..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Öyle yaşamalısın ki ölünce mezarcı bile üzülsün. -Mark Twain
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Modern > ZEYNEP DİDEM




17 Ocak 2004
Bir Kadın, Bir Sokak, Bir Yalnızlık...  
kısacası...

ZEYNEP DİDEM


Bir Kadın, Bir sokak yağmurlu, ıssız, Bir adam Kısacası İstanbul sonu yalnızlık..


:CGGI:
 Küçük aceleci ilk yağmur damlası. Garip bir heyecanla vurdu cama. Bilinmeyenin o tuhaf hazzıyla titredi.
  Şaşkın ve heyecanlı oyalandı biraz düştüğü noktada.Yağmur gözleriyle süzdü düştüğü cama açılan odayı. Odada bir kadın vardı bir de yalnızlık.Zaman kaybetmek istemedi. Sıkıldı. Keşfetmeliydi bu yeni dünyayı.Umarsızca süzüldü bilmediği bir yolda.Korkmadı.Rotasını çizmemiş bir salyangoz gibi sağa, sola yalpalayarak şaşkınca ilerledi. Kırılgan bir titremeyle
  aktı, aktı, aktı.Ve kimbilir kaç yağmur damlasının bu ilk ve son yolculuğuna şahitlik eden camın kırık dökük tahta
  pervazında son buldu yaşamı. Ölürken hiç ağlamadı.Peşi sıra takip etti onu başka küçük, aceleci yağmur damlaları. Ve küçük yağmur damlasının çizdiği ince çizgiyi takip ederek öldüler birbiri ardına. İstanbul' da her sokakta her cam pervazında. Ölüm sonatları söyledi her bir damla çığlık çığlık camda yankılanan aryalar eşliğinde. Ölü yağmur damlaları birikti arnavut kaldırımlı sokakta, ölü yağmur
  damlalarından  nehirler aktı apartma oluklarından, ölü yağmur damlalarının gözyaşı izleri kaldı camda.

     Kadın usulca sokuldu cama. Tıpkı bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesi aktı akacak. Taze,  kırılgan, naif.Bir dokunsan dağılıp binbir damlaya dağıldı dağılacak. Bir gölge gibi sessiz. Bir orman kadar ıssız. Ürpererek seyretti sokağı. Bedeni bir mermer kadar soğuk. Sımsıkı sarıldı kendine. Her yağmur da olduğu gibi. Usulca  o adamın dizleriymişcesine dayadı başını pencerenin
kenarına. Uzaklarda ama cok uzaklarda bir yeri düşledi. Birini belkide. Siyah tüllerle örtülü yeşil iki bıçak vardı gözçukurlarında. Kana bulanmış iki yeşil hançer yanyana. Yasla bilemiş gözleri hüzün sarısından solgun papatya teninde, çifte su verilmiş çelikten keskin iki kılıç gözleri kınında.

   Düşündü. Şehri, şehri yıkayan yağmur ölülerini düşündü. İlk ölümünü düşündü. Bugünü, yarını birazda dünü.
Kaç gün, kaç hafta, kaç ay yada kaç yıl geçmişti bu şehirde. Kaç yıl olmuştu öleli. Ne kadar uzundu bu şehrin sokaklarıyla tanışıklığı. Ve daracık arnavut kaldırımlı bu sokak.Birbirine yaslanarak güç almaya çalışan yaşlı cifler gibi birbirine yaslanmış yorgun evleriyle sıralı bu sokak. Karanlık gecelerinin tek ışığı, kah yanan kah yanmayan sokak lambasına dayanmış o adamın hayalini saklayan sokak. Geçip giden zamana karşı direnen eski badem ağacının zamansız çiçeklerine kucak açan sokak.Ve her akşam sarabı şişesini kaybetmiş ayyaşlı sokak. Düşündü.Kaç sokak vardı yaşadığı. Ve yaşayan kaç
sokak.

  Bu sokağa ilk geldiği günü hatırladı. Üşüdü. Daha sıkı sarıldı kendine.Akşam inmek üzereydi. Üşüdü. Ağır ağır cıkmıştı  yokuşu arkasında Kızkulesiyle, Üsküdar. Bitkindi cok bitkin. Bacaklarımı onu yoksa o mu bacaklarını tasıyor du bilemedi ?
 "Ne zor şeymiş ölmek dedi " içinden. Ne zor.Yokusun basında karsılamıstı onu carpık, curpuk sıra, sıra, kara kuru ahşap evler. Zamansız açmış bir badem ağacı ve hafif kaykık bir sokak lambası. Kursuni bir gri giymişti gökyüzü. Denizin o sinsi uğultusu. Gökyüzüne asılmıs martı çığlıkları sıra sıra.Dalga çırpıntısına karısan kalp çırpıntısı. İlk aşk gibi.
  İlk ölüm gibi.
  İlk öldürdüğü aşk yada kalbine ilk gömdüğü adam gibi.

