..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"İnsanların bazen neye güldüklerini anlamak güçtür." -Dostoyevski
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Aşk ve Romantizm > Vildan Sevil




11 Şubat 2012
Çocukların Çığlığından Göklerin Tılsımına  
“Öldük, ölümden bir şeyler umarak./ Bir büyük boşlukta bozuldu büyü./ Nasıl hatırlamazsın o türküyü,/ Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü”// C.S.Tarancı

Vildan Sevil


Güneş, alacakaranlığını bırakıp gitmişti. Mars, yüzünün yarısını saklayan Ay’ın peşine düşmüştü. Bu zamanlarda, hep böyle yapar, Ay’a iyice yaklaşırdı. İkisi de göz kırptı, bu garip kuşlara. Onlar da gülerek selamladılar, bu kadim, vuslatsız aşıkları.


:BJFH:
“Öldük, ölümden bir şeyler umarak./ Bir büyük boşlukta bozuldu büyü./ Nasıl hatırlamazsın o türküyü,/ Gök parçası, dal demeti, kuş tüyü”// C.S.Tarancı

Çığlık çığlığa çocuk seslerini duyunca kalktı, elindeki kitabı bırakıp pencereye yöneldi. Camı açar açmaz, alt pervazda birikmiş karların bir kısmı halıya düştü. Kar soğuğu yüzüne vurdu. Olsun, biraz hava almış olurdu. Çocukları izlemeye başladı.

Kar yağışı ve soğuk yüzünden, günlerdir evden çıkmıyordu. Aslında çok uzun zamandır, diğer günlerde de zorunluluk olmadıkça evden çıkmak istemezdi. Yaşamın devinimiyle bağları epeyce zayıflamıştı. Çoğulluk içindeki çıkmaz sokaklarla kuşatılmış yalnızlığını daha fazla arttırmaktan kaçar olmuştu. Çevresindeki insanların çoğalmasıyla, kendinde artan maske sayısının ayrımına vardıkça, başkalarının maske çeşitlerini de iyice tanır olmuştu. Bütün bunları, taşıyamıyordu.

Şimdi artık, tek başınalığının tadını çıkarmaya çalışıyordu. Sorumluluklarının, tekinsiz yalnızlığının getirdiği yüklerin, maskelerin ağırlığından sıyrılmıştı nihayet. Yorgunluğunu atıyordu. Bu hafiflemeyle birlikte, yavaş yavaş yüzüne yerleşmeye çalışan gülümsemeyi, yüz kaslarının gün be gün gerginlikten sıyrılışını izlemeyi seviyordu. Aynaya yaklaşabilmesini, onca yıldan sonra, kendini yeniden var
edişindeki acemiliği savuşturmadaki başarısını, bu ivecen değişimi izlemeyi seviyordu.

Bu baygın, manolya kokulu uyanışın yanısıra, tanılamaktan kaçtığı korkuların depreşmesi, ket vurulmaz bir huzursuzluğa neden oluyordu. Deprem öncesi ısınan yeraltı suları gibi bir sıcaklık, şiddetli bir sarsıntının, belki de patlamanın ayak sesleri sanki. Denetimden uzak, doğasal itimin gücünü duyumsuyordu.
..........................

Okuldan dönen çocuklar, sırt çantalarını karların üzerine fırlatmış, kendilerini karların üzerine atıyor, birbirlerine kartopu fırlatıyor, alt alta üst üste boğuşuyor, avazları çıktığı kadar, ne dedikleri anlaşılmaz biçimde haykırıyordu. Erkeklerin sert, haşin oyunlarına ayak uyduramayan kızlar, uzaklaşarak kendi aralarında oyun kurmaya çalışıyor ama erkekler hem kendi aralarında oynuyor hem de kızlara sataşıyor, incecik çocuk çığlıkları birbirine karışıyor, ortalığı inletiyordu.

“Sakın bir daha görmeyeyim, fena olur.” dedi annesi. “Kızlar oğlanlarla oynamaz öyle alt alta üst üste” Oynamazmış. Oynamış mıydı, söz dinlemiş miydi? Pek söz de dinlemezdi ama anneye yalan da söylenmezdi ki...
..............

