..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir gün karşıma biri çıkacak ve bana: "Herşey olması gerektiği gibi olmaktadır, efendim" diyecektir. -A. Ağaoğlu, Yazsonu
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Soyut > Necat Dilaver




18 Şubat 2005
İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme - Daha - - Locke'ye -  
Sedat Dilaver'in büyük oranda-yüzde seksen- katılımıyla

Necat Dilaver


Kendi içinde kaybolmak istemeli insan, derine ve daha derine, kimsenin bulamayacağı, ulaşamayacağı, gerçeğin yazılı olduğu sayfalara varmalı.


:DDFF:
PART:1
Sadece çıktığını görürüz herhangi bir yerden. Anlamını henüz keşfedemediği bir kaçış mı yoksa küçük bir isyan mı bu yolculuk? Bir sorgulama başlıyor benliğinde anlığına karşı, belki de kazanamayacağı bir savaş, bilmediği ve öğrenemeyeceği düşmana karşı. İsterse evet isterse...
Kapı kapanır ama savaşı kim kazanmıştır, kurtulmuş mudur? Öz’ündeki bilince ulaşmış mıdır?
Sadece bir an yeterlidir anlaması için ne olduğunu. Yürür umutla, ısrarla ve farkında olmadan; bilmediği istekleriyle... Kurtulmak mı mutluluk? Yoksa geride bıraktıkları mı en doğrusudur? Korkar, yoksa bu da mı işlenmiştir benliğine? Belirsizlikten, bilinmezden korkar ve yine korkar, artık yüzünde sadece çocuksu bir ifade kalmıştır... Ne kadar yakındır doğruya, nereden bilebilir ki bu yürüyüşün sonunu? Hedefi nedir? Zaten soruların kendisi bir paradokstur,bu kısa yolculuğunda düşünceleriyse a priori-deneyden önce- paradoks...
Tek bir an yeterdi ona anlaması için, anlıklar değil...
Yolculuk başlar...
Birkaç adım ve bir dönemeç; isteklidir aynen devam eder yolculuğuna; bir umut yeşerir-yüzündeki ifadeden bellidir- duraksar; ümit? Nedir?... Hissettikleri, yaşama karşı bir istek, bir özlem midir? O anda birkaç gölge görünür, uzaktır, tanıyamaz gelenleri, yine de hazır değildir, kaçmak ister, dener ama başaramaz.
Bir ses:
-Merhaba
Durur, sese doğru yönelir, ilk defa hisleri kesindir ve yüzündeki ifadeye yansımıştır; istemediğini anlar, yardımı olacak mıdır konuşmanın kendisini tanıyan bu insanlarla? Mecbur hisseder; bu his, her şey bitmiş gibi bir haleti ruhiyeye bürünür. Kısa bir sürede hem umudu hem de umutsuzluğu tadar.
Arkadaşları yanındadır, iyi görünmeli ve samimi olmalıdır. Bu zorunlu ifade değişikliğinden sonra huzursuzluğu giderek artar. Bir şair olsa kendini bir suçluya benzetirdi herhalde, kelebeklerin ömrünü çalan bir hırsıza...
Suçluluk hisseder...
Aniden güler...
Her şey daha yeni başlıyordur, yüz ifadesi hatta vücudu artık yabancıdır...
Üç insan etrafını sarmış, üçünde de korku ve endişe dolu bakışlar; yabancısı olduğu çevrenin Öz’üne yabancılaşmış üç insan görür sadece... İçlerinden biri:
-Neyin var senin? Bir acayipsin
Donuk bir ifadeyle:
-Bilmem nasıl görünüyorum ki?
-Solgun ama ilginçtir mutlu gibisin
Bir diğeri:
-Farklı
Öteki hafif sırıtarak:
-Belki de sadece hastadır
-Yok, yok, bir şeyim yok. Biraz uykusuzum. Elimi yüzümü yıkayayım geçer.
Yanlarından uzaklaşır ve tuvalete girer, yüzünü yıkar birkaç kez, bu esnada sürekli aynaya kaçamak bakışlar atar, korkar, bakamaz, korkar yabancı birini görmekten, birkaç nefes alır çenesinden damlayan sular eşliğinde ve toplar gücünü, kafasını kaldırır, beş-on saniye aynaya bakar, kendini inandırmaya çalışır ve mırıldanmaya başlar:
-Bir şey yok, bir şey yok, kendine gel, korkma.
Duraksar ve bu kez gözlerini kapatır ve tekrar güvenle başını kaldırır; sadece o an için farkındadır:
-Kötü bitecek, sonu yok bu kaçışın
Hafifçe gözlerini açar...
O an aynadaki insana yabancılaştığını hisseder;
Mutlu-mutsuz, üzgün-sevinçli vs...tüm yeni duygularıyla;
Bir gülücükle; Elveda der tanımadığı insana.
Kapıya doğru yönelir ve çıkışta duraksar; bir başka kapı ve geride bıraktıkları.
Yaslanır kapıya, kafası önde elini cebine atar ve sigarasını çıkarır, yakar.
Çıkan duman, acı bir folk ezgisi.
Hafifçe başını kapı koluna doğru çevirir.

