..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kötü insan korkuya itaat eder, iyi insan sevgiye. -Aristoteles
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Beklenmedik > Gülcan Aksoy




8 Şubat 2019
Kaybolan Kadınlar: Ayla  
Gülcan Aksoy
Bilye hala dönüyor. İtiraz etmiyorum. Giyinip, kadının elime tutuşturduğu garip, şeffaf matarayı alarak dışarı çıkıyorum. Nereye gideceğimi bilmeden yalnızca yürüyorum.  Benim gibi giyinmiş başka insanlar var sokakta, nereye gideceğini bilen, emin insanlar. Bazıları bana günaydın diyor. Takip ediyorum onları, bir koruya geliyorum. Ne çok insan var. Tanımıyorum hiç birini. Kimisi koşuyor, kimisi yürüyor. Ben, ben koşmalı mıyım yürümeli miyim? Belki de “yardım edin “ diye bağırmalıyım.


:IG:
Uyanmakta direnen gözlerimi hafifçe aralıyorum. Gördüklerim ne kadar yabancı. Hızla açılıyor gözlerim. Dehşete kapılıyorum.  Yerimde doğruluyorum. Neredeyim ben?  Bir adam dolabın önünde üstünü giyiniyor. Garip, hiç korku hissetmiyorum.

“Günaydın, doğum günü kızı.” diyor adam. Dudaklarıma bir buse konduruyor.

Aslında bağırmam,” Sen de kimsin, burası neresi, neden buradayım?” demem gerekir. Diyemiyorum. Çünkü her şey yabancı olduğu kadar tanıdık da geliyor. Beynimde yerinden çıkmış bir bilye, jet hızında dönüp duruyor. Tam olması gereken yerden geçerken onu yakalamam lazım. Çok hızlı…

“Hayatım iyi misin? Dün akşama takıldın değil mi? Söylemeyeyim diyorum ama sen de rahatsız oldun. Baban o garip aksanıyla hiç susmadı. Saçma sapan şeylerden bahsedip insanların canını sıktı. Ya o ağzıyla içemeyen, güvenlik görevlisi kardeşine ne demeli? Çok utandım. Hiç itiraz etme, sen de rahatsızdın durumdan. Yıllardır söylüyorum; aileni bizim çevremizle bir araya getirme. Ya sana ne demeli, halinden memnun değil misin? Akşamları eve gelmiyormuşum, yıllar önce işini bırakmasaymışsın şimdi nerelerde olurmuşsun. Eve gelemiyorsam iş toplantıları yüzünden. İşi bırakmak da senin kararındı. Neyse artık olan oldu, kızmayacağım sana. Ben kahvaltıya iniyorum. Madem uyandın çocuklara bak da servisi kaçırmasınlar yine.”

Bilye hala dönüyor. Tatlı bir oğlan” anne” diye atılıyor kucağıma, öpüyor beni, itiraz etmiyorum. Ben de sarılıyorum ona. Suratsız genç bir kız günaydın demeden bu gün için yapmam gerekenleri sıralıyor.

“Anne, konuştuklarımızı unutma sakın. O hocanın ağzının payını ver.  Disiplin kurulu saat tam iki de toplanıyor. Ayrıca bu gün beni okuldan sen al. Birlikte alışverişe gideriz.”

Şaşkınım, hiçbir şey söyleyemiyorum. Hepsi evden çıkıyor. Pijamalarımla yabancı olduğum bir evin mutfağında kala kalıyorum. Yakalamalıyım o bilyeyi.

“Ayla Hanım iyi misiniz? Bu sabah yürüyüşe çıkmayacak mısınız? İstediğiniz kıyafetleri yatağın üstüne bıraktım. Siz giyinirken ben içeceğinizi de hazırlarım. Bu sefer ıspanakta ilave edeceğim.”

