..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Gençliğinde müzik öğrenen, felsefeyi daha iyi anlar. -Platon
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Anı > Emine Pişiren




16 Kasım 2008
Çıkar Ağzından Baklayı  
Hangimizin ağzında bakla kuru kaldı ki?

Emine Pişiren


Bir iş dönüşüydü… Güneş Sarayburnu’na doğru uzanmış, havayı hafiften kızıl rengine boyamıştı. Beşiktaş’tan taşınıp Cihangir’in o sokağına alışmaya çalıştığımız günlerden biriydi. Dar ve dip dibe eski Rum evleri sokağa tarihten kalmış görüntüsü çiziyordu.


:ADHD:
ÇIKAR AĞZINDAN BAKLAYI



Bir iş dönüşüydü…
Güneş Sarayburnu’na doğru uzanmış, havayı hafiften kızıl rengine boyamıştı. Beşiktaş’tan taşınıp Cihangir’in o sokağına alışmaya çalıştığımız günlerden biriydi. Dar ve dip dibe eski Rum evleri sokağa tarihten kalmış görüntüsü çiziyordu.
Köşedeki bakkalı geçip eve varacaktım ki, bir kadın sesi duydum. Başımı çevirdim ve sesin sahibine baktım. Karşı komşumuzdu. Arkamdan koşturduğu her halinden belli oluyordu. Bir eliyle göğsünün üzerinde diğer eli dizindeydi destek almak ister gibi. Soluk soluğa kalmıştı. Yutkunduktan sonra;

