..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bilgi sakalla ölçülmez. -Moliere
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Sevgi ve Arkadaşlık > Esma Uysal




1 Kasım 2017
Sarıçiçek  
Esma Uysal
Gün devam ededursun, hayat her zamanki seyrindeyken birden bir uğultu sardı bizim mahallemizi. Gülümsedin? Şaşırdın mı bizim de bir mahallemiz oluşuna. Üstelik sizin artık bir mahalleniz kalmamışken, mahalle denilen güzel iklim sadece eski hikayelerde anılan birer nostalji iken kalksın bizim mahallemiz olsun!


:IF:
Doğum gününde çiçek alan bütün güzel insanlara ithaftır.
Merhaba insan,
Bu sabah yine selam ile uyandık, kiminle mi selam? Rabbimin katından selam taşıyan melekleriyle tabii ki. Seher vaktinin bereketiyle duaya duran insanların niyazına karıştı bizim niyazlarımız. Beraber âmin dedik, sonra âminlerimiz birbiriyle sarmaş dolaş uzandılar kabule giden kutlu yola. Sonra güneş düştü üzerimize hep beklediğimiz gibi aynı vakitte, hep aynı selamla selamladı bizi, biz de onu.
Biliyor musun, bizim günlerimiz hep birbirine benzer sanılır, hani hareket edemiyoruz, başkaca mekânlara gidemiyoruz ya. Hiç de öyle değil aslında biz başkaca mekânlara gidemezsek de Allah’ın yarattığı her bir canlı ve cansız bizim için birer haber kaynağı, yol arkadaşıdır. Bazen kuşlardan öğreniriz insanların ahvalini. Göç zamanının gelip çattığını, meyvelerin olgunlaşıp her bir kuş için birer ziyafet sofrası açtığını. Yaramaz küçük insancıkların sapan dedikleri bir nesneyle onları kovalamalarını. Sonra arılar getirir bize çiçek kardeşlerimizin özlerini. Bizde ikram ederiz yine arılar vasıtasıyla onlara. Bazen rüzgâr esefle bizim üzerimize de bırakarak kirlenmiş havasını alır başını gider küskün. Üzerimize abanan kirli havadan ziyade rüzgâr kardeşimizin küskünlüğü burar içimizi. Bulutlardan öğreniriz küskünlüğünün sebebini, sonra bizde onunla beraber sitemkâr ama her daim umutla bekleşiriz insan denen varlığın hem kendini hem bizi mahvetmekten vazgeçeceği zamanı.
Gün devamede dursun, hayat her zamanki seyrindeyken birden bir uğultu sardı bizim mahallemizi. Gülümsedin? Şaşırdın mı bizim de bir mahallemiz oluşuna. Üstelik sizin artık bir mahalleniz kalmamışken, mahalle denilen güzel iklim sadece eski hikayelerde anılan birer nostalji iken kalksın bizim mahallemiz olsun! Evet, var, sakın şaşırmayasın buna. Belki sizin gibi bakkalımız, manavımız yok lakin bizim de kendimizce komşuluklarımız, karşılıklı muhabbetlerimiz, birbirimize ikramlarımız olur. Başka başka çiçekler bir arada yaşarız. Bak yanı başımdaki eflatun çiçeklerini nazlı nazlı güneşe salan ebegümeci, onun arkasında kendi içlerinde bir muhabbete dalan papatyalar sonra şu minik sarı çiçekleri, dikenimsi tüylü meyveleri olan ebucehil karpuzu onlar mahallemizin sakinleri. Sahi uğultu demiştim değil mi? Kimi telaşlı, kimi memnun her çiçekten bir ses. Ne oluyor diye anlamaya çalışırken kökü benden daha eskilerden olan komşum hazır mısın diye sordu. Neye? Hiç anlamadım neye hazır mıyım? Neler oluyor böyle?
-     Bak küçüğüm, birazdan insanlar diğerlerini topladığı gibi seni de toplayacaklar.
-     Yani?
-     Yani seni kökünden kopararak ayıracaklar?
-     Aman Allah’ım ben onlara ne yaptım ki?
Şimdi şaşırma sırası benim komşuda.
-     İlahi çocuk. Neden bir şey yapmış olasın ki?
-     O zaman neden beni toprağımdan, suyumdan, kökümden koparıyorlar?
-     Sen Yunus’u hiç duydun mu?
-     Yunus da kim? Heyecanımdan ben kendimi hatırlamıyorum ki Yunus’u bileyim.
Komşum artık iyice benimle eğleniyor sanırım. Öylesine gülüyor ki diğerleri artık öteki olaydan uzak bizi dinliyorlar.
-     Bir zamanlar benden de çok çok önce adı Yunus olan, yüreği okyanuslar kadar büyük, aşkı ise güneşten daha sıcak bir insan yaşamış. Ben de bunu daha senin vakitlerindeyken büyüklerimden öğrenmiştim. İşte bu insan Allah’a duyduğu aşkı gelir bitkilerle, böceklerle, havayla, suyla paylaşırmış. En çok da bizimle sanırım, o sorarmış ana-babanız kimdir diye biz cevap verirmişiz. Sürer gidermiş muhabbetimiz varlık âlemi ve âlemi yoktan var eden Rabbimiz üzerine.
-     Eeee sonra..
