..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Ağlamak da bir zevktir. -Ovidius
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Bilimsel > Dilbilim > Diren Yardımlı




1 Eylül 2006
Ural - Altay'ı Sorgulamak  
Türkçe'nin Kökenleri Üzerine Küçük Bir İnceleme

Diren Yardımlı


Ural-Altay dil ailesi hâlâ bir hipotezdir, henüz bilimsel geçerlilik kazanmış bir kuram değildir. Birçok kültürel ve politik güdüyle de önem kazanan bu sav, temelinde iki farklı dil ailesi olan Ural ve Altay dillerinin ortaklığını ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Ancak 19. yüzyıl başında ortaya atılan bu kuram, bir tarafıyla "patolojik bilim"in güzel bir örneği sayılabilir, çünkü temelinde bilimsel kaygılar değil, Finler'i Avrupalı'lardan koparmak gibi politik güdüler yatmaktadır. Bununla birlikte Ural-Altay savını destekler nitelikte görünen bazı bilimsel veriler de yok değildir.


:AJBHI:
Bilimsel değil, kültürel ve 'ırksal' yaklaşımlar
İzEdebiyat yazarlarından Oğuz Düzgün "Fince Türkçe Benzerliği" adlı yazısında Fince ve Türkçe'nin aynı dil ailesine ait olduklarını öne sürmektedir. Bunu da bir sözcükler dizini eşliğinde, ses ve sözcük yapısındaki benzerliklerinden yola çıkarak yapmaktadır. Bu iddia -yani Türkçe ve Fince'nin kökenlerini buluşturma çabası- aslında uzun zamandır ortadadır ve arkasında önemli miktarda politik-kültürel güdü yatıyor olsa, bir türlü gündemden tamamen düşmemesini sağlayan bazı bilimsel verilerle de ayakta tutuluyor. Yine de günümüzde bu konuya merak saran birinin ilk karşılaşacağı şey, bu konuyla ilgili kaleme alınmış çalışmaların yetersizliği olacaktır; dolayısıyla bu iddialı savı pekiştirmek isteyenlerin herşeyden önce bir şeyler "iddia etmeyi" bırakıp, bu konuda ciddi araştırmalar yapmaları gerekiyor. Bu araştırmalar yapılıncaya dek de Türkleri bugünkü "Avrupalılarla" bağdaştırmak (ya da karşı taraf durumunda, bu bağı ortadan kaldırmak) için yapılan politik "dilbilim çalışmalarıyla", bilimsel kaygılarla yapılan gerçek araştırmaları birbirinden titizlikle ayırmak gerekiyor.
   Fince ve Türkçe'nin benzeşmesine gelince, herşeyden önce dillerin kökenleri üzerine bugüne dek bilinenlere bir göz atmak gerekiyor. Öncelikle iki kökendaş dil arasındaki bağı sözcük (ve harf) benzerliklerinden yola çıkarak bulmak insanı yanıltabilir. Bu bağlamda Fince'nin birçok açıdan Türkçe'den çok İsveççe'ye ya da Norveççe'ye benzediğini görürüz. Ancak kaydadeğer bir benzerlik dilbilimsel alanda kendini gösteriyor. Fince'nin de Türkçe gibi son-ekli bir dil olması bunların arasında en belirgin faktördür. Ses uyumu faktörü de önemli bir noktadır; ancak başka dillerde de ses uyumu bulunmaktadır (örn. Farsça) Yumuşama ise daha az belirleyici olan bir faktördür, zira birçok Hint Avrupa dilinde bile yumuşama kuralı bulunmaktadır. Bir dipnot olarak belirtmekte yarar var; adı pek 'Avrupai' duyulan Finlandiya'nın (İng. Finland) gerçek adı aslında Suomi'dir. Bu addan da anlaşılacağı gibi Finlandiya Latin kültüründen ve Hint Avrupa kökenlerinden uzak durmaktadır (ya da en azından "duyulmaktadır").
   Dil kökenleri üzerine yapılan araştırmalarda, yazının başında da belirttiğim gibi ne yazık ki sosyo-politik güdüler, görmezden gelinmeyecek kadar ön planda durmaktadır. Bu nedenle de bu konuda yazılan makalelere her zaman eleştirel bakıp, kültürel ve politik yaklaşımları ayıklayabilmek gerekir. Macarlar Türkçe'yle yakınlıklarını yadsımazlar, çünkü kültürel olarak Türkler'den tarih boyunca etkilenmişlerdir ve bir ortaklık görme fikrinden hoşnutturlar. Her iki kültür de imparatorluk-kökenlidir ve Türk kimliği bugün Avrupa'da ne denli olumsuz bir takım çağrışımlar beraberinde anılsa da köklü bir tarihi geçmişe sahiptir ve bu yüzden Türklerle aynı "kökenden" olma fikri Macarlar için bir övünç kaynağı olabilmektedir. Bununla birlikte, bu durum, Macarca'nın Türkçe'yle olan bağlarını açıklamak için geçerli bir neden olamaz. Kültürel, hatta coğrafi olarak ne kadar benzeşirsek benzeşelim, dil ortaklığı bambaşka bir şeydir. Benzer bir kültürel "bulandırma" durumu (ki Ural-Altay savının temelinde bu hesaplaşma yatmaktadır) İsveçliler ve Finler arasında görülmektedir. Burada Türk-Macar benzerliğinin tam tersine, İsveçliler Finleri kendilerinden saymama çabasındadırlar. İsveçliler bir takım kültürel duygularla Finleri "aşağı ırk" olarak görme eğiliminde oldukları Moğollarla aynı görmek isterler ve bu yüzden Fince'yi kolaylıkla bir Asya dili olarak göstermeye çalışırlar ve bu yönde 'bilimsel' savlar öne sürerler.

