..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Hiçbir şey yaşam kadar tatlı değildir. -Euripides
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Yeraltı > Betty Blue




29 Haziran 2019
Mercedes - Benz 380sl II - III  
Betty Blue
Sorun fiziksel olarak hapsolmam değilmiş. Kendimi yıllarca hapsetmem ve fark etmememmiş. Yola çıktım, arzuladığım o yola çıktım. Ama hiçbir şeyi istememiştim, sadece kusmuğumda boğulup insanları üzmek istemiştim. Sonra obsidyen benim yan komşum oldu ve o siktimin apartman dairesinde bir nebze mutlu olabildim. İşte böyle…


:BAE:
Yola çıkalı aylar oldu. O sinir ve hırsla herkesi, her şeyi bir kerede bıraktım. Obsidyen beni bir daha aramadı, ben de onu. “Götüm kozmik!” dememe kırılmış olmalı belki de. Ama artık düşünemiyorum(?). Kiraladığım külüstür araba içinde gece yolculukları yaparken sokak lambaları gözümü alıyor, her geçen saniye üzerimdeki garip sarhoşluk katlanarak artıyor. 2014 yılını düşünüyorum. Hapsolduğum, sabahlara kadar sigaralar içip tur planları yapışımı, yeşil renge duyduğum özlemi…
Sorun fiziksel olarak hapsolmam değilmiş. Kendimi yıllarca hapsetmem ve fark etmememmiş. Yola çıktım, arzuladığım o yola çıktım. Ama hiçbir şeyi istememiştim, sadece kusmuğumda boğulup insanları üzmek istemiştim. Sonra obsidyen benim yan komşum oldu ve o siktimin apartman dairesinde bir nebze mutlu olabildim. İşte böyle… Gitmesinden sonra değişen tek şey yavaşça büyüyerek beni içine alan farkındalık hissi oldu. Nefretim, öfkem, çaresizliğim her zaman aynıydı. Ta ki bu geceye kadar, bir motelin önünde durdum ve sigaramı yaktım. Sabahın dördüydü ve karnım deli gibi açtı. Gidip bir şeyler yemek yerine Obsidyen’i aradım, belki benim sevgili komşum o yumuşak sesiyle her şeyi açıklığa kavuşturabilirdi. Belki saçma bir Amerikan kahvaltısı ederdik. Telefonumu açana kadar aklımdan bir sürü senaryo geçti…
-Aradığınız numara kullanılmamaktadır.-
Bu neydi şimdi? Hayatımın en korkunç dakikalarını yaşıyordum, kurduğum senaryolar üçe, dörde katlanmıştı.
Obsidyen sonunda istediği şeyi yapmıştı belki de, her şeyden uzaklaşmıştı. Üç aydır onu aramamam beni ve vicdanımı harekete geçirdi. Eve dönecektim, onu bulana kadar pes etmeyecektim.
İki gün sonra eve geldim. Kapısını çaldım, komşulara sordum. Obsidyen yok. Mercedes hala benim. Bana çiçekleri için emanet ettiği yedek anahtarını kullanarak evine girdim, neyse ki taşınmamıştı. Ama onu bir saniye daha bulamamak istemiyordum, anlamsız bir şekilde canım yanıyordu.