- “ Size yetişemedim Pınar hanım. Çok hızlı yürüyorsunuz. Koşturmak zorunda kaldım.” Dedi.
Hala sık soluk alıyordu. Onun bu telaşlı hali beni eni konu meraklandırmıştı.
- “ Aysel hanım, hayırdır!? Durun biraz nefes alın. Tıkanmışsınız.”
O biraz yutkundu benim bu sözüm üzerine. Solukları normale dönünce kaldığı yerden devam edeceğine hıkladı, pıkladı. Boşa koysan olmaz, doluya koysan almaz misaliydi şu an ki yaşadığımız durum.
- “ Şeyy, nasıl anlatacağımı da bilemiyorum ama…”
Aslında biraz kızmıştım. Öfke de vardı elbet. Bunu ona yansıtmadan sabırla bana anlatacakları dinlemeliydim. Onu cesaretlendirecek sözcüklerin birden fazla ihtimali aklımdan gelip geçe dururken, merakıma “ dur!” demek o kadar kolay olmuyordu.
- “ Anlatmaya başladın bile Aysel hanım. Bir de devamını getirseniz sözün…”
Bu sözlerim ona cesaret vermişti adeta.
- “ Kayın valideniz ve çocuğunuz…”
Ay olacak şey miydi, şimdi bu? Ödüm ağzıma ekşi bir su salıvermişti. Aysel hanımın kollarına asılıp sarstım ince ve çelimsiz kısa boylu kadını.
- “ Aysel hanım. Siz ne demek istiyorsunuz?. Kayınvalideme ne olmuş? Çocuğum dediniz…Oğluma ne oldu? Lütfen susmayın!”
- “ Şeyy…Ben gerçi görmedim…Tam da bilmiyorum. Bana da görenler duyanlar söyledi. Az önce sizi görünce koşturdum. Kırtasiyecideydim. Yün ve şiş almak üzeredeydim ki, sizin geçtiğinizi gördüm…”
- “ Eee, Aysel hanım, sizde çıkarın artık ağzınızdan şu baklayı canım!..”
Sesimin tonu yüksek çıkmış olmalı ki kadın asıl söylemek istediğini bir solukta söyledi.
- “ Oğlunuz sokağımızda park halinde bulunan araçların tekerlerini kibrit çöpü sokarak hepsini söndürmüş. Araç sahipleri karakola gidip şikayette bulunmuşlar. Kayınvalideniz ve oğlunuzu polisler karakola götürdü.”
Haydiii, olacak iş mi şimdi? Akşam akşam iş dönüşü moral indi sıfıra. Kötü haber tez ulaşırmış. Karşı komşum yüzüme yerleşen ifadeyi kollamakta. Ona teşekkür edip, adımlarımı geldiğim yöne yönelttim…
Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’ne vardığımda alacakaranlık ve sis çökmüştü. Girişteki memura kimliğimi verip, asıl konuyu açıp içeri girdim. Beni baş komiserin odasına gönderdiler. Asansör arızalıydı. İki kat mı, üç kat mı çıktım heyecandan anlamadım. Komiserin odasına vardığımda, kapıyı nasıl çalacağımı önce kestiremedim. Kapı baklava şekillerinden yapılmış deri kaplamadan yapılmıştı. Duraksadım öylece kapı önünde. Çalmadan girsem, saygısızlığın daniskası olacaktı. Ama nasıl çalacaktım? Bir kapı kolu ve birde deriden nakış, karşımda öylece durmakta…
Bu düşünceler ve birde afacan oğluma kızmalarımla öylece dura koyulan ben, kurtuluşu çaycıda buldum. Yuvarlak alüminyumdan askı ve üzerinde bir gazoz iki çay vardı. Açtı kapıyı bende ardından süzüldüm içeri. Aa, o ne!
Gözlerime inanamıyorum. Oğlum komiserin masasına oturmuştu. Başında komiserin şapkası, üzerinde üç yıldızlı ceketi. Koltukta küçük bir komiser oturmakta şimdi. Şimdi anlaşıldı, o gazozu isteyen kişinin kim olduğu.
Efendim, daha fazla uzatmadan bende baklayı çıkartayım dilimin altından. Oğlumun ifadesi alınınca verdiği yanıta bayılan güler ve ayılır, vallahi!..
” Ne yapayım polis amca? Onların arabası vardı, benim oynadığım parkım yoktu. Bisikletimi nerede süreyim? Oynadığım yerde o arabalar vardı. Bende kızdım, yaptım işte…”
Bizim afacanın bu durumu baş komisere intikal etmiş. Yılların deneyimini ve başarısını her iki omzunda taşıyan polis şefi; omuzlarına boşa mı üç yıldız nakşetmiş. Konuyu ele alıp, “Ee, çocuk aklı…” demiş ve kayınvalidemin yaşlı ve kalp hastası olduğunu anlamış, inisiyatifi de elden bırakmamış. Çaycıya bir çay siparişi daha verilmişti. Hadiseyi kısaca bana anlatan kayınvalidem ise, nasıl fenalaştığını dinlerken…Ağlasam mı, gülsem mi misali, suskun kaldım öylece…
Yatağıma uzandığımda şehir dışından gelen eşime bu konuyu nasıl anlatacağımı düşüne durdum.
Sahi ben bu yazıyı nerden esinlendim ya?..Hah, anımsadım!
“Çıkar ağzından baklayı!..”
Hikaye yazacaktım, aklıma takılana bakın hele…

“ Zamanında çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Sonunda kendine yakıştırılan küfürbazlık ününe dayanamaz duruma gelmiş. Soluğu bir bilgenin yanında almış, ondan akıl danışmış.

- “Her kızdığım konu karşısında küfretmek huyumdan kurtulmak istiyorum” demiş.
Adamın içtenliğini görünce bilge ona yardımcı olmaya karar vermiş. Bakkaldan bir avuç bakla tanesi getirtmiş ve bunları küfürbazlıktan kurtulmak isteyen adamın avucunun içine koydu.

- “Şimdi bu bakla tanelerini al, birini dilinin altına, ötekilerini cebine koy. Konuşmak istediğin zaman bakla diline takılacak, sen de küfürden kurtulma isteğini anımsayıp o anda söyleyeceğin küfürden vazgeçeceksin. Bakla ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir bakla çıkarırsın, dilinin altına onu yerleştirirsin.”

