..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"İnsan - işte tüm sır burada. Bu sır üzerinde çalışıyorum, çünkü kendim de insan olmak istiyorum." -Dostoyevski
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Ortamsal > Seyfullah ÇALIŞKAN




18 Nisan 2019
Tek Taş  
Seyfullah ÇALIŞKAN
Bu yıl sevgililer gününde ben de tek taş istiyorum. -İki tane alsam olmaz mı? -Ben çok ciddiyim. -Ben değilim. -Herkes sevgililer gününde hediye alıyor. -Ben de alırdım ama sevgilim yok. -Ben neciyim? Sevgilin değil miyim? -Otuz yıllık karımsın. -Eee -Sevgilim değilsin.


:AEB:
TEK TAŞ
Memleketimin düğünlerini severim. En çok ta keşkeği… Düğün zaten keşkekle başlar. Köyün küçük meydanında gidilir. Belinden demir bir çemberle bağlanmış dibek taşına… Önde davul zurna peşinde gençler. Çuvallardan keşkeklik buğday dökülür. Tokmaklar ortaya çıkar. Bu işler lafla anlatmak kadar kolay da değildir. Dibeğin başına bir ya da iki yaşlı kadın gelir. Dibeğin ne kadar dövüleceği o kadınların ustalığına bağlıdır. Arada bir tokmağı durdururlar. Avuçlarına buğday alıp bakarlar. Devam edin derler. Başlarını sallayıp, devam edin… Sonra davul çalar, zurna yırtınır. Ezgiler eski kerpiç duvarlarda yankılanır. Arabacı Sami, kalfası ve çıraklar çekiçlerini, balyozlarını bırakır. Örs susar, körük durur. Önce damat ve sağdıcı, peşinden akrabalar, hısımlar, komşular ve misafirler… Tokmak bir iner bir kalkar. Arada buğdaylar yukarı sıçrar… Bunlar kuşların hakkıdır, dokunulmaz. Dibeğin kenarında kalanlar yeniden içeri süpürülür. Ve tokmak durmadan inip kalkar. Gençlerden bazıları keşkek döver, ötekiler de harmandalı oynar.
Şimdi artık o köyler çok değişti. Arabacı Sami’nin at arabası tekeri tamir eden dükkânı kırk sene önce kapandı. Ekmeğine salça sürülen çocuklar elli yaşını aştı. Onların torunları artık fındık ezmesi ve çikolata sürüyorlar. Sadece çocuklar değil gençler de değişti. Artık kimse İspanyol Paça yüksek belli pantolon giymiyor. Saçlarını uzatan falan da kalmadı. Tek tük saçını uzatanlar da başının ortasında bağlayıp atkuyruğu yapıyor. Sadece gençler değil kadınlar da değişti. Artık bakır tencere veya kazan isteyen kalmadı. Çamaşırları makine yıkıyor. Köylü kadınları deyip geçmeyin. Hepsinin televizyonda takip ettikleri en az beş dizileri var. Sosyal medya hesapları, akıllı telefonları da…