Ural-Altay nedir?
Ural-Altay dil ailesi kuramı hâlâ bir hipotezdir. Yani henüz bilimsel geçerlilik kazanmış bir kuram değildir. Birçok kültürel ve politik güdüyle de önem kazanan bu sav, temelinde iki farklı dil ailesi olan Ural ve Altay dillerinin ortaklığını ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Ancak 19. yüzyıl başında ortaya atılan bu teori, bir tarafıyla "patolojik bilim"in güzel bir örneği sayılabilir, çünkü temelinde bilimsel kaygılar değil, Finler'i Avrupalı'lardan koparmak gibi politik güdüler yatmaktadır. Bununla birlikte Ural-Altay savını destekler nitelikte görünen bazı bilimsel veriler de yok değildir.
   Ural dilleri gerçekte üç kola ayrılır. Fince, İskandinavya'da yaygın olarak konuşulan Sami dilleriyle birlikte Finno-Permik dilleri arasında yer alır. Macarca da yine bir Ural kolu olan Ugrik diller arasında gösterilmektedir. Türkçe'yi Ural dilleriyle bağdaştırma çabası başarılı olursa, bir anda Türkiye, Estonya, Finlandiya, Macaristan, Norveç, Romanya, Rusya ve İsveç gibi bir dizi Avrupa ülkesiyle aynı kültürel çatı altına girmiş olacak. Zira bu ülkelerin hepsinde Ural dilleri yaygın bi biçimde kullanılmaktadır. Ancak ironik bir şekilde dil aileleri ve etimolojik araştırmalarda, meydanın tam bir kaos görünümünde olmasının önemli bir nedeni (bugün hiçbir dil ailesi sınıflandırması saltık değildir, ve en kesin gözüyle bakılan kümelendirmelere bile karşı çıkanlar vardı) de Türklerin ta kendileridir. Tarih boyunca doğudan batıya ve kuzeye doğru göçen Türkler, deyim yerindeyse, bütün dilleri birbirine katmıştır ve bu sürecin sonunda sık sık hangi dilin hangi özelliğinin bu göç sırasında oluşan etkileşimden kaynaklandığını, hangi özelliğinin ise "ırasal" olduğu belirlenememektedir.
   Ancak Türkçe Ural dillerine dahil değildir; Azerice, Kırgızca, Tatarca Türkmence, Karaçayca, Kazakça Yakutça vb. dillerle birlikte Altaik diller ailesine aittir. Moğolca da Altaik diller arasındadır. Bu teoriden yola çıkarak bazı "ırkçı" "bilimadamları" (Herman Lundborg ve Gustav von Düben) Finlerin kökenlerini Moğollara götürmek istemişlerdir. Korece de zaman zaman Ural dilleri arasında sayılsa da, bir görüşe göre "yalıtılmış dil", yani hiçbir aileye ait olmayan diller arasında sayılır. Japonca'nın da Altay dillerine ait olduğunu öne süren bir dizi bilim adamı vardır.
   Modern dilbilimsel (linguistik) çalışmalar Ural ve Altay dilleri arasında herhangi bir köken ortaklığı ortaya koyamamıştır. Hatta Altay dilleri diye bir sınıflandırmanın bile geçerlililiği tartışılmaktadır. (örn. 1963, Altay dillerini üç farklı aile olarak sunan Doerfer) Anti-Altay olarak adlandırılan bu görüşe göre Altay dilleri adı altında toplanan dillerin arasındaki benzerlik tamamen coğrafi yakınlık ve kültürel etkileşimle oluşmuştur ve bu diller aslında aynı aileye ait değillerdir. Ancak bu, başka bir yazının konusu olabilecek kadar geniş bir tartışmadır. Ural ve Altay dillerinin Ural-Altay adı altında kenetleme çabası yerine bazı bilim adamları (örn. Joseph Greenberg ve Bernard Comrie) her iki ailenin (Uray ve Altay) Nostratik ya da Avrasya dilleri adında daha geniş bir aileye mensup olabileceklerini düşünürler. Bu kuramın geçerlilik kazanması durumunda Türkçe, sadece Fince ve Macarcayla değil, Yunanca ve bütün Hint-Avrupa dilleriyle aynı kökenlerden geliyor olacaktır. Ural-Altay dil ailesi teorisi ise son zamanlarda geçerliliğini iyice yitirmiş görünüyor, bunun yerine Ural ve Yukagir dilleri arasında bir bağ kurmayı hedefleyen Ural-Yukagir kuramı geçerlilik kazanıyor. Yukagir dilleri Rusya'dan, daha belirgin olarak Sibirya'dan gelmektedir ve şu anki bilimsel veriler dahilinde Altay dilleriyle herhangi bir ortaklık göstermemekte.
   Ancak Altay dilleri teorisi doğarken, bütün tartışmaların arasında 1862'de Finlandiyalı etnolojist ve filolojist Castrén Türk dillerini Ural dilleri arasında göstermiştir. Bir sav ki, Ural-Altay savunucularının dikkatle üzerinde durmaları gerekir. Aynı şekilde Macarca'yı Altay dilleri arasında göstermeye çabalayan bilim adamları da olmuştur. Ama bu sav, hiçbir zaman pek geçerlilik kazanamamşıtır.
   Ural ve Altay dillerinin ortaklığını savunanlar ise bu ortaklığın temelinde "okunuş" benzerliklerini gösterirler. Her ikisinde de ses uyumu faktörünün olması bu hipotezi güçlendirir. Son-ekli olmaları ve eril-dişil ayrımının bulunmuyor olması da bir diğer benzerlikleridir. Ancak bu tür benzeşmeler, tek başlarına "aynı aile" savını destekleyecek denli kanıt sunmaz. Bu tür benzerlikler coğrafi etkileşimden olabileceği gibi, tamamen tesadüf de olabilir.
   Son olarak ortak kökenlerden gelen dillerde, az da olsa ortak bir sözcük hazinesi bulunması beklenilebilir. Türkçe üzerine yayınlanmış etimolojik sözlüklerde bir çok Moğolca köke rastlayabiliyoruz, bunun yanısıra Almanca, İngilizc, Fransızca, Rusça, Yunanca, İtalyanca ve bol bol Arapça ve Yunanca kökene rastlayabilmemize karşın tek bir tane Fince kökenli sözcük bulunmuyor. Başka bir deyişle Türkçe, etimolojik bağlamda Fince'den apayrı bir kaynakta ve kültürel çevrede gelişmiş görünüyor. Elbette bu da tek başına Ural-Altay kuramını çürütmeye yetecek bir sav değildir, ama kuramla ilgili kuşku duyanları bir açıdan daha haklı çıkarabilir.

