..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Işık verirseniz, karanlık kendiliğinden yitecektir. -Erasmus
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Dilbilim > Oğuz Düzgün




8 Nisan 2006
Türkçe ve Çince  
Oğuz Düzgün
Bildiğimiz gibi Çince gibi diller yalınlayan diller grubuna girmektedirler.


:EIHF:
(Yazarın yazıları www.edebigazete.com sitesinde de yayınlanmaktadır.)

Türkçe Yalınlayan Bir Dil mi?

Bildiğimiz gibi Çince gibi diller yalınlayan diller grubuna girmektedirler.Yani bu dillerdeki kelimeler, cümle içinde vurgu ve tonlamaların değişmesiyle, değiştirilmeden farklı farklı anlamları verebilmektedirler.Yalınlayan diller için bazen Tek heceli diller de denildiği olur.Ancak Doğan Aksan gibi bilginlere göre bu tabir eksiktir.Çünkü, bu diller sadece tek heceli kelimelerden oluşmazlar.Biz yine de konuyu daha iyi anlamanız için Yalınlayan dil kavramının “efradını cami, ağyarını mani” bir tanımını yapmaya çalışalım. “Sözcükleri çekime girmeden ve ek almadan ya da Hint Avrupa dillerindeki gibi bükümlüleşmeden kalan, ancak kelimelerinin vurgu ve tonlamasındaki, cümlede konuldukları yerlerdeki değişimlerle yeni yeni anlamlara gelmesi özellikleriyle, diğer dillerden ayrılan dillerdir” diyebiliriz.Bazı dilbilimciler İngilizce’nin de yalınsılaşmaya başladığını ispat etmeye çalışmışlardır.Biz Türkçe’nin yalınlayan bir dil olduğunu ispata çalışmayacağız.Fakat pek çok değişik özellikleri olan Türkçe’nin bir de bu yönünün varlığına dikkat çekeceğiz.
Biz öncelikle şunu bir ifade edelim.Türkçe bize göre yalınlayan bir dil değildir.Fakat tabiri caizse adeta Üç Boyutlu bir dildir.Üç boyut tabirini anlam çokluğuna kinaye olarak söylüyorum.Türkçe bazen iki, bazen beş, bazen de on boyutlu olabilmektedir.Hatta insanın aklına bazen şöyle bir soru gelebilmektedir.Bugün anlamsız olarak kabul edilen ekler eskiden bir anlama sahip miydi?Örneğin –ler çoğul eki eski bir kelimeden kalan ve anlamı unutulan bir kelime mi?Şimdiki zaman eki olan –yor ekinin “yorumak” fiilinden geldiği bilinmekte.Ya da şimdi ek görünümünde olan ek fiillerin aslının “imek” fiili olduğunu biliyoruz.Bu çok yoğun ve köklü bir araştırmayı gerektiren bir soru..Fakat elimizdeki verilere mesela Orhun Abide’lerine, Sümer Yazıtlarına dayanarak şunu söylememiz mümkün ki, Türkçe’deki eklerin en az iki-üç bin yıldır böyle var olduğu ve anlamsız olduğu ortadadır. Şimdi sizlerle birkaç cümleyi üstelik hiç zorlanmadan hemen aklımıza gelen birkaç cümleyi inceleyelim.Türkçe’nin bu çok boyutluluğunu müşahede edelim.

Sen buraya gel! Şimdi bu cümlenin anlamı gayet açıktır.Peki hafif bir vurgu değişimiyle
Bu cümledeki kelimeler hiç değiştirilmeden yepyeni bir cümle oluşturabi-
lir miyiz? Evet..

“Sen, bu raya gel.”.Şimdi çağrılanın nereye geleceği belli oldu..O tren rayına çağırılmaktadır.

Şimdi Senbur adında birisini var sayalım. “Senbur aya gel!” Birisi Senbur’u aya çağırmaktadır.

Ya da “Senbu” adındaki birini raya da çağırabilirdik..Aklımıza geliveren bir başka örneği inceleyelim.

“Ben seni seviyorum”.

“Ben, sen İsevi yorum”.. Hepimiz İsevi yorumuz demek isteyen birisi..(İsevi Arapça ama Türkçe onu kendine uydurmuş)

“Bense ni seviyorum?” İşte alın size bir soru..Bense ne seviyorum manasında bu ni kullanımı Türkçe’mizin ağızlarında mevcut.



Bir başka örneğe bakalım:

“Gel yazı yazalım”

“Gel yazı yaz! alım” Mana değişti vurgu da değişti..

“O adam kör müdür?” Hem soru manasını hem de müdürün kör bir adam olduğunu söylüyor.

“Evet doğrudur”…Söylediklerin doğru manasında..