  Uzaktan bir ezan sesiyle irkildi. Ardından bir zangocun caldığı eski kilisenin çanı. Sıyrıldı bir anda tüm o anlardan, o adamı  düşlediğinde nasıl sıyrılıyorsa tüm kabuklarından. Nasıl caresiz , korumasız kalıyorsa öylece kala kaldı. Daha hızlı carpıyordu damlacıklar cama. Daha hızlı ölüyorlardı peşpeşe, sıra sıra.Uzaklaştı pencereden.Saate baktı. Aslında kaçı kaç geçtiğinin ne önemi  vardı ki. Zaman akıp geçiyordu işte.3 yada 5 .O saatini aşka 5 kala durdurmustu.Yakamozlarla yıkandığı bir gece.
 Boşverdi. Usulca oturdu cam önündeki eski kanepeye.Kaç kanepe gözyaşıyla yıkanmıştı ki?.Gözü afrika menekselerine takıldı. Nasılda yabani, nasılda güzellerdi.Gölgede açan yaban çiçekleri. Bir zamanlar onun da oldugu gibi.Onun peşine takılmasaydım diye geçirdi bir an aklından. Bu şehrin arka sokaklarında kaybolmasaydım bir zamanlar.....
 Üşüyordu.Vazgeçti düşünmekten.Üşüyordu. Ama üşüyen neydi. Bedenimi, yüreğimi yoksa ruhumu bilemedi.Bir kaç odun attı sobaya. Ateş böcekleri misali dağıldı kıvılcımlar.Uçustu, dağılıverdiler odanın dört bir yanına.O adamın gözlerindeki gibi.
 Nihavent makamı bir şarkı tutturdu sobanın üstünde çaydanlık.Yüreği hüzzam, gözleri buselik.
 Ölülerin ellerine ihtiyacı varmıdır? diye düşündü.Sonra cevabını veremiyeceği sorulardan vazgecti. Tekrar başladı düşünceler geçidi.

  - Al kızım demişti ihtiyar madam eEleni.Kendi yaptığı o vişne likörünü uzatırken billur bardaklarda. Bana dost lazımıdir.Yoldaş, arkadas para değil. Konusmuşlardı saatlerce. Elleri paltosunun kollarına saklı bası önünde konusmuşlardı saatlerce.
O sokakları anlatmıstı Eleniye.O adamı. Perde perde çılgınlığı.Deliliği. İstanbul'un o karanlık sokaklarını anlatmıstı günlerce.
Eskiden karaladığı bir şiiri bile okumuştu Eleni ye.Günün geceye ağıdını okumuştu.Yaldızları dökülmüş istanbul'u
okumuştu.
" Zil zurna sarhoş,
adsız çıkmazında işedi “burıya işyen ibnedir !*?… “ yazılı apartmanın duvarına.
Eceli gelen köpek, Cihangir'de bir cami duvarına eceli geldiğinden olsa?
Her şeyden bi haber uyurken, kırık dökük yatağında çingene gözlü çocuk.
Kulağını hem üfledi, hem dişledi fare.
Sırf o çocuğun kulakları kendininkinden daha kepçe diye.
Gece konmuş kondunun- tahta tuvaletini mesken tutmuş iki salyangoz-
en sehvetli sevişmelerinde yeni bir gece yarısı, salya sümük içinde.
Boya sarısı saçlı fahişe, dişler kankırmızı rujlu dudaklarını,
demir karyolanın gıcırtı senfonisi ve üstündeki adamın çoktan saymayı bıraktığı geliş gidişleri eşliğinde.
Bir tinerci arnavut kaldırımlı sokak arasında ölürken,
bir bebek rüyasında
meleklerin çizdiği mutluluğun en güzel resmini görür.
Yeni bir gün doğumunun sancısını çekerken İstanbul
Taze mezarında bir adam ağlar kendi ölümüne.

Dayanamış sormuştu eleni o adamı..Bilmem demişti. Öyle bir adam hiç oldumu.Ellerini paltosunun kollarına saklayarak.
ve düşünmüştü.Ölülerin ellerine ihtiyacı olurmu diye....

  Uzaktan vapur düdükleri geldi. Saat gene kaçı bilmem kaç geçiyordu. Zifiri bir karanlık cökmüştü sokağa.Sonuna kadar actı perdeleri.
Cılız ısığıyla sokak lambası hergeceki ıssızlığıyla üşüyordu. Aşağıda ayın savkı vurmuş bir deniz.
Balıkcı sandallarının uzak fenerlerinin ışıkları.Çinekop gözleri.. Balık kanatlarına yüklü balıkcı hayallari.  
Masal gibi biten son bulan yasamlar, öyküler gibi .



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Denizler Geçiyor İçimden [Şiir]
Yatağından doğar nehirler [Şiir]
Nar çiçeği bir akşam [Şiir]
Ihlamur kokulu aşklara, billur gözyaşı şişeleri [Şiir]
3.Cemre [Şiir]
Sen İstanbul'u kıskanırdın, İstanbul seni. [Şiir]
Sürülgen [Şiir]
Kayıp Krallık Yitik Kadın [Şiir]
Tuhaf sevişmeler [Şiir]
Asılı Kalırdı Yakamozlar [Şiir]


ZEYNEP DİDEM kimdir?

Hayat birşeyden ibaret aslında. Sevmek . Ve sevmek çrpınırken bir serçenin yüregi misali avuçlarında incitmeden kanatlandırabilmek gökyüzüne. Güzellikleri farkedebilmektir sevmek. Bakmasını degil görmesini bilmek. Hayat birşeyden ibaret. Koşulsuz ve cıkarsız Sevmek. . . Sadece sevmekten ibaret hayat. Nazımın da dediği gibi SEVMEKLE BAŞLAYACAK HERŞEY

Etkilendiği Yazarlar:
CAN YÜCEL,Murathan Mungan,Özdemir Asaf,Küçük İskender,Cezmi Ersöz,Turgut Uyar,Cahit Sıtkı,Selim İleri,Yaşar Kemal


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © ZEYNEP DİDEM, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.