..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kürtaj sadece kendileri bir zamanlar doğmuş insanlar tarafından savunuluyor. -Ronald Reagen
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Aşk ve Romantizm > Mustafa Eren




22 Eylül 2016
Turuncu Bir Ölüm  
Mustafa Eren
Küçük küçük dörtlükler yazmalıyım, bu küçücük koridorlarda, bu küçücük odada, bizi anlatmak için büyücek sözlere gerek yok derken öteki yarısı, bir tek haber göndermemişti, yazdığı onca karalamaya rağmen tek bir kelime dahi. Buna komadaki ayrılık diyordu, bitkisel hayat hali, acı yok , duygu yok , öfke yok ...


:DJE:
Gün kararıyordu, pamuk pamuktu bulutlar kaçışırken, ardı sıra gelen esintiden. Ufuklardan beklenen haber bir posta güvercinin kanatlarında; haberi ulaştırmak için sabırsızlanan güvercin yalnız değildi,gözleri kenarındaki bir çift leke de haberi bekleyeni arıyordu.

     Boyası dökülmeye yüz tutmuş küçük balıkçı kulübesinin sarhoş renklerinin büyüsüne kapılmış ve buradan kopamamış olmalıydı, haberi bekleyen. Paslı menteşeleriyle, akoru bozuk bir keman yaylısının senfonisini andıran pencerenin gıcırtısını aşan gözleri denize baktı; kıyıya demirlemiş birkaç balıkçı teknesiyle, bugün herzamankinden de heyecanla oynaşıyordu dalgalar,dalgalarla birlikte balıklar, balıklara pike yapan martılar... aynı bugün gibi bir bahardı, iki koca bahar geçmişti aradan.

Hep birşeyler yarım kalır, hep birşeyler ertelenir, bak yine aynı şey oluyor.Yarım bir aşk, peki ya öteki yarısı diyerek kağıt ve kalemi, boşta kalan köşesi tahta kirişe dayalı üç ayaklı masanın küçük çekmecesine özenle yerleştirdi.Tütün tabakasının solgun yüzeyine yansıyan gaz lambasının ışığını ağır ağır kapatırken, gölgesi de sahibinin bedeninde kayboluyordu. Masanın diğer ucundaki tabakaya doğru uzandı, beyaz teninin yerini nikotinin maviliğine terkedenuzun kollarında, sararmış işaret parmağı, bileğinden başlayan mavi hat boyunca gezindi durdu. Kaybettiği kiloların sonucu zayıftı, bitkin düşmesine rağmen titreyen elleriyle tabakayı açıp, tütünü birkaç el hareketiyle sardığı gibi yakıvermişti.Hala neden içiyorum diye düşündü, -soru sormayı da cevap aramayı da uzun zaman önce bıraktığından bu düşünce zihninden çabucak silinmişti-
Yüzünü kaplayan sis perdesi yatağa doğru uzandığında dağılırken, çökmüş yanaklarında belirgenleşen elmacık kemiklerine tezat kaybolan gözlerinde o an yine canlanmıştı. Sigarayı pencereden, kısık gözleriyle belirlediği noktaya doğru fırlattı. Bir düşte bir kabusu yaşamak diyerek mıraldandı. Öyle de olmuştu: Yıldızlarla denizin sevişgen saatlerinde, en sevdiği şairin hiç sevemediği dizeleriyle " bekle beni, kimseler beklemezken bekle" diyen öteki yarısının sarhoşluğundandı bu kulübeden ayrılamayışı.

Küçük küçük dörtlükler yazmalıyım, bu küçücük koridorlarda, bu küçücük odada, bizi anlatmak için büyücek sözlere gerek yok derken öteki yarısı, bir tek haber göndermemişti, yazdığı onca karalamaya rağmen tek bir kelime dahi. Buna komadaki ayrılık diyordu, bitkisel hayat hali, acı yok , duygu yok , öfke yok ... Ayrılık acısını perçinlememek için hiç haber göndermemeye karar vermişti, bir araya geldiklerinde hiç yaşanmamış olacağını umut ederek.
Fazla zamanı kalmadığını biliyordu, ne yapacağına karar vermesi gerektiği dışında da hiçbir şeyden emin değildi. Duyduğu özlem yabanıl bir orman olmuş, kaybolmaktan ve içinden çıkamamaktan içten içe korkuyordu. Ancak bir ömrü bir cümleye mahkum ettiğinin de farkındaydı. " Belki de yanlış yaptım, umarım sevgiye zamanımız kalır, öfkelerimizden arta kalanlarda" diyebilmek için sonunda kararını vermişti. Sakin bir biçimde valizini açtı, her zaman her an yolculuğa çıkacakmışcasına düzenli bir şekilde duran dolabındaki eşyalarını valizine aynı düzende yerleştirdi, masadaki saatini aldı, baktı bir süre, aylar, haftalar, saatlerin bu odanın dışında bir önemi olmadığından, bir sonraki ziyaretçisini beklemek üzere saati tekrar masaya bıraktı. Artık herşey hazırdı, yapması gereken tek şey kalmıştı; bir kaç kelime yazdığı kağıt parçasını minicik bir rulo haline getirdikten sonra penceresinin önündeki kafeste bu gün için bekleyen güvercinin ayaklarına iliştirdi, şefkatle gagasına bir öpücük kondurdu, öksürük krizlerinden biri daha kendisini yokladığında, elleri arasından uçuşan güvercinle birlikte kan göletinden sıçrayan iki damla leke de güvecinin gözlerinde diğer yarısına doğru yola çıkmıştı.

Akşam melteminin pencereden içeri savurduğu kanatlar yorgundu, belli ki uzun bir yolculuk yaşanmıştı. Okyanusun bitmek bilmez maviliğinden sonra kara parçasının kahverengi tonlarını göreceğine kendisi de inanamıyordu, haberi bekleyen gibi.
Yatağın üzerindeki güvercine doğru ani bir hamle yaptı, kalp atışları birdi, birinin ki heyecanlı diğerinin ki yorgun. Ayağına bağlı pusulayı aldı; güvercini minnetle süzerken, öteki yarısının baktığı gözlerde onu bulmak duygusuyla buluştuğunda gözleri, güneşin turuncuya boyadığı iki damla kan lekesine bir anlam verememişti. Pusulayı açtı,"geliyorum bekle beni" diyordu öteki yarısı. Üç ayaklı masanın küçük çekmecesinden kağıt kalemi çıkardı: "Bir bendim gecede kaybolan" yazdı ve geceye aktı...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sessizlik [Şiir]
Bir Düş yada Bir Anı [Şiir]
Mitoloji [Şiir]
Ayrılık [Şiir]
Ankara [Şiir]
Balık [Şiir]


Mustafa Eren kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2017 | © Mustafa Eren, 2017
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.