..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Pek çok doktorun yardımı ile ölüyorum. -Büyük İskender
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Fantastik Roman > Osman Altınbaş




9 Ekim 2014
Cypraqual: Kolye 6. Bölüm  
Osman Altınbaş
Kapkara dumanlarla iyice kararan bulutlardan yağmur yağmaya başladı.Damlalar dağılan buz kristallerinin üstüne düştükçe onları eritti.Sıvılaşan bu parçalar kapkara birikintiler olduktan sonra sert esen rüzgarın dokunuşuyla birer ejderha pulu şeklini aldılar.Minik minik kara ejderhalara dönüşen bu oluşumlar aynı anda küçük ağızlarından simsiyah sis kustular.


:HGI:
Savaşçının yurdu Chrubergine şehri; Batı’nın en dikkat çeken noktalarından birisiydi hatta kimilerine göre en önemlisiydi.Burada demircilik çok ilerlemiş, bunun yanında değerli taş işçiliği de gelişme bakımından olmasa da dünya ile kıyaslandığında bir çok yere göre daha iyiydi.Cypraqual’ da, dağınık şekilde birbirinden bağımsız kendi çaplarında mücadele eden şövalye grupları bulunurken onların kullandıkları kılıçların, kalkanların, ok uçlarının temin edildiği yerlerin en başında geliyordu.Dünyanın diğer yerlerindeki nüfuzlu adamların kızları,hanımları burada üretilen bileziklerin, gerdanlıkların, künyelerin, küpelerin, kolyelerin ve yüzüklerin en önemli alıcılarıydı.Bu şehirde, işçilik çok hünerliydi ve onlar dünyanın neresinde olursa olsun adamlarını,hizmetkarlarını göndererek –ejderhaların ve yardakçılarının tehlike arzetmesine rağmen- yollar korkuyla yüklü olsa da zor şartlarda mücevherleri satın alıyorlardı.Söylentilere göre dünyanın diğer sakinleriyle ilgilenmeyen Batı ve Doğu Krallığı olarak ikiye ayrılmış elflerin Doğu Kralı Wairacas’ ın asi,söz dinlemez ve macera düşkünü; koyu kızıl saçlı,gök mavisi gözlü,güzeller güzeli kızı Desurun,babasından habersizce hizmetkarlarını buraya göndererek bir kolye satın almıştı.Batı ile Doğu arasında casusluk yapan Swaclon adındaki elfe göre, Prenses’ in bizzat kendisi bütün tehlikeleri göze alarak gitmişti.Demircilik ve taş işçiliği,Batı’nın sahibi olarak kendini gören Siyah Ejderha’ nın şehri kuşatma altına almasıyla büyük oranda sekteye uğramıştı.

Bugün, şehri teslim etmesi için Bilge’ ye verilen sürenin son günüydü.Chrubergine’ nin dışında simsiyah, büyük bir alana yayılmış topluluk görünürken takviye kuvvetler geldikçe geliyordu ki bunlara bir kaç ejderha da dahildi.Onlar, adamların üstlerinde uçuyor ve bekliyordu.Bilge de bekliyordu.

Kış yaklaşmasına rağmen hava çok soğuk olmasa da serindi.Bugün ise sıcaklığın daha çok yüzünü gösterdiği zamandı.

Kuşatanlar arasında herhangi bir canlının hayatını önemsemeyen paralı askerler, bağımsız şövalye gruplarından bir tanesi, yer altında yaşamayı sevmeyen bazı kötü niyetli cüceler,yurtlarından sınırdışı edilip kovulan elfler, ayrı bir grup şekli bozuk imalat hataları ucubeler ve bir başkası yağmacı orklar bulunurken bunlara da Siyah’ ın deneyimli askerleri komuta ediyordu.
Akşama şehir kendi eliyle teslim olmazsa ağızlarının suyu akan ve bir o kadar da beklemekten sıkılan kuşatmacılar saldıracaklardı.Ejderha için önemli olan ise ister teslim ister edilmesin şehrin her şekilde alınmasıydı. Yöntem ne olursa olsun fark etmiyordu.