-Bu yıl sevgililer gününde ben de tek taş istiyorum.
-İki tane alsam olmaz mı?
-Ben çok ciddiyim.
-Ben değilim.
-Herkes sevgililer gününde hediye alıyor.
-Ben de alırdım ama sevgilim yok.
-Ben neciyim? Sevgilin değil miyim?
-Otuz yıllık karımsın.
-Eee
-Sevgilim değilsin.
-Beni hiç mi sevmiyorsun?
-Seni seviyorum. Karım gibi seviyorum.
-İnsan kimi severse sevgilisi odur işte.
-Arkadaşım Ömer’i de seviyorum. Bu onu sevgilim yapar mı?
-Biz de bir zamanlar sevgili olmuştuk.
-Haklısın ama bu tam otuz yıl önceydi.Ben altmış kiloydum, sen kırk beş… Ben yakışıklıydım sen de çok güzel bir kızdın. Şimdi dön de halimize bak. O yakışıklı adam ile güzel kız şimdi neredeler?
- Sen dalga geç bakalım. Bunun da sırası gelir. O zaman sana gününü göstermezsem.
Adam kadınların öfkesi ciddiye alması gerektiğini bilecek kadar aklı başında biriydi. Çünkü kadınlar ağızdan dökülen her sözcüğü anımsarlar. Günü gelince de adamın canına okurlar. Asıl sorun karısına tek taş alıp almama meselesi falan değildi. Televizyonda gördüklerine özeniyor, haline, yaşına bakmadan sürekli bir şeyler istiyordu. “Söz yüzüğümüz var, nişan yüzüğümüz, hatta evlilik yüzüğümüz bile. Küpeleri var, kolyesi, bilezikleri de. Tek taşın da olmayıversin,” diye düşünüyordu. Bu düşüncesinin bir değeri olmadığının da farkındaydı. Çünkü karısı bir kere kafasına takmıştı. O tek taş eninde sonundaalınacaktı. Asıl sorun ansızın ortaya çıkan bu gereksiz harcamayı karşılamaktı. En azından ellerine para geçinceye kadar bekleyecekti. Belki gönlü geçer, aklı başına gelir, diye umuyordu. Böylesi ne güzel olurdu. Güzel düşler genellikle gerçekleşmeden uçup giderlerdi.
Fazla söze gerek yok. O tek taş alındı. Sevgililer gününde alınmadı. Evlilik yıldönümünde alındı. Çok ertelense belki doğum gününe sarkardı. Almasa pişman olacağını biliyordu. Her bahanede, her fırsatta lafı dönüp dolaştırıp bu konuya gelinecekti. “Kırk yılın başında senden bir şey istedim almadın da, ben evime ve çocuklarıma saçımı süpürge ettim de, bunu hak ettim de, bir türlü layık olduğum değeri göremedim de, koca evinde yüzüm gülmedi gitti de…
Tek taş alındı. Öyle ucuz yollu da geçiştirilmedi. Kesenin ağzı sonuna kadar açıldı. Tamı tamına iki bin yedi yüz lira sayıldı. Koca da kendince kurnazdı. Eşine fark ettirmeden yüzük ölçüsünü gizlice almıştı. Olmadı, geri götür, değiştir gibi sıkıntılar hiç yaşanmadı. Kadın sevincinden uyku uyuyamadı. Gece uyanıp uyanıp yüzüğüne baktı. Eşine sevgisi yeniden tazelendi. Ona bir sürü güzel laf söyledi. Bazen öküzlüğü tutsa da kocası yine iyi adamdı. Günler sonra parmağına takıp komşularına caka sattı. Sadece düğünlerde takıyor eve gelince hemen çıkarıyordu. Zamanla hevesi azaldı. Parmağından hiç çıkarmaz oldu. Önceleri bulaşık yıkarken tencerelere sürtülür, eskir, çizilir diye endişelenirdi. Hepsini unutup gitti.
Memleketimin düğünlerini severim. Çok sık gidemesem de göremesem de severim. Yeni gelinler düğünde takılan bütün altınlarını takar takıştırır. Dosta düşmana gösterir. Kaynanasının gölgesi altında bekâr kızlara caka satar. Aynı mahalleli ahretlik kızlar aynı renk, aynı desenden elbiseler giyeler. Hiçbir şeyleri benzemese bile yelekleri aynıdır örneğin. Eşarpları ya da… Kız kardeşler, gelin görümce, eltiler de bazen öyle giyinirler. Delikanlıların aklı karışır. Bunlardan hangisi benimkiydi? Kızların kınası parmaklara, avuç içlerine vurulur. Delikanlının ki başparmaktan avcun ortasına doğru uzar. Tetik parmağı sakın kına olmasın, derler. Askerde silah atamaz. Delikanlının bütün itibarı uçuverir. Askerliğini yapıp gelmiş olanlarda gelenek nasıl uygulanıyordu. Hiç dikkat etmemişim.
Düğün yemeklerinde keşkek olmazsa olmaz. Peki ya zerde? O olmasa olur mu? Etli nohudu bunların dışında tutmak ayıp olur. Pilavın yeri de bir başka. Şimdi artık çorbayla başlanıyor. Belki yanılıyorum ama galiba eskiden çorba olmazdı. Çabuk yemek, masadan kalkmak lazım... Ayakta sırasını bekleyen bir sürü insan var. Hadi elleri çalıştıralım abiler. Şimdi armut toplamanın zamanı değil. Ama sakın aç kalkmayın ha… Utanmazsanız beş çanak daya zerde isteyin. Veya etli nohut… Kimse gıkını bile çıkarmaz.
Memleketimin düğünlerini severim. Karakaşlı, kara gözlü kızlarını. Yeşil gözlü mısır püskülü gibi sarı saçlı olanlarını da... Bir taraftan yemek servisi yaparken bir yandan bulaşık yıkayan teyzeleri… Kazanın altını zeytin dalıyla besleyenleri, ateşe üflerken gözlerine duman kaçıp ağlıyormuş gibi görünenlerini de… Damat tıraşı yapan berberin havalı duruşunu severim örneğin. Sanki dünyanın en önemli işini yapıyormuşçasına takındığı ciddi yüz ifadesini severim. Damadın yakasından sarkan paralarla ortaya çıkıp oynamasını, eve giren gelinin önünde kırılan testiyi, saçılan nar tanelerini, şeker ve bozuk paraları… Bunlara serçeler gibi koşan çocukların yarışını severim.