Adamcağız bilgenin dediğini yapmış. Bu ara da bilgenin yanından da ayrılmamaya çalışıyormuş. Yağmurlu bir günde birlikte bir sokaktan geçerlerken bir evin penceresi hızla açılmış ve genç bir kız başını uzatmış, seslenmiş:

- “Bilge efendi, biraz durur musun?”demiş ve pencereyi kapatmış.
Bilge söyleneni yapmış ama sicim gibi yağan yağmur altında iliklerine değin ıslanmış. Sığınacak bir saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne istediğini sormak geçmiş içinden fakat tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar pencerede görünmüş ve aynı isteğini yinelemiş:

- “Bilge efendi, lütfen birkaç dakika daha bekler misiniz...”

Bilge içinden öfkelenmiş ama kızın isteğini de yerine getirmiş. Fakat yanındaki eski küfürbaz adam, kendini zor tutuyormuş. Bu arada yağmurun şiddeti gittikçe artıyor, bilge de, adam da, vıcık vıcık ıslanıyorlarmış.

Bir süre sonra pencere açılmış ve kız yine seslenmiş

- “Gidebilirsiniz artık!..” demiş.

Bilge bu durumu çok merak etmiş ve sormuş:

- “İyi de evladım bir şey yoksa bu yağmurun altında bizi niçin beklettin?”

Penceredeki kız, bu soruyu pek umursamamış:

- “Efendim, sizi elbette bir nedeni olmadan bekletmiş değilim” demiş ve bekletme nedenini şöyle açıklamış:

- “Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur, horoz çıkarmış. Annem sizi sokaktan geçerken görünce hemen yumurtaları kuluçkaya koydu ve yumurtaları tavuğun altına yerleştirene değin sizin pencerenin önünden ayrılmamanızı istedi.”

Saygısızlığın böylesi karşısında bilgenin de tepesinin tası atmış. Yanındaki eski küfürbaza dönmüş ve şöyle demiş:

- “Hak ettiler bu ana kız. Çıkar ağzından baklayı!..’"

Yüzünüzden sağlıklı gülüşler, yüreğinizden sevgi eksik olmasın…

Emine Pişiren/Edremit-Akçay/2008



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın anı kümesinde bulunan diğer yazıları...
Biz Önce Beş Kişiydik
Anılarımın Dallarında Bir Hüzün Tomurcuğu
Davetsiz Konuk - 3 -
Davetsiz Konuk - - - Son Bölüm - - -
Bana İnsanca Yaşamayı Öğrettiğin İçin Teşekkür Ederim Anne
Hastanedeydim (Son)
Atatürk'ün Fotoğrafçısı Cemal Işıksel ve Ben
Hüzün Çizdim Yine Yüreğimin En Dip Köşelerine…
Abdülbaki Gölpınarlı İle Söyleşim
Nineciğim, Bana Ne Zaman Bir Anne ve Baba Getireceksin?

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Anne Cennette Yemek Var mı?
Yumurtanı Nasıl İstersin Canım, Rafadan mı Kafadan mı?
Aşık Olmak İstiyor Musunuz?
Seni Seviyorum Işıl
Bu Çocuk Benim Değil
Davetsiz Konuk - 2 -
Vurgun Yedi Yüreğim!..
Biri Hayat Bulmuştu Kollarında
Aşk Kağıda Yazılıyormuş...
Acı İçindeydi...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Adamdan Saymışız [Şiir]
Ah Ulan Istanbul! [Şiir]
Hangi Dua İle Sana Gelelim? [Şiir]
7. Didim Şiir ve Şairler Buluşması [Şiir]
Çekinme Söyle [Şiir]
İsterdim [Şiir]
Madem ki... [Şiir]
Davetsiz Konuk - 1 - [Şiir]
Git Demene Gerek Yok [Şiir]
İstanbul_um [Şiir]


Emine Pişiren kimdir?

Yazmayı, okumayı ve birikimlerimi paylaşmayı seven biriyim. Edremit'in yerel bir gazetesinin köşe yazarıyım. Bazı web sayfalarında da edebiyat adına paylaşımlarım yayınlanmaktadır. Sevgi ve ışık sizle olsun.

Etkilendiği Yazarlar:
Mehmet Emin Yurdakul, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Victor Hugo, Balzac, Leo Buscaglia, Eric Frrom, Irvın Yalom, Dale Carneige, Doğan Cüceloğlu, Haluk Yavuzer...


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Emine Pişiren, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.