Şehire ise huzursuzca etrafta dolanan sessizlik ve yandaşı endişe hakimdi.Yaşayanların bir çoğunun bakışlarına kurulan korkulu bekleyiş, ejderhaların görünmesiyle yerini sağlamlaştırıyordu.

Chrubergine kentindeki tek söz sahibi olan Bilge’ nin gözlerinde, korkuya dair hiç bir iz bulunmazken bu görünüşü sert bakışlarından,yaşayanların ondan sonra en çok saygı duyduğu büyücü,yeni gelen beş beyaz giysili insan ve diğer ileri gelenlerin yüzlerine yansıyordu.Bu arada Kırmızı Ejderha Dacassyre’ nin yeşil ziynetini çalmaya giden savaşçı Marjuarane’ den hiç haber yoktu.Büyücü, diğer ileri gelenlerle muhatapken Bilge de yeni gelenlerle istişare halindeydi.Bu beş giysili insanın buraya nasıl geldiği muammaydı zira onlar, Bilge, savaşçı Marjuarane ve iki arkadaşını yolculuğa salık verdiği gün, yardım etmeleri için daha önceden gönderdiği çağrıyla gelmişlerdi.Diğerleri bunlardan uzak duruyordu. Aralarında geçen bir çok sohbetin içinde, bu yabancıların üstlerinden garip bir soğuk ve tüyler ürperten bir duygunun aktığı düşüncesi bir çok ağızdan seslendirilmiş diğerlerininkine misafir olmuş kimilerinde ise yatıya kalmıştı.Büyücü ise bunlara karşı sıcakkanlıydı çünkü onların kim olduklarından ve neden geldiklerinden haberdardı.

Bilge, yabancılarla konuştuktan sonra ötekiler ve büyücü ile beraber kütüphaneden çıktı. Binanın dışında bekleyen deneyimli şehir savunucuları ana kapının oraya daha önceden konuşlandırılmış şövalye gruplarından birinin yanına gönderildi.Önemli olan nokta ana kapıydı ve tamamiyle müdahale başladığında mümkün olduğunca dayanmalıydı ki denize kıyısı olan şehir o taraftan da güvence altına alınmalıydı.Bunun için bir kaç kuvvet de oraya yerleştirlmişti.

Sürenin sonuna gelindikçe şehirde yaşayanların üzerinde korkunun derecesi artarken kuşatmacılarda da yağma heyecanı tavan yapıyordu.Deniz kıyısının ilerisinde korsan gemileri bulunuyor ve onlar da bu yağmadan pay almak istiyordu.Kağıt üstünde kuşatmacıların gücü daha fazla görünürken dışarıda yüzlerce kan düşkünü ölümlü düğmeye basılmasını bekliyordu.

Kuşatanlardan bir kaç paralı askerin gözüne şehrin dışındaki tepelerin birinden inen bir toz bulutu çarptı.Bu görüntü uzaktaydı ancak bir hortum misali hızla onlara doğru yaklaşıyordu.Yakınlaştıkça dağılıp belirgenleşen bu bulutun içinden üç kapkara ata binmiş kara giysili ve kara zırhlı çıktı.Atların toynakları toprağa bastıkça yeri grileştiriyordu.Bu değişim topluluktaki diğerlerinin de dikkatini çekti.Üç kara zırhlının amacı Chrubergine şehrine girmekti lakin önlerindeki geniş bir alana yayılmış büyük bir kalabalık engel teşkil ediyordu.Onların gelişiyle bir anda hava kara bulutlar yönünden zenginleşirken yanında getirdiği sert rüzgarın soğukluğunu da üzerlerine yüce gönüllüğüyle dağıtıyordu.

