..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Ne elbiseler gördüm, içinde adam yok, ne adamlar gördüm sırtında elbise yok." -Mevlana
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Günlük Olaylar > Yûşa Irmak




11 Şubat 2020
Lütfen Rahatsız Etmeyin Kimseyi!  
Yûşa Irmak
Tüketiyoruz zamanı, vakti, nakti... Kadınlar ev temizliği, çalışanlar iş koşuşturmacasında, erkekler yolda, trafikte, barda, kıyı da köşe de eritiyor sahip olduğu biricik zamanı mecburiyetten... Evinde oturanlar ise ya telefonda boyun fıtığı olurcasına oyun oynuyor veya lak lak peşinde kimi zaman da gençler dersleriyle hep dem olarak yaşamakta hayatı...


:ADG:
Hepimiz çok yoğunuz ve çok yorgun... Bu öylesine bir yorgunluk ki göz kapaklarımıza kadar sirayet etmiş yorgunlukla göz kapaklarımızı kapatıp - açmaya dahi fırsatımız yok artık bizim...

Zaman dediğimiz mefhumu çekirdek gibi çitliyoruz dişlerimizin arasında. Kadını erkeği, çoluğu çocuğu, genci ihtiyarı hepimiz de durum tam olarak bu!

Tüketiyoruz zamanı, vakti, nakti... Kadınlar ev temizliği, çalışanlar iş koşuşturmacasında, erkekler yolda, trafikte, barda, kıyı da köşe de eritiyor sahip olduğu biricik zamanı mecburiyetten... Evinde oturanlar ise ya telefonda boyun fıtığı olurcasına oyun oynuyor veya lak lak peşinde kimi zaman da gençler dersleriyle hep dem olarak yaşamakta hayatı...

Kimle konuşsam, "Abi çok yoğunum... ve yorgunum programa ben katılamayacağım vs.." Kimi derslerim var, işim var, eşim var, aşım var, başka bir planım var diyor: “Bilirsin para kazanmak kolay değil.” el hak doğru kolay değil para kazanmak...

* * *

Ben de yoğunum, yorgunum. Belki inanmayacaksınız ama 24 saatin sadece 3 saati gözlerimi kapatıyorum. Sabah 9'da en geç işte olmak zorundayım. Akşam altıda çıkıp eve geliyorum. Ağzıma bir lokma birşey koymadan 2. işe saldırıyorum. Gece saat 3, 4'e kadar koşuşturuyorum. Cumartesi 2 saat bir üniversitede kurs veriyorum, pazar günü 4 saat kültür merkezinde tasarım dersleri... Boş kaldığım vakitler hikaye yazıyorum, romanlarımı olgunlaştırmaya çalışıyorum, yeni aldığım kitapları affedersiniz ama ancak tuvalette okuyabiliyorum... Buna rağmen yoğunum demeye utanıyorum...

Her ne ise,
İşte herkes yorgun ve yoğun şehr-i asithane'de... Bu yorgun kalabalıkların arasında fırsat bulup sırf yürüyüş yapmak ve mis markete gidip alışveriş yapma bahanesiyle İsmail abiye ayak üstü takılıyorum 5, 10 dakika... Fakat o da hayatı bir yağ markası sanıyor. Yani "hayata tutunmalı insan" diyor haklı olarak...

O öyle söyleyince hayatın tutulacak bir tarafı olmadığı aklıma geliyor. Acaba diyorum bakkal İsmail abiye hayatın tutulacak bir tutamacı olmadığını nasıl anlatmalıyım?

Bisküvi raflarına takılıyor gözüm, raflarda sıra sıra dizilmiş kremalı bisküvi gözüme çarpıyor, aklıma o an bir metafor geliyor ve yeni birşey keşf etmiş bilim insanı edasıyla İsmail abiye dönerek;
-Abiciğim hayat, şu gördüğün kremalı bisküviye çok benziyor bence diyorum.
+ Nasıl abi anlamadım diyor.
- Yani şu kremalı bisküviye bakar mısın? Bazen kremanın içinde gibi rahat hissedersin kendini, bazen de kremayla birbirine tutturulan yer ve gök arasında sıkışmış bir insan gibi hissedersin kendini... Ya da bazen sıcakkanlı, olmak istersin fırından sabah yeni çıkmış ekmek gibi, bazen de kimsenin yüzüne bakıp almadığı soğuktan dermanı kalmayan dolapta kalmış sertleşmiş bayat ekmek gibi...

Anlamıyor söylediklerimi bir bağlantı kuramıyor. Sanıyorum metaforum işe yaramıyor İsmail abiye... Her seferinde benle konuşmak için işini gücünü bırakan Bakkal İsmail abi anlamsız olduğunu düşündüğü fikrim karşısında gözlerimin içine bakarak gitmemi istiyor gibi bakış atıveriyor sineme...

Hayırlı işler deyip çıkıyorum dükkanından...

Az sonra aldığım bisküvi ve meyvenin ücretini ödeyip ödemediğimi sormak için tekrar geri geliyorum..
-Abiciğim kusura bakma, ben bu aralar biraz dalgınım acaba diyorum aldıklarımın ücretini ödedim mi sana?
+ Raflardaki bisküviler ve İsmail abi Leyla'sını kaybetmiş Mecnun'a bakan insanlar gibi hem üzülüp, hem de yerimde olmak istemeyerek;
+ Elbette ödedin. Daha almadan masaya koydun ya 50 TL'yi.. diyor.
-Eyvallah teşekkürler deyip çıkıyorum nihayet dükkandan...

* * *
Evet, yoğun ve yorgunuz hepimiz..
Kimse kimsenin derdini paylaşmak istemiyor yoğunluğundan... Bir dostumuzu, bir arkadaşımızı, sevip kıymet verdiğimiz, değer verdiğimiz insanları bile dinlemeyecek kadar yoğunuz bu hayatta...
Oturup kendi kendimizi düşünemeyecek kadar yoğun ve yorgun...
Yolumuzun üstünde yapraklarını üstünden atan ağaçlara bakıp tefekkür edemeyecek kadar...
Bir sabah erken kalkıp güneşin doğuşunu izleyemeden ansızın öleceğiz..
Birbirimizi tanımadan öleceğiz, birbirimize selam vermeden, "Sen ne iyi insansın, sen ne güzel birisin" diyemeyecek kadar yoğunuz..

Allah sonumuzu hayr etsin...



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Her Günkü Konu
Huzuru Batıda Aramayın!
Doğu’dan Göçen Dünyalar…
Seni de Sonunu Göremediğin Lanet Kibrin Bitirecek Nihat Genç!
One A Day!
Türkiye’de Erotizmi ve Cinselliği Dünyanın En Doğal Şeyi Haline Nasıl Getirdiler!
Tacizci İtler!
Artık Kendine Gel Tarihçi!
Petra Kelly ve Türkiye’de Ayı Oynatıcıları

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Benimle Ölür Müsün? [Şiir]
Doktor [Şiir]
Hasretimin Adresi: Sen [Şiir]
Yakarış [Şiir]
Susup Kendime Sakladığım… [Şiir]
Şahmerdan Yürekli [Şiir]
Kalmazsın [Şiir]
Davasızın… [Şiir]
Anadolu [Şiir]
Yüreğin Beni Bulsun [Şiir]


Yûşa Irmak kimdir?

Felsefe ve edebiyat aşığı, yayıncı ve kitapsever. . .


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Yûşa Irmak, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.