..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yedi iklim dört köşeyi dolandım / Meğer dünya her tarafta bir imiş. -Dadaloğlu
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Roman > Politik Roman > Barış Ünlü




25 Haziran 2009
İntikam  
İhanete uğradın ise gerçekleri bilene kadar yaşamalısın ki intikam alabilesin.

Barış Ünlü


Bir kader oyunu bu uzun macera.Ve iyiler ile kötülerin yeryüzündeki var olma mücadelesi bu uzun macera.İşte bu ortamda dökülüyor kanlar ve kesiliyor cezalar.Aybars Çetindağ'ın uzun ve ölümsüz hikayesi sizlerle.Ve de asla unutamayacağınız birisinin hayata karşı verdiği mücadele...


:EGIC:
İNTİKAM...

Günümüz
Yer: İstanbul - Beyoğlu Karakolu Yıl: 2007 Gün:18 Eylül

İstanbul'da gece yarısı olmuştu.Beyoğlu karakolunda büyük suçlar işleyen birisinin sorgusu yapılıyordu.Odaya sadece suçlu ve onu sorgulayacak olan Beyoğlu karakolu komiseri Hasan Ali Uzunbey vardı.O odaya girince karşısına oturtturulmuş olan azılı suçluyu görerek ani bir tedirginlik yaşasa da karşısında duran 1:85 boylarında, kısa saçlı ve de yeşil gözlü 40'lı yaşlarda bulunan yorgunluktan ve de bitkinlikten harap düşmüş biri vardı.Komiser Hasan karşısındaki suç makinesine bakarken bile ürküyordu.Zaten bu suçluyu kim görse ürkerdi komiserin ürkmesi normal geliyordu.Komiser Hasan suçluyu İstanbul emniyet müdürlüğüne götürülmeden önce sorgusunu yapacaktı.
Komiser Hasan usulca bir-iki adım öne attıktan sonra konuşmaya karar vererek suç makinasına doğru dönüp ona bakar ama ona daha ne soracağını ya da konuya nereden gireceğini bilemiyordu.Bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu.Zor da olsa bir yerden lafa gireyim düşüncesiyle suçluya
-- Evet Aybars Çetindağ sorguya hazır mısın acaba?
Bir -- iki dakika gibi kısa bir süre içinde olsa odada sessizlik hakim olur.Komiser karşısındaki suç makinasının konuşmayacağını düşünerek hareket edecekken suçludan birkaç kelimede olsa bir şeyler dökülür.
-- Tabi ki de hazırım sorguya komiser.Ayrıca bana sadece Aybars desen bu bana yeter.
-- Peki suçlu beyfendi sadece adınla hitap ederiz o dediğinde olur.
-- Sana bir şey diyeyim mi komiser.
-- söyle bakayım ne diyeceksen merak ettim doğrusu diyeceğini.
-- Ben sana veya da gazetelerde yazanlar kadar kötü biri değilim anlıyor musun beni komiser?
-- Benim için ne olduğun hangi ırk tanmışsın veya da beyaz mısın, kara mısın beni alakadar etmez.
Dese de karşısında duran her yerde azılı bir suçlu ve cani gibi gösterilen bu adamın aslında başka türlü biri de olabileceğini düşünerek Aybars'ı daha da merak ederek ona ilk soruyu sormak isteyerek sorguya başlar.
-- İyi o zaman Aybars.Sorguya başlayabiliriz artık.
-- Tabi ki de komiser.
-- Sana soracağım ilk soru bu cinayetleri ne için, kimin için ve de ne amaçla yaptın?
Aybars kendisine yöneltilen ilk sorudan hemen suçlanılmaya ve herkes üzerinde kötü bir bağ bıraktığını fark eder.
-- Komiser ilk sorudan başladın benden neler istediğine dair.
-- Bunlar formalite soruları Aybars alınganlık yapmasan kendin için iyi olur.
-- Ben alınganlık falan yapmıyorum tamam mı komiser?sadece hakkımı arayan birisi olarak hemen ilk sorudan büyük ithamlarda bulunmana kızıyorum.
--Kızmana gerek yok Aybars ben soracağım sende sorduklarıma cevap vereceksin o kadar.
--Her şeyi kendim adına yaptım tamam mı komiser bu olaylarda bana herhangi bir yardım veya da yataklık eden olmadı ve de ben kimseden emir almam anlıyor musun beni komiser.
--Biraz hızlı girdim herhalde ki hemen karşı savunmaya geçiyorsun bana karşı ben sana sadece sorular soracağım emniyete götürülmenden önce.
--O zaman adam gibi sorular sor bana.
--Soruyorum ya işte.
--Anlamıyorsun komiser ben her şeyi bana yapılan bazı hainliklerden dolayı yaptım o kadar.
--İyi de bunu sorduğum için bana kızmana da gerek yok ki.
--Öyleyse boş bulundum de geç bunları.
--Peki gazetelerde hiç geçmeyen bir şeyi soracağım.Belki bu soru seni nelerin bu cinayetlere ittiğini gösterebilir.
--Sor komiser beklemene gerek yok.
--Sen nesin yani nerede çalışıyorsun, ne adına çalışıyorsun da sonradan bozuluverip cinayetlere başladın.
--Çok eski şeyleri açtın komiser.
--Nedir ki bu eski şeyler anlatta bilelim.Bana kendinden bahset işini, yaptıklarını ve bu işteyken yanında olanları, larşında duranları anlat bana kendinden bahset olur mu?
--Bahsedeyim komiser bey.
Bir an Aybars eski anılarını gözlerinin önüne getirir.Birden içinden keşke yaşamasaydım der ama hepsi yaşanmıştı ve de geride kalmıştı bir bir.Aybars sonrasında başlar lafa
-- Bundan 18 yıl kadar önceydi komiser ben gençliğimin bana verdiği güçle siyasalı bitirip diplomat olup çıkmıştım hemen ardından da bana el verip babamın yokluğunda bana destek çıkan birisinin sayesinde teşkilatta işe başlamıştım.
--Demek eski bir teşkilatçısın he!
--Evet komiser öyleydim.
--Neden öyle dedin ki şimdi.
--Ne bileyim yaşadıklarım artık o kuruma karşı bir saygı bırakmadı ki.
--Peki burasını geçtik farz et ve sen kaldığın yerden devam et Aybars.
Aybars düşünceli ve gözleri her an yaşla dolabilecek gibi duruyordu komiserin karşısında.
--8 yıl boyunca iyi veya kötü bir şekilde çalışıp verilen görevleri yer, yurt ayırt etmeden yerine getirmiştim.
--Peki bu 8 yılı bitiren neydi de böyle oldu?
--Yaklaşık 10 yıl kadar önce teşkilatta çalışırken ve de İstanbul’da mafya ve iş adamlarına karşı görevdeyken.
Komiser lafın arasına girerek Aybars’a bir şey öğrenmek için ona
--Özür dilerimde nu operasyon nasıl bir operasyondu.Sen tek miydin yoksa yardım edenlerin seninle bu işte olan var mıydı?
--Özel bir operasyondu bu.İş dünyasındaki bozuklukları, mafya ve çetelerin başı boşluğu ve de arasındaki çatışmalar bir de gizli oluşumları engellemek üzere ben ve bir zamanlar dostum olan Enginkan’la vardık bu görevde.Tabii bu görev 1993’te başlayıp 1997’deki büüyk bir suikastle son buldu.
--Neydi bu büyük suikast?
--Bilmeniz lazım komiser bu cinayeti.Herkesin hafızasına yer edinen bir olaydı.
Komiser, Aybars’ın dediği olayı ve o yıllarda gerçekleşen büyük bir olayı aklına getirmeye çalışır ve en sonunda Aybars’ın neyden bahsettiğini buldum diyerek bağırır ve olayı anlar.
--Ne oldu buldum diyorsanız neden bahsettiğimi anlarsınız o zaman.
--Anladım Aybars.Volkan Yıldırım cinayetinden bahsediyorsun bende nasıl unuttuğuma kızıyorum.Her neyse devam et bakalım.
--Komiser aslında o zaman ki teşkilat başkanı ve Enginkan bana yalan söyleyeceğine deselerdi ki görev bitecek senş bitirmek istiyorlar deseler hiç düşünmeden görevimden ayrılıp bana bu bitirme işini yapacak olanlarla kozumu paylaşırdım Volkan Yıldırım’la değil.
--Peki bu cinayeti sana işlettirenler teşkilat başkanı ile seninle aynı görevde bulunan eski dostun Enginkan mı?
--Evet aynen dediğiniz gibi bana ikisi bir olup beni ve hayatımı bitirmek isteyenlerle bir olup bana karşı ihanetlerde bulunmazlardı.
--Peki sen bu ihaneti hiç göremedin mi?
--Göremedim komiser.
--Nasıl göremedin ya anlaşılmaz mı bu?
--Enginkan beni onunla ilk tanıştığım gün olan 1992’in soğuk ocak’ından 1997’in kasım’ında gerçekleşen büyük suikastte kadar aldattı.Buna teşkilat başkanı da bile bile göz yumdu olan bana oldu.
--Senin zor olsa gerek bu yaşadıkların gerçekse
--Ben sana veya bir başkasınada olsa yalan söylemedim söylememde.
--Tamam ya kızmana gerek yok konuşuyoruz o kadar.Zor muydu orada kalmıştık.
--Zor olmaz mı komiser dost dediğin öyle bildiğin birisi 5 yıl boyunca sizi arkanızdan vuruyor.Bu daha bir şey değil ki.
--Dahası ne?
--1989�da onun yanına girip beni oğlu bende onu baba gibi bilirken teşkilat başkanı Ali Fuat Sertova�da Enginkan�ın en mal olduğunu bile bile beni o da kandırdı onun ayptıklarına göz yumarak haereket etti.
--Sen bunları nereden biliyorsun ki.
--Ali Fuat�ı öldürürken ondan öğrendim.
--Seni Volkan Yıldırım cinayetinde zorladılar mı?
--Evet.Çünkü bir sabah bulunduğumuz mekana geldim.Baktım ki Enginkan benden önce gelmiş birini bekler gibi bir de endişeli gözlerle etrafına bakınıyordu.
--Enginkan�ın bu halinden bir şeyler sezdin mi?
--Hayır komiser.O zamanlar hem başarılı bir operasyondaydım hem de özel hayatımda da başarıyla ilerliyordum.Bu yani Enginkan�ın endişeli gözüküşü bana kurulan bir tuzağı görmemi engelledi.
--Belki de seni tanıyanlar ve ihanet edenler bunları planlamış olabilir.
--Belki de dediğiniz gibi olabilir.
--Peki ben bunları düşünemeyerek göremedim ama onlarında bana başkan ve Enginkan ihanet etmesi de gerekmezdi.
--Orası öyle de senin ayağını kimler için kaydırdılar.
--Amerikan istihbaratı ve Amerikan devleti için.
--Nasıl yani?
--Nasılı var mı bu işin komiser.Amerikalı bir istihbaratçı gelmiş İstanbul�a ve burada teşkilata gelerek Ali Fuat başkana demiş ki sizin şu başarılı adamınız olan Aybars�ı ekipten ve kurumdan bir şekilde çıkartın.Nedeni olarakta herkes onun ipini kesti o hazır bir bomba gibi duruyor kimin eline geçse tehlike olacak dediklerinden bir de Enginkan�ın kandrımaları, baskılarıda eklenince işler olmadık yerlere kadar geldi.
--Peki neden sen değil de Enginkan?
--Çünkü zamanında Enginkan Amerika�da eğitim alıp istihbaratçı olarak çalışmış sonra da onu buraya yollamış amerikan istihbaratı.Ve onu teşkilatı teşkiltta onu benim yanıma koymuşlar ve Enginkan bu sayede amaçları bir de istekleri için bu fırsatı kaçırmayarak Ali Fuat�ın güvenini kazanmış bir şekilde.Sonrasında da amacını Ali Fuat başkan öğrendiğinde amerikan istihbaratının amaçlarını, yapmak istediklerini söyleyerek Ali Fuat başkanı bir de ölümle tehdit ederek kandırarak benim yanımda rahatça davranmaya ve de arkasının sağlam oluşuyla başkanında yardımıyla beni Avrupa�daki görevler olsun buradaki görevler olsun hep kandırdı.
--Bu dediklerini bana ispatlayabilir misin?
--Tabi ki.
--Nasıl?
--Çok basit bir şey bu komiser.
--Nasıl ki basit?
--Başkan ve Enginkan isithbaratta devlet tarafından hep bu ikilinin konuşması dinlenirdi.Tabi bu dediğim benim için ve tüm teşkilat için geçerli olan bir şeydi.Bende dinleme kasetlerini Enginkan�dan aldığım adresten aldığım adreste buldum ve orada bulunan dinleme kasetlerini alıp gizli bir yere sakladım.
--Bu kasetlerin yerini söyle de bizim çocuklar alsın onları
--Alırsın komiser ama sen değilde İstanbul Emniyet müdürlüğündekiler alabilir.
--Neden?
--Eee!orasıda bana kalsın hem ha siz almışsınız ha emniyet müdürlüğündekiler almış bir sorun olmaz sizin için herhalde.
--Sorun olmaz da böyle önemi büyük ve hassas olan bir konuda benim ve karakolumun bulması güzel ve hoş olurdu.
--Sorun yapma komiser ben sana şunu diyeyim ki eski bir teşkilatçı olarak bu tür olaylardan kimseye bir fayda yok.
--Olmaz olur mu ya?
--Tabi ki deyok.Çünkü ben bunları hep yaşadım bir şeyi kimin bulduğu önemli değil kimin çözdüğü önemli.
--O zaman sormak istediklerime devam edeyim.
--Etsenizde etmesenizde fark etmez.
--Volkan Yıldırım cinayetinde Enginkan seni ne ile zorladı?
--Volkan Yıldırm cinayeti görevini aldığını söyledi öncelikle bana Enginkan.
--Sen ne veya neler yaptın?
--Enginkan bana bu işi yapmazsak veya da yapamazsak ailelerimizi kötü şeylerin beklediğini dedi.Ben buna ilkin pek iltimat etmedim ama Enginkan�ın baskısı, Enginkan�ın başkan bunu istiyor demesi ve de annemi çık seviyor oluşum bu görevi kabullenmemi ve de sonrasında da bu hallere kadar getirdi.
--Annemi seviyorum diyorsun ama annen yüzünden buralara gelmişsin gibi diyorsun bu nasıl bir çelişki böyle?
--Çelişki falan değil komiser.
--Çelişki değilde ne peki?
--Sadece durumun ne kadar benim açımdan çaresiz oluşudur.Ben bu çaresizlikten dolayı 10 yıl hapis yattım komiser.
--Tabi ki de kolay olmaz bu yaşadıkların.
--Nereden bilebilirsin ki bunları.Komiser sen hiç benim gibi acılar çektin mi hiç?
Komiser, Aybars �ın dediğini hissederek bir an olduğu yerde hiddetlenip Aybars�a doğru bakarak
--Nereden mi diyorsun bana.
Diye bağırır.Bu bağırmayı devam da ettirir.Aybars ise ne olduğunu anlamadan şaşar bu duruma ve daha şaşmaya devam eder. Çünkü Komiser söylenmeye ve Aybars�a kızmaya devam ediyordu.
--Ben 15 yıldan fazla kaç suçlu, adam öldüren, kapkaççılık yaparak halkı soyan, uyuşturucu satıpta gençleri ve çocukları zehirliyenleri gördüm.Hepside birbirinden adi ve aşağılıktı.
-- Beni de mi öyle görüyorsun komiser?
-- Bilemem ama anlattıklarının her bir kelimesi doğruysa en azından haklılık payında var bunu unutma olur mu?
-- Olur komiser unutmam.
-- Kusura bakma artık bir an kendimden geçtim.
-- Haklısın be komiser.Benim yaptığımda eşşeklikten başka bir şey değil.
-- Anlayışlı olmanı sevdim bak.
-- Sağ ol be komiser.Benim tanıdıklarım pek yaşamadı sen yaşa ama.
-- Tanıdıkların derken düşmanların mı?
-- Yok ya gerçekten yanımda olanlar benimle sonuna kadar bir olanlardan bahsediyorum.
-- Her neyse konu dağılmasında susma da anlatmaya devam et.
-- Peki.Hapis yıllarım çok zordu komiser.Hapiste öğrendim annemin öldürülüşünü, hapiste öğrendim zorlukları, ihanetleri, hapiste öğrendim beni sevenleri bana dostça yaklaşıp benimle bir olarak çatışıp ölenleri.Ama yine de bu yaşadıklarım hapisteyken sinirden beynimi kemirmemi engellemedi.
-- Sana yapılmış olan ihanetleri nasıl ve kimden öğrendin Aybars?
-- Enginkan ben hapise girip mahkemenin ilk duruşmalarında aldığım ceza ile birlikte bundan 1 ay sonra beni görmeye geldi.
-- Neler konuştun onunla sana neler dedi Enginkan?
-- Gardiyanın ziyaretçin var deyişine bile şaşmıştım beni bu saatten sonra kim görmeye gelecek ki dedim içimden.Sonrasında ise koğuştan kapalı görüş odasına geldim gardiyanın eşliğinde geldiğimde karşımda Enginkan�ı gördüm boylu boyunca.
-- Onu bunca olaydan sonra ilk gördüğünde ne hissettin?
-- Ne bileyim hala ben onun beni sattığını bilmediğinden iyi karşıladım.
-- Sonrası?
-- Sonrası malum zaten bana sıra sıra saydı bir bir yaptıklarını seni sattım dedi sevdiğin kız artık benim dedi, amerikan istihbaratı adına çalıştığını bile dedi bana.
-- Bunları duyunca ne hissettin?
-- Önce olmaz böyle dedim şaka mı yapıyorsun dediğimde gülerek bana sen çok aptalsın ve hala da aptalsın dedi.Ben şaşkınlığımı bir kenara atıp ona saldırdım bana bunu nasıl yaparsın diye sordum o da gardiyanların yardımıyla benden kurtulup kaçtı görüşme odasından bense ona olan sinirimi gardiyanlardan kurtulmak için ve ona intikamımı alacağım diye bağırıyordum. Kan beynime fırlamış gibiydi söylediklerinden sonra.O andan itibaren belki de ben benlikten çıkmıştım en sonunda da Enginkan�a o giderken bense gardiyanlarca götürülürken dedim ki daha beni kandıramadın buradan çıkınca hepinizden bana bunları yapanlardan hesap soracağım diyordum.
-- Enginkan bu dediklerine tepki verdi bir söz ya da hareket yaptı mı?
-- Hayır.O soğukkanlı biriydi.O yüzden bu laflara da alışık olduğundan bir şey demeden çekip gitti.Ben ise demirlere, tellere vurup duruyordum haykırıyordum hesap soracağım diye.
--Çok can sıkıcı ve de can acıtıcı bir şey olsa gerek
--Nasıl acıtmasın ki dedikleri.Sizi satan adam gelipte seni sattım ama bundan yalnız değildim deyip isimler vermesi can acıtıcı olmasında ne olsun.
--Doğru haklısın bu konuda.Aslında sen denildiği kadar suç makinası olacak birisi değilsin ama şartlar seni zorlayarak bir de iyi niyetli oluşunla birlikte kaybın çokça büyük olmuş.
-- Çok iyi ettiniz benim aslında neden bu hallerde olduğumu anlayarak.Benn hapiste yattığım ilk 5 yılda gün yüzü görmedim bir gün bile.Her gün ve her an birisi gelipte beni öldürecekmiş gibi geliyordu.Belki herkes herkesi satın almış olabilirdi.
-- Peki seninle birlikte olan ve yanında olanlara nasıl güvenebildin bu ortamda?
-- Ne bileyim komiser onları sığınacak bir liman gibi gördüm herhalde ama o ikili bana hiç olmadığı kadar iyilik yaptı, birçok kez hayatımı kurtardılar.Belki de benim üzerimdeki kötü havadan ya da uğursuzluğumdan dolayı öldüler.
-- Peki Aybars biraz soluklan bakalım.
-- Ne oldu ki komiser şimdi de birden sorguyu kestin.Daha san çektiğim acıları, zorlukları ve de öldürdüğüm adamları hatta nasıl bir komplonun içinde olduğumu anlatacaktım.
-- Tamam dediğin her şeyi ayrıca daha da fazlasını anlatacaksın.Bu sorduklarım sadece seni tanımak içinde hem bu sorduklarımı ve bundan sonra soracaklarımı not etmeliyim ki emniyet müdürlüğü fazla uğraş vermesin.
-- Tamam komiser yıllarca iyi niyetimden dolayı hep ezildim hep sutum biraz daha sussam bir şey olmaz.Korkma ne biliyorsam anlatacağım sana.Hayatının sorgusunu yapacaksın belki de.
-- Belki de Aybars.
-- İnan bana o kadar çok şey biliyorum ki artık şu an dışarıda olsam herkesin işine yarayabilecek durumdayım.
-- İyi o zaman ama şu an bana ve emniyete lazımsın tamam mı?
-- Sorun değil kim sorsun ben anlatırım ama bundan sonra ucunda idam olsa da vız gelir tırıs gider.
-- Endişe etme idam bile kalktı artık.Bir nevi yırttın çabuk ölmekten.
-- Ne gereği var ki artık bundan sonra yaşamanın.
-- Korkun yok yani.
-- Korkum olsa ben bu intikamı alır mıydım sanıyorsun.Bir köşeye geçer sinerdim öylece bir başıma.Ama ben savaşmayı ve bu uğurda gerekirse ölmeyi seçtim ve kazanan ben oldum onlar öldü bu savaşta anlıyor musun?
-- Böyle yapsaydın ne olurdu ki?
-- Kimse bilmezdi bu ülkede ne kadar da çok satıcı olduğunu, bana yapılanlardan haberi bile olmazdı öylece yaşayıp giderdi her zaman ki balık hafızalı olup bunu da unuturdu.
-- Hiç pişmanlığa düştüğün oldu mu?
-- Sadece hep kendime şunu derdim ki ben niye yanlış yapıpta yanlış kişilere inandım diye sorardım.
Komiser birden Aybars�ın karşısında ayakta durmaktan yorulup bir de işinin daha da fazla olacağından altına bir sandalyeyi çekip Aybars�ın karşısına oturur.Sonra da bulunduğu yerden arkaya doğru bir el işareti yaparak bu konuşmaları dinleyen veya da izleyenlerden birini çağırır.Anında polislerden biri kapıyı açarak odaya girer.Polis hemen komiserine
-- Buyrun Hasan baş komserim.
Komiser Hasan, Aybars�a dönüp ona
-- Anlatacakların daha çok mu?
-- Bilemem ama polis kardeş baya bi sayfa getirse iyi olur.
-- Büyük bir itiraf olacak herhalde
-- Elbette komiser seninle şu konuştuklarımız bile en azından 50 sayfa tutar.
-- Doğru diyorsun Aybars.
Diyerek arkasına dönüp polise
-- Sen bulabildiğin kadar sayfa getir oldu mu?
Polis Cihan birden şaşırır bu işe.Çünkü daha polislik hayatında yeni olduğundan bir de böyle azılı bir suçluyu sorgulayanlardan biri olmaktan dolayı endişelenir.
-- Peki komiser ben olarak katılacağım ne olarak bulunacağım bu sorguda?
Bu söz üzerine Aybars ile Komiser Hasan birden gülüşürler aralarında polis Cihan ise ne olduğunu anlamadan komiserinin ve suçlunun kendisine ve dediklerine neden güldüğünü anlamaya çalışır.
-- Komserim niye güldünüz acaba?
-- Ne olacak Aybars Çetindağ anlatacak sen de yazacaksın bende soracağım sanki çok mühim veya da dünya�da yapılmayan bir şeyi yapmışcasına neden bu kadar kendini önemli sanıyorsun ki?
-- Bilmem belki de efendim yeni olduğumdan olabilir.
-- İyi o zaman çabuk olda getir kağıtları da başlayalım geri kalan şu işe
Polis Chan hemen odadan çıkıp bir yerlerden çokça kağıt bularak odaya tekrar geri döner.Polis Cihan kapıyı tıklatarak içeriye girer.Komiser Hasan�ın el işaretiyle birlikte yerine oturur ve görevi için bekler durur.
-- Hazırım komiserim.
Diye yerini alıp bekler.Komiser Hasan yerinden kalkıp karşısındaki Aybars�a bakarak
-- Hazırsan başlayalım ?
-- Olur komiser.
-- Oldu öyleyse Aybars.Sen bildiklerini anlat ben arada sana sorular soracağım oldu mu?
-- Peki komiser.
-- En baştan başla artık Aybars.
O an komiser Hasan ayaktayken sorgu odasının kendisine göre olan sol kısmına geçip duvarada sıkıca dayanıp karşısında bekleyen Aybars�a sadece şunu der
-- Hadi başla bakalım Aybars Çetindağ.

Geçmiş....
Yer: Türkiye --- İstanbul ve İstihbarat Merkezi

Teşkilat başkanı Ali Fuat Sertova çok düşünceliydi.İstanbul�daki merkezde odasında bir başına oturuyordu.Eline aldığı kalemi öylesine çeviriyordu.Yüzündeki endişe belli oluyordu her yerden.Ne yapacağını bilmeden az evvel aldığı telefonla misafirlerini bekliyordu.Her şeyin artık bu saatten sonra zor olacağını ve de çoğu hayatın sönüp çoğu hayatında parlayacağını o da biliyordu artık.Aniden odaya Ali Fuat�ın yardımcısı, sağ kolu olan Osman Yağcı kapıyı tıklatarak içeriye girer.Ali Fuat sanki kimsenin buraya gelmesini istemez gibi başını sallar.Ama Osman Yağcı bu gördüğü an Ali Fuat�ı uyararak
-- Efendim amerikalı istihbaratçı Daniel Marx ve yardımcısı, adamı ne derseniz deyin Tom Guessling geldi.Kapıda bekliyorlar. Ne yapayım istersiniz.
--Ne yapacaksın al içeri.Kapıdaki adamı geri mi çevireceğiz.
--Peki efendim
Diyerek Osman kapının önüne gelip bekleyen Daniel Marx�a bakarak ona
--Buyrun efendim Ali Fuat Bey sizleri bekliyor.
--Teşekkür ederiz bizi kabul ettiği için
Derler ve hemen ikisi birden Osman�ın yardımıyla birlikte içeriye girerler.Osman içeriye en son girip kapıyı kapatır.O sırada ise Ali Fuat konukları odasında bulunan yuvarlak masaya alıp oturuyordu.Herkes yerini aldıktan sonra Ali Fuat daha fazla beklemeye gerek duymadan söze girer.
-- Evet dostum Daniel benden isteğin nedir.Daha doğrusu Amerikan�ın isteği nedir?
-- Ne diyeceğimi iyi biliyorsun Ali Fuat.Daha hemen anladın buraya ne için geldiğimizi.
-- Senden güzel bir şeyler çıkar diye bekliyorum.
-- Olmaz mı ben sana hep güzel teklifler sundum şimdi de bunlardan bir başkasını önüne getirdim.
-- Neymiş bakalım bu güzel teklif görelim?
Daniel Marx hazırlıklı gelmişti görüşmeye.Çünkü yardımcısı Tom�a işaret yapıp onun para dolu çantayı kendisine vermesini istiyordu.Amerikan yine yapıyordu amerikan�lığını.Daniel, Tom�dan aldığı para dolu çantayı Daniel�de yavaşça ve Ali Fuat�ı heyecanlandırarak açar.Ali Fuat Bey ise Osman�a bakar bir anlıksa olsa onun gözlerinin paraları görünce olan şaşkınlığını fark eder.Şaşar kalır bu duruma.Ali Fuat, Osman�ın bu ağzı sulanırcasına olan halini bırakmasını isteyerek hafif bir dokunuşla Osman�ı kendine getirir.Sonra da karşısında oturan Daniel�e döner.Daniel ise Ali Fuat�ın adamının paraları görünce şaşıp kalmasını ağızlarının sulanırcasına duruşlarını fırsat bilip birden çantayı kapatıp der ki Ali Fuat�a
-- Bu paralara kavuşmak istiyorsan senin o gizli ekibinden olan Aybars�ı bitir veya da onu kötü durumlara sokarak bir kenara at ki al bu çantadaki paraları tamam mı?
-- Alırımda niye illahi bir şeyler istiyorsun benden?
-- Her şey karşılıklı olmalı ki anlaşma olsun değil mi?
Ali Fuat Bey bir an çelişkiye düşer kendisiyle ve düşündükleriyle.Amerikalı istihbaratçı kendisini fena sıkıştırmıştı bu konudaTereddütün büyüğünü yaşıyordu.Bir tarafta Aybars�ı kendisi sokmuştu bu teşlikalata.Onu harcaması gerekiyordu şimdi ama bunu yapmakta istemiyordu.Fkat Aybars�ı 5 yıla yakındırda kendisi bizzat kandırıyordu Enginkan�a bir şey yapmayarak.Kafası adeta allak bullak olmuştu.Teklife ne cevap vereceğini bilmeden kendisini topaarlayarak Daniel�e.
-- İstediğiniz tamam da Aybars�ı neden bitirmek istiyorsunuz ki bunu çok öncelerden beridir düşünüyordum ama bunu sorma fırsatını buldum.
-- Çok absit bir şey bu aslında Ali Fuat.
-- Neyse söyleyinde anlayalım.
-- Aybars sürekli işinde başarılı ve ne görev verdiyseniz başarabiliyor bu yüzden de onun zaman gelipte büyük birisi olursa bize ve devletimize karşı büyük bir savaşa girişmesin diye bunu yapıyoruz.Ayrıca bizim yanımızda ve bizim adımıza çalışan iş adamları ve çetelere de karşı savaşması da bunu yapmamıza neden oldu.
-- Bu kadar çok tehlikeli mi Aybars?
-- Evet ya da hayır ben ve adamım bunu düşünmeyiz sadece bize verilen görevi yerine getiririz.
-- Ya bir gün gelipte birileri sizi yerininzden ederse ne olacak?
-- Bilmem ama elimizden ne geliyorsa yaparız öte türlü ölür gideriz alt tarafı.
-- Benden Aybars�ı öldürmemi mi istiyorsunuz?
-- O ölecek ama sen yapmayacaksın bunu.
-- Kime bıraktınız bu işi?
-- Volkan Yıldırım�ın oğullarına.
-- Volkan Yıldırım�ın oğulları mı yapacak bu işi?
-- Evet ne oldu bir sorun mu var?
-- Sorun yokta babaları varken neden çocuklar yapacak bunu?
-- Öyle gerekiyor.
-- Söyle de bilelim bu işte gizli saklı bir şey olursa evet demem ona göre.
-- Bir şekilde onlar halledecek.
-- Bana bunun nedenini söyle Daniel?
-- Sen Enginkan�la, Aybars�a Volkan Yıldırım�ı öldürteceksin onlarda Aybars�ı ve de ailesinden kim varsa öldürecek.
-- Aybars�ı anladımda ailesine neden el sürüyorsunuz ki?
-- Öldürmüşken tam olsun değil mi.
-- Ayıp olur bu kadarıda ama.
-- Bizi alakadar olmaz orasını Volkan�ın çocuklarına anlatırsın.
-- Fakat bu Volkan Yıldırım�ın suikastini Enginkan biliyor mu ayrıca Enginkan bu suikastten sonra polisin eline geçmesin ya da başka bir şey olmasın?
-- Onu da ayarladık Ali Fuat.Ama Enginkan�a sen söyleyeceksin bu işi tamam mı?
-- Peki çocuklar babalarının öldürüleceğini biliyor mu?
-- Tabi ki Turgay ve Enver�de babalarının öldürülüşünden haberleri var Onlarla tek tek konuştum bu meseleyi.
-- Operasyonu kim yapacak Enginkan ne yapacak bu işte?
-- Çok soru soruyorsun ama yine de söyleyeyim.
-- Söyleyeceksin tabi
-- Enginkan�a sen bu işi haber verdikten sonra o da gidip Aybars�a iş var deeyip yanlarına kimseyi almadan gidip bu operasyonu yapacaklar ölen Volkan Yıldırım�ın çocukları da bundan sonrasında devreye girip Aybars�a hayatı zindan ederek alacaklar canını
-- Enginkan ve Aybars�ın yanında bulunan adamların durumu ne olacak?
-- Merak etme sen orasını onları Tom halledecek?
Bu arada Tom başını öne sallayıp Türkler gibi elini göğsüne getirir.Hemen ardından da selamını verir Ali Fuat�a ve yardımcısına.Ali Fuat selamı alıp Tom�a
-- Tom peki Aybars�ın mekanını veya mekanlarının yerini biliyor musun?
-- Hiç merak etmeyin efendim biz her şeyi biliyoruz.
-- İyi o zaman.
Daniel bu konuşmanın arasına dalıp Ali Fuat�a
-- Her şeyi anlamışsındır umarım Ali Fuat.
-- Korkma Daniel teklifine kabul ediyorum.Zaten Aybars�a ihanet ediyordum O ölürse belki görünüşte rahatlarım ama vicdanım bu olanları hiçbir zaman unutmayacak.Onu ben yükselttim ve yine ben batıracağım en dibe.
-- Son bir şeyler daha var
-- Daha ne var ki?
-- Enginkan operasyonda her zaman ki gibi bizim için çalışacak ve Aybars�ı önceden ihbar edecek Aybars cinayeti işlerken.
-- Enginkan�ı kaçırtıcaksınız herhalde.
-- Evet Enginkan polis gelesiye kadar yanında ya da yakınında kalacak polis geldiğinde de Aybars�a görünmeden kaçacak.Aybars Volkan Yıldırım�ı polise göre tek başına öldürmüş gibi görünüp ve de öyle kalacak ondan sonrası malum zaten hayatı zindan olacak o andan sonra.
-- Vay be her şeyi ayarlamışsın.Daha doğrusu Amerikan istihbaratı olsa gerek.
-- Evet Amerikan istihbarayı ya bizi ne zannettin sen Ali Fuat.
-- Bu kadarsa diyeceğin görüşme burada bitsin.
-- Belki daha konuşurduk ya neden böyle kısa kestin şimdi.
-- Benimde yapacaklarım var unutma ki daha sizin işlerinizide yapacağım.Enginkan�la konuşması var v.s. işler var.
-- İyi görüşürüz o zaman.
Daniel ve Tom diğerleriyle birlikte kalkarlar.Daniel ve Tom, Ali Fuat�ın yanından ayrılırken arada para dolu çantayı almayı unutmadan yanlarına alıp ilerler.Ali Fuat para dolu çantanın gittiğini görerek Daniel�e
-- Eee! Çantayı alıp gidiyorsun Daniel.Bu olmadı bak ona göre.
-- Alacaksın bu çantayı korkup ta endişe duyma herhangi bir konuda tamam mı şimdilik para bende kalacak ne olur ne olmaz diye anlıyor musun?
-- Benden bir şüphen mi var bu işte?
-- Şüphe demeyelim Ali Fuat sadece işi garantiye almak desek daha iyi olur.
-- Peki işi yaparız öyle alırız parayı.
Demesiyle Daniel ve Tom, Osman�ın yardımıyla odadan ayrılırlar sonra da istihbarat merkezinden ayrılırlar.Osman konukları uğuladıktan sonra odaya geri dönüp Ali Fuat Beye
-- Efendim dedikleri planı uygulayacak mıyız?
-- Ne yapalım çaresiz yapacağız.Zaten adamın hayatını yakmışız şimdi bu planla daha da yakacağız Aybars�ı.
-- Ama efendim bizden bir şey gelmez ki bu hususta.
-- Neden gelmezmiş Osman?
-- Efendim adamlar her şeyi ayarlamış ki bize yapacak bir şey kalmıyor.Hem ortada bir para var ve biz yapmazsak ya Enginkan�a ya da bir başkasına yaptırırlar bunu.
-- Haklısın be Osman bu konuda.Olsun artık ne yapalım böyle oturup Aybars�ın hayatının kararmasını bekleyeceğiz.
-- Doğpru efendim.
-- Zaten bu saatten sonra bizde adamlık mı kalmış.
-- Adamlık derken efendim?
-- Kısacası Aybars�ı vatanseverliğinden, insanlara karşı iyiliğinden, çalışkanlığından almıştım buraya ve şimdi ben adamlığımı bir kenara iterek sanki vatanı satarcasına bu harekette bulunuyorum adamlıktan çıkmak değilde ne o zaman.
-- Bizde vatansever değil miyiz efendim?
-- Sus Osman.Böyle vatanseverlik mi olur sana sorarım.
-- O zaman satmasaydınız efendiim savaşsaydınız amerikalılarla
-- O kadar kolay mı sanıyorsun bu işleri sen.
-- Niye efendim en azından Aybars�ın gözünde kahraman olarak ve onun için hayatınızı ortaya koymuş olurdunuz.
-- Hiç öyle düşünme Osman bu ortamda ve bu topraklarda Rus�u bir yandan, İngilizi bir yandan, Amerikan�ı bir yandan bizi zorlayıp üzerimize geliyor.Böyle bir ortamda hiçbir şey kolay olmaz.
-- Ben burasını hiç düşünmemiştim efendim.
-- Düşmanlarız bunları genelde yalnız teşkilat başkanlarına, hükümetlere yaparlar.Biz ise onlara dost diyoruz.Bu yüzden hiçbir zaman dostlarımızın arkamızdan vurmasını göremedik ve de fark edemedik.
-- Anlamaya başladım efendim bu hususları.
Böyle söylese de Osman ama içi farklı diyordu bu konularda.O aslında teşkilatın başına geçmek istiyordu amerikalıların sayesinde bunu da fazlasıyla arzuluyordu.Ali Fuat Bey ise devam ediyordu konuşmasına.
-- Ona göre Osman sen şu Daniel�in dediklerini hallet.
-- Siz ne yapacaksınız efendim?
-- Bilmiyorum.Bak Osman sakın bir hata olmasın ne olur işi yüzünüze gözünüze bulaştırmayın.
-- Merak etmeyin efendim Tom�la birlikte hareket ederiz bu konuda.Ayrıca Tom�un adamları ve bizimkiler Aybars�lar iş üstündeyken basacağız mekanı.
-- Tamam öyleyse ben ise şu Enginkan�ı göreyim.Konuşalım amerikalıların bizlere dediğini.Bakalım sahte Türk gerçek Amerikan ne düşünüyor Daniel�in dediklerinden bakacağız.
-- Ben gideyim o zaman.
Diyerek izin istedikten sonra Tom�un yanına en iyi adamlarını alarak teşkilatın İstanbul merkezinden ayrılır.Başkan ise sıkıntılı gözüküyordu Osman�ın ayrılmasından sonra.Aybars�a karşı olan mahçupluğu üzerindeydi.Kendisine neden amhçup olmayacağını sorup duruyordu.Çok sevdiği oğlu yerine koyduğu Aybars�ı artık gözden çıkarmıştı.Oturduğu sandalyeden kalkıp odadan çıkmak için kapıyı açar yanına da küçük bir çanta alıp arkasına dönüp bakar öyle mahzunca.Dönüp baktığında da bu odada Aybars�a verdiği görevleri onunla geçen anılarını hatırlayarak der ki gitmeden önce
-- Ben bir hata yaptım evlat.Sonunda düşmanlarımız seni ve beni bribirimizden ayırdı.Çok üzgünüm san yaptıklarımdan dolayı ama son pişmanlıktan da fayda gelmiyor artık.
Böyle söylendiktan sonra Enginkan�la konuşmak üzere istihbarat merkezindeki ofisinden ayrılır.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve Vatan caddesinde bir ev