Erkekler keşkek kazanını meydana taşıdılar. Damat olacak delikanlı keşkek karıştırırken kazana dikildi. En yakın sağdıcı, teyzesinin oğlu, kayın peder ve sırasıyla bütün komşuların oğulları. Kazana dikilenlerin cebinden kazana bozuk para düştü. Kimisinden çakmak ve sigara… Bazen anahtarlık da düşüyordu. Hem ucunda arabanın kontak anahtarıyla beraber… Kolaysa gel de yeni anahtar yaptırmadan o arabaya bin… Bir düğünde misafirlerin birinin belinden keşkek kazanına tabanca bile düşmüştü. Kara, parlak, ışıl ışıl bir şeydi. Temizleyin bir şey olmaz. Makine gibi çalışır, demişlerdi.
Gelenek yerine getirilip davul zurna sustu. Sonra iri yarı erkekler kocaman keşkek kazanını saya altına taşındılar. Misafir kadınlar uzun saplı karıştırıcılarla keşkek tanelerini hamur haline getirmeye başladılar. Becerikli ve elinin ustalığı bilinen kadınlar her işin ucundan tuttular. Bu telaş içinde keşkek karıştıran Necmiye Hanım’ın tek taşı parmağından usulca kayıp kazana düşüverdi. Kadıncağızın ruhu bile duymadı. Sadece düğün günü değil, düğünden günler sonra bile tek taşının parmağında olmadığının farkına varamadı.
Keşkek yerken Meryem Hanım’ın ağzının içinde bir şimşek çaktı. Acıdan yerinden hopladı, beyni sallandı. Ayıp almasın diye kendini topladı. Kimseye fark ettirmeden ağzındaki keşkeği elindeki kâğıt peçeteye tükürdü. Peçeteye tükürdüğün şeyin ne olduğunu anlayamadı. Keşkek ve kanla kaplı küçük metali yavaşça cebine koydu. Sofra başındakiler karnını doyurup kalkıncaya kadar oyalandı. Sonra gitti ağzını yıkadı. Dişlerinin arasında kocaman bir boşluk vardı. Ağzındaki köprüleri birbirine bağlayan kırık kaplama dişler, pırlanta taşlı yüzük peçetenin içinde duruyordu. Düğün evinde onları cebinden çıkarıp bakamadı. Ağzının kanaması duruncaya kadar tekrar tekrar çalkaladı. Çektiği acı hiç azalmıyordu. Düğün akşam eğlenceleri hazırlığı için durgunlaşınca evine gitti. Mendili açıp içine baktı. Kırık dişleri ile birlikte tek taşı gördü.
Meryem Hanım dişlerini kıran yüzüğe öyle çok kızdı ki onu ayağının altın alıp defalarca çiğnedi. Onlarca kez yerden yere vurdu. Ama değerli bir şey olabilirdi. Ve kaybolmasına da gönlü razı olmadı. Değerli eşyalarını sakladığı bez torbasının içine koydu. Sana ne oldu, diyen eşine yaşadıklarının çok azını anlattı. Dişimi kırdım, dedi. Hem de keşkek yerken. Adam güldü, geçmiş olsun, dedi. Başka bir şey söylemedi. Aklına şu bilindik söz geldi. “Tanrı sevdiği kulunun mermere geçirir çürük dişini, sevmediği kulunun muhallebi yerken kırar çürük dişini.” Bu diş işi onlara pahalıyla patlayacaktı. Daha önce zaten eşinin dişleri için bin liradan fazla para harcamıştı. Kocası parayı düşünürken Meryem Hanım acısından dolayı o geceyi uykusuz geçirdi. Tek taş yüzüğe o kadar çok kızdı ki sahibini aramayı aklının ucundan bile geçmedi. Onu acısının bedeli olarak rehin tutacaktı.
Memleketimin düğünlerini severim. Davul, zurna önde düğün alayı arkada kız evine doğru yürüyüşe geçen kalabalığı da… Arabalara sıkış tepiş doluşmuş akrabalar can sıkıntısından patlarlar. Çünkü ne düğün alayı yürüyebilir, ne de davul zurna. Zarflar tükenir, tavuklar ve rakılar biter ama gençler bırakmaz ki… Kavga çıkması an meselesidir. Oradaki herkes bunu bilir. Sabırlar tükenmiştir. Sonra bir küfür duyulur “ananı. avradını…” Bardak düşen son damla ile taşmıştır. Bütün eski hınçlar, öfkeler ortaya saçılır. Tekme, tokat, yumruk, kafa… Düğünlük kıyafetler toz toprak içinde. Burunlar