..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Gerçeği arayan bir insan, öncelikle her şeyden gücü yettiğince kuşku duymalıdır. -Descartes
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Gelecek > Oğuz Düzgün




27 Nisan 2020
Küresel Yurtsuzlaşmanın Fay Hattında  
Oğuz Düzgün
Yurtsuzlaştırma, fiziksel olabileceği gibi düşünsel, psikolojik ya da toplumsal da olabilmektedir. Örneğin, Kant’ın Kopernik devrimi, düşünceyi yeni bir toprakta, yeniden yurtlandırmıştır. Bu anlamıyla toprak, yurtsuzlaştıran ve yurtsuzlaştırılmış olandır.


:FI:
Deleuze & Guattari’nin tanımlamasıyla söylemek gerekirse yurtluk ve toprak, yurtsuzlaştırma ve yeniden yurtlandırma ile birlikte iki bileşen olarak karşımıza çıkar.

Yurtsuzlaştırma, fiziksel olabileceği gibi düşünsel, psikolojik ya da toplumsal da olabilmektedir. Örneğin, Kant’ın Kopernik devrimi, düşünceyi Platon/Aristocu topraktan yurtsuzlaştırıp, transandantal bir toprakta, yeniden yurtlandırmıştır. Bu anlamıyla toprak, yurtsuzlaştıran ve yurtsuzlaştırılmış olan olduğu kadar, yeniden yurtlandırılan zemindir de.

Yurtsuzlaştırma ve yeniden yurtlandırma birbirlerini takip eden tamamlayıcı süreçler aslında. Mesela, Osmanoğulları Beyliği yurtsuzlaşmasaydı, Osmanlı Devleti yoluyla yeniden yurtlandırma gerçekleşemezdi.

Osmanlı Devleti, özerk topraklarında yurt tutan beylikleri yurtsuzlaştırmalıydı ki, bütün bu insan kütleleri Osmanlı Birliği coğrafyasında yeniden yurtlandırılmış olsunlar.

Bugünlerde yurtsuzlaştırılmak istenense, bir devletin ya da yerel bir sitenin, beyliğin ulusu değil, hiçbir kültürel topografya eksik kalmamacasına bütün bir insanlık toprağıdır.

Evet, bugünlerde yurtsuzlaştırılmak istenen toprak, bütün bir dünya toprağıdır. Küresel bir panik/demi depremiyle ayağımızın altındaki zemin maharetlice kaydırılmak istenmektedir bugünlerde.

Ama artık başka bir birleştirici dış toprağa değil, toprağın aşkın düzleminden içkinlik düzleminedir yolculuğumuz. Yani artık, hem no-where hem de now-here toplumlar olmaya doğru güdülüyoruz.

Hayır, Kant’ın “Ebedi Barış” birliğine de değildir yolculuğumuz. Weltbürgerschaft değildir şimdiki yeniden yurtlanma durağımız dostlar. Saf Aklın Eleştirisine daha yakın bir topoğrafyada konumlanacak gibi görünüyoruz.

Şimdilerde transandantal Ben’in içkinlik düzlemine doğru hicretteyiz. Kısaca, bu bedensel in der Welt (dünyada) gerçekliğimizden yurtsuzlaştırılıp, cogitonun transandantal in der Idee (düşüncede) toprağında yurtlandırılmak isteniyoruz.

Baudrillard’ın simülasyon olarak adlandırdığı, hakikatin yerine geçirilmiş; –miş gibinin sanal toprağına ilk adımlarımızı atıyoruz: Bu bizim için küçük ama geleceğin yapay zekalı nesilleri için büyük bir adım olacak gibi gözüküyor.

Frankfurt Okulu’nun son temsilcisi Jürgen Habermas da, nereye/neresizliğe doğru yol aldığımızı çoktan fark etmiş olmalı ki, Avrupa Birliği gibi toprağa bağlı birlikteliklerin yeni sürece uyumu hakkında çok da umutlu değil.

Habermas, korona virüsü salgını vesilesiyle içine düştüğümüz belirsizlik gayyası karşısında çaresizliğimizi şu sözlerle ilan ediyor: Bir şey bilmediğimize ilişkin kesin bilgimizle hareket etmek zorundayız.

Bu çok görmüş çok geçirmiş düşünürün, karantina günlerini evindeki bilgisayarının karşısında, üstelik zihnin tarihsel bilimlerini çalışmakla geçirdiğini ve de teknolojik değişim kadar dijitalleşmeyi de Avrupa Birliği açısından bir tehdit olarak gördüğünü fark ettiğimizde şaşırmamıza hiç gerek yok.

