..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
"Hayranlığı o dereceye vardı ki; yere düştü ve kendinden geçti." -Fuzuli (Leyla ile Mecnun)
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Anılar > Kâmuran Esen




28 Kasım 2006
Canı Sıkılmak Nasıl Birşey?  
Kâmuran Esen
Sizin de canınız sıkılıyor mu?


:DCAB:
Dün gece uyku tutmadı bir türlü. Baktım doğru dürüst uyuyamıyorum, saat altıya gelirken kalktım yataktan. Uyuyamayınca da, yumuşak yatak bile beton gibi sert gelir. Dönüp durdukça yanları ağrır insanın, kemikleri batar. Üstelik sinirleriniz bozulur. Yataktan top gibi fırlayıp çıktım salona. Ah afedersiniz, çıkmadım çıkmadım; yukarı çıkarken kilerden peynir kokusu geldi burnuma. Kışlık peynir koyduğumuz üç bidondan geliyor bu koku. Hııııım ! İyi ki duydum kokuyu. Peynirlerin hepsini kocaman bir kapta toplayacaktım. Üstüne de tuzlu su dökecektim bozulmasın diye. Nasıl unuttum ! Hemen kilere girdim. Üç kaptaki peyniri, iki kapta topladım. Daha önceden hazırladığım tuzlu suyu üstüne döktüm. Ayyy ! Sabah sabah içim bulandı peynir kokusundan. Oysa çok severim peyniri. Ama nedense bugün istemedim peynir kokusunu.

Salona çıkar çıkmaz, önceki gün pazardan aldığım koca lâhana aklıma geldi. Hem de durup dururken. Daha kargalar kahvaltısını etmeden. Lâhanayı balkondan alıp, mutfak setinin üstüne oturttum sabahın köründe. Öööööööf ! Ne kadar ağırmış! Hıııımmmm ! Şundan etli sarma yapayım akşama. Şöyle bol acılı. Çocukları da çağırırım. Lâhana da öyle büyük ki, mahalleye yeter. Sarma yapmak kolay da, sarmaları yiyecek birilerini daha bulmalı. Bu koca lâhananın sarması, yirmi kişiye yeter.

Şoktan kıymayı çıkardım. Onun erimesi de bir saati bulur. Ne yapayım şimdi ben ? Hıh ! Aklıma geldi. Kıyma eriyinceye kadar, zeytinyağlı dolma sararım ben de. Etliye de yeter lâhana, zeytin yağlıya da. Setin üstünde Ağrı Dağı gibi heybetli duruyor lâhana, hadi bilemediniz Hasan Dağı gibi.

Hemen haşladım lâhana yapraklarını. Bendeki de ne sürat ya! Onlar haşlanırken, yıldırım hızıyla içi de hazırladım. Güzel güzel, kocaman kocaman sarmalar sardım. Hem de koca bir tencere. Ah benim kadife elli anneciğim ! Senin sarmalarının tadı bir başka olur. Yatılı okulda, en çok lâhana sarmanı özlerdim senin.

Sarmayı ocağa koydum. Bu arada şoktan çıkardığım kıyma erimiş. Çarçabuk iç hazırladım. Oturdum yere, önüme üç tane tencere koydum. Zehir gibi acı ve yazın balkonda kuruttuğum biberleri ince ince kıyıp, tencerelerden birinin dibine döşedim. Hem de, aralıksız. Bu tencerenin sarması zehir gibi acı olacak. Ve bunu, damadımla ben yiyeceğiz.

Küçük boy tencere de kızım için. Acısız olacak onun sarması. Aslında saman gibi olur acısız sarma ama, ne yapayım ki kızım acı yemiyor. Üçüncü tencere ise, annem - babam için. Zavallı anneciğim, romatizmalı elleri yüzünden zor sarıyor sarmayı. Onun sabah uykusundan uyanmasına, ben sarmayı çoktan pişirmiş olacağım. Akşama afiyetle yesinler.