Çocuğun biri, çok çevikti. Diğerlerinin hepsine yetişiyor, kimine kartopu fırlatıyor, kimini yere deviriyor, birinden diğerine atlayıp duruyordu. Diğerleri de sert tepki göstermediğine göre, grubun lideri gibiydi. Arada bir şeyler söylüyor, hepsi kahkahadan kırılıyordu. Bir anda çocuğun birinin kolunu kapıp arkaya doğru öyle bir büktü ki, öteki zavallı avaz avaz bağırdı.

Çocuğun kolu kırılacak diye kadının ödü koptu, var gücüyle “Yapma oğlum!” diye bağırdı. Yaramaz, beklemediği bu çığlıkla çocuğun kolunu bıraktı, sesin geldiği pencereye baktı ve gülerek dilini çıkardı, oyuna döndü. Neyse kol kurtulmuştu ya... Fakat garip bir yüzü vardı yaramazın. Kadın emin olmak için “bana bak bakayım, neden öyle tehlikeli şeyler yapıyorsun?” diye, tekrar seslendi. Çocuğun bir an gördüğü yüzünü tekrar görmek istiyordu.

Çocuk, kadına doğru döndü. Gülmekle sırıtmak arasında ikircimlenen bir ifadeyle yine dilini çıkardı. Bu kez, çocuğun yüzünü iyice gördü kadın. Ama bu bir çocuk yüzü değildi ki... Yetişkin bir erkek yüzüydü. Tanıştığı ara sıra haberleştiği, uzaklardaki bir erkek yüzü. Sonra, çocuk bedeninde böyle bir yüz?...

Pencere kenarındaki mermerden bir avuç kar aldı, topakladı, yanaklarında, alnında gezdirdi; soğuk, fena halde ürpertti. Düş ya da sanrı değildi demek ki... Bir sigara yakmalıydı. Arkasını döndü.

Pattt... Pattt... Pattt... Ensesinden içeri küçük bir buz parçası.

Başında patlayan kartopları dağıldı, halıya saçıldı. Artık şu çocuğa, şöyle bir görünmenin zamanı gelmişti. Geri döndü. Dönerken birden, bileğinde bir acı hissetti, aynı anda da bir el ve kol gördü, çekiştiriliyordu, düşecek gibi yanlamıştı ama düşmüyordu. Ne oldu?... Nasıl oldu?...
Pencerenin dışında, boşlukta buldu kendini. Bileğinden tutup hızla çeken, yetişkin eli, yetişkin koluydu ama tam omza gelince yaramaz çocuğun çocuk gövdesine bağlanıyor, birlikte, atıştıran karın altında, boşlukta yükseliyorlardı.

Yetişkin eli, kolu, yüzü, ama çocuk gövdesi... Neler oluyordu?...

“Öldük ölümden bir şeyler umarak/ Bir büyük boşlukta bozuldu büyü” dizeleri aklına düştü. Hep ayakta ölmek istemişti. Eli ayağı tutarken. Ama uçarak ölmek hiç aklına gelmemişti. Böylesi çok daha güzeldi. Büyü bozuluyor muydu, yapılıyor muydu?
“Kimsin, nesin, nereye gidiyoruz?” dedi şaşkın şaşkın.
“Yine soru sormaya başlama” dedi, bileğine yapışıp göğe yükselten canlı/çocuk/adam/Azrail, her kimse... Azarlar gibi değil de sanki alaycı bir sesle... Yo, çocuk sesi değil.

- “Ne o korkuyor musun?” diye sordu.

- Hayır, korkmuyorum, korkmuyorum da anlayamadım, nasıl, kim, nereye?... Şaşırdım... Neler oluyor?

- Biraz çabala, bir kez olsun bir şeyi anlamaya çalışma, anlayamazsın, bırak kendini, rahat yükselelim...

- İyi, güzel ama yerçekimine ne oldu? Gökçekimi vardı da ben mi bilmiyordum ?

