..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Herşeye imgelem karar verir. -Pascal
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Fantastik Roman > Osman Altınbaş




9 Ekim 2014
Cypraqual: Kolye 5. Bölüm  
Osman Altınbaş
Sarmaşıklar bu mahlukun teninde gezintiye çıkarken yalnız takılmayıp üzerlerinde küçük küçük akrepleri de götürüyordu.Onlar yeteri kadar dolaştıktan sonra durdukları yerde katılaşarak sarmaşıkların dış derilerini kapladı.Elf, bu yeni ucubeyle uğraşırken Sawnhall da takip edilmediklerini düşündükleri iskeletlerin yerden çıkan parmaklarıyla cebelleşiyord


:FDE:
Elf, cebindeki haritayı çıkarıp arkadaşlarının önüne serdi.Üçlü önlerindeki haritaya bakarken O, şaşkındı zira sadece orman görünüyordu.
“Kahrolası!” diye homurdandı.

Onlar daha sonra patikada ilerlemeye başlarken etraflarında bir kadının çığlığı yankılandı.”Rahatsız edici ses aağ tarafımızdan geldi,” dedi büyücü telaşla.Diğerlerinin ona eşlik etmesiyle o tarafa doğru yöneldi adımları.Gördükleri manzara ise hiç hoşlarına gitmemişti.

Çığlık atan kadın bir ağaç tarafından sarılmış, onun yaprakları eğilip bükülürken üzerindeki açık yeşil elbisenin üst düğmeleri örümceklere dönüşüp çarpık oluşumlar üzerinde hareket etmeye başladı. Yaratıkların gövdesi ve ayakları büyüyüp kollarından ve onlardan bağımsız iskelet gövdelerine dönüştü.Ağaç dalları kollara dönüşen ucube uzantılarıyla kadını sıkmaya devam ediyordu.O kurtulmak için ne kadar debelense de ağacın iskelet parmaklarıyla dolu kökleriyle tırpan gibi tutuluyordu.Yer bir anda bazılarının etlerinin sarktığı,bazılarındaki gözlerin aklarının alınlarına yapıştığı ve birkaçında sadece kandan kararmış ufak parçalara ayrılmış çatlak derilerin bulunduğu kurukafalarla doldu.Kadının yüzü değişim geçirip başka bir mahlukun simasına dönüşürken o kısım kanla doluyordu.Kuru kafalar örümceklerden oluşmuş gövdeleri orta kısım niyetine başlarıyla bütünleştirip ağacın köklerini parmakları babında birleştirip dallarını da ayakları yerine koyup doğruldu. Kadından bozma yaratığın dolgun vücudu değişip elbiseleri de ufak parçalara ayrılıp atıldı. Kumaş parçaları oluşan iskeletlerin kemiklerine yapışırken gitgide büyüyüp yayılarak onların derilerini oluşturdu.Dişinin bedeni çorak topraklar misali çatladıktan sonra aralarına içinde morlonkların salgıladığı öldürücü kokuya benzeyen iğrenç bir sıvı doldu.Onun dudakları lapa olup dökülürken bu sıvı kuru kafalara akıp ordan bütün bedenlerine yayıldı.
İskeletin oluşmuş parmakları ucube ve keskin tırnaklarını onları izleyen üçlüye fırlattı.Demirci Sawnhall, sütunun bulunduğu yerden aldıkları üç katmanlı küçük kristalimsi nesnelerden kalkanı çıkardı ve o, anında büyüyerek ve katmanlarına ayrılarak büyücü,elf ve insanın tırnaklarla temasını engelledi.Yol arkadaşları arkalarına bir an bile bakmadan tabanları yağlayıp ilk çıktıkları patikaya ulaştılar. İğrenç oluşumlar onları takip etme gereği duymamıştı.

Maceracılar yolda gözlerinde filizlenip bakışlarından meyve veren korkuyla ilerlemeye gayret ederken sis ormana daha fazla sahip oluyordu.