Kara zırhlılar anladı ki bunlar geçit vermeyecekti.Soğuyan ortamla atlar durdu ve burunlarından çıkan nefes havaya karışıp toynaklarının bastıkça grileştirdiği toprağa düştü.Yerden üç kapkara dumanımsı şekil yükselip üç keskin dişli kapkara köpeğe dönüşen bu biçimler, kara zırhlıların hareketiyle kuşatanların üzerine saldırıya geçti ancak onlara ulaşmadan ortadan kayboldu.Siyah’ ın adamları şaşkınlık içindeydi; Bunlar da neydi böyle? Bu yabancılar da kimdi?

Bir çoğunun düşüncelerinde bu iki soru gezintiye çıkmış yeni gelenlerle amaçsızca dolaşırken liderlerininkinde ise acaba bunlar şehirde yaşayanlara yardım etmek için mi geldi fikri bir anlamın limanına ulaşmıştı ama onlar da bundan emin değildi.Kara köpekler kaybolunca huzursuzca güldüler.Daha fazla yaklaşmalarına izin vermeden liderlerinin emriyle okçu askerler oklarını saldı.Onlarcası yabancıların üzerine yağarken komutan korkuya kapılmış ve haddinden fazla ok gönderlimesi emri vermişti.Yerinden kıpırdamayan ve kalkan kullanma lüzumu görmeyen kara zırhlıların ve atlarının üzerine yağmur misali inen oklar teker teker hepsine saplandı.İsabet eden oklarıyla sevinenler bir süre sonra bu kadar fazlaca saplanmasına rağmen bu yaratıkların ve bineklerinin yere düşmeyip bir heykel gibi sabit durmalarıyla korkunun en derin dehlizlerine sürüklenmeye başladılar.Bunlar her neyse ölmeleri gerekirdi ancak bekledikleri olmamıştı.

Oklar, atların derisine ve kara zırhlıların tepeden tırnağa her tarafına saplanmıştı.Metalimsi sivri uçlu oklar zırhlara değdiği anda, saplarına doğru eriyerek ve elbise içine kat ederek aktıktan sonra onunla bir oldu.Atların derisine de aynısına yapan metalimsiler zırhlardan farklı olarak hayvanların dış kısmından içine doğru her tarafını eriterek onların tamamen toprağa akmasına neden oldu.Akışkanlaşan bu yaratıklar gri toprağa karışıp altında ilerlemeye başladı.Bu sırada da üç karanın derisi olan zırhların dışa verdiği ısıyla saplanan okların birebir sayısına göre havada serbest halde hareket eden damlalar çıktı.Bunlar sert rüzgarın öpücüğüyle katılaştıktan sonra bu boyuta ait olmayan yabancıların direktifiyle okçulara yönlendirildi.İlerlerken uzayıp ok şekline dönen bu damlalar, yol aldıkça ucundan sapına doğru alevlenip teker teker onlara saplandı.Vücutlarına dokundukları anda ateş virüs misali çoğalarak bedenlerini yakıp küle döndürdü.

Köpekler, kara zırhlılardan birinin hareketiyle adamların ortalarında bir anda peydah olmuştu.Onların ortaya çıkmasıyla ne olduğunu anlayamayan Siyah’ ın deneyimli komutanları dahil diğer kuşatmacılar, oraya buraya kaçışmaya başladı.Özellikle şekli bozuk ucubeler ve korkmadıklarını göstermeye çalışan gururlu ahmaklar, kılıçla, baltayla,mızrakla saldırmalarına rağmen bir sonuç elde edememiş ve lime lime olmaktan kurtulamamıştı.Müdale olduğunda sise dönüşüp ortadan kaybolan bu oluşumlar, tekrar sahneye çıkıp hiç durmadan parçalamaya devam ettiler.Bozguna uğrayan kalabalıktan bir çoğu,neresi olursa olsun bu dehşetten kaçmaya çalıştılar ancak takviye kuvvet olarak çağrılan ve kuşatma esnasında bir zorlukla karşılaşılınca askerler arasında sızmaları önlemek için ve onların kargaşaya düşmemeleri için gönderilen ejderhalar tarafından geri sürüldüler. Topraktan çıkan gri kökler de sıvışmalarını engellemiş ve çevrelerine duvar örmüştü.