kanamış, yüzler sıyrık içinde… Gömleği yırtılanlar olurdu genellikle, paçası dize kadar sökülenler. Kimse tabanca çekmezdi veya bıçak… Yediğin dayak herkesin yanına kar kalırdı. Hatırlı büyükler araya girip kavgayı yatıştırırlardı. Ve davul zurnalı düğün alayı yoluna devam ederdi. Kavgadan önceki gibi… Ağır, aksak, kör, topal… Gün akşama kavuşmadan az önce gelin arabası avlu kapısından içeri girerdi. Ve şükür, derlerdi. Alnımızın akıyla da bu işin üstesinden de geldik ya… Bundan sonra bize havada, karada ölüm yok artık.
Necmiye Hanım, eşine yalvar yakar aldırdığı tek taşın keşkek kazanına düştüğünü hiçbir zaman bilemedi. Günler sonra parmağında olmadığını fark etti. Evin içini, dip, köşe, bucak aradı. Parmağından çıkarıp çıkarmadığını bile anımsamıyordu. Onun asıl sıkıntısı başkaydı. Kocası yüzüğü sorarsa ona ne diyecekti? Adam yüzüğü hiç sormadı. Karısının sağı solu belli olmazdı. Parmağından çıkarıp bir yerlerde saklamıştır diye düşündü.
Meryem Hanım, uykusuz gecenin sabahında kan çanağı gözlerle şehirdeki tanıdık doktora gitti. Elbette yalnız başına gitmedi. Kocası gelmeden hayatta olmazdı. Özgür sadece tanıdık bir doktor değildi. Diş sorunu olan köylülerin şehirdeki tek adresleriydi. Başka bir diş hekimine gitseler ayıp olurdu. Köylerinden yetişmiş bu genç hepsinin gurur kaynağıydı. Genç adam onlara hizmet vermekten mutluydu. Ama çok fazla da sıkıntı yaratıyorlardı. Örneğin hiç randevu almazlardı. Gelir gelmez sorunları çözülsün isterlerdi. Her şey ayaküstünde o an olsun. Günlerce gelip gitmesin isterlerdi. Apseli dişi çekmediğinde darılırlardı. Kesinlikle dişlerini fırçalamazlardı. Ve sabah bol sarmısaklı ve sirkeli işkembe çorbası içmedin gelmezlerdi. Çünkü köyde işkembe çorbası yapan kimse yoktu. Şehre gelince bu keyiften mahrum kalmayı hiç istemezlerdi.
Özgür, önce Meryem Hanım’ın ağzındaki iki kırık kökü çekti. On beş gün sonra gel dedi. Aslında yirmi gün demesi gerekiyordu. Ama darılırdı. On beş gün sonra diğer dişlerini kontrol ette. Birkaç dişi dışında hepsi sallanıyordu. İki ay içinde iki kırık kök ile birlikte tam on sekiz dişini çekti. Yeniden kaplamalar yaptı. Köprüler taktı. Bu dişler onu en az on beş yıl idare ederdi. Fındık, ceviz veya badem kırmaya kalkışmazsa tabi… Tedavi bütün indirimlere rağmen üç bin iki yüz lira tuttu. Kadının çektiği eziyet yanına kar kaldı. Ama asıl büyük sürpriz diş hekimi Özgür’ün Necmiye Hanım’ın oğlu olmasıydı. Günlerce tedavi ettiği dişleri kıran tek taş yüzüğün annesine ait olduğunu elbette bilemezdi.
Memleketimin düğünlerini severim. Düğün mevsiminde bulut gibi sığırcık sürüleri köyün üzerinde uçardı. Ve yağmurlar başlardı. Hava güneşli bile olsa insanın içine işleyen bir ayaz olurdu. Bedenlerini rakıya teslim olmuş gençler bunu hissetmezlerdi. Şimdi olduğu gibi düğün için yeni kıyafetler alınırdı. Ayakkabılar ısmarlanırdı. Sinekkaydı tıraş olunurdu. Bir kızı bin kişi ister ama bir kişi alırdı. Bazen gelin olacak kızın eski bir yavuklusu olurdu. Bir şekilde nedendir bilinmez sevip de alamayanı. Bütün köy bunu bilirdi. Kızın eski yavuklusu düğüne gelecek mi acaba? Merakla beklenirdi. Gelirse mutlaka kavga çıkacaktı. Beklentiler çoğunlukla boşa çıkardı. Düğüne gelmek yerine bir tenhada kendini rakıya vermiş olurdu. Kız ona neden darılmış? Neden bu oğlanla evlenmeyi seçmiş? Her kafadan bir ses çıkardı. Dedikodusu sel olup kulaktan kulağa akardı. Gökten düşen üç elmanın kimin başına denk geleceği belli olmazdı.

