..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsanlığın hangi filizi köreltilmek istenmişse, tersine o filiz daha gür büyümüştür. -Freud
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Şiir > Aşk ve Romantizm > Mehmet KELEBEK




15 Kasım 2012
Aşk Eksersizleri 4...  
Mehmet KELEBEK

:HED:
Aşk eksersizleri 4


“alınyazımın gül-i zarından gelen gül kokusunu aldım saba yelinden...
elest yurdundan sevgilinin şehla gözlerinin şulesi yandım elinden... “

     ... diye dilimden dökülen bir dizeyle fırladım düşler ülkesinden gerçekler alemine… sonra kaderimin gül bahçesinden gelen gül kokusunu hoş olan latif olan bir rüzgardan aldım... ezel günü toplanan ruhların toplandığı meydandır elest, işte o elest yurdundan tanıdığım sevgilinin o güzel ruhunun mükemmel güzellikteki gözlerinin ateşidir ki o gün bu gündür yandım onun elinden...

ey sevgili! gönül avcısı kirpiğinin okları canıma kasteden bir afet… ve o dağınık saçlarının rüzgarı ki çölde vaha arayan gönlüme delalet oldu... yine bu gece güzellik burcunun dolunayına sordum sevdiğim nerdesin diye… çılgınca ağladığımı duyanlar dediler ki o sevdiğin mah cemali ruşen olup saçlarını aydınlatan oldu sim ü zerde...

rüyaları tabir eden ey can!... rüyamda baharanın baranıyla kucaklaşırken gördüm kendimi... dem be dem kalbinde yer edinen gül budağındaki andelibe yorsan beni ne iyi edersin... çünkü ben güzellik burcunun dolunayından sevgilinin parlayan saçlarına gümüş ve altın gibi ışıldadım...

her gün gibi bugün de sevgili… mahallenizin sokak lambaları her gece olduğu gibi köşe başında yolumu gözleyip durur... şükür ki kapına gelip sana kavuşmanın gölgesiyle dostluk kuruyor bu sözlerim... lakin ona ne servi ne şimşad ezberim oluyor…

tazelenerek yenilenip dünyama girdin gireli iyiliklerin gözde talihine ram oldum sevgili… hele ki o gül yüzünü seyredeli mestane gezen aşıklar gibi çöllere vurdum kendimi...

hublar içinden bir huri seçtim ki o dünyama denk gelen bir letafet... o öyle bir teravet ki can ikliminden nevbaharıma öyle bir zarafet... aşkından virane gezen gönülümün babası zerafet ikliminde bimar iken zindan hükmünde oluyor dünya bana... letafetine fizan yanıyor… ben yanıyorum… bedevi gönlüm yersiz ve yurtsuz olarak mamur olan bir vahada saçları dağınık bir hülya gibidir şimdi...

ey sevgili saçlarına gönlümün badesi değmiş nevbaharın baranından banane... fısıldadı gönlüme saba yelin sefa gelmiş hoş gelmiş kışın şitabından banane... işte o gül ki nevasına mihman olan bülbülün handan gözlerinden çekilmiştir ebrusu... münbit kalbe sığınak al yanağa bacanak zülüflerin saf saf dizilmiştir ordusu...


gül kokusunun gölgesinde yer edinen sevgili… zülfüne huma kuşu konsa tuğba dalları kıskanır da yüküne ne yer ne gök mesken tutar... hurşide benzer parlayan yüze ay halesi nispet yapar da can perva harlı ateşe kendini atar... yine bugün dolunay misali cemalinin ruşen oluşunu seyrettim ciğerparem... istek o ki süleyman mührüne sahip bir görünür bir kaybolan vuslata erem... o vuslat ki cennet köşklerinden firdevse bedel…

gün be gün günlümü delen kirpiğinle ve oralı olmayan gamzene hasta olalı derdinle yatıp da dermansız yaşayan arzu döşeğinde gibiyim... o arzuları gezen hatta ummanlar gezen gül sadakatim sabrımın tetimmesi gibi az ise sevgili çoğa say... çektiğim ıstırabım kış yağmuru gibi hatta gül gözün gibi çok ise onu da aza say...

ey sevgili gönlümün hake yeksan olduğu gün mihmanı sen oldun... o elest gününden beri hüsn-ü zaatı nevbaharı sen oldun... nesrin nazıma yaklaştığı noktada nezaketle incelen nazlı gülün dikenleriyle nakşedilen yastığıma baş koyan sen oldun… böyle gamsız duruma nicedir hali bülbülün...

ey ay yüzünü gamdan dağlara yaslayan sevgili… def gibi yüzünü tutmayasın leyale... suzinak makamından sana ney gibi her an ağlayıp inlemem sanmasınlar ki hayale...

gonca gülün can derdine çare gibidir dudaktan dökülen sözün hokkasının her açılışı... leyalden şafağa gülün ruşen oluşu mesteder sevgilinin bana resmettiği sevdaya bakış açısı... gün olur da ay yüzü aydınlık sevgili kalbinde beni mihman ederse... o sevgilinin gülen yüzü aslında kahve ikramı hakikatinde bin türlü cefa gibi gelir bana...