Ejderhalar,daha müdahelede bulunmamış ve şaşkınlıkla, biraz da yavaş yavaş üstlerine yerleşen korkuyla ve kendi derilerini de düşünerek ne olacağını bekliyorlardı.Herhangi bir ölümlünün hangi ırka mensup olduğunu gözetmeksizin yabancılar bir çoğunu parçalamış ve onları yakıp kavurmuştu.Gri kökler de ayaklarına sarılıp ağızlarından girdikten sonra kafataslarından çıkıp vücutlarını parça parça edip yok etmişti.Alan, çok fazla zaman geçmeden ceset parçalarıyla ve yanarak ölenlerin külleriyle dolmuştu.

Bunlardan ayrı duran orklar, çıkış yolunun olmadığını, buradan kaçamayacaklarını anlamış ve bu dehşetle yüzleşmek için üç kara zırhlıya doğru saldırıya geçmişlerdi.Pis baltalarıyla yanlarına yaklaşamadılar bile zira görünmeyen bir duvara çarpmışlardı.Yarısı onun dışında kalırken yarısı içine girmişti.
Duvarın dışında kalanlarsa gri köklerle ve kara köpeklerle muhatap halinde olurken bu vahşet yüklü sohbet onları kısa zamanda karanlığa yolladı. Duvarın içinden geçenlerse boyutsal bakımdan küçülüp böceklere dönüşüp kara zırhlıların ayaklarının altında püre olduktan sonra buharlaşıp görünmeyen kalkanın içine aktılar.Yaratıkların birinin elindeki üç katmanlı kılıcın kabzasının oluşturduğu bu büyülü kalkan tekrar yuvasına geri döndü.

Sonunda ejderhalar sahneye adım atmak zorunda kaldılar çünkü şehrin daha kolay alınması için gönderlilen bu yaratıklar, kaçarak olumsuz bir haberle Siyah’ ın gazabıyla karşı karşıya gelmek istememişlerdi.Dördümüzün ateşi bunları yakıp kavuracaktır düşüncesiyle gözlerinde az da olsa korku emareleri bulunmasına rağmen taarruza geçmek için hazırlanmaya başladılar.Üç yabancı çok kısa bir sürede kuşatanların tamamının işini bitirmişti.Şehir surlarından bu olağanüstü vahşete şahit olanlar küçük dillerini yutmakla kalmayıp ana kapıdakiler de dahil,korsanların haber alıp hemen arkalarına bakmadan kaçtığı deniz kıyısına doğru koştular.Şehirde yaşayan diğerlerine de haber ulaştırıldıktan sonra hepsi neresi olursa olsun kaçmaya başladı.Bilge, bunları duymuştu ancak O ve beş giysili insan yerinde kalmıştı.

Üç kara zırhlı havada pike yapan ejderhaların, üzerlerinde korku uyandırmaya çalışan gözlerine baktılar ve kahkahaya benzemeye gayret eden bir ses çıkardılar.Birinde üç katmanlı kılıç ve hançer, diğerinde kalkan ve balta ve üçüncüsünde de kara bir ışıltı yayan simsiyah bir ejderha pulu vardı.