Seyfullah- İzmir
Aralık 2018



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın ortamsal kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tacizci
Kadınlar Denizi
Gökçeada 2

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Rakı Şişesine Ejderha Olduk
Selver
Gökçeada 3
Acemi Çapkın
Saman Altından Aşk Yürürse
Karanlık Perdenin Püskülleri
Ben İşin Kitabını Yazmıştım
Nataşa, Mavra ve Rakı
Çaki, Çakmak, Bıcak, Tarak
Daldır Kaşığı Yahniye, Sorma Etini Bahri"ye - 2 (Son)

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Başka Türlü Bir Şey [Deneme]
Canan [Deneme]
Nisan"ın Şuçu [Deneme]
Aşkı Anlatmak Haksızlıktır [Deneme]
Zaman Sen Yalansın [Deneme]
Bahar, Badem, Çocuk [Deneme]
Mevsim Türlüsü [Deneme]
Mevsim Türlüsü 2 [Deneme]
Bir Fırtına Tuttu Bizi [Deneme]
Sigara İçen Öldü de - 1 [Deneme]


Seyfullah ÇALIŞKAN kimdir?

Ben yazar falan değilim. Yazma eğilimli biriyim. Durumum henüz tedavi gerektirecek kadar kronik hale gelmedi. .

Etkilendiği Yazarlar:
Bilmiyorum,


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Seyfullah ÇALIŞKAN, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.