..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bulanmadan ve donmadan akmak ne hoştur. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Toplum ve Birey > Osman AKTAŞ




5 Nisan 2019
Eğitim Çöplüğünde Sosyal Değer Arama  
Osman AKTAŞ
Bana Türkiye'nin bugünkü hali, western filmlerindeki altın arayıcılarını anımsatıyor. Onlar da olmadık yerlerde altın bulacağız diye elde kazma küreklerle köstebek misali her yeri kazıyorlar. Aralarında az ya da çok bulanların bir kısmını da etraftaki çapulcular kapıyor.


:CE:
Bana Türkiye'nin bugünkü hali, western filmlerindeki altın arayıcılarını anımsatıyor. Onlar da olmadık yerlerde altın bulacağız diye elde kazma küreklerle köstebek misali her yeri kazıyorlar. Aralarında az ya da çok bulanların bir kısmını da etraftaki çapulcular kapıyor.

Aranan altın yitirilen değer, bulmaya çabalayanlar, proje sahipleri, kimi az buluyor, çoğu bulamıyor, ama uğraşınca hem amiri görmüş oluyor, hem vicdani sorumluluktan yırtmaya çalışıyor. Bulunanları çalanlar da bizdeki bakanlık personeli… Kendileri yapmış görünümüyle koltuklarını sağlama alıp, rakiplerini ekarte ediyorlar. Sonra da bunu pazarlamaya geliyor. Her hafta (her gün demeyelim de ayıp olmasın) bir yönetmelik ve bir yığın angarya. Ne işe yarıyor? Öğretmeni yapması gerekenden hem uzaklaştırmaya, hem düşünme ve eleştiri becerisinden mahrum ederek köreltmeye yarıyor. Niçin? Okuyan, düşünen, eleştiren bir nesil tehlikeli bir nesildir. Düşünmeyen ve söyleneni yapan bir nesildir iktidarın beklediği ve istediği nesil. Çürük meyve sağlamlarla birleştirilmez. Sağlamları çürütür. Aksine çürük meyveler sağlamları çürütmesin diye sürekli ayıklanır. Bizdeki eğitim sisteminde çürükler sağlamların yanına özellikle konuyor. Acaba neden?

Bugünkü iktidar 2002 yılında göreve başladı. Herkes çok şey bekliyordu toplumsal değişim için. Bir değişim oldu mu? Oldu. Ama eleştirdiğimiz, adalet yetersizliği, eğitimde eşitlik ilkesinin baltalanması, kısmen de olsa ötekileştirmenin var olduğu gerçeği, hırsızların kol gezdiği bu güzel ülkede devlet mülkünün zimmete geçirilmesi ve şüphelilerin yüce divana sevki ile birbirlerini aklamaları… Bunlar geçmişin birer hastalığıydı ve toplum bu hastalıklardan kurtulacağını bekliyor, sanıyordu.

Bugünkü iktidardan bu kötü gidişatın durdurulmasını bekledik. İktidar göreve geldiği gün… Kemal Derviş ucubesinin getirdiği “Toplam Kalite Yönetimi” denilen korkunç sömürü düzeninin planlı bir şekilde yürütülmesini sağlayan bu tasarıyı devam ettirmekle ilk umutlarımızı kırdı iktidar sahipleri. Ama halk, kirlilikten öylesine bıkmıştı ki, bu güzel insanların önünün kesildiğini, zamanı gelince her şeyin düzeleceği beklentisine kapıldı. Çünkü Müslüman haram yemez, kimsenin namusuna bakmaz, adam kayırmaz, devlet malını korur, ziyan etmez, ettirmezdi. Öyle mi oldu? Hayır. Bizim oralarda bir söz vardır; “Oğlan yedi oyuna, çoban yedi koyuna gitti." derler. Ali Babacan'ın IMF zihniyeti, Unakıtan denen varlığın yumurta projesi gibi gelen gideni her alanda arattı. Ama bizim asıl konumuz eğitim... Eğitim yok edildi resmen günübirlik proje üreten alçak ve yalaka kamu personeli tarafından.

AKP iktidarı 2005 yılında gerçek niyet ve emellerini ortaya koyunca, ben de eleştirilerime başlamıştım. Gerek sözlü, gerek yazılı olarak medya dünyasında bunları dile getirmeme rağmen, hiç bir boka yaramadı. Kimisi gönül bağını koparamadı, kimisi bekleyip görelim, derdindeydi, kimisi koltuk kapma hevesindeydi, kimisi başkası yiyene kadar bizimkiler yesin, nezaketindeydi. Kimisi de bunlar Müslüman namaz kılıyor, gâvura mı teslim edelim, tesellisiyle vicdanlarını rahatlatma çabasındaydı. Bizim kıçımızı yırtmamız bir boka yaramadı hülasa. Sokaktaki adamların ceplerine el uzanınca çığlık başladı. Gerçekten de vatan satılırken sesi çıkmayan varlıklar, 25 kuruşa satılan poşeti daha çok önemsediler.