Vatan caddesi üzerinde bulunuyordu Enginkan�ın evi.Arabalar vızır vızır geçiyordu cadde üzerinde adeta sinek gibi vızıldar gibiydi.Vatan caddesi ise bu ilginçliklere rağmen ışıl ışıldı.Sanki insanlar akın akın yürüyordu yolun ve caddenin üzerinde.Bu kalabalığın ve arabaların içinden birisi bir apartmanın önünde durup arabanın içinden de birisi iner.Arabadan inen ise Ali Fuat Sertova�dan başkası değildi.Arabadan indiği gibi vatan caddesinin ışıltısına ve güzelliğine dalarak bakar.Ardından da Ali Fuat Bey sıkıntılı gözükse de bunu üzerinden atmak istiyordu.Önde arabanın içinde bulunan adamına dönüp
-- Oğlum sen şu sarı boyalı sağdan ikinci evin önünde dur orada kal tamam mı beni orada bekle.
-- Peki efendim.
-- Hadi çabuk ol da bekle beni dediğim yerde.
-- Tamam efendim.
Şoförü son hızla ilerler arabayla Ali Fuat Bey ise şoförünü bıraktıktan sonra sarı boyalı eve doğru yönelir.Apartmana girdiği gibi yukarı katlara doğru çıkar.Adamını arkada bırakıp tek başına çıkar yukarıya.Adamı ise arabada kalmaktan dolayı sıkıntılı kalır.Başkan Ali Fuat merdivenleri tek tek çıktıktan sonra 3.kata çıkar.Kapıyı Enginkan�la aralarında kurdukları bağa göre şifreli olarak bir kez tıklatır.Ortam böyleyken içeride yatak odasında Enginkan sevgilisi Makbule ile birlikteydi.Enginkan kapının çalınmasıyla birlikte birden kapının tıklatıldığını duyar.Duyduğu gibi yatakta yattığı yerden kalkar.Makbule ise kapının tıklatıldığını fark etmediğinden Enginkan�a bakıp onu yataktan kaldırmamak için
-- Sevgilim ne oldu da kalkıyorsun?
-- Baksana kapıyı bir kez tıklattı birisi.
-- Ne tıklatması ya neyden bahsediyorsun?
-- Duymadım deme bana sakın Makbule.
-- Duymadım tabi ki de.O kadar güzel ki seninle gerçidiğimiz vakitler, dakikalar ondan duyamadım belki de fark edemedim.
-- Sen de güzelsin Makbule ama artık benim Aybars�tan iyi olduğumu seni ne kadar da çok mutlu ve mesut ettiğimi görüp anlamışsındır umarım.
-- Tabi ki anladım her şey çok açık değil mi?
-- İyi o zaman ben kapıya bakayım artık.
-- Peki git sen de kapıyı aç öyleyse.
Enginkan hemen kalkıp giyinip yatak odasından çıkar.Koridoru geçtikten sonra kapıya gelip delikten bakar Enginkan.Kapıda teşlilat başkanını Ali Fuat Beyi gördüğü gibi anlar ki önemli bir şey vardı.Hemen kapıyı açıp karşısında duran Ali Fuat�a
-- Ne vardı da uğradın buraya başkan?
-- Uğradık işte ne olmuş
-- O zaman başkan seni hangi rüzğar attı buraya?
-- Attı bir rüzğar sana işimiz düştü de ondan buradayım.
-- Ne işiymiş bu dediğin?
-- Böyle ayak üstü konuşulacak herkesin duyacağı bir şey değil.Hem sen beni içeriye buyur etmeyecek misin?
-- Olmaz mı buyur.
Ali Fuat Bey ile Enginkan evin koridorundan geçip salona gelirler.O sırada ise Makbule üstünde geceliği ile içeri salona giriverir birdenbire.Ali Fuat Bey, Makbule�yi geceliği ile görünce şaşar kalır öylece.Bir o kadar Makbule�nin güzelliğine dikkat etmeyi unutmadan edemez.Enginkan ise Makbule�nin salona gecelikle gelişine kızarak onun yanına gelip Makbule�ye
-- Kızım git üstüne başına bir şeyler giyde öyle gel salona baksan misafirimiz var görmüyor musun?
-- Tamam aşkım hemen hazırlanırım giyinip gelirim yanına.
Der ve içeriye yatak odasına geri döner.Enginkan ise Makbule gidince geriye dönüp başkana bakar.Onun bu ani dalıp bir yerlere gidişine kızıp bunun Makbule yüzünden olduğunu düşünerek başkanı bu dalmadan uzaklaştırmak için
-- Ne oldu başkan birden daldın uzaklara?
-- Nasıl dalmayayım ben.
-- Nedir seni bu kadar uzaklara götüren.
Der ama bu dalmanın Makbule yüzünden olduğunu düşünüyordu.Eğer başkan böyle bir cevap verirse de bir çift laf etmeye de hazırlanıyordu.
-- Nediri falan yok bunun Aybars�ın hayatını alamya sende onun sevgilisini alarak yapmışsın.Demek onu artık herkes bitirmek istiyor.
-- Hayatını almakta neyin nesi ne oldu ki Aybars�a da sen böyle hüzünlendin?
-- Enginkan senin şu amerikan istihbaratçılar bana bugün uğrayıp dediler ki Aybars�ın defteri artık dürüldü ve bu iş için senden yardım istiyoruz ve bunun karşılığı olarakta para teklifinde bulundular.
-- Vay canına bizim Daniel ile Tom bugün sana uğradılar ve Aybars�ı bitirmeni üste de para teklifinde bulunmuşlar.
-- Evet yoksa bu duruma sevinmedin mi?
Enginkan, Ali Fuat�ın dediklerini duyduktan sonra sevinmemek için kendini zor tutuyordu sonunda istediği oluyordu bunun için her an çığlık atarak sevinebilirdi.
-- Sevinmez miyim başkan sadece içimde tutamıyorum.Peki nasıl bitireceğiz Aybars�ı benim rolüm nedir bu işte.
-- Daniel bana her şeyi anlattı.
-- Eee! Ne duruyorsun anlatsan başkan Daniel�in söylediklerini ve planını?
-- İlk olarak Aybars�a benim teşkilatın aldığı Volkan Yıldırım�ı temizleme yani ona yapılacak suikastti olacağını söyleyeceksin.
-- Sonrası...
-- Aybars�ı bu işi yapmak için zorlayabildiğin kadar zorlayıp bu işi yapması için ikna edeceksin
-- Orasını bir şekilde hallederim de sonrası.
Enginkan sonrası için ve Aybars�ın bundan sonraki hayatında akibetinin ne olacağını merak ediyordu.
-- Sonrası şu; ikiniz yanınıza adamlarınızdan tekini bile almadan mekanınızdan ayrılıp Volkan Yıldırım�ı evine giderken ki güzergahında bulup öldüreceksiniz.
-- Ben ne olacağım Aybars�a ne olacak?
-- Sen her zaman ki gibi Aybars�ı operasyon sonrası kısaca Volkan Yıldırım�ı öldürdüğünüzden sonra satacaksın onu
-- Nasıl yapacağım bunu?
-- Operasyonu yaparken sen bir ara öldürme gerçekleşmeden Aybars�ı polise ihbar edeceksin sonrası malum zaten Aybars yakalanacak ve her şey onun için bitecek.
-- Üzülüyor musun bunun için başkan?
-- Tabi ki.
-- İyi o zaman ama gerçektende güzel planmış.Bizimkiler her şeyi en ince detayına kadar düşünmüş.
O an Ali Fuat ile Enginkan aralarında meseleler üzerine konuşurken birden Makbule üzerine bir şeyler giyinmiş olarak salona gelir.Hemen Enginkan�ın yanına oturur.Tam Enginkan, Aybars�a olacakların müjdesini Makbule�ye söyleyecekken erken davranan Ali Fuat, Makbule�ye
-- Müjde sana Makbule
-- Nedir ki müjde
Der ama bir yandan da bu müjdeyi kendisi vermek isteyen Enginkan başkana biraz sinirlenir.
-- Aybars�ın hayatı artık bundan sonra tamamen kararacak sen rahat kalacaksın.
-- Aybars ölecek mi yoksa?
-- Evet bazıları ölmesini istiyor bizlerde bunu gerçekleştirmek için çalışacağız.
-- Hani sen Aybars�ı çok severdin başkan şimdi ne oldu da onu öldürmek isteyenlerin yanındasın?
Başkan Ali Fuat bu söz üzerine şaşırsa da yine de duruşunu bozmadan Makbule�ye
-- Ne yapabilirim ki ben sadece kurumun başındayım beni buralara herkes yönlendirir oldu.Herkes satmışken bende zaten satıyordum şimdi tam oldu.
-- Peki her şeyi anlayabilirim de Aybars�ı neden yabancılar öldürmek veya da başka şeyler yapmak istiyor?
-- Nedeni sence de basit değil mi?
-- Basit olsa bile söyle ne olur?
-- Aybars teşkilattaki bulunduğu süre boyunca hep iyiydi,Herkese yardım etti.Kötülerle halkı ezenlerle ve soyanlarla savaştı.Sonucunda da başarılı oldu yaptığı her görevden sonra sonunda da her zaman olduğu gibi bu ülkede hep yükselmek isteyen veya da yükselen kişinin ayağını hep birileri kaydırır ya şimdi de o ayak kaydıranları da biz oynuyoruz.
-- Şimdi anlıyorum artık hr şeyin neden olduğunu ama ben böylede mutluyum be başkan.
Enginkan artık Makbule�nin gitmesini istediğinden önce onun omzuna elini koyup sonra da bu konuşmanın arasına girip
-- Makbule sen gitsen diyorum artık bugün çokça yoruldun zaten.
-- Peki aşkım.
Dedikten sonra önce Makbule önden kalkarak kapıya doğru gider.Ardından da Enginkan yerinden kalkıp başkandan kısa bir sürelik izin isteyip kapıya doğru Makbule�nin yanına gider.Enginkan heyecanlı bir şekilde Makbule�nin yanına varır.
-- Makbule�m çok sevindin değil mi?
-- Sevinmez miyim aşkım artık önümüzde hiçbir engel kalmadı rahatça davranabiliriz.Her yerde dolaşıp aşkımızı haykırabiliriz.Aybars�a bu saatten sonra ne olursa olsun önemli değil ikimiz için.
-- Haklısın Makbule�m.
-- Peki her şey olduktan sonra ne zaman evleneceğiz?
-- Onu sonraya bırakacağız aşkım öncelikle her şey bi olsun Aybars ölcekse ölsün hapise düşecekse düşsün ondan sonra o da olacak.
-- Öyleyse görüşürüz aşkım kendine iyi bak olur mu?
-- Bakarım ben kendime aşkım
Deyip Makbule�nin dudaklarından öper aniden.Makbule birden gelen bu öpücüğe sevinerek Enginkan�a sıkıca sarılır.Sonrası ise Makbule bu öpücükle birlikte daha da dikkatli olmasını isteyerek
-- Ama bu işler çok zor aşkım kendine ne olur iyi bak.
-- Korkma ya ben başımın çaresine bakarım.
-- İyi o zaman görüşürüz.
Diyerek bu seferde Makbule sarılır Enginkan�ın dudaklarına ve öpmeden sonra Makbule ayrılır.Enginkan Makbule�yi yolcu ettikten sonra Kapıyı kapatıp biraz önce Makbule�nin bu iştahlı öpüşünü hatırlyarak bunun tadını çıkarır.İçeriden birden Ali Fuat seslenir.
-- Ne oldu gitti mi Makbule.Gittiyse gel hadi yanıma.
Enginkan hemen kendine gelip toparlanır.Başkan onu bekliyordu.Enginkan saniyeler içerisinde
-- Geliyorum.
Dedikten sonra kapıda belirir.
-- Eee! Başkan başka ne var diyeceğin?
-- Dediğim gibi sen Aybars�ı ikna et.Beynini yıka o seni dinler.Geriye Volkan Yıldırım�ın cinayeti kalacak.
-- Peki adamlarımız ne olacak ki?
-- Orasını benim adamım Osman�la sizden biri olan Tom yapacak.
-- Ya bunlar hakikatende her şeyi düşünmüş.
-- Bunlar Amerikalı Enginkan aynı senin adının gerçekte George olduğu gibi senin gibi amerikalı.
-- Doğru biz amerikalılar her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünürüz.
-- Umarım her şeyi anlamışsındır her şeyi.
-- Anlamaz mıyım geriye sadece benim kaçmam kalıyor gizlice.
-- O kadarını da kolayca yaparsın daha doğrusu yap yani.
-- Tamam başkan ya yaparız herhalde.Ben salak bir istihbaratçı olsam burada olmazdım.
-- Öyleyse her şeyi anladıysan ben gideyim.Sen artık Aybars�ı tek başına nasıl kandıracağını düşün.
-- Peki başkan
Bu sözden sonra ikiside aynı anda kalkarlar oturdukları yerden.Enginkan ve başkan kapıya gelip aralarında vedalaşırlar.Sonrasında ise başkan Ali Fuat evden ayrılır.Apartmandan da ayrılıp apartmanın yakınında bulunan arabasına yönelir.Şoförünün yardımı ile arabanın arka koltuğuna yerine oturur.Enginkan o anda salonun penceresinden sokağa ve de başkana bakıyordu.Başkanın gidişini izlemeyi seçmişti.Başkan şoförüne gidelim dedikten sonra Vatan caddesinden ayrılıp başkan evine doğru yol alır.Enginkan�da başkanın gidşiyle salondaki koltuğa uzanıp gecenin karanlığında televizyonunu açıp güzel bir programı bulup onu açtıktan sonra kendi kendine içinden başkan için
-- Bir gün gelecek ve sende o oturduğun koltuktan kalkacaksın Ali Fuat Sertova...
Dedikten sonra açtığı programı izlemeye koyulur Enginkan.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve Mecidiyeköy�de bir ev

Sabahın 06:00�sı olmuştu İstanbul�da.Yatağında bir başına yatıyordu Aybars.Uyuyordu ama gördüğü korkunç rüyayla birlikte cebelleşiyordu.Sanki büyük bir kabus görmüş gibi yatağında bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu.Yan odadan ise Aybars�ın annesi Zuhal Hanım oğlunun odasından gelen sesleri duyarak yattığı yerden doğrulup hemen yatağından fırlar üstüne bir şeyler sarınarak odasından çıkar.Odadan çıktığında ise oğlunun bulunduğu odadan sesler daha da şiddetli geliyordu.
-- Hayıırrrr yapmayın bunu bana
Diye bağırıyordu Aybars.Annesi Zuhal Hanım ise bu ses üzerine hemen kapının kolunu tuttuğu gibi açar oğlunun odasını. Odaya girdiğinde ise bakar ki oğlu Aybars terler içinde kalmış bir de yatağında duramadan dönüp duruyordu.Haykırıyordu sanki bunu bana yapmayın diye.Birden Aybars bu korkulu rüyadan uyanır.
-- Hayııırrrrrrr.
Bu sözle birlikte yatağında doğrulur Aybars ve karşısında annesini görür.
-- Ne var da böyle çırpınıyorsun oğlum.
-- Bilmiyorum anne ama herhalde kötü bir rüya olsa gerekte sen niye geldin ki buraya?
-- Bağırmana uyandım hemen giyinip yanına geldim oğlum.Anlat bana bakayım oğlum tamam mı neyin var ne oldu da böyle bağırarak uyandın?
-- Kötü bir rüyaydı sadece anne.
-- Olmaz ama anlatsana annene bakalım şu gördüğün rüyayı söyle bakalım gördüğün rüyayı.
-- Anne rüyamda ben hapse bir suç işleyerek giriyorum ve senin öldü haberini alıyorum hapiste.Bir gazetede sabaha karşı hapisteyken okuyorum sana olanları adeta kendi kendimi yiyip duruyordum senin ölümün üzerine bana bunu yapmayın diyordum.
-- Tamam oğlum bu kötü bir rüya sadece ve de geçti hem sen birine zarar vermezsin ki hapse giresin değil mi?
-- Evet te ne dersin anne bu rüya bir gün gerçek olur mu rüyaların tersi çıkar deseler bile.
-- Korkma Aybars�ım bu kötü bir rüyaydı ve emin ol ki sana gördüğün rüyaya göre iyi şeyler olacak.
-- Bu kadar emin olmayı nasıl başarıyorsun anne?
-- Bu sadece bir his oğlum.Ben sana kötü bir şey olmasın diye canımı veririm tamam mı?
-- Tamam anne ama sen can verme olur mu ben seni her şeyden korurum.
-- Orasını artık Allah bilir oğlum o ne derse hakkımızda sonunda o olacak kader bu oğlum.
-- Sağ ol be anne en azından içimi ferahlattın.Bari kalkmışken işe bugün erken gideyim.
Annesine böyle dese de aslında annesine yalan söylüyordu.Aybars bir şirkette değil istihbaratta çalışıyordu.Annesi de bunu bilmediğinden oğlunun tehlikelerle yaşadığından haberi bile olmadığından bu rüyaya iyi şeyler olacak diyordu.Aslında durum hiçte göründüğü gibi değildi.Aybars yurt dışında ve yurt içinde bulunduğu özel görevlerde ise şirketin işi gereği gidip oralarda hem kalıp hem de iş yapıyordum diyordu.Bir nevi annesini kandırıyordu.Annesi ise oğlunun bir şirkette çalışıp büyük adam oldu diye hava atıyordu mahalledekilere ama gerçeği bilse böyle hava atamazdı belki de.Aybars, Enginkan�ıda iş ortağım ve aynı şirkette çalışıyoruz diye tanıtmıştı.Anne Zuhal Hanım oğlunun küçükken ve okul hayatı boyunca yalan söylememesinden ve de oğlu Aybars�ı çok sevdiğinden onun her dediğine inanıyordu.Aslında bunu da normal görüyordu ne de olsa bu hayatta tek yakını oydu ve yurt dışında okuyan diğer oğluydu.
Zuhal Hanım oğlunun işe erken gideyim sözüne binayen Aybars�ın odasından çıkıp evin mutfağına geçer.Oğlu Aybars için ufak tefek bir şeyler hazırlamaya koyulur.Aybars ise yatağından kalkıp bir güzel topladıktan sonra hemen üzerindekileri çıkartıp başka şeyler giydikten sonra annesinin sabah sabah yaptığı tarhana çorbasının kokusunu duyarak odasından çıkıp annesinin yanına gider.Aybars küçüklüğünden beridir alıştığı bir şeydi bu sabahları tarhana çorbası içmek.Aybars mutfağa girdiği gibi hemen annesinin yanına gelip başlar güzel şeyler söylemeye
-- Annelerin en güzeli bana tarhana çorbası mı yapıyormuş.Ben kurban olurum sana da bu çorbayada.
-- Sen bana kurban olmada işinde başarılı ol güzel bir mürüvvet kurda hayatını yaşa ben nasıl olsa yakında giderim bu dünyadan.
-- Olur mu Zuhal Sultan daha karpuz keseceğiz bir yere gitmek falan yok.Hem ben senden başkasını sevmem ki benim hayatımdaki tek kişi sensin.
Anne Zuhal Hanım oğlunun sevdiği kız Makbule�yi hatırlayarak oğluna laf dokundurur.
-- Makbule�yi sevmesini biliyorsun ama.
Aybars annesinin zor bir yerden kendisine saldırdığını anlayıp kendisine laf dokundurmaya çalışıldığını da görür.hemen taktik değiştirip annesine
-- O olur anne.Sen benim için her zaman varsın ama Makbule geçici hem ben seni, babamı ve de kardeşimi seviyorum ilk önce.
-- Yine lafı değiştirmek için bin takla atıyorsun.
-- Ne yapayım anne ya ben böyleyim ve de hep böyle kalacağım kimse beni değiştiremezki.
-- İyi tamam koca bebek.Sen tabakları masaya koy dolaptanda zeytin, peynir, domates ve ne seviyorsan al oldu mu?Güzel bir kahvaltı yap tamam mı oğlum.
-- Peki anne.
Aybars buzdolabını açıp zeytin, peynir bir şeyler daha aldıktan sonra buzdolabının kapağını kapatıp duvara dayalı yemek masasına gelip oturur ve de elindekileri masaya koyar.Sonra Zuhal Hanım tarhana çorbasının olduğu tencereyi masaya getirip önce oğlunun tabağına sonra da kendi tabağına koyar çorbadan.Kahvaltı yapmaya başlar sonrasında.Kahvaltı sırasında ise Aybars annesine
-- Anne içimde kötü bir his var ya.
-- Yoksa aklın hala gördüğün rüyada mı kaldı oğlum?
-- Yok ondan değilde içimde kötü ibr his var.Düşüncelerimde bir kötü hisler dolaşıyor gibi geliyor.Sanki bu hayra alamet değil gibi geliyor bana.
Arada ise anneside Aybars�ın kendiside yemeğini yemeyi sürdürüyordu.Zuhal Hanım oğlunun bu kötü durumda olmasını istemeyip ve oğlunun böyle bir durumda olmayacağını düşünerek oğluna
-- Niye kötü olsun oğlum yaşadıklarında bir değişiklil olmaz ki sen istemedikten sonra.Kafana takma böyle şeyleri ki kafanda, bedeninde rahat olsun.
-- Peki anne dediğin gibi olsun öyle ya da böyle bunun nedeni veya da sonucu bir şekilde çıkar.Ben kalkayım artık anne.
-- Olur mu oğlum daha pek bir şey yemedin ki.Hem aç karnına çalışamazsın.
-- Bir günde aç gitsem bir şey olmaz herhalde anne.
-- Olsun oğlum burada ye ki yemeğini başka yerlerde nasıl yapıldığı belli olmayan şeyleri yemezsin böylece.
-- Bu seferlik bari böyle olsun anne he!olmaz mı?
-- İyi öyle olsun bakalım ama yarın böyle olmaz ona göre.
Aybars kahvaltı sofrasından kalkıp annesinin yanağından öpüp mutfaktan çıkmak için kapıya yönelir.Arkadan ise annesi sesleniyordu.
-- Kendine iyi bak olur mu Aybars.Başına bir bela bulaştırma oldu mu?
-- Tamam anne.
Dese bile sanki bir an annesinin aslında işinin bu olmadığını ve başka bir işte çalıştığını bildiğini düşünür ama hemen bu düşünceden kendini kurtarıp annesinin kendisini hala çocuk gibi görmesinden bıkıp bunu istemeyerek annesine kendisi için dediğine cevap olarak
-- Bakarım anne.Sende kendine iyi bak.
Diye evin kapısını açıp çıkmak isterken birden ne olduğunu kendiside anlamadan birden bir U dönüşü yapıp mutfağa geri dönüp annesine doyasıya sarılır.Bu sarılma sanki kendisine bir şey olacakmışta annesini son kez görüyormuş gibi gelir kendisine.Anneside şaşırır oğlunun bu beklenmedik sarılışına.Yine de bu davranışa sevinir Zuhal Hanım.Aybars annesine sarılmayı bırakıp sonsuza dek göremeyecekmiş gibi vedalaşıp evden ayrılır.Merdiven basamaklarını hızlı hızlı indikten sonra apartmanın giriş kapısına gelir.Birden hayatı ve yaşadığı şeyler gelir aklına ama hemen bunları unutup apartmandan çıkıp arabasının yanına gelir.Arabasına bindiği gibi sevdiği bir müziği açıp arabayıda çalıştırdıktan sonra gaza basıp son hızla adamlarının yanına ve mekanına doğru gider.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve Aybars�ın mekanı