Dört kırmızı ejderhadan oluşan bu grup, aynı anda bunların üzerine alev kustu. Kara zırhlılar da karşılık olarak onlar tam nefeslerini aldıkları zaman elerinde bulunan büyülü silahları pul dışında hayvanlara doğru fırlatmıştı.Dört nesne de katmanlarına ayrılarak birbirleriyle birleştikten sonra akışkanlaşıp bir kalkan oluşturmuştu.Alevler, süvariler misali onu kızıla döndürdü ancak etkisi sadece renk değişimi olmuştu.Pulun ışıltısının kalkana dokundurulmasıyla duvar ayrışıp tekrar silahlara dönüştü.Bu sefer ellerinde tuttukları silahlardaki fark ise ejderhaların ateşiyle kızıla dönüp ateş saçmalarıydı.Bir çok ölümlüyü midelerine indirmiş, köylerini kasabalarını hiç düşünmeden yakmış bu zalim yaratıklar,tekrar alev kusmadan üzerlerine doğru bunları fırlattılar.Hızla ilerledikçe ateş saçan parçalara ayrılan bu silahlar dört ejderha da gökte ayrı ayrı konumda olmalarına rağmen onların pullarına ve derilerine yapışıp kılcal damarlar misali kanatları dahil, gövdelerine,kafalarına, kuyruklarına yayıldı.Dördü de gökten yere doğru acılar içinde kıvranarak yanan meşalelere dönüp gri köklerin mızrağımsı kucağına düştüler.Feryat figan eden çığlıkları da dahil yanıp kavruldular.Kara zırhlılardan birisi onların küllerin topladı.

Kanla bulanmış ceset parçalarının üzerine yapıştığı kökler,silahlar tekrar eski haline döndükten sonra ortadan kaybolurken daha tiksindirirci olarak atlar tekrar alanda meydana çıktı.Üç ne idiğü belirsiz mahluk üzerlerine binip ana girişe yöneldi.Büyücü tarafından efsunlanan kapıya ve surlara dokundukları anda hepsi parçalandı.Cücelerin yonttuğu oldukça sağlam ve sert taş ve tahta parçalarının havaya uçuştuğu ve döndüğü ortamın içinden şehre giriş yapmışlardı.Ortalıkta dolanan bu kabusun sağladığı kesif sessizlikti.

Atların toprağa bastıkça grileştirdiği topraktan koyu grilik her tarafa yayılırken arkadaş olarak ta ölenlerin feryat figanlarını yanına alıp binalar dahil her tarafa nüfuz edip çürütürken iğrenç kokuların birleşimini salıyor ve şehri aynı renge döndürüyordu.Kara zırhlılardan birinin gönderdiği siyah bir bulut rengin içine girdikçe kapkara dumanlar havaya yükseliyordu.Kenti asap bozucu bir yanın kokusu kaplarken ve ölenlerin çığlıkları dört bir yanında kol gezmeye başlarken yabancılar aradıkları binanın yanına yani şehir kütüphanesine ulaştılar.
Binanın önünde beş beyaz giysili insan ve Bilge onları bekliyordu.Duyanları dehşete düşüren ve deliliğin derin yerlerine kadar götürecek olan çığlıklar,onlara çok fazla etki etmiş görünmüyordu.Öte yandan savaşçıya kolyeyi veren büyücüden eser yoktu.Kütüphanenin ilerisindeki demircinin kapısının önünde pejmurde görünüşünü pespaye giysilerle tamamlayan biri oturuyordu.Çığlıklar yavaş yavaş onun kulaklarına yaklaşırken bu dilenciden ne kara zırhlıların ne de diğerlerinin haberi vardı.

Yabancılardan elinde pulu tutan binanın önündekilere hitaben;
“Sizin kim olduğunuzu ve ne olduğunuzu biliyoruz.Yanılsamadan vazgeçin ve gerçek yüzlerinizi ortaya serin Bizim gözlerimiz ölümlüler gibi değildir,” dedikten sonra oldukça tüyler ürperten tınıları bulunan bir kelime söyledi.

Beş beyaz giysili insan ve Bilge’ yi tutan büyü çözülmüş ve beşi, beyaz ejderhalara dönüşürken Bilge diye çağrılan ise bunlardan daha büyük,güçlü ve zalim olan metamorfoz öncesinden gelen,Güneyin sahibi olarak kendini gören kadim ejderha Beyaz’ ın birinci adamına dönmüştü.Şehirde kimse kalmadığı için buna şahit olan ve diğerlerinin umursamadığı dilenciydi.Kulaklarına nüfuz eden ölenlerin özellikle de dört ejderhanın can çekişen ruhlar misali dolanan çığlıklarına engel olmaya çok uğraşsa da, kızıl gözlerinden simsiyah yaşların dökülmesine mani olamamıştı.O, Bilge denen insanın değişimini gördükten sonra çok şaşırmış ve çok kızmıştı.