1992 yılında bir arkadaşımla birlikte Fetoş denilen yavşağı eleştirdiğim için “Hizmet adamına hakaret ediyorsun” diye bana tepki gösterenler, her nasılsa, iktidarla Fetoş’un arası açılınca, söylediğimin doğruluğunu fark ettiler. Ben bunun dürüstlük değil, çıkar savaşının bir sonu olarak görüyordum / görüyorum. Yaptığı çalışmalar adına para bastırılan bu adam, nasıl oldu da birden bire vatan hainine dönüştü. Düne kadar dinsizlerin zulmüne uğrayıp gurbete sürülmüştü hani. Hani “vatan hasreti dinsin” diye ülkeye getirilmek ve ne isterse verilmesi vaadi vardı? Değişen ne oldu? Yavşaklığı gün yüzüne ne için çıktı? Ne güzel kandırıldılar ve ne güzel kandırılıyoruz. Nasıl mı? Ahlaksız, vicdansız ve onursuz bir medya politikası sayesinde…

Bütün çirkinlikleri eğitim ordusuna yıkıp kenara çekilen Hüseyin Çelik denen bir acayip nesne, "Fetöcü" diye suçlandı ve iktidarı zora sokmak için bütün bu söylemlerde bulunduğu toplum içinde dolaştı durdu. Oysa adama hiçbir şey olmadı. İfadesi alınmak üzere bile çağrıldığını duymadık Fetoşçuluktan. Ama bir bakıyorsunuz, tesadüfen devletin kendisini iktidarda olanlar kullanarak, törenle açtıkları bankadan tesadüfen havale yapmış olanları bile ya görevden ihraç ettiler, ya tutuklattılar. İşte günümüzün görkemli adaletinin işleyişi...

Eğitimcilerin itibarını, ekonomisini, şuurunu, yetkisini, yetişme tarzını, ahlakını bozmak için medyayla işbirliği yapıp, yok eden ve değer bırakmayan bir eğitim bakanlığı, şimdi "Değerler Eğitimi" diye bir proje geliştiriyor. Var olan değerleri yok ettikten sonra, bu azgın topluluğun günün birinde, aynı saldırganlığı kendilerine karşı da yapabileceğini fark etmiş olmalılar, değil mi?

İşte yetiştirmeyi başardığınız dindar nesil... Ülkenin hepsine birden imam hatip diploması dağıtsanız ne olacak. Yok, ettiğiniz güven, inanç, saygınlık, onur, karşılıklı sevgi ve saygı bozduğunuz sürede geri gelebilecek mi? Sadece ilk ve orta öğretimdeki eğitimi değil, yükseköğretimi de çöplüğe çevirdikten sonra, neyi, ne kadar düzelteceksiniz. Çok özür diliyorum tüm okuyucu ve insani değerlerini henüz kaybetmemiş olanlardan; bu yıllarca fahişelik yapmış bir kadının parayla kendisine kızlık zarı diktirmesine benziyor.

Sayın Bakan Ziya Selçuk Bey göreve geldiği zaman, bakan olmadan önce yaptığı söylemlerden büyük bir umut ve istendik değişim beklentisi içine girmiştik. Bakan olduğundan beri eski söylemlerini yumuşatarak sürdürüyor Ziya Selçuk. Sekiz aylık bir süreç geçti ve biz, 147 öğretmeni şikâyet hattının kapatılması dışında bir varlık gösterdiğine şahit olmadık. Üstelik şikâyet için kimsenin bu hakka ihtiyacı da yok. Çünkü ilçelerde İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri ve Kaymakamlıklar, illerde İl Milli Eğitim Müdürlükleri ve Valilikler ile BİMER kullanılmaya devam ediliyor. Ama sayın bakan "öyle de olmalı, böyle de olmalı, şu konun da değişim şart, bunun da yapılması lazım" gibi bizim söylememiz gerekenleri peşinen biz söylemeyelim, diye bize söylüyor. Bizden de, "Bakın, bakan ne güzel eleştirilerde bulunuyor" dememizi bekliyor. Birçok kez sorduğum, ne yazık ki yanıt alamadığım soruyu yineliyorum: "Sayın bakan bu icraatları hangi bakan yapacak? Göreve geldiğinizden bu yana ne yaptınız ve eğitimde yaptığınız eleştirilerin gerçekleşmesini kimden bekliyorsunuz? Eğer siz bakan olarak yapmaya karar verdiyseniz, ne zaman başlıyorsunuz değişimi başlatmaya? Yoksa bakanlık sürenizi bakan olmadan önce yaptığınız gibi eleştiriler yaparak mı tamamlamayı düşünüyorsunuz? Lütfen ben çok merak ediyorum. Eğer çalışmanıza olanak tanınacak bir ortam yoksa, bunu da bilmek istiyorum.

