..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır. -Atatürk
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Dinler, İnançlar ve Ateizm > ömer kırat




18 Şubat 2008
Türban Bağlamında Korunmasız Dinsel İlişki  
ömer kırat
Özgür olmamayı isteme özgürlüğü ve özgür olanların bunu isteyenleri istememe özgürlüğü hakkında bir ÖZ-GÜRLEME....


:BAEH:

Küçük bir çocukken annem başörtüsü taktığında “çok çirkin olduğunu” söyleyip çıkarmasını isterdim. Hatta kendim yapışıp çekerdim kafasından. Bunun altında yatan nedenleri düşününce şu iki temel kaynağa ulaştım:
- Annem başörtüsünü temizlik ve yemek yaparken takardı. Temizlik yaparken takma nedeni; saçlarının yüzüne dökülüp çalışmasını engellemesiyken, yemek yaparken takmasındaki amaç saçların ne kadar pişerse pişsin diri kalmasıydı. Ve bu iki eylem sırasında da (özellikle de yapılan temizlikse ve sözkonusu temizlik merdaneli makinada çamaşır yıkamak ise) sinirli olurdu haklı olarak. Yani benim gibi yaramaz (hiperikus aktifus) bir velede onca stres dolu işin arasında sabır göstermesini bekleyemezdiniz elbette... Dolayısıyla başörtüsü ile sinirlilik arasında güçlü bir Pavlovik bağlantı kurmuştum daha bacak kadarkene... Başörtüsü takınca sinirlenecek ve bana kızacak gibi hissediyordum.

- Annem örneğinde başörtüsünden hoşlanmayışımın diğer nedeninin ise nispeten daha ilkel bir kaynağı vardı: Yavrunun doğardoğmaz annesini tanımasının hayati önemi... Annenin ses, koku ve hepsinden önemlisi dış görünüş özellikleri, bebeğin öğrendiği ilk şeylerdir. Böylece kalabalık sürüde (toplum?) birbirlerini kaybetmezler. Kafasına taktığı bezin, insanın dış görünüşünü ne denli değiştirdiğini inkâr edemeyiz herhalde...



Buradan da anlıyoruz ki eğer annem temzilik yaparken başörtüsü takmasa veya sinirli olmasaydı ve/veya beni, temizlik yaparken doğursaydı belki ben de türban ve genel olarak “baş kapatma” konusunda daha ılımlı olabilirdim. Yoksa yine de olmaz mıydım?
Tabii ki yine de olmazdım! Saçmalamayın!


Bir kadının inançları doğrultusunda saçlarını kamusal alanda gizlemesi şeklinde baside indirgeyebileceğimiz bu konunun aslında basit olan hiçbir tarafı yok. Özelde bu konuyu ve genel olarak diğer tüm konuları anlamak için yapılacak en doğru şey, onları mümkün olduğunca çok yönüyle ele almaktır. Ben de bunu yapacağım. Hem de gözlerinizin önünde!

Nasıl ki bir “birey” olarak konu hakkında düşüncelerimi kendi kişisel tarihim dolayımında anlatmaya başladıysam, sözkonusu olgunun toplumsal yönüne ilişkin düşüncelerimi de insanlığın geçmişi babında ortaya koyacağım.

Binlerce yıl önce (benim de dahil olduğum; canlılığın evrim teorisiyle açıklandığı literatürün tabiriyle modern insanın ilk ortaya çıktığı dönemde veya benim dahil olmadığım, canlılığın yaradılış mitiyle açıklandığı söylence kültürünün tabiriyle cennetten düşüşümüzün ardından) aynen bugün olduğu şekliyle erkek ve kadının toplumsal hayattaki konumları birbirinden farklıydı. Erkek sabah mağaradan çıkar ve avlanacağı, yeni şeyler keşfedeceği, fethedeceği dünya ile ilişkiye girerken kadın mağaradan fazla ayrılmaz (belki yiyecek toplamak için ama güvenli olmayacağından fazla uzağa değil) ve diğer kadınlarla, çocuklarla oldukça tekdüze bir hayatı yaşardı. Erkekle kadının bu gezegen üzerindeki varoluş biçimi neredeyse taban tabana zıttı. Erkeğin bakış açısıyla kadın; öncelikle fethedilmesi ve ardından korunması gereken bir varlıktı. Kadın açısından erkek ise muhtaç olunan, güvenlik sağladığı kadar güvensizlik de aşılayan bir figür(mağaraya döneceğinin garantisi yoktur) ve fakat her halukârda kadının hayatın odağı ve dış dünya ile olan tek bağlantısıydı. Erkek eğemen bir dünya bu şekilde kuruldu. Elbette Anaerkil topluluklar da vardı ama ne derseniz deyin anaerkillik sadece sözkonusu topluluğun yönetici kısmı için geçerliydi. Sıradan kadın yine “sıradan” dı. Bu şekilde de binlerce yıl devam etti.