Sevgili kayınvalideciğim yok bu aralar. Olsaydı, küçük bir tencere de ona sarardım. Bu güzel sarmalardan yiyemeyecek. Eeee!Ne yapalım! Gitmeseydi kızına. " Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer, " demişler. Böylece üç küçük tencere sarmayı da sardım. Koca bir tencere de zeytinyağlı sarma, oldu size dört tencere sarma. Ellerim oldu, erik kurusu gibi. Eğilmekten , sırtım başladı ağrımaya. Oturduğum yerden kalkmaya çalışırken, ayaklarımın uyuştuğunu fark ettim. Yere basamıyorum, şimdi düşeceğim. Dizlerim de, uzun süre bükülmekten sızım sızım sızlıyor. Bu gençlik ne çabuk gitti anlayamadım bile. Sarmalar bittiğinde saat daha sekizbuçuktu. Elim de çok çabuk canım. Beğendim performansımı. Sonra kendimi düşünüp, " Bu pirinç, daha çok su kaldırır, " dedim. Kendime teşvik primi verdim yani.

Sarma sararken kullandığım sofra bezini balkondan silkelerken, çiçeklerimin kuruduğunu fark ettim. Hemen sulamam gerek. Çiçek sulamak deyip de geçmeyin. Pencere kenarları, balkonlar, bahçe; çiçek dolu. " Deliye pekmez tattırmışlar, çarşıda katran bırakmamış," hesabı, her taraf çiçek. Ben diyeyim üçyüz kök, siz deyin dörtyüz. Sulaması, kuruyan çiçekleri ve yaprakları temizlemesi derken; bir bakıyorum en az yarım saat geçmiş. Çiçeklerimle konuşa konuşa, yapraklarını okşaya okşaya suladım.

Şu haberleri bir dinleyeyim düşüncesiyle tv` ye doğru giderken, şömine gözüme çarptı.Tüh ! Külü, öylece duruyor. O kadar karşıda ki, evin neresine otursan, şömine bakış açında kalıyor. Öyle küllü, kömürlü durur mu ? Hemen bu işi de hallettim. Ellerim kömür gibi oldu ama şömineyi yanmaya hazır hale getirdim. Yanması için bir kibrit yeter.

Şöyle bir göz attım salona, her taraf toz. Bu toz nerden geliyor bilmiyorum. Her gün aynı şey. Homurdana homurdana elektrik süpürgesini taktım prize. Bu da güya elektrikli süpürge. Elektriğin, gürültü çıkarmaktan başka birşey yaptığı yok. Koca salonu ben süpürdüm, elektrik değil. Ellerime kollarıma sağlık.Neyse, bu iş de bitti.

İşim bitti zannederken, dün çocukların topladığı mantarlar aklıma geldi. Hem de neredeyse bir çuval.Tozlu, topraklı, çam pürçüklü mantarlar.K oca torbayı boşalttım setin üzerine, tek tek kazıdım, temizledim.Yıkaması çok uzun sürdü. Bu işi ayakta yaptığım için, ayaklarım ağrıdı. Akşama pişiririm artık.Temizlediğim mantarların birazını arkadaşıma götürdüm, birazını da bir komşuma. Aaaaaaaa! Biz büyüklerin yemeği hazır da, Enes ne yiyecek akşam? Kral hazretleri lâhana sarmasını yemiyor. Yaprak sarmasını seviyor. Şimdi biz yerken, zavallı çocuk yutkunup duracak mı? Buna, anneanne yüreği dayanır mı? Ben de yaprak sarması yaparım oğluma. Canım benim! Yerim ben seni, yerim.

Hemen salamura yaprak çıkardım, sıcak suyla iyice yıkadım. Çarçabuk sarma içi hazırlayıp, armut kafalı torunumun sarmasını yaptım, oturttum ocağa. Şöyle küçücük bir tencere. Bülbül yuvası kadar. Ona çok bile gelir. Çünkü yemekle hiç arası yok. Zaten fasülye çomağı gibi bir çocuk. Ama ben bugüne kadar hiç bu kadar güzel bir fasülye çomağı görmedim.

