..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Çok söz hamal yüküdür." -Yunus Emre
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Toplumcu > Gülcan Aksoy




31 Mart 2019
Ahlak  
Gülcan Aksoy
. Bazı bazı öyle laflar ediyo ki aklım karışıyo; “Zekat, sadaka ne bu? Fakirlik kanun mu Zeliha? İlla zekata, sadakaya muhtaç insanlar olsun, bizim paralı zengin beylerimiz, hanımlarımızda üç beş kuruşluk zekat ve sadakayla kendilerini aklasınlar. Siyasetçiler de, biz fakirin yanındayız diye fakirlik edebiyatı yaparak oy toplasınlar. Kimse fakirliği bitireceğiz, fakirlik kader değil demeyor.” Vallahi söylediği şeylerden çok anlamasam da sarılıp öpesim geleyo Arzu Hanımı.


:CJ:
Üçüncü katta, 5 nolu dairede oturan Arzu, toplumun ahlaki değerlerini hiçe sayan bir yaşam sürüyor. Daireye giren çıkan adamların sayısı belli değil. Haftada en az bir de toplu âlem yapılıyor. Anarşist kılıklı bir sürü insan toplanıyor daireye, vur patlasın, çal oynasın. Seyhan da buna sessiz kalsın. Bizim beyefendiye kalsa, “Sana ne Seyhan.” Yok ya! Anlamıyorum sanıyor beyimiz, kadına öyle bakıyor ki… Tüm dairelerden imza topladım, o Arzu ‘yu apartmandan attırmaya kararlıyım. “Komşular, fuhuş yuvası mı, anarşi yuvası mı belli olmayan bu daire hemen boşaltılmalı. Hepimizin çoluk çocuğu var. Bu rezalet bir an önce son bulmalı,” dedim toplantıda.
Beni de çağırdılar, apartman toplantısı varmış, bizim 5 no da oturan kiracı kızdan şikâyetçiymiş apartmandakiler. Kirasını zamanında ödeyen, aklı başında, terbiyeli bir kıza benziyordu. Üstelik saygın bir gazetede yazıları çıkıyor. Şaşırdım duyduklarıma, bu yaşa geldik, kendimizi insan sarrafı sanıyorduk biz de. Yalnız yaşayan bir kızsın, azıcık dikkat be yavrum. Avrupa da mı yaşıyorsun? Bu devirde kirasını zamanında ödeyen bir kiracı bulmak zor olacak şimdi. Bu apartmanın yer sahibiyim ben, müteahhitten 8 daire almıştım. Altısını çocuklar satıp yediler kalan iki dairenin kirasıyla da karı koca geçinmeye çabalıyoruz. Emekli maaşıyla geçinilecek gibi değil ki. Şimdi işin yoksa yeni kiracı ara, kim bilir kaç ay boş kalacak daire.
Bence durumu abartıyorlar, özelliklede Seyhan Hanım, “Acaba Arzu Hanım’ı da mı toplantıya çağırsaydık,” diyecek oldum, Seyhan Hanım sözünü tamamlamama bile fırsat vermedi. “O kadın bu apartmandan gidecek İlker Bey. Artık geri adım atamayacağız. Erkek milleti değil misiniz, hepiniz aynısınız. İki kırıtma, göz süzme yetiyor size. İki kız çocuğu yetiştiriyorum ben, bu ahlaksızlığa daha fazla göz yumacak değilim.” Ağzımı açtığıma pişman oldum. Apartman yöneticiliği pis iş, hiç hoşlanmıyorum. Affedersiniz, biri asansörde gaz çıkarsa bana koşuyorlar. Her ay maaşın dörtte üçü aidata gidecek olmasaydı zor yapardım bu işi. Hadi bakalım kararı aldık, “ 5 nolu dairede yaşayan Arzu Hanım’ın toplumun ahlaki değerlerine aykırı yaşam tarzı nedeniyle, daireyi en kısa zamanda boşaltmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.” Bilin bakalım bu kararı sahibine kim tebliğ edecek? Seyhan Hanım değil herhalde.