Bu noktada bir “es” verip hazır buradayken bazı konuları da açıklayalım:
- Kadınlar araba kullanamazlar. J Zira onlardaki 3 boyutlu mekan duygusu gelişmemiştir. Erkek, dünyayı keşfederken aynı zamanda mekan duygusunu da geliştirmiştir. Bu nedenle büyük kaşifler erkektir. Çünkü onlar için “uzak” kavramı henüz gidilmemiş yerlerdir. Kadınların mağara çevresiyle kısıtlı hayatları açısından ise dış dünya iki boyutlu bir sahne, bir tiyatro dekoru olmuştur. Ve onlar için “uzak” tehlike ile özdeşleşmiştir. Elbette gereken reflex, görme vb. duyular, durum değerlendirme ve karar verme yetenekleri erkeklerinki kadar gelişmiştir. Ancak 3boyutlu mekan duygularının olmayışı, örneğin arabayı parkederken kendini gösterir... Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bu söylediğim bir genelleme dir. Bugün Ann Tahincioğlu gibi erkekleri geçen araba yarışçıları vardır. Ve park konusunda da eminim iyilerdir. Ama insan beyninin eğitilebilirliği, öğrenme yeteneğimiz, tecrübe vs. ancak bu eksiği kapatabilir. Bir eksiklik olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu ancak evrimsel değişimle, uzun sürelerde olur. Çıkartılan yasalarla veya “aman böyle demiyim yoksa benimle sex yapmaz” düşüncelerinin zorlamasıyla olmaz. ;)


- Kadınların kadınlarla olan ilişkisi erkeklerin erkeklerle olan ilişkisinden farklıdır. Bir tesadüf(!) eseri maymunlar gibi kapalı sürüler halinde yaşar ilk insanlar... Genelde sürü lideri bir erkek vardır ve çiftleşme önceliği ondadır. Bu durum sürü içindeki diğer erkeklerle rekabeti doğurur. Kadınlarda da durum farkılı değildir. Sürü liderine diğerlerinden daha yakın olma çabası aralarında rekabete sebep olur. Ancaaak. Erkekler aynı zamanda birlikte hareket de ederler. Dış dünyadaki tehlikelere karşı birlikte savaşır, sürüyü korur ve avlanırlar. Keşfettiklerini paylaşırlar. Kadınlar da günlük işlerde yardımlaşırlar. Fakat erkeklerinki gibi omuz omuza, hayatları pahasına ve gerektiğinde diğeri için kendini tehlikeye atarak kurulan kadar derin, samimi bağlar kurulamaz. Bir erkek için diğeri; rakip olduğu kadar müttefik ve dosttur. Ancak kadınlar – nasıl söylesem- daha diplomatiktir. Merak etmeyin “entrikacı” demeyeceğim. UPS! Too late!


İlave edelim ki bu da bir genellemedir. Birbirlerine derin bir sevgi bağıyla bağlanan kadınlar da vardır elbette. Mesela Thelma ve Louis... Ancak bu tür bağlar kuran kadınlar erkeklerden umudu kesmiş (ki genelde haklı sebeplerle) kişilerdir ve bu bağın ardındakiardındaki itici güç pek de sağlam olmayan zihinsel durumlarıdır. İyileşince geçer. J


- Erkekler sürekli değişen, bilinmez bir çevrede geçirdiği zaman sayesinde yaratıcılığını geliştirmiştir. Bu, kendini; bilim ve sanat olarak ilerki dönemlede gösterir. Kadınlar ise çocuklara bakılması ve erkeklerce getirilen ganimetin yönetilmesi konularıyla ilgilendikleri için organize olma ve eğitme konularında gelişmişlerdir.




