..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşamın tanımı yoktur. -Halikarnas Balıkçısı
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > İronik > Şenol Durmuş




1 Haziran 2014
M. Ö 1 Yıl  
Şenol Durmuş
Uzun adam ve kuvvetleri o gün bizi bekliyorlardı. Her ne pahasına olursa olsun, tüm cesaretimizle, şerefimizle, onurumuzla o meydana çıkacaktık. Nasıl ki bizanslılar büyük bir kahramanlıkla barbar vikingleri, arapları, haçlıları buradan attıysa nasıl ki paşamız mustafa kemal ingilizleri, fransızları buradan kovduysa eğer bizde eninde sonunda bu kuvvetleri buradan atacaktık. Ama şunu gayet iyi hissediyordum. Konstantinin laneti üzerimizdeydi. Zavallı kral bize nasıl beddua etmişse, bu tanrı tarafından kabul görmüş olacak ki bela sürekli peşimizdeydi.


:GII:
Uzun adam ve kuvvetleri o gün bizi bekliyorlardı. Her ne pahasına olursa olsun, tüm cesaretimizle, şerefimizle, onurumuzla o meydana çıkacaktık. Nasıl ki bizanslılar büyük bir kahramanlıkla barbar vikingleri, arapları, haçlıları buradan attıysa nasıl ki paşamız mustafa kemal ingilizleri, fransızları buradan kovduysa eğer bizde eninde sonunda bu kuvvetleri buradan atacaktık. Ama şunu gayet iyi hissediyordum. Konstantinin laneti üzerimizdeydi. Zavallı kral bize nasıl beddua etmişse, bu tanrı tarafından kabul görmüş olacak ki bela sürekli peşimizdeydi. Eğer söyledikleri doğruysa bu termofil savaşından farksız bir mücadeleydi. Bizler üç yüz spartalıydık. Başımızda her ne kadar leonidas gibi bir lider olmasa da bizlerde de o savaşçıların ruhu ve gücü vardı. Çünkü karşımızda tehlikede pers'lerden farksızdı. Ve onlar gibi sürekli batıya saldırıyor, yağmalıyor, talan ediyor, yakıyor, yıkıyordu. Medeniyeti, uygarlığı, geleceği, yaşamı tehdit ediyordu. Ve onların başında da bu defa kral serkes yoktu ama uzun adam lakaplı biri vardı. Ve bu son kaleyi de onlardan almamız şarttı. Bu yeri de atina gibi kurtarmamız şarttı. Şarapçı ismet bunları inatla ısrarla söylüyordu.

Bu düşüncelerle o gece sabaha kadar uyuyamamıştım. Ertesi sabah eşimle ve oğlumla vedalaşırken eşime göz yaşlarını silmesini istedim. Onu uyardım: " Kadın boşuna ağlama. Sağ gelip gelmemem önemli değil kadın. Senin görevin bu küçük savaşçıyı benim yerime hazırlamak olacak. Eğer bana bir şey olursa hiç tereddüt etmeden bu çocuğu arkamdan o savaş meydanına göndereceksin. İnsanoğlu medeniyeti bu ölümler ve savaşlarla kazanıldı." dedikten sonra eşimi alnından öptüm. Oğlumun başını bir asker şefkatiyle okşadım. Yola çıktığımda güneş yeni doğmuştu. Martı çığlıkları, köpek havlamaları, at kişnemeleri, davul sesleri arasında kilometrelerce yol yürüdüm. Yürümek zorunda kalmıştım.

Çünkü kabataş vapur seferleri iptal edilmişti. Metrolar çalışmıyordu. Taksim güzergahına çıkan tüm otobüsler garaja çekilmişti. Görevli olduğum bölge fındıklı, mebusan yokuşuydu. Burada toplanan grupta görevliydim. Buradan meydana çıkacaktık. Hiç tanımadığım insanlar bir yana bazı tanıdık simaları da grupta gördüm. Yine gençler oradaydı. Üniversiteliler, liseliler, işçi, işsiz gençler giyimleri, kuşamları davranışları gülümsemeleri ile her zaman olduğu gibi bir gelecek bir medeniyet ışığı saçıyorlardı. Gözlüklü, uzun saçlı, sakallı bir gençle el sıkıştık. Bu itü son sınıf öğrencisi olan genç grup komutanımızdı. " Yüzbaşı ne zaman hareke geçiyoruz " diye sorduğumda sabırlı olmamı söyledikten sonra heyecan yapmamam için beni uyardı. Daha gelenlerin olduğunu saat yedi gibi harekete geçeceğimizi söyledi.

Sigara üstüne sigara içenler, sohbet edenler, şakalaşanlar vardı. Yoldan geçen turistler ne olduğunu anlamaya çalışırken bizim yerli turistler ise şaşkınlıkla bir o yana bir bu yana koştururken hemen herkesin tek amacı vardı. Bir günlüğüne burayı terk etmek onlar için en iyi seçenekti. Bazı şüpheli tiplerde çevremizde dolaşıyordu. Kısa boylu, uzun boylu, yaşlı, genç ve kılık kıyafeti bozuk tipler bizlere şüpheyle bakıyordu. Yanımda ki bayan sordu: " Kim bunlar acaba " diye...Hemen cevap verdim: " Bunlar sivil polis hanımefendi. Uzun adamın hafiyeleri. Bunlar sabahtan akşama kadar taksim ve çevresinde at hırsızı gibi dolaşır. Lütfen bunlara dikkat edin. Eminim aralarında madde bağımlıları hatta tinerciler bile vardır " dedim. Bayan sadece donuk bir şekilde tebessümde bulundu.

