..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Gene gel gel gel. / Ne olursan ol. / ... / Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. / Nasılsan öyle gel. -Mevlânâ
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Gerilim > Aydın akdeniz




21 Nisan 2009
Sezonluk Fındık İşçilerinin Hayat Öyküsünden Bir Kesit  
Aydın akdeniz
Kim bilir kaç yıldır giyiyordu ayağındaki kadife pantolonu. Çok sevmişti onu, komşuları bir bayram arifesinde modası geçtiği için annesine verdikleri zaman. Önce büyük ağabeyi atılmış, ne kadar zorlasa da bir türlü sığdıramamıştı bedenine. Sonra da onun bir küçüğü olan denemişti üzerinde. Olmuyordu işte. Ertesi gün ve bir sonraki gün, defalarca elden ele dolaşmış, yine de bir yolu bulunarak uydurulamamıştı irice kıyım vücutlara. Kızgın, öfkeli homurtular, odaların duvarlarında küfürle karışık bir uğultuyla dolaşmıştı. Nedense hiç kimsenin aklına evde küçük bir çocuğun daha bulunduğu gelmemişti. Büyük kardeşlerin kirli sokaklarda boğuştuğu bir sırada, küçük olan korkarak yaklaştı pantolona. Usulca eline aldı. Ne kadar da yumuşaktı kumaşı. Sonra bu yumuşaklığı, yüzünde dolaştırdı. Kokladı. Annesi içeri girdiğinde, panikle attı elindekini. Kadın öfkeyle; “ Ne o! Her şeyi tastamam yaptın da, sıra ağabeylerinin giysilerini karıştırmaya mı geldi?” dedi. O ara içeri girmiş olan kardeşler ; “ Elleme ana, zatı ayâmıza olmadıydı.” Dediler.


:BFCI:
Kim bilir kaç yıldır giyiyordu ayağındaki kadife pantolonu. Çok sevmişti onu, komşuları bir bayram arifesinde modası geçtiği için annesine verdikleri zaman. Önce büyük ağabeyi atılmış, ne kadar zorlasa da bir türlü sığdıramamıştı bedenine. Sonra da onun bir küçüğü olan denemişti üzerinde. Olmuyordu işte. Ertesi gün ve bir sonraki gün, defalarca elden ele dolaşmış, yine de bir yolu bulunarak uydurulamamıştı irice kıyım vücutlara. Kızgın, öfkeli homurtular, odaların duvarlarında küfürle karışık bir uğultuyla dolaşmıştı. Nedense hiç kimsenin aklına evde küçük bir çocuğun daha bulunduğu gelmemişti. Büyük kardeşlerin kirli sokaklarda boğuştuğu bir sırada, küçük olan korkarak yaklaştı pantolona. Usulca eline aldı. Ne kadar da yumuşaktı kumaşı. Sonra bu yumuşaklığı, yüzünde dolaştırdı. Kokladı. Annesi içeri girdiğinde, panikle attı elindekini. Kadın öfkeyle; “ Ne o! Her şeyi tastamam yaptın da, sıra ağabeylerinin giysilerini karıştırmaya mı geldi?” dedi. O ara içeri girmiş olan kardeşler ; “ Elleme ana, zatı ayâmıza olmadıydı.” Dediler.

Evet, ayağındaki pantolonu bu şartlar içinde edinmişti. Aradan geçen üç yıl içinde kendisi için çok şey değişmişti. Analığı ve kardeşleri hasat zamanları fındık toplamaya giderler, kazandıkları üç beş kuruşla bütün bir yıl boyunca kıt kanaat geçinmeye çalışırlardı. O yıl da çalışmaya gitmişler fakat hasta olduğu için ufaklığı bu kez, komşularına emanet etmişlerdi. Kaza haberi geldiğinde o minicik yüreğiyle bir şeylerin ters gittiğini anlamış çaresiz bir şekilde yazgısında olanı kollamaya başlamıştı. İstanbul sokaklarının insafına bırakıldığında henüz dokuz yaşındaydı. Köprü altları, çöp bidonlarının gölgelerinde geçen aylar ve yıllar derken işte bu günlere ulaşmıştı.

