..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"İşimden büyük tat aldığımı söylemeliyim." -John Steinbeck
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Kesinlikle Karşıyım! > Vildan Sevil




24 Eylül 2012
İleridemokrasi Getirmeyi Amaçlayan Balyoz Vb. Davalar Üzerine  
Davaların içine sıkıştırılmış, iyice ipliği pazara çıkmış, birkaç tane fail meçhul düzenleyici ve uygulayıcısının varlığı, bu büyük oyundaki gerçeği örtemez.

Vildan Sevil


Demokratik güçlerin bir bölümü, özellikle Ergenekon tutuklamalarıyla başlayıp referandumla ilerleyen süreçte, bilerek ya da bilmeyerek, “İnsan hakları” aldatmacasına kanarak, bu güçlerden demokrasi bekleme yanılgısına düştüler. “Yetmez ama evet” diyerek utangaç bir iktidar yandaşlığı sergilediler. Ya da boykot çağrısıyla güçlü bir tepkiyi önlediler. Bu büyük bir yanılgıydı. Bu yanlışlardan geri dönüş, kimseyi küçültmez. O günden bu yana, anti-demokratik, totaliter, baskıcı yapı iyice yüzünü gösterdi. Dinsel baskı iyice arttı ve kurumlaştı.


:HHA:
Dünyaya tamamen egemen olan anamalcı küresel güçlerin, dünya egemenliğini iyice pekiştirme amacı doğrultusunda, Yeşil Kuşak ve BOP planı gereğince, Ortadoğu, Yakındoğu ve ülkemizde, yıllardır süregiden çalışmalarını izliyoruz; o amaçlar doğrultusunda toplumsal bir yoğrulmaya maruz kalıyoruz. Her geçen gün, daha hızla, ekonomik, askersel, politik, sosyolojik, psikolojik alanda amaçlarına ulaşıyorlar ve biz, neler olup bittiğini şaşkınlıkla kavramaya çalışırken yeni dünya düzeninin değerleri ve insan tipine göre biçimlendiriliyoruz. Sessiz soluksuz, severek aşını, ekmeğini, sağlığını, eğitimini, canını armağan eden gönüllü köleler haline getiriliyoruz.

Yıllardır süren, yüzlerce insanın hapisaneleri doldurduğu Ergenekon, Devrimci Karargâh, Balyoz, KCK, OdaTV gibi davaları, yukardaki tablonun dışında tutarak değerlendirirsek yanılgıya düşeceğimizi düşünüyorum.

Sovyetlerin yıkılışından sonra,1990’lı yıllarda, ABD ve Avrupalı ortakları, dünya servetine ve pazarlarına tek başlarına sahip olmak, paranın engelsiz dolaşımını sağlamak amacıyla, Ortadoğu’da operasyonları arttırdı. Art arda çıkartılan yerel savaşlarla günümüzde Arap Baharı diye sunulan savaşlara kadar iş, geldi dayandı, sürmekte...

Diktatörlükler ve baskıcı rejimlerle bunalmış halkların demokratik istemleri, “İnsan hakları savunuculuğu” adı altında kışkırtılıp emperyal amaçlar için kullanıldı.

Diktatörlüklerin yerine, geri İslam toplumlarında, dinsel ideoloji tepe tepe kullanılarak, yıkılan diktatörlükler yerine, gerici İslami rejimler kuruldu. Diktatörlüklere rahmet okutacak biçimde, emperyal soygun, daha da arttırıldı; bu ülkeler tamamen teslim alındı. Irak, Mısır, Libya, Afganistan, Yemen... Harekât; Suriye, İran, Türkiye üzerinde sürmekte. Biz de elimizden gelen yardımı esirgemedik, büyüklerimiz sayesinde.

Bütün bu gelişmeler karşısında, ikinci bir güç olarak, daha 1996’da, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya, Kazakiskan, Tacikistan Şanghay Beşlisi’ni oluşturdular. Türkiye’yi de çağırdılar. Girmedik.