Artık işim bitti, azıcık dinleneyim dedim. Banyoda elimi yıkarken, hiç kafamı kaldırmadım, etrafıma bakmadım. Hani tozlu topraklı bir yer görürüm de, temizlemek zorunda kalırım diye.Yoruldum ya! Sabahtan beri sarma yapıyorum. Ellerim, demirci çıraklarının ellerine benzedi. Zavallı ellerim! İş yaparken eldiven kullanma alışkanlığını kazanamadım bir türlü.

Tam kendimi koltuğa atmaya hazırlanırken, açık balkon kapısından balkon zemini ilişti gözüme. Her taraf yaprak, kuruyup dökülmüş çiçek. Öyle bırakılır mı ? Hem de görüp dururken. Hemen süpürgeyi aldım elime, bir güzel süpürdüm. Arkama döndüm bir baktım, yere dökülmüş sardunya çiçekleri boyamış bembeyaz zemini. Öyle de kötü görünüyor ki ! Eh! Şimdi yıkamak, farz oldu. Yoksa, hepten boyanacak şeyler. Ay neydi onun adı? Fayans değil, parke değil. Hııımmmm? Neydi adı şu meretlerin, neydi ? Hıh ! Hatırladım. Kalebodurlar boyanacak. İki kova suyla balkonu yıkadım.

Tam o sırada cep telefonum çaldı. Belediyeden bir arkadaştı arayan. " Hocam ! Bir ricamız olacak yine," dedi. Doğrudur ! Yoksa niye arasınlar ! " Eşeği düğüne çağırmışlar; ya odun lâzımdır, ya su demiş." İşte aynen öyle. Bir tv kanalı geliyormuş ilçemize, onlara yine yardım eder miymişim. Kına gecesi düzenlenecek ve çekimi falan yapılacakmış. Hiç düşünmeden " Hayır! " dedim. Çünkü televizyoncular çekim yapacaklar, belki ilçemizin tanıtımına katkısı olur hayaliyle, canla başla birkaç gün koşturuyoruz; hazırlıklar yapıyoruz. Geliyorlar efendiler ama, biz onları beklemekten ağaç oluyoruz. Örneğin sabah saat 10`da geliriz diyorlar, gelmeleri akşamı buluyor. Sonra bir de afra tafra. Öyle yapıyoruz , beğenmiyorlar; böyle yapıyoruz,beğenmiyorlar. Üstelik ilçemizi olduğu gibi değil de, kendilerinin istediği gibi tanıtıyorlar. Çalıştıkları tv kanalının siyasi ve dini görüşü çerçevesinde. O da, üç - beş dakika ancak yer veriyorlar programlarında. Bizim verdiğimiz emekler boşa gidiyor. İşte bunları bildiğim ve düşündüğüm için " Hayır! " dedim. Kendileri yapsınlar ne yapacaklarsa. Biz koşuyoruz,yoruluyoruz; efendiler sadece bizim hazırlıkları çekiyorlar. Hani az önce söylendiğim elektrik süpürgesi gibi. Sınavda soruları biz yanıtlıyoruz, kendileri sınav kazanıyorlar . Yok öyle yağma.

Derken kapı çaldı, baktım yan komşumun kızı. "Kâmuran Abla!Bilmem ne sınav sonuçları açıklanmış, bilgisayardan bir bakalım. Acaba kazandım mı? ..." Baktık. Ne yazık kazanamamış. Birrkaç kişinin daha numarasını verdi, onlar da yerleşememişler. O gitti, kayınvalidem telefon etti. Bir aylığına yok da kendisi. " Kiracılardan ne haber ? Birkaç aylık kira borçları var, verdiler mi? " dedi. Ve arkasından; " Temizlikçi kadın, benim gelmeme evi temizleyecekti; geldi mi ? " diye sordu. Kendisine, en kısa zamanda kadını bulacağımı ve evini temizleteceğimi söyledim. Elimden kimse kurtulamaz evelallah. Bu arada, kayınvalidemi de özlemişim. Canııım!