Telefon kabinine, el ayak ortadan çekilince girmişti. Zemine bıraktığı kartonun üzerine çöktü. Dışarısı çok soğuk ve her yer sırsıklam ıslaktı. Sağanak yağan yağmur sel olmuş, kaldırım kenarlarından çevreye taşarak akmaktaydı. Telefon kabininin yakınından geçen bir arabanın süratiyle sıçrayan sel suları alttaki boşluktan geçerek, kullanılmaktan artık iyice yıpranmış ve rengini kaybetmiş bu pantolonu ıslattı. Küçük dostumuz gözlerinde iki damla yaş, yüreğine akıttığı kederiyle olduğu yerde bir yandan ısınmaya çalışırken öte yandan gelişip serpilen vücudunu artık örtmeye yetmeyen pantolonunun kısa kalan paçalarına bakarak o mutlu günleri hatırladı.

Telefon kabininin kapısı hızla açıldı. Öfkeli bir ses, etrafa tükürükler saçarak bağırıyordu. İri kıyım adam, yanındaki hanımı arkasına çekerek onu uzaklaştırmış ve bulunduğu tarafa yönelerek üzerine atılmış, yakasından kavradığı gibi dışarı fırlatmıştı kendisini. Adamın attığı tekme, baldırlarını sızlatmış, korku ve panikle oradan yola fırlayınca önünde aniden beliren farlarla karşı karşıya kalmıştı.

Vücudundan boşalan kan, akan sel sularına karışıyordu. Üç beş ilgili baş, bulunduğu tarafa şöylece bir çevrildikten sonra yoluna devam ederek uzaklaştı oradan. Olay yerine gelen trafik ekibine verilen ifade de; “ telefon kabinindeki tinercinin saldırısına uğranıldığı ve ….” belirtiliyordu.

Aydın AKDENİZ

http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=772664

.Eleştiriler & Yorumlar

:: tebrikler
Gönderen: AHU ATALAY / , Türkiye
28 Eylül 2009
çok yalın ve anlaşılır.tebrikler.

:: tebrikler....
Gönderen: SULTAN TAŞ / , Türkiye
15 Temmuz 2009
tebrikler çok güzel yazmışsınız...

:: Devamı yok mu?
Gönderen: Mehmet Ali Özler / ,
1 Temmuz 2009
Umarım tamamı bu kadar değildir. Gerisi gelirse güzel olabilir. Başarılar.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın gerilim kümesinde bulunan diğer yazıları...
Ayşe Hanım'ın Ölümü (1)
Deve Dikeni
Telefon Kulübesinde, Ölüme Çeyrek Kala!
Ayşe Hanım'ın Ölümü (5)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (6)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (2)
Konakta Bir Başkadır Gecelemek…
Ayşe Hanım'ın Ölümü (4)
Ayşe Hanım'ın Ölümü (3)

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
İsterik Kadın, Haydi Oradan Sen De!
Kapela
Kömür Karasıydı Elleri
Sabri Bey'in Hikayesi
Kadeh Ustası
Baştan Karaymış Baştankaralar
Virginia Woolf, Gölgesi Olmayan Kadın
Kuzey İkliminin Zemherisin de Bir Başkadır Anıları Düşlemek!
Diasporada, Yalnız Bir Türk`ün Sevdası
Tac Mahal'de Med Cezir Manzaraları

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Hisseden Payıma Metafizik Aşklar Düştü [Şiir]
Mihenk Taşı [Şiir]
Mana İkliminde Seyrü Sülukun, Adam da Gaflet mi Bırakır A Gönül! [Şiir]
Aynanın Ötesinde Görünen... [Şiir]
Dilemma [Şiir]
Köşe Kapmaca Oynarken Ayrılık... [Şiir]
Faust ve Pan Arasında, Bir Garip Diyalog..! [Şiir]
Küçük Dedektifler Tavşan Adası`nda (Iı) [Roman]
Küçük Dedektifler Tavşan Adası'nda [Roman]
Politik İllüzyon ve Babil"in İskambil Kuleleri [Roman]


Aydın akdeniz kimdir?

Yazı vazgeçemediğim bir tutkudur benim için. Vaz geçemediğim, kendimi sorguladığım anlardır, o anlar. Kendimi bulduğum, yaşama anlamını kazandıran o ya da bu şekilde duygu yüklü anlar.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski, Puşkin, Tolstoy, Goethe, Stendhal, Shakespeare, Cemil Meriç


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © Aydın akdeniz, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.