Küresel güçlerin yayılmasından, Nato aracılığıyla TSK’nın, bu amaçlar doğrultusunda oraya buraya gönderilmesinden rahatsız olan subaylar, bu yeni oluşuma dikkat çekerek, ABD uydusu olmaktan doğan rahatsızlıklarını dile getirdiler.
Dışa yönelik olarak ABD karşıtlığı ve içe yönelik olarak da geleneksel laikliği sahiplenip demokrasi savaşımını onunla sınırlandırsalar bile, patrona ve dinci iktidara karşı çıkmak, defterlerinin dürülmesine yol açtı.

Bu subaylar içinde, Doğu’da, 30 yıldır sürdürülen savaşın sonlandırılması için çabalayanların yanısıra, sürdürülmesini isteyenler; sol düşünceye yakınlık duyanların yanısıra, düşmanca görenler de vardır kuşkusuz. Ama bu heterojen yapı, şimdi sadece, AKP ve ABD karşıtlığı temelinde birleşip de, bu güçlere, kayıtsız koşulsuz BİAT ETMEDİKLERİ için cezalandırılmaktadır.

Google’da kısa bir gezintiyle görülebileceği gibi, evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmayan gizli tanıklıklar, nereden nasıl geldiği belli olmayan bavul dolusu garip belgeler, virüsle bilgisayarlara doldurulmuş kanıtlar vb... Savunma hakkının ihlali... İşte davalar böyle görülmekte ve sonuçlanmaktadır. Elbette, yine evrensel hukuka aykırı olarak kurulmuş özel mahkemeler eliyle. Emir kumanda zinciri içinde işleyen davalar...

Davaların içine sıkıştırılmış, iyice ipliği pazara çıkmış, birkaç tane fail meçhul düzenleyici ve uygulayıcısının varlığı, bu büyük oyundaki gerçeği örtemez. Yine, darbe yapıp binlerce insanın canına okuyanların, biat edenlerin özenle korunması, göstermelik mahkemelerde, demokratlık vaatleriyle oynanan oyunlar da gerçeği örtemez. Bu büyük güçlere muhalif her kesim, tehdit altındadır. Birkaç göstermelik caninin varlığına kanarak bu davaları alkışlamak, geleceği daha da ipotek altına sokmaktır.

Bu davalar, “Ben hukuk mukuk tanımam, herkes ayağını denk alsın, fermanlara uysun!” demektedir.
Kürtlerin salt demokratik istemleri nedeniyle tutuklanmalarını alkışlamak, milletvekillerinin meclisten atılmasını savunmak; subay, yazar çizer ya da diğer muhaliflerin uzayıp giden tutukluluklarını, cezasını alkışlamak çifte standarttır ve aynı oyunun figüranlığı rolünü üstlenmemize çağrıdır.

Demokratik güçlerin bir bölümü, özellikle Ergenekon tutuklamalarıyla başlayıp referandumla ilerleyen süreçte, bilerek ya da bilmeyerek, “İnsan hakları” aldatmacasına kanarak, bu güçlerden demokrasi bekleme yanılgısına düştüler. “Yetmez ama evet” diyerek utangaç bir iktidar yandaşlığına sergilediler. Ya da boykot çağrısıyla güçlü bir tepkiyi önlediler. Bu büyük bir yanılgıydı. Bu yanlışlardan geri dönüş, kimseyi küçültmez. O günden bu yana, anti-demokratik, totaliter, baskıcı yapı iyice yüzünü gösterdi. Dinsel baskı iyice arttı ve kurumlaştı.

12 Eylül’den en büyük zararı görmek, bizleri kör etmemeli. Sakın ola “İşkencecisine aşık olma” suçlamasına kalkışılmasın. Bu yolla, riskten kaçmaya çalışılmasın. İyi niyetliysek, bir yerden nemalanmıyorsak, şapkayı öne koyma, sapla samanı ayırt etmenin zamanı geldi, geçmekte.

Eğer, bugünün dünya koşullarında, her türlü etnik, dinsel, mezhepsel ayrımın, her türlü milliyetçiliğin ardındaki büyük patronu ve işbirlikçilerini göremezsek... Bunların soktuğu kamayı çıkarmayı beceremezsek... Daha pekçok kan dökülecek, daha pekçok can gidecek, pekçok sınır onların istediği gibi çizilecek.

