..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Sevgi bilmekten doğar." -Mevlana
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Aşk ve Romantizm > Gülcan Aksoy




17 Mayıs 2019
Asansör  
Gülcan Aksoy
. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Dile dolanan bir şarkı gibi beynime dolanmış bir yarım cümle, istemsiz tekrarlıyorum. Bir de Devrim olsaydı diye düşünüyorum,


:DI:
Tesadüf işte son anda yetiştim, “İyi geceler,” Bu tebessümünüze bayılıyorum, anlamı ne? Biraz zorlama bir gülümseme. Olsun. Önümüzdeki bir saat içerisinde bu gülümseme içten, sıcak, belki biraz da mahcup olacak. Bodur tavuk her daim piliçtir. Nerden geldi aklıma şimdi. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Sevmesin! Şimdi elektrikler kesilecek. Hop! İşte kesildi. Korkmayın. Gelir birazdan. Evet, pek nadir olan bir şey ama … Bağırmayın canım herkes uyuyordur bu saatte. Mecbur bekleyeceğiz. Asansörde baş başa kaldık, siz ve ben. Olacak şey değil, evet, olacak şey değil. Rezillik mi? Çekmez, asansörde telefonlar çekmez. Işığını kullanalım, bakın daha iyi değil mi? Ben Tahir, değil tabi Mevlüt. Siz bodur tavuk… Biliyorum Aylin Hanım, karşı daireden. Açık kumral düz saçlı, ele gözlü, dolgun dudaklı, küçük burunlu, ufak tefek, her daim piliç… Her sabah birlikle iniyoruz bu asansörle, tamamen tesadüf tabi. Parfümünüzün keskin kokusu gün boyu burnumda kalıyor. Burnum, evet biraz büyük, cildim mayın tarlası gibi, karayım, çok kara, çok uzun… Kadınların hiç ilgisini çekmiyorum, çirkinim. Ama tanıyınca başka görecek beni gözleriniz. Tamam, ilk görüşte âşık olunacak bir adam değilim. Biliyorum. Devrim olsaydı, yapabilseydik, hep teoride kaldı. Yapamadık. Üniversitede kızlar deli olurdu bana, hem de güzel kızlar. Öyle güzel konuşurum ki ben. Devrim olsaydı görürdünüz beni, şimdi gördüğünüzden farklı görürdünüz. Kıracaksınız asansörün kapısını. Duymazlar, gelir birazdan elektrikler. Aaa, oldu mu şimdi Aylin Hanım, benden size zarar gelmez. Hadi sizinle bir münazara yapalım, kadın ve erkek konulu. İlginizi çekmedi mi? Peki iç güzellik mi, diş güzellik mi? Sizce hangisi daha önemli. Anlıyorum çok yorgunsunuz, bir an önce evinize gidip uyumak istiyorsunuz. Ya ben eşeğim, kusura bakmayın. Alın, montumun üstüne oturun, oturun oturun. Elektrikler gelene kadar rahat edin, dinlenin. Baş başayız, çare yok, bu küçücük kabinde siz ve ben, Mevlüt ve Aylin. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Aklımda saçma bir soru… Bilgiyi arıyorum. Bilgi severim ben. Felsefe, Yunanca, şimdi hatırlayamıyorum, zaten yabancı kelimeleri pek aklımda tutamam, sevgi ve bilgi anlamına gelen iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur. Bilgi sevgisi anlamına gelir. Düşünürüm. Sorarım. Siz sorar mısınız? Ne sorarsınız? İlginizi çekmedi mi? Size kendimden bahsedeyim, altı çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Adıyaman’da doğdum. Ailenin tek okuyan bireyiyim. Matematik bölümünde okurken siyasi nedenlerden dolayı atıldım. Sonra maden mühendisliğine girdim. Mühendisim ben. Kadınlar böyle etiketleri sever. Kadınlar hep güçlü erkekleri sever. Eski çağlarda eli kılıç tutan önüne geleni yere seren erkekleri severlermiş. Mesela sizinle çok eskilerde bir çeşme başında karşılasaydık, sizden bir tas su isteseydim, bana âşık olmazdınız. Ama sizi