..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
En büyük mutluluk ve en büyük sıkıntı anlarında sanatçıya gereksinme duyarız. -Goethe
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Politik Olaylar ve Görüşler > Diren Yardımlı




28 Haziran 2008
Bir Devlet İdeolojisi Olarak Kemalizm  
Diren Yardımlı
Atatürk yeni ulusun Kemalizm’in bugün savunuculuğunu yaptığın bütün kavramları içermesi gerektiğini düşünüyordu ama onun döneminde henüz Kemalizm denen bir ideolojiden bahsetmek güç. Dahası Atatürk’ün düşünceleriyle “ideoloji”nin ilişkisine bakmak gerekir.


:CBJD:
   Kemalizm’in bir ideoloji olup olmadığı onlarca yıldır tartışılan bir konudur. Kemalist hareket Atatürk’ün reformlarını kendine ilke edinmiş bir öğretidir. Amaç, eğitim ve bilimsel ilerlemenin önderliği altında modern, demokratik, laik bir ulus-devleti kurmaktır. Pozitivizm, Rasyonalizm ve Aydınlanma gibi felsefi akımları temel alır. Pozitivizm dinsel dogmalara karşı eğitim ve bilimsel ilerlemeyi sağlarken, Rasyonalizm ulusun evrensel kavramlarla yoğrulmasını hedefler, Aydınlama ise temelde “halk”tan “toplum”a geçişi sağlar ve aynı zamanda reformların, başka bir deyişle altı oktan biri olan Devrimciliğin temelini oluşturur. Bütün bu kavramların soyut düşünce katında kalmaması için ise realizm ve pragmatizm gerekir. Realizm Aydınlanma’nın bir toplumsal aydınlanma (yani sadece seçkin bir aydınlar zümresinin halkı yönetmesi değil, toplumun uzun vadede bu “aydın”lara ihtiyacının olmamasını) hedefler, pragmatizm de sürecin koşulların ve dönemin gerçeklerine göre adım adım ilerlemesini sağlar.
   Bütün bu kavramları barındırıyor olması Kemalizm’in bir ideoloji olmasını sağlar mı?
   Bunu anlamak için önce ideolojinin ne olduğuna bakmak gerekir.
   
    İdeoloji Nedir?
   İdeoloji en temel açıklamasıyla, bir takım kavramların ve düşüncelerin örgütlenmiş birlikteliğidir. Bu düşüncelerin örgütlenmiş birlikteliklerinin bir ideoloji olması için çoğu kez, belirli bir zümre tarafından savunulması ve belirli bir kitlenin bu örgütlü düşüncelere uyması beklenmektedir. Başka bir deyişle “ideoloji” bir kavram olarak “kamu”yu içerir, halkı ilgilendirir. Kamusu olmayan bir ideoloji, ölü bir ideolojidir.
   İdeoloji örgütlü bir düşünce sistemi olsa da bir felsefi dizge değildir. Birincisi felsefi bir dizge “kamu”yu ilgilendirmek zorunda değildir. Halkların uydukları bir ideolojileri olabilir, ama halkların felsefeleri olmaz. Felsefe, bireyi ve daha geniş anlamda bireyi koruyan toplumu ilgilendirirken, ideoloji çoğu kez tersine “bireyin” bir öneminin olmadığı halkı ve halkı yöneten zümreyi (yöneticiler, aydınlar) ilgilendirir. İkincisi felsefi dizgeler doğaları gereği dinamikken, ideolojiler statiktir. Felsefi dizgeler “kurallar” koymaz, uslamlamalar aracılığıyla ilkelere ulaşır, ve bu ilkeler üzerinden sürekli başka ilkeler inşa eder. İdeolojinin ilkeleri bu anlamda ölü birer ilkedir, her biri aslında birer ilkeden çok, uyulması gereken kurallardır. Bundan felsefi dizgeler devingendir, ideolojiler ise bir kez kararlaştırılır, ardından kitlelerin onlara uyması beklenir denilebilir. Oysa halk “statik” değildir, çağın ilerlemesiyle halkların tini de sık sık değişir. Tam olarak bu nedenle ideolojiler sık sık “eskir”.
   İdeoloji kavramının Türkçe karşılığı Düşünce-Bilimi’dir. Bu anlamda soyut kavramların birlikte oluşturdukları tutarlı bir sistemdir. Ancak tarihsel anlamda ideolojiler soyut olmaktan uzak, her zaman devrimlerle ortaya çıkmış, bir yaşam tarzını zorunlu kılmış ve genel anlamda halkların dünyaya bakışı ilgilendirmiştir. Güç elde etmek isteyen örgütlenmeler, halka kendi “ideolojilerini” empoze etmeye çalışmış, bu sayede güçlenmeyi hedeflemiştir. Bu bazı durumlarda kaba güç kullanılarak yapılmıştır (Nazi Almanyası, Komünist Çin), çoğu durumda da politik örgütlenmeler ve hükümetler kendi ideolojilerini basın ve medya aracılığıyla olabilidiğince sıklıkta ve yoğunlukta halka kabul ettirmeye çalışmıştır. Her ikisinde bir zorlama söz konusudur ama birinde asker ve polis aracılığıyla ideoloji kabul ettirilirken diğerinden “psikolojik bir muharebe” niteliği daha öndedir ve insan hakları çiğnenmeden ideolojinin benimsetilmesine çalışılmıştır. Başka bir deyişle ideoloji çok büyük ölçüde politik bir kavramdır ve gelişmiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan tüm ülkelerde ideolojiler bulunmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde ideolojiler silah yoluyla empoze edilir ve korunurken çağdaş bir devlet düzeni içerisinde tek bir devlet çatısı altında birçok karşıt ideolojinin bulunması ve çatışması (uyuşmaması) olağan sayılmaktadır. Türkiye’de solcular ve sağcılar birbirlerini çiğnerken, Norveç’te üniversitenin kafeteryasında aynı masa etrafında kahve içebilmektedirler.
   
