..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bildiğim tek şey, ben bir Marksist değilim. -Karl Marx
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Gerilim > Aydın Akdeniz




1 Şubat 2014
Deve Dikeni  
Aydın Akdeniz
Hava kara dönmüştü. Üşümüş ve acıkmıştım. Beklemekten de sıkılınca çantayı açtım, sucuğu parmak kalınlığında kesip çubuğa sıraladım. Ucunu ateşe doğru yere batırmıştım. Ekmeği de o şekilde. Dilimlemeden ortasından bölerek. Dallar kırılıyordu o ara, sesini duymuştum. Önce boz renkli şu köpek sandım. Sonra gövdesi dışında vücudundan kalanları bir gün kara gömülmüş halde bulduğumu hatırladım. Çok olmamıştı öleli. Vücudu bile soğumamıştı. Kızarttığım dilimleri artık paylaşamayacaktım. O değilse dedim, kim ya da neydi dalları kıran şey.


:AJHJ:
Pedal gıcırtısıyla yokuşun başında beliriyor. Omzuna asılı çantasıyla meydandan başlayarak ilçeyi sokak sokak dolaşır. Bakkal, terzi ve bir vakitler Aziz’le çıktığımız kahveye uğrayıp oradan tepeye kıvrılan yola koyulur. Kara kıştan bunalmış yazlıkçıları barındıran yamaca.
Buradaki evlerin kapısına ulaşınca mektup karşılığı eline sıkıştırılan üç beş kuruşun bacaklarına nasıl bir takat getirdiğini pedala yüklenişinden anlarım.
Hadi beni neyse de kısa süre önce yerleştiğim tek göz odalı evi - bahçesini çevreleyen duvarlar bir an önce onarılmalı - dahi fark etmeyip bisikletiyle önümden yel gibi esip geçmesine bakarak bir tür görme bozukluğunun belki ikimizde birden bulunabileceği fikrine kapılmıştım. Ama farklı şekillerde. Hipermetropsa mesele yok. Görmeyebilirdi. Sonra kusuru varsa da yoksa da görmeyebilir. Serbestti seçiminde. İtirazım yok.
Aziz’e bahçe duvarını gösterdiğim gün postacıyı anlattım. O ağzına biber soslu cipsleri peşi sıra tıkmakla meşgulken sözcüklerim de kırılıp eziliyordu. Hem de iki sıra dişe takılmadan yalpalaya çarpa bir yol bulacakken. Nedense biz işimize bakalım dedim. Duvar için ne lazım. Söylediklerini not ediyordum. Çimento, kum, tuğla sayısı. Ve abartmadan parasını isteyecek satıcıyı.
Yazmana gerek yok dedi az sonra. Malzemesi çoktu. Duvarı bedava onaracaktı. Elindeki kırmızı teneke kutuyu parmaklarıyla eziyor. Otların arasına fırlatıyor. Öncekilerin yakınına. Hepsini o atmıştı. Üç tane. Sarhoş olmak için fazla sayılmaz bu.
Manzara güzel dedi. Baktığı yöne döndüm, bakır renkli bulutlar dağın üstüne kümelenmişti. Ihlamur kokusu denizden esen meltemin taşıdığı iyotla harmanlanmış. Havayı solumak başımı döndürüyor. Haklısın dedim.
Açmadığı kutuları alıp arabasına yöneldi. Farları yaktı sonra başını pencereden uzatıp, salla gitsin böylesini, adam olsa insan içine çıkardı dedi. Kahveye. Meğer dinlemiş beni. Telefonu çalmaya başlıyor..
Dışarı taşan ses yabancı değil. Genç bir kız. Hayır kadın. Aziz’e evden yemeğe beklendiğini bir koşuda yanımıza gelerek nefes nefese haber veren dünkü kızcağız. Yetişkin edasıyla kaş çatardı bize.
Alımlı genç bir kız oluncaya dek. Sonra görmedim. Sesi şimdi buz gibi. Ve o ses dışarı parça parça savrulurken bunu düşünüyorum. Farlar geceyi ışıktan şeritlere bölerek uzaklaşıyor yanımdan. Normale dönüyor ortalık. Her şey olması gereken ilk şeklini alıyor. Ağustos böceklerinin sesi beynime saplanıyor. Kulaklarımı sıkı sıkı bastırıyorum çınlamayı duymamak için.
İçeri geçmek istemedim. Gökkubbenin altında öylece bahçe duvarına yaslanacak, şimdilik birkaç evle aydınlanan sokakları izleyeceğim. Evet, bunu yapacağım. Yamaçtan süzülüp dağın ardına kıvrılarak ilerleyen tozlu yola düşeceğim sonra. Koca bir ateş yakacağım. Beni ter ve iyot kokan havasıyla bu topraklara bağlayan ne varsa ve hatta bu zamana, tüm geçmişe, hepsini içine atacağım. Yakamı anılardan kurtarmayı başarırsam.
O gün kahveye erken gitmemeliydim. Gazetelere sonra nasılsa bakardım. Mazota yapılan zammı öğrensem sanki ne değişecek. Aziz’i evden alsaydım. O haftasonu da ava çıksaydık. Karşılaşmasalardı. Bilemiyorsun işte başa geleceği. Ya da kız kahvecinin oğluyla buluştu diyelim ana cadde yerine ara sokağa girseler kimse üzülmeyecekti. Her şey meydandaydı bir kere. Ortalığa çıkıp nispet yaparcasına çocukla kol kola dolaşmayacaktın. Olur muydu hiç. Yine de cesur kızmış. Yoksa gönlü çeker mi çekmez mi sormadan birine verirlerdi.
Aziz sakin adam. Halden anlar. Ben sobanın kenarına ilişip çayımı yudumlarken tepsiyle dışarı çıkan Necmi’nin yere kapaklandığını söylediler az sonra. Necmi boylu boyunca çamurun içindeydi. Hepimiz dışarı fırlamıştık. Aziz biz bakarken kahveciyi oracıkta tekmelemeye başladı. Yüzünü gözünü kıpkızıl kan bırakana dek vurdu. Çeşmeden kadınlar koşup kızı aldılar. Ben de Aziz’i uzaklaştırdım. Bir şey sormadım hiç. Gömleğin kol yenini yırtıldığı yerden söküp yere attı. Sakin bulduğum Aziz’in kan beynine sıçramıştı.
Onca yıllık dostluk daha o gün bitti. Üstelik ben yaralandım. Hastanelik oldum. Kabzasına dek sırtıma saplanmış bir bıçakla sedyenin başına toplanan kalabalığı yara yara ilerlemiştik. Doktora yerde bıçak varmış üzerine düştüm dedim. Herhalde pazarcının biri unuttu. İnanmamıştı. Baktı ki şikâyetçi değilim polise bildirmedi. Beni vuran kişiyi gören olmamıştı. Bunu niçin yaptığını bilen de yoktu. Panik yüzünden hedefi şaşan bıçak iki kaburga kemiğini parçalayıp akciğerime gömülmüştü. Ama ben biliyordum yapanı.
Olaydan az zaman önce tüfeği kapıp göle gitmiştim. O yana uçtular çünkü. Sürü tepemde kanat çırpıp alçala yüksele ilerlerken evde öylece oturamazdım. Beke varınca saatlerce ördek gözledim. Hava kara dönmüştü. Üşümüş ve acıkmıştım. Beklemekten de sıkılınca çantayı açtım, sucuğu parmak kalınlığında kesip çubuğa sıraladım. Ucunu ateşe doğru yere batırmıştım. Ekmeği de o şekilde. Dilimlemeden ortasından bölerek. Dallar kırılıyordu o ara, sesini duymuştum. Önce boz renkli şu köpek sandım. Sonra gövdesi dışında vücudundan kalanları bir gün kara gömülmüş halde bulduğumu hatırladım. Çok olmamıştı öleli. Vücudu bile soğumamıştı. Kızarttığım dilimleri artık paylaşamayacaktım. O değilse dedim, kim ya da neydi dalları kıran şey.
Onlardı. Oradaydılar. Gözden bunca uzakta. Ateşi fark edemeyecek kadar dalgındılar. Ve neşeli. Kızda onu bu ayaza karşı koruyacak doğru dürüst bir kıyafet bile yoktu. Komşuya gider gibi çıkmıştı evinden.
Sonra yine gördüm. Bu kez nehir yatağının gölle buluştuğu kayalıkta. Oğlan diz üstü çömelmiş çakıyla elindeki söğüt dalını yontmaktaydı. Kız biraz ötesinde. Islık çalan hangisi. Yaklaşıyorum iyice. Oydu, kız. Deve dikenleri dirseklerimi kanatmış ben yine de konuşmaları duyabileceğim bir mesafeye yanaşmıştım. Sessizce. Fark ettirmeden, sürünerek. Ağı gerili bırakmıştım iki dal arasına. Birkaç bülbül diken tohumu için çalılıktan havalanıp buna takıldılar. Tuzak işe yaramıştı yaramasına ama konuşmaları yarım kaldı. Önce kız düştü yola, on dakika bekleyip diğeri.
     