Bizim köyde bir Esma vardı. Yandım Esma derlerdi. Kocası, çocuğu olmayı deyi bunun üstüne kuma getirince, bu Esma, “Ben bu evde duramam gayrı,” demiş. Kendi köyüne de dönmemiş, bizim köyde ki yıkık bir evin tek göz odasında kalmaya başlamış. Günahları boyunlarına, ben daha çocuğudum o sıra, bu Esma geceleri yandım Esma diyen her adamı evine alırmış Geçimini de böyle sağlarımış. Köydeki kadınlar toplanı verdi bir gün, bu Esma’yı daşlaya daşlaya köyden sürdülerdi. Arzu Hanım’ı apartmandan sürmek için yaptıkları bu toplantıda nerden aklıma geldiyse bizim Yandım Esma. Şeherli bunlar bizim gibi daşlan sopaylan sürecek değillerdi ya. Bu apartmanda evine girmediğim kadın yoktur. Benim adam kızıyı emme bu kadınların hiç biri Arzu’nun kesip attığı tırnağı bilem olamaz. Ben insanlığına derim, yoksa eve adam alırmış, anarşistmiş bilmem. Öbürleri birbirinin açığını kollar, ağzımdan laf almak için kırk takla atarlar. Arzu Hanım öyle mi ya? Ben onunda hoşuna gider deyi bir iki anlatı verem dedim de bu zilli karıları, hemen susturu verdi ben. Onun öyle dediyilen kuduyulan işi yok. Bazı bazı öyle laflar ediyo ki aklım karışıyo; “Zekat, sadaka ne bu? Fakirlik kanun mu Zeliha? İlla zekata, sadakaya muhtaç insanlar olsun, bizim paralı zengin beylerimiz, hanımlarımızda üç beş kuruşluk zekat ve sadakayla kendilerini aklasınlar. Siyasetçiler de, biz fakirin yanındayız diye fakirlik edebiyatı yaparak oy toplasınlar. Kimse fakirliği bitireceğiz, fakirlik kader değil demeyor.” Vallahi söylediği şeylerden çok anlamasam da sarılıp öpesim geleyo Arzu Hanımı. Evine temizliğe vardığım öbür karıların hiç biri de bu Zeliha sabahtan beri Hanım’ı. benim bokumu temizleyo, yorulmuştur biraz dinlensin, acıkmıştır bir şey hazırlayayım da yesin demez. Arzu Hanım öyle mi ya? “Zeliha biraz ara ver, dinlen. Hadi, bir şeyler hazırladım, gel de beraber yiyi verelim,” der. Beniminen aynı sofraya oturmaktan hiç kocunmaz. Bir üç beş ay öncesi benim adam dışarıya işe gidiyor diye bizi apartmandan atacak oldular da bu Arzu Hanım bir gorudu ki bizi, “Adam çalıyor mu, çırpıyor mu? İşini aksatmadan, alın teriyle para kazanıyor. Ne zararı var size anlayamadım,” diyince kimsenin sesi çıkmadı. Benim adam bile erkek gibi kadın valla şu Arzu, ağzına sağlık deyi verdi. Bir şu daktilosu yok mu? Başım şişiriyor, tak takta tak tak. Ne yazıyor öyle sabahtan akşama bilmem ki. Bir de kadın başına tek yaşamak olur mu? Anası, bubası yok mu, bilmem. Güzel kadın maşallah, evlense çoluk çocuğu olsa, yuvasını bilse kötü mü olur? Başında bir erkek olsun da bak bakam böyle yapa bilirler miydi? Bir iki söyleyecek oldum dilim varmadı.Epey oluyo bizim apartmanın önüne lüküs bir otomobil yanaştı, içinden giyimi, kuşamı buralara hiç uymayan bir kadın indi. Bana Arzu Hanım’ı sordu, söyleyi verdim. On, bilemedin on beş dakka sonra geldiği gibi gitti. Kimdi, neydi hiç soramadım. Öbürleri de meraktan çatladılar, hep ağzımı aradılar. Yalan yok zamanında Arzu Hanım’ın arkasından az konuşturmadılardı beni. Hoşlarına gidiyo diye ben de… Allah affetsin.