Az sonra annem geldi.Yorgunluğum yüzüme yansımış olmalı ki, " Hasta mısın kızım? " diye sordu. Hasta olmadığımı, uykusuz ve yorgun olduğumu söyledim. O da başladı nasihat etmeye. " Dünya işlerinin biteceği yok, biraz da öbür dünyaya hazırlan kızım! " dedi. Sustum, sadece dinledim." Haklısınız anneciğim haklısınız. Ama, kaçmaktan kovalamaya vakit mi var! " diyemedim.

Annem gitti, bizim torun geldi kreşten. Fırtına gibi girdi içeri. Dört dönüyor evin içinde. Koltukların, kanepelerin üstünde hopluyor. Bir yandan da tutmuş eteğimi, gözlerimin için bakıp yalvarıyor: " Anneanneciğim! Bugün okulda sütümü içtim, yumurtalı ekmeğimi yedim. Hadi güreş yapalım, bakalım kuvvetlenmiş miyim ! " Yapalım bakalım ! Yerde yuvarlandık yarım saat, altalta üst üste. Ev ayakkabılarıyla karnımı ve göğsümü çiğnedi, saçlarımı çekiştirdi. Hatta bir ara, bileğim döndü sandım, çok canım yandı. Çocuk sevinsin diye güreşte yenildim, hatta tuş bile oldum. Güreştiğim kişi, henüz dört yaşında bir çocuk ama yine de yordu beni kerata. Zorla kalktım altından, kabaran nefesimi indirmeye çalışırken yanıma geldi. " Anneanne!Hadi araba yarışı yapalım." Yapalım bakalım. En güzel, en hızlı giden arabaları kendine ayırdı. Tekerlekleri kopuk, eski, külüstür arabaları bana verdi. Hiçbir yerde adalet yok ya ! Başladık yarışa. Halının üzerinde emeklemekten diz kapaklarım ağrıdı. Eeee ! Ne yaparsınız, eşeğin sıpaya uyduğu devirdeyiz. Araba yarışını da kaybettim tabi bu arada, hem de 10 - 0. Nereye gittik de sopa yemeden geldik ki zaten ! Durun, daha bitmedi. Beş altı tane masal okudum kendisine. Sonra boyama kitabındaki resimleri boyadık. Arkasından da birkaç tane masal anlattım.

Saate baktım, iftar vakti geliyor neredeyse. Mantarı pişirdim, salata yaptım, masayı hazırladım. Şöyle bir tarttım kendimi, yorgunluktan yemek yiyecek halim kalmamış. Ama; çoluk çocuk masaya oturunca, acılı sarmaları mideme indirince yorgunluğum birazcık geçer gibi oldu.

Akşamdan sonra yorgunluktan uyuklamaya başlamıştım ki bir arkadaşım telefon etti. " Bugün çok bekledim gelirsin de iki lâf ederiz diye. Çok sıkıldım. Niye gelmedin ? Allahaşkına tek başına ne yapıyorsun evde akşama kadar ? Canın sıkılmıyor mu? " dedi. Canı sıkılmak mı ? Nasıl bir şey acaba canı sıkılmak ? Hiç canım sıkılmaz da, bilemem o duyguyu. Acaba canım neden hiç sıkılmıyor ? Yoksa canım yok mu ? Makine gibiyim . V eya bir bilgisayar ya da bir robot. Basarlar düğmeme, çalışır dururum akşama kadar. Siz bir bilgisayarın veya robotun canının sıkıldığını duydunuz mu hiç? Saçmalamayın lütfen.


not:Sözü daha fazla uzatmamak için; çamaşır ütülediğimi, ortalığı topladığımı, toz aldığımı , markete gidip alış- veriş yaptığımı, yolda karşılaştığım meraklı insanların bir sürü sorusunu yanıtladığımı yazmadım daha.Yoksa bu yazı, pehlivan tefrikası kadar uzun olacaktı.