Ve oradan çıkar...
Kapıyı kapatmadan...
PART:2 -TANRIYLA DİYALOG-
Yürür yavaşça; toz bulutuna benzer, yavaşladıkça uzaklaşır insanlardan. Artık koridorda kimse yoktur, rahatlar...
Aniden kafasını kaldırır, güvenir kendine
Oysa yalnızlık dolu yenilgilerdir hayatı. Belki de tüm evren, tanrı.

Adam:-Elleri havadadır-
-Merhamet etme bana, döndürme beni yolumdan.
Tanrı:
-......(ses yok)
Adam:
- öldür beni!
Tanrı:
-......(ses yok)
Adam:
-     Öldür beni. Lime lime et. Ben birleştireyim parçalarımı, bu değil mi ki bu yolun amacı? Böylece korkmam ölmekten. Ya da hayır ben korkmuyorum bu başlangıçtan.
Tanrı:
-.......(ses yok)
Adam:
-Bu yol bana gider, bende biter. Bırak ben yapayım beni.
Tanrı:
-Toz bulutu dağılır.


Ve adam mırıldanır;
...Olmaz, olmaz
Günler gelmez
Kuşlar ötmeyince zaman geçmez
Uzak...
Dahası; offoooooooffffff
Mutluluk;
Buradan çok uzakta benim için
Aşk da;
Hep aynı manzara
Götürür geçmişe
Aynı anılara
Her görüntüde bir hayalim;
Ötesine geçemediğim

Gitmeli ve kurtulmalı
RÜZGARDA SAKLI GERÇEĞİ BULMALI...

PART:3
...DERKEN UZUN BİR KORİDORA GELMİŞTİR, HERŞEYİN SONUÇLANACAĞI SAVAŞ ALANINA.
Işığı görür, çıkış kapısından içeri dolan ama sadece kısıtlı bir alanı aydınlatan parlaklığı, sanki gece güneşi gibidir,t ek farkı gün hiç doğmaz, hep karanlık, ilerledikçe ışığa doğru karanlık artar ve aniden duraksar, hafif bir gülümseme ile tekrar hareketlenir, aynı anda kapısını göremediği çıkıştan gölgeler giriş yapar ve tüm insanlar belli bir düzende sola ve sağa ayrılır, kendisine doğru gelmeye başlar, kaçar gibi bir ifade görür ilk karşılaştığı gencin suratında, diğer yüzleri bekler heyecanla, bir umut, bir diğeri ve diğeri, etrafından insanlar hızla geçerler ama hepsinin başı önde, anlayamaz ne olduğunu, etrafına bakar, bakar ve bakar... Evet, insanlar onun ulaşmak istediği yerden hızla uzaklaşıyorlardır, yeniden duraksar fakat zorunlu bir aradır bu seferki, kolunu biri tutmuş, hafifçe sola doğru çevirmiştir onu, adamın kendisini tanıdığı bellidir fakat adam için bir şey hissetmediği çok açıktır, adam:
-Yanlış yoldasın
Der ve devam eder
-Şu haline bir bak. Değer mi tüm bunlara, sana sunulan yaşa ve asla sorgulama
Cevap sert olur:
-Bu aptal PRATİK hayat, bu sizin hayatınız, benim değil.
Adam atılır:
-Farkında değilsin der sessizce sonrasında ise ‘farkında değil’ diye bağırır sonra ve herkes aniden durur, adama doğru bakar.
-Ne bulacağını sanıyorsun? Mutluluk, sevgi, aşk, sonu yok bu kaçışın.
Adam, kolunu hızla çeker ve o anda:
-Mutluluğu, sevgiyi, aşkı pratik değil teorik olarak yaşamak istiyorum ve unutma ki KARANLIĞIN EN KOYU ANI, AYDINLIĞA EN YAKIN OLDUĞUN ANDIR, tek yapmam gereken yolumu kaybetmemek.Ve şimdi daha iyi anlıyorum, o karanlığı yaratan da arttıran da bizleriz ve kurtuluşumuzu yine biz sağlarız.
Diğer adam hafifçe güler ve:
-Mutluluk, sevgi, aşk. Sen de aynı sıra ile söyledin, bizler gibisin kurtulamazsın...
-Ben başarabilirim.
Bu son söz, herhangi bir etki yapmaz adamda. Hatta bunu bekliyordur, cevabı da hazırdır, hafif sırıtarak ve etkilerinden emin:
-Ne farkın var diğer insanlardan, küçük bir andan başka...
Der ve yavaşça uzaklaşır...
Yine birçok yanıtsız soru kafasında, yolun yarısında daha, ne için? Değer mi buna? Yine kafası karışmıştır, geriye doğru bakar ve sol duvara yaslanır...
Birkaç saniye düşünür, düşünür ve düşünür...
Etrafına bakınır ve biraz önceki adamın arkasından hafifçe bağırır:
-Vazgeçmek olur mu-ses tonu azalarak- desem;
Üzgün ve hüzünlü bir ifadeyle, sinirle bağırır:
-Kıyısındayım hayatın desem
-Ufak bir sarsıntı bekliyorum desem
-Düşmek için hayata
-Ama bilmiyorum desem
-YOLUM NEREYE...
Son sözlerini, zaten vazgeçtiği yolun çıkışına sırtını dönerek söylemiştir.
Yaslar sırtını ışığa.
Bir kağıt parçası geçer; beni gör diye.
Ve durur sol yanında.