Aybars yol boyunca neşesini koruyumaya çalışıyordu.Beynindeki tüm kötü düşünceleri atmaya çalışıyordu.Evde annesiyle konuştukları ve gördüğü rüyayı unutmak istercesine arabanın radyo çalarının açma tuşuna basıp açar.Sonra da bulduğu ilk radyo ve o radyoda çalan ilk şarkıyı dinlemeye koyulur.Şansına en çok sevdiği şarkılardan birisi çalıyordu radyoda.Fincanın etrafı yeşil şarkısını ağzıyla mırıldanıyordu arabayı sürmesine rağmen.Şarkının sözlerini her defasında daha yüksek sesle söyleyerek ilerliyordu.
-- Sarhoşam dilim dolaşır aman aman.
Diyerek şarkıya eşlikte ediyordu böylece.Çoştukça coşuyordu.Bugün mutlu olmak ve yüzünün her daim gülmesini istiyordu bundan sonrası için.Yol boyunca şarkılar dinleyerek ilerler.Neşesini ve keyfini yerine getirir böylece.Yaklaşık 20 dakika kadar sonra mekanının önüne gelir Aybars.Arabadan indiği gibi mekan girişinde bekleyen iki adamına
-- Arabayı garaja alın oğlum.
-- Olur abi
Der adamı ama Aybars bir şeyleri daha merak ederek adamına arbayaı götürmeden önce sorar.
-- Enginkan veya da Hakan geldi mi benden önce buraya.
-- Geldiler abi.
-- Nasıl olur ya Enginkan benden önce niye gelsin ki hem Hakan yine burada mı kaldı yoksa?
-- Evet abi.Onu biz Enginkan gelince kaldırdık.
-- Hayret Hakan�da, Enginkan�da hep gecikirkerdi şimdi ne oldu da erken gelmişler buraya benden önce.
-- Bilmem vallahi abi ama herhalde seni bekliyorda olabilirler.
-- Bakacağız.Sen al götür garaja arabayı.
-- Emrin olur abi.
-- Konuşalım bakalım Hakan ile Enginkan�la.
Der sonra da içeriye doğru adım atıp kapıdan içeriye girecekken kapıda bekleyen diğer adama
-- Sende ötekide gözlerinizi dört açın düşmanlarımızın ani saldırı ve baskınına uğramak istemem.Hata falan olmasın tamam mı?
-- Sen merak etme abi biz sağlam adamlarız gözümüz buraya izinsizce girmek ve saldırmak isteyenlerin üzerinde olacak.
-- İyi öyleyse.
Aybars kapıdaki adamlarına hem görevlerini verir.Hem de onları uyardıktan sonra içeriye girer.Mekanın dar ve uzun korüdorunu geçtikten sonra mekanın büyükçe ve geniş olan salonuna gelir.Salonda Hakan ile Enginkan bulunuyordu.Koltuklarda oturup öylece bir şey bekler gibi duruyorlardı.Aybars, Enginkan�ın başını ellerinin arasına alıp sıkıntılı gözüküşüne aklı takılsa da Enginkan�ı durgun görse de pek önemsemeden çözülür diye geçiştirip bu garipliği önemsemeden yanlarına iner merdiven basamaklarını bir bir geçerek.Enginkan�a bakarak onun bu halini öğrenmek istercesine
-- Ne oldu Enginkan durgun gibisin?
Enginkan ellerini başından çekip kendisine soru soran Aybars�a başını hafifçe kaldırarak bakar.Yüzündeki üzgün ifade her yerden belli oluyordu.Bundan bir şey anlamamıştı Aybars ve onun gibi şaşıp kalan Hakan.
-- Önemli bir iş var Aybars.Bu konu üzerine seninle özel konuşmamız gerekiyor.
Aybars hemen koltukta oturan Hakan�a işaret yapıp onu dışarıya yollar.Hakan�da işareti gördüğü gibi oturduğu yerden fırlarcasına kalkar ve dışarıya doğru merdivenlerden çıkarak gider.Aybars�ta Hakan gidince Enginkan�ın karşısına herhangi bir koltuğa oturur.Enginkan�dan söylediği sözler üzerine konuşmasını ve önemli işin ne olduğunu anlatmasını isteyerek
-- Hadi anlat Enginkan.
-- Çok önemli bir operasyon var Aybars hayati bir şey bu.
-- Neyse söyle yapabileceksek yaparız öte türlü olursa Allah kerimdir Enginkan.
-- Daha öncesi var Aybars.
-- Enginkan benimle şifreli şifreli konuşma olur mu?neyse mesel anlatta bilelim öncesini sonrasını.
-- Peki öyleyse Aybars.Başlıyorum öyleyse.
-- Ya adamı delirtmeden başlasana anlatmaya çıkar artık şu ağzındaki baklayı.
-- Kardeşim İstanbul görevi sona eriyor.
-- Sen ne diyorsun böyle ya daha tam başaramadık ki bitiriyoruz bu görevi.
-- Öyle kardeşim.Hatta görevin son operasyonuda olacak.
-- Biten şeyin sonu olur mu ya ne iştir bu?
-- Bende anlamadım vallahi ama emir yukarıdan Volkan Yıldırım öldürülecek.
-- Neler diyorsun sen ya ben bu işten bir şey anlamadım.Sana bunu başkan mı dedi Volkan Yıldırım ölecek ve bu görev son bir operasyonla bitecek diye.
-- Evet Aybars.
-- Ya görev bitirken nerede görülmüş operasyon yapıldığı hem daha biz tam bir başarı gösteremedik ki Volkan Yıldırım hala zengin ölse bile ardı gelecektir bunun.
-- Orasını bende bilemem Aybars emir bu.
-- Peki bu hainlere, iş adamlarına, halkı kaosa sürükleyenlere ve de çetelere ne olacak onlarla kim savaşacak.
-- Onlarla bizden yaşça daha genç birilerini bu görevde yetişsin diye koyup savaştıracaklarmış.
-- Olur mu öyle şey.
-- Başkan bunu öngörmüş bizim için.
-- Ya biz bu adamları bilirken bu iş için yıllarca emek harcamışken başarı yakalayamadık bizden genç olanlar istihbaratta gelecek için bu görevde yetişecek olan toylar nasıl yapacak bu işi.Gelemezler üstesinden.
-- Biraz saki olsan olmaz mı Aybars.
-- Sakin falan olamam.
-- Olmak zorundasın Aybars tamam mı?
-- Peki ben sakşn oldum diyelimde Volkan Yıldırım işi nasıl olacak?
-- Başkan bunu öyle ya da böyle mecbur yapacaksınız diyor.
-- Neden?
-- Çünkü bizden sonrakilere rahatlık ve de bizden sonrakilere biraz kolaylık yapmamızı istiyorlar.Sonuçta Volkan Yıldırım�ı öldürürsek karşılarında güçlü biri kalmaz.
-- Böyle neden mi olur ya Enginkan.
-- Dur daha devamıda var Aybars.
-- İyi söyle de duyalım devamı neymiş görmüş oluruz.
-- Kardeşim bu görevi sert ve sükseli bir mesaj vererek devletin gücünü göstermek içinde yapacağız.
Aybars tam olur mu diyecekken Enginkan araya girip sus işareti yapar.Aybars ise Enginkan�da bir şeyler olduğunu sanar.
-- Sus bir dakika kardeşim.Ayrıca bu operasyonu yapmalıyız ki iş adamları ve çeteler devletin ne kadar da güçlü olduğunu ve bunların başını ezdiğini göstermemiz gerekiyor.
-- Bu işi yapacağız yani.
-- Evet.Başkan bizi bu operasyonu yapmamız için zorluyor.
-- Zorlamak mı?
-- Evet bir nevi öyle oluyor.
-- Yapmazsak ne olacak?
-- Yapmazsak ailelerimize kötü şeyler olacağınıda veya bizlere olabilirmiş.
-- Bunu ne böyle ya ailelerimizin bu işte neyi var ki onları bizi tehdit etmek için kullanıyorlar.
-- Orasını bilemiyorum ama bende ailemin bu işte kullanılmasını istemem ama aileme bir şey olacaksa ben bu işi yaparım Aybars tamam mı anlıyor musun beni?
Aybars birden yerinden kalkıp hiddetlenerek masaya sertçe vurup Enginkan�a.
-- Öyle saçmalık mı olur Enginkan.Bunları başkan söylemiş olamaz ya.Hem başkan seni aradımı bizzat evine gelip söylede mi?
-- Bizzat bana Vatan caddesindeki evime uğradı.Bende anlayamadım ama başkanın hali çok sertti sanki birilerine cevap vermek istercesine bu operasyondan bahsediyordu.Herhalde büyük iş adamları ve çeteler büyükçe cevap verecek bu cinayetle olsa gerek Aybars.
-- Ama başkan bizi severdi bu iş için bu görevden vazgeçmek istemiyordu.Bizleri oğlu gibi görüyordu.Bize zarar gelmesini istemezdi.Çünkü bu operasyon belki de bize zarar getirecek.
-- Haklı olabilirsin Aybars ama ben ailem için bu işi gerekirse yaparım ve de yapacağım.
-- Nasıl söyledi sana bu operasyonu.Ona acaba üsten birileri var da onlar mı dedi.
-- Ne yapacağız artık Aybars.Kim başkana dediyse bilmem ama kararımız ne?
-- Düşünmem lazım Enginkan.
-- Aybars benim ailem benim için Amerika�da yaşadılar.Ve şimdi benim için bu kadar şeyler yaptuktan sonra ölümlerini görmek istemiyorum.
Enginkan, başkandan aldığı ikna görevi için her yalanı söylüyordu ama ailesinin Amerika�da yaşıyor lafı doğruydu ama kendisi için gitmemişlerdi geçmişten gelen kökler burada olduğundan burada yaşıyorlardı.Aybars�ta Enginkan�a inanmaya başlıyor gibiydi; fakat ne olursa olsun öldürmeden hiçbir şey yapmadan git deseler giderim derdi ama şimdi zor bir şeçimle baş başa kalmıştı.Bir tarafta annesi ve kardeşi diğer tarafta ise de görevine de ihanet etmek istemiyordu.Bulunduğu ve kendisine verilen görevden kaçmak istemeyip adam gibi cesurca kalmak istiyordu.Enginkan kendisini zorladıkça zorluyordu.Görevinden kimseyi öldürmeden kimsenin günahına girmeden gitmeyi düşlüyordu.Aybars iyice şaşırmıştı.Kafası allak bullak olmuştu.
Enginkan�a dönüp ona.
-- Bilemiyorum Enginkan kararsızım ama biraz düşünmem gerek bilmeni isterim ki bu iş hemen olmaz.
-- Kardeşim vakit yok kararını bugün ver.
-- Neden bugün?
-- Başkan operasyonu bugün yapacaksınız ve ortadan bir süreliğine kaybolacaksınız dedi.Sen olmazsan ben tek başıma yapmak zorunda kalacağım.
-- İyide bundan sonra görevimiz var mı peki?Ne yapacağız yani?
-- Orasını başkan ayarladı.Teşkilat bize Avrupa�daki dazlakların ve ırkçı eylemlerde bulunanların bazı çeteler ve de mafyalara karşı Türk halkını korumamızı istiyor.
Enginkan yine başkanın demediği bir şeyi söylüyordu kardeşi Aybars�a.Aybars ise bu görevi duyarak şaşırır önce ama hemen toparlanıp Enginkan�a
-- İlginç bir görev olsa gerek bu.Nasıl olacak ki bu iş?
-- Detayları bu operasyon sonrası Avrupa�ya gideceğiz.Orada teşkilattaki bazı isimlerle konuşup halledeceğiz.
-- Peki Enginkan da biraz düşünme fırsatı ver bana bari.
-- Sen bilirsin.Teklif hala geçerli tamam mı?
Enginkan her zaman ki gibi Aybars�ı kandırmayı onun bu sözü olan biraz düşünmem lazım sözü Enginkan�ın, Aybars�ı kandırmış olduğunu ya da en azından aklını karıştırıp bu akıl karışıklığı ile Aybars yanında operasyona gelmesini de sağlamış oluyordu.Kafasından da hayali bir görev uydurmuştu Aybars�ı kandırmak için.Aybars ise Enginkan�a inandığı için onu dostu ve bir kardeşi gibi gördüğünden ona inanmayı ve başkanın artık kendilerine başka bir yerde görev verdiğini düşünüyordu.O sırada ikilinin seçkin adamlarında olan ve yanlarında bulunan Hakan yanlarına gelir birden.Aybars ile Enginkan�a bakar.Aybars ve Enginkan ise Hakan gelince hemen aralarındaki konuşmayı keserler.
-- Abi Yıldırım�ın avukatı olan ve mali muvaşirliğinide yapan Cenk geldi.Ne yapayım abi?
-- Al bakalım içeriye Hakan bizimle derdi neymiş bize neler söyleyecekmiş bilelim.
-- Peki Aybars abi derhal alıyorum içeriye.
Hakan hemen arkasına dönüp merdivenden hızla çıkıp dar ve uzun koridora girecekken arkadan Aybars, Hakan�a dönüp
-- Hakan.
Hakan anında olduğu yerde durup abisi Aybars�a ve söyleyeceklerine odaklanıp
-- Evet abi ne var.
-- Biz odadayız tamam mı?adamı kontrol et ne olur ne olmaz bir hainlik bir saldırı olmasın.
-- Oldu abi dikkat ederim adam da b,r şey yapamaz bize.
Hakan hızlıca kapıda Cenk�i karşılayan adamlarının yanına gider.Koridoru hızla geçtikten sonra üstte doğru çıkıp girişe gelir.Aybars�lar ise odaya geçip Cenk�in gelmesini bekliyorlardı.Konukları Cenk�le kısa bir görüşme yapıp onu yolladıktan sonra da Enginkan�la aralarında az evvel konuştukları meseleyi konuşmaya devam edeceklerdi.Hakan o an kapı önünde bekleyen Cenk�i görüp hemen yanına gelip Cenk Beye
-- Üzerinizi arayıp içeri alacağız efendim.
Cenk Yalçın bu uygulamaya sinirlenip bunu yapan Hakan�a
-- Olur mu öyle şey ya.Ben buraya silahsız geldim.Hem ben bir avukatım silah taşımam bu uygun bile olmaz.
-- Orası hiç belli olmaz Cenk Bey.
-- Onun için mi iş adamı kılığına bürünmüş mafyaların avukatlığını yapıyorsunuz?
Hakan avukat Cenk�i ince bir yerden vurur.Cenk ise aldığı söz yarası ile sinirlenir Hakan�ın bu söylemine ve ona sertçe bir tavır alarak
-- Sen kim oluyorsunda bana böyle bir söylemde bulunuyorsun.Ben senin her şeyin elinden alıp donsuz bırakırım.
Hakan bu söze aldırmayıp
-- Buyrun Cenk bey içeriye.
Cenk ise bu tartışmayı kesip adamlarını dışarıda bırakıp tek başına mekana girer.Her yeri ince ince ayrıntılı olarak gözlüyordu Cenk.İleride belki de buraya bir operasyon yaparsak aklımda kalsın bu yerler diye bakınıyordu her yere ve ayrıntılı olarak beynine kazıyoru.Bunları hem ileride kullanabilirdi hem de bu bilgileri Volkan Beye verirse kendisine büyük bir onur sunarak kendisini ödüllendirebilirdi.Arkadan gelen Hakan ise Cenk�e baktıkça onun ölümü çoktandır hakettiğini düşünüyordu.
Fakat bunun şu an olmayacağını ve Cenk�in konuşmaya geldiğinden silahsız birini öldürmeninde olmayacağından en büyük düşmanları olan Yıldırım�ların adamına bir şey yapamıyordu.
Yıldırım ailesi gibi birkaç iş adamı ve bir sürü bunların ve başkalarının yönlendirdiği çeteler bulunuyordu İstanbul�da.Bunların hepsi de bir bir İstanbul�u karış karış paylaşmışlardı santimine kadar.Volkan Yıldırım ve iki oğlu dışında birçok akrabalarıda bulunuyordu Yıldırım ailesinin.Cenk ağır adımlarla mekanın büyük salonuna merdivende iner.3 adam hemen Enginkan tarafından salona yerleştirilmişti düşmanlarına ne kadar da güçlü olduklarını göstermek adına.Cenk ise bu 3 adamın arasından geçip odanın kapısına gelir arkasında Hakan�la birlikte.Elbisesinin bir tarafını düzeltip kapıyı tıklatır Hakan, Cenk içeriye girsin diye.İçeriden gir sözü üzerine hemen Hakan tıklattığı kapıyı açar ve Cenk�in önüne serer iki büyük düşmanını.Aybars ve Enginkan yuvarlak bir masada oturuyorlardı.Aybars bu kadar güzelliği beklemediği şeyleri gören Cenk�e bakarak ona
-- Ne yapıyorsun orada Cenk.Korkma da gel bizim yanımıza sana hele de silahsız gelmiş birisine biz bir şey yapmayız anlıyor musun bizi şaşmış durumdaki Cenk?
-- Anlıyorum tabi ki de.Sadece bu kadar şeyi nasıl bulupta buraya yerleştirdiğinize şaştımda.
-- Gel şaşmana gerek yok..
Cenk hemen yuvarlak masanın yanına gelip Aybars�ın karşısına oturur.Aybars fazla vakit kaybetmeden kendileriyle konuşmaya gelen Cenk�e
-- Eee! Yıldırım ailesinden hiç buraya uğrayan olmazdı.Seni hangi rüzğar attı böyle?
-- Hiçbir rüzğarın attığı falan yok tamam mı?
-- kızmana gerek yok.
-- Sizinle sadece önemli bir hususta konuşmak için buraya konuşmaya geldim.
-- Buyur o zaman da ne istiyorsan söyle bize.Ne istiyorsanız anlayayım.
-- Husus şu Aybars efendi.Sizin şimdilerde açmış olduğunuz iş adamlarına karşı olan savaşa ve Volkan Beye yaptıklarınızı bitirmenizi istiyoruz.Bu durum Volkan Beyin canını çokça sıkıyor.Kimin adamısınız bilmem ama 1,5 yıldan fazladır herkesi zarara uğrattınız tamam mı?
-- Biz ülkeyi zarara uğratanları, vatanı tehlikeye sokanlara, vatanı satanlara ve de ülkeyi kaosa sürükleyen adilere ve bu adiler için çalışan köpeklere karşıyız tamam mı Cenk efendi ve burada 1. sırayı sen ve çalıştığın Volkan Yıldırım çekiyor.
Bu sözlerden sonra hafif oturduğu yerden kalkıp odayı ve sonrasında da mekanı terk edecek gibi olur ama Volkan Yıldırım�ın kendisine dediği sözler aklına gelir.O sözler şunlardıç
-- Ne söylerlerse söylesinler hiç bozuntuya vermeden benim mesajımı onlara ilet ne kadar ciddi olduğumuzu anlasınlar.
Sözünü hatırlar birden.Ve hemen oturduğu sandalyeye tekrar oturur.Ve buraya bir mesajı iletmek için geldiğinide hatırlamış olur ama Volkan Yıldırım�ın oğullarının kendisi ve babaları için hazırladıkları tuzaktan bi habersiz rahattı.
-- Siz teşkilattan mısınız yoksa?
-- Her böyle söyleyen sizin gözünüzde teşkilattan mı oluyor belki de biz sizin gibi kötülerle savaşan iyilerizdir olamaz mı?
-- Peki artık bundan sonrası ve ne adına ne amaçla ve kimin adına çalıştığınız beni ilgilendirmez ama ilgilendiren bir şeyi size diyeyim Aybars Bey.
-- Söyleyin bakalım.
-- Ben size sadece Volkan Beyin bana söylemiş olduğu mesajı iletmeye gelmiş birisiyim.Ben diyeceğimi diyeceğim sizde gerisini siz düşüneceksiniz.
Aybars birden hiddetlenerek oturduğu yerden hafifçe doğrularak karşısında bu kadar rahat ve tahditkarca konuşan Cenk�e şaşar kalır.Aybars�ta aslında biliyordu Cenk�in bu rahatlığını ama belki de karar verip yapacakları operasyonda ölecekti.Enginkan�ın kendisine dediklerini hatırlayınca Cenk�in aslında ne kadar da şanssız olduğunu ve yanlış tarafta bulunduğunu anlar.Enginkan�la yapacakları operasyonu belli etmemek adına Cenk ile sertçe konuşup konuyu başka şeye çekmeyi planlıyordu.Sonrasında ise Cenk�e ölüm kusar gibi bakarak
-- Bak Cenk bizi artık sende o patronunda çok iyi biliyor.Adımlarımızı tahmin etmenizin bile imkanı yok.
-- Biliyorum bunu.Ama bizimde ne kadar bilinmez ve kötü olduğumuzu anlayın diye Volkan Yıldırım bana size burayı ve bu şehri terk etmenizi söylüyor yoksa çokça kötü şeylerin sizi beklediğini söyledi bana ve bende size ilettim.
Aybars kendini zor tutuyordu Cenk�in söylediklerinden sonra.
-- Cenk misin nesin sen.Sende, patronunda şansını fazlasıyla zorluoyr.Size bizzat açıkça bizimle uğraşmayın yoksa sonunuz kötü olacak diyorsun.Sen bana sonrasında gidin buradan diyorsun değil mi?
-- Evet öyle diyorum ne var bunda alındın mı?
-- Hayır alınmadım ama biz buraya koca İstanbul�a ölüm yağdırmaya sizin gibi pisliklere ölüm getirmeye geldik.Sizleri temizlemeye söz verdik Allah�a bunu biliyor musun sen ha?
-- Sen bilirsin öylece Aybars efendi.Kim kime meydan okuyormuş görürüz.Kim kime meydanı dar edecekmiş herkes tüm İstanbul görecek.Zamanla görecekler İstanbul�lular kimin öleceğini zaman gösterecek İstanbul�un kime mezar olacağını.
Cenk kendinden emin bir tavırla düşündüklerini ve savunduğu şeyleri koruyordu.Fakat karşısındakinin Aybars olduğunu ve de gücününde çok olduğunuda biliyordu.Aybars ise yumruğunu masaya koymuş kalkıp Cenk�i öldürmemek için hem kendini hem de yumruğunu Cenk�e vurmamak için zor tutuyordu.Aybars�ın fazlaca sinirlenmesine sevinen Enginkan bu tavrını belli etmeden lafa girerek
-- Opatronun olacak Volkan�a söyle elbet onunda sonu gelecek bizimde ama biz ecelimizle o ise bizim elimizde ölecek tamam mı bunu unutma.Volkan�ı asla başkasının öldürmesine izin vermeyeceğiz.
-- Ben orasını Volkan Beye iletirimde sende şunu anla Enginkan bizim büyüklüğümüzü gör ve hisset iliklerine kadar.Bizleri ve gücümüzü iyi tanı bizden af dileyip bu şehri terk edeceğine bize saldırmaktan, öldürmekten bahsediyorsun gerçektende çok cesurmuşsun.
-- Şaşıyorum senin vurdum duymaz tavrına Cenk anlıyor musun sanki ecelini çabuck istiyorsun bizden.
Enginkan şaşmıştı Cenk�in bu cesur tavrına.Enginkan, Aybars�a dönüp sinirli Aybars�a bir şey söylemek ister ama bakmakla yetinir.Çünkü Aybars çoktan mesajı almıştı.Aybars, Enginkan�ın gözlerinden her şeyi anlamıştı birdenbire.Artık bu saatten ve bu andan itibaren Volkan Yıldırım ve köpeği Cenk ölecekti olanlar bunu gösteriyordu.Enginkan�ın bu bakışına Aybars olur der gibi bir bakışla akşam yapılacak operasyonu onaylar.Aybars, Enginkan�a bakmayı bırakıp karşısında bekleyen Cenk�e son söz olarak bir şeyler söylemek isteyerek
-- Cenk elbet sizinle daha çok görüşeceğiz.Fikirlerimiz daha çokça karşılaşıp takışacak ama bu görüşme artık şu an itibariyle bitmiştir seninle konuşacak bir şeyim kalmadı anlıyor musun?Yoksa birbirimize kırıcı laflar etmekten daha fazla konuşamayacağız.Çünkü seninle biraz daha böyle konuşursak seni bu mekandan sağ çıkarmam işini başka zamana bırakmadan hemen bitiririm.
-- Siz bilirsiniz benim için hava hoş hem de her zaman.Ben buraya bana söyleneni iletmeye geldim ve de fazlasıyla ilettim.Bu kadar lafı gevelemene gerek yoktu Aybars.
-- Ben lafı gevelemem direkt söylerim.Umarım Volkan Yıldırım�ın söyledilerinden fazlasını söylemişsindir de arada seni de öldürürüm.
-- Sakin ol Aybars fazla sinir gaz yapar bünyede anlıyor musun dediğimi.
-- Çabuk git mekanımdan duyuyor musun beni Cenk?
Cenk oturduğu yerden kalkıp Hakan�ın eşliğinde mekandan ayrılır.Mekandan ayrılırkende Volkan Yıldırım�a söyleyeceklerini toparlamaya çalışıyordu.Konuşmada geçen Aybars�ın dediklerini aklına not edip Volkan Beye diyecekti. Aybars ise odasında sinirinden duramıyordu.Zor da olsa Enginkan�ın yardımıyla önce sinirini düzeltir sonra onunla birlikte odadan çıkıp büyük salona gelirler.Enginkan ise Aybars�ın ne yapmaya çalıştığını çözümlemeye çalışır kendince.Enginkan, Aybars�ın bu halini çözemiyordu.Çünkü Aybars o kadar düşünceli görünüyordu ki Aybars�ın kendisi bile bu halini anlayamıyordu ve ne yapacağını bilemiyordu.Sonrasında Hakan, Cenk�i geçirip mekana tekrar girip salona doğru geri döner.Aslında o Aybars ile Enginkan�ı odada biliyordu ama birden onların salonda oturduğunu görür.Yavaşça merdivenlerden inip ikilinin yanına gelir.Yanlarına geldiği gibi Aybars�ta hemen Hakan�a döner.Ona bakıp ilginç bir halde Hakan�a bakıp
-- Ne oldu yolladın mı o şerefsizi ve ölüme susamışı?
-- Yolladım abi.
-- Şimdi niye döndün peki?
-- Başka bir emrin var mı diye sormaya gelmiştimde.
Bu arada Aybars�ı birden kolundan çekiştiren Enginkan sessizce Aybars bir köşeye çekip ona
-- Operasyona var mısın tam cevap vermedinde.
-- Elbette varım yaşanan bu son görüşmeden sonra ama bir şey olmasın diye anneme bir de görev seçmeyi beğenemeyip hiçbir şeyi yarıda bırakmamak adına evet dedim.
Enginkan, Aybars kendisine operasyon için evet demesine sevinerek mutlu olur bu olaydan dolayı ve bu sevincini Hakan�a belli etmeden Aybars�a
-- Hakan�a ne diyecektin ki birden?
Hakan ise Enginkan ile Aybars aralarında kendisine bir şey demeden gizli saklı neler konuştuğunu merak ediyordu.Aybars ise Hakan�a diyeceğini net bir şekilde söyler.
-- Sadece akşama bir operasyon var diyecektim.Herkes hazır olsun işimiz var hem de özel bir iş diyecektim.
Enginkan birden korkulu gözlerle panikleyerek Aybars�a bu panik hali ve ruhuviyeti ayrıca ilginç bir takınarak
-- Olmaz Aybars.Kimse bu işe karıştırılmayacak.
Enginkan böyle söylediği an birden Aybars bu işi yalnızca ikisinin yapamayacağını anlayarak bu durumu ve nedenini öğrenmek adına Enginkan�a sorar.
-- Niye Enginkan ikimiz bu işi yapamayabiliriz.Altından kalkamayız bu işin.Hem adamlara ne olacak?
-- Orasını merak etme sen tamam mı?başkan bana bütün bilgileri verdi.Kısacası Aybars sen bizimkileri burada durmalarını Hakan�a söyleyerek o da diğer adamlara söyleyerek sağlasın.Başkanın bir adamı bize Volkan Yıldırım ve adamı Cenk�in gideceği güzergahı ve operasyonu yapacağımız yeri bana söyleyecek bizde gidip denilen yerde Volkan ve adamı Cenk�i öldüreceğiz.
-- Adamlar ya buna inanmazsa en başta Hakan inanmazsa ne olacak o vakit?
-- Hakan�ı sen bir şekilde inandır benim Enginkan�la bir işim var orada bulunmamız lazım de.Adamlarında burada beklemelerini sağlat Hakan aracılığıyla.Sonra da ayrılıp yanıma dışarıya arabaya gel oldu mu?
-- Her şeyi ayarlamışa benziyor başkan.
-- Ne bakımdan?
-- Baksana seninle beni bu iş için yalnız gönderiyor adamların burada kalmalarını biz ayarlıyoruz.Sonra ise başkan önce seni sonra da sende beni bu iş için ikna ediyorsun.
-- İyi her şeyi anlamışsın öyleyse.
-- Son bir şey daha var Enginkan?
-- Nedir o son olan şey?
-- İnşallah şu Volkan Yıldırım�ı görev boyunca öldüremedik ama şimdi bunu yapabiliriz kazasız belasız.
Aybars kardeşi gibi gördüğü Enginkan�a sarılıp onunla iş öncesi ve bundan sonraki hayatında son kez sarılır.Sarılma bitince Enginkan merdivenden yukarıya doğru çıkarken Aybars�a
-- Arabada seni bekliyorum Aybars.
Deyip ayrılır mekandan Enginkan ve dışarıya doğru arabanın yanına gider.Dışarıda bekleyen adamlar da Enginkan�la birlikte gelmek ve nereye gidileceğini öğrenmek isterler ama Enginkan hemen bir şeyler uydurup adamlara burada mekanda kalmalarını gerektiğini ve kendisinin Aybars�la bir işinin olduğunu söyleyerek Aybars�ı beklemeye koyulur.Aybars artık sonsuz bir güven besliyordu kardeşi gibi gördüğü Enginkan�a ve onun kendisine dediğini yapmak için Hakan�ın yanına gelip ona
-- Hakan gel yanıma der.
-- Buyur abi yoksa herhangi bir sorun var da benden ve diğerlerinden mi saklıyorsun?
-- Yok öyle bir şey Hakan.Sadece sana söylemem gereken şeyler var.
-- Söyleyebilirsin bana her şeyi abi.
-- Bak Hakan akşama biz Enginkan�la burada olmayacağız.
-- Neden abi?
-- Çünkü bizim önemli bir işimiz var.Ve bu iş sonrası bana ve Enginkan�a bir şey olursa hemen söyleyeceğim yere gideceksin olur mu Hakan?
-- Neden böyle diyorsun ki abi sana ve Enginkan�a niye bir şey olsun ki?
-- Sus ve beni dinle Hakan.
-- Peki abi dinlerim her zaman ki gibi.
-- Çok önemli bir işimiz var bizim.Ve bunu sadece Enginkan�la yapabiliriz.Diğer herkes tüm adamlar burada kalacak burayı her türlü şeyden koruyacak.Biz ölsek bile siz veya da en azından sen yaşayacaksın oldu mu?
-- Neden böyle söylüyorsun abi sen ve Enginkan nereye gideceksiniz ki size bir şey olacak?
-- Nedeni şu Hakan; bize önemli bir iş verildi.Ve bana veya Enginkan�a bir şey olursa ölürsek ya da bizi birileri alı koyarsa sana diyeceğim kişiyi bulup yanında kalacaksın benim adımı verip sana bakmasını sağlayacaksın.Diğerleri burayı korurken ölse bile sen yaşayıp bize bir şey olursa bunun intikamını alacaksın.
-- Abi yoksa her şey bitiyor mu bize ne olacak abi söyle bana ne olur?
-- Hayır bu işin veya bize bir şey olduğu falan yok ama işler ters giderse o da olabilir.Ben ve Enginkan çokça önemli olan bir şeyi yapacağız yapamazsak sende hemen burayı diğerlerine bile belli etmeden terk edeceksin bize ne olursa olsun terk edip Şile sahilinde bir kulübeye gideceksin.
-- Ne kulübesi abi bu ya?
-- Salih amca diye birinin kulübesine gideceksin herkesçe amca diye bilinir.Benim çokça eski bir dosttumdur.Sana sorarsa burada neden ve ne amaçla buradasın diye ona benim ismimi ver seni yanında tutup barındırır.Beni orada bekleyeceksin.Öldüğüme dair bir haber veya da yakalandığıma dair bir haber çıkarsa gereğini yapıp ya beni kurtaracaksın ya da intikamımı alacaksın.
-- Abi bu ne iştir.Ne olacak sizlere de bana başka bir yere gitmemi ve orada kalıp benim durumuma göre hareket etmemi söylüyorsun.Ben bundan bir şey anlamadım.
-- Sende bende hayatta kalalım ki ileride sana her şeyi anlatacağım neden böyle olduğunu bizim nereye ve ne için gittiğimizi hepsini bir bir sana ileteceğim oldu mu?
-- Peki abi dediğin gibi olsun her şey.
-- Olay ne peki cinayet mi yoksa başka bir şey mi bari ondan bahset?
-- Yarın hepsini öncelikle sana hayatta kalıp demeden birazını da olsa manşetlerden görürsün.
Dediği gibi odasına dönüp kendisine ve Enginkan�a yapacakları iş için birkaç silah alır odasında bulunan gizli dolaptan. Odadan çıktığı gibi karşısında Hakan�ı bulur.Hakan�a son kez bir şey söylemek için ona
-- Kendine öyle ya da böyle iyi bak olur mu Hakan?
-- Bakacağım abi sen merak etme beni kendi başının çaresine bak.
Aybars önden fırladığı gibi merdivenlerin hepsini çıkıp dar ve uzun koridoru da geçip dışarıya adamlarının yanına gelir. Adamlara burada kalın demesiyle birlikte arabaya Enginkan�ın yanına biner.Enginkan arada Cenk�le olan konuşmanın sonrasında arabayı dışarıda bekleyen adamları arayıp kapının önüne getirmesini ilettiğinden dolayı hemen arabaya binmişti Enginkan.Aybars�ta bunu fark edip Enginkan�a
-- Ne zaman çağırdın sen arabayı ya?
-- Cenk ile konuşma bittiğinde odadan dışarıya çıktık ya ben bir dakika geç çıkmıştım.İşte o arada hemen kapıda bekleyen adamları arayıp çıkacağız dedim onun için arabayı kapı önüne alın demiştim.
-- İyi öyleyse.
-- Hakan�la konuştun mu ne dedi sana?
Aybars birden Hakan�a dediklerini düşünür.Ve Hakan�a biz ölürsek veya da yakalanırsak bir yerde bizi bekle ve sonra intikamımızı al dediği hatırlayıp bunu Enginkan�dan saklaması gerektiğini hissedip başka şeylerden bahsetmesi gerektiğini düşünüp Enginkan�a dönüp
-- Bana ne dediysen hepsini bir bir ilettim.Ne bileyim burada kalmalarını bizim Enginkan�la işimizin olduğunu ve burada kalıp herhangi bir duruma göre burayı korumalarını belirttim Hakan�a.
-- O ne dedi sana?
-- Bir şey demedi sadece olur dedi ama birazda bizim nereye gittiğimiz ve geri dönecek misiniz gibi sorular sordu.
-- Sen ne dedin Hakan�a?
-- Bir şey hissettirmeden işimiz var ve hepiniz burada kalın falan filan türünden bir şeyler dedim.
-- Güzel öyleyse her şey ayarlandığına göre artık İstanbul�u bundan sonra biraz özleyeceğiz.
-- Doğru ya özleyeceğiz.Ama eminim ki buraya tekrar dönüp adamlarımız belki yaşıyorlarsa bulacağımıza da eminim.
Enginkan, Aybars böyle söylerken içinden Aybars�ın dedikleri için
-- Olanlar hiçte senin dediğin veya da istediğin gibi gitmeyecek Aybars efendi.Sonunda sende ve o adi adamlarında hepsi nalları dikip göçeceksiniz bu dünyadan
Diyerek Aybars�a aslında ne kadar da zıt gittiğini ve ne kadar da Aybars�la zıt bir karakter ve de yapıda olduğunu da belirtiyordu böylece.Enginkan, Aybars�tan kendisini mutlu edecek sözleri duyduktan sonra arabayı hemen çalıştırıp son hızla ilerleyerek akşam ki operasyon için beklemeye giderler bir yerlerde.

