..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Kendi görüşlerim var -sağlam görüşler-, yine de her zaman onlara katılmıyorum. -G. Bush
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Din > Mehmet CAN




13 Şubat 2007
Dehe-i Fecri İdrak Ettiysek Vahdet ve İzzeti Seçme Zamanı Gelmedi mi?  
Mehmet CAN
son bir fırsattır belkide Kutlu Doğum Haftası zulmün kara bulutlarının çöktüğü ümmetin silkinmesi için.................


:AIFA:

Dehe-i Fecr'i idrak ettiysek, Vahdet ve İzzeti seçme zaman'ı Gelmedi mi?

Rahatlıkla söylenebilir ki; Bugünün dünyasında Amerika'nın ve siyonizm'in gerçek anlamda nüfuz edip egemenliğini elde edemediği ve kirli emellerini gerçekleştiremediği yegane devlet islami İran cumhuriyetidir. İşte bunun sırrını yakaladığımız zaman Öz islamı ve gerçek Vahdet kavramını anlamamızı da beraberinde getirecektir. Yada gerçek İslami vahdeti ve öz islamı kavradığımız zaman bunun sırrını kavramış oluruz diye de anlayabiliriz!
Ne hazindir ki; Fikir ve Kültür emperyalizmi maddi ve manevi zenginlik ve değerlerimizin yağmalanmasının alt yapısını oluşturuyor! Ve bunun laneteyn izlerini hemen heryerde görebilmekteyiz.
Tarihte ender vuku bulmuş halk devrimlerinden birinin ki; Bu enderliğin ötesinde ender olan bir olgu daha var ki; o da "İslami halk" devrimidir.
Tarih sayfalarına altın harflerle yazılan. İmam Humeyni (r.a) ve yarenlerinin (Ruhları şad olsun) önderliğinde muazzam 11 şubat 1979 islam İnkilabı nın Dünya ya damgasını vurmasıyla, Dünya yeniden Din kavramını gündemine almak zorunda kaldı! Ne var ki; ....

Bu cümleden;
Bir an olsun Kutladığımız Dehe-i Fecr'in analizini yapabilme ümidi ile getiri ve götürülerine kısaca değinelim;

Özellikle İslami halklı ülkeler isteyerek-istemeyerek te olsa kendilerini bu gündemin içinde buldu! Batıya göre inişli İslama göre yükselişli 28 yıllık bir tarihi sürecin ardından bugün gelinen merhale hangi aşamada acaba?
İman etmiş gönüllerde hala ilk günkü gibi canlılığını korumakla birlikte acaba 79'da patlayan o İlahi Nur'dan Dünya müslümanları ve mus'taz'afları özellikle Ortadoğu müslüman halkları gerektiği gibi faydalanabildik mi? Meğer gerçekten 28 yıllık süreç içerisinde gerektiği dersleri alamadık ise bu bizim ümmet olarak ciddi mana da sorumluluktan kaçışımızı göstermez mi?

Destanlar yazan o muazzam günlerden bugüne biz inananlar:

1- Üstümüze düşen görevlerimizi yerine getirebildik mi?

2- Var olan bu İlahi olgunun neresinde yiz?

3- Geldiğimiz merhale yeterliliğimizi Ispatlıyor mu?

4- Slogan safha sını aşabildik mi!?

5- Hala birkaç günlük İnkılab yıldönümü İnkılabi müslümanları mıyız?

6- Hayatımızın her safhasına indirgeyebildik mi?

7- Özümseyebildik mi?

8- Bütünleşebildik mi?

Keza; Var olan İslam Devletini Korumanın Farziyetini ne denli Yüklendik?

Ha keza bu gibi nefsimizi hesaba çekme de kendimizi tatmin edemeyeceğimiz cevaplarımız varsa! Vahdet haftasına hazırlanma temennisi ile

İmam Humeyni tarafından İslam Ümmetine bir hediye niteliği taşıyan "Vahdet haftası" bizi ne denli ön yaklaşımlarımızdan arındıracak?
Yine Müslümanların vahdeti ve mezhepler arası yakınlaşma diyebileceğimiz bir kurum olan "Durut'takrib Beynel Mezahib el islam"dan ne denli? Ve yeterli derecede faydalanabildik mi? Ya da olması gereken seviyeye gelebilmesi için islam alim ve aydinlarının ferdi ve kurumsal katkıları gerçekten yeterli oldu mu?

Acaba "Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın..."Al-i Imran 103 "ki; İslam peygamberi-s.a.a- Hablullah'ın ne olduğunu hadislerinde çok net açıklamıştır.'' bizi (ümmeti) bu Safhaya getirebildi mi?

Öyle ya herkes Kur-an Allah'ın ipidir ona sımsıkı sarılalım derken ümmeti Kur-an'daki ayet sayısınca gruplara cemiyetlere, hiziplere ve ve lere bölünmedik mi? Evrensel İslam değerlerini mensubu olduğumuz cemiyet ve kurumların değerleri ile özdeşleştirmedik mi? Ve bunları yaparken bizi onaylamayan kardeşlerimizi ''öteki'' olarak dışlamadık mı?

" Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir".En-am 159
Bu ve bu gibi ayetlerin bu günkü muhatablarının kim olduğunu yetirince düşünebildik mi?

Vahdet ten ne anladık? Anladıklarımız doğru ise neden Ümmet hala Ekoller, Mezhepler kavgasını vermekte ısrar ediyor?
Başta Irak Pakistan vb. yerlerdeki müslümanların vahdet anlayışı kardeş kanı dökmeyi mi gerektiriyor?
Yok eğer doğru anladık ve bunu Pratik hayata geçirdik ise; Neden hala Ümmet Dünya halklarının ''parya'' sınıfı muamelesini görüyor? Her ölümle geride bırakılan gözüyaşlı anaları dul kadınları yetim yavruları kimsesiz gariban yaşlıları ümmetin alınyazısına kader olarak Allah mı yazdı?
Ümmet içinde var olan binbir çeşit oluşumların hemen hepsi islam adına nihayi merciiyetin temel sorun olduğunu gündeminde tutmakla birlikte bu sorunun Kur'an'i çözüm ve uyarısına ne denli samimi ilgi gösterdik?

Allahın emirlerine teslim olduğumuzu iddia ederken, Sosyal ve kültürel hayatımız'a sirayet etmiş çeşitli ..... izm'lerden ne derecede soyutlana biliyor uz?

"Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne davet edildiklerinde, mümimlerin sözü ancak ''işittik ve itaat ettik'' demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir." Nur 51

Acaba geçmmişte Ben-i İsrail kavminin düştüğü hataya düşmüş olmaktan ne kadar çekiniyoruz! Ya da hala düşmediğimizi mi sanıyoruz?

Gerçekten Bakara 246-251 Ayetlerini birkez daha okuyup anlama ve hepsinden öte hayata geçirme ihtiyacı hissetmiyor muyuz?

- Mûsâ’dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, “Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. O, “Ya üzerinize savaş farz kılındığı halde, savaşmayacak olursanız?” demişti. Onlar, “Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde Allah yolunda niye savaşmayalım” diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zalimleri hakkıyla bilendir.
- Peygamberleri onlara, “Allah size Tâlût’u hükümdar olarak gönderdi” dedi. Onlar, “O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir” dediler. Peygamberleri şöyle dedi: “Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı.” Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

- Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının alameti size o sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz bunda şüphesiz, sizin için kesin bir delil vardır.”
- Tâlût ordu ile hareket edince, “Şüphesiz Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka.” dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) “Bugün bizim Câlût’a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” dediler. Allah’a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: “Allah’ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah sabredenlerle beraberdir”.
- (Tâlût’un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et.”
- Derken, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût’u öldürdü. Allah ona (Davud’a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah’ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir"(1)


Ayet'i Celilede " Halbuki izzet ancak Allahın, resulünün ve müminlerindir. Fakat münafiklar bunu bilmezler" Münafikun suresi 63/8

Ne hikmettir ki; Allah'ın ve islamın izzet ve şerefle nimetlendirdiği Müminlerin merciiyetine gözlerini yuman ümmetin evlatları. Yine ne gariptirki İzzet ve şeref arayışı içinde!
Yine ne gariptir ki İzzet ve onurdan yoksun islam düşmanlarına hizmeti kendileri için iftihar sayan mevki ve makam düşkünü şahsiyetlere tabii olmayı İlahi gerekilik kabul eden Ümmetin evlatlarıyız.
Bunlar ne derece doğru yaklaşımlar dır? Bunları Kur-an'i ve islami analizlere tabi tuttuk mu?

Umarız 28. Dehe-i Fecr bize yeniden kendi nefislerimizde muhasebemizi yapmamızı kendimizi Kur-an ve Kur'an sahiplerinin mektebine göre eğitmemizi Kur-an'i özelliklere haiz öncüyü tanıyıp tabi olmamızı beraberinde getirir.

Umarız binyıllar boyunca süregelen bağnazlık, taassup,taşlaştırma, bilgisizlik,yalnış gelenek ve törelerden kurtulur, özellikle ''kavmiyet'' ve ''asabiyet'' duygularından uzak bir kişiliğe sahip olarak yeniden kendimizi kendi değerlerimizle onarmayı kavramamıza vesile olur.

İslami halkların yaşadıkları ülkelerin siyasetcileri ve sorumluları ümmet içinde ve ''ümmetin öncüsü'' nün mahiyetinde halletmesi gereken sorunlarını AB-ABD-BM gibi kendi değerlerine tamamen uzak ve ''düşman'' olan kurum ve ülkelerin öncülerinin mahiyetinde sorunlarına çözüm arayışı zillet değilde nedir?
Gayet tabiidir ki bu tür şahsiyetlerin mahiyetindeki halklar da bu zilletten gayri ihtiyar-i nasibini almak zorunda kalacaklardır! Ve bunun ıspatı bugün itibariyle Afganistan, Filistin, Irak ve daha nice nice islami beldelerde aleni bir şekilde görülmemekte midir?
Eğer hala Dehe-i Fecr'den gereken dersi almadık ise hala islami ''Nüve Deleti'' nin bize yüklediği sorumluluğumuzun farkında değil isek ve hala nereden başlamamız gerek diye kendimize sorular yöneltiyorsak son bir fırsat kaldı elimizde birkaç hafta sonra ''Kutlu Doğum Haftası'' vesilesi ile ihya edilecek olan Vahdet haftası dünya müslümanlarının gündemine girecek. İşte bu tarihi fırsatı bir kez olsun ama birkez değerlendirmekten kaçınmayalım bu vesile ile en gencimizden en yaşlımıza topyekün elimizdeki imkanlarımızı ve en önemlisi samimiyetimizi, sadakatımızı ortaya koyalım eyleme geçirelim.