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın gerilim kümesinde bulunan diğer yazıları...
Sezonluk Fındık İşçilerinin Hayat Öyküsünden Bir Kesit
Ayşe Hanım'ın Ölümü (1)
Telefon Kulübesinde, Ölüme Çeyrek Kala!
Ayşe Hanım'ın Ölümü (5)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (6)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (2)
Konakta Bir Başkadır Gecelemek…
Ayşe Hanım'ın Ölümü (4)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (3)

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
İsterik Kadın, Haydi Oradan Sen De!
Kapela
Kömür Karasıydı Elleri
Sabri Bey'in Hikayesi
Kadeh Ustası
Baştan Karaymış Baştankaralar
Virginia Woolf, Gölgesi Olmayan Kadın
Kuzey İkliminin Zemherisin de Bir Başkadır Anıları Düşlemek!
Diasporada, Yalnız Bir Türk`ün Sevdası
Tac Mahal'de Med Cezir Manzaraları

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hisseden Payıma Metafizik Aşklar Düştü [Şiir]
Mihenk Taşı [Şiir]
Mana İkliminde Seyrü Sülukun, Adam da Gaflet mi Bırakır A Gönül! [Şiir]
Aynanın Ötesinde Görünen... [Şiir]
Dilemma [Şiir]
Köşe Kapmaca Oynarken Ayrılık... [Şiir]
Faust ve Pan Arasında, Bir Garip Diyalog..! [Şiir]
Küçük Dedektifler Tavşan Adası`nda (Iı) [Roman]
Küçük Dedektifler Tavşan Adası'nda [Roman]
Politik İllüzyon ve Babil"in İskambil Kuleleri [Roman]


Aydın Akdeniz kimdir?

Yazı vazgeçemediğim bir tutkudur benim için. Vaz geçemediğim, kendimi sorguladığım anlardır, o anlar. Kendimi bulduğum, yaşama anlamını kazandıran o ya da bu şekilde duygu yüklü anlar.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Puşkin, Tolstoy, Goethe, Stendhal, Shakespeare, Cemil Meriç


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Aydın Akdeniz, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.