..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. -Cervantes
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Fantastik Roman > Osman Altınbaş




30 Mart 2015
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 1. Kısım  
Osman Altınbaş
Yol arkadaşlarını kovalayan askerler isimleri sarf edenin üstünden çıkarken küçük ama yere inerken bir anda büyüyen hayvanları görünce ne yapacaklarını bilmez bir şekilde ordan ordaya kaçışmaya başladılar.Onlara kucak açanlarsa Achianlardı.Öte yandan dört yırtıcı hayvan da ortama girerek diğerlerine saldırmaya başladı.


:HCG:
BÖLÜM 12 KISIM 1

Valbritma dünyadaki büyük çoğunluk tarafından bilinen ancak pek de gidilmesi istenilmeyen hatta kimilerine göre oraya ulaşmak için o tarafa doğru ilerlemenin bile tehlikeyi alevlendirebileceği ve akabinde hayatının son bulabilme ihtimali olabilen bir yerdi.Doğu’ daki diğerleri gibi yüksek duvarlarla çevrili olan bu şehre girmek onlar kadar kolay değildi. Buraya giriş için daha çok yasal olarak tercih edilen batı kapısının her iki tarafında gözcü yerleri bulunuyordu.Kapı kontrol noktasında Dacassyre’ nin Kızıl pençe askerleri şehre giriş ve çıkışları inceliyor,burada yaşayabilmesi için ‘uygun’ olup olmadığına bakıyor,gelenlerin isimlerini alıp kalmaları için gerekli olan belgeleri hazırlayıp onlara veriyorlardı. Ziyaretçiler kaldığı süre boyunca bu belgeyle Valbritma da bulunuyor ve her hangi bir sorunla da karşılaşıldığında elindekini kullanıyordu.Bu izin kağıdına sahip olmayanlar yani ‘yasal olmayan yollar’ la girenler yakalandıkları zaman kapı dışarı ediliyordu.

Orada bulunmanın tehlikeli olmasıyla ünlenen,kırmızı ejderhanın adamlarının kontrolünde bulunan bu şehirde asayişi sağlamakta hiç kolay değildi.Maddi çıkarların sonuna kadar gözetildiği, ticaretin legal ya da illegal her şekilde yapıldığı… Yine de yasal kelimesi burada pek revaçta değildi.Maneviyat çok nadir uğrar, sanki ateş almak istercesine çarçabuk getirdiklerini toplar ve arkasına bakmadan bir kulaktan girip diğerinden çıkan söz misali geldiği gibi giderdi.

Elflerin, insanların, cücelerin… Doğası kötü yaratıkların özellikle belli başlı emicilerin maddi menfaatler doğrultusunda ortak paydada buluştuğu ve dağınık haldeki klanlarının toplantı noktalarından birisiydi burası.Her tür ırka sahip katillerin bir arada bulunabildiği ve kimi zaman iş paslaşabildiği,fahişelerin orada burada rahatça dolaşabilip kendilerini sunduğu,dolandırıcıların, dalkavukların, tetikçilerin,her türlü kötü işle flört edip daha sonra sevgili olup iyice benimseyip sanki bedeni gibi görenlerin,toplum dışıların… toplandığı ve kavgayla,gürültüyle hır gürle bir arada bu şehirde yaşamaya çalıştığı,akabinde bu tiplerin doğurduğu yasadışılığın her tarafta tıpkı bir bukalemun gibi gezindiği ve keyif alarak o kucaktan bu kucağa dolaştığı,’ kızıl pençe ve üst düzey askerlerine yani otoriteye karşı suç işlememek’ kurallarına uymak kaydıyla -ki bu çoğunlukla deliniyordu- öldürmenin olağan kabul edildiği bu yerde var olmak için karakterinin ruhu kötü olmak zorundaydı.

Bazı arsız büyücü çıraklarının, kuleden kovulanların… Kaçakların, gizliden gizliye kötü tanrıların izinden gidenlerin gün geçtikçe sayısı artmaktaydı.Büyülerinin nasıl olduğunu,nasıl yapıldığını altın ve gümüş karşısında satanların ve yasak olan büyülü malzemelerin ayrıca da haritaların kötü yola düşmüş bir ölümlü misali bulunduğu yerdi.