YER: Türkiye --- İstanbul ve Maslak�ta bir holding�te

Yıldırım Holding�te akşam olmadan önce büyük bir hareketlilik vardı.Cenk Yalçın az evvel geldiği holding�te tüm önlemleri aldırmıştı.Artık tehilke büyüktü ve bunun adı da Aybars�tan başkası değildi.Cenk Yalçın tehdit edilmesinden sonra böyle bir önlem arttırmayla Aybas�lardan herhangi bir tehlike geldiğinde önce kendini korumayı sonra da Aybars�ı ve ekibini öldürmeyi planlıyordu.Cenk daha fazla beklemenin yararsız olduğunu anlayarak hemen fırlar merdivenleri yukarıya doğru Volkan Beyin odasına.Volkan Yıldırım�ın odasının önüne geldiğinde hemen olduğu yerde durup ceketinin önünü ilikledikten sonra Aslında dışarıdan bakanlar onu avukat biliyor ama o ünlü iş adamı Volkan Yıldırım�ın gizli adamı ve yardımcısıydı.Cenk kapıyı tıklatıp Volkan Yıldırım�ın gel demesiyle içeriye girer.Volkan yıldırım�a o kadar sadıktı ki Cenk 15 yıldır Volkan Yıldırım�a ihanet sayılacak hiçbir olaya veya başka bir şeye bulaşmamıştı.Cenk hemen fazla beklemek istemeden söze girer.Hali biraz bozuk gibiydi Cenk�in.
-- Efendim Aybars Çetindağ ile konuşup geldim.
-- Eee! Ne dediler teklifimize kalıyorlar mı yoksa gidiyorlar mı?
-- Bizle uzlaşma taraftarı değiller efendim.
-- Nasıl yani açsana şu dediğini
-- Vatanı satan, hainlik yapan her iş adamı, çete ve mafyanın karşısındayız ve hepinizle sonuna kadar savaşacağız dediler.
-- Demek öyle söylediler.
-- Evet efendim.
-- Başka ne oldu görüşmede yalnız bunu konuşmamışsınızdır.
-- Efendim Aybars yanındaki ve en has adamı Enginkan denen kişide arada söze girip bazı dokundurmalar yaptı.
-- Peki öyleyse demek oluyor ki savaş yakında başlayacak.Sen önlemleri arttırmışsındır umarım.
-- Odaya sizinle konuşmaya gelmeden önce hallettim o işi.
-- Aferin senin çok iyi iki yönünü severim Cenk.
-- Nasıl yani dediğinizden bir şey anlamadım.
-- Diyorum ki senin hızlı düşünmen ve sadık kalman benim sende en çok beğendiğim yönündür.
-- Sağ olun efendim.
-- Buradan saat 22:00 gibi çıkıyoruz.
-- Niye o saat efendim.
-- Çünkü evime dönmem lazım.Unutma ki benimde bir ailem var.Bekleyenim çoktur benim Cenk.
-- İyi öyleyse efendim gideriz.
-- Aynı yoldan döneceğiz eve değil mi anladın mı beni?
-- Anladım tabi ki de efendim.Ben hemen 3-4 araba ve adam hazırlarım efendim.
-- Yok o kadar 3-4 araba.Sadece 2 tanesi yeter bize.İçlerinde de 5�er kişi olsun.Hata olmasını istemiyorum Cenk.
-- Peki efendim.hata olmayacak.Hemen söylediklerinizi ayarlıyorum.
Diyerek izin alıp odadan çıkar Cenk ama görüşmeden fazla da bahsedemenin üzüntüsü vard. belki de anlatacaklarından dolayı Volkan Bey daha önlemli gidebilirdi evine veya da gideceği yere diye düşünür Cenk.10 adam ve 2 arabanın hazırlanması için ve de güvenliğin holding içinde ve Volkan Beyin evinde arttırılması için birtakım uğraşlar gösterir ve bunu hemen sağlayıp yapar..Ayrıca bir üçüncü arabada hazırlattırır.Bu arabanın içinde de kendisi ve Volkan Bey olacaktı.
Volkan Yıldırım odasında dört dönüp duruyordu.Aybars denilen belanın bu kadar da söylenen kadar kötü, korkutucu ve bu belanın büyümseinden korkup endişe duyuyordu.İstanbul�daki iş hayatının içine adeta bir bomba gibi düşmüştü her şeyin ortasına.O da bu tehlikenin artık fazlasıyla farkındaydı.Bunun için merkezi İstanbul olan iş adamlarının kurduğu ve başında Volkan Yıldırım�ın bulunduğu TİAB örgütünü Aybars gibi belalardan korumaya çalışıyordu artık tek savaşı buydu.Çünkü bu örgütteki kişilerin menfaatlerine uygun işler yapılıyordu
.Bunların başında ise uyuşturucu satışları, her türlü kaçakçılık, kara paraları aklama, organ kaçakçılığı ve de fuhuş üzerinden elde edilen paralar hatta insan ticareti gibi işlerinde bütün paraları büyük bir paylaşım ağı olan bu örgüte oradan da Amerikalı dostlarına kadar gidiyordu.Bir nevi hem kendileri hem de dostları nasipleniyordu her şeyden.Tabi bu iş adamları ve onlara yardım eden küçük ve büyük çeteler halk gözünde birer inşaatçı, ziraatçı, ticaretle ve sanayi ile uğraşan tipler olarak hem yazılı hem de görsel basında böyle geçiyordu ama hiçbir şey göründüğü gibi değildi.Hem bu örgütte görünen ya da görünmeyen olsun kimse birbirinin bulunduğu işte bulunmayıp hatta destek bile verebiliyordu.Ve ortada toplanan paradan herkes payına düşeni alıyordu.
Volkan Yıldırım�da tam bu devrede ortada toplanan paradan ve sağlanan büyük rantların bozulmasından her şeyin alt üst olmasından korkuyordu.Her şeyin bir rüya gibi birgün sona ermesinden korkuyordu O an birden odanın kapısı açılır ve kapıda Volkan Beyin büyük oğlu Enver giriverir.Volkan Bey aniden gelenin oğlu değilde Cenk olduğunu sanarak arkasına dönerken
-- Sen mi geldin Cenk?
Der ama aslında gelenin Cenk değilde büyük oğlu Enver olduğunu anlar hem de bunu görür.O an arkasına dönmeden önce göktelenin penceresinden aşağıya İstanbul�un bir eşsiz yanına bir de düşük yanına bakıyordu.Aniden dönüp gelenin oğlu olduğunu görünce
-- Ne oldu Enver bu saatte burada ne işin var?
-- Baba benim bir işim vardı da sana bildireyim dedim.Biliyorsun artık nereye gitsem bildir diyorsun son yaşananlardan sonra.
-- Ne işimiymiş bu akşamın bu saatinde.
-- Biraz arkadaşlarca dolaşacağız o kadar.
-- Oğlum bırak şu işleride artık benim yerime holdingin başına geç.Sonra da kardeşin gibi benden sonra hem şirketi hem hayatınızı üst düzeye getirin.Böyle bir hayatı ve yöneticiliği istemiyor musun yoksa?
-- Bende olurum ama önce hayatımı bir düzene sokayımda elbet holdinginde başına geçerim.
Böyle söylese de aslında içinden farklı şeyler söyleyip düşünüyordu.
-- Sen göreceksin baba.Beni bu hallere kardeşimi de zorla getirdin.Kendi istediğin şeyleri bizlere zorladın.Hayatımızı sanki biz değilde sen yaşadın.Bu akşam ölümü en çok hak edensin baba.Ve bu akşam ölümün sıcaklığını tadacaksın.
Böyle dese de içi bunların hiçbirini kimseye söyleyemedi.Söyleyemezdi de zaten.Bu hainliği iki kardeş dışında yapacaklar yani bu cinayeti ayarlayanlardan başka kimse bilmiyordu.Volkan Bey oğlunun bu tavrına şaşırsa da
-- Demek en sonda holding sana kalacak yani.Ben yakın bir zamanda giderim buralardan rahatıma bakarım artık.
-- Ne güzel dedin baba vallahi.O zaman ben kaçayım gideyim arkadaşların yanına.
-- Çok fazla geç kalma oldu mu?Kafanı dağıtıpta içmeden temiz temiz ya da bari az içipte ayık gel eve.
-- Tamam baba ya buraya sadece izin almaya geldik sen bana öğütler veriyorsun.Kaçta geleceğimi de kusura bakma ben bileyim bu yaştayken.
-- Neyi belirledin ki bundan önce şimdi belirleyebiliyorsun.
Dese de Enver kendi kendine söylenene odadan çıkar hızlıca ardına bile bakmadan.Babası Volkan Bey ise öyle bir başına kalır odada oğluna söylemek istediğini bile söyleyemeden kalır bir başına.Kapının sertçe çarpılışını bile yaşar Volkan Bey.Enver bu kızgınlığa hala senelerdir veremediği gibi hala cevap veremiyordu.Oğlunun bu kızgınlığına ve sürekli ağzından düşürmediği beni ve bu mesleiğimi ve de hayatımı sen seçtin demesi kendisini de üzüyordu.Ama elinden de bir şey gelmiyordu babası da aynısını kendisine yapmıştı ama o oğluna aynısını yapmamak için dirense de yapamamıştı bunu.
Volkan Bey her zaman ki gibi kendisine olan bu sert çıkışından sonra odada daha fazla kalmanın bir gereği olmadığını fark edip çantasını yanına alıp odadan çıkar.Holding merdivenlerinden tek tek inip her geçene iyi akşamlar diyerek bir sürü katı inmek ister ama sonra asansöre binerek en alt kata kadar gelir.Asansörden indiği gibi şirket binasının kapısından dışarıya doğru çıkar.Dışarıda bulunan birkaç korumasına
-- İyi geceler çocuklar.Burayı iyi koruyun şirkete bir şey olmasını istemiyorum.
Diyerek esprili bir dille korumaları güldürür sonrasında da birkaç adım attıktan sonra hemen yanına avukatı ve adamı olan Cenk gelir.
-- Efendin her dediğinizi hazırladım.Önde ve arkada bize eskortluk yapacak 1�er araba olacak.Tedbirler üst düzeyde efendim.
-- Çok güzel Cenk.Sorunsuz bir yolculuk istiyorum senden.1 saatlik yolu bana cehennem yapma olur mu?
-- Siz hiç meraklanmayın efendim.Her şeyi ayarladım sorun çıkacak olursa bile ortamda herhangi bir canlı kalmayacak.
-- Olsun ben yine de sorunsuz olsun istiyorum da.
-- O zaman beklemeden gidelim.Bu Aybars�a fırsat falan vermeyelim.
Dedikten sonra önceki günlerdeki dönüşlere göre en tehlikesi bu oluyordu.Volkan Bey ilk kez bu kadar büyük bir tehlike ve tehdite maruz kalıyordu.Volkan Beyin işaretinden sonra Cenk adamlarına arabadan hafif sarkarak diğer arabalardaki adamlara
-- Herkes arabalara.
Der sonra da Cenk arabanın kapısını açar ve Volkan Bey arabasına biner.Cenk�te arabanın ön tarafına bindikten sonra da önce öndeki araba sonra da Volkan Beyin içinde bulunduğu araba ve en sonda da üçüncü araba holdingin bulunduğu bahçeden ayrılırlar.3 araba da Zekeriyaköy istikametine doğru yola çıkarlar.
O sırada ise o karanlığın içinden ağaçların arasından pek belli olmayan Enver Yıldırım beliverir ağaçların arasından gizlice gözükür bir başına beklediği yerden babası Volkan Bey ve adamlarının gittiği istikameti görerek planda bir değişiklik olacağını anlar.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve Maslak holdingin önü // İstihbarat daire merkezi

-- Bu seni son görüşüm baba artık sana sadece elveda demek kalıyor ağzımdan.
Aslında az evvel şirkete babası son kez görmek ve konuşmak için izin isteme bahanesiyle gelmişti.Bu numarayı yaparak babasını son bir defa da olsa görmüş olmuştu.Bunları düşündükten sonra birden her şeyden vazgeçip cebinden cep telefonunu çıkartıp istihbarat daire başkanı olan Ali Fuat�ın nurmarasını tuşlar.Ali Fuat ise o sırada istihbarat merkezinde odasında bulunuyordu.Telefonunun çalmasıyla birlikte istihbarat merkezindeki odasında televizyondan son gelişmelere bakarken hemen televizyonun sesini kısıp telefonunu açar.Numaranın kime ait olduğunu telefonun ekranında yazmasıyla görerek anlamıştı. Enver her şeyi ayarlayarak ve her ihtimali de düşünerek gizli numaradan aramıştı.Başkan önemli bir şey olabileceğini düşünerek telefonunu sakin bir tavırla açarak
-- Ne var da aradın Enver?
-- Vay demek numaramı biliyorsun
-- Evet.Çünkü her ihtimali ve dinlenme olasılığını düşünerek gizli numaradan ararsın diye sandın ve de doğru çıktı.
-- İyi öyleyse bunu bilmen sana yarar sağladı başkan
-- Ne bakımdan bir yarar bu?
-- Seninle şu an ve önceden olan irtibatımız olmalı ki sana yeni haberler vereyim.
-- Bende zaten seninle ne olur ne olmaz diye ilişiğimiz ve irtibatımız bozulmasın diyr birazcık beynimi zorladım o kadar.
-- O zaman sana önemli bir bilgi vereyim.
-- Neymiş bu kadar da önemli olan bilgi Enver?
-- Öğreneceksin tabi ki de başkan
-- Babanla mı ilgili yoksa?
-- Tam üstüne bastın başkan.Babam izlediğime ve tahminime göre eve gidiyor.
-- Bu nasıl olur.Hani örgütün gizli ofisine gidecekti.Öyle söylememiş miydin bana?
-- Planda bir değişiklik oldu ben ne yapabilirim bende zor anladım bunu ve hemen sana bildiriyorum
-- Yoksa babanı yaşatmaya mı karar verdin.
-- Yok öyle bir şey.Sadece bizim adam Cenk ile babamın konuşmasını işittim ve de şu an az evvel önümden evin istikametine doğru gittiler.Herhalde babam eve dönüp biraz istirahat edecek olsa gerek.
-- Demek öyle ha!
-- Evet.Çabuk davranmalısınız söyle adamlarına neredeyseler Zekeriyaköy�deki evimize varmadan önceki ağaçlık yolda kimselere görünmeden öldürsünler.
-- Korkma adamlar zaten o taraftan diğer operasyon yerine doğru gidecektiler.Senin dediğin yerde anında işi yaparlar.Hiç merak etmene gerek yok.
-- Peki öyleyse sana on diyeceğim.Ben bunu amerikalılar adamını silmek istediler bunu da bir operasyonla yapmak istediler. Kime yapalım derken ben onlara teklif götürüp kardeşimle birlikte babamın ölümüyle şirketin ve de gizli örgütün başına geçmek adına yaptım ama o adamı siz cezaevine koyun bende onu öldüreyim asla ama asla sizden birileri bunu yapmayacak. Adam benimdir artık başkan.
-- Tabi ki de senin artık.Kimse sana karışamayacak ona ne yapacaksan yapabilirsin.
Der ama herhangi bir cevap alamaz.Çünkü Enver, başkan sözünü bitirir bitirmez telefonu kapatmıştı.Telefonu kapattığı gibi hemen holdingin olduğu yerden hemen koşarak ağaçların arasından kimselere görünmeden gizlice başka bir yere gider.
Arabasına bindiği gibi hızlıca ayrılır gözden ırak bir şekilde.Başkan ise öylece karşı tarafın telefonu kapatmasıyla kalakalır hemen ardından da kendisi de telefonu kapatıp yanında oturan amerikalı dostu Daniel Marx�a dönerek ona telefondaki konuşma adına bir şeylerden bahsetmek için
-- Daniel olay tamam diyebiliriz artık.
-- Ne oldu da sevindin böyle başkan Ali Fuat?
-- Volkan�ın oğlu Enver bana babasının eve gittiğini ve planda bir değişiklik olduğunu bildirdi.
-- Bu ne demek oluyor ki iş olmayacak deme bana?
-- Olacak canım sen moralini bozma.
-- Nasıl olacak ki bu iş adamların başka yere gitmiyor mu senin?
-- Başka yere gideceklerdi ama Volkan�ın gizli ofisine ama Volkan eve gittiğinden ve ofisi ile evi aynı yerlerde olduğundan sorun değil.Kısacası bizimkiler o yol üzerinde olacağından yapacaklar işi.
-- Eee! Bunu Enginkan�a bildirmemiz lazım her ihtimale karşı.
-- Tabi ki de bildireceğiz.
Derken arada elindeki cep telefonunu tekrar açıp Enginkan�ı arayacakken birden Daniel�in iş olacak denilmesinden sonra ellerini ovuşturarak Ali Fuat�a bakıp bir de bu işi bu kadar hırsla istemesi başkanın ilgincine gitmişti.Buna rağmen başkan telefondan Enginkan�ın numarasını tuşlar.Saniyeler içerisinde telefon açılır.Enginkan ile Aybars ise arabada olay mahaline yakın bir yerlerde duruyorlardı.
-- Alo Enginkan sen misin?
-- Benim başkanım ne oldu yoksa kötü bir şey mi var?
-- Planda bir değişiklik oldu da
Aybars arayanın başkan olduğunu sanarak Enginkan�a
-- Arayan başkan mı yoksa?
Enginkan durumu çaktırmayacağını hatırlayarakAybars�a durumu çaktırmayarak
-- Alo sen misin başkan Aybars soruyorda.
Başkan hemen birden durumun vahammiyetini anlayarak Enginkan�ın zor durumda kalmaması için.
-- Hayır ben başkan değilim.
-- Öyle mi kimsin o zaman?
-- Ben başkanın bir adamıyım.
-- Öyle mi?
Dedikten sonra telefonu Aybars�a tutup durumu gösterir.Ve az kalsın yakalancakken durumu zor da olsa kurtarır.Aybars birden araynın başkan olduğunu düşünüp sevinmişti onunla konuşmak istiyordu ama arayanın başkan olmadığını anlayınca üzülür.Enginkan ise başkanla olan konuşmasının devamını yapar.
-- Evet ne oldu başkanın adamı durum nedir?
-- Volkan Yıldırım�ın oğlu bana babasının eve gideceğini ve de planda bir değişiklik olacağından bahsetti.
-- Eee! Her şeyden vaz mı geçiyoruz.
-- Hayır.Sadece Volkan Yıldırım�ın aynı güzergahta ama başka yere gideceğini bildirdi.
-- Nereye gidiyormuş?
-- Evine gidiyor ama aynı yolun üzerinde olacağınızdan sizin için sorun olmayacak.
-- Peki o zaman başkan.
Der ama bunu sessizce söyleyerek Aybars�a durumu çaktırmamaya çalışır.Sonra da başkanla olan konuşmasına devam eder.
-- Peki neredeymiş bu ev Zekeriyaköy yakınlarında mı?
-- Aynen öyle.
-- Son bir sorum var.
-- Nedir o zaman çabuk söyle.
-- Yol üzerinde mi işi halledeceğiz.
-- Evet.
-- Kaç arabayla geliyor bu adam?
-- Bilmiyorum ama en azından 2-3 arabayla dönüyor olabilir.
-- Peki öyleyse başkanın adamı.
-- Sizde bazuukalar hazır değil mi?
-- Tabi ki de hazır niye sordun ki?
-- Meraklanma istemediğin kadar var.
-- Öyleyse sana son ikazım.
-- Buyur.
Diyerek Enginkan, Aybars�ı şaşırtıp olayı çaktırmamaya çalışıyordu.
-- İşi bitirin sende Aybars�a görünmeden olduğun yerden kaçacaksın oldu mu?Bunu operasyon içinde bu dediğimi yap.
-- Korkma oldu bil bunu.
Enginkan hemen telefonunu kapatıp Aybars�ı daha fazla dikkatini çekmeden ve de daha fazla hata yapmamaya çalışmadan telefonu kapatır.Aybars�a dönüp
-- Sadece planda bir değişiklik oldu.Volkan Yıldırım�ın yol güzergahı değişmiş.
-- Ne yapacağız öyleyse?
-- Korkma Aybars sadece güzergah değişti ama aynı yerden geçecek ve de gideceği yeri değiştirmiş herhangi bir nedenle.
-- Nereye gidiyormuş ki?
-- Ofisi yerine evine gidiyor.Bizde o bu yoldan geçerken ya da buralara yakın bir yerden geçerken işi yapıp bir anönce burayı terk edeceğiz.
-- Peki anladım her şeyi ama keşke başkan arasaydı bizi adamına arattırcağına.
-- Ne yapalım o böyle uygun görmüş bize uygulamak kalır.
Enginkan durumu kurtardığına sevinse de operasyondayken nasıl kaçacağını düşünür.O sırada başkan Ali Fuat ise telefonunu kapattıktan sonra yanındaki Daniel�e
-- Enginkan dediğimizi yapacak ama az kalsın durumu Aybars�a çaktırıyordu.
-- İyi o zaman ama Enginkan şu an hata yapıp kurtulduysa operasyondayken bari yapmasın böyle hatalar.
-- Yapmaz bende sende onu iyi tanıyorsun.
-- İyi bundan sonra daha ne isteyebiliriz ki tanrıdan bu iş için.
-- Dua edip başarmak ama tanrı bunu kabul eder mi orasını bilmem.
-- Senin ki kabul etmese benim ki eder Ali Fuat.
-- Şaka yapma Daniel isteyeceğimiz çok şey var.
-- Ne ki onlar?
-- Volkan�ın ölmesini, örgütünün yenilenmesini ve de Aybars�ında hayatının sönmesini.
-- Çok akıllısın vallahi Ali Fuat.sana hayranım ama bazen bize eslim oluyorsun.
-- O da sizin akıllılığınız.Diğerlerini halledecek misin?
-- Hiç endişen olmasın hem senin adamın Osman hem de benim adamım Tom bu işe kesin bir çözüm getirir.
O an ikisi de büyük bir kahkaha atarlar işlerin olacağından.Başkan Ali Fuat�ın gözünde Türk�Amerikan iş birliği artık tamamen sağlanmıştı.Hatta Türk istihbaratı ile Amerikan istihbaratı dost olup çıkıyordu bu olaylar sonucunda.Daniel�de böylece Ali Fuat�ı ve kurumunu avucunun içine alıyordu.Artık Ali Fuat�a her şeyi ve her işi yaptırabilirdi Daniel.Çünkü ortaklık bu gece bu büyük suikastle sağlanacak ve de perçinleşecekti.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve Zekeriyaköy yakınları

Zekeriyeköy yolu ve yakınlarında yoğun karanlığın içinde rengi belli olmayan bir araba ve içinde iki kişi bulunuyordu. Arabanın içinde bulunanlar zorlu bir gece için artık kendilerini yeterince hatta fazlasıyla hazırlamıştı.Ama buna rağmen Aybars fazla dinlenememekten ve de son günlerde kaldığı uykusuzluktan dolayı yorgun ve bitkib gözüküyordu.Enginkan ise son derece rahattı operasyon öncesinde.Operasyon saatine yaklaştıkça Aybars�ın teri artıyordu bilmeden de olsa.Enginkan bu rahatlığından Aybars�ın haline bakıyordu.İkisi arasında birkaç dakikadır olan sessizlik birden Aybars�ın söze operasyonunun ne zaman ve nasıl yapılacağını merakn edişiyle sessizlik sona erer.
-- Ya Enginkan bu Volkan�ı nasıl öldüreceğiz.Hele bir söylede bilelim ne yapacağımızı?
-- Doğru dedin adamımız birazdan burada olur.Çabuk ve acil olarak bir plan yapmalıyız.
Aybars, Enginkan�ın bu vurdum duymazlığına şaşar.
-- Ya sen ne diyorsun.Daha planı hazırlamadın mı ya birden fazla araba varsa ne yapacağız.
-- Ne bileyim bunu pek düşünemedim.
-- Nedenmiş o, niye düşünmedin bunu ki?
-- Ne bileyim ikimizde şimizde olan ustalığımızla rahatça öldürürüz diye düşündün de.
-- Ben böyle olacağını biliyordum bazen yaptığın gibi unuttun operasyona hazırlıksız geldin.
-- O zaman sen ne planladın öyleyse?
-- Senin böyle yapacağını bildiğim için telli ipten getirdim.İlk arabayı telli iple durduracağızi
-- Ya daha başka araba varsa ne yapacağız?
-- Bilmiyorum ama başkanın adamı sana demedi mi kaç araba olacak diye?
-- O bana bilmediğini ama tahmini 3 araba olabilir dedi.
-- Olabilir dedi he!
-- Umarım öyle olsun.
-- Peki bu yaptığın planın devamı nedir?
-- Ben ilk arabayı durduktan sonra sen de arkadan bazuuka ile diğer arabaları ve Volkan�ın içinde bulunduğu arabayı uçuracaksın.
-- Sonunda da Volkan Yıldırım�ı hangimiz öldürecek bu adanı?
-- Asıl sorunumuz o oluyor Enginkan.Öncesinde biz dediklerimizi yapalımda arabalar havaya uçtuktan sonra orası bence daha kolay olacak emin ol Enginkan.
-- Öyleyse Aybars arabayı gizli bir yere ağaçların arasına çekelim.Sonra da yerimizi alıp bazuukaları çıkarıp bekleyelim düşmanımızı.
Aybars hiçbir şey demeden Enginkan�ın dediğini başını öne doğru sallayarak onaylar.Enginkan�da bu onaylamayı aldığı gibi Aybars�a el işaretiyle arabayı gösterdiği yere almasını belirtir.
Aradan 15 dakika geçtikten sonra Volkan Yıldırım arabasının içerisinde yanındaki Cenk�e bakıp onun yüzündeki endişeye bakıp durumunu öğrenmek adına
-- Daha gelmedik mi Cenk?
-- Az kaldı efendim.Anca 10- 15 dakika içerisinde evinize varacağız.
-- Peki de sen niye böyle durgunsun moralin bozuk veya da bir şeylere daldın gittin herhalde?
-- Yok bir şey efendim sadece düşünüyordum.
-- Hadi oradan Cenk bana anlatma bunu.Ben senin küçüklüğünü bilirim.Yıllarca yanımda çalıştın benden ve hayattan yeteri kadar her şeyi öğrendim.Hem ben seni yeterince tanıyorum evlat anlat bana derdini
-- Yok bir şey efendim.
-- Anlat dedim sana yoksa bana güvenmiyor musun eskisi kadar?
-- Güveniyorumda anlatmak istemiyorum.
-- Anlatta bileyim neyden bu kadar da endişe duyduğunu.
-- Efendim bu Aybars�ın bize saldırıp sizi öldürmesinden ve de sizi ölümden kurtaramamaktan dolayı korkuyorum.
-- Korkma Cenk.Ben seni sende beni iyi tanıyorsun ki biz böyle dirençli ve sağlamken kimse bize bir şey yapamaz.
-- Yapamaz diyorsunuz bundan eminim ama bir hainlik yapıpta bu birliği çökertirse ne yaparım ben ve aileniz.
-- Umma böyle kötü şeyleri ki belalar ve kötülükler bizden uzak dursun.
-- Peki efendim kafama böyle kötü düşünceleri atmayacağım ve de bilmenizi isterim ki sizi hep koruyacağım.
-- Yol da sorun olmayacak değil mi Cenk ben sana ne olur ne olmaz diye sordum.
-- O nasıl söz efendim.Her an kontrol altında kimse size saldıramaz ve de buna yeltenemez.Size zarar vermeye kalkanın hayatına son veririm efendim.
-- Çok çok sağ ol bana bu kadar sadık olup koruduğundan dolayı sana teşekkür ederim evlat.
-- Teşekküre gerek yok efendim bu hem görevim hem de size olan sevgim ve saygımdan dolayıdır böyle hareket etmem.
Volkan Yıldırım adamı Cenk�e güvense de tehlikelininde geliyorum demiyeceği anda yoktu.Ve her an bir saldırı ile de hayatı son bile bulabilirdi bunun hiç bir garantisi yoktu.O sırada ise yolun çevresinde bulunan güzelliklere bakarken bir ışık huzmesi görür aniden hiçte beklemediği bir anda
Işık huzmesi ağaçlık alandan olacağanca büyük bir hız, güç ve şiddetle geliyordu ki yolun kendilerine göre sağ tarafından ormanın içinden hızlı bir şekilde gelir.O an Cenk bunu önce bir fener ışığı zannetse de sonradan bunun bir fener ışığı değilde aslında bir bazuuka gibi bir şey ya da roketatardan çıktığını anlar.Volkan Yıldırım ise Cenk�e gelen şeyin ne olduğunu sormak için ve de bunu kimin neden yaptığını anlamak isteyerek Cenk�in omzuna dokunup ona
-- Bu da ne böyle Cenk?
-- Dikkatli olmalıyız efendim.Bu bir füze hem de roketatar füzesi.
Diye birden ani olarak bağırmaya başlar Cenk.Hemen eğilerek kendini korumaya ve de Volkan Yıldırım�da eğilmesini sağlayarak onu da korumak ister.Cenk ise bu eğilmeyi yaparken birden arkaya bakmayı bırakıp önden bir saldırı oluyor mu diye bakacakken öndeki arabanın müthiş bir hızla ve güçle gelen roketatar füzesinin arabaya çarptığını ve de çarpma gerçekleştiği an da patlamasını görerek büyük bir sok yaşar Cenk.Hem adamları ölmüştü hem de güçlü bir saldırıyla karşı karşıya kaldıklarını anlamıştı.
Öndeki arabanın havaya uçuşuyla birlikte aniden Cenk birisinin kendi arabalarının önünden geçerek bir şeyler geçirdiğini fark eder.Bunu yapanı ve ne yaptığını öğrenmek adına bakar hafif ayağa kalkarak.Ve adamı göremese de bir telli ipin arabalarının önüne geçirildiğini ve de arabalarının bu telli ğiten kurtulamayacağını düşünmeye başlar.
O an Enginkan ikinci füzeyi yollamadan öncesinde Zekeriyaköy karakolunu ilk bombayı atıp Aybars�ın ipi geçirmesi için beklemesi ana kadar ki sürede hemen aramıştı karakolu bu kısa süre içerisinde.Aradığı karakoldaki polislere şu an da çok önemli bir saldırı oluyor Zekeriyaköy yakınlarında diyordu.Ayrıca da çok canın şu an itibariyle yandığını ve de bunun devam edeceğini söylemişti polislere.Yardım diye bağırıyordu polislere.
Polisler hemen yola çıkmıştı kendilerine yakın olan Zekeriyaköy�e giden ağaçlık yola doğru burası onlara çokça yakındı. Çabucak 15 dakika içerisinde buraya varabilirlerdi.Daha sonrasında ise Aybars teli yola serdikten sonra ağaçlık alanın hemen sol tarafına geçip eline aldığı makinalı tüfekle bekliyordu planın ikinci kısmını uygulamak için bekler ağaçların arasında.
Enginkan ise ikinci füzeyi yolladıktan sonra roketatarı toplayıp kimselere ve de Aybars�a da görünmeden arkalardan dolanıp Aybars�la geldikleri arabanın yanına gelir kimselere görünmeden.Füze ise o sıralarda içinde Cenk ve Volkan Yıldırım�ın bulunduğu arabayı sıyırtarak arkasında duran 3.arabaya sertçe bir çarpış yaparak o arabayı da havaya uçar.O an 3.arabadaki 5 adam füze gelmeden önce arabadan inerek kendilerine akşamın bu saatinde saldıran bu bilmedikleri adamlara saldıracakken gelen füzenin arabaya çarpmasıyla birlikte hem arabanın parçalarından hem de füzenin parçalarının sekerek vücutlarının bir yerlerine isabet etmesi sonucu 5�i birden aniden can verirler.Volakn Yıldırım gelen bu ikinci füze ile iyice sarsılmıştı
Adamlarından da çoğu daha çatışmaya giremeden can vermişti.Geride sadece kendisi adamı Cenk ve de şoförü kaldı.
Aybars o sırada hemen bulunduğu ağaçlık alandan fırlarcasına çıkar.Nedeni ise hem öndeki hem de arkadaki arabanın havaya uçuşu ile Volkan Yıldırım�ın adamlarının çoğunun can verişiyle birlikte rahatlıktan ve de kendisine gelen güvenle birlikte atağa saldırıya geçer.Elindeki makinalı tüfeği Volkan Yıldırım�da içinde bulunduğu arabaya doğrultup ateş etmeye başlar.Kurşun sanki bir yağmurun narince yeryüzüne indiği gibi bu seferde sert bir kaya gibi gidiyordu arabanın üzerine.Cenk şoföre arabayı sür diyecekken gelen kurşun huzmesinden birisinin şoföre isabet etmesi ve de şoförün ölümüyle birlikte Cenk hemen ön koltuğa eğilerek uzanarak Aybars�ın açtığı ateşin saldırıya yakalanmadan gizlice fazla belli olmadan arabayı sürmek için direksiyona sarılır.Fakat o anda arabnın ön tekerlekleri arabanın önüne serilmiş olan telli ipe çarparak patlar.Bu patlamayla birlikte araba patlayan tekerlerinden dolayı daha fazla gidemeden durup kalır öylece.Aybars arabanın hemen az ötesinde durmasıyla birden istop edişiyle sevinerek daha da şiddetli ateş etmeye başlar arabaya doğru.Birkaç dakika sonra da daha fazla ateş etmenin gereksiz olduğunu görerek ve de Volkan ile adamının durumunu merak ettiğinden ateşi kesip arabaya doğru yaklaşır yavaş yavaş.Birden arabanın içine doğru bakar.Baktığında ise görür ki Volkan Yıldırım çoktan son nefesini kurşunlardan kaçamayarak vermişti bile.Ama Cenk patronu ölse de son dakikalarını yaşıyordu dünyada.Aybars ise Cenk�in yanına doğru gelip hafifçe eğildikten sonra Cenk�in başını tutup hafifçe kendine doğru kaldırır.Cenk�e bakarak ona kendisine bunları kimin yaptığını görmesini ister.Ve ona sabah dediklerini hatırlatarak der ki
-- Hani sabah bana ve Enginkan�a demiştin ya bu şehri terk edin yoksa sonunuz hiçte iyi olmaz diye hatırlıyor musun ha?
-- Hatırlıyorum tabi ki de.
-- O zaman anla kim kime meydan okuyormuş kim kime bu dünyayı dar ediyormuş ha.Diyordun ya bu şehir size son olacak diye bak şimdi senin sonun oldu İstanbul.
-- Elbet sana da acımayacak bu hayat.
-- Hadi oradan ben senin gibi kolay biri değilim.
-- Hiçte öyle olmayacak Sende çok acılar görürsün umarım Aybars.
Diyerek Aybars�ın konuşmasına fırsat ya da öldürmesine de fırsat kalmadan son nefesini vererek can verir.Aybars ise Cenk�in kendisine ölmeden önce son dediklerini pek önemsemeyerek Silahını Cenk�in kalbine dayayıp son bir defa da olsa ölmüş adamın kalbine sıkıp arabanın yanından ayrılır.Yolda öylece kalır bir başına etrafına bakar gözleri Enginkan�ı arıyordu ve bu gece yaşadıklarını düşünüyordu yolun ortasında arkasında yanan arabalarla birlikte..Enginkan�dan ise ses çıkmıyordu Aybars onun adını bağırıyordu her yere ve herkese ama hiç ses gelmiyordu.Enginkan�da çoktan Aybars�ın makinalı ile düşmanlarını öldürürken silahın çıkardığı ses ile arabaya binerken kapının açılma ve kapanma sesi duyulmadan hatta arabayı bile bu makinalı sesin altında çalıştırıp Aybars�a ve de tüm dünyaya duyurmadan arabayla ayrılır olay yerinden hızlıca.
Aybars�ta uzaklarda giden bir arabanın gittiğini görerek bu arabanın hemen arkasındaki yanan arabalardan dolayı geçemeyeceğini fark ederek bu arabanın kendi arabaları ve de içinde Enginkan�dan başka kimsenin olamayacağına karar.Bu kararı da gerçekten de doğruydu.O da şaşıyordu Enginkan�ın kendisine haber vermeden gitmesine.Kendi kendine soruyordu Enginkan�ın kendisini neden bırakıp böyle gittiğini
-- Neden beni bıraktın beni burada niye kaçıyorsun ki beni almadan ha.Yoksa her şey yalan mıydı?
Böyle sorsa da Enginkan�a gidişini ama bu arada da yere diz üstü çöküp bakıyordu Enginkan�ın gittiği yöne doğru.O an Volkan Yıldırım�ın arabasıyla geldiği yoldan taraftan birden polis arabalarının siren sesleri duyuluyordu.Aybars, Volkan Yıldırım�ın ölmesine ve de Cenk�i öldürmeye sevinse de operasyonu başarıyla yaptığına da sevinse de ama üzüldüğü bir şey vardı ve bunu ömrü boyu da unutmayacağa benziyordu.Egninkan�ın kendisini burada bırakıp kaçmasına içerleyerek üzülür kendisine bunu yaptığına.Şaşkınlığından ve Enginkan�ı düşündüğünden kaçmayı bile aklına getirmemişti.Hem nereye kaçabilirdi altında kaçacak bir araba olmadıktan sonra.Polisler en arkada alevler içinde kalan arabaya yaklaşmayıp 10 m ötedek dururlar.7 polis hemen arabalardan inip arabaların ve Aybars�ın çevresini sarıp silahlarını da yere diz çökmüş bir biçimde oturan Aybars�a doğrulturlar.Olay mahaline gelen ve Zekeriyaköy karakolunun komiseri olan Komiser Celal yere diz çökmüş olan Aybars�a doğru seslenir.
-- Hey yerdeki ellerini yukarıya ve başının arkasına alarak ayağa kalk.Hadi çabuk ol.
Diye bağırır en sonunda.komiserin dediklerini bile duymaz Aybars son yaşadıklarından ve Enginkan�ın kendisini bırakıp gitmesini düşündüğünden dolayı komiserden bi haber durur olduğu yerde.Komiser Celal karşısındaki adamın bu tavrına neden yaptığını düşünerek sinirlenir.Bir daha bağırma ihtiyacı duyarak Aybars�a
-- Hadi dedim sana adam.Çabuk ayağa kalk yoksa zor kullanarak ayağa kaldırırız seni ayağa.
Aybars en sonunda duymuştu kendisine bağıran komiseri.Sesi duyduğu gibi düşündüklerini bir çırpıda unutuvermişti.
Mecbur olduğunu ve de yakalandığını anlayarak yavaşça sol ayağını büküm kısmından kurtarıp sonra da sağlamca basar ayağını en sonunda da sağ ayağını da kaldırıp yere sağlamca bastıktan sonra doğrulmaya başlar.Ayağa kalktıktan sonra da arkasına dönmek ister.Bu sırada da komiser Celal adamın ani bir hareket yapıta kaçmaya çalışmasın diye çevresindeki diğer polislere sessizce
-- Siz ikiniz sola ağaçlık alanın önüne geçiniSiz ikinizde sağ tarafa ağaçların önüne geçin.Siz de adama yaklaşıp ters bir hareket yapmasını engelleyin bende hemen arkanızdayım tamam mı?
Polislerine böyle dese de içinde tarifsiz bir korku ve endişe vardı.Öne doğru bikaç adım atıp adama doğru bakınca adamın aslında ne denli zorlu ve ters birisi olabileceğini düşünür ve ona göre polisleriyle birlikte hareket etmesini düşünür.Aybars�ta ayağa kalkıp arkasına döner komiser Celal�a doğru bakar komiser Celal ise Aybars�a bakıp ona
-- Yüzünü bize dönmene sevindim ağırda olsa.Hadi biraz hızlı olda bizi zorlamadan teslim ol bize.Kaçacak bir yerin bile yok her tarafın sarılı.
-- Olsun be komiser sar sen her bir tarafımı.
Aybars, komiserin neden bu kadar sinirli olduğunu anlamaya çalışıyordu.Bunu çözemeyip böyle davrandığının nedenini bulamayıp onun dediklerini yapmaya başlar.Bu an da ise Aybars arkasına dönerken yanına gelip ters bir harekette davranmayı bekleyen polisler sağdan, soldan birer polis komiserlerini dinleyerek atlar Aybars�ın üzerine.Aybars ise daha ne olduğunu anlayamadan kendini yerde üzerinde iki polisle birlikte bulur.En sonunda da 3.poliste Aybars2ı tutar yerde olmasına rağmen. Ve 3�ü birden ayağa kaldırırlar Aybars�ı.Aybars artık işinin bittiğini ve her şeyin sonuna geldiğini kimsenin kendisini kurtaramayacağını düşünüyordu.Belki de bu yakalanma sonrasında kendisini kurtarmaya kimse gelmezse teşkilattan bile atılabilirdi de.
Polislerin şefi komiser Celal suçlunun ele geçirilmesiyle birlikte tedirginliğini üzerinden atıp derin bir rahatlığa kavuşmuştu. Celal Bey yanına gelip sertçe bakıp
-- Demek bu işi yapan sensinm ha?
-- Görmüyor musun komiser?
-- Soruma soruyla cevap verme tamam mı kendini bilmez.
-- Yalan söyleyecek halim yok ya görmüyor musun sahneyi.
-- Peki konuşmama hakkın var.Ne de olsa sorgularda ötersin bu cinayetin ayrıntılarını.
-- İyi o zamna sorguma sizi de beklerim komiser Bey.
Komiser bu söz üzerine sinirlenip karşısındakinin yüzüne tükermek ve de bir kere vurmak ister ama kendisinden bildiği gibi polislerin gereksiz yere vurma hakkının olmamasından dolayı bunu bilerek karşısındakine
-- Elbet görüşürüz.
-- Elbet.
Sonrasında da Aybars�ı tutan polislerden ikisine
-- Siz ikiniz şu adamı götürüp alın arabaya koyun.Ben şimdi geliyorum.
Der ve bundan sonra da arabalara bakmak herhangi bir yaralı var mı ve de öldürürlenler kimlermiş diye bakmak ister komiser Celal.Polislerden biri ise komisere
-- 112�yi arayalım mı komiserim.
-- Ara ara... ölü ya da yaralı falan varsa hastahaneye ve morga taşınması lazım.
-- Peki efendim derhal dediğinizi yapacağız.
-- Çabuk olun da temizleyelim buraları yoksa işimiz çok çok zor olacağa benziyor.Ayrıca hem buraya 110�u arayında şu yanan alevli arabaları söndürmemiz gerekiyor yoksa ormanların çoğu yanacak ve de herkes bizden bilecek ondan korkuyorum.
-- Derhal komiserim.
Polis, komiserinin yanından ayrılıp hemen komiserinin dediği 112 ve 110�u aramaya koyulur.Diğer 3 poliste komiser Celal�le birlikte ortada arabaya doğru yaklaşır yanında birkça polisle birlikte.Öndeki arabanın yanında polislerden birisi taranmış halde ki arabanın sol ön kapısını açtığında arabanın ön koltuğunda oturan bir cansız beden yere düşer gibi arabadan hafifçe sarkarak durur öylece bu ceset ise Volkan Yıldırım�ın şoförüne aitti. Komiser Celal�le birlikte yanındaki polis bu seferde ön tarafa vücudunun yarısı sarkmış birisini görürler.Komiser Celal şaşırır gödüklerinden dolayı.Bunu nasıl iştir diye kendi kendine dert yanar.
Komiser Celal�in gördüğü öne yarısı sarkmış ceset ise Cenk�ten başkası değildi.Komiser bu cesede baksa da kim olduğunu pek tanıyamadığından ve de cesedin yüzünün bir kısmının tanınmaz halde oluşundan da tanıyamaz cesedi komiser ve arkasında duran polisler.Sonrasında ise komiser olduğu yerden doğrulup arabanın arka kısmında başka bir ceset var mı diye bakmak ister.Bu arada da yanındaki polislere diğer arabalara ve arabaların içlerinde herhangi bir ceset var mı diye bakmaları için yollar.
Komiser Celal herkesi bir kenara yollayıp görev verdikten sonra kendisi de bakıp kontrol ettiği arabanın arka kısmına koltuklara bakar.Baktığında da hem yüz yüze olarak gördüğü hem de yazılı ve görsel basında sıkça duyup gördüğü birisinin cesediyle karşılaşır.Bu tanıdığı kişinin cesedini görünce şaşar kalır olduğu yerden bakar cesede doğru.Komiser Celal�in yanına bu sefer polislerden biri gelip bir şeylerden bahsetmek isteyecekken birden komiserinin bakıp incelediği arabanın arka koltuğundaki cesede bakarak şaşırışını gözler.Komiserine seslenerek cesedin kime ait olduğunu öğrenmek isteyerek sorar.
-- Komiserim cesedi tanıdınız mı?
Komiser Celal�dan herhangi bir cevap gelmez öncelikle.Polis ise niye cevap gelmediğine anlam veremez ; ama bir kez daha seslenir komiserine
-- Komiserim cesedi tanıdınız mı?Sanırım bununla birlikte 10�dan fazla ceset var çevrede komiserim.
-- Ha neden dedin evlat duyamadım da.
-- Komiserim diyorum ki çevrede 10 kadar ceset var.
-- Demek o kadar çok he!
-- Evet komiserim de sizde bir sorun var herhalde.
-- Ne gibi polis?
-- Komiserim şu son gördükleriniz sizi üzmüş olmuşa benziyor acaba kimdi o efendim?
-- Evet beni ve de tüm Türkiye�yide üzeceğe benziyor.
-- Neden ki komiserim?
-- Çünkü ölen kişi Volkan Yıldırım.Yıldırım Holdinglerin patronu.
Polis duyduğu isimle birlikte olduğu yerde şaşar bu duruma.Bir tek kişinin bu kadar kişiyi nasıl öldürdüğünü düşünür.Hatta bunun imkansıza yakın bir ihtimal olacağını düşünse de gerçekler çok çok başkaydı.
-- Ne oldu evlat?
-- Bir şey yokta bu adam bir başına nasıl herkesi öldürmüş olabilir diye düşünüyorumda.
-- Düşünmene gerek yok.O adam çokça önemli yerlerde olduğundan bu işi yapmış olabilir.
-- Neden böyle dediniz ki efendim?
-- Niyesi var mı evladım baksana bu işi yapan adam ya bu işlerde usta ya da birileri için önemli bir işte bulundu.
-- Peki şimdi ne yapacağız efendim?112 ile 110 yoldadır şu sıralarda komiserim.
-- Bekleyeceğiz başka yapacak bir şeyimiz yok.İtfaiyede, ambulansta burada olacak sonra da biz buradan ayrılacağız.