Yüzbaşı bir arka sokakta toplanmamız için haber gönderdi. Burada bir konuşma yapacağını söylediler. Mebusan yokuşundan gümüşsuyu caddesine çıkan bir çıkmaz sokakta toplandık. Yüzbaşı sürekli telefon ile irtibat halindeydi. Son bir görüşmeden sonra konuştu. " Arkadaşlar taksime çıkışlar tamamen kapalı sayılır. Bizim grup cihangirden çıkacak. Sonra fürüzağa meydanında diğer gruplarla toplanacağız. Şu anda şişli, fulya, galatasaray, dolapdere, teşvikiye bölgerlerinde de diğer arkadaşlarımız yürüyüşe başladı. Haydi şimdi bizde harekete geçiyoruz. Gazamız mübarek olsun" dediği andan itibaren büyük bir çoşkuyla yürüyüşe başladık. Sloganlar atarak, marşlar söyleyerek cihangir yokuşundan yukarı doğru çıkmaya başladığımız andan itibaren evlerin, binaların balkonlarında, pencerelerine yaşlı insanlar, çocuklar alkışlarla, tencere tavalara vurarak bizleri desteklemeye başlamıştı. Onların çoşkusu heyecanı belkide bizlerden daha fazlaydı. Azimle ve kahramanlıkla yürüyen büyük bir kalabalıktık. Her geçtiğimiz sokakta bize katılanlar bir yana evlerden verilen destekler daha da çoğalıyordu.

Sıraselviler caddesine çıktığımızda uzun adamın askerleri bir barikatla bizi bekliyordu. Kalkanlarla, çelik miğferlerle, joplarla adeta betondan bir setle geçilmez kale duvarları gibi önümüz kesilmişti. Yine ikazlar ve dağılmamız için bizlere uyarılar yapılıyordu. Bizler ise bunlara sloganlarla karşılık veriyorduk. Adeta bir ormanda etoburlar ile otoburlar karşı karşıya gelmişcesine bir manzara vardı. Hırlayanlar, kükreyenler bir yana homurtular, çığlıklar, böğürmeler birbirine karışıyordu. Yine o patlama sesi duyuldu. Yine etrafı bir sis kapladı. Küfürler, tekmeler, joplar, yine birbirine karıştı. Kaçanlar, kovalayanlar , yumruklar bir yana ortalıkta göz gözü görmüyordu. Bir kaç kişi ile beraber bir sokağa doğru kaçarken yardım isteyen bir tanıdık ses duydum. Gazdan yanan gözlerimi uvuştururken onu tanımaya çalıştım. Adam sürekli bağırıyordu: " Lan daş yok mu ? Allah rızası için bir daş verin " derken kaldırımlardan taş söküyor polislere atıyordu. " Haydar " diye seslendim. Beni gördüğünde bağırdı:" Gardaş kusura bakma geç kaldım. Vapurları kaldırmışlar. Pendik'ten geçen izmit otobüsüyle anca gelebildim. Ulan o arsayı sana yedirmeyeceğim uzun adam " diyerek polislere bağırmaya devam etti.

Peşimizden gelen polisleri görünce başka bir sokağa girdiğimde haydarı kaybettim. Hemen her yerde çatışmalar devam ederken ben kabataşa inmiştim. Bir taksiye binerek doğru balatta ki agora meyhanesine gittim. İçeri girdiğimde şarapçı ismet heyecan içerisinde beni bir masada bekliyordu. Garsona seslendi: " Bir bardak daha getir. " Sonra da bana: " Çabuk anlat. Neler oldu " diye soruyordu.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın İronik kümesinde bulunan diğer yazıları...
İdam İsteriz
Dilenciler Köyü
Cafer Kalfanın İsyanı 2
Şairler Çıkmazı Sokağı
Düttürü Düüüttt
Bir Yazarın Izdırabı 2
Yılın Yalakası
Kurtarıcı
Beni Kimse Sevmedi
Yüce Tanrım

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kurtarın Beni
Hırsızlar Kralı
Güzel İstanbul
Sarıgöl Roman Mahallesi 2
Gel Abi...
Pavyon Sokakları
Emret Başkanım
Köpekler Sokağı
Ayşe Aşk Arıyor
Köpeklerin Aşkı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ego - [Şiir]
Çingeneler Zamanı [Şiir]
Açım Ben [Şiir]
Olmalı [Şiir]
Hani [Şiir]
Konstantin Ağlıyor... [Şiir]
Zaman Geçsin [Şiir]
Sen Gidersen [Şiir]
Kuyu [Şiir]
Karşılıksız Sevgi [Şiir]


Şenol Durmuş kimdir?



Etkilendiği Yazarlar:
CERVANTES


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Şenol Durmuş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.