O gün Deniz’in mahkemesini izleyen gazeteci heyetinin içindeydim. Ne güzel söyledi öyle; “Eğer vatan zenginin gezdiği, fakirin yattığı yerse, vatan sağ olmasın.” Manşet olurdu bundan, yazmalıydım, yazıyordum. Kapı çalındı, açtım. Yönetici İlker Bey, ev sahibini de yanına almış, “Arzu Hanım apartmanda sizi istemiyorlar, kendinize uygun bir yer bulur bulmaz, sizden burayı boşaltmanızı rica edeceğiz,” demez mi? Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Nasıl yani? Ne hakla? Buraya uygun olmadığıma kim karar verdi? Siz mi?” Ahlaki değerlere aykırılık falan gibi birkaç şey gevelediler. Kapıyı suratlarına kapattım. Sonra hemen tekrar açtım, ikisi de şaşkın aynı yerde duruyorlardı. Tüm apartmanı inleterek bağırdım, “Hiçbir yere gitmiyorum. Gücü yeten, benden daha ahlaklı olduğunu düşünen çıksın karşıma da görelim.” Kapıyı yeniden, bu kez daha sert kapattım. Neredeyse sürünerek daktilonun başına oturdum. Ellerim titriyordu. Yalnızken ahlaksızlığın dibine vuran insanoğlu, toplu haldeyken namus bekçisi oluveriyor işte. Bu apartmanda oturan herkesin ciğerini biliyorum ben. Göstereceğim onlara… Kime güveniyorum yine, babamın Ayhan Aydın oluşuna mı? Hadi Arzu Aydın itiraf et, sen hep gizli gizli, hatta kendinden bile gizli buna güveniyorsun. Kabul et artık, özeleştiri kızım. Dünya da ki tek mutlak güç para, sen de baban sayesinde buna sahipsin. Ne kadar reddetsen de, babana ne kadar kızsan da o gücün hep arkanda olduğunu biliyorsun. O yüzden gösterilerde en öndeydin, sesin o yüzden o kadar gürdü. Gözaltına alınışının saati dolmadan dışarı çıkıyordun. Neden? 6. Filonun protestoları sırasında gözaltına alındığında bu süre çok uzamıştı. Nasıl da tırsmıştın, ben Ayhan Aydın’ın kızıyım diye bağırmana ramak kalmıştı. Yüklenme kendine o kadar, diğerleri de senden çok farklı değiller.“Matbaa için para lazım Arzu. Arifler zor durumda, kirayı ödeyemiyorlar Arzu. Fazla kurcalama Arzu, sen sadece para bul.” Kimse de bu değirmenin suyu nerden geliyor diye merek etmesin. Ama en ufak bir ters düşmede atılsın oradan Leyla, “Nerden biliyorsunuz muhbir olmadığını? Biz gözaltında dayak yerken hanımımız dakikasında salıveriliyor,” desin. En yakınında duran Devran bile sana şüpheyle baksın. Zavallı Mehmet, babasının polis olduğunu, hem de İstanbul’dan çok uzakta bir Anadolu kasabasında, öğrendiklerinde herkesin içinde yapmadıklarını bırakmamışlardı çocuğa. Ama ben para kasasıydım, o yüzden de durum esnetiliyordu; her birey kendinden sorumluydu, ailesini seçme şansı verilmiyordu ki insana, kim kimi babasının anasının yaptıkları yüzünden suçlayabilirdi. “ Yine de çok güvenmemek lazım Arzu ‘ya, bilmesi gerekenden fazla bir şey kaçırmayın ağzınızdan.” Biliyorum, onlarında ciğerlerini biliyorum.Devran’la birbirimize bir söz vermişliğimiz yok. Ona kalsa Ayhan Aydın’ın damadı olmak için yan cebi hep açık. Babama ve babam gibilere sövüp sayması hep laf… 12Mart’tan sonra içeri alındı, durumuyla ilgili Murat’la sık sık bir araya geliyoruz. Savunmalarını Murat yapıyor. Nasıl başladı bilmiyorum ama Murat’la adı konmamış bir şeyler yaşamaya başladık. Haftada bir iki uğruyor bana, içiyoruz, tartışıyoruz, sevişiyoruz. Bir de işe yeni başlayan stajer çocuk geliyor arada. Öyle güzel