-     İşte küçüğüm bu gün bahçemize gelen bu insanlar da Yunus gibi çiçekleri bir sevgi dili olarak biliyorlar. Yunus’u gönülden seven, Yunus’un sevdiğine, yani Rabbine büyük bir aşkla bağlı olan birisine, bir insana hediye edilmek üzere bizleri topluyorlar.
-     Ama ölmez miyiz?
-     Ah benim küçük çiçeğim, ölüm her canlının kapısını çalacak olan kaçınılmaz bir ziyaretçidir. Buradan alır, sevgiliye götürür. Kimileri için ölüm bir yokluksa da biz biliriz ki sevgiliye ulaşma zamanının adıdır. Kimileri ömrünü heba ederler kıymetini bilmez, boşu boşuna yaşayıp giderler. Ama biz öyle miyiz? Asla. Her daim Rabbimizi tespih eder, şükür ve hamd ile günlerimizi geçiririz. Ömrün sonunda ise ya mevsim bizi kurutur, emanet verilen suyumuzu alıverir köklerimizden, ya da yaramaz küçük insanların hoyratlıklarıyla sonlanır hayatımız. Birde yaşadığımızdan bihaber üzerimize basıp geçen insanlar var ki onları anmak dahi istemiyorum. Zira onlar kendi yaşadıklarının bile farkında değiller korkarım. İşte sonlanan hayat biçimlerimizden biriside bir insanın sevdiğine hediye etmek üzere bizi toplamasıdır ki, yürekten yüreğe bizimle bir köprü kurulur. Bu da bence Allahın bir rahmet tecellisidir bizim için. Çünkü bizi alan öyle mutlu olur ki, Allah’ı hatırlar, şükreder. Verenlerde arkadaşlarını mutlu edip sevinirler. Sence de güzel değil mi?
-     Sanırım haklısın.
İşte tam bu anda gövdemde hissettim insanın elini. Hiç korkmadım. Gerçekten! Köklerimden ayrı, bir insanın elindeydim ama hala yaşıyorum işte. Onun kalp sesini hissediyorum. Benim zikrime karışıyor kalbin her bir atış ritmi. Komik olansa o hala benim canlılığımın farkında değil. Sonra beni toplanmış diğer çiçeklerle aynı yere götürdüler. İki kişiydiler. Onlar, benim onları dinlediğimden habersiz ha bire planlar yapıp duruyorlar ama ben onları duyuyorum. Bizim vasıtamızla bir köprü kurma telaşındalar kendi yüreklerinden senin yüreğine. Bu arada seni de biliyorum artık. Onların konuştuklarından yola çıkarak seven ve sevilen olma ayrıcalığına sahip güzel gönüllü birisisin benim için. İsmin Ahmet olmuş, Fatma olmuş fark eder mi ey insan. Mademki ben, doğduğu günü arkadaşları tarafından hayırla anılan bir insan için yola koyulmuşum varsın adın bende saklı kalsın.
İşte sevgili insan, seninkiler hummalı bir çalışmanın içine girdiler. Birisinin pek elleri işlemiyor, ha bire konuşuyor. Ama ya diğeri, parmaklarını öyle güzel kullanıyor ki bizleri teker teker alıp birbirimize dolayarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Her birimize sevgiyle dokunuyor. Bu arada kendi aralarında senden ve arkadaşlığınızdan muhabbetle bahsediyorlar. Onlar konuştukça ben sana gelmek için sabırsızlanıyorum.
Bu arada başkaca isimleri telaffuz ettiler bol bol. Anladım siz birbirinizi Allah rızası için seven, bu sevgisini hakkıyla taşıyan arkadaşlarsınız. Bizimde arkadaşlıklarımız olur biliyor musun? Kendi aramızda muhabbet eder, güneşin doğuşundan batışına kadar Allahın arzı üzerinde bize takdir olunan nimetlerle zikrimize devam ederiz. Yeni tomurcuğa duranlarımıza hayırlar dileriz. Yapraklarımızı bir birine değdiren rüzgâra teşekkürle bazen el ele gelmiş gibi oluruz. Pek eğleniriz böyle zamanlarda. Hatta bazen öyle eser ki rüzgâr rengârenk yapraklarımız birbirine girer ayrı bir çiçek türü gibi görünürüz.
İşte sanırım işlem tamamlandı. Gururlanmak gibi olmasın ama pek güzel bir taç olduk. Önce çok konuşanı koydu kafasına sonra çokça iş gören. Eminim en güzel senin başında duracak. Zira her bir çiçek dalını bükerken aralarına sana olan sevgilerinden, muhabbetlerinden kattılar. Sana özel iyi dilekleriyle ördüler her birimizi.
Onlar seni böyle seviyor ya, artık ben de seviyorum. Ve kendimi o koca mahallenin bahtiyar çiçeklerinden biri olarak görüyorum. Çünkü birazdan sana geleceğim. Görüşmek üzere sevgili insan. Allah sevdiklerinle beraber hayırla devam eden, hayırla sonlanan, imanla taçlanan bir hayat nasip etsin sana.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Emir Allah'ın
Mihriban
Sergüzeşt-i Hoyrat
Hayat
Gözlerimdeki Emanet
Vuslat Ya da Veda
Vuslat Ya da Veda
Göçümüz Var


Esma Uysal kimdir?




yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2017 | © Esma Uysal, 2017
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.