Büyük Beyaz, ölümlüler arasındaki adı Schmarte olan ejderha Kuleler Şehrinden haberdardı.Orayı koruyan liçleri halledecek olan onların değerinde güçlü ruhlara ihtiyacı vardı çünkü bu efsanevi şehirde metamorfozun olmasına neden olan tanrıların o esnada yeni oluşan dünyanın çeşitli yerlerine attıkları büyülü ve onların nefeslerinden mamul biri bulunuyordu ki onlar da bunu koruyordu.Bu, metamorfoz olmadan önce kötü yaratıkların boyutundaki adıyla,karanlık ölümsüz olarak bilinen kötü tanrı Asdachen’ e ait olan onbir kristalden birisiydi.Bunu arayan sadece Schmarte değildi.

Beyaz, bu büyücülerin lanetlenmiş ruhlarını halledecek karşı güç olarak ejderha ruhlarında karar kılmış ve Kırmızı Ejderha Dacassyre’ nin avladığı ve öldürdüğü ejderhaların özlerini hapsettiği, yeşil ziyneti duymuş ve onu elde etmek için kendine göre bir yol kurmuştu.Ayrıca, O da neden kırmızının kendi türlerini avladığını bilmiyordu ama şöyle bir çıkarımı vardı; ‘Acaba Dacassyre de Kuleler Şehrini arıyor olabilir mi?’
Onunla savaşmak istemediği için Chrubergine şehrindeki Bilge kılığında bulunan, bir başka beyaz ejderha olan, çok güvendiği birinci adamına görev vermişti.O da Marjuarane adındaki yurtsever ve gözüpek savaşçıyı, bu iş için seçmişti.Bir insan fark edilmezdi ve onun kaybı da hiç önemli değildi.

Büyücü de Bilge’ nin bir diğer yansımasıydı.Beyazın birinci adamı, şehirde hem kütüphanenin sahibi hem de büyücü kılığındaydı.Beyaz bu sayede dünyadaki diğer güçlü büyücülerin ne yaptıklarından ne tür entrikalar çevirdiklerinden büyük olasılıkla haberdar olabiliyordu.

Kolyeyi veren büyücü,dünyadaki güçlü büyücülerin oluşturduğu gruba üye birisinin kılığındaydı.Beyazın birinci adamının kendi yansıması, kolyenin ne kadar güçlü olduğunu bilseydi...

Üç kara yaratığın karşısında altı tane beyaz ejderha uçuyor ve korkularını bastırmaya çalışan maskeyle onun yerine korkutucu olmaya gayret eden gözlerle onları süzüyordu.Yabancılar ise atlarından inmiş ve alay ihtiva eden bakışlarla aynı oranda onlara karşılık veriyordu.Altı tane beyaz, aynı anda farklı noktalardan fırtına tadında buz kustu. Şehrin dışında yanarak ölen ejderhaların külünü toplayan kara zırhlı, anında onları büyüle kıvranan havaya fırlattı.Fırtına ulaşmadan çok hızlı bir şekilde diğerinin elindeki puldan yayılan kara ışıltı, havada kümeleşen ve onların etrafını çevreleyen küllere temas ettiğinde ise ateş duvarına döndü.Buz fırtınası buna çarptı ve o erirken diğer yandan sıvılaştı.Kalkan akışkanlaşırken yabancılardan biri atlara emir vermiş ve onları bu duvara göndermişti.Oradan geçtikten sonra atlar beyazlarla aynı boyutta üç emiciye döndü.Üç beyazla karalar diğerleriyle de emiciler muhattap olacaktı.

