..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin. -Nâzım Hikmet
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Fantastik Roman > Osman Altınbaş




5 Ekim 2014
Cypraqual: Kolye 2. Bölüm 1. Kısım  
Osman Altınbaş
Arkadaşı da boş durmuyor çorbada benim de tuzum olsun babında onun için bir yumruk darbesi lütfunda bulunmaktan kaçınmıyordu zira bu konuda kendisi bazen çok cömert olabiliyordu.


:FBD:
Metamorfoz olmadan önce ölümlü ırklar bir arada yaşamıyor insanlar,elfler,cüceler ve ejderhaların başı çektiği kötücül yaratımlar grubu birbirlerinden ayrı boyutlarda yani dünyalarda nefes alıyorlardı.Herhangi bir ırk bir diğerinin varlığından haberdar değilken birbirlerinden habersiz farklı boyutlarda yaşayan bu ölümlü yaratımlardan sorumlu patronlar yani tanrılar vardı.Bu dört boyutun tanrılarının her biri başkaydı ve herhangi bir şekilde birbirlerinin sorumlu olduğu o boyutla ilgili işlerine karışmazlardı.

Paradruin adındaki insanların boyutundan Ansomal isimli bir büyücü ve onun arkadaşları,bir ‘ölümsüz’ ün yardımıyla boyutları birbirine bağlayan ya da onların arasında geçişi sağlayan kapıları keşfetti.Bilmeden onun ve arkadaşlarının ortaya çıkardığı bu geçitler,fani ırkların birbirlerinin farkına varmasını sağlarken öte yandan bunlar sayesinde kötücül yaratımlar diğer boyutlara geçiş şansını elde etmiş oluyordu.

Metamorfoz gerçekleştiğinde iç içe geçmiş bu dört boyut tek bir boyut haline gelmişti.Oldukça şiddetli bir deprem her dünyada vuku bulmuş ve bu büyük çapta bir enerji açığa çıkarıp yer ve gök salınan bu güçle cızırdamıştı adeta.Boyutların birbririne girmesiyle oluşan bu deprem; büyük bir yıkım meydana getirip o esnada ırklardan bir çok ölümlünün can vermesine neden olmuştu.
Büyücüler,büyü yapabilme güçlerini tanrılardan alıyordu. Metamorfozdan sonra onlar kayboldu ve büyü dünyada kaldı.Tanrılar yine de büyücüleri unutmayarak –onların büyü yapmalarını tam olarak sağlamasa da- açığa çıkan enerjinin bir kısmını büyünün tamamen kaybolmaması için bıraktı ve diğer kısmı da ‘Ölüler Hanı’ içindi.

Bu tek dünyada yaşamaya mecbur kalan ırklar bir süre sonra burasının kendilerine ait olduğunu iddia edip bu savlarını da birbirleriyle savaşarak ifade ettiler.Bunların kendi arasındaki güç mücadelesi rüzgarına kapılmayan insanlardan,elflerden ve cücelerden bir grup birbirlerinden bağımsız topluluklar halinde yıkım yerinden ayrıldı.Yıllar sonra birçok sebepten birleşecek bu topluluklar ‘Kuleler Şehri’ni’ kuracaktı.Uzun süren bu savaşların kendilerini fayda getirmediğini anlayacak olan geriye kalanlar Cypraqual adındaki bu yeni dünyada bir düzen oluşturmayı düşünüp ardından da buna vakıf olup belirli yerleri yurt edinip oralara yerleşirken kötücül yaratıklar ise soyutlanmıştı.

Metamorfozdan sonra geçen yıllarda anlaşılanlara göre pılını pırtını toplayıp ortadan kaybolan sadece tanrılar değil onlarla beraber ejderhalar da sırra kadem basmıştı.

Ve binyıldır görünmeyen bu yaratıklar bir gün ortaya çıktı.Onların neden bu kadar yıl görünmediğine ve aniden ortaya çıktığına dair tam olarak bir bilgi mevcut değil ancak bazı büyücülerin ve bu konuyla ilgilenenlerin birkaç teorisi vardı… Ejderhalar da güç mücadelesine girişti. Diğer ırkların ne olduğunu önemsemeyen bu yaratıkların savaşı onları yerlerinden edecek ve uzun süren kendi aralarındaki bu zorlu mücadelelerden sonra daha güçlü olan üç ejderha diğerlerinin üzerinde üstünlük kuracaktı.Daha sonra bu üçlü de kendi aralarında ben en büyüğüm savaşına girişti.Bunlardan biri olan Kırmızı ejderha Dacassyrenin diğer ikisiyle mücadelesinin bir başka amacı daha vardı.

