..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin. -Nâzım Hikmet
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yaşam > Ö.Gökhan Ergüven




24 Ekim 2019
Yalnızlık Manifestosu  
Ö.Gökhan Ergüven
Dertler tanrının hediyesidir, duvarlar yalnızlığımızın kalesi. Korkular az bulunur yaşam isteğimizin iaşesi. Sorgular merakımızın nişanesi, kaygılar yaşadığımızın ispatı, yalnızlığımız aşkımızın hayat karşısındaki gerçekliğidir.


:EE:


Giriş:
Bu yazıdaki bütün olaylar gerçektir, kahramanlar gerçek kişilerdir. Her gerçeğin hakkının verilmesi, bedelinin ödenmesi için büyük acılar çekilmiş, metodlar defalarca denenmiş, her cümle için yangın çıkarılmış, geçmişe dair ne kadar gerçek varsa ve geleceğe ilişkin ne kadar hayal kurulmuşsa, o yangınlarda tüketilmiş ve küllerinden yeniden doğulmuştur.
Bu yazının bir parçası veya tümü kopya edilebilir, yaşanabilir, örnek alınabilir. Bütün hakları açıktır.
Yazıda hiçbir yerde iki kelimeden fazla alıntı yapılmamıştır. Seni seviyorum gibi. Alıntılarda tırnak işareti kullanılmamış, isim belirtilmemiştir. Alıntının akibeti okuyanların vefasına güvenilerek rahat hissedilmiş ve birliğin parçası olmak umuduyla yapıldığı anlaşılır diye hoşgörüleceği umut edilmiştir.
Gelişme:
Dertler tanrının hediyesidir, duvarlar yalnızlığımızın kalesi. Korkular az bulunur yaşam isteğimizin iaşesi. Sorgular merakımızın nişanesi, kaygılar yaşadığımızın ispatı, yalnızlığımız aşkımızın hayat karşısındaki gerçekliğidir. Olası bütün ihtimalleri hesaplamak mümkün olabilseydi tanrı gibi hissedebilirdik, oysa merkezde değil halkalarda varlığımızı sürdürmek bizim kaderimiz. Akla gelen ve çözüm diye sunduklarımız gerçeği açıklamaya yetmiyor. Yakın uzak çağırdıklarımız bile hissettiklerimizi anlatamaz. Bu yüzden “seçimlerimiz bugünümüzdür “ gibi bir yanlışa düşmeden ve kaderin rolünü de inkar etmeden, kendimizi akışa bırakma kolaycılığına bırakmadan neden gerçek karşısındaki çaresizliğimize rağmen hayatı siyaha boyamadığımızı anlatmaya çalışalım.
Haklılık payımdan feragat etme zorunluluğu geçmişte çok da anlaşılmamış bir şey olduğu için olgunlaşma çabaları hep sonuçsuz kalıyordu. Varlığı sürdürebilmenin yolu geçerli sürü kuralları olduğundan doğabilim tek çare olarak görünmekteydi. Oysa ahlağın çetrefilli çelişkileri ancak yaşanmışlıkla bir değer kazanıyordu. Çok meşakkatli bir yoldu.
Zaman ve mekandan bağımsız bir varolma biçimi isteğiyle yanıp tutuştuğum günlerden birinde, olası bütün varoluş biçimlerinin sezgisel olarak bir dürtüyle şekillendirildiğini fark ettim; Biyolojik varlığı devam ettirmek. Yaşama öykünen bir biçimin sozsuzluğu idrak etmesi çelişkisi ile burada karşılaştım.
Bir nehrin ne kadar basitçe, öylece akıp gittiğini gözlemleyecek kadar şanslıysanız, yani durup izleyecek kadar vaktiniz varsa nehrin içinde değilde, dışında olma güçlüğünü anladığınızı varsayıyorum ve çok özel durumlar dışında bunun isteğiniz dışında gerçekleştiğini tahmin ediyorum. Sizi böyle “garip” şeyler düşünmeye iten ne olabilir? Düşünce ikliminin kasvetli ve soğuk havasından çıkıp yeniden akışın içinde olmayı ne engelliyor? Birşeyi bilmek, bilmemekten daha mı kötü? Bilgi yapıcı değilde yıkıcı mı? Yıllarca hayatını istediği gibi yaşayanların neden bir anda mistik yada sipürütüel şeylerin peşine düştüğünü hiç merak etmediniz mi?
Gördüğünüz gibi sorular, hep yeni soruları doğuruyor. Cevapları değil. Bu aldatan oyuna ne zaman başlasam kıyı uzakta kayboluyor ve ben o iki kulaç mesafesindeki ışıklı şehre hiçbir zaman ayak basamayacağımı düşünmeye başlıyorum.