Önlerinden biri gelmekteydi.”Bu ürpertici ormanda dişi bir elf,ne kadar ilginç,”diye fısıldadı demirci.Sözü edilen yol arkadaşlarına doğru yakınlaşırken erkek elfin cebindeki küçük kristalimsi kılıç ve hançer titreşip onun beynine ‘o dişi bir elf değil,o bir yaratık,’ diye söyledi.Bunu önemseyen elf, arkadaşlarını uyardıktan sonra onlar kristalimsi nesneleri hep birlikte ortaya çıkardılar.Onlardan kalkan gibi büyüyerek üç katmanlı kılıcın orta kısmının kesici tarafı uzadıktan sonra üst katmanın kabzası ortadakininkiyle ve alttaki de aynı şekilde ortadakinin ucuyla ve kabzasıyla birleşti.Hançer,balta ve kalkan da değişim geçirdi.Büyücünün elindeki pul ise onlarınkinden farklı olarak biçimini şekillendirip küçük bir ejderhaya dönüşmüştü.Silahlarda bu değişim olurken karşıdan onlara doğru gelmekte olan ellerini uzatacak kadar yakınlaşmıştı.Allinord kılıcıyla hiç vakit kaybetmeden gelene saldırıp onlara doğru uzatılan elleri kesti.Kılıç görevini yerine getirirken ellerin kesildiği yerden sarmaşıklar çıkmış ve bununla beraber de yaratığın dış formu değişirek kendisini yeşilimsi bir renge bırakmıştı.Sarmaşıklar bu mahlukun teninde gezintiye çıkarken yalnız takılmayıp üzerlerinde küçük küçük akrepleri de götürüyordu.Onlar yeteri kadar dolaştıktan sonra durdukları yerde katılaşarak sarmaşıkların dış derilerini kapladı.Elf, bu yeni ucubeyle uğraşırken Sawnhall da takip edilmediklerini düşündükleri iskeletlerin yerden çıkan parmaklarıyla cebelleşiyordu.Büyücü de boş durmuyordu çünkü O da ağacın biriyle kızgın bir muhabbetteydi.Küçük ejderha Kaimeld’ in yanında uçuyor ve ağaca alev püskürterek arada onların sohbetini ateşle kesiyordu.Büyüklük anlamında küçük olmasına rağmen ejderha sohbetin gidişatında baya etkiliydi.Sarmaşık eller garip garip viyaklayarak bir sevgili edasıyla elfe dokunmaya çabalarken kılıç bu birlikteliğin olmamasını sağlamakta kararlıydı.Kara çalı misali aralarına girip kesmekten kendini alamıyordu.Demirci de birbirini ardına çıkan iskelet parmakları tepeledikçe tepeliyordu ancak kapıdan kovsan bacadan girer hesabı birinden kurtulsa başka bir el çıkıp sinirini bozmaya devam ediyordu.Parmakların bazıları o kadar çekiciydi ki insan bu cazibeye fazla dayanamayıp yere düştü.

Allinord sarmaşıkları kestikçe kesmesine rağmen onların boşalttığı yerleri hemen kapmak için yeni gelenler arasında hızlı bir yarış vardı.Ayrıca karşısındaki şeyin yetenek kazanında servis edilmesi beklenen böcek fırlatma da mevcuttu.Birbiri ardına fırlatılan minik yaratıkların bir özelliği vardı ki; kenarları bıçak kadar keskin olup temas ettikleri yüzeyin içine doğru yolculuk edebiliyorlardı.Elf, kılıcını o kadar hızlı hareket ettiriyordu ki ne böcek ne sarmaşık vız gelip tırıs gediyordu adeta ama o, bu durumdan sıkılmaya başlamıştı.