PART:4

Adam gözlerini açar. Doğru mu yapmıştır vazgeçmekle. Hem o da sıradan bir insandır. Şimdi tam anlamıyla hayata dönmüştür. Aslında eski yaralarına yenileri eklenmiştir, o kadar.
Adam ayağa kalkıp ellerini göğsünde bağlar. Gözlerini kapar. Sonra tekrar ellerini tanrıya yakarır gibi açar ve şu sözler duyulur ağzından:
‘ -Ölümümüzdür tanrımız
-Tanrıysa anlıklardan kaçan insan
-Tanrım; Güç ver kullarına bu yolculukta, sana rağmen yapar mısın bunu?
-Rastlantısal ideler oluşturur ölüm nedenlerimizi
-İntihara düşkün ruhlarımızdır yoldan çıkaran bizi ve sana ulaştırır yine o ruhlarımız, anlıklarımız’ der.
Gözlerini açıp ellerini yavaşça indirir. Yürümeye başlar.
Bir müzik duyulur Mahler’in The Titans’ı.

Bir ses duyulur inceden:-Tanrı-
-Kendi içinde kaybolmak istemeli insan, derine ve daha derine, kimsenin bulamayacağı, ulaşamayacağı, gerçeğin yazılı olduğu sayfalara varmalı.



.Eleştiriler & Yorumlar

:: Anlak: Zeka. Anlık: Düşünme, bilme yetisi.
Gönderen: Necat Dilaver / Ordu/Türkiye
24 Şubat 2005
Locke'nin 'İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme' adlı çok eski eserine bir göndermedir bu başlık. Anlak zeka eş anlamlısıdır anlıksa anlama gücüdür. Anlığın ustan farkı idelerin bilgisine duyarlıktan bağımsız olarak varır. Saygılar.

:: anlık
Gönderen: batu özyurt / İstanbul/
23 Şubat 2005
Merhaba Anlık'tan Kastınız " Anlak " olabilir mi?




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın soyut kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ellerini Yüzünden Çeken Adam
Pisuvar...

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ölüm ve Aşk...
Mektup...
Aynı Kıza Aşık Olan İki Genç, Aynı İple İntihar Etti...
Uyku...
Ölüme Kanayan Adam
Dert...
Hiç...
Su ve Yaşam...
Garip
Açlık...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Seni Seviyorum [Şiir]
Aç Gözlerini [Şiir]
Aşkın İspatı Hüzün [Şiir]
Beni Yokluğumda Seveceksin [Şiir]
Mevlana [Şiir]
Ahirette Anarşi [Şiir]
Yangın Yeri ve Manolyalar... [Şiir]
Kadın Adları Sözlüğü... [Şiir]
İzedebiyat ve Kendini Şair Sanmak [Şiir]
Soğuk Sarı Saçlı Kız Çocuğu [Şiir]


Necat Dilaver kimdir?

Ara-yış. . . Şiirde, öyküde ve yaşamda; 'ara' da kalma ederi: Arayış. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Umut, ekmek, sömürü, tanrı, insan, hayat, hüzün...


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Necat Dilaver, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.