“Niye şehrin ana kapısı dururken bu korunun içinde üstünde iz olan ağacı arayıp duruyoruz ki,” Diye yakındı prenses yanındaki Swaclona.

“Adamın anlattıklarını duymadın mı prensesim, şehre giriş tehlikeli.Yok kontrol ediyorlarmış,kağıt falan veriyorlarmış… Bizi tanıyabilirler diye söylediği bu yöntemi kullanmaya çalışıyoruz ama dediğin gibi ne o ikisi ne de sen ve ben ağacı bulabildik.”

Dört arkadaş koruya geldikten sonra Marjuarane’ nin önerisiyle ikili gruba(iki elf ve iki insan) şeklinde ayrılarak üstünde izi barındıran ağacı aramaya koyulmuşlardı…

“Bunların nerdeyse hepsi yüksek ve hepsi birbirinin benzeri yaşlı ağaçlar.Bize seninkinin söyledikleri hiç ayırt edici değilmiş Laphlan,” dedi savaşçı sıkılmışçasına.

“Görmeden söylenilenleri tam olarak anlayamıyorsun ki Marjuarane.Tekrar değiştirelim elflerin baktığı yerlere biz bakalım onlar bizimkine.”

“Ya da grup elemanı değiştirelim bir de öyle deneyelim ne yararı olacaksa.”

Elflerle araştırmalarından sonra buluştular ve grup elemanı değişikliği kabul gördü ancak yine aradıkları ağacı bulamadılar.Marjuarane ve prenses bir kütüğün üzerine oturmuş düşünüyordu.Nerdeyse diğer üçü prensesin söylediği her ne olacaksa olsun ana kapıdan girelim önerisine tamam diyeceklerdi ki savaşçı yüzünde yeni yetme gülümsemeyle parmaklarıyla kütüğün yan tarafında onları dolaştırırken rast geldiği izi gösterdi.Laphlan hemen ‘z’ şeklindeki dal parçasını gösterilen yere yaklaştırarak biçimsel ve büyüklük bakımından kontrolünü yapıp elindekini ize yerleştirdi.Kütük aniden hareketlenerek üstündeki ikiliyi düşürdü.Yukarıya doğru yükselirken savaşçı ve prensesin oturduğu üst kısım baştan sona dikey olarak ikiye ayrıldı.Havadaki yolculuğunu tamamlayıp hemen az ilerilerindeki ağacın gövdesine yapıştı.Sanki çıplak olan ağaç üzerine elbisesini giyindi ve böylelikle kütükteki iz onda oluşmuş oldu ve bedenine eklendi.

“Bu ayrıntıyı niye kaçırmış acaba söylediklerinin arasında,” diye söyleniyordu casus.

Laphlan hiç vakit kaybetmeden ağaçtaki ize dal parçasını tekrardan yerleştirdi.İz bir anahtar deliğine dönüşürken dal parçası da anahtar olmuştu ve ağacın gövdesi dışa doğru açıldı.İçi boşaltılmış ağacın gövdesinden girip tabandaki kapağı buldular.Onu açıp aşağıya doğru inen Zandarel’ in anlattığı basamaklardan inip çıkışı Valbritma şehrindeki bir arkadaşının evinin bahçesindeki kuyunun tabanına açılan tünelin başlangıcına gelmişlerdi.Yüksek duvarların altından geçen bu tünel sayesinde daha önce kullananlar gibi onlarda çıkışı buldu ancak kuyuya doğru baktıklarında karanlık olduğunu gördüler.Laphlan önden hareket edip kuyunun yukarısına çıkan basamaklara bastıkça karanlık aydınlanıyor ve onun kapağı onlar adımladıkça açılıyordu.Nihayetinde bahçedeydiler.

“Sonunda şehre girdik.Hava da kararmak üzere yorgunuz da,o daracık tünelde ilerlerken üstümüz de kirlendi… Ben diyorum ki eve girip biraz dinlenelim,daha sonra demirciyi aramaya çıkarız.Ne dersiniz?” dedi Swaclon üstündeki birbirine cilve yapan insanlar gibi yakınlaşmış tozları sevgiliden ayrılıp ta onun geride bıraktıklarını çöpün emanetçiliğine bırakır gibi çırparken

“Bence eve girelim casusun dediği gibi.Hem akşam oluyor, belki de demirci kapalıdır.”