Yol arkadaşları onlarla mücadele ederken sisin ormandaki hükümranlığı gittikçe artıyordu.Büyücünün ağaçla yaptığı sert muhabbetten sıkılan ejderha arada değişik olsun diye demirciye yardıma gelip; önce iskelet parmaklara alev kaplaması yapıp işçiliğini sergilemiş ama bununla tatmiş olmamış üzerine desen olarak ta biraz asit işleyivermişti. Bunun sonucunda iskelet parmaklar erimekten kendini alamadı.Büyücü de iyice konuşmadan sıkılmış ve ağacı yakıp kavurmuştu.Görünüşe göre Kaimeld’ de ateş topu bolluğu vardı ve Allinord sarmaşık yaratıkla mücadele ederken Ona; şu toplarından bir bukette şu ucubeye fırlat şeklinde bir bakış attı.O da ‘başım üstüne’ babında ateş toplarını sıkıntı veren ne idiğü belirsize gönderdikten sonra O, alevler arasında kaldı ve yandı, gitti… Rüzgarla savrulan külleri sisin hakimiyeti altına girdi.Onlar bu mücadelelerden sonra yorgun argın çöktü bir yere.

Bu hoşlarına gitmeyen ormanda ilerlemek zorundalardı.Tüm dikkatleriyle yürürken biraz uzaklarında sis kümelendi. “Önümüzde toplanan bu bulut bizi tebrik etmek için oluşmadı herhalde değil mi?” dedi elf ve öbürleri de bu yoruma şiddetle katıldılar.

Sis şekillenmekte o kadar aceleciydi ki yol arkadaşlarının karşısına iki devasa trol sürmüştü.Onlar ise silahları hazır ve nazır bu yeni gelen tehditle yüzleşme aşamasındalardı.Elf, sahip olduğu oklarını savurduktan sonra onlar yaydan çıkıp hız kazanıyor ve trollerin kalın bacaklarıyla buluşuyordu.Onlar bu okları tersleyerek hiç umursamadı ve yaklaşarak bir tanesi balyozunu elfe salladı.Allinord sıratarak sahaya ikinci oyuncusu kılıcı sürerek sert bir karşılık verdi. Silah, trollerin balyozuna göre küçük olmasına rağmen sahnede rol almaya başladıktan sonra karşısındaki rakibe göre yani boyut olarak nabza göre şerbet veriyordu ve onu kağıt zannedip kesti.Sahaya bir başkası müdahale ederek baltasını trolün bacaklarından birine batırdı.İkinci trol bedeninden bu yapışkanı kovmaya çalışırken ejderha ise sırtında pençeleriyle aşık atıp tırmalıyordu.Büyücü ise oyuna daha müdahale etme zahmetine girmemişti ancak rakiplerine yardım için kafası ork olan ve kanatları çarpık çurpuk başka bir ucube çeşidi dışardan müdahil olunca o da oyuna ağırlığını koymak zorunda kaldı.Ejderhasından yeni gelene hizmette kusur etmemesini söyleyip bu misafiri en iyi şekilde karşılamasını da istedi.Allinord ise boş durmuyor ve çöpçatanlığının zirvesinde oklarından birini trolün gözüne nişanlamış ama O, bu ilişkinin yürümeyeceğini ise ona dokunmak için yanıp tutuşan tutkulu sevgilisi arzusuna kavuşunca ve bu durum oldukça acı verince anlamıştı.Büyücü tekrar geriye çekilmiş yine de çorba biraz daha tuzlu olsun diyerek avuçlarından çıkan yıldırımları trolün bir tanesine de göndermek adına geri durmamıştı.
Havadaki ortamla beslenip büyüyen ve yakıcılığı kuvvetlenen bu ışınlar yaratığa çarpıp onun ateşini yükseltti ve alevlenen trolü oyun dışı bıraktı.Bir bacağı kesik olduğu halde elfin baş belası diğeri ise yumruğunu savurdu. Ondan kaçınmasını bilen rakibi ise rüzgarına kapılmaktan kendini kurtaramadı ve yere savruldu.Havadaki iki kanatlının mücadelesinde ise hamle sırası ork kafalı kuştaydı; amacı ejderhanın kanatlarından birini delmekti ama karşısındaki buna hiç ehemmiyet göstermemişti.Oyuna hile karıştırıp alev çıkardıktan sonra kuşun kanatlarını yaktı ama hamlesinin finalini yaratığın ork kafasının kalanıyla birleştiği yeri pençeleyip uçurarak gerçekleştirdi.Orkun kafası ise lanet olsun diyerek aldı başını gitti bir yerlere.Kalan trol, son bir hamleyle yerde yatan elfin üzerine düşmek için hareketlendi ve tam ezip püre yapacaktı ki kılıç yine araya girip Onun karnını yardı.Altından demircinin yardımıyla sürünerek çıkmaya çalışan elf bir anda ork kafasıyla bakışırken buldu kendini.Üzerindeki yükten kurtulup rahatladıktan sonra onu ormanın derinliklerine postaladı.Onlar iki trolü de yakıp sisin içine biraz daha kül kattılar.

