..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Sevgi en azgın yüreği uysallaştırır, en uysal yüreği azdırır. -Alexis Delp
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Soyut > Gülcan Aksoy




16 Şubat 2019
Kuyu - Huzursuzluk  
Gülcan Aksoy
Bu öyküyü mutlaka okuyun. Yazmayı dert edinenlere özellikle tavsiye ediyorum. Bakalım kahramanları tanıyacak mısınız. Tanıyanlar yorumlara eklerse sevinirim.


:HD:
Hiçbir şey göremiyordu. Zifiri bir karanlıktaydı. Elleriyle yokladı etrafı. Duvar, duvar, duvar.. Ayakları koyu bir sıvıya gömülüydü. Dar bir kör kuyuydu burası. Hareket edemiyordu. Kim kapatmıştı onu buraya? Ne zaman? Nefes alamıyordu. Bağırdı:
“İmdat! Yardım edin bana, kurtarın beni. Sesimi duyan var mı? İmdat!”
“Seni duyuyorum.”
“Şükürler olsun. Lütfen bana yardım edin, çıkarın beni buradan.”
“Sabırlı olmalısın bu işin sonu sabır ve inattır.”
“Siz kimsiniz? Yoksa sizi de mi böyle bir kuyuya kapattılar?”
“Evet, ama ben oradan çıkmayı başardım.”
“Nasıl? Bana yardım edin ne olur.”
“Bu kuyunun ağzında kocaman bir kaya var. Bu kayayı tek başıma kaldırmam imkânsız. Belki azıcık ittirebilirim. Biraz ışık ve hava sana iyi gelir.”
“Evet, daha iyi, sağ olun. Lütfen hemen gitmeyin. Konuşun benimle. Sizi kimsiniz? Sanki tanıyorum sizi.”
“Tanımasaydın seni duyamazdım.”
“Kimsiniz o halde?”
“Sen söyle. Ben senin beni tanıdığın kadar benim.”
“Sen o sun. Sabır ve inat deyince hemen tanımalıydım seni. Yardım et bana, sen başardın hem de tüm dünyaya karşı başardın. Mutlu musun?”
“Mutluluğun ne olduğunu hala ben bile bilmiyorum. Üstelik iyi bir hayatın ölçüsünün mutluluk olduğunu da kim söyledi.”
“Peki, ben başarabilir miyim?”
“Belki! Huzursuzsun, zaten bu yüzden bu kuyudasın. Huzursuzluk bu iş için temel dürtülerden biridir. Ama yetmez. Kalabalıktan, günlük sıradan hayattan, herkesin yaşadığı şeylerden kaçıp kitaplarla dolu bir odaya kapanmalısın. Kendi düşüncelerini ve âlemini oluşturmayı başarmalısın.”
“Öyleyse ben başaramam.”
“Neden?”
“Yaşamayı ve onun güzelliklerini seviyorum. İnsanlardan kaçamam. Ben bir kadınım, evli ve çocuklu bir kadın ve de çalışan. Sorumluluklarım var benim. Vaktim az, özgür değilim, maddi sıkıntıları saymıyorum bile.”
“Yaşamın güzelliklerine sırtını dönmeden bunu başaran birçok insan var. Senin durumunda bu hiç de kolay olmayacak. Ama sabır ve inat, iğneyle kuyu kazacaksın.”
“Peki, ne yazmalıyım?”
“Kendi hikâyeni başkasının hikâyesi gibi yavaş yavaş anlat. Korkularını,öfkeni, küçümsenme endişeni, kendini önemsiz hissetme korkunu, gurur kırıklıklarını tüm duygularını yazabilirsin. Başkaları da buna benzer yaralar taşırlar ve seni anlarlar. Ben insanların birbirine benzediğine duyulan güveni hep taşıdım. Bütün gerçek edebiyat bu iyimserlik ve güvene dayanır.”
“Ama o zaman herkesin bildiği şeyleri anlatmış olurum. Cazip gelir mi bu insanlara?”