Bilye hala dönüyor. İtiraz etmiyorum. Giyinip, kadının elime tutuşturduğu garip, şeffaf matarayı alarak dışarı çıkıyorum. Nereye gideceğimi bilmeden yalnızca yürüyorum.  Benim gibi giyinmiş başka insanlar var sokakta, nereye gideceğini bilen, emin insanlar. Bazıları bana günaydın diyor. Takip ediyorum onları, bir koruya geliyorum. Ne çok insan var. Tanımıyorum hiç birini. Kimisi koşuyor, kimisi yürüyor. Ben, ben koşmalı mıyım yürümeli miyim? Belki de “yardım edin “ diye bağırmalıyım.

Bilye hala dönüyor. Ben yürüyorum. Bir birleriyle konuşup gülüşen bu insanların yüzüne dikkatle bakıyorum. İşte şu kadını tanıyorum. Ünlü biri o. Televizyonda kadın programı yapıyor. Adı neydi? Zerrin…

“Zerrin Hanım, Zerrin Hanım durun lütfen beni bekleyin.”

Heyecanla yetişiyorum Zerrin Hanıma.

“Günaydın”

“Günaydın. Sizi tanıyorum.”

“Elbette tanıyorsunuz. Biz aynı sitede oturuyoruz.”

“Yok, öyle değil. Ben bu sabahtan beri gördüğüm insanların içinde yalnızca sizi tanıyorum. Öyle bakmayın, garip olduğunu biliyorum. Ama ne bana karıcım diyen adamı, ne de anne diyen çocukları tanımıyorum. Sonra hizmetçi olduğunu düşündüğüm bir kadın elime bu içeceği tutuşturup beni yürüyüşe gönderdi. Hatırlamıyorum. Kimim ben?  Neden itiraz edemiyorum? Neden siz de kimsiniz diyemiyorum? Neden bağırmıyorum? Bana inanmıyorsunuz.  Peki, koşmalı mıyım? Bu tadı iğrenç içeceği ne zaman içmeliyim? Koşarken ya da yürürken mi, yoksa her şeyin sonunda mı?”

“Bakın benim programa yetişmem gerekiyor. Bu gün dört çocuğunu sefalet içinde geride bırakıp kayıplara karışan bir kadını arayacağız. Çocuklardan biri daha iki yaşında. Belki o kadın da bir sabah sizin gibi uyandı. O yüzden küçücük çocuklarını bu kadar kolay terk edebildi. Tabi sefalet daha kolay terk ediliyor. Sizinki gibi bir hayatı terk etmek cesaret gerektirir. O kadar cesur musunuz? Değilseniz onların dediklerini yapmaya devam edin. Zamanla beyninizde ki boşluklar siz farkına bile varmadan dolacaktır. Gitmeliyim. Ha, o elinizdekini mutlaka için. Bir kısmını da yüzünüze sürün cildinizi yeniler.”

Bilye son hız dönüyor. Zerrin Hanım, yanımdan koşarak uzaklaşıyor. Cesur muyum? Elimde ki içeceğin hepsini içiyorum. Dibinde kalanını eve gittiğimde yüzüme süreceğim.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın beklenmedik kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gizem

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Özgür Işıklar
Ahlak
Yaradana (De Profundıs)
Kaybolan Kadınlar: Azra
Yaşlı Adam ve Çocuk
Kızıl Arif
Alt Tarafı
Kuyu - Huzursuzluk
Yara? Yara!
Numune

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İnsan Topluluğunda Dişi Olmak [Deneme]


Gülcan Aksoy kimdir?

Hiç olmadım ben. Olmak için çabam sürüyor. Sonuma kadar çabalayacağım bir iş edindim; yazmak. Genellikle durum öyküleri yazıyorum. Kadınları seslendiriyorum, bizlerden olan kadınları. Bazen de sesim hiç umulmadık bir yerden yankılanıyor, ben bile şaşıyorum. Bir gün hiç tanımadığım biri beni okuyacak ve anlayacak. İşte ben o kişi için yazmaya devam edeceğim. Oğuz Atay'ın dediği gibi "Ben buradayım, sen neredesin hey okuyucu. "

Etkilendiği Yazarlar:
Sait Faik Abasıyanık, Ferit Edgü


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Gülcan Aksoy, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.