“Bu lanet ormanın bizimle ne alıp veremediği var?Bizden ne istiyor?” diye söylendi demirci.
“Cevabını bilmediğin ve alamayacağın soruları sormaktan ne anlıyorsun anlamıyorum,”
“Homurdanmakta mı yasak büyücü,”
“Boş boş konuşmayın,devam etmekten başka çare yok,çıkış yolu bulmalıyız,”
“Farkında mısın elf, bu cümle de senin diline pelesenk oldu ama devamı gelmedikten sonra bize bir yarar sağlamıyor,”

Üçü boş laflarla karınlarını doyururken kesik ork kafası ağacın birinin yapraklarından ve dallarından kendine yeni bir beden oluşturmuştu.Bir de görünüşe göre pençeli elinde bir balta vardı.Yolları sola kıvrılan maceracıların arkasından sinsice yaklaşmaktaydı.

“Bu ormanın çıkışı nerede?” Demirci konuşuyor ama diğerlerinden ses seda çıkmıyor ve ejderhanında muhabbetine doyum olmuyordu.Buna karşın onlar ilerledikçe ormandaki kötülüğün sesi artuyordu adeta.Bunun ilk şiddetli olanı elfin omzuna bir ok saplama şekliyle yol arkadaşlarına kendini gösterdi.Allinord feryat figan bağırırken; “Bğırıp durma Elf! Bu ucube yerdeki diğer acuzeleri başımıza toplayacaksın!” diye onu payladı Sawnhall.Elf bu sözü dikkate aldıktan sonra okların vızıltısı kulaklarına daha fazla gelmeye başlamıştı ama bunlar onlara ulaşmıyordu zira büyücü arkadaşları bir saydam duvar oluşturmuştu.Unuttukları şey ise onun kendileri bakan tarafında bir orkun olmasıydı.

O, tek hamleyle işi bitirmek adına Sawnhall’ın sırtına saplama hareketinde bulundu ancak demirci, öyle kolay lokma olmadığını ani bir dönüşle onun kafasını uçurarak talihsiz yaratığı apaçık göstermişti.Büyücü, duvarı oluşturan kalkan büyüsüyle meşguldü ama darbelerin sayısı ve şiddeti arttıkça o çatırdıyordu.Bu büyünün bir özelliği ise içeriden dışarıya müdahale edilebilmesiydi ki okun, omzuna o kadar bağırmasına rağmen zarar vermediği anlaşılan elf, oklarını birbiri ardına yeni gelen ziyaretçileri bir grup insanın üzerine salıyordu.Kalkan büyüsü gittikçe zayıflarken saldırganların sayısı arttıyordu.Ejderha, onların yanlarında olmadığı için yol arkadaşları şanslıydı.Büyücünün işaret etmesiyle O, bu rahatsızlık veren kendini bilmez misafirlere müdahale etti ve onları ateşiyle tanıştırdı.Büyücü bununla yetinmemesini ve ormanı tamamen yakmasını istedi ondan.Orman yandıkça ne kadar çoğalırsa çoğalsın yakanın yakıtı hiç bitmiyordu.Buna karşın yoğun duman sisin daha büyük ortağı olacaktı ki rüzgar araya girip onları dağıttı.

