..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Sevgi dünyadaki yaşam ırmağıdır. -Henry Ward Beecher
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Bireysel > Gülcan Aksoy




7 Şubat 2019
Unutmak  
Gülcan Aksoy
Ya ölmeyi unutursam? Her yere, bu eski baba evinin tüm duvarlarına yazmalı;” Ölmeyi unutma Abidin?” Tabi unutmadan nasıl öleceğimi de yazmalı. Yok, iş oraya varmadan bitmeli, belki bugün. Hayır unutmadım, bugün olmaz.


:FD:
Bazı şeyleri unutmak ya da unutturabilmek güzel olurdu. Mesele dokuz yaşındayken anne ve babamı çıplak gördüğüm anı. Çıkardıkları sesler korkunç gelmişti o an. Uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. Ya da henüz genç bir asistanken hayvani duyguların esareti altında, bir nöbette, genç ve evli bir temizlik personeli kadınla birlikte olduğum gerçeğini. Aklıma ne zaman gelse gözlerimi sımsıkı kapıyorum, sanki bir faydası olacakmış gibi. Unutmak, unutmak yetmez tek başına, unutturmakta lazım. Şimdi Tanrı bana bu lütfu bağışlıyor. İstesem de istemesem de unutmaya mahkumum.
Henüz hatırlıyorken yazmak istedim. Senin okuman için belki, bilmiyorum, henüz karar vermedim. Seninle tanışmamız müthiş bir anı olurdu, başlamak içinde ideal bir nokta. Ama biz hiç tanışmadık, biz zaten birbirimizi hep tanıyorduk. Yine de senin yeni tomurcuklanan memelerinin benim elime çarptığı o günü tanışma günümüz olarak kabul ediyorum. Sen ne çok utanmıştın, yanakların allanmıştı. O güne kadar sen dayımın kızı Saliha’ydın. Ben o gün çocukluğuma veda ettim. Yıllarca o an hissettiğim şeyler bana azap yaşattı, kendimi suçlu hissettim. Unutmak istedim. Sonrasında engelleyemediğim, sana karşı büyüyen hislerimden nefret ettim. Bir yanım yana yana seni hırpaladım çokça.
Çocukluğumuz… Ne güzel günlerdi. Anneannemin, senin babaannen, bahçesinde tüm kuzenler, oynadığımız oyunlar, kalabalık sofralar, anneannemin Girit yemekleri, dedemin sofradan eksik olmayan rakısı. Anason kokusu bana huzur veriyor, galiba o günlere duyduğum özlem.
Beni sevdin mi Saliha? Sevdin biliyorum, sevdin. Sen Abidin abini seversin. Bizde kuzenler kardeştir. Mecburi hizmetimi Bitlis’te yaptım biliyorsun, oralarda insanların kuzenleriyle evlenmeleri gelenek gibiydi. Egenin bu şirin sahil kasabasını Bitlis’e taşımalıydık. İmkânsız, imkanlı hale gelince küçülür müydü? Belki de hiç var olmazdı. Yoksun bir evliliğimiz olurdu, ecüş bücüş çocuklarımız. Bir doğum gününde sana Kerime Nadir’in Samanyolu kitabını hediye etmeyi düşünmüştüm. Yapsa mıydım, aklına gelir miydi Abidin abinin sana vurgun olduğu. Vurgun mu? Nerden aklıma geldi şimdi bu kelime?
Unutuyorum Saliha, yavaş yavaş her şeyi unutuyorum. Unutmaya mahkûm edildim ben. Bir karar verdim; bu illet beni yıkmadan veda edeceğim hayata. Geçen marketteki çocuk “Abidin amca bu kadar tiraj köpüğüyle ne yapacaksınız?” dedi. Şaşırdım, meğer o gün üçüncü kez tıraş köpüğü alıyormuşum. Çok hızlı ilerliyor bu illet. Beklediğimden çabuk bükecek belimi. Yazmalıyım, henüz hatırlıyorken yazmalıyım. Dışarı çıkarken küçük kağıtlara notlar yazmaya başladım. Avuç içlerime de ceplerine bak. Bu yüzden geldim Saliha, bu yüzden döndüm bu kasabaya, ölmek için. Doğduğum yerde, senin kollarında ölmek hayaliyle.