“Kapalı olmayada bilir.Belki yaptığı işi yetiştirmek için kaladabilir. (Prensese bakarak) tamam dediğiniz gibi eve girelim ama çok kalmayacağız.Demirci kapalı olsa bile yerini bulmuş oluruz.” Dedi Marjuarane

Kırmızı Ejderha Dacassyrenin hakimiyetindeki Dünyanın doğu kısmı üç bölgeye ayrılmış ve onlardan birisi de Marjuarane ve arkadaşlarının bulunduğu Moorchalt tarafıydı.Buralar Dacassyrenin Yönetim kanadı ‘Kızıl Göz’ grubuna mensup insanların yönetimindeydi ve onlardan birisi de bu bölgeden sorumlu Lord Thalmane isimli birisiydi.Onun ejderhanın gözetiminde hükmettiği alan ise üç ana şehre ayrılıp Valbritma şehri oğlu Gillantirre Achian’ ın yönetiminde olmak üzere diğer ikisi Thalmane’ nin emri altında başka birilerindeydi.Dacassyre’ nin muhattap olduğu ise yönetimin zirvesinde olan ‘Kızıl Göz Grubu’ mensuplarıydı.

Gillantirre Achian koyu kahve gözlü, saçlarının renk ortaklığında hissesi daha fazla olan sarı, mizacı sert ve askeri eğitimi yoğun aldığından dolayı da atletik yapılı bir insandı.Bir çok silah kullanabiliyor ama en çok kılıç sallamada iyiydi.Kesici silahlarla özellikle bıçaklarla yaptığı antrenmanlardan dolayı onları canlı hedefe fırlatma da baya ustalaşmıştı.Gücü, güçlü olmayı öyle çok arzuluyordu ki zirvedeki babasını hiç sevmiyordu.Thalmane ona bir şehrin yönetimini vermişti ama bununla yetinmek istemiyordu bu yüzden Dacassyre’ nin karanlık büyücülerinden gücün tepesinde olmak için yardım istemişti.Onlar da ejderhanın dünyanın dokunulmamış kuzey kısmını ele geçirmek için oluşturacakları ‘yenilmez hizmetkarlar projesi’ için düşündükleri grubun başına güç için her şeyi yapabilecek birini arıyorlardı.

“Siz benim ne aradığımı ve neden kendi türümü avlayıp kertenkeleden bozma minik bir yaratığa dönüştürüp onların anılarına girebilmem için kürenin içine koyup sis bulutu olana kadar döndürüp bu ritüeli gerçekleştirmemin ne anlama geldiğini biliyorsunuz.Ne yazık ki büyücülerim şu ana kadar bir sonuç alabilmiş değilim.Kendi bölgemde onları avlayabiliyorum ama dünyanın batısıyla güneyini hakimiyeti altına alan benim kadar güçlü diğer ikisinin bölgelerine pek giremiyorum, kuzeye de müdahale edemiyorum aramızda antlaşma olduğu için.Benim kuzeye dokunmam lazım ki orada türlerim arasında araştırma yapabileyim.Diğer iki ejderha ile karşı karşıya gelmek istemiyorum.(Dacassyre öldürdüğü ejderhaların ruhlarının barındığı yeşil kristal taşına bakarak) bazı araştırmalarım sonunda dünyada tanrısal olan malzemelerin bulunduğunu öğrendim.” Diye konuştu kırmızı ejderha inlerinin en geniş ve anlattığı ritüeli sergilediği olanında üç güçlü ve güvendiği büyücüye hitaben

“Efendim sanırım bir planınız var anladığım kadarıyla,” dedi saygıyla Enpheriam isimli olanı.

Ejderha, uzandığı yerden kalktı tıpkı bir arenayı andıran ininde dolaşmaya başladı.Tekrar büyücülerinin yanına geldi ve;

“Evet, Enpheriam bir planım var.Sizden istediğim bana yenilmez hizmetkarlar oluşturabilmeniz.Bunu yapabilmeniz için gerekli olan iki tanrısal malzeme,lanetlenmiş birkaç tane ölü büyücünün ve sizin üçünüzün birleştirilmiş kötücül büyü gücünüz ve de birkaç iyi ya da kötü karakterli ölümlülerin kanı.”