     Bir ay daha geçti, Obsidyen ne aradı, ne mektup gönderdi ne de evine geldi. Heyecanla çıktığım, kendime açıldığım rüya gibi yolculuğum belirsiz paranoyalarımla sona erdi. Günler geçtikçe aramadığım için kendimi suçlamaya, eski alışkanlıklarıma dönmeye başladım. Yemek yemiyor, kendimi uyuşturuyordum. Evime haftalardır güneş ışığı girmediği gibi tüm çiçeklerim de solmuştu. Bir insan bana bu kadar suçlu hissettirebilirdi! Ona bu denli bel bağladığımı bilseydim yola çıktığımda direkt yanına giderdim. Kendimle yaşadığım tartışmaların gittikçe arttığını fark edince hoş bir sessizliğe gömüldüm.
Beşinci ay. Her gün kapıyı, mektupları, telefonu kontrol ediyorum. Hala vazgeçmedim. Yola çıkmayı beceremediğimi düşünerek okuluma devam ettim. Bilincim daha da yerindeydi, kitaplarıma, küçük-şahsına münhasır sosyal hayatıma geri dönmüştüm. Akşamları dışarı çıkabiliyor, insanları evime davet ediyordum. Normal (!) biri olmuştum sonunda! Obsidyen’in yeri rüyalarıma ve yazdıklarıma indirgenmişti. Suçluluk ve özlem azalıyor, yerini bir takım sorulara bırakıyordu.
Hislerimin bana tekrar vuracağından ve onu tekrar aramaya çıkacağımdan bir haber, okuluma devam ettim.
Altıncı ay. Fakültemden çıkıyorum, sigaramı yakıyorum ve klasik bir rock şarkısı dinliyorum. Tanıdık bir şeyler var, bir Mercedes, hani onun bana emanet ettiği. Arabanın içinden bana gülümsüyor. Tüm organlarımı harekete geçiren o sıcak gülümseme. Geçen aylar, edilmemiş laflar umrumda değil...
Koştum. Var gücümle koştum ve ona ilk defa böyle sarıldım. Konuşmaya çalıştı, açıklama yapacak ve isteyecekti.
Susturdum.
Aynı anda ikimize de ait olabilen Mercedes sadece hareket etti. Benim hissettiğim şey ise deniz tutmasıydı. Dalgaların içinde gibiydim, yanımda sadece o vardı ve nefesim kesiliyordu. Tek yapabildiğim şey onu izlemek ve iki üç edebi kelime söylemekti. Beni bir anda aşk insanı yapan şey, kanlı canlı biriydi. Komik buluyordum bunu.
"Kaybedildiğini sanılan şeyler yokluklarında can acıtırlar, Obsidyen. Gelmediğim için pişmanım."
     Benim sevgili komşum, hayatımın değişmesine ve bir şeyleri fark etmeme yardım olan, sadece bir sene öncesinde, benim dışımda hiçbir canlının yaşamadığı o boktan apartmanda; eroin benim kanımda cirit atarken hayatıma giren komşu. Gittiğini bile görmüştüm, yine de bir hayal gibi bir şeyleri bana dikte ettiriyordu sanki. O döndüğünde, hep bahsi geçen o kutsal Mercedes'in içinde hissettiklerimi hiçbir madde verememişti bana.
Görebiliyordum, gözlerim açık, zihnim fazlasıyla berrak. Yine de, ne olursa olsun sıra o açıklamalara ve cümlelerin teklemesine geldi. Kaçış asla yok. Her şeyi öğrenme hali, ve gerisinde getirdiği yakıcı göz yaşları.
Obsidyen dinamik bir karakter değildi. Ama dinamik olmaması, onu asla iki boyutlu yapmamıştı. Belki de benim gibi bir junky'nin ilgisini çeken sadece buydu. Kendine edindiği o amaç, onu aylarca evinden koparabiliyordu. Büyülenerek onu dinlemem göğsünü kabartıyor, ona bir sigara daha yaktırıyordu. Onun yol anıları-tam olarak bir ayımızı doldurdu. Hiç bitmemesini dileyerek onu dinledim. Susmayı sevmezken bile, Cavşırı'nın kelimeleri ılık bir sıvı gibi akıyordu bana doğru.
Hayatın neresinde olursam olayım bu hayranlık asla bitmeyecek gibiydi. Beni istediğini dahi düşünmüyordum lakin yine de, bir şekilde ona ihtiyacım olduğunu beden dilim doğrultusuyla ona hissettiriyordum. Haz aldığını her zaman fark ettim, ne tür bir haz olduğunu asla bilemeyeceğim.
İki ay daha geçiyor, ve yol planları, koskoca aydinger kağıdına çizilmeye başlanıyor. Ona bu aralar bana ilham veren tek şeyin Jack Kerouac olduğunu, onun kadın versiyonu gibi hissettiğimi söylüyorum.
Dalga geçiyor.
Ama aydinger kağıtlarındaki planlar benim için yasa gibi. Bu yüzden, birkaç yıl içerisinde okulumdan tamamen vazgeçiyorum, bu cesareti bana o veriyor -haberi yok.-
Yol yordam bilmeden her şeyi bir anda öğrenmeye kalkmak, zor ve her geçen gün can yakan bir iş. Bu kağıtlar, bu planlarla beraber yavaşça onun benim bir parçam olduğunu anlıyorum. Asla koparmak istemediğim bir parça. Yokluk, olumsuz insanlar ve bir ülke komedyasından uzak; tek kişilik bir hayat getiriyor bana bu parça.
     Bir gün, -monotonluğa yaklaşılmış bir gün- onu gereksiz düşlerinden uyandırıyorum:
-Harekete geçme vakti. Şimdi olur.
+Bilmiyorum.
     Obsidyen yavaş yavaş bana dönüşüyor, kendimden nefret ettiğim kadar ondan edemiyorum. Ona eski hisleri vermek istiyorum, benim derimin altında büyüyen bir bitkiyi yok etmek istemiyorum.
Onu bu kararsızlıktan kurtarmak boynumun borcu, ve şimdi ben dümene geçiyorum. Her şeyi, ama her şeyi toplayıp Obsidyen'i Mercedes'e bindiriyorum. -Ona bir deniz kenarı ayini lazım.-

     Kendi ruhuma tutunma döngümü tamamladım. Ters giden tek şey, Obsidyen'in apartmanına tıkılan, gidenlerin arkasından yakıp yıkan sinir bozucu bir kızı oynamaya başlaması... Geçmişte hissettiğim her şeyi kafasını omzuma koyarak bana anlatıyor.
Haz alıyorum. Nasıl bir haz aldığımı asla bilemeyeceğini söylüyor.
Gülüyorum, ve senelerce taptığım o Mercedes'i sanki gökyüzüne sürüyorum. Obsidyen'in evi, benim yanımdır; mavi ortancanın toprağıdır.



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yeraltı kümesinde bulunan diğer yazıları...
Hamamelis

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Body Bizarre
Dayglow Reflection
Mercedes - Benz 380sl

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
For K. [Şiir]
Carnage [Şiir]
Başlıksız [Şiir]
Saded [Şiir]
Mavi Köleler [Şiir]
Norman Fucking Rockwell [Şiir]
Arınma [Şiir]
Zehirli [Şiir]
Saadet And Destroy [Şiir]
Düşerken... [Şiir]


Betty Blue kimdir?

Beceriksizlerin en beceriklisi.

Etkilendiği Yazarlar:
Franz Kafka, Jack Kerouad, Albert Camus, Chuck Palahniuk, Dostoyevski, Lana Del Rey..


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Betty Blue, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.