- Ne dedim, soru yok. Yalnızca korkma. Bak neler göreceksin. Bu kez, alay yoktu sesin tınısında. Sanki şefkat mi titreşiyordu ?

Yükseliyorlardı... Uçuyorlardı... Dans eden milyonlarca kar tanecikleri arasında ve üşümeden.

Kar yüklü morca bulutlara vardılar. Birbirine benzemez, milyarca bembeyaz, altıgen tanecik ayrıştı, onları okşayarak selama durdu... Milyonlarca, yumuşacık inci dizisi... Aralarından geçtiler neşeyle ve saygıyla, yükseldiler, yükseldiler...

Çocuk büyüyor, vücudu oranlarını buluyordu.

Güneş, alacakaranlığını bırakıp gitmişti. Mars, yüzünün yarısını saklayan Ay’ın peşine düşmüştü. Bu zamanlarda, hep böyle yapar, Ay’a iyice yaklaşırdı. İkisi de göz kırptı, bu garip kuşlara. Onlar da gülerek selamladılar, bu kadim, vuslatsız aşıkları.

Hava burada sıcak mıydı, uçuşun ısıtışı mıydı ? Isınıyordu. Bileğini tutan her kimse, yeryüzüne aitse eğer, o da ısınıyor olmalıydı. Bilemezdi ki...

- “Ardına bakma sakın, büyü bozulur” dedi gizemli “çocuk adam” ya da her kimse.

Bakmadı. Ardı umurunda değildi. Göklerin tılsımı çağırıyordu onu. Biri bileğini yakalamıştı, o da yükseliyordu işte.

Yükseliyordu.

11.02.2012
Vildan Sevil






Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın aşk ve romantizm kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ben Ölürken
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!..
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!..

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Dedem Düşlerime Giriyor
İlk Sosyalist Muhtar Fevzi Ağabey
Dolunayda Uyku Tutmaz
Düşselin Gerçeğinde, Gerçeğin Düşselliğinde
Oy Madimak, Madimak!.. Sen Artık Türkülerle Değil, Ateşlerle Anılmaktasın
Gece, Mehtap, Selene, Apollon ve Ben
Ah İbrahim/ Kara Gözlü İbrahim/ Göklerden mi Geldin?/ Yıldızlardan Mı?..

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Duruşma [Şiir]
Okurun Sevinç Çığlığı ve Yazarın, Kitabın Çilesi [Deneme]
Sen Kaç Kere Doğdun Sevgili Okur?.. [Deneme]
Ant Olsun ve Şart Olsun ki Umursamayacağım!.. Nerde Benim Şu Cımbızla Ayna?.. [Deneme]
Yine Tecavüze Uğradım!.. Yine Tecavüz Ettim!.. [Deneme]
Konuğum Var: Cengiz Akın, Post - Modern Edebiyatta "Zaman" Kavramı, Zaman - Bilinç İlişkimiz [Deneme]
Kassandra'nın Güncel Kehaneti [Deneme]
İpek Nehir, 1 Mayıs, Vay İstanbul... [Deneme]
Poetika// Sanatsal Yaratı Üstüne Fikir Uçuşmaları (Iv) [Deneme]
Ahhh İstanbul... Çekme Beni Böyle Kendine Kendine... Yorgunum... [Deneme]


Vildan Sevil kimdir?

Koşuşturmaktan yoruldu. Altmışından sonra, çok yabancısı olduğu teknolojiyle, sanal ortamda kalem oynatmaya kalktı. İletişim kurmak, duygu, düşünce, birikim paylaşmak, genç kuşaklardan yeni şeyler öğrenmek istedi. Yazarlık deneyimine burada adım attı. İşte böyle sınır tanımaz bir "dinazor ". . . Başarır mı acaba ?

Etkilendiği Yazarlar:
Marx, Engels, Freud, Nietzsche, Adorno, Horkheimer, Foucault, Antik Grek, Rus , Fransız yazını, Amado, Marquez, Llosa, Asturias, Lübnanlı Amin Maalouf...Elbette Nazım, Aragon, Neruda ve nice ozan/şair...


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Vildan Sevil, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.