    Kemalizm Bir Devlet İdeolojisi Değildi
   Atatürk yeni ulusun Kemalizm’in bugün savunuculuğunu yaptığın bütün kavramları içermesi gerektiğini düşünüyordu ama onun döneminde henüz Kemalizm denen bir ideolojiden bahsetmek güç. Dahası Atatürk’ün düşünceleriyle “ideoloji”nin ilişkisine bakmak gerekir.
   Atatürk’ün ortaya koyduğu ulus-devlet anlayışında, bir devletin bir ideolojinin boyunduruğu altında yönetilmesi olanaksız görünür. Devlet bir kavram olarak bir ideolojinin ilkelerine hapsedilemezdi. Devlet en tepede duran kavramdı, ideoloji, ekonomi politikaları ve devletin daha başka nitelikleri ulus-devletin altındaydı ve pragmatikti, yani yararcı ve değişebilir öğelerdi.
   Ulus-devleti en temelde ulusun egemenliğinin devlet yönetimine yansıtılmasıdır ve devlet yönetiminin ulusun egemenliğini kabul etmesi ve ona hizmet etmesidir. Bu nedenle bir ideolojinin bir topluma zorla kabul ettirilmesi, ulus-devletin doğasına aykırıdır. Bir ulus-devlette devlet kendi isteklerine uygun bir toplum yaratmaz. Bir ulus devletinin değişmez tek ilkesi “ulus” ve “devlet”tir. Bunlar olmadığı takdirde ortada bir “ulus-devlet” de yoktur. Dolayısıyla Atatürk’ün herşeyden önce yaratması gereken ilk iki şey, ulus ve devletti. Osmanlı İmparatorluğu’na sık sık “Osmanlı Devleti” denilir, ama çağdaş ulusların kabul ettiği ilkelerin hiçbiri Osmanlı’da genel anlamda kabul görmüş değildi. Osmanlı’da milletler vardı, bir ulus yoktu. Daha geniş bir anlamda henüz “toplum” olmayan bir halk vardı, halk eğitimsizdi ve bu halkın iradesinin devlete yanısıtılması da düşünülemeyeceği için Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yılları herşeyden önce bir “toplum” bilincinin oluşturulmasını hedefledi. Bunun için de topluma bazı ilkeleri aşılamak gerekiyordu ve bunu bir ideoloji-devleti yaratmadan başarmak için ilginç bir orta yol bulundu.
   Atatürk devlet-ideolojilerine soğuk baksa da, bir ideolojinin, yani propagandaya uygun, halkın kolay benimseyebileceği bir düşünceler birliğinin topluma ulaştırılabileceğini iyi biliyordu. Bu düşünceler birliğinin de toplumun kalkınması için şart olduğunu biliyordu.
   Devlet bir ideolojiye sahip olmamalıydı, bununla birlikte siyasi partilerin birer ideolojiye sahip olmaları olağandı. İdeolojik bir siyasi partinin uzunca bir süre bir ülkeyi tek başına yönetmesi, hem devletin bağımsız ve ideolojiler-üstü yapısına zarar vermeyecek, hem de halkı adım adım çağdaş dünyanın normlarına alıştıracaktı.
   Kemalizm, 9 Eylül, 1923’te Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın temel ideolojisi olarak ortaya çıktı denilebilir. Altı ok, bir ulusal arma değil, bir partinin ilkelerinin ve bir partinin benimsediği ideolojisinin simgesiydi. Bir parti ki çok-partili sisteme geçilinceye kadar ülkenin tek yönetim alternatifi olacak, başka bir deyişle devletin içinde yer eden geçici bir alt-devlet olacaktı. ‘Geçici’ kısmı burada önemlidir, çünkü nihai amaç “toplum bilinci” ortaya çıktığı anda çok partili sisteme, ve daha başka ideolojilere kapıyı açmaktı.
   CHP kurulduktan kısa bir süre sonra cumhuriyet ilan edildiğinde aynı altı okun bu defa cumhuriyetin ilkeleri olarak benimsenmemiş olması, hâlâ Atatürk’ün başkanı olduğu partinin ilkeleri olarak kalmaya devam etmiş olması önemlidir. Amaç altı okun temellerini oluşturduğu bir devlet olmuş olsaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal arması CHP’nin logosu olurdu. Ancak Atatürk çok iyi biliyordu ki modern ulusların hiçbiri birer “ideoloji” üzerine kurulmamıştır, kendisi de çağdaş bir Cumhuriyet kurmayı hedeflediğine göre de “devlet ideolojisi” fikrinden uzak durdu. Ulusal bir ideoloji o dönemde Sovyetler’de ortaya çıkıyordu ve Atatürk bu ideolojik ve statik devrimle kendi dinamik devrim anlayışı arasına belirli bir mesafe koymaya özen gösterdi. Kemalizm’i bir devlet ideolojisi haline getirmek, ondaki ve uzun erimde toplumdaki dinamik boyutları baskılar, devlet örgütlenmesini “yanlı” yapar ve uzun erimde zayıf düşürürdü.
   Diğer tarafta bu altı ilke, özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında Cumhuriyet’in kalkınabilmesi ve aydınlanması için vazgeçilmezdi. Toplum bilinci yayılmalıydı, devrimcilik aşılanmalıydı ve devlet yapısı içindeki devrimcilik ve laiklik pekiştirilmeliydi. Atatürk bunları birer “devlet” ilkeleri haline getirmek yerine, bir süre tek partili bir yönetimi diri tutarak bütün bunları gerçekleştirdi. Böylelikle zorunlu olarak yerleşmesi gereken Cumhuriyet’in temel ilkeleri, ulusal bir ideolojiye dönüştürülmeksizin bir partinin ideolojisi olarak kalarak, topluma kabul ettirildi. Her şeyden öte çok ustaca tasarlanmış, reformcu bir devlet adamlığı manevrasıdır bu.
   Kemalizm, bir ideolojidir; Cumhuriyet Halk Partisi ve aynı ya da benzeri dünya görüşünü paylaşan diğer partilerin ideolojisidir. Ancak çok partili bir rejimde meydanda başka ideolojilerin savunuculuğunu yapan partilerin çıkması da kaçınılamaz. Sağ eğilimli, sol eğilimli, aşırı sol eğilimli ideolojiler seksen yıllık Cumhuriyet tarihinde kendilerini birçok kez, farklı partilerin çatıları altında gösterdiler ve bunların hiçbiri Cumhuriyet’in ilkelerine (Kemalizm’in ilkelerine değil) zarar vermedi. Dönem dönem sosyal devlet ön plana çıktı, dönem dönem kapitalist eğilimler ya da dinî motifler ön plana çıktı ama demokratik, laik ve bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün öngördüğü bir devlet düzeni içerisinde hepsini barındırabilirdi. Toplumsal huzursuzluk çoğu kez, devlet yapısının diğer bütün partileri Kemalizm’in süzgecinden geçirmeye çalışması ve Kemalizm’e göre meşru ya da gayri-meşru ilan etmeye çalışması nedeniyle çıktı. Bütün partilerin, Kemalizm’in bütün ilkelerine harfiyen uymalarını beklemek demokrasinin temeline aykırıdır.