“Evet doğru dur!”Doğru durmasını emrediyor..

“Ev, et doğrudur..” Ev ve et doğrudur manası var…

“Yalan söyleme bana…”Yalan söylememesini istemiyor..

“Yalan söyle me bana!” Hem yalanmasını hem de kuzular gibi me demesini istiyor.

“Yalan!,söyleme bana!” Sadece yalanmasını istiyor..

“Yalan söyleme, bana”../Yalan söylemek benim içimdir.Burada –me mastar eki..

“Meban” adında biri olduğunu varsayalım:

“Yalan söyle Meban’a”

“Eban” adında biri olduğunu varsayalım

“Yalan söylem Eban’a”

“Eba” yı Aramice’deki Baba olarak kabul edelim..Ya da Aba manasında..ya da Ebe..

“Yalan söylem Ebana”(Senin Babana)

Ya da;

“Yalan söyleme, ban a!”..Sakın yalan söyleme ama ekmeğini ban haaa manasında

Birisine beddua ediyor:

“Yalan söyleme bana!…” Yani ekmeğini yalan bir söyleme bansın manasında…

“Okulun neresine gittin?” Burada mana açıktır..Doğulu bir vatandaşımızın konuştuğunu var sayalım..

“O kulun neresin egittin?” O kulu hiç eğitmemişsin,onun neresini eğittin? Diyor…

Ya da “O kulun neresine gittin?” O bir kul ve birisi de ona gidiyor,bir başkası da onun neresine gittiğini soruyor..

Ya da “O kulun nere sineg ittin?” Kulun sonundaki n olmasa çok değişik bir anlam çıkıyor..

Gerçekten bu iş zeka bulmacası gibi bir şey..Türkçe gerçekten sihirli bir dil..Başka dillerde olmayan pek çok özelliğinin yanında Türkçe’nin bir de bu özelliği gerçekten takdire şayandır.

“Gülümser’in kızı verdi”… yani bu elimdeki nesneyi veren Gülümser’in kızı..

“Gülümser! in kızıverdi.”.Yani birisi kızmış o da Gülümser’in inmesini istiyor..

“Gülüm serin kızıverdi…” Serin olan gülüm birden sıcaklaştı..

“Gülümser in, kızı verdi.”.Gülümserin kocası kızını annesinden kaçırmıştı..Gülümser de binanın tepesine çıkmıştı intihar için..Arkadaşı geldi ve onun inmesini söyledi..Çünkü baba kızı geri vermişti..

“Gülüm serin kı Zıverdi.” .Bir kadın kızına sesleniyor..Gülümü kuruması için serin diyor..Kızın adı da Zıverdi olsun…Ya da Gülüm ser, in kı Zıverdi!

1Gülümse Rin, kızı verdi.”.Rintintin kız istemeye gitti..Kızın babası da kızı verdi..Arkadaşları da Rintintin’e gülümsemesini söylüyorlar..

Ya da “Gülümser’inkı Zıverdi.”.Yani Gülümser’inkinin adı Zıverdi…

Ya da “Gülümser’inkı “zı” verdi”..Gülümserin’ki yazılı olan zı harfini verdi.. Hatta bu cümlenin kelimelerinin yöresel kullanımlarını da düşündüğümüzde çok fazla manalara gelebileceği aşikardır..Bu cümleler gelişi güzel seçtiğimiz cümleler olmasına rağmen bu denli farklı anlamları içermeleri gerçekten gariptir..

“Birinci sınıflamada sıfatları gördün ya”..Mana açık..

“Birinci sınıf lamada sıfatları gördün ya.”. Adama Birinci sınıf Lama hayvanının sıfatları anlatılmış.Ya da birinci sınıf talebelerine söylüyor..

“Birinci sınıflamada sıf atları gördün ya”…Gerçekten de çoğu zaman sırf ,sıf gibi söylenir.

“Bir inci sınıflamada sıfatları gördün ya.”.Bu sınıflamanın bir inci olduğu anlatılıyor..
“Birinci sınıflamada sıfatları gör dünya!” Dünyanın da bu sıfatları görmeleri isteniyor..