Ne hayaller kurardım. Buradan ayrılıp Tıp Fakültesine gittiğimde, sen daha lisedeydin, senin yalnızca benim iyileştirebileceğim bir hastalığın olmasını düşlemiştim hep. Hayatının bir anında kaderin benim elimde olmalıydı. Sen bana mahkûm olmalıydın. Bir ömür geçirdik. Sen evlendin, ben evlendim, çocuklarımız oldu, ben boşandım. Sen boşanmadın. Kocandan nefret et istedim, seni dövsün, sövsün. Seni her gördüğümde gözlerinde mutsuzluk aradım. Yıllar önce gözlerinde aşkı bulamadığım gibi mutsuzluğu da bulamadım. Senin kocaman yeşil gözlerin, acık kumral gür saçların… “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” diyorum kendime.
Suçluluk hissetme, tüm hayatımı seni düşünerek geçirmedim. Unuttuğum da oldu seni. Unutmak, zamanla yaşadığın olumlu, olumsuz şeylerin seni eskisi kadar etkilememesidir bazen. Sana olan tutkumda, taze bir ölümün ardından duyulan acının zamanla hafiflemesi gibiydi. Unutmadım ama daha az düşündüm seni. Sen beyaz bir meleğe dönüşüp başkasına evet dediğinde yaşadığım acı hep aynı tazeliğinde kalsaydı nasıl yaşardım. Ne gündü, çok içmiştim. O gün sen evet demeden elini tutsaydım hadi deseydim, gelir miydin? Sen beni hiç aşla sevdin mi Saliha? Ya başka bir erkek seni benim sevdiğim gibi sevdi mi? Kocan seni sevdi mi, seviyor mu? Birlikte mutlu olur muyduk Saliha? Benim hislerimden haberin var mıydı Saliha?
Müjgan, ikinci eşim, bir defasında bir kadın kendinden hoşlanıldığını mutlaka anlar demişti. İçim sıkılmıştı. Sende anladın mı? Bu yüzden mi bana abi rolünü dayattın? Bana başka kızlardan mektuplar, haberler taşıdın. Şimdi oku bakalım bu mektubu, ben ölüyüm nasılsa.
Ya ölmeyi unutursam? Her yere, bu eski baba evinin tüm duvarlarına yazmalı;” Ölmeyi unutma Abidin?” Tabi unutmadan nasıl öleceğimi de yazmalı. Yok, iş oraya varmadan bitmeli, belki bugün. Hayır unutmadım, bugün olmaz. Yemek yapacaksın bana, anneannemin nefis yemeklerinden. O güzel günleri yad edeceğiz. Hem daha zamanım var. Yırtarım belki bu mektubu, yenisini yazarım. Onu da yırtarım, yenisini yazmam. Duvarlara kendini öldürmeyi unutma Abidin yazarım sadece. Hayatıma giren tüm kadınlara birer mektup yazarım belki. Kendime yazarım Saliha; “Abidin Efendi unutmak istediğin her şeyi unutacaksın. İstemediklerinde silinecek. Saliha’nın ölen köpeğini birlikte kefenleyip gömdüğünüz tepeyi unutacaksın. Düğün gecesi, çok içip dansa kaldırdığın Saliha’yı boynundan öptüğünü…” Unut zaten onu rezillik!
Gitmek lazım şimdi. Tam mevsimi, kimse yoktur sahilde, boştur tüm sandalyeler. Oturmak lazım orada, düşünmek. Unutmak istemediğin anılarını, çok geç olmadan yeniden yeniden hatırlamak. Tüm o boş sandalyeleri geçmişin kalabalığıyla doldurmak. Tam yanımdaki sandalye senin için Saliha.







Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın bireysel kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kızıl Arif
Yaradana (De Profundıs)

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Özgür Işıklar
Kaybolan Kadınlar: Ayla
Kaybolan Kadınlar: Azra
Yaşlı Adam ve Çocuk
Gizem
Alt Tarafı
Kuyu - Huzursuzluk
Yara? Yara!
Numune
Ahlak

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İnsan Topluluğunda Dişi Olmak [Deneme]


Gülcan Aksoy kimdir?

Hiç olmadım ben. Olmak için çabam sürüyor. Sonuma kadar çabalayacağım bir iş edindim; yazmak. Genellikle durum öyküleri yazıyorum. Kadınları seslendiriyorum, bizlerden olan kadınları. Bazen de sesim hiç umulmadık bir yerden yankılanıyor, ben bile şaşıyorum. Bir gün hiç tanımadığım biri beni okuyacak ve anlayacak. İşte ben o kişi için yazmaya devam edeceğim. Oğuz Atay'ın dediği gibi "Ben buradayım, sen neredesin hey okuyucu. "

Etkilendiği Yazarlar:
Sait Faik Abasıyanık, Ferit Edgü


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Gülcan Aksoy, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.