Ejderhaların dışında kalan diğer ırklar onların umurunda değildi.Dünyanın batı kısmını Siyah,Doğusunu Kırmızı ve Güney kesimini de Beyaz hükmü altına aldı ancak kuzey kesimine dokunulmamıştı zira orasını paylaşamamışlar ve burası tarafsız bir bölge olarak üçünün arasındaki varılan antlaşmaya dahil edilmişti.Yine de Dacassyre oraya aç gözlerle bakıyordu.Diğerlerinin onların hükümlerini kabul edip etmemeleri bu üç güçlü ejderhayı bağlamıyordu.Şu açıdan edenler etmeyenlere göre daha fazla nefes alıyordu ve karşı çıkanların nefesleri çoğunlukla kesiliyordu.Bir kaç üstünkörü ve kendini bilmez kahramanlar diye adlandıranlardan ötürü ejderhalar bazı yerleri kolay kolay teslim alamıyordu ki Siyahın hükmü altındaki Batıda bulunan Savaşçı Marjuarane’ nin yurdu Chrubergine şehri böyle yerlerden birisiydi.

Marjuarane,Bilge’nin yanından ayrıldıktan sonra evine gitmiş ve oldukça tehlikeli görünen bu yolcuğun hazırlıklarına hemen başlamıştı.Kırmızının diyarı oldukça uzaktı ve oraya ulaşıncaya kadar bin bir tehlikeyle karşı karşıya kalma olasılığı çok fazlaydı,o ne kadar cesur ve gözüpek bir insan olsa da bunların üstesinden gelmesi kolay görünmüyordu.

Kılıcını,hançerini ve bıçaklarını aldı.Boynunda büyücünün armağanı kolye bulunuyordu ve onu elbisesinin altına sakladı.Geriye yoldaşlarını bulup yolculuğa çıkmak kalmıştı.Bilge, bu göreve yalnız gitmemesini ve yanına güvendiği iki arkadaşını almasını istemişti.

Savaşçı, yine kendisi gibi aynı niteliklere sahip iki arkadaşından birini bulmak için yola koyuldu.Yürürken onu nerede bulacağını biliyordu ki haklı olduğunu dostunun her zaman takıldığı hanın yakınlarına yaklaşınca sanki bir şelaleden dökülen su gibi dışarıya düşen gürültüden anlamıştı.Hanın kapısına yaklaşan Marjuarane,onu açmak adına biraz ihtiyatlı davrandı şayet böyle yapmasaydı havada süzülen kupanın birini kafasına yemiş olacaktı.Bu durumu atlattıktan sonra oraya bir göz atarken bu esnada kendisine doğru uçuşa geçen ve hali hazırda geçmekte olan sandalye ve masa parçalarından da sakınmayı unutmamıştı.Görünüşe göre bulunduğu yerde kavga cereyan ediyor ve o, arkadaşının bunda kesinlikle bir rolünün olmuş olacağını şu an gördüklerinden ve tanık olduklarından anlıyordu.Dostu da onun bu düşüncesini fark etmişçesine yüzüne gülümseme yerleştirmeye çabalarken o esnada sırtına sandalye yemekten kurtulamamıştı.Kaslı olan arkadaşı,hemen akabinde kendisine vurma cesaretini gösterene bunu yapmaması gerektiğini sert bir yumruk darbesiyle büyük bir keyifle ifade etmekten kendini alamamıştı.Yine de yüzünün birkaç yerinde yediği darbelerden dolayı yoğunluğu düşük koyuluklar göze çarpıyordu.Bunlar onun umrunda bile değildi zira bu kavgada bulunmaktan memnun olduğu yüzene taktığı gülümsemeyi devamlı kullanarak savaşçıya anlatıyordu.Arkadaşı da boş durmuyor çorbada benim de tuzum olsun babında onun için bir yumruk darbesi lütfunda bulunmaktan kaçınmıyordu zira bu konuda kendisi bazen çok cömert olabiliyordu.Hancı bu durumu öylece seyrediyordu zaten yapabileceği de bir şey kalmamıştı.Bu sahneyi sergileyenlerden savaşçının arkadaşı hariç diğerleri yere serilince perde kapandı ve hancı da nefes aldı.

“Bran, bana ordan bir bira versene. Üzgünüm hanın için ama biliyorsun ve beni tanıyorsun o lanet cüce bana o şekilde hitap etmemeliydi.”

Hancı her zaman aynı sebebi ya da benzerlerini duymaktan hiç sıkılmamıştı. Beklediği gibi bu durumun ikici dereceden müsebbibi yere serdiklerinin ceplerinden altın,çelik,yüzük,mücevher ne varsa onun önüne bıraktı.

“Bunlar senin zararını karşılar,bira için sağol.”

Bran isimli hancı, her zamanki gibi ‘önemli değil’ şeklinde yüz ifadesi takındı ne de olsa Marjuarane’ nim arkadaşının sergilediği bu gibi durumlardan sonra onda fazlaca bulunuyordu bu görünüşten.