Bu örnekler çoğaltılabilir.Herhangi bir cümlede bizim verdiğimiz örneklere benzer örnekleri sizler de bulabilirsiniz.Evet Türkçe’nin bu özelliği de apayrı bir güzelliktir.Türkçe bu yönüyle şairlerin,ediplerin ve hatta din adamlarının dilidir.Uzaylı varlıklar bir dil konuşuyorsa bu muhtemelen Türkçe gibi bir dil olmalıdırÇünkü bu denli mana boyutlarını bir cümleyle ifade edebilen bir dil yok gibidir.Hiç birimiz çoğunlukla, yukarıdaki örneklerde verdiğimiz cümlelerdeki anlam boyutlarının tamamını bir anda hissedememişizdir.Fakat üç boyutlu resimlerdeki farklı şekillerin biraz dikkatle anlaşılması gibi,Türkçe cümlelerin ve kelimelerin hatta eklerin anlam farklılaşması derin bir dikkatle anlaşılabilir.Bu ise apayrı bir zevktir anlamasını bilene.Bir yerde bu bizim verdiğimiz örnekler,dillerin pek çok yönden ortak özelliklere sahip oduğunu da ispatlamaktadır.Dünya üzerinde yalınlayan dillerde görülen bu özelliğin Türkçe’de de bulunması ortak dünya dilinin bir kalıntısı olabilir mi? Diye insan düşünmeden de edemiyor. Hadi bakalım sizler de bu güne kadar fark etmediğiniz bu güzellikleri araştırmaya koyulun..
Eminim ki, Türkçe’de daha farkına ve tadına varamadığımız nice güzellikler mevcuttur.Sizler de bu bulduğunuz özellikleri insanlarla paylaşın ki, insanımız artık dilinden, yaşamından ve ülkesinden tam bir zevk alabilsin..



.Eleştiriler & Yorumlar

:: Keşke
Gönderen: Ersen Gültepe / , Türkiye
24 Aralık 2009
evet evet keşke sizin gibi türkçenin güzelliklerinin farkında olan insanların sayısı artsa. Hesap fişine adisyon denen, kaydetmek kelimesini kullanmaktan utanıp seyv (save) ettim diyen :)) kendini dilini kültürünü başkalarından aşağı gören bir millet olduk. Orhun abidelerinde Göktürk hükümdarı "çinliler milletimi ipeği ile çin kızları ile kandırdı" demişti. Acaba şimdi bizi kimler neyle kandırıyor ?

:: Keşke
Gönderen: Ersen Gültepe / , Türkiye
24 Aralık 2009
evet evet keşke sizin gibi türkçenin güzelliklerinin farkında olan insanların sayısı artsa. Hesap fişine adisyon denen, kaydetmek kelimesini kullanmaktan utanıp seyv (save) ettim diyen :)) kendini dilini kültürünü başkalarından aşağı gören bir millet olduk. Orhun abidelerinde Göktürk hükümdarı "çinliler milletimi ipeği ile çin kızları ile kandırdı" demişti. Acaba şimdi bizi kimler neyle kandırıyor ?

:: Keşke
Gönderen: Ersen Gültepe / , Türkiye
24 Aralık 2009
evet evet keşke sizin gibi türkçenin güzelliklerinin farkında olan insanların sayısı artsa. Hesap fişine adisyon denen, kaydetmek kelimesini kullanmaktan utanıp seyv (save) ettim diyen :)) kendini dilini kültürünü başkalarından aşağı gören bir millet olduk. Orhun abidelerinde Göktürk hükümdarı "çinliler milletimi ipeği ile çin kızları ile kandırdı" demişti. Acaba şimdi bizi kimler neyle kandırıyor ?




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın dilbilim kümesinde bulunan diğer yazıları...
Dikkat! Bulaş Virüsü Bulaşıyor
Düşünmek Fiili Üzerine Yapısökümcü Bir Düşünme Denemesi
Fince Türkçe Benzerliği
İbranice - Hintçe Kardeşliği
Türkçe'nin Şifresi - Türkçe'nin Üstünlüğü - 2
Adem ve Havva Dili
Esperanto ve Türkçe
Türkçe'mizin Ermenice'ye Etkileri
Türkçe'nin Şifresi - Türkçe'nin Üstünlüğü - 1
Sümer'e Farklı Bir Bakış

Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Atomda Dna Var mı?
Tebbet Suresindeki Mucizeler
Çoklu Hücre Modeli
İslam Bilim Müzesi
Nasreddin Hoca Yazar Oldu
Hangi Tanrı?

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sen Var Ya Sen! [Şiir]
Çakkıdı Çakkıdı [Şiir]
Bâlibilen Dilinde Şiir [Şiir]
Üç Boyutlu Şiir [Şiir]
Miraciye [Şiir]
Sağanak Sen Yağıyor [Şiir]
Bülbüller Şehri İstanbul [Şiir]
Türkçe Hamile Beyanlara [Şiir]
Burası Sessiz Biraz [Şiir]
New Orleans'lı Siyahi Kirpiklerin [Şiir]


Oğuz Düzgün kimdir?

Yazar edebiyatın her alanında çalışmalar yapıyor.

Etkilendiği Yazarlar:
Bütün yazarlardan az çok etkilendi. Zaten insanoğlunun özelliği değil midir iletişimde bulunduğu varlıklardan etkilenmek?


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Oğuz Düzgün, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.