   Sonuç olarak Türk dillerini, Macarca ve Fince'ye bağlama çabası bilimsel olarak koşulları bir hayli zorlamayı gerektirecektir. Bununla birlikte dil kültürel kökende önemli bir faktör olsa da, herşey demek değildir ve Türkler'in kökenlerini Finler ve özellikle de Macarlar ve Bulgarlar'la bağlamayı isteyecek biri, hiç kuşkusuz dil benzeşmesinden çok daha belirgin öğeler bulacaktır. Finlandiya'nın başkentten sonraki en büyük şehrinin adının Turku olması haritada hemen dikkat çekecektir. (Ancak bu ad benzerliği yanıltmasın, bu adın etimolojik kökeninde Rusça'da pazar yerine anlamına gelen "turgu"nun yattığı sanılmaktadır). Hepsi bir yana, dil kuramlarını etnik kökenleri araştırmak için bir yol olarak görmek tehlikeli bir yanılgıyı da beraberinde getirebilir, çünkü Türkler ve Finler aynı dil "genlerini" taşıyor olsalar da aynı DNA'ları taşıyorlar anlamına gelmez bu. Hint-Avrupa dil ailesine ait görünen ve Kuzey Denizinin ortasında, kuzey kutbundan önceki son durak olan İzlanda'nın etnik olarak Hintlilerle bağını bulmak kolay olmayacaktır.