Üç beyaz, üç karaya önden,arkadan ve yandan yaralayıcı olmasına oldukça özen gösterdikleri pençeler savurdu ancak boşluğu tırmaladılar.Karalar sise dönmüş ve ejderhalar ne olduğunu anlamak için yere indiklerinde onların yanında bitmişti.Bir tanesi, bu kadar kütlece gelişmiş bir yaratığı hiç zorlanmadan kuyruğundan tutup ileriye doğru savururken bir diğeri, üç katmanlı baltasıyla bacağını biçerken üçüncüsü de üç katmanlı kılıcıyla diğer beyazın kanatlarını yardı.

Yaralanıp uçamayan iki beyaz yerdekilerle mücadele ede dursun fırlatansa tekrar havaya kalkmıştı.Bir kez daha hiç vakit kaybetmeden onu ileriye atana buz fırtınaları gönderdi.Yabancı yaratık ise hemen kara giysisini üzerine çekip altına sindi.Buz ve ayaz sertçe giysiye çarpıp rengini beyaza çevirirken içindekini de buz kadar katılaştırdı.Şiddetli ayaz onu yerden kaldırmış,ileriye savurmuş ardından da onu kütüphanenin duvarlarına bindirmişti.

Bilge kılığındaki bu ejderha, diğerlerine nazaran güçlüydü.Binanın duvarlarına çarpan top şeklindeki buz,tıpkı kristal bir vazonun yere düşüp parçalanması gibi dağılmıştı.Kütüphane, bu darbenin etkisiyle sallanmış ve kuleyi maskeleyen büyü çözülmüştü.

Bina aslında bir kuleydi.Büyücü meslektaşlarıyla görüşürken kule vazifesi görürken Bilge ise şehrin ileri gelenleriyle ve diğerleriyle konuşurken bir kütüphaneydi.Bilge ve Savaşçı kitaplıkların hepsi devrilip içindeki kitaplar ortaya serildiğinde üzerinde yürürken kaybolmuşlardı.Aslında bina dönüşmüştü.

Kapkara dumanlarla iyice kararan bulutlardan yağmur yağmaya başladı.Damlalar dağılan buz kristallerinin üstüne düştükçe onları eritti.Sıvılaşan bu parçalar kapkara birikintiler olduktan sonra sert esen rüzgarın dokunuşuyla birer ejderha pulu şeklini aldılar.Minik minik kara ejderhalara dönüşen bu oluşumlar aynı anda küçük ağızlarından simsiyah sis kustular.Birleşen bu dumanlar kütüphanenin duvarlarına çarpıp parçalanan kara zırhlıyı tekrar oluşturdu ve küçük ejderhalar da parmakları oldu.Bunların hepsi çok kısa sürede meydana gelmiş bu arada yaratığın işini bitirdiğini düşünen beyazın birinci adamı,emicilere doğru harekete geçmişti.

Üç emici, üç beyazla oldukça çetin bir mücadele içindeydi.Emicilerde fazla bir yaralanma göze çarpmazken rakipleri ise çok hırpalanmıştı.Öte yandan diğer ikisi yerde acılara gark olmuş kıvranıyordu.Bu boyuta ait olmayan yaratıkların daha doğrusu onların arkasındakinin gücüne fazla karşı koyamamışlardı.
Bilge kılığında olanın dışında diğer beşi yaşamda son danslarını icra ederken üç emici, göreve sonlandırdıktan sonra yere inip tekrar atlara dönüştü.

Kalan tek beyaz kaçmayı düşünmüştü zira başka çaresi kalmamıştı ancak etrafı duvarlaşan karanlıkla kuşatılmıştı.Tırnakları küçk ejderha kafaları olanın marifetiydi bu.Elini etrafa savurmasıyla minik yaratıkların kustuğu siyah alevler alanı tamamiyle çevrelemişti.Kara zırhlılardan bir diğeri,bu oluşan duvara kılıcıyla dokunmuş ve şehir dışında boyutsal bakımdan küçülüp ezilip buharlaşan orklar saydam şekiller halinde ortaya çıkmıştı.Ayrıca duvardan çıkan sarmaşıklarda hayvanı yakalamış ve yerinden kıpırdamamasını garanti etmişti.