“Peki efendim bu tanrısal malzemeler nedir.Tanrılar yüzyıllardır ortada yok.”

“Ben yeterince yüzyıl görmüş bir ejderhayım.Metamorfoz olduğunda onlar ortadan kayboldu.Ben ve benim gibi olanlar büyük yaralar aldık ama yaklaşık bin yıl sonra yeniden doğduk.Biz kendimizi iyileştirebildik ama… “ dedikten sonra öyle hüzünlendi ki bir ejderha ağlayabilse o duruma kadar geldi. Ardından öyle bir kükredi ki o zamanları hatırlayınca büyücüler korkuyla geriledi.Aslında onlar ejderhanın bu duygu geçişlerini biliyorlardı ama şimdiki tehlikeli derecede şiddetli olmuştu.

Ejderha duruldu ve;

“Beni yalnız bırakın. Şimdi gidin, ben size bunu nasıl yapacağınızı daha sonra anlatırım.”

Üç kötülüğe hizmet eden büyücü bu oluşumun nasıl olacağına dair bilgileri ejderhadan günler sonra aldıktan sonra çalışmalara başlamışlardı.Lossimo adındaki büyücüye görev vermişler ve ondan farklı farklı ırklardan ölümlülerin kanlarını toplamasını istemişlerdi.İki tanrısal malzemeden biri olan iplik parçası Dacassyre nin dediğine göre bu büyücüde olduğu için nesnenin gücünü kullanarak kanı kötücül anlamda güçlendirmesi adına onu tercih etmişlerdi.Bir diğeri de ametist şeklinde olandı o da ejderhanın kendisindeydi.Lossimo görevi yerine getirmiş ve üç karanlık büyücü dağın altında Dacasyre’ nin anlattıklarını uygulayarak ritüeli gerçekleştirmiş ve kavanoz içerisindeki kan sonuna kadar kötü güçlerle donatılmıştı.Ancak ne büyücülerin ne de kırmızının liçlerin hapsolduğu boyuttaki çok daha güçlü bir lanetlenmişin kandaki temasından haberi vardı.

Gillantirre Achian kaos ortamlarını seven ve oluşmasını sağlamak için her türlü yardımdan kaçınmayan biriydi.Sorumlu olduğu Valbritma şehrini üç kişi arasında bölüştürmüştü ancak bir süre sonra onların arasındaki birlikten sıkılmıştı.Şehri kendi emrinin altında bir kişiye bırakmak için planlar yapmış ve üçünü de bir şekilde birbirine düşürmüştü.Üçü arasındaki tek olma savaşına müdahale etmiyor ve kimin kazanacağını bekliyordu.Marjuarane ve arkadaşları tam bu sırada şehre gelmişlerdi.Lord Thalmane nin oğlu bir gün önce kendisine gelen içinde kan dolu kavanoza bakıyor ve de onu ziyaret eden Enpheriam adındaki büyücünün onu içtiği zaman nasıl bir güce kavuşacağına dair anlattıklarını düşünüyordu.Büyücüler yenilmez hizmetkarlar oluşumunun lideri olarak onu seçmişlerdi.Sonunda en çok arzuladığı şey en güçlü olmak olduğu için kavanozdaki kanı içmeye karar verdi.Evinden ayrılıp sokağa çıktığı sırada yol arkadaşları demirciyi bulmak adına caddelerde dolanıyordu.

Şehrin sokaklarına akşam karanlığı çökmüştü.Yol arkadaşlarının yürüdüğü sokaklar Gillantirre Achian’ ın emrindeki üç kişiden biri olan Diantella adındaki insanın kontrolündeydi.Onun adamları etrafta dolaşıyor son zamanlarda diğer iki bölgenin sorumlularıyla olan gerginlikten dolayı sokakları gözlüyorlardı.

“Görünmez zırhındaki şu hayvanlardan ikisini çağırsan da yolumuzu bulsak Marjuarane.Etraf baya tehlikeli görünüyor.Gölgede saklanan tiplerin farkındasın değil mi?”