    Kemalist Öğretinin Devletin Nitelikleriyle Olan İlişkisi
   Kemalizm’in durumundaki belirsizlik Kemalizm’in gayri-resmi olarak bir “ulus ideolojisi” olarak edindiği yerden kaynaklanır. Kemalizm’in bazı özelliklerinin Türkiye Cumhuriyeti’nin de temel kavramları olduğu kuşku götürmez. Laiklik, Kemalist ideolojinin bir parçası olmaktan öte, bir “devlet ilkesidir” ve tüm toplumun ve tüm politik oluşumların bu ilkeyi kabullenmesi beklenilir. Ama Kemalizm’in geri kalan ilkelerini her parti farklı derecelerde kabullenebilir ya da reddedebilir. Laiklik ilkesi ise “özel”dir.
   Avrupa’da, bir benzeri Katolik Fransa’da olmak üzere ama onun dışında hiçbir devlette “laiklik” ilkesi Türkiye’deki kadar ön planda durmaz. Nazizm’in Almanya’nın “özel” ve meşru tabusu olması gibi, “kökten dincilik” ve “şeriatçılık” da Türkiye’nin özel ve meşru tabularıdır. Hiçbir siyasi oluşum ya da hareket bu iki kavramla sahnede yer alamaz, bu iki kavramı “meşrulaştırmaya” çalışamaz. Bu Türkiye’nin özel durumudur ve devlet örgütünün ve “toplum sözleşmesi”nin rasyonel bir şekilde işlemesi için kaçınılmazdır.
   Kalan ilkelerden herhangi birinin sorgulanması ya da diğerlerinden daha çok öne çıkarılması ise cumhuriyetin doğasına aykırı değildir. Kalan kavramların sorgulanmasına izin vermemek, tüm bir toplumu “altı ok”u zorunlu olarak kabul etmeye zorlamak Türkiye Cumhuriyeti’nin bir diğer harcı olan demokratik ve özgür düşünceyi destekleyen, hatta teşvik eden yapısına zarar verecektir.
   Tüm diğer ideolojiler ve partiler gibi Kemalist partiler de zaman zaman yerleşik devlet düzeniyle çatışabilmektedir, dönem dönem fazlasını isteyebilmekte, dönem dönem de gerisinde kalabilmektedir. Bunun en yakın örneği günümüzde “demokratik bir sosyal devlet geliştirmeyi” amaçlayan CHP’nin bu niteliklerini büsbütün yitirmiş olmasıdır. Anayasanın ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu vurgular. Günümüz CHP’sinin bu iki kavramın da gerisine düştüğü, hatta bu iki kavramla (demokrasi, sosyal devlet) kavgalı olduğu gözlerden kaçmaz.