Saydam orklar, yerde can çekişen beş beyazın yanına gidip onlardan birer tane pul aldı ve bunları elinde kara pul olana verdi.O da, elindeki karanlık ışıltı yayan pulu üst üste koyduğu beş tanesinin üzerine yerleştirdi.Kara pulun beyazlarla etkileşiminden sonra onlardan sivri uzantılar çıkmış ve bunlar, onun tarafından, hareket edemeyen ejderhaya fırlatılmıştı.Köşeye sıkışan yaratık sivri çıkıntıları bulunan pulların kafasına,yaralı derisine ve kanatlarına birer birer saplanmasına ve onların vücuduna dalgalar göndermesine engel olamamıştı.Bu titreşimler onun ani kasılmalarla sinirsel hareketlerini kısıtlayıp kaskatı kesilmesine neden oldu.

Üç yabancı yaratık,etkisiz kalan ejderhanın yanına yaklaşırken yavaş yavaş ölmekte olduğunu anlayan beyaz, onlar yakınlaştıkça arkalarındaki gücün silüetini gördü.Sersemletici etkiye sahip dalgalar bu yabancıların öğrenmek istedikleri bilgiyi onun söylemeyeceğini düşündüğü için aklına hükmedecekti.

“Söyle bize Chirraphreix; Kuleler Şehri nerede?” dedi bir tanesi rahatsız edici tonlamayla ve sesi etrafta dolanan ölülerin asap bozucu çığlıklarında yankılandı.Ejderha, titreşimlerin beynine zerk ettiği acıya fazla karşı koyamadı ve onlara duymak istediklerini söyledi.

Bunun ardından yabancılar harabeye dönen Chrubergine şehrinden ayrıldı ve simsiyah bir gemiyle Ascander Denizinde yol almaya başladı...

Dilenci, onlar gittikten sonra bu viraneden çıkarken çok sinirliydi.Batının sahibi olarak kendini gören Siyah ejderha Tischveria, kuşatmayı izlemek için bu kılığa girmişti. Öfkesini alevlendiren ise antlaşma şartlarını bozan güneyin sahibi Beyaz’ ın oynadığı oyundu.Aklında şu soru da yankılanıyordu; ‘Tanrılardan biri geri mi döndü acaba?’

Chrubergine şehri yabancı yaratıklar denizde yol alırken onlar gelmeden önceki haline dönmüştü.Burada hiç kimsenin olmadığı,ne yanık kokuları ne de duydukça deliliğe sürükleyen ölenlerin feryatlarının gezinmediği bir yerdi ki bu ölümlülerin görebileceğiydi.Bu boyuta ait olmayan kolyenin kullanılmasıyla Cypraqual’ a ayak basanlara ise bu dünya içindeki yeni bir boyut kapısının başlangıcı olarak görünecekti.Geçit kilitliydi ve bu savaşta ölenlerin ruhları burada hapisti ki onların gücü kapıyı yerinde tutuyordu.

MART 2010



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik roman kümesinde bulunan diğer yazıları...
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual: Kolye 10. Bölüm
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 11. Bölüm
Cypraqual: Kolye 1. Bölüm
Cypraqual: Kolye 9. Bölüm

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ağlasın Güz [Şiir]
Üç Yamalı Bohça [Şiir]
Sensin Yar [Şiir]
Bana Bir Sen Ismarlarsın [Şiir]
Sökük: 3 [Şiir]
Gözyaşı Kırıkları [Şiir]
Kaygan Yol [Şiir]
Perde [Şiir]
Bağ Bozumu [Şiir]
Bütün Dillerime Aykırısın Sen [Şiir]


Osman Altınbaş kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Osman Altınbaş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.