Savaşçı ve arkadaşı hanın bir parçası kırık ve yaralı kapısından çıktılar.
“Şu yüzüne bir baktıralım, Manilla,”
“Beni boşver ,o kadar da önemli değil.Ne o,tam teçhizat hazırlandığına göre nereye gidiyorsun?”
“Gidiyorsun değil, gidiyoruz,”
“Öyle mi! Benim niye haberim yok gittiğimiz yerden. Seninle yolculuk yapmaktan zevk aldığımı bilirsin ama Siyah’ ın hizmetkarlarıyla mücadele edeli ne kadar oldu ki, biraz dinlenseydik,” dedi sırıtarak.
“Dinlenmek mi! Pöh! Yüz ifadenden belli nasıl dinlendiğin.Zorlu bir mücadeleden yeni geldik ama sen hiç rahat durmuyorsun, üstüne üstlük bir de dinlenmekten bahsediyorsun,”
“Ben fazla oyalanmayacaktım. Bran’ ın bir iki birasını yudumlayıp eve gidecektim ancak o aptal cüce bana dedi ki… Neyse ne dediği senin için o kdar önemli değil.Ben de dayanamadım ve ortalık şenlendi,”
“Cücenin sana tahmin ettiğim gibi o şekilde hitap ettikten sonra senin yüzünün halinin canlandırabiliyorum da…” dedi gülümseyerek Marjuarane.

Bu ifadeden sonra Manilla, dudaklarını hareket ettirme ve bir şekle sokma yoluna gidecekti ki sonra o sokağa sapmaktan vazgeçti.Bu arada ikili, konuşa konuşa diğer arkadaşlarının yanına gelmişti.Vardıkları yer, şehirdeki erkekler için en çok tercih edilen şifacının birinin eviydi çünkü sahibi oldukça işveli,cazibeli,çekici ve bir o kadar da güzelliği tescillenmiş tavan yapmış biriydi. Onun dokunduğu yerde tedaviden başka şeyler de bitiyordu.İkisinin arkadaşı olan Soriol, ufacık bir darbe alsa ya da parmağına bir şey batsa soluğu hemen bu şifacının yanında alırdı.Onun o tatlı nefesini yanında almasından kız da oldukça memnun olurdu. Hatta bir keresinde Soriol,Marjuarane ve Manilla ile başka bir mücadeleden dönerken ağacın birinden iğne yapraklarını koparıp parmağının birkaç yerine batırmıştı çünkü Bilgeye döndükten sonra rapor vermek zorundalardı ancak o dövüş esnasında ne bir yara almış ne de şifacıyı acilen görmeyi gerektirecek bir durum ortaya çıkmıştı bu yüzden böyle bir yola başvurmuştu. Bunu gördükleri zaman iki arkadaşı da gülmeye haber salmış ama kahkaha gelmişti.

Şifacı, başkalarına hayır der ama Soriol’a hiç demez ve onu tedavi etmekten ayrı bir zevk alırdı.Üçü de yaşadıkları yerde bilinen ve sevilen savaşçılardı ve şu durumda Chrubergine şehri sakinleri onlara, yaptıkları katkılardan dolayı minnettardılar.Şifacının ikisinin arkadaşına teşekkürü ise daha kişisel bir o kadar da özeldi.

Güzel ve alımlı kızın kapısını çalan iki arkadaş,dostlarını beklemeye başladı. Bu kapı çalış tarzının ne anlama geldiğini hem kız hem de arkadaşları biliyordu.Bundan sonra homurtuyla oflayan puflayan sesler az da olsa dışarı sızdı.Çok fazla vakit geçmeden yakışıklı dostlarının üzgün yüzü göründü ve o,şifacı kıza minnettarlığını sözle iki arkadaşının önünde dile getirmek zorunda olduktan sonra kapısını kapattı.Bu söylevin akabinde iki dostu da gülümsedi ancak o homurdanıyordu.
“Biraz geç gelseydiniz ne olurdu. Sarmina, o büyülü dokunuşuyla şifayı tedavi isteyen yerlerime orantılı olarak dağıtırken ve ikimiz de bundan fazlaca memnunken gelmeniz gerekli miydi. Başka kapı çalış şekli bilmez misiniz siz! Tam kızın pardon otantik bitkilerin kokusunu…”

Konuşmanın devamını duyduktan sonra diğer ikisinin yüzündeki gülümseme genişleyip kahkahaya dönüştü.Bu, onların simasında bir süre kiracı olurken ‘yine nereye gidiyoruz,’ diye söylendi.

Eylül 2009



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik roman kümesinde bulunan diğer yazıları...
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual: Kolye 10. Bölüm
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 11. Bölüm
Cypraqual: Kolye 1. Bölüm
Cypraqual: Kolye 6. Bölüm

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ağlasın Güz [Şiir]
Üç Yamalı Bohça [Şiir]
Sensin Yar [Şiir]
Bana Bir Sen Ismarlarsın [Şiir]
Sökük: 3 [Şiir]
Gözyaşı Kırıkları [Şiir]
Kaygan Yol [Şiir]
Perde [Şiir]
Bağ Bozumu [Şiir]
Bütün Dillerime Aykırısın Sen [Şiir]


Osman Altınbaş kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Osman Altınbaş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.