Bundan sonra onlar kendilerini ormanın çıkışında buldular öte yandan yine unutmuşlardıı ork kafasını.Çıkışı bulmalarına rağmen önlerinde inanılmaz şekilde bir duvar vardı.Diğer ikisi onun üzerinden atladıktan sonra elf de bunu yapacaktı ki onları hiç bırakmamakta kararlı ork, pençeli eliyle onun sırtını tırmaladı.Yine de yaralı halde diğer tarafa geçmeyi başaran elfi, ikisi hemen yere yatırıp sırtını açtıktan sonra derin ve çürümekte olan yaralarına tanık oldular.Önlerinde bir nehir ve ardında da bir kule görünüyordu.Elfin dudakları gitgide daha fazla morarırken Büyücü, demirciye suya gidip kenarından taş getirmesini istedi.

Onu alan Kaimeld, cübbesinin cebinden çıkarttığı pulu taşa sürterek yaralara dokundurdu.Onun taşa bahşettiği sıvının yüzeyiyle birleşip nüfuz etmesiyle elfin yaraları kapandı.Bu arada nehir kenarından bazı taşlar dışına taşmıştı.Suların yardımı ile onlar şekil değiştirip küçük küçük golemlere dönüşüyordu ama yol arkadaşları bu durumun farkında değillerdi.Bunlar üçlüyü rahatsız edecek şekilde hareketlerde bulunmayıp tekrar nehirle kucaklaştı.Onları karşılamaktan memnuniyet duyacak nehrin diğer tarafında misafirleri vardı ki bunlar konukseverliklerini mızrak fırlatmakla gösteren barbarlardı.Büyücü hemen önlerindeki suyu kaldırıp atılanların ona gömülmesini sağladı.O ve diğer ikisi bu fırsattan yararlanıp karşıya geçti.Elf, bunu yaparken hançerini fırlatmış ve üç katmana ayrılan nesne üç barbarı halletmişti.Büyücü ateş toplarıyla ve ejderha da alevleriyle kalanların icabına bakmıştı.

Onlar kulenin kapısına yakınlaşırken arkalarındaki takipçileri küçük küçük golemlerin farkında değillerdi.Yapıya rahatça girip ilerlerken üç arkadaş kendilerini zindanda buldular çünkü yürüdükleri alan açılmış ve onlarda düşmüştü.Yine sadık dostları zifiri karanlıkla kucaklaştılar ve büyücünün sağladığı cılız ışıkla etrafı incelemeye çalıştılar.Üçlü bu araştırmayı yaparken bulundukları hücrenin duvarlarından içe doğru sivri uçlar çıkmıştı.

Zindandaki diğer hücreler de karanlık görünüyordu.Büyücü, ateş toplarıyla parmaklıkları eritmeye çabalıyor ancak onlar bana mısın demiyordu çünkü küçük küçük golemler onların yapısına nüfuz edip taşlaştırmıştı.Karşı hücrelerdeki karanlık gün yüzüne çıkarken görünüşe göre yoktan var olan canavarlar türüyordu.Onlar dört çeşitti; bir emici, kafası morlonk bedeni yırtıcı bir ucube, ağzından asit damlayan kertenkeleden bozma bir sürüngen ve kurt adam.Parmaklıklar bunlar için engel değildi.Yine ilk olarak sadağı hiç boş kalmayan zehirli oklarını savurdu elf. Oklar kurtadamın üzerine adeta yağarken balta ise morlonk kafalı yaratığa isabet edip yırtıcının pençesini kopardı.Diğerini kullanan acuze, ejderha engeline takıldı.Ancak alev kusan, yırtıcının kürküne pek zarar verememişti.Hem yol arkadaşlarının kendi güçleri hem de silahlarının etkileri azalıyordu.Onlar buna bir anlam veremezken ucubenin tek pençesi ejderhanın kanadını yarmış ve bu saldırıdan kurtulamayan yaratık ağır hasar almıştı.Büyücünün parmaklarından çıkan yakıcı ışınlar ona dokunup cızırdatmasına rağmen yıldırımların etkisinin azalmasından mıdır yoksa kulenin gücünden midir yaratığın savaşması için engel teşkil etmemişti.Kurt adam, bir sıçrayışta elfin saldırısından kurtulup onun omzunu yardı.Kılıcı elinden düşen, hücrenin içine doğru gerilerken sırtına batan sivri uçları geç fark etti.Girenler önden çıkıp elfi öldürmüştü.Diğer ikisi kendi mücadeleleriyle meşgul oldukları için gözyaşı dökecek zamanları yoktu.

