..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Olgular görmezden gelindikleri için var olmaya son vermiyorlar. -Huxley
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Politik Olaylar ve Görüşler > Vildan Sevil




27 Ocak 2015
"Komşuda Pişer, Bize de Düşer"  mi?.. Syriza ve Türkiye’de Sol  
Komşu, yemeği ocağa koydu, pişer mi pişmez mi zaman içinde göreceğiz.

Vildan Sevil


Kuşkusuz SYRİZA'nın işi zor. Kapitalizm canavarının tuzakları, dümenleri pek çok. Onlar çocukları doğmadan boğmayı iyi bilirler. Ne var ki insanlık da boğulmakla tükenmiyor, sürekli kurtuluşun yolunu aramaktan vazgeçmiyor.


:GEI:
Yunanistandaki seçim sonuçlarını, televizyonlardan ve basından izledikçe heyecanlanmadığımı söylersem yalan olur. Ne de olsa özlediğimiz bir umut kıvılcımıydı  parlayan.

O ne coşku… O ne özlem… Sirtakiler, sevinç gözyaşları, kucaklaşmalar…

Yıllardır, neo liberal politikalarla (Yeni Dünya Düzeni) üretimden uzaklaştırılan, tüketime alıştırılan, gırtlağına kadar borçlandırılan, ilk zamanlar refaha yürüyoruz sanan bir toplum.

Zaman zaman bizdeki boyutlarda olmasa da ortaya çıkan rüşvet, yolsuzluk olaylarına karşı, başkaldırı ve demokrasi geleneği bize göre çok daha güçlü olmasına rağmen geçici rahatlığın etkisiyle gerekli tepkiyi anında göstermemiş, biriktirmiş bir toplum.

Sıra bedel ödemeye gelince… Zenginlerin ödediği vergiler düşürülüp o vergi yükleri halka bindirildikçe… Emekli maaşları, sağlık hizmetleri, hayat standartları düştükçe… İşsizlik artıp da gençler ülkeyi terk etmeye başlayınca, halk hızla yoksulluk sınırının altına çekildikçe… Bıçak kemiğe dayandı Yunanistan’da. 

Sağ ve sürekli sağa kayarak küresel politikalara boyun eğen sosyal demokrat iktidarların dertlerine derman olmayacağını kavradı Yunan halkı, kurtuluşu solda aramaya başladı.

2004 yılında kurulan SYRİZA yani Radikal Sol Koalisyon, sol içinde yaptıkları güç birliği, dinamik örgütlenme, çalışma ve halktan yana ekonomik istemleri, demokrasinin geliştirilmesi vaadiyle halkın güvenini kazandı, sağcı küçük bir partiyle  birlikte iktidara geldi.

SYRİZA’nın  ortağı neden sağcı hatta ırkçı bir parti? Kuşkusuz bu sevinilecek bir durum değil.

SYRİZA’nın içinde, komünist ve sosyal demokrat partilerden kopan gruplar da var. Buna karşın komünist parti ortaklığa yanaşmadı. 

SYRİZA’yı  çözümü  sistem içinde gören, reformist bir parti olarak niteledi. Gerçekten de programları itibarıyla şimdilik öyle.  

Komünistlere göre SYRİZA da  ya neo liberal politikalara boyun eğecek, sistem tarafından halkın gazını almakta kullanılacak, boyun eğmezse yok edilecek. İki şıkta da sorumluluk almak istemedi komünistler. Onlar nihai hedeflerine yürüyecekler kendi başlarına herhalde. Oysa birlik içinde yer alıp gerçek çözümü anlatmaya devam etmeleri de mümkündü bana göre. İyice marjinalleşmek yerine halkın coşkusunu paylaşıp koalisyonun sağa kaymasını önlemeye çalışmak, daha iyi olmaz mıydı acaba?

Kültürel, demokratik gelenek açısından bizden çok daha farklı, daha ileri bir toplumda, hiç değilse demokrasinin geliştirilmesi, nefes alma ortamının doğmasıyla sosyalizme giden yolun açılabileceği gibi sonuçların da doğabileceğini komünistler düşündü mü, düşünmedi mi bilmiyorum. 
Halkların aşırı yoksullaşması, baskı altı alınması, sosyalist devrime götürmüyor ya ırkçı faşist düşüncelere ya da İslam ülkelerindeki gibi dinsel gericiliğe sarılmasına neden oluyor. 