   
    Güncel Kemalizm ve Güncel Sol
   Kemalizm sosyal bir devlet düzenini ön gördüğü ölçüde solcu bir ideolojidir. Ancak pragmatik yapısı gereği Türk halkının ihtiyaçları ve beklentileri doğrultusunda oluşturulmuş ve aşırı-sol bir öğreti değildir. Cumhuriyet tarihi Kemalizm’den çok daha sol partiler görmüştür. Kemalist öğreti içerdiği milliyetçi unsurlarla aynı zamanda toplumun sağ eğilimli seçmenine de göz kırpar. Son yıllarda ise partiyi yöneten zümrenin söylemleri Kemalizm’i büyük ölçüde soldan sağa çekmiştir.
   Aynı şekilde Kemalistlerin çok ciddi bir öz-eleştiri yapmalarını zorunlu kılan bir durumdur bu. Solculuk ve sağcılık arasındaki en temel fark, sağcılığın muhafazakar ve tutucu doğasına karşın, solculuğun devrimci ve ilerlemeci doğasıdır. Çağdaş Kemalizm bugün çağdaşlığını büyük ölçüde yitirmiştir. Laikliği savunmak günümüz dünyasında bir “çağdaşlık” örneği değildir, laikliği tek başına savunmak iste büsbütün bir ortodoksluk ve muhafazakarlık örneğidir. Laikliği politik bir malzeme olarak, başka politik oluşumlara karşı bir muhalefet ‘silahı’ olarak kullanmak her şeyden önce toplumun çok büyük bir kısmının seksen yıldır içselleştirdiği laikliğe zarar vermektir. Kemalist öğreti zaten tüm partilerin tepesinde duran ‘laiklik’ ilkesini korumalıdır, ama laikliği bir propaganda aracı olarak kullanmaktan uzak durmalıdırlar. Bu laikliğe zarar verdiği kadar, Kemalist ideallere de zarar vermektedir. Kemalizm bugün içinde bulunduğu “ürkek” ve “mızmız” halinden çıkıp, tekrar devrimci, atılımcı ve cesur bir öğreti olarak halkın karşısına çıkabilmelidir.
   Günümüzde solculuk ABD’nin demokratlarından, Almanya’nın yeşillerine ve İngiltere’nin İşçi Partisi’ne kadar bir dizi farklı renk sunmaktadır. Bunların hepsi birbirinden çok farklıdır ama hepsinin ortak özellikleri “bir şeyleri” değiştirmeyi istiyor olmalarıdır. Türkiye’de Kemalizm çevresinde toplanan solcular ise bir şeyleri değiştirmenin tersine, bir şeyleri “muhafaza” etmeye çalışmaktadırlar. “Konjektür gereği yapılması gereken budur,” denilebilir belki, “kökten dinci bir tehlikenin karşısında yapılabilecek tek şey 80 yıllık kazanımları korumaktır,” denilebilir. Bu haklı bir kaygının dile getirilişidir belki, ama umutsuz bir çabadır ve “sol”un en temel ilkesine, yani “devrim ve ilerleme”nin tepetaklak çevrilişidir.
    Kendini yenilemediği sürece, çağdaş bir temele oturmadığı sürece Kemalist öğreti yeni çıkan ve halkın sempatisini kazanan bütün ideolojiler ve akımlar karşısında sıkıcı görünecek, bağnazlıkla eleştirilecek ve nihayetinde yenik düşecektir. Burada bütün dünyada son on yıldır tartışılan ve Avrupa’daki çoğu politik oluşumun kabullendiği “yeni solculuk” kavramına geliyoruz. Sosyalist devrimler, işçi hakları ve eşit gelir dağılımı gibi “eskimiş” ideolojik kavramların yerine bugün “insan hakları, düşünce özgürlüğü, çevrecilik, çeşitlilik, kadın hakları” gibi toplumun daha çok ilgilendiği kavramlar kullanılmaktadır. Özellikle 90’larda Avrupa çapında solcuların kazandığı başarılar çok büyük ölçüde kendini yenileyebilmiş bir solculuk anlayışına borçludur. Avrupa’daki solculuk toplumun karşısına yeni kavramlarla çıkabilmiş bir solcu örgütlenmedir. Türkiye’deki Kemalist hareket ve onun politik merkezi olan CHP ise bütün bu yeniliklerden kendini büsbütün soyutlamış ve bugün düştüğü duruma gelmiştir.
   Çağdaş Kemalizm’in ne olabileceği sorusu ilerki makalelerde irdelenecektir.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın politik olaylar ve görüşler kümesinde bulunan diğer yazıları...
Kemalizm'in Çelişkileri