Bunları anlatmamın nedeni mevcut durumu yani kadının toplumdaki yerini meşrulaştırmak değil sadece mevcut durumun neden böyle olduğunu anlatmaktır. Yani buraya gelişimizin tarihsel bir genel tekrarıdır. Anlatılan gerçeklerde kadın ve erkek olarak tanımlanan karakterlerin İNSAN olmaları, mevcut durumun değişebilirliğinin garantisidir. Zaten tek tek bireyler olarak kişisel evrimimiz elimizdedir. Dolayısıyla kadın veya erkek olmak “nasıl insanlar olacağımızı” önceden belirleyemez. Kadının sanatçı, kaşif, formüla 1 pilotu olmasının önündeki en önemli engel kendi düşünce yapısıdır. Elbetteki içinde yaşanılan ortamın (toplumun) engellemeleri olacaktır. Ancak fırtınaların varlığı nasıl ki Colomb’u durdurmadıysa...




Ana konumuza dönelim. Kadının kapatılması, toplumdan ve benim tabirimle “gerçek hayattan” kopartılmasını amaçlayan düşüncenin ardında korkmuş erkekler vardır. Çünkü fethedilip korunacak bir ganimet olarak gördükleri kadınlar, karşılarına bir “kişi” olarak çıkmak istemektedirler. Oldukça çıkarına olan mevcut durumu korumak isteyen erkeğin “din” kurumunun ardına saklanarak, kadınları durdurmaya çaışmasına şaşırmamak gerekir. İşte “çıkar amacıyla kadına türban takmak” dediğim budur.


Bu noktada belirtmek isterim ki bir kadın ev işi yaparak,çocuk yetiştirerek yani bugüne dek süregelen şekliyle bir hayat sürerek de mutlu olabilir. Bunu yadsıyamayız. Ancak demin de belirttiğim gibi karakterlerimiz “İNSAN” dır ve insan olmak “farkında ve farklı olmak” tır. Kendisinin ve diğer herşeyin farkında olmak aynı zaman da onu, diğer herşeyden farklı kılar. Bu nedenle evlenip çocuk yapmak, kapanmak, mutlu, huzurlu bir yuva kurmak isteyen kadınlara bunu yapmaları için tanıdığımız kolaylığı bunları yapmak istemeyenlere de tanımalıyız, erkekler olaraktan...


Olayın insanlık tarihi ve toplumsal çıkar(!) yönlerinin dışında “kişisel özgürlük” yönüne de bakmalıyız. Bazıları “türban takma özgürlüğü” diye bir özgürlük tanımlamasına girişiyor. Bu oldukça zavallı bir girişim. Zira özgülüğü kısıtlayan şeyin özgürlüğünden bahsedemeyiz. Basit bir örneği ele alalım: Yaşama özgürlüğü... Neden alkollü araba kullanmak suç ve bu nedenle yasak? Çünkü alkollü araba kullanma özgürlüğü diye birşey yok ama alkollü bir sürücü tarafından ezilmeden YAŞAMA özgürlüğümüz var. Bir diğer değişle “özgürce istediğinizi giymek” bir özgürlüktür ancak “kadının toplumdan soyutlanmasını-saklanmasını öngören bir düşüncenin emrettiği gibi giyinme” özgürlüğü diye bir özgürlük tanımlayamayız. Böyle bişey “özgür olmama özgürlüğü” olur ki denkleme soktuğumuzda birbirini götürür ve elimizde kocaman bir hiç kalır.

Diyebilirsiniz ki “Peki bu kızların eğitim özgürlüğünü elinden almamız sorunun çözümünü mü sağlıyor?” Elbette hayır. Ancak o noktada devreye halihazırda haklarını kullanan kadınların çıkarları giriyor. Eğer kadınlıklarından utanması öğretilmiş, onu saklaması emredilmiş, kendilerini günah objesi olarak görmeye şartlandırılmış kadınları bu halleriyle bilimin ve aklın alanına alırsanız, yaptığınız; Hitleri demokratik yollarla iktidara geçirmek olur. Hem de gelecekte yaşanacakları bile bile...

Sonuçlarını bile bile diyemezsiniz ki “Ama gereken oyu aldı!” ... Ve yine olacakları bile bile diyemezsiniz ki “ama o öyle giyinmek istiyor.”