“Evet onları gördüm.Bize bakışları pek hayra alamet değil.Daha da kendimizi açık etmeden hızlıca yürüyelim.”

“Bence fark edildik şu gelenlere baksana,”

“Bizle ilgilendikleri nereden belli.Arkamızdan gelenler de var,”

Onlar yürürken yan binalardan birileri çıkmış kimisinin elinde bıçak kimisinin elinde kılıç kimisinin elinde de sopa vardı.Arkalarındaki grupta aynı şekilde yol arkadaşlarına doğru ilerliyordu.Bir anda gölgelerden birinden atılan bıçak öndeki grubun ilk baştaki olanına isabet etti.Dörtlü hemen ortadan çıkıp hedefi bulan yere düşerken koşmaya başladı.Arkadaki grup ile öndeki çatışmaya tutuşmuşken onlar yan sokağa sapmıştı.Hızlıca kaçmaya devam ettiler.Koşarak küçük eşyalar satan bir dükkanın önünden geçiyorlardı ki sokağın karşısından geçen devriye atan askerler onları fark etti.

“Bizimle uğraşacaklarına kavga edenlerle meşgul olsalar ya,” dedi elf casus koşmaya devam ederken hırıltılı hırıltılı.

“Nefesini boşa tüketme dostum. Kalabalıklar, durup da onlarla vakit harcayamayız.”dedi Marjuarane nefes nefese ama devamlı hareket halinde olduğundan dolayı elf pek bir şey anlamamıştı söylediklerinden.Kafasını sallayıp geçti.Peşlerindeki askerler onları kovalamaya devam ederken en arkadaki iki kişi duraksadı ve öbürlerine gidin diye işaret etti. Ara sokakta dikkatlerini bir hareket çekmişti.Saçlarının uzun olduğu belli ama yüzü gölgenin içinde kalan bir şekil duvara dayadığı tamamı karaltıda kalan bir diğerinin boynu olabilecek kısma doğru kafasını yakınlaştırmış ve ikili onların yanına yaklaştığında tamamen seçebildiği şekliyle onu ısırmıştı.

Gillantirre Achian kavanozun içindeki kanın tamamını içtikten sonra tadı damağında kalmış daha da istemişti.Üstüne geceleyin gelen karabasan misali kan tüketme arzusu çökmüştü.Hemen sokağa çıkmış ve bunu giderecek bir başka ölümlü aramıştı.Büyücü Enpheiram kan arzusunu dindirmek için bir başka canlının kanına ihtiyacı olduğunu söylemişti.’Sen onu boynundan ısırıp ölüm noktasından kanını emdiğinde o ölmeyecek ve senin gibi olacak.’ Demişti.Gördü ki büyücünün dedikleri doğru çıkmıştı zira ısırdığı elf ölmemişti.Achian ve diğeri yeni gelenleri onlar daha ne olduğunu anlamadan ısırıp dönüştürdüler.

Achian diğerlerine hitaben;

“Bundan sonra dünyada yeni güçlü bir tür daha var.Bizler bunun ilk temsilcileriyiz.Şu andan itibaren bizim türümüzün adı Achian.Tahmin edemeyeceğiniz şekilde güçlere sahipsiniz.Bedensel anlamda daha güçlü olacaksınız.Ölümlü bir varlıkken yapamadığınız ne varsa icra edebileceksiniz.” Dedi ve üçünü de alarak yeni kurbanlar bulmak için hanın birine doğru ilerlediler.