Belli bir süre geçtikten sonra itfaiyede, ambulansta olay yerine geldikten sonra olay yerine gelen polis ekibi gelenlere yardımcı olduktan görevlerini olay yeri incelemeye devretip yanlarına Aybars�ıda alarak olay yerinden ayrılırlar.Olay yerinde kalanlar ise itfaiye arabasıydı o yanan arabaları söndürüyordu.Ambulans ise ölülerin hepsini tek tek olay yerinden toplayıp temizleyip işlerini bitirmeye çalışırlar.Olay yeri incelemede olay yeri ve çevresi üzerinde bulabildikleri bilgiyi ve belgeyi toplamaya çalışıyorlardı.Olay yerindeki son kişiler ise haber proglamlarından gelen habercilerdi.Tüm kanallardan gelen haberciler olay, olayın oluşu ve de olayla ilgili sorulması gereken soruları sorarak flaş haber olarak sunuyorlardı Volkan Yıldırım cinayetini.
Aybars bu hengamede ekip otosuna bindirilmişti.Komiser Celal ve yanındaki polislerin eşliğinde Zekeriyaköy karakoluna doğru götürülüyordu.Oradan da oradan oraya süründükten sonra da İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülür en sonunda.Aybars ilk ekip otosundan oradan oraya doğru dolaştırılıp oradan oraya götürülürken en son ekip otosunun emniyet müdürlüğünde duruşuna kadar ki geçen süre boyunca başına gelenleri, Volkan Yıldırım cinayetini ve Enginkan�ın olay yerinden kendisini bırakıp neden ve niçin kaçıp gittiğini düşünmüştü.
Aybars bazen Enginkan�a hesap sormak ve neden beni terk edip olay yerinden bensiz kaçtın diye Enginkan�ı suçluyordu; ama bazende Enginkan�ın kendisine yaptığına kesin bir yargı ve hüküm vermekten kaçınıyordu bunun önyargı olacağını ve her şeyi bizzat Enginkan�ın ağzından duymak ister gibi duruyordu.Enginkan�a hiçbir şey duymadan hesap sormak ve ona böyle şeyler demekten çekinir gibi bir tavrı vardı.Bunun nedeni ise 5 yıldır beraber yurt içi olsun yurt dışı olsun birlikte çalışmışlardı ve irçok şeyi paylaşıp acıyada, kederede ortak olmuşlardı.
Kendisine göre eğer Enginkan�a bu hükmü verirse her şeyin ve dostluğunun bozulacağını hissediyordu.Onunla bir anını bulup her şeyi olanları konuşmak istiyordu.

O sıralarda ise Enginkan, Aybars�ın yakalanmasına sevinerek kullandığı arabanın müzik çalarını açıp en sevdiği ve bu duruma ışık tutan bir şarkı açıp onu mırıdanıyordu ki aniden telefonunun çalmasıyla birlikte arabanın müzik çalarının sesini kesip cebinden çıkardığı telefonunu açıp kendisini arayan kişiye
-- Alo kimsiniz... ben Enginkan.
-- Ben başkan Ali Fuat, Enginkan.
-- Ne var başkan neden aradın ki neyi sormayı umuyorsun bana?
-- Neyi olacak haberlerde olaylar geçmeye başladı da iş tamam mı sen kaçabildin mi diye soracaktım.
-- Ne olacak ki hiçbir terslik olmadı.Her şey son derece kusursuz gitti ve ben diğer arabaları havaya uçurdum Aybars�ta Volkan ile Cenk�i havaya uçurdu.
-- Güzel öyleyse Enginkan demek her şey yolundaydı he!
-- Elbette ne olacaktı sanki.Ben işin kendime ait olan kısmını yapıp olay yerinden kaçtım kısacası ben üzerime düşeni fazlasıyla yaptım başkan.
-- Çok güzel yapmışsın her şeyi Enginkan.Hakikatende gereğinden fazlasını yapmışsın acaba Aybars şu an ne durumdadır?
-- O karakol, bu karakol dolaştırıyorlardır.Hatta sorguya bile yakında başlarlar.
-- Bak bu işin sorunsuz bitip geçmesine sevindim Enginkan.
-- Sevineceksin tabi ki de.
-- Bu arada seni takip eden olmadı değil mi hem Aybars seni giderken gördü mü?
-- Takip eden yok.Hem Aybars beni kaçarken görse ne olacak o bana hemen bir hüküm vermez buna eminim.
-- Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun ki sen Enginkan?
-- Çok basit bir şey bu başkan.Ben onunla 5 yılı birlikte geçirip kendimi ona sevdirip onun dosttu oldum.O yüzden bana kolay kolay bir şey demez muhakkak ki beni görmek ve neden kaçtığımı öğrenmek istiyordur.
-- Peki o zaman Enginkan.Sen hemen buraya gel oldu mu?
-- Tabi ki de gelirim bu gizli toplantıya başkan.Emin ol ki birazdan orada olmaya çalışacağım siz ben gelmeden başlayın ben size yetişirim oldu mu?
-- Tamam Enginkan dediğin gibi olsun.Tom ile Osman�da işlerini bitirip hemen bizim olduğumuz yere gizli toplantıya gelecek.
-- Oldu geliyorum.
Demesiyle birlikte başkanda, Enginkan�da aynı anda telefonlarını kapattıktan sonra Başkan gizli yerdeki toplantıya hafiften başlar.Enginkan�da tekrar müziğin sesini sonuna kadar açıp bangır bangır olan arabayla ve de son hızıyla birlikte gizli toplantının yapıldığı yere doğru ilerler.

Yer: Türkiye -- İstanbul ve Aybars�ın mekanı

Hakan mekanın salonunda boş boş tek başına oturuyordu.Aybars�ın kendisine dedikleri aklını karıştırmıştı ve bu kafasını karıştıran şeyler düşünüyordu.Kafası allak bullak olmuştu son duyduklarından sonra.Habire etrafına ve etrafındaki nesnelere bakıp duruyordu olduğu yerde.Kendisini birazda bu durumdan sonra çaresiz bulup görüyordu.
O an mekanın önünde bir tartışmadır yürüyordu.Mekanı önde girişte koruyan 4 kişi karşılarına çıkan 15 kadar adamla tartışıyorlardı.Bu 15 adamın en önünde ve buraya operasyon yapmaya gelenlerin önderleri Tom ile Osman tarafından yollanan adam Mcnish ve Yakup dikilmişti 4 adamın karşısına
-- Çekilin buradan da geçelim içeriye.
4 adamda tedirgin duruyorlardı ama biliyorlardı ki çatışma olursa çatışmaktan da başka çareleri de yoktu.Ondan sonra 4 korumadan birisi öne iki adım atıp dikilir Mcnish ile Yakup�un karşısına
-- Ne istiyorsunuz buradan da geldiniz beyler?
-- Aybars ile Enginkan buradaysa alıp gideceğiz.
-- Siz kimi aldığınızı sanıyorsunuz be onlar sizin gibilere teslim olacak adam değiller.
-- Bana bak korumamasın yoksa başka bir şey misin bilmem ama size burayı dar ederim.
Der Mcnish ve korkutmak ister karşısına neyin ne olduğunu bilmeden dikilen adama.Koruma ise birkaç bir şey deyip olay çıkmadan adamları yollamak istiyordu.
-- Aybars�ta yok Enginkan�da tamam mı burada sizin aradıklarınız yok.
-- Öyle mi şakacı çocuk?
-- Öyle lan aşağılık serseri kendini bilmez herif.
Diyerek kafa atar durduk yerde.Mcnish aldığı darbe ile yere düşer ama bunun acısını fena çıkartmak isteyerek karşıda duran 4 korumaya bakarak etrafında bulunan 14 adamına seslenir.Kafayı atan koruma ise anlar ki bu hareketten sonra çatışma çıkacak.Yanında duran diğer bir koruma ise
-- Ne yaptın oğlum sen ya.Adamlar şimdi her an saldırıp öldürebilir.
-- Ne yapsaydım adam benimle dalga geçti lan.
-- Bırak geçseydi dalgasını ne de olsa abi döndüğünde hallederdik işlerini ama şimdi sayende hepimize mezar olabilir burası.
-- Oldu artık bir kere siz hazır olun silahlarınıza sarılın öldürebildiğimiz kadarını öldürüp içeridekilere biraz olsun yardımcı olmuş oluruz.
-- İyi o zaman ben ve diğer ikili arkaya doğru çekilip silahlarımız önde çatışma için bekliyoruz.
-- Tamam ben önde kalırım önce ölmeye razıyım.
O an korumalar kendi aralarında durumlarının akibeti ne olacak diye tartışıp karşıdakilerin herhangi bir saldırısına karşı tedbirli olmaya başlarlar.Mcnish ise adamlarına sesleniyordu ve ilk emrini veriyordu karşısında duran 4 korumanın infazı için.
-- Hiçbiri ne içeride ne de dışarıda sağ kalmayacak ve ne kadar bilgi, belge varsa ele geçirilecek bu ilk ve son emrimdir sizlere.
Demesiyle birlikte çatışma için bekleyen 14 adam yerde duran Mcnish�ten aldıkları emirle birlikte başlarlar ateşe.Onlara aynı şekilde karşılık vermeye çalışır 4 koruma.Dakikalar içerisinde kurşun yağmurunun ortasında kalan iki tarafta ölüler vermeye başlarlar.Saldırının ilk başladığı anda sol diz kapağına kurşun isabet eder çatışmayı başlatan kafayı atan korumaya.Arkadan diğerleri arkadaşları onu kurşunlardan uzak tutmak için kendilerini düşmanlara hedef gösterirler.Ama iş işten geçiyordu.Çünkü Mcnish�in adamları anında çatışmanın başlamasıyla birlikte çevreye organize bir şekilde dağılıp kendilerine siper ve koruma alanları oluşturdular; ama bunun aynısını yapamayıp oldukları yerde hafif geriye çekilip hedef olarak göz önünde kalan korumalar tek tek vurulmaya başlarlar.
Korumalar vuruluyordu tek tek ama yolladıkları birkaç kurşunda Mcnish�in adamlarının bir yerlerine isabet ediyordu.Nafile bu isabetler kendilerine ne zaman kazandırıyordu ne de bu kurşunlarla çok çok ağır yaralar ve zahiyatlar verdirebiliyorlardı.Zorluklar içerisinde kalarak bir avuç olarak çatışıyorken birden öndeki korumaya yerde duran Mcnish az önce yediği kafanın intikamını almak için arkadakilere karşıdakilerin anlamayacağı bir işaret yaparak öndekini kendisine ayırtır.Arkada bulunan 14 adamda diğerlerine saldırıyordu bu arada.
Önde bulunan koruma tek dizi üstüne çökmüş kurşunlardan kendisini korumaya çalışıyordu ama birden kendisine sadece yerde duran adamın ateş ettiğini görünce ona doğru nişan almaya çalışır silahını ama olan olur ve Mcnish korumadan erken davranarak ateş eder.Sonunda ise koruma kalbine yakın bir yerden aldığı kurşunla birlikte yavaşça sola doğru yere düşer.Sanki gerçek bir savaşın içinde yaralanmış asker gibi aldığı ağır yaranın etkisiyle düşer ağır ağır.Düşüşüyle birlikte arkadakilerinde direnci kırılmaya başlar.Çünkü arkadaşlarından biri adi bir kurşuna kurban gitmişti.Çare yoktu artık kendileri için ya burada direkt hiçbir şey yapamadan öleceklerdi ya da birkaç düşmanıda yanlarında cehenneme götüreceklerdi.
Ve de birkaç düşmanı yanlarında götürdüler cehenneme.Arkadaki ve solda bulunanı nişan aldığı silahını tam hedefe isabet ettirerek kendisine göre sol kısımda bulunupta arabaların arkasına sığınarak kendilerine saldıran adamı gözünden vurarak kanlar içerisinde yere bırakır.Ama kendiside birkaç saniye sonra önce sol omzuna sonra da karaciğerine de iki kurşun yiyerek o da kendisini yerde bulur.Sonrası ise malumdu zaten.Kalan iki korumada fazla dayanamadan ve de hiçbir düşmanı da öldüremeden ölürler.Mcnish verdiği tek zahiyata üzülmez bile; ama karşı tarafta Aybars ve Enginkan�a yıllarca destek veren onlarla aynı yerde ve çatışmada bulunup beraber çarpışıp beraber yaralandıkları 4 kişi ölmüştü.Ama unutulmamalıydı ki onlara kıyanların içerisinde beraber çarpıştıkları Enginkan�da vardı.
Mcnish ise olduğu yerden adamlarınca kaldırılıp hemen hiçte vakit kaybetmeye tahammülü olmadan içeriye mekana doğru arkasında kalan 13 adamıyla birlikte mekana girer.Hemen ön girişten sonra dar ve uzun koridorda bulunan birkaç korumayıda zahiyat vermeden geçerler.Mekanın salonunda ise durumlar son derece sakindi.Hakan yukarıya kapıda durup nöbette olan korumaların yanına çıkayım diyerek merdivene doğru ilerlerken adamlardan biri koridordaki çatışmadan kaçıp Hakan�a haber vermek için geliyordu.Hakan�ı merdivenin başında gördüğü gibi hemen Hakan�ın yanına heyecanla gelerek Hakan�a
-- Abi 15 kadar adam mekanı bastı.Kapıda 4 koridorda da 2 ya da 3 adam kaybettik.
-- Ne diyorsun sen hele bir soluklan.
-- Abi soluklanamam bilmediğimiz adamlar mekanı basmaya geldi ve şu anda bunu gerçekleştirmek için buraya salona ve odaya doğru geliyorlar önlerinde de kimse duramıyor.
-- Bu nasıl olur.Kim bu adamlar yarabbim neden buradalar.
-- Abi çabuk olmalıyız.
-- Sorabildiniz mi ya da öğrenebildiniz mi kim diye?
-- Abi öğrenemedik zaten adamlar girip abilerinizi alacağız diyorlardı ben girişte koridor başında duydum adamlar ön tarafı temizleyince koridora doğru geldiler çabucak bende arkaya doğru kaçıp seni ve diğer burada olanlara haber vereyim dedim.
-- İyi yapmışsın.
-- Ne yapacağız abi?
-- Bilmiyorum ama bu bir tuzak olabilir bizlere.
-- Ne dedin abi.
Dediği anda arkadan gelen bir kurşunla yere yığılıp kalır öylece.Hakan karşısında 5�ten fazla adam görür birden.Ne oluyor derken baskına uğramışlardı.Adamların arkasından bir o kadar dahası geliyordu koridordan.Hakan hemen arkasına dönüp salonun çevrsinde bulunan 4 adamına seslenir çatışma için pozisyon ayarlamaya çalışırlar.
-- Herkes kendisini korusun tamam mı?Hemen savunmaya geçiyoruz başka çaremiz yok.
Adamlardan biri olan Mete, Hakan abisine doğru
-- Abi ne yapacağız çıkabilecek miyiz buradan?
-- Bir şekilde çıkacağız yoksa hepimiz ölürüz.Ama önce savunmaya geçip arkaya odanın önüne doğru koltukları arkasına ve oda kapısının çevresine saklanıp siper alın.
Der sonra ise kendi kendine yaşadığı durum için
-- Bu adamlarda kim ya?Aybars abi, Enginkan abi neredesiniz şu an acaba nedir çokça mühim olan sizin için bizler varken.
Diyerek arkaya doğru gelip odanın kapısını açtığı gibi uçarcasına atlar içeriye.Çünkü birkaç saniye daha geç kalsa ya da içeriye geç atlasa az daha herhangi bir yerinden vurulup ağır bir yara alabilirdi; ama son anda kurtularak sağ salim içeriye atlar.Hakan hiç vakit kaybetmeden içeride Aybars abisinin kendisine çok öncelerden bir ara gösterdiği gizli bir bölmenin olduğu yere gelip Küçük bölme gibi yeri açar.Birden karşısına küçük bir bölmede olsa güzelce ve ilginç bir şekilde dar ve küçük olan yere bir cephane sığdırılan yerden birkaç silahı alarak küçük bölmeyide açık bırakarak odadan hafif aralık olan oda kapısının yanına yerden sürünerek gelir.Kapının hemen önünde önüne sağ ve sol tarafta bulunan koltuklardan birine seren sol kısımdaki adamına bir silah verir.Sonra da sağ tarafta koltuların arkasında bulunan iki adamına yerden uzatarak verir iki silah. Daha sonra da arkaya dönüp iki silah daha alır.Birini adamına diğerinide kendisine saklıyordu.Sonrada hemen oda kapısının arkasına tekrar geri dönüp son kalan adamına da silah vermek için ona seslenir.
-- Ali dön bana.Hadi lan dön bana.
Der.Ali ise hemen ardına bakar; ama silahı nasıl alacağını düşünüyordu.Çünkü hem en öndeydi arada çokça mesafe vardı hem de karşı taraf düşmanlar hep onu hedef alıyordu.Ali yerde uzanık olduğudan silahı yerden uzatmak ister Hakan ama birden Ali silahı almak için hafif doğrulup ardına bakıp silahın yollanmasını ister.
-- Abi sen bana yolla silahı.
-- Yere uzan tekrar oğlum uzansan.
Desede Ali, Hakan�ı hiç mi hiç duymuyordu.Bu yüzdende Hakan fazla da bir çaresinin olmadığını düşünerek silahı havadan fırlatır; ama silah havada Ali�ye doğru süzülerek giderken karşı taraftan silah atıldığını gören iki adam aynı anda silahlarını havada süzülen silaha ateşler ve silah havada Ali�ye doğru süzülürken havada paramparça olarak yere düşer.Ali ise silahsız kalmanın üzüntüsü ve ne yapacağım diye çaresizlik içinde kalır bir başına ön tarafta.O sırada ise sağ tarafta bulunan iki adamdan biri olan Mete, Hakan�a yaşanan son olaydan sonra bakıp Hakan�a
-- Abi sen bir yolunu bulda kaç git buradan en azından birimizin yaşaması gerekir ki anlatsın bu olanları.
-- Ama olur mu ben sizi böyle yüz üstü savaş yerinden kaçar gibi bırakamam ki.
-- Hakan abi sen beni dinle yeter ne de olsa bir yerden silah buldun gerisini de yap kaç buradan.
-- Nasıl kaçacağım ki.Bu odada yer yok ki.
-- Hakan abi, Aybars abi bir şey ayarlamadan o odada kalmazki muhakkak ki bir yer vardır ki bu odayı yaptırmıştır.
Hakan o an anında hatırlar hafızasını.Çünkü daha bir hafta önce buraya ve bu odaya bir konuk geldiğinde o an Aybars ile Enginkan aralarında tartışırken yuvarlak masanın ortası açık ve o açıklıktan bir şeye bakıyorlardı.Hakan adamı Mete�ye dönüp ona son bir kez olsun bir şeyler söylemek isteyerek
-- Sakın öleyim demeyin yoksa kötü olur.
Dediği gibi o an kapıyı kapatıp Hemende kapıya karşı taraftan iki kurşun kapıya işaret eder.Kurşunlar kapıya gelmişti ama kapıyı delip içeriye geçememişti.Hakan�da bu arada köşede kaldığından şanslı ve kapının delinip kurşunların geçmemesinden dolayı rahatlamıştı ama sitemi geçmiyordu kendilerine saldıranlara karşı.
-- Bu ne ya kimsiniz lan siz.Eğer Volkan Yıldırım�ın adamıysanız sizinle elbet buradan sağ salim kurtulup görüşeceğim alacağım bunların intikamını.
Dedikten sonra arkasına dönüp oda içinde ayağa tekrar kalkıp her tarafı kapalı olan odada rahatça hareket ederek gelir Aybars ile Enginkan�dan gördüğü marifetli masanın yanına.Masanın önüne geldiği gibi masanın üstüne bakıp bir tuş veya bu masanın altına açılacak yeri bulmak için elleriyle masayı yoklar ve hemen denk gelen bir yere basar ve masa orta kısmından sağa ve sola doğru ikiye ayrılıp olarak açılır birden.
Açılan yeri gören Hakan daha da vakit kaybı yapmadan alt tarafa lağım gibi veya kazanilisyon yeri gibi yer altına inen küçük delikten atlayarak masanın içinden açılan yer altına iner birden.İndiği gibi yer altında duvara asılı halde bulunan ayrı bir düğme daha bulur.Hemen düğmeye basarak iki ayrı yöne doğru açılan masa kapanır açıldığı yönlerden geriye doğru.Hakan şaşmış bir halde bakınıyordu bu gördüklerine yapılmış olan son teknoloji harikasına.Elinde kendisine kalan tek bir silahla birlikte yer altında lağımdan dışarıya doğru çıkmak için yürür.Kendisine göre uzunca bir süre yürüyecek gibi geliyordu Hakan�a.İçeride ise yoğun duman altında kalmıştı.Çatışma ise son hızıyla devam ediyordu.Büyük salondaki 4 adam silahlarında kalan son kurşunlarla bu saldırıya karşı direnmeye çalışıyorlardı.Mete ise bu sırada yanında beraber çatıştığı arkadaşı Sinan�a dönüp ona
-- Ya ne yapacağız.Hakan abiyi de kaç diye yolladık buradan.
-- Ne yapalım bir şeyler yapıp ya öleceğiz ya da kurtulacağız.
-- Adamlar çok tehlikeli bizden kat ve kat fazla ve güçlüler.
-- Hem bizde silah ve kurşunda bitiyor Mete onu da düşün bir de.
-- Haklısın.
Der Mete.O an merdivenlerde ve merdivnden aşağıya doğru 4 adama yaklaşmakta bulunan 13 kişi ateşi ve saldıryı yoğunlaştırarak saldırıyorlardı.İki kişi merdiven altına atlayarak çatışmanın seyrini değiştirecek bir hamle yaparlar.Ve bu iki adamda 4�lüye karşı yaklaşmaya başlarlar adım adım.İki adam hem yaklaşmak istiyorlardı.Hem de saldırı tehlikesi altında bulunurlarken birden önlerindeki masayı görerek bu masanın sayesinde hemen masanın arkasına saklanıp kendilerini korumaya çalışıyorlardı.Tom�un en iyi adamı Mcnish ise yanındaki 3 adamıyla merdivendeki korkuluk duvarlarının arkasında kendilerini hemen korumaya almışlardı.Mcnish yanında bulunan adamlarından önde bulunanlara.
-- Siz önden gidin de şunları püskürtmeye başlayalım.Zaten adamlarda silah yok.Ellerindeki silahlarda da kurşun azalıyor. Ondan dolayı hızlı davranıp gücümüzüde gösterip bitirelim işlerini.
-- Peki efendim derhal bitireceğiz işlerini bunların.
Der önde bulunan adamları Mcnish�in.Adamlar böyle desede aslında göze alamıyorlardı ölmeyi.Ne de olsa karşılarındakiler hafife alınacak tipte kişiler değildiler.Mcnish adamlarına ve teşkilattan gelenlere sinirlenip gitmeyen adamlara.
-- Hadi be dedim size.İki kişi çatışıyor sizde hızlı davranıp bir kişi ölse bile bizden onların hepsini öldürmüş olacağız.
Adamlardan biri Mcnish�e karşı çıkmak isteyerek Mcnish�in sözlerinin arasına girip
-- Efendim siz ölmeyeceksiniz.Ölenler biz olacağız.Ve de böyle kolay kolay hafife aldığınız adamlarca ölmek istemiyoruz.
Der ama bu ona pahalıya mal olur.Çünkü Mcnish kendisine karşı çıkan adamının sinirlenerek görevde veya da hiçbir yerde kendisine daha alt bir seviyeden ve rütbeden bir kimsenin karşı çıkmasını istemeyip adamı bile olsa adamının kafasına sıkar. Çevrede bulunan diğer adamların hepside ani bir şok yaşarlar.Çünkü göreve birlikte geldikleri arkadaşları görevin lideri ve her daim lideleri olan Mcnish tarafından tereddütsüz bir şekilde öldürülmüştü.Bu şaşkınlıkla Mcnish�in yaptığı harekete bakakaldılar.Mcnish ise kızgın bakışlarla çevresinde bulunan kendi adamlarına teşkilatçıları ayrı tutarak.Nedeni onlar kendi emrindeki adamlarından değildi.Teşkilattan kendilerine katılanları apayrı tutarak der ki kendi adamlarına
-- Şimdi bana herkes itaat edecek ama benim adamlarım tamam mı?
Dediği anda Mcnish�in yanında getirdikleri olur diyerek bağırırlar; ama amerikan ingilizcesiyle söylerler bunları.Mcnish ise devam ediyordu söylemine.
-- Emir komuta bende benim adamlarım.Ya benim tarafımdan ya da karşı taraftaki düşmanlarca ölürsünüz.
Dediği anda 5 adamı birden öne doğru atılır.Bu arada ise Mcnish�in kafasına sıktığı adamı ise merdivenlerden düşerek salonun ortasına kadar gelir cansız bedeniyle birlikte.4�lü ise bir şeylerin olduğunun farkına varıyorlardoı.Salonun ortasına cansız bedeniyle düşen adamın ölüşüne onlarda şaşırsa da onlar erken davranmak isteyip karşı tarafı konturpiyede bırakmak adına atağa kalkıp saklandıkları yerden öne atılarak saldırrırlar.Karşı tarafta 4�lüye saldırırlar.Mcnish�in öne atılan 5 adamından birkaçı aldıkları ağır kurşun yaraları almalarıyla birlikte yere düşüp ölürler.Bu arada ise öne fırlamak için olduğu yerden ayağa kalkıp silahıyla ateş ederken bulunan Mete, birden teşkilatçı adamlar tarafından merdiven altına atlayıp saklanan iki adam tarafından göze kestirilir.Adamlar sürekli Mete�ye doğru ateş ederler.Mete ise bunu fark edip yerine tekrar geçip alta inip kendisini koruyacakken sağ omzundan sertçe vurularakkoltuğun arkasına at tepmesi gibi geriye uçup duvara çarpar.
Sinan ise Mete�nin yaralandığını görerek kanamasını durdurmak için sailahındaki ateşi kesip çatışma dışına çıkar Mete gibi. Ama çatışmanın içinde ve önlerinde bulunan Ali�ye seslenir birden Sinan.
-- Ali bizi koru tamam mı arkaya doğru kaçacağız.
-- Peki siz arakaya doğru gidin ben koruyorum ikinizide.
O an öne gelenlerden 3�ü arkaya doğru geçip görünmeden saldırırlar.İçlerinden birisi ise Ali�nin saklanmaya çalıştığını görür.Ali ile arkadakiler ile koltukların arkasına saklanan Mete ile Sinan bulunuyordu.Sol tarafta ise bulunan Fahri kenardan üsttekilere doğru ateş ediyordu.Sonra ateş ederken daha iyi ve yakından vurayım deyip öne bir iki adım atar.Adımını attığı anda da kalbine aldığı kurşunla adeta geriye doğru silah tepmesi gibi uçup arkasındaki duvara sertçe çarparak düşer kalır öylece cansız bedeniyle.Artık direnç kırılmaya başlr gibiydi.Merdiven altındaki ikilide artık önlerinin açık olduğunu havaya birer kez sıkarak gösterirler diğerlerine.Sonra ise aniden Mcnish önderliğinde 4 teşkilatçı adamı yanına alarak merdivenden aşağıya doğru inerler.
Çok hızlı hareket ederler bu anlarda.2�si hemen merdiven altına atlayıp diğer ikilinin yanına gelirler.Mcnish ise yere atlayıp koltuklara yakın yere gelir yavaşça.Son adam ise diğer tarafta bulunan kendisine göre sağ taraftaki 3 adamın yanına gelip saldırıya devam edecekken birden ne olduğunu kendisi de anlamadan arkadan Ali silahını ateşleyerek havada uçarak 3 arkadaşının yanına gitmeye çalışan adamı havada vurup havadayken olduğu yere düşürür.Mcnish hemen az ötesinde gerçekleşen olayı görüp soldaki 4�lüye
-- Soldan bastırın artık kalmayın öyle.
Dedikten sonra cebinde getirdiği birkaç ses ve gaz bombasından biri olan ses bombasından çıkartıp salonda bulunan tüm adamlarına
-- Herkes dikkatli olsun ses bombası atıyorum tıkayın kulaklarınızı.
Der ve herkesin kulaklarını tıkamasıyla birlikte Mcnish bombayı arka tarafta ve oda kapısının önünde bulunupta koltukların arkasına saklanan ve de arka odaya kaçmaya çalışırlarken gelen se bombası ile artık duymuyordu Mete ile Sinan.Bundan yararlanan Mcnish ve sol taraftakiler öne doğru koşmaya başlarlar.Mcnish önünde bulunan koltuğu arkasında bulunan Ali�yi koltukla beraber iktirip kenara atlar Ali tarafından vurulmamak için.Sol taraftan gelen 4 teşkilatçı ise hızla Ali tarafından vurulmayarak büyük odanın kapısına gelirler çabucak.Kendilerini duymayan ikiden etkilenmeyip bu 4�lüden ikisi içeriye geçip önemli bir bilgi ya da belge var mı diye araştırmaya başlarlar.Diğer ikili ise kendilerine bile bakmayıp sesin iiçine sessizlikle gömülen Sinan ve Mete�ye hiç durmak gibi niyetleri olmadan bulundukları yerden kendi hallerinde sessizce kalan ve buradan nasıl kurtuluruz diye düşünen ikiliye sıkarlar üst üste ve de durmadan.Birkaç saniye sonra da artık Sinan ve Mete�de ölmüştü.Direniş giderek çöküyor ve tükeniyordu.
Sonunda da Ali koltukla beraber geriye düşerken birden hemen olduğu yerden kalkıp öne doğru atılıp ölürken birkaç kişiyide yanımda götüreyim felsefesini ortaya koymak için saldırır karşısında bulunan 9 adama tek başına karşı bir saldırıya geçer.Ali Mcnish�in yanına o anda gelip çatışma boyunca bir yerlerde saklanan ve de şu an Mcnish�in yanına gelmişken Ali�nin silahından çıkan kurşunla beynine aldığı tek kurşunla ölür kalır olduğu yerde.Ali ise adamı öldürmüştü ama Mcnish�in erken davranıp silahını ateşlemesiyle birlikte o da yavaş ve ağır ağır yakın mesafeden beynine aldığı kurşunla olduğu yerden arkaya doğru düşerek ölür.Artık direniş bitip tükenmişti.Geride ise bomboş bir mekan kalmıştı; ama Aybars olsaydı belki de böyle olur muydu veya da adamlarca git denilen Hakan�da olsaydı hepsini öldürebilirlerdi.
Mcnish son kişininde ölmesiyle birlikte herkesi iç odaya toplar.Herkes toplandıktan sonra da tüm adamlara
-- Burayı didik didik edin ve ne kadar bilgi veya belge varsa toplayında gidelim bu berbat yerden.
Sonrasında da tüm adamlar odayı dağıtarak ne kadar bilgi ve belge varsa araştrımaya başlarlar.Mcnish ise karşısında duran Yakup�a seslenir.
-- Yakup iyi iş çıkartık ama ha!
-- Çıkarttıkta biz soldan giderek işi bitirsek de birçok adamımızda öldü.Tamı tamına 7 adam kolay değil.
-- Olsun ne yapabiliriz ki sonuçta Aybars ile Enginkan�ın yetiştirdiği adamlar ve hepside formlu sağlam kaliteli adamlar acıdım doğrusu ölmelerine belki de benim adamım olsalardı çok iyi işlerde bulunurlardı.
-- Bu konuda haklısın Mcnish�te şimdi ne yapıyoruz adamları burada mı bırakıyoruz.
-- Evet ben dönüyorum dışarıda beni bekleyenlerin yanına ve sende gel benimle Yakup.
Mcnish yanına Yakup�u da alarak birlikte dışarıya çıkarlar.Mekanına önünde Mcnish hemen anında dikkat çekilmesin diye yanındaki Yakup�a.
-- Buraya takviye kuvvet getirmeliyiz.
-- Neden?
-- Baksana bu ölüler dikkat çekiyor.Yardımcı kuvvetler çağırıp bu ölüleri çabucak yardımcı kuvvetler toplasın hepsini. Başkaları bunları görüpte ne oluyor demesin hakkımızda.
-- Peki Mcnish hallederim hemen dediğini sonra kimse hakkımızda konuşamaz.
-- İyi o zaman ben Tom ile Osman�ın yanına gideyim.Sen ve diğerleri burada kalıp işler bitince ayrılırsınız oldu mu?
-- Çıkarız sen hiç merak etme orasını.
Der Yakup sonra da içeriye dönüp adamların ne yaptığını ne gibi bilgiler veya belgeler toplandığını öğrenmeye çalışır. Mcnish ise yolun karşısına geçip Tom ile Osman�ın içinde bulunduğu ve operasyon süresi boyunca içinde kaldıkları arabanın yanına gelir.Mcnish ön kapıyı açıp sonrada kapıyı kendisi arabaya girdikten sonra biner.Hemen arkasına dönüp kendisinden operasyon ve içeride önemli belgeler var mı diye bekleyen haberleri öğrenmek isteyen Tom ile Osman�a döner.
-- Evet efendim sormak istediğiniz bir şey var mı acaba?
-- Ne oldu içeride her şey tamam değil mi?
-- Tamam efendim.
-- Peki sonuç ne belgeler var mı önemli şeyler bulunuyor mu?
-- İsterseniz şoför arabayı çalıştırsın da yolda konuşuruz sizinle bu meseleyi ve soracaklarınızı.
-- Olur Mcnish sen yeter ki sana soracağım ve öğrenmek istediğim şeylere cevap ver.
Şoför o an arabayı çalıştırıp hızla Aybars�ın mekanının önünden ayrılır.O an ise her şey olup bitmişken, Aybars�ın tüm adamları ölmüşken, Tom ile Osman�ın adamları işi halledip bilgi ve belgelere ulaşıyorken birden Tom, Osman ve Mcnish�in içinde bulunduğu arabanın hareket ettiği istikametin tam tersinde mekana yakın bir yerdeki ve yol üstünde bulunan kanazilasyon çukurlarından birisinin kapağı açılır.Açılan kapaktan da başını çıkartıp hem çıktığı yere hem de mekanın önünden ayrılan arabayı gören kişi Hakan�dan başkası değildi.Hakan bunca şeyler olurken anca yürüyüp yer altında ilerledikten sonra yer altından yer üstüne çıkan bir bağlantı görevi gören deliği ve deliğe çıkmak için bulunan demir merdiveni görüp yukarıya çıkmıştı.Çıkınca olanları ve ne yapılmaya çalışıldığını anlamaya çalışır
Giden arabaya bakıyordu olduğu yerden ve arabanın içinde kimlerin olduğunu da görüyordu.Gördükleri ise kendilerine saldırılırken gördüğü adamlardan biri ile gazetelerde gördüğü ve de gazetelerde görerken de önemli bir şahıs olduğundan bahsedildiğini anlar.Diğerini ise hiç tanımıyordu ayrıca hiçte görmemişti.Olayları ve bu saldırının ne için ne adına kimler adına yapıldığını anlamaya çalışır ama bunun içinde baya bi uğraşması gerekiyordu.O yüzdende Aybars abisinin dediği yere gidip bu olayları ve abisine ne olduğunu ve de bu kişilerin neden bir olup kendilerine saldırdığını çözmeye çalışmaya karar vererek bulunduğu yerden çıkıp yer altından yerin üstüne geçer.
Sonra da kapağı kağattıktan sonra çıktığı yerden güneye doğru gitmeye başlar.Kuzeye doğru gitse hem mekana varacaktı hem de arabanın gittiği istikamete gitmiş olacaktı.Hakan�da bunu bilerek ilerleyip mekandan iyice bi uzaklaştıktan sonra mekana bilerek uzakta park ettiği arabasının yanına gelir.Arabanın yanına geldikten sonra da cebinden anahtarı çıkartıp arabanın kapısını açmak isteyecekken birden anahtarın cebinde olmadığını anlar.Ve ne yapacağım derken aklına camı kırmak gelir ve arabanın şoför koltuğundaki camı yerden bulduğu bi taşla kırıp elini de kırık camdan içeriye atarak kapıyı açar.Sonra ise kapıyı açtıktan sonra koltuk üzerinde kalan birkaç cam parçasınıda arabanın ön tarafındaki torpido gözünden aldığı bezle temizledikten sonra bezi tekrar olduğu yere koyduktan sonra arabasına binip düz kontak yapıp çalıştırdıktan sonra da gazı sonuna kadar köklercesine basmasıyla birlikte Aybars�ın kendisine söylediği yere gitmek için yola çıkar; ama mekanın önünden geçmek yerine mekana gelmeden önceki ara sokağa girip oradan da kimselere görünmeden kendisine denildiği yere gider.