Bir zamanlar bir uzakyol kaptanından dinlemiştim;” Ne zaman bir limana yanaşsam şehrin ışıklarına uzaktan bakıp, bu şehirde neler yaşanır diye düşünüyorum. Sonra şehre iniyorum ve bütün kapılar kapalı ve bütün sokaklar karanlık!” demişti. Yalnızlık bundan daha güzel tarif edilebilir mi?
Sonuç:
     Fazla dağılmadan toparlayayım. Bu oyunun kazananı maalesef yok yada bir cevap bulanı. Yapabileceğiniz tek şey oyunu oynamaya devam etmek ve ışıkları göreceğinizi umut etmek. Hedefi değil yolculuğu sevmek yani yaşamın hakkını vermek. Hiçbir görüntü, ses, koku yada tadın sizi doyuramayacağını bilmelisiniz. Yaşamın en büyük ödülü yeryüzünde yankılanan bir hoş seda bırakmanıza izin vermesidir. Kederli yol arkadaşlarımızdan aldığımız ilham ancak yol boyunca azık olabilir, sizi doyurmaz. Saçmasapan ideolojilerin bekçileri olup, güzelim oyununuzu mahfetmeyin.
     Sadece bir şansı olanları hatırlayın ve o kusursuz anı ıskalamayın. Bizler bu alemin tanıklarıyız, sahipleri değil. Biraz gerçeği bükerek gülümsediğimi fark etmişsinizdir. Aldanmayın. Hayata direncimi korumak için yapıyorum. Ele geçirmeye çalıştığı yalnızlık kulelerimden bakıyorum dağlarına , ovalarına, derelerine. Olumlanacak veya olumsuzlanacak bir tarafı olmadığını biliyorum çünkü. Akışın sınırları olduğunu anlayabiliyorum. Beni yaraladığı yerlerinden kavrıyorum onu .”Ben olmasam seni kim tasvir edecek ey hayat!”diyorum. Sanatı ve inceliği hatırlıyorum.
Son Söz:
     Geldiğim nokta bu ve gideceğim yerse ışıklı kubbeli mavi bir liman. Çok yorgunum be kaptan. Kendi şehrime dönmeye çalışıyorum yıllardır. Evime. Başladığım yere. Ama hiçbirşey eskisi gibi değil. Gideceğim yer evimden daha güzel olur sanıyordum. Sevdamın kıblesi yanlış yöne bakıyormuş.Bir ateş bulacağım, evimi ısıtacağım sanmıştım. Kor içimizde yanarmış. Bizi ısıtan her şeye rağmen kaybetmediğimiz iyimserliğimizmiş. Bizi hayata bağlayan yalnızlığımıza konuk olan insanlarmış. Bu şehre geldiğinde karanlıkta tek başına yanan bir ışık görürsen bilki kendimi yakıyorum. Bilmek uğuruna değil, evine dönmek için yol arayanlar uğuruna. Manifestona ekle benim bu kırık dökük sayıklamalarımı. Fazla yer tutmaz. Hafiflettim ben onları yaşadığım hayal kırıklıklarıyla. Bir şişe rakı ve sigara eşliğinde göm denize hatıraları. Bulutlu gözlerin ufka dalarken sallanan koca gövdeni hayal edebiliyorum. Ben görevimi tamamladım. Haydi kaptan;Vira Bismillah.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yaşam kümesinde bulunan diğer yazıları...
Bardağın Boş Tarafı
Affet
Sen Uyurken
Kayıp
- Ayna -

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yolculuk
Yaşama Denemeleri
Sonsuza Dek Mutlu Yaşamadılar
Sürek Avı
Mektup
Yüzleşme
- Gece -
Bir Parça Hayat

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hatıra Ormanı [Şiir]
Tutsak [Şiir]
Sarnıç [Şiir]
yitik Umutlar Ülkesi [Şiir]
Sayıklama [Şiir]
Bedava [Şiir]
Anlayanlara Özgü [Şiir]
Tekrar [Şiir]
Sesin [Şiir]
Çizdiğin [Şiir]


Ö.Gökhan Ergüven kimdir?

İnsanın kendini övmesinin ayıp olduğu konusundaki görüşe bende katılıyorum. Mütevazi bir yazarçizer diyelim.

Etkilendiği Yazarlar:
Adalet Ağaoğlu,Ahmet Altan,Orhan Pamuk,Necip Fazıl Kısakürek,Ataol Behramoğlu,Cezmi Ersöz,Atilla İlhan, Dücane Cündioğlu


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ö.Gökhan Ergüven, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.