadar topak batacak. İyisi mi biraz daha uğraşmalı…
Pes eden kazmamın sapı ve küreğimin inadıyla biraz daha yokladığım topak, sertleşmiş bir kaya gibi yerleştiği topraktan bir türlü sökülmüyor. Etrafını kazasım var ama bu sefer de mezarın derinliği, eğimi bozulacak. Üstüne vura vura toprağa gömme çabam da boşa gidiyor. Yok, bu yumruk burada kalacak.
Yağmurdan ıslaklığıma, terim de bulaşıyor. Ha geldi ha gelecekler ama ben hala çıkamadım şu çukurdan. Biraz daha vaktim olsa… Eğilip elimle iyice yokluyorum yumruğu. Dümdüz ve yumuşak zeminde, bir pürüz gibi yükselip durmuş, yumruğumca sert ve inatçı toprak tomağı okşuyorum. Ne tam bir küre, ne de eğri büğrü. Parmaklarımla etrafını yokluyorum. Biraz eşeliyorum. Yağmurun ıslattığı toprak biraz çamurlaşan haliyle ellerime bulaşıyor. Topraktan yumruğun etrafı biraz açılıyor. Çukurun nemli havasından ve toprak kokusundan nefesim içimde kalınca doğruluyorum. Çukurun çeperlerinden kıvrılan bir iki solucanı elimle alıp yukarı atıyorum. Of…
Çıkmaktan başka çarem kalmıyor. Daha çıkıp mezarın etrafını toparlamalı ve mermeri düzlemeliyim. Tam yukarı uzanıp çıkacakken, son bir kez dönüp topağa bakıyorum. Kahverengi toprak zeminin tam böğründe yükselen taştan bir yürek şekli gibi bana bakıyor. Kazmamdan daha kuvvetli, küreğimden daha mahir ve benden daha inatçı yumruktan yüreğe göz yumup çıkıyorum.
İkindinin alacası göğü boyamış, yağmur yüklü bulutlar dönüp duruyor. Toprak yığınını düzeltip mermeri yükleniyorum. Mezarın başına doğru uzatıp bırakıyorum. Meftayı uğurlayıp kapattıktan sonra en son, işte o an, işte şu mermeri dikince bitecek hepsi… Herkes başı önde çekip gidecek. Evli evine, ben bekâr evime ve sadece bu mermer dimdik kalacak burada. Üstüne konan kuşların pisliği, gezinen böceklerin lekeleri ve zamanın sarartısından başka hiç bir şey kalmayacak burada.
Arabalar geliyor. Kalabalık iniyor. Mezarlık şenleniyor. Kalabalığın gerisinden insanları izliyorum. Saf saf sıraya diziliyorlar. Sükûn bir bekleyiş başlıyor. Sonra önlerinde imam namazı kıldırıyor. Dualar ediliyor. Yağmur kaldığı yerden devam ederken, beyaz kefenlere sarılmış meftayı indiriyorlar. Usul hareketlerle çukura koyuyorlar. Aklıma yumruk düşüyor. Galiba benden başka kimse fark etmiyor. Şimdi o yumruğun üstüne bir insan uzanıyor, kim bilir; belki batıyor, belki acıtıyor. İçimden; Allah beni affetsin, elimden geleni yaptım diyorum. Ama bir türlü sökemedim yerinden…
Meftanın bir iki akrabası ile kapatmaya başlıyoruz çukuru. Kürek kürek toprağı çıkardığım yere koyuyoruz. Yerlerinden edilmiş taşlar, çakıllar ve çamurlaşan toprakla doluyor mezar. Kapanıyor. Onlar etrafını birkaç tuğla ile çevirirken ben geriye çekiliyorum. Sonra sırası geliyor ve mermeri kaldırıp dikiyoruz. Yerli yerince sağlamlaşırken, siyah gözlükleri ile biri yanaşıyor ve elindeki çiçek demetini toprağın üzerine bırakıyor. Karış karış altındakinin üstüne örtülü toprağın üzerine çiçekler, yağmur ve gözyaşı düşüyor. Cenaze kaldırılıyor…
Yavaş yavaş herkes gidiyor. Kalabalık azalıyor. Kalanlardan birileri de benim paramı verecek diye beklerken, yaşlı bir adam yanı başımızdaki mezara yaklaşıyor.
Az evvel bu meftanın namazını kılmış ve meftayı çukura koymuş olan adam, hemen yanımızdaki mezarın başında dua ediyor.
Bekliyorum, duası bitiyor. Sonra mezarlığın en taze mezarına, yani yanıma yanaşıyor. Gözlerindeki nemi saklamıyor. Her ölüm gibi buna da can dayanmıyor.
-     Başınız sağ olsun…
-     Dostlar sağ olsun, diyor.
Elini cebine atıp çıkardığı parayı uzatıyor. Alıp gömlek cebime koyuyorum.
-     Yakını mıydınız?
-     Babasıydım, diyor.
Akşam yaklaşıyor, hava serinliyor. İhtiyarı bırakıp gitmek istemiyorum. Bir müddet daha yanında bekliyorum. Elleri açık dua ediyor, etrafta ikimizden başka kimse kalmıyor. Duası bitince, tekrar yanımızdaki mezara geçiyor. Çömelip toprağı okşuyor. Taşını okuyorum; acaba o da mı yakınıydı diye meraklanıyorum. Mermerde bir kadın ismi yazıyor. Tarihten belli ki bir mevsim bile olmamış toprağa gireli. Belki O da bir akrabaydı diye düşünüyorum. İhtiyar kalkıyor. Tekrar taze mezarın başına geçiyor. Tam duaya başlayacakken dayanamıyorum.
-     Diğer rahmetli de yakınınızdı herhalde.
-     Sayılır. Oğlumun nişanlısıydı. Oğlumun vasiyetiydi yan yana gömülmek.
-     Başınız sağ olsun… Kaza falan mı?
-     Değil. Kızcağız amansız bir hastalığa yenik düştü. O’nu toprağa verdikten sonra benim oğlan da yatağa düştü. Mukadderat, ikisini de elimizden aldı Rabbim.
Geriye çekiliyorum ve ihtiyar duasına başlıyor. Yüzleri bana dönük taşlardaki isimlere bakarken dalıp gidiyorum. Yaşlı adamın oğlunun, şimdi toprağın altındaki bedeninin mesut hali aklıma geliyor. Hemen yanı başında uzanıp kalmış ve hasretle sevgilisini bekleyen kızın, kimseler duymadan, kimseler bilmeden yanaştığı taze çukurda, bir yumruk gibi bekleyen yüreğini anlıyorum. Şimdi oğlunun tam böğründeki çıkıntının, kızın yüreği olup oğlana kavuşmuşluğuna sessizce ağlarken, yaşlı duasına devam ediyor, yağmur toprağa düşüyor. Kıyamete kadar hiçbir yürek, sevdiğinden ayrı düşmüyor. O yürek kazmamı kırıyor, küreğimi eğiyor, toprağı deliyor ama çürüyüp gitmiyor.
Babayla beraber onları ardımızda bırakıp giderken, iki dimdik mermer toprağın üstünde, iki yumruk gibi yürek çukurun içinde birbirine sarılmış, kıyamete dek hasretleri son buluyor.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Güzel Bayan [Şiir]
Kerpeten [Şiir]
Ben Seni Güzel Türkçem ile Sevdim [Şiir]
Sözler [Şiir]


Murat Serdar Arslantürk kimdir?

. . .


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Murat Serdar Arslantürk, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.