Emir-el mü'mi'nin Ali (a.s) ın dile getirdiği şu hubesini asgari! derecede anlamaya çalışalım!

Onlardan birine bir mesele söylenir; hükümlerden bir hükme bağlanması istenir, reyinde bir hüküm verir. Sonra bu mesele, olduğu gibi ondan başka birine anlatılır; onun hükmüne aykırı bir hüküm verir. Sonra bu hüküm verenler, kendilerini hüküm vermeye memur eden imamın katında toplanırlar; hükümlerini anlatırlar. O da hepsinin hükmünün doğru olduğuna hükmeder. Peki, Allah'ları bir, Peygamber'leri bir, kitapları bir bunların, noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah mı birbirlerine aykırı hüküm vermelerini emretmiştir onlara da, itaat etmişlerdir bu emre? Yoksa onları bundan nehiy mi etmiştir de isyan eylemişlerdir ona? Yoksa ortak mıdırlar onunla da onlar söyleyecekler, o da razı olacaktır onlardan? Yoksa noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, tam bir din indirmiştir de Rasul sallallahu aleyhi ve alihi, onu tebliğ ederken anlatır, ahkamını icra eylerken bir kusurda, bir noksanda mı bulunmuştur? Halbuki noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, > der (VI, En'am, 38). > buyurur (XVI, Nahl, 89). Kitabın bazı ayetlerinin, bazı ayetlerini tasdiyk ettiğini bildirir, onda birbirini tutmaz sözler olmadığını beyan eder de o münezzeh mabud, > buyurur (IV, Nisa, 82).

Gerçekten de Kur'an'ın dışı, güzel mi, güzeldir; insan şaşırır kalır; iç yüzüyse derin mi, derindir; sonuna erilemez; künhüne varılamaz. Sırlarının sonu bulunmaz; karanlıklar, ondan başka birşeyle aydınlanmaz.(2)

Nihayet temenni odur ki;
İslam aleminin içinde bulunduğu amansız Amerikancı islamdan kurtuluş savaşını! Başarı ile kazanıp İslam alimlerinin öncülüğünde Bakara suresinin yukarıda yazılan Ayetlerin atıfta bulunduğu tabi olma ve itaat etme sorumluluğu ile. Nehc-ul Belaga-nın hükmi birliktelik için net ve kusursuz açıklamaları doğrultusunda tamamen İlahi rıza doğrultusunda saf ve samimi duygularla katıksız ve orijinliğine riayet edilerek müslüman halklara indirgenmesi ve yeniden saadet dönemi erdemler şehirine ulaşmasıdır. Başarı ve Hidayet Allah'tandır.

Dipnotlar:
1- Kur'an'ı Mecid Meali
2- Qum Ensariyan yayınlı Nehc'ül Belaga / Abdulbaki gölpınarlı tercm.

Muhammed CAN
Frankfurt







Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın din kümesinde bulunan diğer yazıları...
Velayet-i Fakih ve Siyasla İslam
İslamda Kadının Rolü - 1
İtret, Ümmet ve Vahdet
İslamda Kadının Rolü - 4
Türk İslamcıların, Mele/molla Planı!
Kurban ve Fedakârlık!
Kurban ve Fedakarlık!
İslamda Kadının Rolü - 3
Orucumuz Neyi Emreder?
İslamda Kadının Rolü - 2

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kürt İslam Tarihine Farklı Bir Bakış (I)
Bugün Tek Bağımsız Devlet İran’dır
O Karede Ne Vardı?
Afrika’da Nal Toplamak!
3. Dünya Savaşında İranı'ı Anlamak!
Arap Dünyasında Ortaçağın Sonu Mu?
Ali Şeriati ile Kürt Sorununa Bakış ve Yeni İslamcıların Senaryoları
İslam Dünyasının Arayışı
Güneş
Türk İslamcıların Mele/molla Planı!

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Dost İçin [Şiir]
Serzeniş [Şiir]
Ne İnsanlar Gördüm [Şiir]
Bizde Ne Anne'ler Var [Şiir]
Ey Gazzeli Cocuk! [Şiir]
Ayrılık Senfonisi [Şiir]
Hatıram! [Şiir]
Namus'un Adına! [Şiir]
Hum Kıyısında Bir Gece [Deneme]
Türk İslamcı Dostlarımız - 5 [Eleştiri]


Mehmet CAN kimdir?

. . .


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Mehmet CAN, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.