Savaşa tekrar müdahil olan ejderha, kurt adamı asit yağmuruna tuttu ancak yaratığı onun etkisinden kurtaran emici arkasından sinsice yaklaşıp pullarını deşmiş zaten yarası olan da zemine düşmüş ve yanına yaklaşan sürüngen de onu karanlığa yollamıştı.Kalan ikili onların bulunduğu yere giren canavarlardan sonra parmaklıkların ortadan kalkmasıyla hücrenin dışında yaralı bir şekilde mücadele verirken yukarı çıkan merdivenlere hareket etti.Onlar ulaştıklarında emiciyle karşılaştılar.Gönderilen ateş topundan kaçan atanı yakalayıp aşağıya yuvarladı.Sawnhall asit püsküren sürüngenden kurtulmak için kalkanını kaldırdı ama nesne buna dayanamayarak kendini koyverdi.Bu sefer baltasıyla saldırıya geçen demirci yaratığın kuyruğunu kesti ama o kendini yeniledi.Aşağıya yuvarlanan büyücüyü yakalayan kurt adam onu parça parça etti.Tek başına kalan ve yaraları oldukça fazla olan insan ışıltılı hançerini emiciye fırlattı ama o, rakibine saplanmış olmasına rağmen pek de zarar vermemişti.Tepesindeki duvarda ise kurt adam yürürken yakınına da sürüngen geliyordu.Yukardaki sırtına atlamış ama ondan kaçınmayı becermişti de sürüngenin asidinden kurtulamamıştı.Artık O da yolun sonuna gelmişti.Kulenin duvarlarına gerilemiş ancak oraya tırmanan emici onu tutup aşağıya atmıştı.Yere çarptıktan sonra savaşçının kanı nehre akarken ölen iki arkadaşı tekrar dirilmiş ve onun yanına gelmişlerdi. Sonra o da dirildi. Üçü de kapkara bir zırhla kaplıydı.

Ormana kolyenin kullanılmasıyla bir süreliğine açılan boyut kapısından - bu nesnenin gücünün tek yan etkisi değildi- dokunan ve onları tekrar dirilten ‘Karanlık Ölümsüz’ ün ölümlülerin tabiriyle eliydi bu marifeti sergileyen. Marjuarane o kolyeyi kullanarak Cypraqual dünyasına neler yaptığını bir bilseydi…

Temmuz 2008



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik roman kümesinde bulunan diğer yazıları...
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual: Kolye 10. Bölüm
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 11. Bölüm
Cypraqual: Kolye 1. Bölüm
Cypraqual: Kolye 6. Bölüm

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ağlasın Güz [Şiir]
Üç Yamalı Bohça [Şiir]
Sensin Yar [Şiir]
Bana Bir Sen Ismarlarsın [Şiir]
Sökük: 3 [Şiir]
Gözyaşı Kırıkları [Şiir]
Kaygan Yol [Şiir]
Perde [Şiir]
Bağ Bozumu [Şiir]
Bütün Dillerime Aykırısın Sen [Şiir]


Osman Altınbaş kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Osman Altınbaş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.