eşkıyaların elinden kurtarıp, onları yere serseydim bana mutlaka ilgi duyardınız. Şimdi güç değişti, zengin erkekleri seviyor kadınlar. Öğrenciyken kitleleri arkamdan sürüklerdim, gücüm bilgiydi. Kadınlar bilgili erkekleri de sever. Sevmez mi? Devrim gerçekleşseydi… Olmadı, yapamadık, teoride kaldı Devrim. Çirkinlik önemli değil, erkek çirkin olsa da olur, güçlü olmalı. Ben güçsüzüm bu dünyada, sizin dünyanızda ben bir hiçim. Bana bir şans verin, tanıyın beni. Tanıyorum ben sizi, annenizle oturuyorsunuz, özel bir okulda öğretmensiniz. İzmirlisiniz. Mecburi hizmetinizi doğuda yapmamak için devlette çalışmıyorsunuz. Neden sevmiyorsunuz bizi? Aslında gitseydiniz çok severdiniz bizim oraları. Çok sıkıldınız. Anlıyorum, gelmedi elektrikler. Olsun canım, ne güzel sohbet ediyoruz. Siz de konuşun. Telefonların şarjı bitiyor, birazdan hepten karanlıkta kalacağız. Telaşlanmayın, korkmayın. Sevmiyorsunuz siz beni. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Dile dolanan bir şarkı gibi beynime dolanmış bir yarım cümle, istemsiz tekrarlıyorum. Bir de Devrim olsaydı diye düşünüyorum, Aylin, Mevlüt’ün gözüne girmek için çabalardı, baş başa kalabilmek için dolaplar çevirirdi. Başka dünyalar mı dediniz? Biz başka dünyalardanız. Hangi başka? Benim bildiğim dünya bir tane. Hatta şu anda dünya bu asansörün kabininden ibaret, siz ve benden, bu koca dünyanın içinde bir kutudayız, Aylin ve Mevlüt. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Başlayacağım şimdi Zühre’ye… Anlıyorum, ben bir böceğim, bilincimde hiçbir değişiklik olmadığı için bunun farkında değilim. Bu kabinde siz kendinizin yalnız olduğunu düşünüyorsunuz. Beni görmüyorsunuz, eğilin, başınızı aşağı çevirin ben buradayım. Gregor Samsa… Zaten kendimi ona çok benzetiyorum. Ailemin geçimini ben sağlıyorum. Bu yüzden babamın en sevdiği evladıyım. Gregor Samsa’da öyleydi, bir sabah böceğe dönüşene kadar o da kendince önemli biriydi. Sonra… Kafka’dan söz ediyorum. Demek Gregor’u da Kafka’yı da tanımıyorsunuz. Anlıyorum sabrınız taştı, dayanamıyorsunuz. Lavabo mu dediniz. Sıkıştınız. Kurtulacağız, ikimizde kurtulacağız. Birazdan, çok az kaldı. Biliyorum işte. Artık şu sorunun cevabını da biliyorum. Tahir’i Zühre sevmeseydi, Tahir iyi bir insan olmazdı. Montumun üstünden kalkın lütfen. Hem bodur da olsa, uzun da tavuk tavuktur. Zühre’nin de canı cehenneme…



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Özgür Işıklar
Yaradana (De Profundıs)
Kaybolan Kadınlar: Ayla
Kaybolan Kadınlar: Azra
Yaşlı Adam ve Çocuk
Gizem
Kızıl Arif
Alt Tarafı
Kuyu - Huzursuzluk
Yara? Yara!

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İnsan Topluluğunda Dişi Olmak [Deneme]


Gülcan Aksoy kimdir?

Hiç olmadım ben. Olmak için çabam sürüyor. Sonuma kadar çabalayacağım bir iş edindim; yazmak. Genellikle durum öyküleri yazıyorum. Kadınları seslendiriyorum, bizlerden olan kadınları. Bazen de sesim hiç umulmadık bir yerden yankılanıyor, ben bile şaşıyorum. Bir gün hiç tanımadığım biri beni okuyacak ve anlayacak. İşte ben o kişi için yazmaya devam edeceğim. Oğuz Atay'ın dediği gibi "Ben buradayım, sen neredesin hey okuyucu. "

Etkilendiği Yazarlar:
Sait Faik Abasıyanık, Ferit Edgü


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Gülcan Aksoy, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.