..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür / Ve bir orman gibi kardeşçesine...
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Türkiye > Münevver Saral




28 Mayıs 2009
Tüm Zamanların Şehrine Küçük Bir Eleştiri  
Münevver Saral
İstanbul; bir ayağı Asya' da, bir ayağı Avrupa' da, tam anlamıyla ne Asyalı ne de Avrupalı bir şehir. İstanbul; doğu ile batı arasında sıkışmış, tam anlamıyla ne doğulu ne de batılı bir şehir. Fakat İstanbul; farklı kültürleri, farklı oranlarda kaynaştıran bir mozaik. İstanbul; gün gibi aşikar, güneş kadar parlak. İstanbul gece gibi gizemli, ay kadar büyülü. Fakat İstanbul ne hayat kadar gerçek, ne masal kadar düşsel. Madem tam anlamıyla bunların hiç biri değil, öyleyse nedir, kimdir İstanbul ?


:ACBE:
Boğaz...Yine Boğaz. İstanbul, onsuz İstanbul değil sanki. Nereye gitsem, onu arıyor gözlerim. Tıpkı bir pusula gibi, yönümü onunla tayin ediyorum. Nedir onu bu kadar gözde yapan, bilemiyorum ki... Bir mavi su desem... Hayır değil, hiç mi mavi su görmedim ? Mavinin en koyusunda, yüzü denize dönük yaşayan biriyim. Boğaza takılan inciler olarak adlandırılan köprüleri desem... Yok, o da değil; estetik açıdan çok daha güzel köprüler var dünyanın başka şehirlerinde. Yoksa o, her iki yakada karşılıklı sıralanan sarayları, kasırları, yalıları mı ? Dolmabahçe, Beylerbeyi, Çırağan... Değil, onlar da değil galiba. Peki, öyleyse ne ? Nedir beni bu kadar ona tutkun eden ?

Tutkunluğum; onun, her iki tarafını da dantel gibi süsleyen kıyılarına. O, iki ayrı kıtanın; Asya ile Avrupa' nın birbirine nispet edercesine kıvrım kıvrım kıvrılan kıyılarına... Tutkunluğum; o kıyıların tam da ortasından akan, hayat dolu mavi suya. Güneşin doğduğu topraklarla güneşin battığı toprakları, doğunun mistisizmiyle batının gerçekçiliğini buluşturan İstanbul Boğazı' na...

İstanbul; bir ayağı Asya' da, bir ayağı Avrupa' da, tam anlamıyla ne Asyalı ne de Avrupalı bir şehir. İstanbul; doğu ile batı arasında sıkışmış, tam anlamıyla ne doğulu ne de batılı bir şehir. Fakat İstanbul; farklı kültürleri, farklı oranlarda kaynaştıran bir mozaik. İstanbul; gün gibi aşikar, güneş kadar parlak. İstanbul gece gibi gizemli, ay kadar büyülü. Fakat İstanbul ne hayat kadar gerçek, ne masal kadar düşsel. Madem tam anlamıyla bunların hiç biri değil, öyleyse nedir, kimdir İstanbul ?

Her şey zıttıyla bilinir misali, batı; kendi gerçekçiliğini doğunun gizeminde görüyordur en iyi. İşte bu yüzden, batının; doğunun mistisizmine büyülenmişcesine baktığı en yakın penceresidir İstanbul. Ve zıt kutupların birbirini çekmesi misali; doğunun da tüm gizeminden sıyrılıp, batının gerçekçiliğine adım attığı en büyük kapısıdır İstanbul.

