..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir deliyle aramda tek bir ayrım var. Ben deli değilim. -Salvador Dali
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Toplumcu > Şenol Durmuş




3 Haziran 2014
Çöp Kamyonu  
Şenol Durmuş
Bu öyküyü mutlaka yazmalıydım. Saatime baktığımda yarım saatlik bir sürem kalmıştı. İş yerim ile evim arasında ki mesafeye bu süre yeterliydi. Aksi halde hafızamdan uçup gitme tehlikesi vardı. Çünkü hastaydım. Her geçen gün her geçen saat beynim eriyordu. Acilen patronu görmem şarttı. Ama önce onun emir erini görmeliydim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde koltuğunda tüm ihtişamıyla bana gülümseyerek bakıyordu. Dolgun göğüsleri, kalın bacakları ile muhteşem sarışın afrodit heykeli o koltukta oturuyordu. Hemen önünde diz çöktüm :" Ey sekreterlerin en güzeli bu sefil dünyaya bir daha gelirsem eğer ve zengin biri olursam eğer seni haremime önce sekreter sonra sarayıma kraliçe olarak almazsam dünyanın en şerefsiz adamıyım" dediğimde sekreter kahkahalarla gülüyordu.


:GGH:
Bu öyküyü mutlaka yazmalıydım. Saatime baktığımda yarım saatlik bir sürem kalmıştı. İş yerim ile evim arasında ki mesafeye bu süre yeterliydi. Aksi halde hafızamdan uçup gitme tehlikesi vardı. Çünkü hastaydım. Her geçen gün her geçen saat beynim eriyordu. Acilen patronu görmem şarttı. Ama önce onun emir erini görmeliydim. Kapıyı çalıp içeri girdiğimde koltuğunda tüm ihtişamıyla bana gülümseyerek bakıyordu. Dolgun göğüsleri, kalın bacakları ile muhteşem sarışın afrodit heykeli o koltukta oturuyordu. Hemen önünde diz çöktüm :" Ey sekreterlerin en güzeli bu sefil dünyaya bir daha gelirsem eğer ve zengin biri olursam eğer seni haremime önce sekreter sonra sarayıma kraliçe olarak almazsam dünyanın en şerefsiz adamıyım" dediğimde sekreter kahkahalarla gülüyordu. " Patrondan izin mi istiyorsun " dedikten sonra ayağa kalktı ve kutsal patronumuzun makam odasının kapısını açtı.

İçeri girer girmez bir asker ciddiyetiyle bizim sezarın karşısında durdum. Sezar elli kiloluk bedeni ile koca koltukta bir basket topu gibi duruyordu. Göz yaşlarımı zor zapt ederken sorunu mu ilettim : " Sevgili patronum maalesef kara bir gün yaşıyorum. Az önce aldığım bir habere göre sevgili kayınpederim, hepimizin babası değerli insan, oğlumun dedesi, rahmetli babamın dünürü hacı eşref efendiyi elim bir bir trafik kazasında kaybettik. Eşim az önce telefon ile aradı beni bekliyorlar. Siz değerli patronumdan yarım gün izin isteyecektim." dedikten sonra sustum. Basket topu hiç oralı bile olmadı. Acımasız adam suratıma bile bakmamıştı. Eminim bilgisayar ekranında porno izliyordu. " Demek öyle. Galiba sülalende ölmeyen son kişi buydu ve bunu da kaybettin. Bir yıl içerisinde otuza yakın cenaze izni kullandın. Her neyse başın sağ olsun . Gidebilirsin " derken beni adeta alay edercesine bir sinek gibi odasından gönderdi. Aşağılık kapitalist, burjuva bozuntusu işte böyle biriydi. Ama soma madencilerinin yanında yinede halime şükrediyordum. Koşar adım telaş içersinde pangaltı 'daki iş yerimden çıktım. İspark'taki park halinde otomobilime binip çalıştırdığımda bana doğru koşar adım gelen o at hırsızını gördüm. İspark görevlisi adam panik halinde fişi bana uzattı: " Dur lan yine kaçma. Öde şu altı lirayı " diyordu.

Kurtuluş son durağa kadar hiç gaz kesmeden on dakika kadar bir sürede gitmiştim. Gözlerime inanamıyordum. " Neredeydi şu belediye otobüsleri, nerdeydi tüp, su, ekmek, hafriyat, beton kamyonları, taksiler neredeydi bunlar yüce tanrım neredeydi " diye sorarken kasımpaşaya inmiştim. Son bir güzergah kalmıştı. Evime ulaşmam için tek yön olan üç yüz metrelik yola girdiğimde on dakikalık bir sürem kalmıştı. Heyecan içerisinde panik halinde yolu yarılamıştım ki onu gördüm. Olamazdı. Hayır bu olamazdı. Kalbim patlayacak gibiydi. Ya öfkem. Adeta bir yanardağ gibi patlamak üzereydi. Eğer kendimi kontrol edemezsem beni sırasıyla şunlar bekliyordu. Kavga, hastahane, karakol sonra cezaevi. Sonra eşimin hapishane ziyaretleri. Sonra eşimin beni aldattığı haberleri. Sonra oğlumun uyuşturucu kullanımından dolayı tedavi gördüğü gibi haberler beni bekliyordu. Bunun olmasına asla müsaade edemezdim. Kesinlikle bu olmamalıydı. Aracımdan indiğimde çöp kamyonunun şoförü de inmişti. Çöp toplayan iki askeri de onun yanında hazır vaziyette yumruklarını sıkmış halde bana bakıyordu.