iltifat ediyor ki, benim kapkara gözlerime bakıp, “Ben hayatımda böyle göz görmedim, evrende ki tüm ışıklar halay çekiyor içinde. Biraz uzun bakarsam kaybolacağım ablam.” Ablam demesi bile içimi gıdıklıyor. Hafta sonları da örgütten arkadaşlar bir araya geliyoruz, bazen benim evde de toplanıyoruz; vatanı kurtarırken çalıp söylüyoruz. Sevgili apartman sakinlerinin yapacak daha mühim bir işleri olmadığından, benim kapımı kimin açıp kapattığını takip ediyorlar sanırım.
Apartmanın kapısının önüne ufak çaplı bir kamyonet yanaşmıştı. Sadece kitaplarını ve özel eşyalarını alacaktı. Pes etmişti Arzu, son yazısından dolayı işten de atılınca başka şansı kalmamıştı. Yeniden babasının prensesi olacaktı. Babasının deyimiyle, macera sona ermişti. Annesinin gönderdiği iki kadın eşyalarını topluyor, adamlarda aşağıya, kamyonete taşıyordu. Aslında burada durmasının gereği yoktu. Ama hiçbir yere sığamıyordu; Deniz’lerin infazı, büyük ihtimalle, bu gün Ulucanlarda gerçekleştirilecekti. Son ana kadar bir mucize olacağını ummuştu, hala da içinde bu umudu taşıyordu. Ama Cumhurbaşkanının idamları onaylaması, geri dönüşün olmadığını gösteriyordu.
Zeliha bir tencere lahana sarmasıyla yardıma gelmişti Arzu’ya. “Sen seviyon deyi yapıverdim.” Bu akıllı köylü kadını özleyecekti Arzu. “ Senden sona bura bir gavur taşınacağmış, İtallan dedi bizim adam.” Başka zaman olsa Zeliha’ya bir nutuk atardı, insanları ötekileştirmeyle ilgili, şimdi gülümsemekle yetindi. “Sizin köyde ki Yandım Esma gibi sürdüler beni de, gördün mü?” diye takıldı Zeliha’ya. “Töbe de! Seninen bizim orospu Esma bir olu musunuz heç. Valla herkesler, Seyhan karısı bilem, sana ettiklerinden çok pişman da utandığına gelemeyo,” dedikten sonra Seyhan’ın taklidini yaparak, “ Aşk olsun Arzu Hanım’a Ayhan Bey’in kızıymış da neden bizden saklamış. Çok ayıp ettik kıza çok, dedi valla.” Arzu manidar gülümsüyordu,“Doğru Zeliha, ben ve Esma asla bir değiliz. Benim babamın adı Ayhan Aydın, onun her şeyin üstünü örtecek kadar çok parası var.”



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplumcu kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yara? Yara!
Alt Tarafı
Kaybolan Kadınlar: Azra

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Özgür Işıklar
Unutmak
Numune
Kuyu - Huzursuzluk
Kızıl Arif
Gizem
Yaşlı Adam ve Çocuk
Kaybolan Kadınlar: Ayla
Yaradana (De Profundıs)

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İnsan Topluluğunda Dişi Olmak [Deneme]


Gülcan Aksoy kimdir?

Hiç olmadım ben. Olmak için çabam sürüyor. Sonuma kadar çabalayacağım bir iş edindim; yazmak. Genellikle durum öyküleri yazıyorum. Kadınları seslendiriyorum, bizlerden olan kadınları. Bazen de sesim hiç umulmadık bir yerden yankılanıyor, ben bile şaşıyorum. Bir gün hiç tanımadığım biri beni okuyacak ve anlayacak. İşte ben o kişi için yazmaya devam edeceğim. Oğuz Atay'ın dediği gibi "Ben buradayım, sen neredesin hey okuyucu. "

Etkilendiği Yazarlar:
Sait Faik Abasıyanık, Ferit Edgü


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Gülcan Aksoy, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.