İstanbul bir modern zamanlar şehri. İçinde bulunduğu coğrafyada, tarihinin her döneminde bu özelliği ile öne çıkmıştır. Tıpkı günümüzde de Türkiye' nin en modern şehri olması gibi. Şimdilerde pek kullanılmasada İstanbul' un adlarından biri de ; " Doğunun Paris' i" değil midir zaten. Bu da gösteriyor ki ; her zaman için, modernlikte kabul edilen tek ölçüt batı. Ve bu ölçüte göre de İstanbul; bir kent olarak görünüşte ve nüfus olarak yaşayışta bir Avrupa şehrinden farksız. Ancak detaylara inildiğinde; meydanlarda, caddelerde, sokak aralarında Asya ' ya özgü o gizemli yüz ortaya çıkıyor. Hem öyle ki batıya özgü tüm göstergelere rağmen şehirde dominant olan unsurun doğu olduğu açıkça hissediliyor. İşte, tam da bu noktada çelişkiler başlıyor . Yine bir tekrar olacak ama; Asyalı ile Avrupalı, doğulu ile batılı olmanın çelişkisi. Ve bu çelişkide; nesnellikten uzak ortaya konan davranışlar. Örneğin, Avrupa' ya ne kadar Avrupalı olduğunu kanıtlama adına; Asyalı kimlikten bütün bütün uzaklaşma ya da varlığına bir anlam kazandırabilme adına , doğulu yanını batıya tescil ettirme hezeyanları. Dilde, dinde , sosyal ve ekonomik yaşamda hatta hatta örf ve ananelerde batının onayını arama hezeyanları. Kısacası; batı neyi onaylarsa doğru olan odur yanılgısına düşülmesi. Diğer taraftan da ; henüz tam anlamıyla özümsenemeyen batılı kimliğin, doğuya karşı bir övünç kaynağı olarak kullanılması yanlışına düşmek. Ve bu yanlışla birlikte; kültürel anlamda doğuyla bağlarını zayıflatarak arada kalmak. Ya da doğu ile batı arasında büsbütün boşluğa düşmek. Kendi öz değerlerine yabancı kalmak. İşte İstanbul' un ve İstanbul örneğinde Türkiye' nin kendini koruyamadığı kavram karmaşası.

Oysa çağ açıp, çağ kapatan bir şehre; bir kavram karmaşasına düşmekten çok, tüm kavramları özümseyerek kendini çağın ilerisine taşıması yakışır. Doğunun Paris' i deyimini, "Çağın İstanbul' u" na çevirmesi yakışır. Bir başına" İstanbul' u " ; doğunun da batının da, Avrupa' nın da Asya' nın da örnek alacağı "Tüm Zamanların İstanbul' u" na çevirmesi. O, İstanbul' a yakışacak en güzel deyim olan, "Tüm Zamanların İstanbul' u" nu hayata geçirecek tek şey de ; iki ayrı İstanbul' un arasından akıp giden o mavi su. O, tutkunu olduğum güzeller güzeli İstanbul Boğazı.




.Eleştiriler & Yorumlar

:: İsatnbul'a dair
Gönderen: KERİM ALİ / , Türkiye
12 Haziran 2009
Bir yerde okumuştum. Tüm medeniyetler ve bu medeniyetleri temsil eden şehirler bir gün ölürmüş. İsatnbul kaç defa öldü ve küllerinden yeniden doğru bilmiyorum. Bu gün gördüğüm İstanbul'a nerden bakarsan farklı bir şehir görürsün. Kimi zaman külleri kimi zaman geleceği...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Tüm Zamanların Şehrine Yine...

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İmgelemden Gerçeğe [Şiir]
Sonbaharda Gölcük [Öykü]
Bir Masal, Şu Uzungöl! [Öykü]
Zaman İçinde Bir Çamlıca! [Öykü]
Can Aldatmacası [Öykü]
Maslow` Un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Kuramının Perspektifinden Ekonomik Açılıma Kısa Bir Bakış [Deneme]
Deniz Mavisi Özlemin Şimdi Bir Düş Oldu Anılarda, Ey Güzel İstanbul! [Deneme]
"Kelimelerin İçinin Boşaltılması" Deyimine Öznel Bir Yaklaşım [Deneme]
Yüzü Denize Dönük Yaşamak [Deneme]
Ziraat Çay Bahçesi / Rize [Deneme]


Münevver Saral kimdir?

Kendime yaptığım yolculuklarımı görüntülediğim bir fotoğraf makinesi gibidir yazı. Kimi zaman gerçekleri hayali bir netlikte, kimi zamansa hayalleri gerçek bir netlikte fotoğraflayan bir makine.

Etkilendiği Yazarlar:
Dostoyevski


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Münevver Saral, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.