Yer: Türkiye --- İstanbul ve de İstanbul Emniyet Müdürlüğü

İstanbul Emniyet Müdürlüğü başkomiseri Tayfun Bey sorgu odası önünde duruyordu.Hafızasını yoklayıp kafasında teşkilat başkanı Ali Fuat�ın kendisine dediklerini düşünüyordu.Az evvel yaptıkları konuşmada geçenler aklını kurcalar gibiydi Tayfun Beyin; ama yine de o konuşmadaki şeyleri tekrar hafızasına getirip hatırlar.
-- O Aybars denen herifi bitirmek için her şeyi itiraf etmesini sağla olur mu?
-- Olur da neden bunu yapacağım ki hem böyle bir şuç işlediğine dair kanıt varsa isterse inkar etsin gene de hapise atılıp savcının karşısına çıkacaktır zaten.
-- Olsun Tayfun.Gerekirse ağzından isim falan çıkarsa hepsini reddetti diye yaz ifadesine.
-- Neden yapıyorsun bunu başkan amacını söyle bana?
-- Çünkü her şeyin onun üzerinde kalması gerekiyor bazı çıkar ilişkileri var ortada ve de korunması gerekenler var Tayfun�cuğum anlıyorsun herhalde.
-- Peki yapacağım dediğini.
-- Onu ne olursa olsun ne derse desin tamamen sadece onu suçla.Her şey onun üzerinde kalsın kamuoyu ve gazeteler ondan başka bir isim blmesin ve de duymasın tamam mı?
-- Oldu bil yeter başkan.
-- Gözünü seveyim ki dediklerimi yap ve bu adamı bitirelim yoksa o kurtulursa bazılarının yaşamı tamamen tehlikede kalacak.
-- Peki her şey tamam da neden ipe götürmeye çalışıyorsun bu adamı başkan?
-- Çok basit bu Tayfun.
-- Neymiş ki bu basit neden.
-- Türkiye�de bildiğin gibi bir gerçek ve litaretür var ki o da herkese ve her şeye rağmen tek başına veya bir ekiple, örgütle birlikte yükselenlerin bu ülkede hemen birileri tarafından gizlice aşağıya çekildiği veya da değersiz bir duruma getirilmesi var.
-- Diyorsun ki Aybars yükseldi birileride onun ayağını fazla yükselmesin diye kaydırdı kısacası.
-- Çok güzel özetledin Tayfun.
-- İyi hoş da bu adam 10 yıl kadar anca hapis yer.
-- Neden o kadar az ki Tayfun?
-- Çünkü iyi halde bulunursa cezada indirim yapılır.Zaten cart denip curt denip bir şekilde de ceza indirimi yapılıp 10 yıla bağlanır bilemedin 12�13 yıl falan olur en fazla.
-- Güzel ama alacağı ceza önemli değil Tafun.Asıl önemli olan Aybars�ın cezaevine girip orada kalıp kendisine yapılanlardan bi haber yaşayıp çürüyüp gitmesi hatta öldürülmesi.
-- Öldürmek mi o da ne öyle başkan?
-- Kısaca ben ve bazı dostlar bu iş aracağılıyla Aybars�ı hapse tıktaracak diğer bir kısımda Aybars�ı cezaevinde öldürecek.
Tayfun Bey birden Aybars�ın artık öyle ya da böyle öleceğini hatta öldürüleceğini udymasıyla birlikte onun için hayatın bittiğini anlar.Aybars�ın bu saatten sonra ya boşa yaşayacağını ya da büyük bir savaşa girerek kurtulmaya çalışacağını hisseder ve de buna karar verir.Sonra düşünmeyi bırakıp başkana cevap verir.
-- Benim için önemli değil sonuçta adamın ölüm fermanını siz ve sizin çevreniz yazmış sonucu idam ya da infaza kalır sizin için ben ise sadece onu sorgulayıp tıktırırım hapse o kadar.
-- Demek ki anlamışsın Tayfun.Öyleyse sana sorguda başarılar ve fazla terlememeler dilerim.
Tayfun bey, Ali Fuat�ın şaka yaptığını anlayarak güler geçer başkanın dediklerine.Böyle kısa geçen bir konuşma sonrasında sorgu odasına girer.Aybars ise baya bi süre dolaştırıldıktan sonra ve de bu odadan bekletildikten sonra komiseri görüp derdini anlatabileceğini birini görmesiyle sevinir oturduğu sandalyeden.Ama sonra Tayfun Beyin kendisine olan sert bakışlarını görerek hiçbir şeyin umduğu gibi olmayacağını anlar.Bu bakışlara pek te anlam verememişti neden kendisine böyle baktığını kendi kendisine sorguluyordu Aybars.O sırada Tayfun Bey odaya 3 polis daha çağırır.Çünkü sorguyu tek başına yapma riskini almak istemiyordu.O da biliyordu Aybars�ın sağının solunun ne olacağını ve de ne yapacağını.
Polislerden birisi Aybars�ın vereceği ifadenin tutanağını tumak için Aybars�ın yanında az ötesinde bulunan sandalyeye oturur.Diğerlerininde ne yapacağını Tayfun Bey belirleyecekti.En sonunda da Aybars�a dönüp sorguya başlaması gerektiğini anlayarak ilk soruyla başlar uzun geçecek geceye.
-- Sana gelelim artık Aybars efendi.
Diyordu ondan sonra da Aybars�ın karşısındaki boş sandalyeyi alıp oturur Aybars�ın karşısına.Diğer iki polis ise yanlarda dolanıp ayakta bekliyorlardı ve sorgu boyunca da öyle kalacaklardı.Tayfun Bey kısa kesip başlar devamını getirir konuşmasının
-- Hiç prosedürdeki gibi sorgulamayacağım seni.Şimdi en baştan başlayarak soruyorum sana Volkan Yıldırım�ı sen bizzat tek başına mı öldürdün yanında veya planlamada sana yardımcı olan oldu mu?
-- Evet yakalandığımda tektim ve de Volkan Yıldırım�a ben sıktım ama sorunuza hayır demek zorunda olduğumu hissediyorum komiser.
-- O zaman yanında kim vardıysa ismini verde belki sana kolaylık yaparız.
-- Ben kimseden kolaylık falan istemiyorum komiser.
-- Nasıl yani her şeyi tek başına yaptığını kabul ediyor musun?
-- Hayır etmiyorum; ama ben orada yalnız falan değilim.Operasyonun başında Enginkan diye biri vardı ama ne olduğunu bilmediğim bir sebepten dolayı geldiğimiz arabayla kaçıp gitti.Hala şaşıyorum bunu neden yaptığına.
-- O Enginkan dediğin akıllılık etmiş olsa gerek aklı hileye hurdaya mı çalışıyor yoksa.
-- Olabilir komiser bu da bir ihtimal.
Komiser birden tansiyonu yükseltmek adına bağırmaya ve Aybars�ı azarlamaya karar vererek başlar bunu uygulamaya
-- Kes sesini be adam.Sen ne dediğini sanıyorsun Zekeriyakçy karakolu polisi kimse yoktu diyordu.Yalan mı söylüyorsun lan sen bize yanımda Enginkan diye biri vardı diye ha.
-- Yalan falan söylediğim yok inanın bana.
-- Sen kimi kandırıyorsun lan.Adam gibi konuşacaksan konuş yoksa senin için iyi olmaz bu ona göre.
-- Ben asla yalan söylemedim şimdi de sizin gibilere yalan demem size göre.
-- Tehdit mi ediyorsun sen bize ha?
-- Ne anlıyorsan anla o senin sorunun.
Ayakta ki polisler hemen Aybars�a komiserlerine dediklerinden dolayı müdahale etmek ister ama onları komiser Tayfun durdurur.Çünkü biraz daha Aybars�ı kızdırmak istiyordu sonrasında polisleri katacaktı olaya.Sonra devam eder sakinliğini korumaya çalışır komiser.
-- Anlat bakalım operasyon için silahları nereden temin ettin, bazuukayı nereden buldun ve de amacın neydi Volkan Yıldırım öldürmekte?Hepsinin cevabını istiyorum hadi çabuk söyle.
-- Diyecek bir şeyim yok komiser.
-- Nasıl yok lan diyecek bir şeyin?
-- Basbaya ben ve size inandırmaya çalıştığım kişi Enginkan�la kaldığımız yerden alarak silahları gidip yaptık operasyonu o bazuukayı kullandı ben de silahı kullandım hepsi bu.
Komiser Tayfun bu cevabı beğenmeyerek masaya sertçe yumruğunu vurarak oturduğu yerden ayağa kalkar.Yanındaki polislere işaret verir Aybars�a saldırmaları için.Çünkü o da biliyordu ki zorlamadıktan sonra Aybars tek olduğunu, silahları kendisinin temin ettiğini ve de yanında Enginkan diye birisinin olmayıp keyfiyen Volkan Yıldırım�ı öldürdüğünü söylemeyecekti.Bunun için komiser yanındaki iki polisi Aybars�ın üzerine salar birden.Polisler ise anında Aybars�ı oturduğu yerden kaldırıp duvara doğru sertçe iterler.Adeta top fırlatır gibi duvara çarparlar Aybars�ı.Aybars ise sorguda neden böyle yapıldığını anlayamaz ve ne olduğunu anlayamadan üzerine polisler tarafından tekme tokat üst üste darbeler alır.Sorgudayken resmen polislerden dayak yiyordu.Arkada duran komiser Tayfun ise kendi kendine yaşananlar için
-- Acaba bu kadarıda fazla mı kaçtı.
Desede iki poliste duramadan dayağa devam ediyordu.Tayfun Bey birden kendisine denileni hatırlayıp Aybars�ın gözünde kötü gözükmek için dayak atılırken kahkahalar atıp durur.Aybars�ta çaresiz direnmeye çalışıyordu darbelere karşı.Ama o da biliyordu halkı bile alışmıştı artık ordu darbesine, ekonomi darbesine ve de siyasetçi darbesine.Kendi kendine birden kendisininde bu darbeye alışması gerektiğini düşünür ama o an sorgu odasının açılıp iki polisin daha kendisine dayak atmak için girdiğini zor da olsa görüp dayanamaz artık buna bir son vermesini gerektiğini hissedip Kendisine saldıran 4 polise bir süpriz yapmak isteyerek kendisinin öyle aciz olmadığını göstermek adına yalvarmak yerine birden olduğu yerden sıçrama yaparak 4 polisi de üzerinden atar bütün gücünü kullanarak.Hemen olduğu yerden ayağa kalkıp sinir dolu fışkıran gözlerle bakıyordu etrafına Aybars.
Sonrasında ise öne atılıp sinirli, hırçın bir boğa gibi önüne çıkan ilk polisi yakalayıp havaya kaldırır ilginç bir şekile bürünen gücüyle havaya kaldırdığı polisi sorgu odasını gözleyenlerin bulunduğu siyah camla kaplanan yere cama olağanca gücüyle fırlatır polisi.Can anında polisin çarpmasıyla kırılıp tuz buz olur.Polis ise öteki tarafa düşüp bayılır kalır öylece kendisine ne olduğunu düşünürken.Aybars diğer 3 polisi gözüne kestirir ama o 3 poliste Aybars�a yüklenir.Aybars ise ilk gelenin suratına çevikliğini ve hızını kullanarak 3 yumruk saydırır.Sonra da yumruklarıyla dövdüğü polise tutunarak kendisine gelen diğer polise havada uçarak adeta süzülen bir kuş gibi ilerleyip polisin kafasına tekmeyi indirir. Aybars üçüncü poliside ekarte ettikten sonra az önce dağıttığı polise son darbeyi de polisin diz kapağına vurup polisi dizlerinin üzerine çöktürür.En sonunda da dizleri üstüne çöken polisin kolunu tutup bir hareketle kırıverir.Kolu kırılan polis ise acı içinde yere düşüp acılar içinde yerde kıvranıp durur.Sağa sola dönüp durur olduğu yerde.Aybars 3 polisi hallettikten sonra kalan son kalıpla olan polisi de üzerine gelirken önce ayaklarının arasına sonra da kıvranmaya başlayıp başıyla birlikte öne eğilen polise son olarakta kafasına tekme atar en sonunda da dizleriyle bir kickboksçu gibi polisin üzerine atlar ve onunda işini bitirir.
Böylece sorgu odası 2 dakika da her şeyin tersine gitmesiyle temizlenir.Aybars emniyet müdürü Tayfun Beyi tutup boğazınsan yakalayıp ona der ki
-- Sorgulayacaksan adam gibi sorgula tamam mı?Sen sor ben cevaplayayım.Cezam neyse de çekmeye razı oluruz.
-- Peki.
Demekle yetinir komiser ama Aybars devam ediyordu sözlerine
-- Kimse bu ülkede durduk yerde birisine saldıramaz.Aslında hiçbir zaman saldıramaz tamam mı?Ben böyle işkence falan yok biliyordum bu ülkede ama sayenizde bununda gerçek olduğunu görmüş oldum.Acı bir tecrübede olsa benim ve senin polislerin tarafından.
Aybars diyeceğini dedikten sonra zorlukla yutkunup konuşmaya çalışan komiseri bırakıp geçip yerine oturur yere düşen sandalyesini kaldırarak.Yanındaki polis ise ne yapacağını bilemeden tırstığı Aybars�ın yanına oturmasıyla olduğu yerde bayılıp oturduğu sandalyeyle birlikte düşer kalır öylece.Tayfun Bey ise derin bir nefes alıp kendisine bir sandalye çekip Aybars�ın karşısına oturur.Tutanağı önüne alıp hem sormaya hem de yazmaya başlar.
-- Peki kaldığımız yerden devam edelim.
-- Edelim komiser.
-- Öyleyse silahları tek mi aldın yoksa dediğin arkadaşla mı aldın ayrıca operasyonu birlikte mi yaptın tek değil de mi?
-- Evet.Enginkan�la birlikte mekanımızdan silahları alıp gittik operasyon yerine sonra da halletik işi önce o bazuuka ile dağıttı ortalığı bende kalanını yaptım hepsi bu.Gerisini zaten iyi bilirsiniz.
-- Peki bu adamı niye ve ne için öldürdünüz sizinle bir düşmanlığı hasımlığı var mıydı?
-- Evet hasımlık konusu doğru komiser.Bizler arkadaşım ve adamlarımla vatanı satan bu herifle kurduğu gizli işler yaptığı pislikler yüzünden yaptık her şeyi.
Aybars bağlı bulunduğu teşkilatı işe karıştırmamak ve her şeyi kendince halledip kendisini teşkilatın bir şekilde kurtaracağını sanar.Ama onun yaptığına bir benzer olarak komiser Tayfun�da yapıyordu.Tayfun Bey şu an sesini kısıp sorular sorup cevaplar alsa da bu ifade de bazı değişikler yapıp Aybars�ı az önce yaptıklarından dolayı olayı tek başına yapmış gibi bırakmak istiyordu sorgu sonrasında.
-- Sizinle sorunu yalnızca bu muydu o sizi ya da siz onu tehdit ettiniz mi acaba?
-- Volkan�ın adamı ve avukatı olan Cenk Yalçın bize olayın sabahı gelip bazı şeyler deyip tehdit ederek gitti.
-- Bunu kanıtlayabilir misin?
-- Tabi ki de.Mekanımızın kamera kayıtlarına bakılırsa bu sabah geldiği görülebilir.Olayın olmasını ister gibi konuştu bizimle.
-- Ama bakıyorumda senin mekanımız dediğin yer sorguya gelmeden aldığım bir habere göre bomboş kalmış.
-- Nasıl yani?Sen ne diyorsun komiser.
-- Aldığım habere göre bir sürü kurşun kovanları bulunmuş.Zaten bize ihbar olarak gelmiş orada olan her şey.
Dese de aslında bunların hepsini başkandan öğrenmişti.Aybars�ada mekanınıza bir saldırı oldu diyerek iyice Aybars�ı hem köşeye sıkıştırmak istiyordu başkan ve çevresi hem de Aybars�ın kafasını allak bullak edip olanların ne manaya geldiğini çözemesin diye yapıyordu ve Tayfun Beye de ondan söylemişti bunları başkan Ali Fuat.
-- Ne gibi komiser yoksa tüm adamlarım öldü mü?
-- Bir sürü ceset var.Hem denilen yere saldıranlardan da ölüler var senin adamım dediklerinde de ölüler var.Mekanım dediğin yeri birileri ya da öldürmüş olduğun Volkan Beye bağlı kişiler bir şekilde girip mekanı dağıtığ adamlarını öldürmüş olabilir ama sen ve arkadaşın operasyonu yaparken haber alıpta aynı anda sana saldırmışta olamaz.
-- Haklısın komiserde o zaman kim yapmış kıi bunları adamlarıma.
-- Şu an bilemem ama elbet çözülür.
-- Bu bana bir komplo olamaz mı acaba komiser?
-- Ne bakımdan bir komplo bu dediğin?
-- Mesela ben dediğim gibi kabul ediyorum arkadaşımla yaptım bu işi ama beni ve arkadaşımı kandırmış olabilirler ve beni bitirmek için yapılmış olabilir bu komplo.
Dışından öyle söylese de Aybars.İçinde fırtınalar kopuyordu.
-- Enginkan yoksa operasyon bitiyordu sözü doğru değilde yalan mıydı, her şey hikaye miydi, bunların hepsi birer palavra mı idi yoksa niye biz operasyondayken adamlarım öldürülsün ki.Bu işte bir iş var ve birileri doğru söyleyip birileride yalan söylüyor.
Aybars içinden ve dışından dedikleriyle iyice kafası allak bullak olmuştu delirecekmiş gibi hisseder kendisini.Komiser ise devam ediyordu sorguya.
-- Aybars o zaman dediklerine göre her şeyi başkaları planladı ve olayı sana ve Engnkan�a yükledi sonra da Enginkan�ın kendisini kurtarmasıyla birlikte sen tek kaldın bu işte.
-- Hayır komiser ben yalnız falan değilim bu işte.
-- Aybars bu dediğine ben inansam savcı ve yargı inanmaz her türlü tek şuçlu sen gözüküyorsun.Eğer dediğin kişiyle birlikte yakalansaydın dediğin olurdu ama şimdi ne dersen de bu işte belgeler ve kanıtlar bir tek seni gösterip sana ceza verir.Hem zaten operasyonu tek değilim desende az önce dediklerinle kabul etmiş oldun bu da mahkeme için yeterli bi sonuç.
-- Ama bu işte bir eksik var komiser.
-- Ne gibi bir eksik bu?
-- Enginkan�ı bulabilsem ya da o buraya gelse ona ve bana kurulmuş olan komployu öğrensem adamlarımın neden öldürüldüğünü bilsem her şey bir tek bende kalmayıp her şey çözülecek en azından ceza görsem bile Enginkan�la birlikte görmüş olacağım.
-- Öyle de olsa senin için işler iyi değil ona göre diyeyim sana bunu Aybars.Ayrıca sana son bir soru daha sorup bitireyim bu sorguyu.
-- Peki komiser.
Der ama bu işin üzerine yıkıldığını her şeyin bittiğini zamanın lehine işlediğini düşünür Aybars.Koskoca işi ve verdiği emek sona erer gibiydi bu operasyon ve sonrasında yakalanmasıyla birlikte.
-- O zaman Enginkan dediğin şahısla bağlantın ne ve onu mu yoksa sen mi haber aldın Volkan Yıldırım�ın oradan geçeceğini?
-- Enginkan benim eski bir dosttum.Onunla vatanı satanlarla mücadele ettik.
-- Bu arada dur bakayım.
-- Ne oldu komiser?
-- İyice bir baktımda sen teşkilattanmışsın aslında Aybars efendi.Öyleyse söyle bakalım bu operasyonu teşkilat için mi yaptınız ve bu olanları başkan biliyor mu?Her şey onun dahilinde mi gerçekleşti.
-- Evet.Çünkü Enginkan bu sabah başkanın kendisine bu işi ilettiğini söyledi.Ve başkanın adamlarınca Volkan Yıldırım�ın yerini öğrenip işi yaptık hepsi bu kadar komiser.
-- Böyle söylüyorsunda sanki Enginkan seni ve görevini satmışa benziyor bunda bir iş olmasın.
Diyordu ama birden bunları fazla kurcalamaması gerektiğini düşünüp der ki içinden
-- İnşallah bunu fazla uzatmazsın Aybars.Ah! nereden açtım bu konuyu bilmem ki
Aybars ise bu sözlere cevap veriyordu.Ama komiserin yaptığı işi ve nerede bulunduğunu nereden bildiğine şaşar biraz.
-- Enginkan böyle bir şey yapmaz ben onunla birçok şey yaptım ve de onlarda satmayan adam şimdi mi satacak.
-- Peki o zaman az önce dediğin vatanı sattıklarından dolayı bu işleri yapıyorduk ifadesi teşkilat için bu işte idik ve teşkşlat için operasyonu yapmış olduğunuzu gösteriyor.
-- Aynen öyle komiser ama Enginkan beni satmadı sen veya bir başkası ne derse desin.
-- Öyleyse imzanı at ifadene de bitsin bu gece biraz erkenden.
Böyle düşünse de az önce ettiği duanın kabulünü sevinip kendince başkandan aldığı görev nedeniyle ve polislerine yapılanlardan dolayı hem ifadeyi değiştirecekti hem de Aybars�ı teşkilttan olsa da teşkilata ihanet etmiş kendisine verilen görevden fazlasını yaparak keyfiyen tek başına kimseye bağlı kalmadan bir cinayet işlediğini yazacaktı değiştireceği ifadeye.Ama birden kağıda bakıp ifadeyi çoktan değiştirdiğini ve kendisine göre yadığını görüp Aybars�a verdiği kağıdı okumadan imzalamasını diliyordu kendince ve birden ne olduğunu bilmediği bir endişe kaplamıştı içini komiserin.
Aybars ise kağıdı alıp okumadan imzalayıp verir tekrar komisere.Aybars�a çaktırmadan kendisine göre şeyler yazmıştı kağıda yani ifadeye.Aybars�ın kağıdı okumadan, incelemeden imzalamasına sevinir ve içini bir rahatlama kaplar.Düşüncelerinde sonra yapacağım dediyse de anında yaparak zaman kaybetmemiş olur böylece.Sonrasında ise Tayfun Bey oturduğu sandalyeden kalkıp Aybars�a bakarak
-- Sen burada bekle birazdan birkaç polis seni ve buradaki yaralıları alacak.Ve seni o polisler ilk duruşmaya sonrasında çıkacağın duruşmalar öncesinde seni kalacağın cezaevi olan Bayrampaşa cezaevine götürecek.
Aybars ise çaresiz tamam işareti yapıp olduğu yerde bekler.O sırada ise yerde yaralı yatan polisler acı içinde inliyordu. Aslında sorgunun ikinci kısmında sürekli inlemişlerdi; ama komiser Tayfun ile Aybars sorguya dalıp hiç hissetmemişti bu inleyişleri.Komiser Tayfun ise hemen polisleri çağırıp polislerinin hastaneye kaldırılması sağlamaya çalışır diğer polisleri çağırarak.Tayfun Bey odadan çıkıp dışarıda hemen sorgu odasına gelen yardımcısına
-- Alın çabucak şu 5 polisi de ilk yardım yapın.
-- Tamam komiserim.
-- Komiserim neden bunlarıda yazmadınız tutanağa.
-- Sen nereden gördün ki de soruyorsun?
-- Elinizden belli oluyor yazılmadığı.Çünkü ek bir yazı yok.
-- Olsun zaten benim hatamdı bu olanlar.Fevri davranıp ama içeridekil kişi aslında samıldığı kadar da değil bunu fark etmiş oldum yapmış olduğum hata ile.Ayrıca zaten 10 -- 15 yıl hapis yiyip hayatı kararacak işlediği cinayetten dolayı.
Diyerek yardımcı polisin yanından ayrılıp gider diğer işlemler için.Tayfun Beyin yardımcılığını yapan yardımcı başkomiser yanına aldığı birkaç polisle birlikte 5 polisi acile kaldırırken arada da Aybars�ı Bayrampaşa�ya sevk etmek için alıp götürür gideceği yere.