Şimdi bir eğitim cinayetine daha tanık olduk. Üniversiteler de dâhil olmak üzere birçok eğitim kurumunda işlenen cinayetlerin yanında, bu cinayetlerin ilkokul seviyesine düşmesini mi bekleyeceğiz, yoksa cinayetlerin bakanlık seviyesine yükselmesini mi?

İşte yazboz tahtasına çeviren Milli Eğitim Bakanlığı bu cinayete aslında, velileri, öğrencileri, medyayı ve bu sistemin işlemesi için zorladığı yöneticileri azmettirdi. Aslında 2002 yılından sonra bakanlığa atanan herkesin yargılanması gerek. Bu bir kişinin ölümü değil, 17 yıllık genç neslin toplu katliamıdır. "Öğretmen haftada 4 gün yatıp, üç gün okula gidiyor" diyenler asıl bu cinayeti işlemiştir. O çocuk bu alçakların sadece bir tetikçisidir. Ben bütün sorumluları esefle kınıyorum.

Sen nur içinde yat Necmettin Hocam, bu alçaklar şer içinde yatmaya devam ediyorlar. İnşallah nar içinde de yatacaklardır.

Duyarlı, onurlu, insan sıfatını taşıyan herkesten ettiğim sürç-i lisandan dolayı af diliyorum. Diğerlerine söyleyecek bir şey bulamıyorum. Eder mi bilmiyorum, ama Allah ıslah etsin, diyorum.

5 Nisan 19
Gölcük



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın toplum ve birey kümesinde bulunan diğer yazıları...
Türk Kadınlar Günü
Dünya Kadınlar Günü
Burak Doğan'dan Teselli İkramiyesi
Ezan-ı Muhammedi ve Islık
Yeni Zelanda ve Cami Saldırısı
Tavan Yapan Egolara Malzeme
Düzenbaza Hile Bekçisi
Çocuklar İçin Büyük Bayram
Tatlı Eğitime Tatlı Tatil
"Bu Memleket Bizim"

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Milli Eğitimin Yeni Müfredatına Dair
Meb Ü Kesk Arasındaki Sıra Dışı İlişkiler
Yaşadığımız Masal
Emeli/kan ve Ocağına İncir (Lik) Dikilenler
Kırkı Kırpan Anlayış
Türkiye’nin Çehresini Değiştirmesi Beklenen Lider: Recep Tayyip Erdoğan…
Edebiyat Hayat Memat Üzerine I
Tek İlkeli Ülke Ya da Türkiye
Siyasi Yorumda Basireti Bağlanan Köşe Yazar (Lar) I (Ve) Mustafa Albayrak
Edebiyat Hayat Memat Üzerine II

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Beytü'l Girdap [Şiir]
Hüzün [Şiir]
Ehl-i Beyt Aşkından [Şiir]
Pastorize Yıllar [Şiir]
Ha (Ya) Lime Tüten Gece [Şiir]
Bakış Açısı [Şiir]
Bir Veda Partisinde Veda Hutbesi [Şiir]
K. D. V [Şiir]
Bir Kızı Sevmekle Ülserim Azar [Şiir]
Yalnızlık [Şiir]


Osman AKTAŞ kimdir?

1965 Erzurum doğumluyum. Gazi üniversitesi T. D. E mezunuyum. Sırasıyla Van, Bartın, Antalya,Bursa, ankara Bodrum'da öğretmen olarak görev yaptım. halen Kocaeli'nde görev yapıyorum. 30 yıldır şiirle uğraşıyorum. Şiir,öykü ve eleştiri yazıları yazıyorum. Kitaplarım: ayArsız, Uludağ yayınları, 2007 (şiirler) bermudayı tek geçmek Cinius Yayınları 2016 (şiirler) asimilat(ör) Cinius Yayınları 2017 (politik denemeler), (D)oku(n)muştuk Cinius Yayınları 2017 (Kitap tanıtım ve eleştirileri)

Etkilendiği Yazarlar:
Can Yücel,Cemal Süreya,Attila İlhan,İsmet Özel,Ataol Behramoğlu,Ahmet Telli,Murathan Mungan,Edip Cansever,Oktay Rifat,Paplo Neruda,Bertol Briechk,Mayakosky,Yuhannis Ritsos,Nazım Hikmet Ran,La Martin,Arthur Rimbaut,Tagore,Octovia Paz


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Osman AKTAŞ, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.