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tolstoy ve Anna Karenina
Bülbülü Öldürmek
Momo ve Duman Adamlar
"Para İçin Yazmak" Gerçekten Duyulduğu Kadar Kötü Mü?
Amelie
Sydney Pollack
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Mimari Geleneğin Çöküşü
Endişe Edebiyatı

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ne Varsa Gördüm [Şiir]
Yansıma [Şiir]
Olanaksız [Şiir]
Kimse Kimseyi Görmedi [Şiir]
Karanlığı Boyamak - GİRİŞ [Roman]
Karanlığı Boyamak - Gizemli Bir Irk [Roman]
Lusifer'in Lambası - 7. Bölüm - Oyun Mühendisleri [Roman]
Karanlığı Boyamak - Çiğdem'in Tarihi [Roman]
Lusifer'in Lambası - 6. Bölüm - Gecenin Karanlığında [Roman]
Lusifer'in Lambası - 1. Bölüm - Onursuz Bir Ölüm [Roman]


Diren Yardımlı kimdir?

Geçenlerde kapıma bir satıcı geldi. Sigorta poliçeleri satan gencecik bir tüccar. Yaşamımı sahiplenecek biri olsun mu diye sordu bana. Yoksa sahipsiz, yerle gök arasında başı boş bir şekilde oraya buraya sürüklenmesini mi istiyordum. İkna edici duyuldu, ben de satmaya karar verdim. Böyle kimseye hayrı yoktu. Ve yaşamım böylece yerle gök arasında gezinmekten. . . onun deyişiyle sürüklemekten bir anda çıkıverdi. Artık toplumda bir yeri olan birşey olmuştu.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Howard Fast, Björk, Harper Lee, Betty Smith, John Steinbeck, Ingvar Ambjörnsen, Michael Ende


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Diren Yardımlı, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.