Çünkü Habermas, küresel yurtsuzlaşmanın açıkça farkındadır. Onun post-demokratik yurtsuzlaşmadan kurtulmak için önereceği toprak, demokratik Avrupa birliğinin toprağıdır. En azından Avrupa toplumları, kendi çıkar kavgalarının toprağından yurtsuzlaşıp Avrupa Birliği toprağında yeniden yurtlanmalıdır.

Bu yurtsuzlaşmanın açıkça farkında olan diğer bir düşünür ise, Slovaj Zizek. Onun önerdiği yurtluk ise, küresel sağlık sorunlarını çözmeyi temele almış küresel bir komünizm…

Ancak Zizek de, Habermas gibi belirsizliğin koyuluğuna vurgu yapıyor. Kendi deyimiyle, gözle görülmeyen aptal bir varlık karşısında insanlığın düştüğü acziyet durumunu, tüm modern değerleriyle çelişmek pahasına itiraf ediyor.

Zizek’in önerdiği bu yeniden yurtlanma girişimi için bile, eskisinden daha kapsamlı bir yurtsuzlaşma bedelinin ödenmesi gerekecek gibi görünüyor.

Görüldüğü gibi bütün bu öneriler, yine modernizmin önerilerdir. Halbuki bugün, transandantal Ben’in zemininde yurtlanmaya başlayışımız da modernizmin kendi içine çöküşü, tabir-i diğerle başladığı yere yeniden dönüşü ve o başlangıç noktasını da tüketmeye başlaması değil midir?

J. P. Sartre gibi, transandantal Ben’in bir varlık nedeni olduğunu kabul etmeyebiliriz. Ama en azından, aşkın da olsa, bilincimizin düşünen bir Ego'su olduğunu Sartre gibi kabul etmemiz gerekir.

İşte yeniden yurtlanmanın fenomenal toprağı en azından bu bilinçtir, bu aşkın Ego'dur. Çünkü Sartre’a göre de bir Ben’le donatılmamış tek bir bilincimiz bile mevcut değildir. Ancak yeniden yurtlandığımızı sandığımız bu noktada aslında biz yeniden yurtsuzlaşırız.

Çünkü Sartre’a göre düşünen bilincimiz konumsuz bir (non-positionelle) bilinçtir. Düşünen ama düşünümsüz olan böyle bir bilinçte ise, “Ben” yani herhangi bir yurtlanma toprağı neredeyse bulunamamaktadır.

Ama yine de biz biliyoruz ki, en azından Descartes’tan bu yana cogitonun içkinlik düzleminde yurtlanmış bulunuyoruz. Fenomenolojik bir epohe yoluyla, bütün modern –izmleri bir parantez içine alsak, elimizde “düşünüyorum”dan gayrı bir toprak kalmayacak gibi gözüküyor.

Şimdilerde yurtlandırılmak istendiğimiz sanal âlemin, bugüne kadar deneyimlediğimiz hiçbir yurtlanmaya benzemeyişi, onun toprağının dünyamızın toprağına ait olmayışından kaynaklanıyor. Çünkü o toprak bir ışınım yurdudur, sayısal bir vatandır, bir buluttur. Üzerinde yerleşilemeyecek olan var-yok bir topraktır orası.

Deleuze & Guattari’nin “mutlak yurtsuzlaşma” olarak adlandırdığı yurtsuzlaştırma türü de işte böyle bir yurtsuzlaşmadan haber verir: Toprak, sonsuz diyagramsal devinimleri olan bir Varlık-düşüncenin, bir Doğa-düşünce’nin katışıksız içkinlik düzlemi içine geçtiğinde, yurtsuzlaştırma mutlaktır.

Bu noktada, küresel yurtsuzlaştırma teşebbüsünün mottosu olan 'stay at home' düsturu da bizi yanıltmasın! Gerçekte evde yurtlanalım diye değil, herşeyden yurtsuzlanalım diye yapılıyor bu çağrı. Çünkü biz kendimizi yurtsuzlaştırmazsak virüsü yurtlandırmış olacağız.

Virüsü bulaştırmamak (yurtlandırmamak) adına bu çağrıya uymamız hiç şüphesiz bir zorunluluk. Ancak bu yurtsuzlaştırmanın, eğer öyle bir şansımız varsa, bizi sanal alemde yeniden ve yeniden yurtsuzlaştırmasına da izin vermememiz oldukça önemli.

Geldiğimiz noktada cogito öylesine kalınlaşmış durumdadır ki, muhtemelen kendisinin dışındaki bütün yurtlanma zeminlerini yutup midesine indirmiş olduğu için durum böyledir.