Dört yol arkadaşı peşlerindekilerken kaçmaya devam ederken Laphlan geride kalmış tam askerlerden biri onu yakalayacakken Swaclon onu kurtarmıştı.Bu esnada Prenses Desurun yanındakilere ‘bakın,kapısı açık bir yer,’ diye işaret etmişti.Dörtlü hemen o kapıdan girdi ancak kovalayanlar da onların ardından binaya ulaştı.Bulundukları yer bir handı ve onlar gördüklerinden sonra korkuyla soludular.Duvarlar kan lekeleriyle doluydu.Handaki masalar sandalyeler dağılmış ve yerler insanlarla,birkaç tane elf ve cüceye kucak açmıştı .Üst kattaki balkondan biri düşmüş ama sanki hiçbir şey olmamış gibi tekrar ayağa kalkmıştı.Bar masasının üstünde oturan uzun saçlı, kahve gözleriyle ve yüzündeki memnuniyet ifadesiyle handakilerin Lord Gillantirre diye nidalarının arasında etrafa gülümsüyordu.Bir süre sonra handakiler kapıya doğru gidip açılmadığını anlayınca geri dönen ve bir tanesinin her konuştuğundan önce ‘Mia Rander’ diye söyleyip farklı farklı dört ismi seslendiren ve diğer yeni gelenleri fark ettiler.Yol arkadaşlarını kovalayan askerler isimleri sarf edenin üstünden çıkarken küçük ama yere inerken bir anda büyüyen hayvanları görünce ne yapacaklarını bilmez bir şekilde ordan ordaya kaçışmaya başladılar.Onlara kucak açanlarsa Achianlardı.Öte yandan dört yırtıcı hayvan da ortama girerek diğerlerine saldırmaya başladı.

Achianların üstüne çullanan hayvanlar onları parçalamaya başladı ancak kollarını bacaklarını koparsalar bile yerlerine yenisi geliyordu.Vaşak bar masasının üstünde artık yüzü değişime uğramış yani gülümsemeyen olanın üstüne atladı ancak Gillantirre hareketlenip bir anda üst kata uçtu ve büyülü hayvan boşluğu tırmaladı.Tavanda yürüyen bir cüce Marjuarane’ nin üstüne atlayacakken Puma onu havada yakalayıp hanın duvarlarından birine yapıştırdı.Laphlan ve Swaclon kılıcıyla kesip biçmelerine rağmen yaratıklar ölmüyor kendi kanlarını yalayarak tekrar ayağa kalkıyorlardı.Prenses zehirli oklarını onların defalarca bedenlerine isabet ettirmesine rağmen onların saplarını kırıp tekrar üstlerine geliyorlardı.Yine de büyülü hayvanlar bazı achianların kapıyı açıp dışarı çıkmasını sağlamıştı.Yeni av peşinde olanlar dışarı çıkıp kurbanlarını aramaya başlarken Marjuarane ateş saçan kılıcıyla üstüne doğru gelen birinin boğazını kesmiş ve yaratığın bedeni bir tarafa kafası bir tarafa savrulmuştu.Beden ve kafa yeniden birleşmedi aksine patladı.Bütün parçalar etrafa dağıldı.Yol arkadaşlarının üstlerine birkaç tanesi yapıştı.Ne olacağını beklemeden giysilerindeki parçaları silkeleyip bir an önce açık kapıdan çıkıp kaçtılar.Büyülü hayvanlar Marjuarane’ nin direktifiyle tekrar görünmez zırha dönmüştü.

Gillantirre oldukça şaşkındı.O da diğerleriyle beraber handan ayrılıp geceye karışıyorken yerde birkaç tane ceset kalmıştı.Sadece dönüştürme insanlara verilmişti.Onlar kendi ırkları dahil her türlü ölümlüyü dönüştürebilir ama ne elfler ne cüceler ne de diğerleri insanlar tarafından ısırılıp dönüşüm geçirebilir ama onların kanlarını emdikleri, insanlar dahil dönüştürülemezdi.Bu türler yarı kandı ve sadece beslenebilirlerdi.İnsanlar ise safkandı çünkü bu oluşum ilk olarak bir insanla başlamıştı.En son achian da handan çıkarken geriye baktığında dikkatini bir şey çekti.Parçalardan biri hareketlenmişti.