Halkın, birlik olunursa daha ileri hedeflere de yönelebileceğini, belki de her belanın kapitalizmden, emperyalizmden kaynaklandığını kavramanın yolunun açılabileceğini, kimsenin hemen şu anda sosyalist devrim aşkıyla  tutuşmadığını düşündüler mi, düşünmediler mi şimdilik bilmiyorum.

Devrim, sosyalizm dediğimiz olgular, slogan atmakla, poster açmakla gerçekleşiyor mu? 

Acaba her çağ, kendine özgü yolları, modelleri mi yaratıyor? Kendine özgü çözümlemeleri mi gerektiriyor?

SYRİZA’nın komünistler yanaşmadığı için sağcı partiyle ortaklık kurma zorunda kalmasının temel nedeni, borçların sildirilmesi konusunda sağcı partiyle aynı görüşü paylaşmalarıymış. Yani dünya ve Avrupa egemenlerine İngiltere, Fransa, Almanya) “Borçlandırıp borçlandırıp sömürdünüz, silin şu borçları da kendimize gelelim” diyorlarmış birlikte.

Dünya finans çevrelerinde, Merkel’de, İMF’de, dünya egemenlerinde seçimlerin ardından görülen panik, endişe halkın birleşerek solu işaret etmesinden kaynaklanmıyor mu?  Bu sonuçtan hiç de hoşnut değiller.
Bu birlik olgusu, yenilgiye uğrasa bile hiç olumlu iz bırakmayacak mı? 

Çabucak sönümlense de  böyle örgütlü bir birlik olmadan gerçekleşen Gezi eylemlerinin, dünyada ve bizde yarattığı psikolojik etkiyi, toplumsal özgüvene yaptığı katkıyı unutabilir miyiz? Eğer bizde de birlik oluşursa hiç kuşkusuz mayası, tarihimizden çıkardığımız dersler ve Gezi direnişleri olacaktır.

Bu ilk zaferi kazanınca ne kadar dirençli, kararlı olurlarsa sistemi o kadar sarsacaklarını SYRİZA seçmenleri fark edemez mi?

Üstelik düzenin bekçisi kiliselerin etkisini de takmıyor Yunanlar. Baksanıza ateist bir başbakan çıkardılar ve ne dinleri elden gitti ne de papazlar olumsuz  vaazlar verdi. Verdiyse kimse aldırmadı. Bir de bizi düşünün.

Diğer yandan, daha şimdiden İspanya ve Portekiz'de bu birliğin aynı heyecanı yaratması benzer hareketlerin oluşması, atılmış adımların güçlenmesi önemsiz mi?

Avrupa solunda, giderek halka yayılacak biçimde Radikal Sol oluşumların konuşulması önemsiz mi?

Sol içi dalaşmalardan, tartışma kültürünün yokluğundan, Marksizmin sloganlara indirgenip, hapsedilmesinden, böylece bugünü kavramanın önüne kurulan barikatlardan altmış yıldır gına geldiği için belki de emperyalizmin dümenine girmediğini  düşündüğüm, arayış içindeki her birlik hareketiyle, başkaldırıyla heyecanlanıyorum ben. Eh, o kadarı da hakkımız değil mi?

Komşu, yemeği ocağa koydu, pişer mi pişmez mi zaman içinde göreceğiz.

Ben lezzetli bir yemeğin sofraya gelmesini diliyorum tüm yüreğimle.

İşte o zaman belki de bir tabak bize de düşer. Ama ocakta yanar kalırsa, emperyalizmle birlikte bizde de halay çekecek iktidar sahipleri ve yandaşları çok olacaktır.

Kuşkusuz SYRİZA'nın işi zor. Kapitalizm canavarının tuzakları, dümenleri pek çok. Onlar çocukları doğmadan boğmayı iyi bilirler. Ne var ki insanlık da boğulmakla tükenmiyor, sürekli kurtuluşun yolunu aramaktan vazgeçmiyor.

Bize gelince…

Birleşik Haziran Hareketini dikkatle izliyorum. Gezi direnişinden ders çıkardıkları anlaşılıyor.

Toplumun geniş kesimlerini kucaklamaya çalışıyor. Mütevazi, belki de bu nedenle gerçekçi hedefleri var.

Kendi içlerinde “Yalnız ben bilirim, doğru ben’im” anlayışını, kariyerizmi kırma çabaları yoğun olarak hissediliyor. 

12 Eylül sonrası darmadağınık olmuş, AKP’den ya da milliyetçi hareketlerden medet uman sol yerine, bu toprağın gerçeklerini kavramaya, çözüm bulmaya çalışan bir arayış.