-Benim yaptığım çalışmak mı, havanda su dövmek mi; bilmiyorum.-


09 / 10 / 2006


.Eleştiriler & Yorumlar

:: :)))))))))
Gönderen: Tayyibe Atay / Bolu/Türkiye
2 Ocak 2007
sen bitmişsin arkadaşım:)))iyi ki torun bir tane... zamanı sırtlanmaktan vazgeçtiğimiz an,hayat terk eder bizi..işte bu yüzden,hep çalışmak zorundayız desem,bize yazık değil mi? kutluyorum sevgilerimle...seni okumak,okyanusa dalmak gibi...:))))))

:: Davetsiz Misafir Var !!!
Gönderen: Ebubekir GÜL / istanbul/Türkiye
30 Kasım 2006
Selam Hocam. Önce özediğimi belirtmeliyim. İzedebiyatın güncellemesi makul olma ölçülerini aştı. Neyse.. Saat şu an 00.59 ve ben o sarmaların tahrikiyle mutfaktan aşırdığım şeylerle hiç adetim olmayan bir saatte yemek yiyorum. Bu arada kapınıza heran dayanıp o ballandıra ballandıra anlattığınız yemeklerden yemek üzere davetsiz misafiriniz olabilirim haberiniz olsun. Sevgiyle kalın...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın anılar kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kızım Sen Avukat Ol!
Çalışma Masası / Öyküsel Anı
Okuma Alışkanlığını Kazanmamda Annemim Rolü
Günlük
Bir Ayrılık Öyküsü
Karda Ayak İzleri
Bizim Evin Balkonundan Bakınca / Anı
Öğretmenim Şükrü Bey
Çocuklardaki Güzellikleri Görebilme / Anı
Annem Hasta

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Güzel Dilimiz Türkçe
Atatürk'e Mektup
İstanbul Sizin Olsun
Mudurnu'da Bir Günlük Gezi
Ben Birazcık Deli miyim?
Öğretmenler Günü
Bişim Efde Heykes Bi Asayip...
Yeğenime Yaptığım Peynirli Börek Tarifi
Her Ayın 28'i ve Kayınvalidem
Kaybedecek Hiçbirşeyi Olmayana / Ölüm...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Dönüşü Olmayan Gidiş [Şiir]
Seni Özlemenin Kitabını Yazabilirim [Şiir]
Bensiz Yaşamaya Alışacaksın [Şiir]
Gelseydin Eğer [Şiir]
İşte Gidiyorsun [Şiir]
Ne Zaman Seni Düşünsem [Şiir]
O Beklenen Hiç Gelmeyecek [Şiir]
Sığınacağım Başka Yürek Yok [Şiir]
Uykularında Sev Beni [Şiir]
Çek Beni İçine Bir Nefeste [Şiir]


Kâmuran Esen kimdir?

Okumak ve yazmak bir tutkudur benim için. Yazdıklarımı okuyucularla paylaşmak amacıyla buraya gönderiyorum. Yıllardır, yerel bir gazeteye haftalık köşe yazıyorum. Mudurnu Belediyesinde gönüllü kültür müdürü olarak çalışıyorum. Yayımlanmış Kitaplarım: -Şiirlerle Öyküler - şiir / Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yazarlar Dizisi ( 1988). . . . . . . . -Sevgi Yumağı - şiir ( 1997 ). . . . . . . . . -K. Esen'in Kaleminden Mudurnu - derleme / Mudurnu Kaymakamlığı Kültür Hizmetleri Dizisi ( 2002 ). . . . . . . . . . . -Oynatmayalım Uğurcuğum- deneme , anı / --Senfoni Yayınları ( Haziran / 2004 ) -Mudurnulu Fatma Nine'nin Günlüğü - Baskıya hazırlanıyor

Etkilendiği Yazarlar:
Okuduğum her yazardan veya yazıdan etkilenirim. Bende bir etki bırakmayacak, herhangi bir şey öğretmeyecek bir yazı düşünemiyorum.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Kâmuran Esen, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.