Bu yazı, yukardaki saptamaları doğru kabul eden, tüm sınıf ve katmanların politik, demokratik örgütlerine, gruplarına, bu doğrultuda yayın yapan dergiler ve çevrelerine, umutsuzlukla köşesine sıkışmış, yurdu için sancı çeken tek tek bireylere bir çağrıdır. Gelin bunları tartışıp mücadelemizi ortaklaştıralım.

Ya hepimiz yalnızlaşıp ötekileşeceğiz , ezileceğiz ya da bir bütün olmanın yolunu bulup kurtuluş yolumuza devam edeceğiz.

Vildan Sevil
24.09.2012



.Eleştiriler & Yorumlar

:: Bir eleştiri
Gönderen: Osman Volkan Şahin / ,
28 Eylül 2012
Hocam ilk kez bir tespitinize katılamayacağım. Davanın hukuksuzluklarla dolu bir tasfiye davası olduğu ortada. Ancak tasfiye, oligarşi içindeki iktidar mücadelesinin bir sonucu. Taraflardan birinin ya da diğerinin başarılı olması halkımızın lehine hiç bir ekonomik, siyasal sonuç doğurmayacaktır. Bize sadece ülkemizin farklı bir bakış açısıyla yeniden dizayn edilmeye çalışıldığını gösterir.>> Sevgili Volkan, taraflardan birini yeğlediğim anlamı çıkıyorsa benim anlatım hatamdır.Buradan gidermeye çalışayım: Anlatmak istediğim, büyük patron tarafından, tarafların birinin neden tasfiye edildiği sorununa kendimce yanıt vermekti. Diğeri ise, tasviye sırasında yargının kullanımı ve bunun darbe dönemlerini bile geride bırakarak, her türlü muhalefeti yok etmeye yönelik olmasıydı. Kuşkusuz, bu amaç doğrultusunda kullanılan tek araç da yargı değil. Eğitim kurumları, eğitimin içeriğinin yeniden düzenlenmesi, değişime uğrayan sınıflar, sermayenin de el değiştirmesi vb... İlgine, katkına teşekkürler, sevgiler...(V. Sevil)

:: Hepimiz ezileceğiz,
Gönderen: Mustafa Yener / , Türkiye
25 Eylül 2012
Bir yandaş köşe yazarı bu günkü yazısında balyoz davası kararlarını alkışladıktan sonra şöyle demiş; "eğer tedbirler hakkıyla alınmazsa, Türkiye'nin ufkunda yine tam veya eksik darbe teşebbüsleri, hatta darbeler görünüyor". Bu sözlerden de anlaşılıyor ki; balyoz yeni kurbanlar arıyor, ülkeyi felakete sürükleyen güce dil uzatacak herkes tehdit altındadır.// Yazıda da belirtmeye çalıştığım gibi, her kim ki, fetva ve fermanlara uymaz ise...Vay haline... teşekkürler, sevgili Yener.(Vildan Sevil)

:: Düşünmek mi? O da ne ?
Gönderen: İkbal Elvan Angün / , Türkiye
25 Eylül 2012
Günlük hayatımıza medyanın ve politikacının bu kadar müdahil olduğu bir dönemi hatırlamıyorum. Yazınız, duyarlı bir davet içermekle birlikte pek çok kişi tarafından politik bulunabilir. Mazallah, politikacılarımızın, candaş yayıncılarımızın bizleri bu kadar düşündüğü göz önüne alınırsa, vatandaşın bu tür şeyler düşünmesi nankörlük olmaz mı, netekim ?// Sormayı sevgili İkbal... Neyaptıysak yüce devletimize yaranamadık ömür boyu. Hep nankör, hep nankör netekim. Sevgiler...(Vildan Sevil)