Aybars cezaevine götürülürken her şeyden habersiz üzerine oynanan oyunları ve ortalıkta dolaşan gizli ve kirli oyunları bulmak için adeta beynini zorluyordu ama bu da elinde bir belge olmadığından yetersiz kalıyordu.Yakalanmasını ve üzerindeki kara bulutları dışarılarda arıyordu; fakat biraz durup düşünse çevresine bakmayı denese tüm gerçekleri ve bunların kimin kendisine yaptığını görmüş olacaktı ama bunu hiç denemiyordu.Cezaevinin kapısından içeri girerken annesini de geride bırakıp belki de yıllar sürecek zorlu yaşama geçmişti artık; ama zorluğa çok eskilerden beridir alışıktı.O da biliyordu ki o içerideyken hem kendisine öldürücü saldırılarda bulunacaktı hem de ailesinden kişilere bazı saldırılarda bulunacaktı.Bunu bilerek cezaevi kapısından içeriye girerken ardına bakıp ne yapacağım artık ben der gibi bakıp tekrar önüne döndükten sonra girer cezaevine.

Yer:Türkiye -- İstanbul ve yüksek bir binanın tepesindeki konuşma

Her şey olup biterken Aybars karşısında bulunan ve en büyük düşmanı olan Volkan Yıldırım�ı kandırılsa da öldürmüşken bu olaylarında dışında gibi gözüken birileri bir yerde hem de İstanbul�un en yüksek binalarından birisinin tepesinde yani çatısında toplanmış aralarında bu gece ki yaşananlar hakkında konuşuyorlardı.Bu yüksek yerde toplanmış olanlar İstanbul�u ayaklarının altına almış olarak bakınıyorlardı öylece.
İstanbul�a havadan bakan kişiler ise en önde durup daha yakından İstanbul�u gözleyen Enver�di.Yanında kardeşi Turgay Yıldırım bulunuyordu Enver�in.Ve de bu ikilinin yanında ünlü iş adamlarından biri ve Yıldırım ailesine yakınlığıyla bilinen biri Fahri Atabey de vardı.Enver Yıldırım babasının ölümüne üzülüyormuş gibi bir numara yaparak Fahri Beyi kendilerinden biri gibi yapmaya ve de babalarının kurmuş olduğu örgütün başına geçmek adına yanlarında eskiden beridir ailelerine destek veren Fahri�nin desteğini yeniden almak istiyorlardı Enver ve kardeşi Turgay.
Turgay ise o anlarda çatıda dolanmayı seçmiş bir şekilde bulunuyordu o da abisi gibi sıkıntılı gözüküyordu Fahri karşısında.Onun üzüntüsü babalarını bilerek ölümün sıcak kollarına bırakmaktan dolayı idi ama bir de Fahri�ye böyle gözükmelerinin gereğini yapıyordu.Enver ise son derece rahattı ama şu an rolüne göre oynaması gerekiyordu.İstanbul�u gözlemeyi bırakıp kardeşine
-- Kes artık dolanmayı Turgay.Burada babamız ölmüş bir çare bulmamız gerekirken onu bizden alanları öldürmeliyiz.
Turgay, Enver�in bu kadar da iyi oyuncu olduğunu yeni fark ediyordu.O da artık rolüne başlamalıydı en azından böyle düşünüyordu Turgay.Sonrasında da o da başlıyordu rolüne.
-- Peki dediğin gibi olsunda ailemiz harap, biz harabız ayrıca babamon yaptıkları ve örgütü ne olacak yoksa her şey sona mı erecek.
-- Onu bilemem ama bir çaresini bulup her şeyi düzelteceğiz kardeşim.
-- Orası kesin kardeşim.
Fahri Bey ise o anda olayın vahammetini bildiği için bir öneride bulunmak ister iki kardeşe.
-- Önce sakin olmalısınız bence.Hem siz kardeşsiniz siz bir olacaksınız ki hem aileniz hem de babanızın yapmış olduğu her şey ayakta kalacak.Sizin babanızı hatırlamamanız gerekiyor ama işlerdeyken öte türlü zaten onu unutmamak göreviniz.
Turgay o esnada olduğu yerden kalkıp Fahri�nin yanına gelip elini Fahri�nin omzuna koyarak der ki kardeşi ile Fahri�ye.
-- Aile düzelir bir şekilde de asıl babamın kurmuş olduğu örgütü nasıl düzlüğe getireceğiz.Hangimiz baş olacak örgütte veya da ikimizin karşısına bir başkası çıkacak mı?
Enver, Turgay�ın konuşmasında araya girip
-- Benim aklım cinliğe yani kandırma veya iyi planlar yapmaya ve de mafyalığa çalışır.Turgay ise masa başı işlere matematiğe ince hesaplara kafası çalışır.
-- Eee! Sonuç nedir şimdi kardeşim?
-- Çok basit ben örgütün mafyası olacağım her türlü işi örgüt için bitireceğim.Böylece önce İstanbul�u sonra da tüm dünyayı haraca bağlayıp ya da istediğimizi bitirip istediğimizi kendi saflarımıza alarak her şeyi kendi lehimize çevireceğiz.
-- Ben ne olacağım Enver?Bütün işler sen de bitiyor herhalde ben öyle boş boş kalacak mıyım?
-- Korkma endişe etmene gerek yok.Sen ise örgütün başına geçip bütün kararları alma yetkisi sende olacak.Şu böyle o böyle yapacak diyeceksin hatta holdingi kontrol bile deceksin.Son olarakta verdiğin bütün kararları ben uygulayacağım.
-- Yani sen silahlı güç olacaksın bende beyin gücü olacağım örgütün öyle mi?
-- Anlamışsın işte kardeşim.
Fahri Bey ise o an bu konuşmanın ortasına karışıp iki kardeşin neler planladığını anlamaya çalışır.
-- Eee! Her şeyi hallettiniz ben de istersiniz sizin yanınızda olabilirim.
Enver birden Fahri�nin kendilerine yakın olmak istediğini gördüğü gibi bu işin olma olasılığının arttığını da anlamış olur. Sonra da Enver, Fahri�nin söylediğine cevap olarak
-- Tabi ki olabilir Fahri�ciğim hem neden olmasın ki.Senin gibi bir dosttu kim kaybetmek ister ki.
-- İyi o zaman ben eskiden de olduğu gibi Volkan Beyin yardımcısı olduysam şimdi de Turgay Beyin yardımcısı olurum.
Turgay bu öneriyi kabul etmek için fazla düşünmez zaten buraya hem babalarının ölümünden sonra ne yapacaklarını tartışacaklardı hem de Fahri�yi yanlarına çekerek önemli bir güç haline dönüşmeyi hedeflediklerinden dolayı buradaydılar.O sırada Turgay�dan önce Enver araya girip söze karışır.
-- Benim için bir sorun yok.Asıl önemli olan Turgay�ın kabul etmesi.
Deyip birden yanında bulunan kardeşine dönüp Turgay�a
-- Sence nasıl olur bu Turgay?
-- Olur ya benim içinde uygun olur gerçekten.Hem Fahri amcayı ve Beyi yıllardır tanıyoruz bu bizim için daha faydalı olacaktır.
-- Sağ ol Turgay Bey.
-- Sen sağ olasın ama iş vakitlerinde Turgay Bey diğer zamanlarda yani iş dışındaki vakitlerde Turgay demen daha iyi böylesi en güzeli Fahri Bey ya da amca demem daha iyi mi olur.
-- Sen bilirsin Turgay o zaman.
O an ise 3�lü birden kahkahayı patlatıverir.Sonrasında da Enver kahkahayı kısa kesip diğer ikiliye
-- Toparlanın artık kendinize gelseniz çok iyi olacak.
-- Peki toparlanırız kardeşim.
-- Hemen toparlanında asıl önemli bir sorunumuz var.
Turgay ile Fahri hemen kendilerini toparlayarak Enver�in asıl önemli bir konu daha var demesini duyup dönerler Enver�e. Turgay ise kardeşine.
-- Neymiş abi sorun mu var yoksa?
-- Ne olacak babamızı bizden alan herifi ya da onun iş birlikçisi hatta efendilerini kısacası babamıza bu zararı veren de bunu düşünende öldüreceğiz daha ne olacak.
Fahri birden Enver�in ağzından çıkan bu sözü duyarak kendini yiiden iyiye toparlayıp sonrasında da Volkan Yıldırım�ı öldürenin bulunduğunu bilmediğinden dolayı sormak ihtiyacı duyar bu konuyu Enver�e
-- Enver sen az önce Volkan Yıldırım�ı öldürenleri öldüreceğiz mi dedin.
-- Evet ne oldu ki?
-- Şey Volkan Beye bu hainliği yapanlar bulundu mu ben bilmiyorumda.
Enver, Fahri�nin bilmediğini anlayınca durumu ojna anlatmak ve öldürenden bahsetmek için Fahri�ye dönüp ona der ki
-- Bilmiyorsan söyleyeyim o zaman Fahri?
-- Bulundu mu yoksa?
-- Evet hem de olayı yaparken bunu gören birileri yapanı ihbar etmiş bunun sonucunda da babamı öldüren Aybars Çetindağ diye biri olay yerine en yakın karakoldan gelen polisler adamı yakalamış.
-- Şu an nerede bu Aybars Çetindağ?
-- Tahminimce büyük bir olay olduğundan dolayı büyük bir ihtimalle İstanbul Emniyet Müdürlüğünde sorgudadır.Oradan da ifadesi alınarak bir yere naklidilir.
-- Peki bu adamın cezaevine girmesine izin mi vereceksiniz Enver Bey?
-- Bunun böyle olmasını bende istemiyorum Fahri ama önce o adalete teslim olmuşken kim ne yapıyorsa yapsın biz onu cezaevinde öldürürüz bu da olmaz mı acaba?
-- Olabilir eğer cezaevinde adamınız varsa veya da bir adamı para ile satın alabilirseniz öldürürsünüz o Aybars denen herifi.
-- Önerin için sağ ol Fahri.İşte önemli olan konu buydu.
Turgay konu hakkında görüşlerini belirtmek için diğer ikiliye
-- Peki bu adamı kesin cezaevinde mi halledeceğiz?
-- Evet öyle yapmak en iyisi.
Fahri ise diğerlerine
-- Enver doğru dedi o Aybars�ı öldürerek gücünüzü yani Yıldırım ailesinin gücünü herkese gösterip bu gücü öğretmelisiniz.
-- Doğru dedin vallahi Fahri Bey.
Turgay ise karşılarındaki adamın yani Aybars Çetindağ�ın ne işle uğraşıpta babalarına bunu yaptığını ilk kez öğreniyormuş ayağına yatıp Fahri�ye adamla ilgili bilgileri de belli etmek için sorar abisine.
-- Ne işle uğraşıyor ki bu Aybars Çetindağ?
Enver birden arkasına dönüp İstanbul�un derinliklerine bakıp dalar uzaklara.Düşünür babasını öldüren adamı sonra arkasına dönüp der ki karşısında duran kardeşi ile Fahri�ye
-- Aybars aldığım bilgilere göre bir istihbaratçı.Hem de 10 yıla yakındır bu işlerde bulunan birisi.
-- Daha ne bekliyoruz ki abi.Bu adamı cezaevine girmeden öldürelim.
-- Olmaz Fahri�ninde dediği gibi elbet birgün onu öldüreceğiz ama bu işi hapiste yapacağız.Onun çıkacağı her duruşmada bizlerde giderek ona gözdağı verip en son duruşmada cezası belli olduktan sonra o duruşmada karşısına çıkıp onu korkutacağım.Sonra da zaten öldürme işlemlerine başlayacağız.
-- Ya hiç ölmezse ne yapacağız abi ben babamın kanını yerde bırakarak yaşayamam.
-- Tabi ki de yaşamayacaksın.
Deyip Fahri�ye dönüp onunda Turgay�a bir şeyler söylemesini ister.
-- Fahri Bey sen de bir şeyler desene.
O an ise üzüntüsünden dolayı babasına öldüğünden sonra vermiş olduğu intikan sözünü yerine getiremeyeceğinden korkan Turgay başını öne eğip kimselere bakamadan ağlar.Ama bunu yaparkende bütün gerçekliklerin hepsini birden katıyordu işin içine.Enver ise kardeşinin bu denli iyi oyun ederek Fahri�yi etkilemesine sevinir.
-- Turgay Bey kardeşiniz son derece haklı o herif eninde sonunda birgün gelecek ve can verecek babanızı öldürdüğünden dolayı ve o gün geldiğinde siz bayram yapacaksınız o herif öldü diye.
-- Çok sağ ol Fahri�ciğim ya.İyi ki dedin böyle.
Sonrasında da kardeşinin karşısına gelip kardeşinin başını havaya kaldırarak ona der ki.
-- Başını eğme artık kardeşim buna gerek yok gün gelecek herkes görecek o pisliğin gebereceğini.
-- Sahi mi abi bu olacak mı?
-- Olacak tabi ki de ona 5 yıl ömür vereceğim ne ceza alırsa alsın eğer bu 5 yılda ölmezse hapisten çıkacağı gün cezasını keseceğim bunu asla aklından çıkarma olur mu kardeşim.Hadi kendine gel artık Turgay.
-- Peki abi dediğin gibi olsun bir gün onun ölüsünü görüp keyifleneceğim.
Enver kardeşi Turgay ile birlikte büyük bir oyunculuk örneği sergileyerek Fahri�yi etkilerler.Çünkü bu iki kardeşin hemen arkasında Fahri iki kardeşin birbirine sarılarak gösterdiği büyük dayanışmayı görerek hüzünlenir.O an birbirine sarılan iki kardeşten Fahri�ye dönük olan Turgay, Fahri�yi görerek der ki kardeşine sessizce.
-- Enver, Fahri tamamdır.
-- Ne oldu ki tamamdır diyorsun?
-- Bizi görerek aramızdaki bu dayanışmayı görüp hüzünlendi bir ağlamadığı kaldı.
-- Güzel öyleyse de daha fazla sarılmayalım.
Enver�in böyle demesiyle birlikte iki kardeş birbirlerine sarılmayı bırakıp arkalarında duran Fahri�ye dönerler.Fahri ise duyduğu bu hüznü anlatmakta güçlük çekerek de olsa der ki iki kardeşe
-- Emin olun ki Enver Bey ve Turgay Bey ben sizlerin sürekli ve daima yanınızda olup babanıza verdiğim desteği sizlerden esirgemeyeceğim bunu asla unutmayın ve de o soysuz Aybars Çetindağ�ın öldürülmesinde sizlere istemediğiniz kadar büyük yardımlarda bulunacağım.
Enver�de yanındaki kardeşi Turgay�da büyük sevinç duyarak bu seferde hüzünlenme ve ağlama numarası yaparak teşekkür ederler Fahri Beye.Turgay abisiyle birlikte daha fazla oyun yapmak istemeyerek çatıda dolanmaya başlar en başta yaptığı gibi Enver ise Fahri Beyin yanına gelip Fahri�nin omuzlarından tutarak der ki ona.
-- Gerçekten sağ ol Fahri Bey daha doğrusu Fahri amca.
-- Asıl siz sağ olun Enver Bey.
-- Bu saatten sonra hem bu Yıldırım ailesi hem siz hem de sizin aileniz ve örgütümüz sağ olsun en iyi dilek böyle olur bence.
Diyerek Fahri�nin omuzlarına koyduğu ellerini çekip arkasına doğru dönüp çatıda birkaç adım attıktan sonra İstanbul�un eşşiz güzelliğini daha güzel görmek için çatıyı çevreleyen hafif yüksek olan duvara tutunup bakar içinde ise Fahri�yi kendi taraflarına çekmenin mutluluğu ile artık örgütte kardeşiyle birlikte söz sahibi olmanın ve de aile servetine konmanın sevinci vardı.O an Fahri Beyde, Enver�in yanına gelip eşsiz güzelliğe bakar.Turgay ise dolanmayı bırakıp önde bulunan abisi ile Fahri�nin arkasında durup bekler bakar etrafına.Enver ise yaşananların güzelliğiyle ve dengeleri sağlamanın mutluluğunu duyuyordu.
Yer: Türkiye -- İstanbul ve Şile sahilinde bir kulübe

Hakan zor bir kurtulmadan sonra uzun süren bir yolculuğu yaparak 1:30 saat kadardır yoldaydı Hakan.Yorgun ve bitkinliği yüzünden okunuyordu.Koskoca şile sahilinde 10�dan fazla ev bulunuyordu.Şimdi Hakan her eve bakmak zorundaydı en azından kendisi öyle düşünüyordu bunu.Ama evlere uğrayıpta tek tek sormakta istemiyordu.Artık işinin zor olduğunu biliyordu Hakan.Sonrasında geldiği arabayla ana yoldan evlerin olduğu evlere doğru giden ara yola girer.Ara yolda evlere doğru biraz ilerledikten sonra arabayı bir köşeye getirip usulca ses çıkarmadan kimseleri uyandırmadan park edip hemen ardından da arabasından daha fazla vakit kaybetmeden iner.İndiği gibi Şile sahiline vuran ay ışığını görerek birkaç dakikalığına da olsa bir güzelliği görüp mutlu olur gökyüzünün güzelliğiyle.İyice gökyüzüne bktıktan sonra kendi kendine bulunduğu durum adına der ki yorgun ve bitkin vücuduna halsizliğine rağmen söyler yaşadıkları hakkında.
-- Şu güzelliğe bak Allah�ım ne kadar da güzel yaratmışsın her şeyi ama benim düştüğüm şu hallere bak.Yıldızlar ne de güzel duruyor gökyüzünde inşallah bende öyle durabilsem?Ne olur bakta düştüğüm şu halden bir şekilde kurtar beni Allah�ım.
Derken şnsına o an yıldızlardan biri olduğu yerden başka yere doğru kayar.Hakan yıldızın kaydığını görerek olduğu yerde gülümseyip dilek tutar.Ama tutuğu bu dileğin henüz gerçekleşmesi mümkün değildi uzun bir zamana yayılıyordu gerçekleşmesi.Aybars ile Enginkan�ı bulabilmek öyle sanıldığı kadar kolay olmayacaktı.Sonrasında Hakan arabasının yanından yavaş yavaş ayrılıp yokuş aşağıya uzunca bir yol aldıktan sonra yarım saate yakın bir süre sonra yürür bu gecenin altında. Yürürkende arada hem hatırlayabildiği kadar şarkıyı söyler kendi kendine.Şarkıları söyledikçe de ter atar üzerinden.Hatta üzerindeki endişeyi bile atmış olur.Yorgunluk ve bitkinlikte iyice üzerine çöküyordu bu arada.Biraz daha da yürüse dayanacak bir hali yoktu.Son gücüyle yarım saate yakın bir yolu alıp sahile varabilir.Vardığında ise bir sorunla karşı karşılaşır.Çünkü sahilde 10�dan fazla ev bulunuyordu hangisinde Aybars abisinin dediği adam bulunuyordu bilemiyordu bu an da.Ortalıklarda gezen boş bir adam arıyordu aradığı adamın evini sormak için Hakan.Bunun için etrafına iyice bi bakındıktan sonra Şile sahilinde denize karşı denizin hemen önünde bulunan banklardan birisinde oturan bir adamı görerek kendi kendine o an
-- İşte bu adama sorarak bulabilirim Salih Amca denen adamı.
Hakan yerinde daha fazla duramayıp bulduğu adamı kaçırmamak için hızlı adımlarla adamın yanına gider.Hakan adama doğru yaklaştıktan sonra adımlarını yavaşlattıktan sonra bankta oturan adamın yanına gelerek söze girer öylece bir sözle Hakan.
-- Bey amca nasılsın?
Yaşlı adam arkasına sesin geldiği yöne doğru dönüp gördüğü gence bakarak
-- Buyur evlat ne istiyorsun benden?
-- Amca sana bir şey soracaktımda.
-- Ne soracaktın evlat?Gecenin bu saatinde bana bir şey sormak için mi geldin?
-- Yok amca senin için değilde bir başkası için geldim ve geldiğim kişinin evi buradaymış sen tanırsın diye soracaktım.
-- Sor öyleyse seni bekliyorum.
-- Peki amca da sen niye burada bu soğukta bir başına sahilde oturuyorsun ki bana demiştin gecenin bu saati diye?
-- Oturda anlatayım evlat sende soracağını sorarsın böylece.
Hakan amcanın istediğini yerine getirip hemen amcanın yanına oturur.Bu esnada amca yanına oturan gencin Hakan�ın omzuna elini koyarak der ki Hakan�a.
-- Bu akşam bir olay oldu da ona üzüldüm evlat ondan buradayım bu dalgalar bana stres arttırıyor bana.
-- Neymiş ki bu olay amca?
-- Haberlerde gördüm de ünlü iş adamlarından birisi olan Volkan Yıldırım öldürülmüş bu gece.
Hakan duyduklarına şaşırır.Çünkü ölen kişi çok çok yakından bildiği birisi olan hatta en büyük düşmanlarından birisiydi Volkan Yıldırım o yüzden şaşırmıştı az önce duyduklarından dolayı.Amca ise devam ediyordu bu arada.
-- Volkan Yıldırım ölmüş ama bunu yapanda benim öğrencim Aybars�mış.
Hakan bir kez daha şaşar olduğu yerde.Duyduğu Aybars sözü ona abisini hatırlatır.Düşünür ki Aybars abisi Volkan Yıldırım�a kıymıştı hatta Hakan�ın şaşırdığı bir konu ise de yanındaki yaşlı amcanın Aybars�a öğrencim demesiydi. Hakan için her şey karışık bir hale gelmişti son birkaç dakika içinde.Hakan, Aybars meselesini merak ederek der ki yanındaki yaşlı amcaya
-- Aybars mı dedin amca?
-- Evet ne oldu ki?
-- Peki Aybars sizin yanınızda mı bulundu bir süre de olsa?
-- Babası onu ölümünden birkaç ay önce Aybars�ı 7 yaşındayken yanıma verdi.Aybars�ın annesini de babasını da tanırdım ben.
Hakan şaşıyordu olduğu yerde şok üstüne şok yaşıyordu.Amca ise devam ediyordu.Hakan�da öncelikle dinlemeyi tercih ediyordu.
-- Babası faili meçhul bir cinayete kısacası bilinen kadarıyla esrarengiz bir kazaya kurban gitti.Aybars�ta her gün babasının intikamını almak adına yaşadı durdu.Aybars�ın anneside beni öncedeb tanıdığından bana güvenip yanıma verdi.İki yıl boyunca Aybars�la her şeyimizi paylaştık.Onu burada okutup ne biliyorsam anlattım.Anneside arada gelip görüyordu oğlunu fedakardı Aybars�ın annesi.
-- Vay be şimdilerde mafya oldu amca?
-- Ne mafyası evlat?
-- Basbaya mafya oldu artık siz bilmiyor musunuz?
-- Hayır ben Aybars�ın teşkilatta olduğunu hatta teşkilata da ben soktum onu.Teşkilat içinde belki de görevi gereği mafya olmuş olabilir.Ama Volkan Yıldırım cinayeti onun teşkilattaki sonu olabilir.
Hakan bu sıralarda şok üstüne şok yaşayarak Aybars abisinin aslında hiçte tanıdığı birisi olmadığını belki kendisini bilerek buraya yolladığını düşünüyordu.Çünkü Hakan burada öğrenmişti Aybars abisiyle ilgili her şeyi belki de kendisininde her şeyi öğrenmesini istiyor olabilirdi.
-- Demek Aybar abi bana en başından beridir yalan söyledi ha?
-- Ne oldu evlat?
-- Amca ben Aybars�ı tanıyorum hatta o beni buraya seni bulmam için yolladı bende senin evini bulmak için birisine soracaktım ki sen çıktan karşıma ve Aybars abimle ilgili bilmediğim ne kadar çok şey varsa söyledin bana hatta bu gece ölen Volkan Yıldırım�ın cinayetini.
-- Ben senin Aybars�ın adamı olduğunu onu bana sormaya geldiğini bilmiyordum ki hiç demedin bunları bana?
-- Ben sadece Aybars abim beni buraya yolladı ve senin yanında kalmamı istedi ama görüyorum ki sen ile Aybars abi çıktandır bir baba- oğul gibiymişte ben yeni gmrüyorum.
-- Peki sen onun teşkilatta olduğunu değilde dediğin gibi mafya olduğunu biliyordun?
-- Evet amca.Aybars abi bana yıllarca yalan söylemiş ben bunu daha yeni öğrenebildim?
-- Peki sen onun yerinde olsan ölen babanın intikamını almak istesen ve bunun için teşkilata girsen görev gereği böyle gizli kapaklı işler yapsan kimseye diyebilir miydin?
-- Diyemezdim tabi ki.
-- Öyleyse sen buraya beni bulmaya geldin bak işte karşında duruyorum.
-- Öyle de ben ne yapacağım şimdi dediniz ya Aybars abi hapise düşecek diye.
-- Korkmana gerek yok evlat o çıkasıya kadar ve durumlar belli olana dek yanımda kalacaksın bende önceden Aybars�a ne öğrettiysem sana da aynılarını öğreteceğim hiç bir şüphen olmasın evlat.
-- Bende mi öyle onun gibi mi olacağım?
-- Evet sen belli ki onun adamısın değil mi evlat?
-- Evet onun adamıyım adımda Hakan?
-- Peki Hakan, Aybars seni buraya boşuna yollamadı.
-- Neden öyleyse?
-- Aybars bence hedefliyor ki seni yanıma yollayıp seni bilenlerden kaçırtıp sonra da yanımda yetişmeni ve de kendisini beklemeni en sonuda kendisi cezaevindeyken seni dışarıda sağlam bırakıp kendişine yardım edebilecek yakın ve tanıdığı birisinin olmasını istiyor olabilir.
-- Her şeyi planlamış yani?
-- Evet baksana senin beni bulman bile tesadüf.Hatta benim anlattıklarım sana tümden yabancı geldi.
-- Her şeyi anladımda Salih amca, Aybars abi neden Volkan Yıldırım�ı öldürmüş olabilir ki?
-- Bilemiyorum ama her şeyin bir nedeni vardır ve de bunun nedenini de Aybars�ın cezaevinde yaşaması ve sonrasında da cezaevinden çıkıp ne biliyorsa anlatmasıyla bilebiliriz.
-- Şimdi anlıyorum her şeyi Salih amca.
-- Aması var aslında bunun Hakan?
-- Aması mı o da nedir ki Salih amca?
-- Aybars�ın annesinden başka ve senden başka bir güvencesi daha var.?
Hakan bu kişinin kim olduğunu düşünerek şaşırır bu güvence kim diye.
-- Enginkan abi olabilir?
-- O da kim ki?
-- Aybars abiyle birlikte iş yapıyor belki de o da teşkilattadır Salih amca?
-- Ben onu tanımamda asıl Aybars�a güvence olacak kişi benim ve annesinden başka kimsenin kolay kolay bilemeyeceği birisi.
-- Daha başka kim olabilir ki?
-- Tabi ki de kimsenin bilmediği birisi olan Aybars�ın kardeşi Kerem.Onu kimse bilmez muhakkak ki o da duyup birgün gelecektir buralara.
-- Yok artık bu kadarı da fazla Salih amca.
-- Neden fazla olsun evlat.Bu kadar şaşırmana gerek yok ki.
-- Ama Salih amca bu kadar şey saklanmazki herkesten.
-- Hakan o senin bildiğin kadarıyla değil çok çok önemli bir istihbaratçıydı ve bu yüzden dosttu da tabi ki de düşmanı da haddinden fazla oluyordu Aybars�ın.
-- Sonuç nedir?
-- Sonuç şu ki Hakan evlat; ailesine ve de kendisine yakın gördüğü kişileri korumak babında böyle bir şeye girişti Aybars.Hatta bana da değer verdiğinden kimse bilmez onun bende eğitim aldığını ve beni tanıdığını.
-- Dediklerin doğru Salih amca da neden bu kadar çok ki bu önlemler bak seni bile saklamış benden artı herkesten.
-- Çünkü o fedakar birisi Hakan.Kendisine yakın görüp tanıdığı herkesi bütün tehlikelerden koruyup uzak tutuyor. Anlamışsındır umarım dediklerimi Hakan?
-- Anladım Salih amca.Dediğin her şey tek tek her manasını anladım.
-- Bak sende ona hak vermeye başladın gerçekleri duyunca.
-- Haklısın her şeyi gizleyip saklaması, kardeşini ve seni gizlemesi hatta aynı meslekten olmayanlardan istihbaratçılığını gizlemesi gerekiyordu o da bunun gereğini sonuna kadar yaptı.Bunları herkes bilirse ne anlamı kalır ki zaten değil mi?
-- Doğru dedin evlat.İşte şimdi gözüme girdin bu hareketinle.
-- Peki Aybars abinin kardeşi nerede ne işle uğraşıyor yoksa abisi gibi mi?
-- Aybars�ın kardeşi Kerem, Amerika�da abisinin sayesinde benimde yardımlarımla gidip orada siyasal okuyup şimdilerde de siyasetle uğraşıp bir de iş adamlığı yapıyor ama soyadını abisinin isteğiyle gizledi nüfusa göre.
-- İlginç vallahi her duyduğum da bu soy ad gizlemesi Kerem�e bir saldırı olmasın diye mi?
-- Evet ama Kerem sürekli değiştireceğim diye tutturdu.
-- Aybars abi ne dedi ki bu konu hakkında karşı mı çıktı buna?
-- Bir nevi öyle oldu ve bundan 2 ay önce eski soy adına geri döndü Kerem.
-- O zaman onun için tehlike artacaktır.Birileri veya da Volkan Yıldırım�ın ailesinden olanlar veya da Yıldırım ailesine yakın olanlar saldırabilir Kerem�e.
-- Haklısında yapacak hiçbir şeyimiz yok.Sadece bekleyip göreceğiz.Hem ben Kerem�ide eğittim o da az çok bu işlerden sıyrılmasını bilir ama biz Allah�a dua etmeyi unutmayalımda.
-- Peki Kerem olanları duyunca abisini görmeye gelir mi dersin Salih amca?
-- Mutlaka görmeye gelecektir Kerem, Aybars�ı görmeye.Veya Kerem olayları duyup gelecektir.
-- Ne yapacağız öyleyse?
-- Çok basit ben bir yerden onun haberini alırsam sana diyeceğim andan sonra sende onu takip edersin.
-- Peki Salih amca.
-- Ayrıca Kerem�le konuşursa Aybars.Mutlaka senin ya da benim yanıma yollayacaktır.
-- Niye ki?
-- Niye olsun seni neden yaşattı sanıyorsun belki de kardeşini senin yanına yollamak ve desteğini almak için.
-- Doğru yani diyorsun ki..
-- Diyorum ki anla ne kadar fedakar ve ileri görüşlü olduğunu Aybars�ın.
-- Anlamaz mıyım iyi ki de onun adamı olarak bu işlerde kalabildim sayesinde.Şükürler olsun rabbime ve Aybars abime.
-- O zaman kalkalım Hakan evladım.
-- Ne oldu ki oturuyorduk böyle güzeldi ya.
-- Baksana dalgalar sertleşti hem havada soğudu iyiden iyiye.
-- İyi sen bilirsin Salih amca.İyi seni tanıdım.
-- Bende evlat ama artık birlikte savaşıp Aybars�ı bu beladan ve bataklıktan kurtaracağız.
İkisi birden oturduğu yerden kalkarak az ötelerinde bulunan Salih amcanın kulübesine doğru giderler.Biraz dinlenmek ve olayları tartmak adına Salih amca çayı koyar ve çaylarını içerek hem ısınırlar hem de olaylar üzerine kafa yorarlar.