Zaten insan doğasını biraz biliyorsanız hiçbir kadın öyle giyinmek istemez. Buna şartlandırılır. Beyni yıkanır. Ve ortaçağdan kalma fikirlerle beyinleri yıkanmış, ne istediklerini ve bunu neden istediklerini bilmeyen kişileri “örnek kadın modeli” olarak kamusal alana sürmek ile sağlıklı düşünemeyen alkoliklere ehliyet verip onları trafiğe salmak arasında bir fark yoktur.


Bazıları diyebilir ki: “Eğer bu kişileri üniversiteye alırsak gerçekleri görürler ve eğitim sayesinde şu anki sağlıksız düşüncelerinden kurtulabilirler”

Bu sevimli bir düşünce. Ancak unutmayın ki bu kişiler sağlıklı düşünemiyor. Böyle bir seçimi yapamayacaklarının kanıtı şu anki yaşam biçimleri. Yine kendimden örnek verirsem ilk kez din dersinde anlatılanları saçma masallar olduğunu farketmem ile evrimle, astronomiyle ilgilenmem ortaokul yıllarıma rastlar. Dolayısıyla zaten yüksek eğitim şart değil, samimi olarak “gerçekleri” arayanlar için...


Şuna emin olun ki bu kişiler sözkonusu eğitim kurumlarını ortaçağ düşünceleriyle dolduracaklar ama tersi olmayacak. Tarih boyunca bu böyle olmuştur. İran’a bakın. Aynı ılımlı islam saçmalıklarıyla başladı herşey... Amerika’ya bakın. Tüm Dünya’nın incilde dendiği gibi 6000 yıl önce yaratıldığını öğreten ve adı “üniversite” olan okullar var. Ve oradan mezun olanların nasıl insanları başkan seçtiklerine bakın “Tanrıyla konuştuğunu alenen beyan eden BUSH!”


Varoluşsal gerçeğimiz karmaşık, anlaşılması zordur. Onu olduğu gibi kabullenmek ise çoook daha zordur. Anlayanlara ve olduğu gibi kabullenenlere de “gerçek” dışında bir şey (huzur, cennet hayatı vb.) vaadetmez. Dolayısıyla “insan” olarak kendimizi, elde ettiğimiz sanatsal, bilimsel, felsefi kazanımlarımızı; çok daha lütufkâr olan, anlaması kolay, masalsı bir “sözde gerçeği” savunanlardan, yani cehaletin bayrağı kafalarına sarılmış olanlardan korumalıyız.

BUNU: Üniversiteleri, kafasını (kullanıma) kapatmış zavallılarla doldurup, onların; erkek egemen dünyaya meydan OKUMAK için gelen genç kızlarımızı baskı altına almalarına izin vererek yapamayız.
Kararlı olmak ve seçimimizin arkasında kadın-erkek birlikte durmak zorundayız. Kadının hapsedilmesine zemin hazırlayacak bir sözde özgürlüğü -kelimenin olumsuz anlamıyla- KULLANMALARINA izin veremeyiz!


Not: Yazıyı okuduktan sonra nefret tohumları ekmeye çalıştığımı düşünebilirsiniz. Ben de biliyorum ki mesela tinerci çocuk sorununu, onlara şiddet uygulayarak çözemeyeceğimizi. Ancak bir tinerci size saldırdığında kendinizi korumanız gerektiğini de biliyorum. Ve bugünkü noktada durum bu... İnsan olarak kazanımlarımıza böylesine alenen bir saldırı varken “hadi el ele tutuşalım, kurtlarla kuzular dans etsin” diyemem...

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Bence...
Gönderen: Ömer Faruk Hüsmüllü / , Türkiye
10 Nisan 2010
Erkekler aradan çekilse de kadınlar örtünüp örtünmeme Konusunda kararlarını kendileri verseler!O zaman sorun morun kalmaz;ama tabii bazıları da bu konudan nemalanamaz.Saygılarımla...

:: Erhan Şahin Bey'e
Gönderen: A.OZAN / ISTANBUL/
21 Şubat 2008
Gelen emri itaat ederek yerine getirmeli yok kendince ve nefsince karınca başı kadar dahi olmayacak miniminacık aklınla ki sahibi de Allah Yukarıdaki cümle size ait. Bu cümlenin sonundaki düşünce yapınız inanç olmaktan çıkmış durumda. Korkularınız inanca dönüşmüş. Kaldı ki korku en büyük inançtır. Erhan Bey , Allah kimseye aklını sırf itaat etsin diye vermemiştir. İnançları sorgulamak elbette olacaktır. Aksi düşünce inanç sistemlerinde bile yoktur ki , dinler de inançları sorgulamaktan kaynaklıdır. Düzen getirmek için meydana gelmiş bir sistemi korkuyla kaplamışsınız.