Hanın her tarafına dağılan kafanın ve bedenin parçalarının hareketlenmesi achianların kanındaki kimsenin bilmediği bu dünyaya ait olmayan o lanetlenmişin gücünün şekillenmeye başlayıp bir biçime bürünmesinin başlangıcıydı.Bütün parçalar ordan burdan hareketlenerek ortada birleşip havada dönerken içlerinden çıkan uzantılar birbirlerine temas ederek bu dünyaya uyum sağlayacak yeni bir beden meydana getiriyordu. Bir süre sonra oluşum tamamlandı ve bir elf kızı formu Cypraqual’ a ‘merhaba’ dedi.Elf kızı parmaklarından birini yerde bulunan cesetlerden bir tanesinin yüzüne dokundurdu.Ondan minik minik çıkan iplikçikler insan cesedinin derisine yayıldı ve iskeleti olana kadar bütün bedeninin dış kısmını ona aktardı.Elf kızı formundaki yaratığın görüntüsü değişerek insan biçimine döndü.Bu dünyaya yeni düşen bu yaratığın bu boyuta uyum sağlaması için ve burada kalabilmesi için tamamen şeklini alana kadar bir ölümlünün derisine ihtiyacı vardı.Ölümlüler Boyutunun zamanıyla bir gün sonra derisini değiştirmesi gerekiyordu.Hem buraya uyum sağlıyor hem de çektiği derinin bir kısmını bedeni olan yerdeki iç bölüme aktararak böceklerin dış derisi kadar sertliğe ve keskinliğe dönüştürüyordu.Nitekim bunları parça parça ağzından fırlatmak için silah olarak kullanacaktı ki bu onun en iyimser özelliğiydi.İnsan formundaki tekrar achian’ın parçalanmadan önceki elf kızı şekline dönerek Valbritma sokaklarına karıştı.Saf kan ya da yarı kan achianların boğazı kesildiği zaman hiçbiri yok olmayacak ve bu yaratığa dönüşecekti.Tamamiyle Charmalle adındaki bu lanetlenmişin Cypraqual’ da kendi boyutundaki gerçek şeklinin kopyasını alabilmesi için beş tanesinin bir arada olup Dünya’nın kuzeyindeki Drathnor adındaki akış yönünün tersine olan nehrin bulunduğu yerdeki Tanrıların giderken anlaşmalarına göre zamanın gelmesine yakın artık bir bir ortaya çıkacak olan onlara ait olan malzemelerden birine ihtiyaçları vardı.

Zandarel’ in arkadaşının evine yaklaştıkça yol arkadaşları iyice yorulmuştu.Swaclon;
“Bu gece baya egzersiz yaptık.Tavanda yürüyen cüceler,ordan oraya uçan elfler,o kadar parçalamamıza rağmen ölmeyen kan düşkünü ucubeler… Görünmez zırhın olmasa kesin nalları dikmiştik.” Dedi Marjuarane e bakarak.

“Bence bu şehirden kaçıp gidelim.Boş verin Dacassyrenin inini de taşını da,” Laphlan korkmuştu.Tam işler istediği gibi giderken bu yaratıklar da nerden çıkmıştı.

“Nasıl yani! Beraber kardeşini kurtarmayacak mıydık! ”

“Haklısın korkudan ne dediğimi bilmiyorum.”

“Ne olursa olsun ben o ejderhanın taşını almadan yolumdan dönmem.Ne çıkarsa çıksın karşıma! İsteyen kuyudan girip tünele çıkabilir.” Dedi Marjuarane, öfkeli bir şekilde Laphlana bakış atarak eve girdi.

“Sinirlenme dostum ben ve prensesim seninleyiz,” dedi Swaclon güven verircesine savaşçının sırtına dokunarak.

“Ben de sizinleyim.Sadece korkunun beni ele geçirmesine bir anlık izin vermemden dolayı ne dediğimi bilemedim.Şimdi dinlenelim sabahta Demirciyi aramaya çıkarız.”

MART 2015



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın fantastik roman kümesinde bulunan diğer yazıları...
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 14. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual Kolye: 13. Bölüm 1. Kısım
Cypraqual Kolye: 12. Bölüm 2. Kısım
Cypraqual: Kolye 10. Bölüm
Cypraqual Kolye: 11. Bölüm
Cypraqual: Kolye 1. Bölüm
Cypraqual: Kolye 6. Bölüm
Cypraqual: Kolye 9. Bölüm

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ağlasın Güz [Şiir]
Üç Yamalı Bohça [Şiir]
Sensin Yar [Şiir]
Bana Bir Sen Ismarlarsın [Şiir]
Sökük: 3 [Şiir]
Gözyaşı Kırıkları [Şiir]
Kaygan Yol [Şiir]
Perde [Şiir]
Bağ Bozumu [Şiir]
Bütün Dillerime Aykırısın Sen [Şiir]


Osman Altınbaş kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Osman Altınbaş, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.