ey günahlarımla cehenneme mahkumluğun teklifsiz kefili olan müle benzeyen sevgili gül... gözümdeki sisin yağmur öncesi bulutlarla kalbimden kopacak fırtınaların habercisi olduğunu bilip de nazlı gonca gülün açılıp saçılması için karanfil mesafesinde tefrikaya düştüm… sonra günün savunmasız hoyratlığıyla sevgilinin susamışlığına gözlerimin sağnak oluşu bir nebze yükümü hafifletti… rahatladım yani…


ey saki günül güzelinin nazını kırmızı şarap niyetine peymaneye koy içeyim de olayım yine mestane... lal'e değen mül kadehte gönlümün silüetine hıraman olsun bileyim de olayım yine divane... sonra bedahşan yakutunu kulağına küpe edip servi boyuna yakışık kılayım ey sevgili!... günüm hayale gölge olmuş sonra leyale savrulmuş görünsün... sünbül saçının menekşelerini görüp taze yüzüne bahar gelmiş desem gonca gülün umut veren açmaları sende hatırı kırık gönlüm gibi görünür sevgili...

nar kırmızı gömleğim hem ceybimden sarkan kıllarım mı var ki beni kıro sandın da aşk tetimmesine yeltendin sevgili... lakin güven telkin etmeyen fani vahşetinin eserlerini mi görmek istedin bende… göremezsin sevgili çünkü incelen ruhun farmasından geçip de yüce duygularda mestane gezen olduğumu bilmelisin…

eğer gül aşkıyla hürrem olup da tefrikaya düşersem bir gün hacaletin nişanesi gül ve ay mihri bana paye verilsin isterim... aksi halde fezayı çarşaf niyetine üzerine örttüğüm vakit utanmanın iklimlerinde gezersin de tesellim sana yetmeyebilir sevgili…

mukbil görünen gülün hıramanı, güvercin topuğunda saklıdır... pesendide görünen sireti, ay halesi suretinde saklıdır... nucum-u dırahşanın en ruşeni hurşide bak ki gözlerin kamaşsın ben diye... pesendide-i mah-ı halesinde göreceksin dünyanın efsun-u didesi yine ben diye...

mutlu görnen gülün salınarak cilveli edalı yürüyüşü düştü yine nehara ve leyale… sevgili denen varlığın asil olan manası güvercin topuğundadır… onda asırlardır beğenilmiş görünen bir ahlak var ki yani o ahlak sevgilinin iç dünyasının güzelliğidir…

ayın etrafında görülen rüya gibi büyülü ışık huzmesi gerçekte ışık huzmesi değil yanılsamadır o… aslında gerçek olanını sorarsanız o sevgilinin parlayan güzel yüzüdür… parlak yıldızların en aydınlığı olan güneşe bakınca göz denen uzuv kamaşır… neden diye bir sorulsa aslında… cevabı beğenilmiş ayın halesinde yani görülecektir sevgilinin nurunda …

dünyanın büyülü gözleriyle bana bakıldığını hissettiğim an her türlü olsun kendimi belli ederim… çünkü her vakit güzel görüp güzel düşünürüm… her güzelliği sevgilide görür ve her güzel günü de onun günüdür diye tin dünyamdan bölüşürüm…




mehmet gelebek
07.03.2011



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın aşk ve romantizm kümesinde bulunan diğer yazıları...
Aşk Eksersizleri 5...
Aşk Eksersizleri 1
Aşk Eksersizleri 3...
Aşk Eksersizleri 2...

Yazarın şiir ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Demek Sendin Üftadem…
Aşkın İle Tebah Vü Perişanım
Aşkına İktifa… Ruhuna İktisa…
Aşk - I Pinhan

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Yar Diye Diye Ey Sevgili… [Öykü]
Sen ve O Suskunluk [Öykü]
Sevimli Çakal [Roman]
Sevimli Çakal [Roman]
Kristal Yangınından Düşen Aforizmalar [Deneme]
İns Bedeninde Gülün Soluduğu Aşktan Yansımalar [Deneme]


Mehmet KELEBEK kimdir?

Mehmet KELEBEK 1973 yazında Gaziantep’in İslahiye ilçesinde beklenmedik bir anda mutfakta dünyaya geldi… Çünkü o ana kadar ikiz çocuk dünyaya getireceğini hiç tahmin edememişti annesi… Dünyanın beklenmeyen misafiri, yazmaya lise yıllarında; susmaya ise evlendikten sonra başladı… 6 yıl boyunca sustu… Dili açılalı gönül sarhoşu oldu şimdilerde… 1999 yılında “Onüç Bahar” adlı şiir kitabından 4 şiiri bestelendi… Türkiye’nin en saygın edebiyat dergilerinde ve sitelerinde yazdı, yazıyor… Şiir, deneme, hikaye ve roman türlerinde yazmaya devam ederken neyzenliğine bir de bestekarlık bulaşmıştır… Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi mezunu olup 2000 yılından bu yana Adana’da yönetici/öğretmen olarak yaşamaktadır… Şimdilerde ise sufi anlayışını sevmekte ve onunla dirilmektedir…

Etkilendiği Yazarlar:
yazar ve yaşar...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Mehmet KELEBEK, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.