:: darvin teorisi yürütme
Gönderen: erhan şahin / İstanbul/Türkiye
20 Şubat 2008
Herşeyin başı inançtır yüce yaratıcı kesim emir olarak bize tebliğ ettirdi gönderdiği peygamberler ve indirdiği kelamı ile kadın erkekten ayrı olark şekli ve şehveti duyguları azdıran bir obje ve insanların soyu belli olsun ahlak kuralları ile herşey düzene uygun haraket etmelş Gelen emri itaat ederek yerine getirmeli yok kendince ve nefsince karınca başı kadar dahi olmayacak miniminacık aklınla ki sahibi de Allah)c.c) öyle ise ne diye aklının almayacağı şeyleri insanlara öğütleyip duruyorsun modernizimn yada laiklik kavramı ile atatürköülük yaparak atatürk te senin gibi bir insan vasfı sadec bu ülkeye ve meclise ve orduya komuta başkan ve resi olarak görev yapması insanların dünyadaki makamlarına göre ise eğer fatih bin tane atatürkten ileridir o bir çağı kapatıp bir çağı açmıştır ve o şeri hükümnlerlle amel etmiş islam yolunda cihad etmiştir eğer ki sevilip üsütün tutulacaksa Bütün mahlukatın yaratımasına sebep Olan sevgili peygamberimiz hazreti muhammeddir a.s türbana gelince eğer örtün emri ki okusan Kuranda Nur ve Ahzap süreleinde asıl olan örtü cilbabtır bool geniş şehveti uyandırmayan giyisi ve kadınların erkeklerle olan münasebetleri

:: Tebrikler
Gönderen: Simten K. Ataç / İstanbul/Türkiye
20 Şubat 2008
Sayın Ömer Kırat, İlk defa bir yazınızı okuyorum ve ilk fırsatta diğer yazılarınızı da okuyacağım. İfade tarzınızı beğendim, açık ve dik iniyorsunuz hedefin üzerine. Yazının içeriğinden dolayı sizi ayrıca tebrik ediyorum, özgürlük denen şeyin dahi sınırları vardır ve bu ülkede bu sınırlar çoktan belirlenmiştir. Yeniden yapılandırılacak hiçbir şey yoktur... Sevgilerle, Simten K. Ataç (http://www.izedebiyat.com/yazar.asp?id=339)




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Dünya Kadınlar Dünü
Bir Mayıs İşçisi Gibi Yayılmak Meydanlara

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Kuran'a Ayak Basan İlk Türk [Öykü]
Noel Baba'nın Gerçek Hikâyesi [Öykü]
Buzdolabı Adam Elma [Öykü]
Frank Einstein [Öykü]
Dinlenme Tesisi (Hac - Mahal) [Öykü]
A Playlist Story [Öykü]
Bill Clift'in Karısının Anlatacakları Var! [Öykü]
Yalnızlık Üzerine Bir Yanılma/yanılsama [Öykü]
Ordu Olmayan Adam [Öykü]
Mutlu Olmaktan Mutsuz Olan Adam [Öykü]


ömer kırat kimdir?

Merhaba edebiyat aşıkları! Edebiyata duyduğunuz aşkın karşılıksız olmasına neden olan kişi, yani edebiyatın gönlünü kaptırdığı, dolayısıyla sizin aşkınıza karşılık vermemesine neden olan kişi olarak, büyük bir sorumluluğum olduğunun bilincindeyim. Bu bilinçle, amatör edebiyata büyük bir katkı sağlayacağına, yeni bir soluk ve beniz getireceğine inandığım bu sitenin üyesi olarak, üyesi olduğum ve edebiyata yeni bir beniz ve soluk getirip, katkı sağlayacağına inandığımı az önce belirttiğim bu sitedeki yazın serüvenime sizleri de davet etmekten kıvanç duyuyorum ve kıvancın kelime anlamını tam olarak bilemediğim için şaşkınlık yaşıyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Douglas Adams, Emil Zola, Garcia Marquez, Oscar Wilde, Woody Allen


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © ömer kırat, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.