Kaynakça:
Encyclopædia Britannica Eleventh Edition
Miller, R.A.: Languages and history. Japanese, Korean and Altaic, Inst. for Comparative Research in Human C, 1996, [ISBN 974-8299-69-4].
Starostin, S.A., Dybo, A., Mudrak, O., Etymological Dictionary of the Altaic Languages, Brill Academic Publishers, June 2003, [ISBN 90-04-13153-1].
Johanson, L. & Csató, E. Á. (eds.) 1998. The Turkic Languages. Routledge: London. ISBN 0-415-08200-5.
Deny J. et al. 1959. Philologiae Turcicae Fundamenta. Wiesbaden.
Schönig, C. 1997/1998. A new attempt to classify the Turkic languages (1-3). Turkic Languages 1/2.
Clauson, G. 1972. An Etymological Dictionary of Pre-thirteenth-century Turkish. Oxford
Joseph H. Greenberg, Indo-European and Its Closest Relatives: The Eurasiatic Language Family, Volume 1, Grammar. Stanford: Stanford University Press, 2000. ISBN 0-8047-3812-2
Joseph H. Greenberg, Indo-European and Its Closest Relatives: The Eurasiatic Language Family, Volume 2, Lexicon. Stanford: Stanford University Press, 2002. ISBN 0-8047-4624-9
Winfred P. Lehmann, Pre-Indo-European. Washington, DC: Institute for the Study of Man, 2002. ISBN 0-941694-82-8.

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Türk Diline Dair
Gönderen: Cemal Zöngür / , İsviçre
21 Temmuz 2016
Okumuş olduğum makale gerçekten önemli ipuçlarını verdiği gibi, "Türk Dili" üzerindeki tartışmanın hala bitmediğini de göstermektedir. Benim araştırma ve kanaatime göre de, Türklerin büyük bir çoğunluğu Müslümanlaşıp,kendi dil ve dinlerini (Şamanızm) inkar etmeleriyle, Cumhuriyet dönemine kadar Türkçenin bir dil olup olmadığı dahi tartışma konusu edilmiştir. Ancak Cumhuriyetle birlikte bir takım çalışmalar olsa da, bu bile Şoven Türk milliyetçiliğinin patolojisine kurban olmuştur. Her ne şekilde olursa olsun, Türkçe açık ve net olarak Altay aile dil grubu içerisinde olduğu hiçbir tartışmaya mahal vermemektedir. Zaten çoğu dil aileleri iki ortak grupla adlandırılmıştır.

:: siyaset bıktırdı artık!
Gönderen: YETER ÖZHAL / , Türkiye
12 Ocak 2009
Ural-Altay dilleri teorisi, henüz kati ve ispatlanmış bir duruma gelemediğinden bunun lehinde ve aleyhindeki tartışma ve araştırmaların devam edeceği anlaşılmaktadır. Ancak, her bilim dalında olduğu gibi dilcilikte de tasnif işinin araştırmalarda büyük kolaylık sağladığı göz önünde tutulursa, Türkçenin de, dünya dilleri içerisinde muayyen bir grup veya dil ailesi içinde mütalaa edilmesi gerekecektir ki, bu da bu durumda ancak "Altay" ve diğer cihetten "Ural-Altay" dilleri ailesi olabilir. Türk dilinin bu gruptaki dillerle akraba veya onlarla bir kökten gelip gelmediği meselesi ve bunun ispatı, araştırmaların gelişmesine bağlı kalacaktır.

:: japonca?
Gönderen: ömür yıldız / /Türkiye
17 Kasım 2007
Bu durumda Japonca da herhangi bir dil ailesinde yer almıyor görünüyor. Bu araştırmadan bu sonucu çıkaramaz mıyız ?




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın bilimsel ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Varoluşçuluk

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ne Varsa Gördüm [Şiir]
Yansıma [Şiir]
Olanaksız [Şiir]
Kimse Kimseyi Görmedi [Şiir]
Karanlığı Boyamak - GİRİŞ [Roman]
Karanlığı Boyamak - Gizemli Bir Irk [Roman]
Lusifer'in Lambası - 7. Bölüm - Oyun Mühendisleri [Roman]
Karanlığı Boyamak - Çiğdem'in Tarihi [Roman]
Lusifer'in Lambası - 6. Bölüm - Gecenin Karanlığında [Roman]
Lusifer'in Lambası - 1. Bölüm - Onursuz Bir Ölüm [Roman]


Diren Yardımlı kimdir?

Geçenlerde kapıma bir satıcı geldi. Sigorta poliçeleri satan gencecik bir tüccar. Yaşamımı sahiplenecek biri olsun mu diye sordu bana. Yoksa sahipsiz, yerle gök arasında başı boş bir şekilde oraya buraya sürüklenmesini mi istiyordum. İkna edici duyuldu, ben de satmaya karar verdim. Böyle kimseye hayrı yoktu. Ve yaşamım böylece yerle gök arasında gezinmekten. . . onun deyişiyle sürüklemekten bir anda çıkıverdi. Artık toplumda bir yeri olan birşey olmuştu.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Howard Fast, Björk, Harper Lee, Betty Smith, John Steinbeck, Ingvar Ambjörnsen, Michael Ende


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Diren Yardımlı, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.