“Bildiği ama bildiğini bilmediği şeylerden bahsedeceksin. Onlara çok tanıdıkları bir dünyada hayret ederek gezinmenin zevkini vereceksin. Ama bunu yazıya dökerken hünerli olacaksın. Benim diyebileceklerim bunlar.”
“Gidiyor musun? Daha soracağım şeyler var. O romanda ki Ahmet sen miydin?”
Gitmişti. Artık biraz ışığı vardı. Nasıl çıkacaktı buradan, “Sabır ve inat” ha diye düşündü. Sırtında bunca sorumluluk varken onun söylediklerini yapmak mümkün müydü? Kitaplarla dolu bir odaya kapanmak, onun için bir ütopyaydı. Bir ses duydu, yukarıda bir vardı bağırdı:
“Kim var orada? Yardım edin lütfen.”
“Benim, ben elimde cigara adam arıyorum.”
“Sen, evet sen!”
“Ben ya, çağırdın geldim.”
“Hoş geldin, safalar getirdin. Şu taşı biraz oynatabilir misin? Işığa, daha çok ışığa ihtiyacım var. Yoksa delireceğim burada.”
“Ben de delirecektim, yazmasam delirecektim.”
“Ben de yazmak istiyorum. Söyle ne olur, anlat bana ne yazayım, nasıl yazayım?”
“Senin ne yazacağını, nasıl yazacağını bilemem ben. Sen bileceksin kuzum onu. Ben incir çekirdeğini bile doldurmayacak mevzuları yazdım. Bilmem ki oldu mu? Olmadıysa ne yapalım bizim hikâye anlayışımız da böyle efendim.”
“Olmasaydı sen, sen olur muydun hiç? Korkuyorum ben, yazmaya korkuyorum. Beni anlamazlar ve küçümserler diye korkuyorum.”
“Ben de korktum, yazmaktan vazgeçtim bazen. Sadece bir balıkçı olmak istedim. İnsanlığımı kaybettim defalarca ve defalarca buldum.”
“Kızmazsan bir şey soracağım sana.”
“Neden kızayım ki?”
“Bilmiyorum. Kendini bir şey sanan insanlar kızıyorlar bana.”
“Söyle hadi, ben kızmam.”
“Ben senin bir düş içinde anlattığın hikâyeleri layıkıyla anlayamıyorum. Bazılarını defalarca okudum. Kızdın mı? Orada mısın?”
Gitmişti adam. Kendine kızdı, keşke öyle söylemeseydi. Daha Panco’yu soracaktı ona. Bir de cıgara isteyecekti. Yazık onu hiç anlamadığını sanmıştı herhalde. Yine yalnızdı işte. Bağırdı yeniden:
“Sesimi duyan var mı?”
“Seni duyuyorum. Bekle de şu taşı biraz ittireyim. Daha iyi mi şimdi?”
“Evet, sağ ol. Sen kimsin?”
“Yok, sen beni hepten unuttun. Kırgınım sana.”
“İnanmıyorum sen ha? Unutmadım. Belki biraz ihmal etmiş olabilirim. Sen de kadınsın bilirsin, zamansızım ben.”
“Boş yere çeneni yorma, küçümsedin sen beni.”
“Doğru değil bu. Ben Balık İzlerinin Sesi’ni yıllarca duymaya çalıştım. İtiraf ediyorum, hiçbir ses duymadım. Ben çok sıradanım, çok normalim. Senin anormal insanlarından değilim.”
“Kimse sıradan değildir. Sıradan bir hayat yaşamayı tercih etmiş olman, sıradan olduğun anlamına gelmez.”
“Sıradan bir hayat yaşamayı ben mi seçtim?”
Cevap gelmemişti yukardan, Gitmişti o da. Yeniden bağırdı tüm gücüyle:
“Yardım edin bana çıkarın beni bu kuyudan.”
“Bu kuyulardan birinde kadın gördüğüme çok sevindim.”
“Sen kimsin?”
“Gülen ayvanın, ağlayan narın diyarını arayan bir yolcu.”
“Güzel insan! Yardım et bana.”