AKP destekçisi ya da kurtuluşu bu topraklarda geniş birliktelikler yerine emperyalizm destekli güçlendirilmiş  hareketlerde arayan kimi solcuların kendi politikalarını anlatmaktan yerine işi gücü bırakıp mızrağın ucunu bu harekete yönlendirmeleri de bir fikir veriyor insana.  

Gönlüm, Birleşik Haziran Hareketinin, emperyalizmin milliyetçi tuzaklarını fark etmiş, aşiret bağlarından, kültüründen kurtulmuş  Kürt solunu da kucaklayarak gelişmesinden yana.

Yine gönlüm bu hareketin; geleceğini, çarşafa rozet takmakta, Ekmelettinlerde, mescitlerde, ölen Vahabi Suudi kralı için gereğinden fazla nezaket gösterilerinde arayanlardan bıkan laik, anti-emperyalist CHP tabanını da kucaklamasından yana.

Böylece bir an önce dinsel gericiliğin, soygunun, talanın, yeşillere bürünmüş faşizmin önünün kesilmesinden yana.

Ne bileyim işte… Komşuda pişsin, bize de düşsün biraz gayrı…

Yoksa boğulacağız hep birlikte.

27.01.2015
Vildan Sevil
 



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın politik olaylar ve görüşler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tatmin Olamıyorum Ey Okur!.. (Gelişme)
Deprem... Kar... Poyraz... Ahhh Başımmm... Ve... Ak Balıkçıl
Tatmin Olamıyorum Ey Okur!.. Olamıyorum İşte (Sonuç)
Tatmin Olamıyorum Ey Okur!.. Tatmin O - La - mı - Yo - Rummm!.. (Giriş)
Ah Osmanlıca, İlle de Osmanlıca!.. (1)
"Harf İnkılabı Köpekliktir"... Bebelerden Dedelere, Ninelere Osmanlıca da Osmanlıca...

Nur Topu Gibi Bir Barışımız Doğdu… Peki Sonra?..
Küresel Kapitalizmin Oyunlarından Biri: Hrant"ın Katli ve Günümüz

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Referandum Gününden Hoş Sedalar
Birgün Ben, Belki Bir Sığırcık Kolonisinin İçinde, Belki Yıldızlarla Birlikte Göklerde…
30 Mart 1972 Kızıldere Katliamı (Dev, Baş İstiyor/ G. Akın)
18 Mart 1915. Çanakkale O Gün Geçilmedi. Ya Bugün?
Almanya, Hollanda, Türkiye Gerginliği ve Ah Şu Benim Şeytan
Ah Sevgilim, Aşkım Benim! 14 Şubat’ta Nerelere Gidelim?
Erkek Egemen Toplumdan Erkek Dininin Egemen Olduğu Topluma
Değerli Atilla Karaduman Bey, Gerçekten "8 Mart’a Lanet Olsun" Mu?
Bir 8 Mart Daha Geçti, Ama Nasıl Geçti?
2017’nin 8 Mart’ı Bu Ülkede Çığlık Çığlığa #hayır’dır

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Duruşma [Şiir]
Dedem Düşlerime Giriyor [Öykü]
İlk Sosyalist Muhtar Fevzi Ağabey [Öykü]
Çocukların Çığlığından Göklerin Tılsımına [Öykü]
Dolunayda Uyku Tutmaz [Öykü]
Düşselin Gerçeğinde, Gerçeğin Düşselliğinde [Öykü]
Oy Madimak, Madimak!.. Sen Artık Türkülerle Değil, Ateşlerle Anılmaktasın [Öykü]
Ben Ölürken [Öykü]
Gece, Mehtap, Selene, Apollon ve Ben [Öykü]
Aşk"a Geldin, Hoş Geldin!.. [Öykü]


Vildan Sevil kimdir?

Koşuşturmaktan yoruldu. Altmışından sonra, çok yabancısı olduğu teknolojiyle, sanal ortamda kalem oynatmaya kalktı. İletişim kurmak, duygu, düşünce, birikim paylaşmak, genç kuşaklardan yeni şeyler öğrenmek istedi. Yazarlık deneyimine burada adım attı. İşte böyle sınır tanımaz bir "dinazor ". . . Başarır mı acaba ?

Etkilendiği Yazarlar:
Marx, Engels, Freud, Nietzsche, Adorno, Horkheimer, Foucault, Antik Grek, Rus , Fransız yazını, Amado, Marquez, Llosa, Asturias, Lübnanlı Amin Maalouf...Elbette Nazım, Aragon, Neruda ve nice ozan/şair...


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Vildan Sevil, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.