:: Ülke nasıl parçalanacak?
Gönderen: Hulki Can Duru / , Türkiye
25 Eylül 2012
Sanırım şöyle bir komplo teorisi kurgulanabilir: Bir punduna getirip başkanlık sistemine geçildikten sonra federatif bir yapı kurulacak. Bu federatif yapı 1920 yılında Osmanlı’nın kabullendiği Sevres antlaşması doğrultusunda “Avrasya Birleşik Devletleri” ismiyle konfederatif bir yapı altında oluşturulacak. Bu Yugoslavya benzeri konfederasyona Kuzey Irak kukla yönetimi, Ermenistan, Irak, Lübnan, Suriye (?), Azerbaycan (?) ve hatta İsrail bile katılabilir. İran yumuşatıldıktan(!) sonra herkes Sevres antlaşmasında öngörüldüğü gibi kendi yoluna gidecek. Bu durumda Türkiye diye bir devlet kalır mı kalmaz mı artık bilinemez. Ama kağıttan kaplana dönmüş, kozmik odası ve tüm askeri sırları açığa çıkmış ve bir çapulcu güruhuyla başa çıkmakta bu kadar aciz kalan bir orduya sahip bir ülkenin egemen olarak hüküm sürme olasılığı çok düşüktür.// Komplo teorilerinin, pekçoğunun gerçekleştiği de bir gerçektir. yorumunuza teşekkürler üstat.(Vildan Sevil)




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın kesinlikle karşıyım! kümesinde bulunan diğer yazıları...
Erkek Egemen Toplumdan Erkek Dininin Egemen Olduğu Topluma
2017’nin 8 Mart’ı Bu Ülkede Çığlık Çığlığa #hayır’dır
N. Ç!.. N. Ç!.. N. Ç"ler!.. Hepimiz Tecavüzcüyüz!..
Geçmişin İzdüşümünde Bir Kısır Döngü
Cumhuriyetin Rövanşı Ya da Şeriata Doğru Adım Adım Mı?..
Kadın Sorunları, Piyasa ve Üreme Organlarımız/ (8 Mart Yazıları - IV)
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü"nden, Şapşal Şabalak Konserlere, Cicili Bicili Mağazalara // (8 Mart Yazıları – I)
12 Eylül Vahşeti ve Davası Üzerine (Iı)
12 Eylül Vahşeti ve Davası Üzerine (I)
Savaş… Savaş… Savaş… Ölüm… Ölüm… Ölüm...

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Referandum Gününden Hoş Sedalar
Birgün Ben, Belki Bir Sığırcık Kolonisinin İçinde, Belki Yıldızlarla Birlikte Göklerde…
30 Mart 1972 Kızıldere Katliamı (Dev, Baş İstiyor/ G. Akın)
18 Mart 1915. Çanakkale O Gün Geçilmedi. Ya Bugün?
Almanya, Hollanda, Türkiye Gerginliği ve Ah Şu Benim Şeytan
Ah Sevgilim, Aşkım Benim! 14 Şubat’ta Nerelere Gidelim?
Değerli Atilla Karaduman Bey, Gerçekten "8 Mart’a Lanet Olsun" Mu?
Bir 8 Mart Daha Geçti, Ama Nasıl Geçti?
Twetter’dan Esinlenerek 32 Kısım Tekmili Birden Sorular
Tahir Elçi ve Kendi Masumumuz, Kendi Mazlumumuz

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Duruşma [Şiir]
Dedem Düşlerime Giriyor [Öykü]
İlk Sosyalist Muhtar Fevzi Ağabey [Öykü]
Çocukların Çığlığından Göklerin Tılsımına [Öykü]
Dolunayda Uyku Tutmaz [Öykü]
Düşselin Gerçeğinde, Gerçeğin Düşselliğinde [Öykü]
Oy Madimak, Madimak!.. Sen Artık Türkülerle Değil, Ateşlerle Anılmaktasın [Öykü]
Ben Ölürken [Öykü]
Gece, Mehtap, Selene, Apollon ve Ben [Öykü]
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!.. [Öykü]


Vildan Sevil kimdir?

Koşuşturmaktan yoruldu. Altmışından sonra, çok yabancısı olduğu teknolojiyle, sanal ortamda kalem oynatmaya kalktı. İletişim kurmak, duygu, düşünce, birikim paylaşmak, genç kuşaklardan yeni şeyler öğrenmek istedi. Yazarlık deneyimine burada adım attı. İşte böyle sınır tanımaz bir "dinazor ". . . Başarır mı acaba ?

Etkilendiği Yazarlar:
Marx, Engels, Freud, Nietzsche, Adorno, Horkheimer, Foucault, Antik Grek, Rus , Fransız yazını, Amado, Marquez, Llosa, Asturias, Lübnanlı Amin Maalouf...Elbette Nazım, Aragon, Neruda ve nice ozan/şair...


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Vildan Sevil, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.