“Hep aynı şeyleri yazdığımı düşünüyorsun. Ama ben en iyi bildiğim yeri, en iyi bildiğim insanları anlatıyorum. Toplumu şekillendiren örfler, adetler, destanlar, masallardır.”
“O düşünce kafamdan ışık hızında akıp gitmişti.”
“En iyi bildiğin şeyi anlat sen de. Bilmediğin şeyi anlatırsan havada asılı kalırsın. Beni Çukurova’dan beklerler.”
“Gidiyor musun? Daha sana soracaklarım var.”
“Tüm cevaplar içinde zaten.”
“Ne klasik bir cümle. Yakıştı mı bu sana, büyüklüğüne.”
Kadın yine yalnız kalmıştı. Duvarlara tırmanmaya çalıştı. Parmakları kanadı, düştü defalarca. Bu kuyudan çıkmak imkânsızdı. Yardıma ihtiyacı vardı. Yukarıdan seslendi bir:
“Kuyunun dibinde bir kapı var, Kolayca açarsın onu, istersen buradan hemen kurtulursun.”
“Nerede? Göremiyorum. Sen kimsin?”
“Beni tanımazsın, ben daha doğmadım. Eğer o kapıdan kolayca çıkıp gitmeyi seçersen hiç doğmayacağım. Benim için bu kuyunun duvarlarını kendi başına tırmanarak çıkmalısın.”
“Nasıl? Bunu yapamam, üzgünüm. Denedim ama çok zor. Başarabileceğimi sanmıyorum.”
“Hemen olmaz tabi. Ama çabalarsan bir amacın olacak. Senin mutluluğun da bu çaba olur belki.”
“Ya burada ölürsem?”
“Bu da mümkün.”
“Kapı? Şu kapı nerede, göremiyorum.”
“Bu kuyuyu sen inşa ettin. Bu duvarları tırmanmazsan hiç huzur bulamayacaksın.”
“Tırmanmayı başarırsam mutlu olacak mıyım?”
“Bunu hiç bilemezsin. Bak kuyun eskisi kadar karanlık değil. Bu ışığı kullan. Ya da kolay yoldan çık git ve bu kuyuyu (başarabilirsen) unut.”
Kadın etrafına baktı, çıkış kapısı oradaydı. Sonra kuyunun tepesine baktı, çok yüksekti ve de dik. Gözlerindeki tereddüt an içinde kayboldu. Soyundu, üstünde ne varsa çıkardı. Çırılçıplaktı artık. Ellerini kaldırdı, başını yukardan sızan ışığa doğru cevirdi. Yüzüne vuran ışık spermleri tüm vücuduna yayıldı. Rahminde ki umut yumurtalarını dölledi. Artık gebeydi. Avazının çıktığı kadar yüksek bir sesle bağırdı:
“Evet! Evet! Evet!”








Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Özgür Işıklar
Ahlak
Yaradana (De Profundıs)
Kaybolan Kadınlar: Ayla
Kaybolan Kadınlar: Azra
Yaşlı Adam ve Çocuk
Gizem
Kızıl Arif
Alt Tarafı
Yara? Yara!

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İnsan Topluluğunda Dişi Olmak [Deneme]


Gülcan Aksoy kimdir?

Hiç olmadım ben. Olmak için çabam sürüyor. Sonuma kadar çabalayacağım bir iş edindim; yazmak. Genellikle durum öyküleri yazıyorum. Kadınları seslendiriyorum, bizlerden olan kadınları. Bazen de sesim hiç umulmadık bir yerden yankılanıyor, ben bile şaşıyorum. Bir gün hiç tanımadığım biri beni okuyacak ve anlayacak. İşte ben o kişi için yazmaya devam edeceğim. Oğuz Atay'ın dediği gibi "Ben buradayım, sen neredesin hey okuyucu. "

Etkilendiği Yazarlar:
Sait Faik Abasıyanık, Ferit Edgü


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Gülcan Aksoy, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.