..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Tarih, hiçbir zaman orada bulunmamış kişiler tarafından anlatılan hiçbir zaman olmamış olaylarla dolu bir yalan. -Santayana
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Anılar > Ö.Gökhan Ergüven




14 Ocak 2019
Bir Parça Hayat  
Ö.Gökhan Ergüven
Sağ yamaçtan gürültüyle patlayan kaya ve toprak parçaları havadan serpinti halinde yol boyunca ve kum stok alanı üzerindeki iş makinelerinin üzerine yağdı.


:EE:
-Atıyorum?
-At
Sağ yamaçtan gürültüyle patlayan kaya ve toprak parçaları havadan serpinti halinde yol boyunca ve kum stok alanı üzerindeki iş makinelerinin üzerine yağdı. İşçiler ve şef saklandıkları yerden çıktılar teker teker. Cisibi yol boyunca temizliğe başladı. Ekskavatör patlayan yerden yığını söküp çıkartmaya başladı. Şef uçları kesilmiş ve parmaklarını açıkta bırakan eldiveniyle soğuktan katlanmakta zorlanan planı eline aldı. Üzerindeki toprakları temizledi.

Ona kısaca şef diyebilirdiniz. O zamandan bu zamana pek bir şey değişmedi. “Şef” olmaktan öteye geçebilcek ne eğitimi, ne torpili ve kendine itiraf edemesede aklı vardı. Hatta ustalar bazen onun aklını yitirmiş olduğunu düşünürlerdi. Garip garip huyları, dayanılmaz takıntıları vardı. Köse “ Başlıyor muyuz şef? “ dedi. “ Dün bağlanan yerleri halledin “ dedi. Köse kısa boylu, çok akıllı ve sadık bir formendi. Paspaylarını milimetrik ölçer, malzeme ziyan etmez, pleyvudları ziyan etmeden ve plana uygun kullanırdı. Demir ekibi biraz daha sorunluydu. Burada olmak istemedikleri her hallerinden belliydi. Sanki yakında gideceklermiş gibi bir halleri vardı. Fakat işlerinde ustaydılar. Üstelik formenleri ne olursa olsun bir profesyoneldi. İşi yarım bırakmaz, bağları gerektiği gibi atardı. Harita grubu ise zaten şefin sorumluluğunda değildi. Kotları ve mesafeleri okur ve baraj boyunca dolaşırlardı.

Birkaç haftadır şefin ekipleri ve şef herkesin paydos ettiği altıda değil iki saat sonra sekiz gibi paydos ediyorlardı. Emir grup amirinden gelmişti. Şefin amire birkaç itirazı üst üste gelmiş, formenlerde şefi destekleyince amir hepsini cezalandırmaya karar vermişti. Şef daha önce birçok projede görev yapmış, hatta bir yol şantiyesinde şantiye şefliği görevi bile almıştı. Ama bu kadar büyük bir projede yeniydi. Kontrol altında tutulmalıydı. Yetenekli olduğu belliydi, ama amirinde çok iyi bildiği gibi böyle işlerde tecrübe yeteneğe her zaman galebe çalardı.

Şef o zamanlar daha gençti. Kitaplarda okuduğu dünyayla gerçek dünyanın hiç uyuşmadığını yeni öğrenmişti. En idealist insanların bile zamanla yavaş yavaş tükendiğini gözleriyle görmüş ve aklı bazı kitaplarda yüzüne çarpılan gerçeklikleri inkar ettiği gibi inkar etmesine izin vermiyordu görüneni. Yinede içinde bir şeyler hala vardı. Hala son kale yıkılmamıştı ve o kaleyi sonuna kadar savunmaya hazırdı.Amir geldiği zaman yanına gitmeyi ağırdan alıyor. Sorularına ağır ağır ve net cevaplar veriyordu.

Bir sabah Kösenin ekibinden bir işçi kanala inmek için uzanırken kanala düştü. Yaklaşık üç , üçbuçuk metre bir yerdi. Bir şey olmadı. Kalktı yerinden. Ertesi gün demir kesen adamlardan birinin eline kesicinin ucu hafifçe deydi. Biraz kan aktı. Sonra bir işçi demirlerin üzerine düştü.

Bir gece şef odasında Dostoyevski’den bir şeyler okurken, sanırım “yeraltından notlar”dı, durdu,düşündü. Bu dağbaşında yalnız başlarına, güzel giysilerden, sıcak evlerden, güzel kadınlardan ne kadar uzak olduklarını düşündü. Herkesin hayal ettiği o hayata ne kadar uzak olduklarını düşündü. “Ama” dedi “en azından hayatta kalmalıyız öyle değil mi?” “Yani koltuğunu savunan politikacılar, mallarını savunan işadamları, dünya benim diye bağrınan ruh hastalarının yanında bizimki kabul edilebilir bir istek değil mi?” Bir zamanlar Tolstoy’un Kazaklar romanında askerleriyle ölemeyen ve bu yüzden acı çeken bir komutanın hikayesini okumuştu. Askerde ikende bütün askerler uyuduktan sonra çadıra girer, onların üzerlerini örter, başlarını okşardı. Babasından öğrenmişti bunu.” Onları hayatta tutmalıyım” dedi içinden. Bana neye malolursa olsun.

Ertesi gün amir yine pikapıyla geldiğinde hızla ona doğru yöneldi. Ustaların gözleriyle onu izlediğinin farkındaydı. Umursamadı. “Amirim” dedi. “Siz benden çok daha tecrübelisiniz.” Bu adamların aileleri var ve geç çıktığımız için her gece koğuşta kalmak zorunda kalıyorlar. Paydos saatini biraz geriye çekmeyi düşünmez miydiniz?” Amir ses çıkarmadı önce. Birkaç saniye tadını çıkardı. Bu hakkıydı. Sonra pikapa yöneldi. Kafasını çevirmeden “Sen öyle diyorsan, olsun bakalım.” dedi.

Köse şefe yaklaştı. Şefin gözlerinin içine baktı. Ustanın gözlerinde yaş. Şef ağlayamaz, şef üşüyemez, şef hissedemez. “Ne yaptın sen şef ?” dedi. Şef konuşmadı. Yürüdü. Köse’nin gurubundan bir usta “Eller öpmekle aşınmaz değil mi şef?” dedi. Şef konuşmadı. Sadece yürüdü kendisi için dünyanın sonu sandığı o yere doğru.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın anılar kümesinde bulunan diğer yazıları...
- Gece -

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yolculuk
Bardağın Boş Tarafı
Yaşama Denemeleri
Affet
Sonsuza Dek Mutlu Yaşamadılar
Yüzleşme
Mektup
Kayıp
Sürek Avı
Sen Uyurken

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hatıra Ormanı [Şiir]
Tutsak [Şiir]
Sarnıç [Şiir]
yitik Umutlar Ülkesi [Şiir]
Sayıklama [Şiir]
Bedava [Şiir]
Anlayanlara Özgü [Şiir]
Tekrar [Şiir]
Sesin [Şiir]
Çizdiğin [Şiir]


Ö.Gökhan Ergüven kimdir?

/

Etkilendiği Yazarlar:
Adalet Ağaoğlu,Ahmet Altan,Orhan Pamuk,Necip Fazıl Kısakürek,Ataol Behramoğlu,Cezmi Ersöz,Atilla İlhan, Dücane Cündioğlu


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ö.Gökhan Ergüven, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.