Hümanistik öznenin bundan şikâyete hakkı olabilir mi bilmiyorum? Zira hümanistik Ben’i, varlığın efendisi (tanrısı) yapan zaten o öznenin bizzat kendisiydi. Biricik tanrısının, kendi istiklâlini ve hürriyetini ikame etmek adına şeriklerini yok etmesinden nasıl şikâyetçi olabilirdi ki?

İnsanlığın geldiği bu son noktada durum pek iç açıcı görünmüyor ve Nietzsche'nin de tespit ettiği gibi çöl büyümeye devam ediyor: Die Wüste wächst...

Ben yine de mümkün bir çözüm yolunun varlığına inanıyorum. Aynı zamanda her yerde olan ama hiçbir yerde de olmayan kao-politan dünya vatandaşları olmaya mahkûm değiliz.

Belki de, şu korona zamanlarında bizlere ayan beyan gösterilen, hatta gizli bir el tarafından adeta gözümüze sokulan şu âcizliğimiz ve cehaletimiz, bizim en büyük kurtarıcımız olacaktır, kim bilir?

Belki de şâhidi kılındığımız bu belirsizlik çağının ipuçlarından yola çıkarak, radikal bir kendilik dönüşümü gerçekleştirebilir ve belki de böylece Ben’imizin, uçurumun kenarındaki acziyet ve cehalet toprağından kurtulup sonsuz varlık dağının eteklerindeki istikrarlı ve sağlam zeminde sonsuza kadar yurtlanabiliriz.


KAYNAKLAR

Deleuze, G. & Guattari, F, Felsefe Nedir? (Çev. Turhan Ilgaz), İstanbul: YKY 2019.
Habermas, Jürgen, https://medyascope.tv/2020/04/12/jurgen-habermas-bu-krizde-hicbir-sey-bilmedigimizi-cok-iyi-bilerek-hareket-etmeliyiz/
Kant, Immanuel, Arı Usun Eleştirisi (Çev. Aziz Yardımlı), İstanbul: İdea Yayınevi 2017.
Kant, Immanuel, Ebedî Barış Üzerine Felsefî Bir Deneme (Çev. Yavuz Abadan, Seha L. Meray), Ankara: Ajans Türk Matbaası, 1960.
Nietzsche, Friedrich, Böyle Buyurdu Zerdüşt (Çev. Turan Oflazoğlu), Bilgi Yayınevi 1964.
Sartre, Jean Paul, Ego’nun Aşkınlığı (Çev. Rifat Kırkoğlu), İstanbul: Hil Yayın 2016.
Zizek, Slovaj, https://www.haberturk.com/zizek-insanligin-hayatta-kalabilmesi-icin-kuresel-komunist-tedbirlere-ihtiyac-var-2625909



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın gelecek kümesinde bulunan diğer yazıları...
Pandemi'den Pandemokrasi'ye: Yeni Dünya Düzeni
İnsanı Gelecek Zamanda Çekimlemek
Evliya Menkıbelerinden Türk Fantastik Edebiyatına
Bir Hayâliniz Var mı?
Türkçeleşmek Zamanı
Mevlanalar'ı Beklerken
Almanya'daki Yangın ve Nefretlerimiz

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Devrimci Bir Mersedes Kadir Geçti Dünyadan
Biyo - İktidarın Yeni Özneleri: Koronavirüsle Değişen Paradigma
Fâtih İstanbul'u Kaç Yaşında Fethetti?
Mevlid Kardeşliği
Kâfiyelerin Birliği
Kemençe Kimin?
Baklava'nın Kökeni
Amerika Osmanlı Tarafından Keşfedilseydi?
Kurân'ın Kökeni Sümerde mi?
Medeniyet Bestemizin Notaları

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sen Var Ya Sen! [Şiir]
Çakkıdı Çakkıdı [Şiir]
Üç Boyutlu Şiir [Şiir]
Bâlibilen Dilinde Şiir [Şiir]
Miraciye [Şiir]
"666" [Şiir]
Sağanak Sen Yağıyor [Şiir]
Bülbüller Şehri İstanbul [Şiir]
Türkçe Hamile Beyanlara [Şiir]
Burası Sessiz Biraz [Şiir]


Oğuz Düzgün kimdir?

Yazar edebiyatın her alanında çalışmalar yapıyor.

Etkilendiği Yazarlar:
Bütün yazarlardan az çok etkilendi. Zaten insanoğlunun özelliği değil midir iletişimde bulunduğu varlıklardan etkilenmek?


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Oğuz Düzgün, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.