Birbirimize kin ve nefretle bakıyorduk. Bir kaç dakikalık soğuk ve gergin geçen o sert bakışlardan sonra birden gülümsedim : " Tamam arkadaşlar bu kez kavga etmeyeceğim. Sizi dövmeyeceğim. İnanın artık bıktım bundan. Alzhemır hastası olduğumdan dolayı acele ediyorum. Çünkü aklımda ki bir konuyu yazıya dökmem için az bir sürem kaldı. Şimdi karar verdim. Bende size yardım edeceğim. Bir an önce şu çöpleri hep beraber toplayalım ve yol bir an önce açılsın evime ulaşayım " dediğimde üçü de gülüyordu. Şoför çok mutlu olmuştu. Sol gözünden akan yaşı silerken gözündeki morluk hala geçmemişti. Bir ay öncesi o göze bir kafa atmıştım. Çöp toplayıcısı yardımcısının ise burnu kırılmıştı ve bu yüzden iki adet mahkemem çağlayan adliyesinde devam ediyordu. Şoför: "Sağol gardaş" dedikten sonra bana bir çift sarı eldiven verdi. Yol kenarlarında birer inci gibi dizili olan çöp torbalarını toplamaya başladık. Hepimizde mutluyduk. İnsan sevgisinin hiç umulmadık anlar da neler yapabileceğini ve bir dünyayı nasıl mutlu hale getirebileceğini kanıtlamıştık. Çöpçünün biri türküsünü tutturmuştu bile " Uzun ince bir yoldayız vay vay " derken bende : "Ağzına sağlık yiğidim " diyordum. El birliği içerisinde poşetleri bir yıldırım hızıyla topluyorduk. Çöp poşetlerini de bir yandan inceliyordum. " Maşallah bunlarda sırf makarna, bulgur yiyor hemşerim. Hiç et parçasına rastlamadım . Tavuk kemiklerini saymazsak bir şey göremedim. Siz de ne var " " diye sorduğumda bir tanesi gülümsedi : Abi sen ne diyon ne eti. Bunlar pintiliklerin den dolayı yemiyor. Bunlar yüzünden zavallı köpekler, kediler açlıkan ölmemek için çöplükleri terk edip zengin muhitlere göç ettiler." diyordu.

"Öyle diyorsun da ya bu prezarvatifler ne böyle . Maşallah hepside azgınmış ? Peki etsiz bu işi nasıl yapıyorlar diye sorduğumda şoför cevap verdi. " Hemşerim bilmez misin sen fakirin fukaranın sermayesidir çiftleşmek. Bu garipler de yaz kış gece gündüz demeden şey edip duruyor."
" Ya bu şırıngalar ya ilaç şişeleri, ya bu uyuşturucu kalıntıları bunlar ne kardeşim " diye tekrar sorduğumda: " Abi çiftleşmeden üreyen çocukların kullandığı malzemeler. Ana baba, namazında çoluk çocuk ne halde. Allah kimseyi şaşırtmasın " diyorlardı. Tekrar sordum : " O halde çöp topladığınız bu yol ipek yolu mu oluyor dediğimde "Evet abi sen ipek yolu diyorsun bizim belediye tek yön diyor bazı gazeteler de göbeğini kaşıyan adam yolu " diyor işte cevap verdiler.

Kafamda kıvılcımlar, şimşekler çakıyordu. Yazacağım öykünün boyutu değişmişti ve bunu sağlayan çöpçüler olmuştu. Üstelik yeni bir yarım saatlik bir süre kazanmıştım. Yolu bitirene kadar göbeğini kaşıyan adamın bütün pisliklerini temizlemiştik. Yol bitiminde ayrılma vakti geldiğinde sarılıp öpüştük. Günlük çöp toplama saatlerini bana telefonla bildirmelerini rica ettim. Aracımı çalıştırıp hareket edip o yoldan çıktım. Mutluydum. Bu uzun ince yolda bana daha ne konular ne malzemeler çıkar diye düşünüyordum.







Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplumcu kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kurtarın Beni
Sarıgöl Roman Mahallesi 2
Gel Abi...
Pavyon Sokakları
İsyankar Ruhlar
Genelev
Bir Cenaze Töreni
Sarıgöl Roman Mahallesi
Emret Ölelim
Tanrının Yumruğu

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Hırsızlar Kralı
İdam İsteriz
Güzel İstanbul
Emret Başkanım
Dilenciler Köyü
Köpekler Sokağı
Ayşe Aşk Arıyor
Köpeklerin Aşkı
Cafer Kalfanın İsyanı 2
Şairler Çıkmazı Sokağı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ego - [Şiir]
Çingeneler Zamanı [Şiir]
Açım Ben [Şiir]
Olmalı [Şiir]
Hani [Şiir]
Konstantin Ağlıyor... [Şiir]
Zaman Geçsin [Şiir]
Sen Gidersen [Şiir]
Kuyu [Şiir]
Karşılıksız Sevgi [Şiir]


Şenol Durmuş kimdir?



Etkilendiği Yazarlar:
CERVANTES


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Şenol Durmuş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.