Yer: Türkiye � İstanbul ve gizli bir yerdeki gizli bir toplantı

Oda sıcaklığı oldukça fazlaydı.Oda içerisinde Başkan Ali Fuat Bey de vardı ve yerinde duramadığından olduğu yerde dört dönüyordu.Oda da yalnız başına değildi Ali Fuat.Oda da bulunan masada Amerikalı ortağı Daniel Marx onun adamı Tom ile Tom�un buraya Türkiye�ye getirmiş olduğu adamı Mcnish ve de başkanın yardımcısı Osman bulunuyordu.Bu mekan fazla kimsenin bilmediği bir yerdi.Daniel ise o sırada başkanın ayakta olup tedirgince olan tavrına şaşıp başkanın bu tedirginliğinin bitmesini isteyerek önce sinirlenir oturduğu yerde sonra da der ki başkana
-- Otur şuraya da sakince bekleyelim Tayfun başkomiseri olmaz mı?
-- Yok siz oturun bay Daniel.Benim hiç oturasım yok şu anlarda.
-- Sana otur dedim Ali Fuat.Yoksa senin bu dolanmandan sıkıntından bende ve herkeste sıkıntıya düşüyor ya anlasana bizleri başkan.
-- Bırakta sakin olmaya çalışayım.
-- Sen sakin değilsin ki başkan sakin olasın.Bunu ancak şu koltuğa oturarak ve de sakinleşip olayların bitmesini bekleyerek yapabilirsin.
-- Tayfun�dan iyi haberler bekliyorum Daniel.
-- Elbet gelecektir Tayfun.
-- Ben ondan değilde Aybars�a iyi bir ceza verirler mi?Bir de bizim yaptığımızı anlar mı diye düşünüyorum da.
-- Korkma başkan elbet Aybars�ta yapılanları öğrenecek.
-- Ne diyorsun sen Daniel.Nasıl olurda Aybars her şeyi öğrenecek dersin bana bulunduğum şu endişeli halde.
-- Endişe etmene gerek yok.
-- Nasıl gerek yok Daniel.
-- Ya Enver ile kardeşi Turgay, Aybars�ın işini öldürerek bitirmeyecek mi eninde sonunda ha?
-- Tabi orası öyle de bilmese olmaz mıydı ki?
-- Olmaz başkan.Gün gelecek herkes her şeyi bilecek ölmeden önce bu dünyada yaşadığı haksızlıkları ya da hakları.
-- Ama Daniel sen gidipte Aybars�ın ters halini görmedin.Daha bizim yaptığımızı bilmese de öğrendiği an burada bulunupta ona bunları yapanları isim isim bildiğinde sizi bile öldürebilir.
-- Amma panik yaptın ya.Ne istiyorsa istesin elbet bize ulaşamadan ölecek o Aybars.Artık bundan sonraki işlere konsantre olman gerekiyor başkan.
-- Tamam Daniel dediğin gibi olsun.
Bu esnada araya başkanın yardımcısı Osman girer ve der ki başkanına.
-- Efendim Daniel Bey doğru söylüyor.Toparlanın ki teşkilatta ebediyen sizden sonra da ayakta kalabilsin.
-- Tamam Osman dikkatli ve sakin olacağım.
Daniel�de, Tom�da hemen az ötelerindeki başkanın sakinleşerek yerine oturmasına sevinirler.O an Tom ekip arkadaşı olan ve kendisinden üst seviye de bulunan Daniel�in kulağına eğilerek sessizce der ki
-- Efendim bu Aybars�ı biz niye öldürmüyoruz ki?
-- Her şeye de biz bulaşmayalım Tom.Yoksa izi bize de bulaşır.Bunlar birbirlerini yer kazanan biz oluruz.
-- Gayet haklısınız efendim.
-- Hah şöyle anla ki bizde rahat olalım.
-- Olur efendim.
O an içeriye bir adam gelip başkan Ali Fuat�a doğru geldikten sonra başkanın kulağına eğilip sessizce der ki
-- Başkanım buraya Emniyet Müdürü Tayfun Bey geldi.Hemen buraya gelmek için sizi bekliyor.
-- Ne duruyorsun evlat alsana içeriye sonra da kapıyı kapat.
-- Derhal efendim.
Diyerek çıkar odadan başkanın yanına gelen adam.1 dakika sonra gizli toplantının yapıldığı yerin kapısı açılır ve kapıda birden Emniyet Müdürü Tayfun Bey beliverir.Daniel ile Ali Fuat kapıda beliriveren emniyet müdürünü görünce hemen gelen Tayfun Beye oturacağı yeri gösterirler.Oda sakinliğini ve ortamdaki ciddiyeti anlayarak hemen yerine oturup soru yumağını bekler oturduğu yerden.Daniel, Tayfun�un isteğini veya beklediğini duymuş gibi
-- Eee! Nasıl geçti sorgu.Dediğimizi yaptınızdır umarım.
Diye Daniel ilk soruyu sorarak başlar Tayfun başkomisere.
-- Evet iyiydi.Fakat bir ara 4 adamımı dövdü.Onun dışında hiçbir sorun yaşanmadı.
-- Ne dayağı ya bu?
Diye meraklanarak sormak ister başkan bu merak ettiği olayı.Tayfun Bey ise kendisine gelen bu soru üzerine
-- Başkan nasıl diyeyim bilmiyorum ama...
-- Söylesene Tayfun saklama hiçbir şeyi.
-- Ben biraz fazla gittim Aybars�ın üzerine.
-- Sonuç ne oldu?
-- Evet söyle bize ne olduysa saklama hiçbir şeyi Tayfun başkomiser.
Diye üst üste sorar başkan Ali Fuat ile Daniel.Tayfun ise daha fazla sorgu süresi boyunca yaşadıklarını saklamanın gereksiz olduğunu düşünerek söyler yaşananları karşısındakilere.
-- Sorgunun başlangıcında birkaç soru sordum cevabını alamayınca da artı Aybars�ın hiçbir şeyi üzerime yıkmayın tek başıma değildim demesi üzerine bende birden kendimi kaybederek önce iki adamı sonra da iki adam daha Aybars�ın üzerine saldım.Başlangıçta her şey yolundaydı.
-- Nasıl yolundaydı Tayfun.
-- Gerçekten de öyleydi Daniel.Yani Aybars dayağını yiyiyordu bende adamlarımla keyifleniyordum bu sahneden dolayı ama birden Aybars sinirle kalkıp önce adamlarımı dövdü sonra da beni tehdit ederek ortamı lehine çevirerek diğerleri yerdeyken ben tek başıma Aybars�la sorgu yaptım.
-- Peki sen Aybars�ın tutanağını kısacası ifadesini değiştirebildin mi?
Diye can alıcı ve de önemli bir konu hakkında soru sorar başkan Ali Fuat karşısında oturan Tayfun�a.
-- Değiştirdim tabi ki de.
-- Nasıl yapabildin ki bunu?
-- Sayın Daniel Bey ben onu her türlü şey olduktan sonra tek başıma orguladıktan sonra riske girerek Aybars�ı sorgularken onun söylediklerini hafiften veya da sert bir şekilde değiştirdim o ise tutanağı imzaladıktan sonra bana geri verdi; ama şanslıydım ki tutanağı okumadan imzaladı.
-- Keşke bu hareketi daha sonra yapsaydın da o riske girmeseydin.
Tayfun Bey yıllar boyunca yaptığı işten dolayı ve harcadığı emeğide göz önünde tutarak sinirlenip elini yumruk yaptıktan sonra birden elini masaya vurduktan sonra karşısındaki Daniel Marx�a bakar ve der ki kendisini sorgularcasına konuşan adama.
-- Ben sizin gibi her şeyi gözler önünde değilde gözlerden ırak bir şekilde yapmıyorum ve de yıllarca bulunduğum mesleğimde girdiğim hiçbir riskten dolayı kaybetmedim bilakis o riskleri alamadığımdan kaybettim.
Daniel birden kendisine doğru hiddetlenerek kızan Tayfun�u sakinleştirmek adına durumu düzeltmek için konuşur karşısında sinirlenmiş durumda duran adama.
-- Peki Tayfun�cuğum sana söylediklerimden dolayı özür dilerim biraz fazlaca üzerine gitmiş olabilirim.O yüzden ortamı yumuşatmak adına diyorum ki başkan Ali Fuat�ın istediği sorgu tutanağının kopyasını getirdin mi?
Tayfun kendisinden özür dileyen Daniel�i anlayarak ya da en azından anlamaya çalışarak sinirini sakinliğe bırakarak
-- Tabi ki de getirdim.Zaten benden bunu istemiyor muydunuz?
Diyerek yanında getirdiği çantasını masaya otururken yere koymuş olduğundan elini yere uzatıp yerde duran çantayı alarak çantadan iki adet poşet dosyaya sarılı tutanak çıkarır.Hemen çıkardıktan sonra bir tane Daniel�e bir tane de başkan Ali Fuat�a verir.Danielile Ali Fuat ellerine aldıkları tutanağa kısaca bir göz gezdirdikten sonra masanın üzerine kendi önlerine koyarlar.Bu seferde Ali Fuat soru sormaya başlar Daniel�den sonra.
-- Aybars o olayı çıkartmış olabilir.Bunları yazmadığına sevindim.
Der ama birden Daniel söylenenlere müdahale etmek isteyerek Ali Fuat�a
-- Sen neler diyorsun Ali Fuat?
-- Ne diyeceğim.Aybars zaten en az 10 yıla mahkum olacak.Daha da fazla ceza almasına gerek yoktur umarım.Hem sen ve Tom demiyor muydunuz Aybars öyle ya da böyle ölecek diye?
-- Tamam bu konu hakkında haklı olabilirsin.Ama en azından bu cinayetle fazla ceza alması gerektiğini düşünüyordumda.
-- İyi öyleyse kısacası sen Aybars�a ölecek dedin bende o ne ceza alırsa alsın zaten öelceğinden bu pek önemli olmayacak dedim her şey bu.
-- Peki Ali Fuat sen haklısın susuyorum yerimde tamam mı?Lütfen şu an bu masadaki soğuk rüzgarları dağıtsak iyi olur.
Daniel�in bu sözü üzerine odada bulunan herkes derin bir nefes aldıktan sonra soğuk rüzgarların ve endişenin bir an önce bulundukları yerden gitmesini dilerler.Bu arada ise Ali Fuat sözlerine ve Tayfun�a olan sorularına devam eder.
-- Peki sonrasında nereye aldılar Aybars�ı ve işler yolunda gitti mi?
-- Sorun edilecek bir şey yok Ali Fuat.
-- Peki ilk duruşma ne vakit olur?
-- Tahminim bu sorguya yani ifadeyle birlikte ilk birkaç duruşma sonrasında cezaevine gönderilir.
-- Sana ayrı etten ilk duruşmanın tarihini sormuştum Tayfun.
-- Tam bilemem ama en az 2 hafta içinde Aybars ve olay hakkındaki idaaname hazırlanır ondan sonra da 3.haftanın başında başlayabilir.
-- Duruşmanın yapılacağı günü tam olarak söyle.
-- Bana bunu niye ısrarla soruyorsun ki cevabınıda veriyorum.
-- Olsun ama tam bir şey istiyor buradaki herkes.
-- Ya sizlerin beni yanlış anlama gününüz müdür yoksa ben mi sizleri yanlış anlıyorum.
Ali Fuat durumu anlatabilmek ve açıklayabilmek adına Tayfun�a iyice bir baktıktan sonra sorduğu soruyu neden tekrarlayıp durduğunu söyler.
-- Kimsenin birbirini yanlış anladığı falan yok Tayfun.
-- Nedir sorun ha söyle de bileyim.
-- Sana sorduğum sürekli sorunun nedeni bu soruyu sormamı isteyen kişinin Enver Yıldırım olması Tayfun umarım anlıyorsundur beni?
-- Enver Yıldırım mı?
Tayfun şaşmışa benziyordu son birkaç saniye içerisinde ama bunun nedenini de anlamaya çalışıyordu beyninin içinde.Sonrada karşısında oturan adam olan Ali Fuat�a bakıp ona der ki
-- Enver Bey yoksa babasını öldürülüşünü sizlerin bildiği gibi biliyor mu?
-- Ne desem bilmem ki?
Ali Fuat�ın lafı dolandırması üzerine Tayfun bundan bir şeyler çıkacağını hissederek karşısında oturanlara Volkan Beyin ölümünü oğlu bile biliyordu ve de bir şey yapmadı mı diye hissediyordu.O esnada ise sözün arasına giren Daniel durumu açıklama gereği duyarak Tayfun�a.
-- Tayfun sana durumu ben söylesem bir şey olmaz değil mi?
-- Herhangi biriniz bana Enver Yıldırım�ın babasını öldürtü mü yoksa bilipte sizden çıkarı doğrultusunda bir şey yapmadı mı bilmek istiyorum çükü çok sıkıntılı bir konu bu.
-- Doğru dedin ve ben sana sadece şunu diyebilirim ki; Enver bu cinayeti biliyordu hatta ayarlanmasında önderlik bile yaptı.
Ali Fuat birden gizli şeyleri söylemeye başlayan Daniel�e kızarak ona bir anda dönüp bir anda der ki
-- Sen nasıl olurda dersin bu gizli şeyleri.
-- Oda bizimleyse bilmesinde zararı yok.
-- Nasıl olmaz sen demiyor muydun bu odadakilerden başkası bilmeyecek diye.
-- Etrafına iyice bakarsan Ali Fuat karşında oturanı görüp onunda bilmesini anlayacaksın.
-- İyi öyleyse gerisini benim insifiyatimde değil sorumluluk kabul etmem ona göre Daniel.
Tayfun kendisiyle konuşmaları gerekirken birden aralarında tartışan Ali Fuat ile Daniel�e bakarak ikisine birden
-- Biraz sussanız iyi olur ve benden niye Enver�in babasını öldürtmekte olduğunu neden böyle bir işe girişerek babasına bunu yaptırttığını söylemediniz ki
-- Ne bilelim sen bunun doğru olmayacağını düşünürsün diye bahsetmedik.
-- Ama olmadı bu yaptığınız.
Daniel tekrar araya girer Ali Fuat�a yer bırakmadan der ki Tayfun�a
-- Mecburduk buna Tayfun.Yoksa sende önceden bunu bilseydin belki de engel bile olabilirdin.
-- Ben niye ona engel olacaktım ki sadece bir şey yapmadan durup sizin yaptıklarınızı izleyecektim o kadardı.
-- Peki ama artık iş de işten geçti Tayfun.
-- Benden de sizlere peki o zaman.
Ali Fuat ise bu sözün anlamını çözmek adına Tayfun�a.
-- Bizlere neden peki dedin ki?
-- Orası da bende kalsın başkan ama şunu bilmenizi isterim ki ben bunu önceden de sonradan da olsa duyduğum andan itibaren bir şey yapmayacaktım zaten umarım beni anlamışsınızdır.
-- Anlıyorum.
Der Daniel.Ali Fuat ise bir şey demeden durup kalır öylece.Ve durumun daha da olduğundan farklı olmasını istemiyordu.Bu yüzden karşısında oturan Tayfun�a bakarak der ki ona
-- Bu andan itibaren benim diyecek hiçbir şeyim yok.Gerisi senden ve diğerlerinden gelecek bu gizli toplantıda.
-- İyi o zaman; ama şimdi ne yapacaksınız sorularınız yok mu bana?
O an Daniel araya girmek isteyerek Tayfun�a bakıp ona kendine göre bir şeyler soracakken önce yerinden kalkıp odada bulunan duvarlardan birisine dayanarak odada bulunanlara biraz üsten bakarak herkesi süzerek içinde bulundukları durumu anlamaya çalışır.Sonrasında da Tayfun�a dönerek
-- Peki Tayfun bizimle istihbarat paylaşım antlaşmasını imzalarsın herhalde.
-- Sizlere bağlı bunu imzalamam.
-- Bizim durumumuz iyi.Çünkü önümüzdeki büyük engellerden biri olan Aybars kalktı geriye sadece buna engel olacak kimse olmadığından imza kaldı.
-- Bilemem ama bu antlaşma gizli olmuyor mu biraz diğer kurumlardan?
-- Doğru diyorsun bu antlaşma gizli.Önemli olan istihbarat bunu imzalıyorsa kısacası istiyorsa devletler arasında da kolayca kabul edilir.
-- Neden bende Ankara Emniyet Müdürlüğü ile Ankara�daki istihbaratçılarla yapmıyorsunuz?
-- Demek oluyor ki seninle anlaşmak hiçte sanıldığı kadar kolay değil.
-- Ben sizinle anlaşıp ikna olurumda bunların nedenini ve bağlantıları bilmek istiyorum.Sizce bunu bilmek hakkım değil mi?
Daniel birden olduğu yerden sertçe bakar bir neden olmaksızın Tayfun�a.Tayfun�da kendisine sertçe bir ifade takınarak bakan Daniel�e o da tavır alır.Ali Fuat ise bu bakışmaya bakarak durumun hiçte sandığı kadar sakin olmayacağını ve de bu antlaşmanın kolay sağlanmayacağını hissetmeye başlar.Ortamı düzeltmek için Tayfun�a
-- Tayfun sende işi zorlaştırma.
-- Ben bir şey yapmıyorum Ali Fuat sadece olanları anlamaya çalışıyorum.
-- Ya ben buradakilerin aralarında sorun çıksın ya da bir tartışma ile kavganın ortasında kalmayı istemiyorum.
-- Ben kabul edeceğim; ama ikna için nedenini bilerek razı olmaya çalışıyorum.
-- Peki Tayfun öyleyse dediğin gibi olsun.
Diyerek arkasında duvara dayalı duran Daniel�e dönüp
-- Hadi anlatta bitisn bu çile bu anlamsız tartışma.Ben bu antlaşmayı epeyce bir zamandan beridir bekliyorum..
Daniel siniri artmış bir halde karşısında duranlara bakarak; ama daha çokta Tayfun�a bakarak
-- Duymak istediğin şeyleri söyleyeyim sana.Bu antlaşmayla Türkiye sınırları içerisinde güvenliği tehdit eden durumda derhal bizim yoğunca çalışan ve işleyen teknolojimizle birlikte size yardıma geçeceğiz.Ayrıca şu Hizbullah veya pkk gibi örgütlerin işlevlerini ve de ybu örgütlerin yapmaya çalıştıkları şeyleri biz ve sizler birlikte hareket ederek bulup bunları imha edeceğiz.
-- İşte şöyle anlatında bende imzalayayım.
-- Ne yani?
-- Tamam diyorum hepinize bu odadakilere.Önümeimzalanacak kağıdı getirinde imzalayayım.
Ali Fuat birden Tayfun�un bu ani kabul edişiyle birlikte sevinir oturduğu yerden hemende yanında oturan Osman�a.
-- Fırla hadi Osman kağıtlar imzalanacak.
Osman ise hızla oturduğu yerden kalkıp büyük bir hızla fırlayıp 1 dakika içerisinde imzalanacak olan kağıdı olduğu yerden alarak odaya dönüp getirir.Odaya girdiği gibi dosya içinde bulunan kağıdı Ali Fuat'ın önüne bırakır.Ali Fuat ise dosya önüne konduğu gibi saniyesinde kendisine uzatılan kağıdı imzalar.Sonra Osman ve Tom'da gerekli yerleri imzalayarak beklerler.Bu ikili protokolü sağlayan Daniel ile Ali Fuat'ın yardımcıları olması sebebiyle imzalarlar.Daniel'de gelip yerine oturur ve o da antlaşmayı birkaç saniye nasılmış diye inceledikten sonra imzasını atar kağıda.Daniel'de kağıdı imzalamasının sebebi amerika istihbaratının şeflerinden birisi olması hususuyla bunu yapar ve kağıdı imzalaması gereken isim olan emniyet şefi Tayfun'a uzatır.
Daniel kağıdı uzattıktan sonra Tayfun ise kağıdı alıp birkaç göz atışı yaptıktan sonra cebindeki kalemi çıkartır.Tam da imzayı atacaktı ki kendisinin atacak olan imzasını merakla bekleyen Ali Fuat ile Daniel'e bakar.
''Benden bunu istediğiniz kesin?''
''Neden seni buraya çağırdık sandın ki yoksa başka bir şeyden bahsedeceğiz zannettin?''der Daniel, Tayfun'a.Tayfun ise karşısındaki ikiliye
''Ben imzalamazsam sorun olur mu bu antlaşma?''
''Tabi ki de imzalayacaksın Tayfun.Yoksa bizden şüphe mi ediyorsun?''demesiyle Ali Fuat'ta, Tayfun'un bulundukları ortamda bir şeylerin gizlice döndüğü anladığını sanır.Ama Tayfun zaten her şeyi biliyordu.
''Ben bu kağıdı imzalarım ama düşünüyorum ki ben bu antlaşmaya imza attıktan sonra geride cezaevinde kalan Aybars'a ve ailesine ne olacak?''
''Sen Aybars'ı boşver Tayfun.''der Daniel.Ama Tayfun bir garanti istiyordu bu hususta herkesten o istek ise
''Adamı bir şekilde ben karışsamda harcayacaksınız ama bari annesine veya başka kimsesi varsa onlara acıyın ve affedin.''
''Bizden bunu isteme Tayfun.''
''Neden böyle düşünüyorsun ki Daniel.Siz zaten Amerika-İsrail-Türkiye iş birliğini sağlamışsınız.Sadece bir kadın veya onun birkaç yakını sizin planlarınızı bozacak.''
''Orası hiç de belli olmaz Tayfun.''araya Ali Fuat girer ve der ki
''Sizler bunları mesele etmeyin.Asıl bizler Aybars'ın nasıl yok olacağının keyfini çıkartalım.Ve bu iş birliğinin daimi olması işin vereceğimiz uğraşları düşünelim.''Tayfun, Ali Fuat'ın sözlerine sinirlenerek der ki
''Bırak boş konuşmayı Ali Fuat.Elbet ben bunu imzalarım ama sizler birkaç masuma bari acıyın.Eğer bu acıma duygusu sizde kalmamış ise yarın bir gün masum olmayanlara da fazlasıyla şiddet gösterirsiniz.Belki de aranızda büyük bir kavga bile çıkabilir bu bencilliğinizden ötürü.''dedikten sonra kimse ağzını açamadan kalsa da Tayfun kağıda imzayı atıp kağıdı Ali Fuat ve Daniel'in önüne doğru uzatır.
Daniel ise bu antlaşmanın ilk ayağını bitirdiğine sevinerek daha sonra ki safha olan İsrail ile Amerika istihbaratlarına nasıl imzalatacağını şimdiden planlamaya başlar.Ve bunun içinde birkaç cinayeti şimdiden düşünmeye başlar bir başına.Ve bu sayede Türk istihbaratını kendisine ve Amerika istihbaratına bağladığına da sevinir gizliden gizliye.Artık her şey ve zaman Amerika için ve çıkarları için işliyordu.Hem de çok hızlı bir şekilde.O sırada ise Enginkan arabasını gizli yerin girişine park edip arabasından da inerek sonrasında da girişe gelir.Girmek için kapıya yöneldiğinde ise kapı önünde duran 3 adamdan birisi Enginkan'ın önüne çıkıp
''Ne oldu Enginkan bu ne sinir böyle?''
''Yok bir şey hem sen işine baksana.''
''Bakıyorum ya işte.''
''Nasıl yani ne diyorsun sen bana?''
''Sizleri arkadaşlarla birlikte koruyoruz ya.''Enginkan sinirlenerek adamın ağzının ortasına bir yumruk atar ve adamı yere serer sonra da arkadakilere bakarak.
''Ne oldu sustunuz kaldınız birden.''Diğer iki adamdan birisi
''Sen onu yanlış anladın Enginkan o sana toplantı başlayalı yarım saat oldu çok geç kaldın demek istedi içeridekiler kızmasın demek istedi.''
''O zaman doğru konuşsun ve doğru desin bana benim affım yok anladınız mı?''
''Tamam bu kadar da sinirlenmene gerek yok.''
''Hem size ne ki bana kızmaları.Hem bana da kimse kızamaz tamam mı?''
''O niye ki Enginkan?''
''Niyesi olur mu siz duymadınız mı yoksa?''
''Neyi duymadık mı?''Enginkan karşısındaki adamın omzuna elini atarak der ki ona
''Aybars'ı aldılar içeriye.Aybars artık polislerin elinde ve işimiz zor.Hem operasyonda bitti.Sonra operasyon olursa da gurbette olacak gibi Ali Fuat öyle dedi.''
''Yapma ya demek o kadar da zor bir durumdayız ha!''
''Ne sandın ya?''adam Enginkan'ın ayak üstü uyduklarına daha doğrusu söyledikleri doğru olsa da Enginkan'ın araya birkaç yalan kattığından dolayı adamı kandırır.Aybars'ı düşürdüğü durum gerçek olsa da başkaları demesi de yalandı.sonrasında ise adama
''Hadi sonra görüşürüz beyler.''diyerek içeriye koşar adımlarla gider.Adam ise Enginkan'a
''Sana da iyi terlemeler.''der.Çünkü Enginkan içeride kötü bir tepki bekliyordu.Ama Enginkan bu söze gülümser ve devam eder yoluna.gizli yerde ilerler bir başına ve uzunca iki koridoru geçtikten sonra son dönemecide döner ve de sonrasındaki kapı önünde iki kişiyi görerek yanlarına doğru gelir ağır adımlarla.İki adamda Enginkan'ı görmesine rağmen sorun çıkmaması için yol verirler ve beklerler oldukları yerde.Enginkan'da geçerken adamlara sağolun der ve kapıyı tıklatmadan direk açar kapıyı.Odadaki herkes ise kendisine bakıyordu.Daniel, Enginkan'ı gördüğü gibi sinirli bir halde der ki ona
''Neredesin sen yarım saattir?Tam yarım saar önce çağırmıştık seni buraya.''
''Biraz kafamı dağıttım da ondan böyle geç geldim.''
''Yoksa vicdanın bir şey mi dedi yaptıklarından dolayı.''
''Hayır.Vicdanım hepinize bir şeyler dedi.''Ali Fuat anlamayarak Enginkan'a
''Ne demek istiyorsun sen ya?''
''Diyorum ki bunları Aybars zaten öğrenecek.Sonrasında da onu Yıldırım'ın oğulları öldüremezse hepimizin ifadesini tek tek alacak ve sonumuzu getiren adam olacak.Bence ona göre davransak iyi olur biraz.''Daniel bu sözler üzerine
''O öyle kolay olmaz Enginkan.''
''Görürsün ben o adamla beş yıl çalıştım.Ne kadar da kararlı, sabırlı, cesur ve de hiçbir ihaneti kabullenemeyeceğini de bilirim ben.Hatta bunları başkan Ali Fuat'ta biliyor.''
O an Ali Fuat adının geçmesi nedeniyle dönüp Enginkan'a daha da dikkatlice bakarak der ki
''Dediklerinin hepsi de doğru.O ölmezse Enginkan'ın dediği gibi sonumuzu getirebilir.ve bunların yanına seni de alır Daniel.'en sonda Daniel'e bakıp söylemesi ise Daniel'in bu söylenenlere gülüp geçmesiydi.Ve Daniel ise devam eder Aybars'ı kendisinden küçük görmeye der ki bunun için
''Bu ne be adam şeytan mı yoksa başka bir şey falan mı kısacası gizli bir mahluk mu bu Aybars?''Enginkan ise Daniel'e
''İyi o zaman böyle rahat olup öldürülmesini bekleyeceksen Aybars bir şekilde kurtulur ve 10 yıl sonra mezarını kazabilir.Bizlerde seni mezarda bekliyor olabiliriz.İlk duruşmadan sonra öldürmek için her gün sayabilir.''Daniel son söylenenler üzerine iyice sinirlenip kendisine söylenenler için
''Öff! canımı sıktınız.Otur şuraya Enginkan.''
''Gerek yok hem siz antlaşmayı yapmışsınız.''der.Çünkü masanın üzerindeki imzalanmış kağıdı görerek
''Lan niye geldin o zaman buraya yakında gideceksin bizimle birlikte buralardan.''
''Ne gitmesi ya ben burada kalıp evleneceğim ve Ali Fuat'la çalışacağım.''Ali Fuat ve diğer herkes şaşırır kalır Enginkan bu sözlerine dediklerine.Daniel ise şaşkında olsa Enginkan'a bakıp
''Ne diyorsun sen bizlere?''
''Gayet net anladın Daniel.Numara yapma bana.Aybars'ın eski sevgilisiyle evleneceğim ben.''Bundan sonra masadaki herkes iki kat daha şaşarlar duyduklarına.Daniel ise adamının kendisiyle gelmemesini içerleyerek sinirli bir halde
''Ne yaparsan yap nerede kalırsan kal ama büyük mevkileri kaybettin ona göre.''
''Olsun burada da yükselebilirim.Hem nesi var burasının hem buraları daha tehlikeli, çalkantılı yerler.''
''O yüzden mi evleniyorsunda kalıyorsun buralarda?''
''Hayır sevdiğim kadın burada ve buraları Amerika'dan daha güzel ve daha hoş.Ali Fuat bir süre daha buralarda mafya olarak kalmamı ve hatta hep öyle kalarak İstanbul'u pis çıkarcı heriflerden temizlememi istedi bende bu teklifi beğendim ve de kabul ettim.''Daniel yanında oturan Ali Fuat'a sinirlice bakıp ona
''Sen ne yaptın Ali Fuat bana?''
''Sadece onu beğenip sevdiğimden burada kalıp benim için çalışsın istedim o da kabul etti.''Daniel sinirlense de bu duruma bakınır kalır.Enginkan ise
''Bana güveniyorsan olur bu iş Ali Fuat.''
''Ama Daniel seni istiyor ya Amerika'ya.''
''Bir şey olmaz sen de beni istitorsan buradayım artık.''
''Sen bilirsin öyleyse sorumluluk sen de o zaman.''
''Öyleyse ben kaçtım patron ve diğerleri.''diyerek ayrılır birdenbire bulunduğu gizli yerden.Odadaki herkes ise Enginkan'ın bu tavrına şaşırır kalırlar.Daniel ise sakin olmaya çalışarak ayağa kalkarken Tom ile Mcnish'e de işaret yapar kalkmaları için.3'ü birden bu ani kalkışı üzerine Ali Fuat, Osman ve Tayfun'da kalkarlar.Daniel gider ayak Ali Fuat ve yanındakilere der ki
''Enginkan imzalamasa da olur.O artık buranın adamı ve de bize her daim bağlı biri tamam mı Ali Fuat?''
''Hiç şüphen olmasın Daniel onu burada yükseltir ve de her türlü tehlikeden de koruruz.''
''Her neyse bu antlaşmada gayet iyi oldu.Ali Fuat artık uzun bir süre görüşmeyebiliriz.''
''Korkma ya bir gün vakit gelir yine görüşürüz.Daha hem kocamadık ki hayattan kaçıyormuş gibi konuşuyorsun bizlere.''Ve karşılıklı olarak sarılır Daniel ile Ali Fuat sonrasında da ayrılırlar Daniel ve adamları.Ali Fuat ise Osman'a ,şaret yapıp Tayfun'a
''Eee! bize de müsade Ali Fuatcığım.Biliyorsun ki Aybars var bir sürü iş var.Hem sana da iyi görevler.''Ali Fuat ve Osman'da odadan ayrılırlar.Odada tek kalan Tayfun ise odada kendi kendine der ki
''Elbet Ali Fuat sen de Daniel sen de görürsünüz Aybars'a yaptıklarınızı bir gün birilerinden.Aybars benim içinizde olduğumu bilmez ama seni ve diğerlerini bilir ve seni doraya doraya paramparça eder umarım.''
Birden bunun üzerine kendi kendine kahkaha patlatsa da Tayfun.En son kendiside odadan çıkar.Kapıda bekleyen iki adamı görerek onlara
''Hadi sizde gidin buradan.İçeride kimsecikler kalmadı.''adamlar ise
''Emredersiniz efendim.''der.Çünkü adamlar polisti ve Tayfun'a bağlıydı.Tayfun'da yavaş yavaş ağırdan ala ala gizli yerden çıkar bir başına.Polis arabasına binerek gitmeye çalışır.Giderken de içinden der ki
''Hepiniz umarım Aybars'ın silahından çıkacak kurşunlarla ölürsünüz.Ama bu hepiniz için acı acı olacak bir son olsun.Ancak ölüm sizin kurtuluşunuz olsun ve bunu acı acı dileyin Aybars'tan.''diyerek uzaklaşır bir başına gecenin kör karanlığının içerisine doğru gizli gizli.

YER: TÜRKİYE - İSTANBUL VE AYBARS'IN MAHKEMESİ VE DE GELİŞEN OLAYLAR

Aradan bir aya yakın bir süre geçmişti.Ve bu süre içerisinde de Aybars'ı bekleyen yoğun bir mahkeme süreci vardı.Tam tamına 6 duruşmaya çıktı Aybars.Aybars bile bunun neden böyle olduğunu anlayamasa da kaderine küsüp bekliyordu kendisine olacakları.Ama bu sürede rahat olmaya çalışsa da yorgunluk onu yiyip bitirmişti.Bir sabaha daha uyanıyordu Aybars ve bir ay sonrasındaki 6.ıncı duruşması vardı.Yorgunluğa inat yatağından kalkıp giyindi duruşma için.Giyindikten sonra kendisini almaya ve duruşmaya götürecek olan jandarma görevlisi ve Binbaşı Ahmet bey gelmişti tek başına kaldığı koğuşa.Ahmet binbaşı askerleriyle koğuşa gelip Aybars'ı görüp ona
''Ne yapıyorsun Aybars burada böyle.Neyi bekliyorsun ki?''
''Ne yapayım binbaşı cezamı ne zaman keserler diye düşünüyorum kara kara.''
''Niye ki?''
''Baksana bir ay oldu bu gireceğim 6.ıncı duruşma ve her duruşma da iş daha da kötüye gidiyor.''
''O zaman öldürmeseydin Yıldırım'ı.''
''Ne bileyim ben.Yanımda Enginkan adlı arkadaşta vardı ama bir ay oldu ortalıkta yok.Avukatlarda yıpranıyor ben yüksek ceza alayım diye.''
''Öyleyse bunda bir iş olduğunu düşünüyorsun.''
''Bilmem ki birileri işimi bitirmek mi ister bilmem ama bu dava bu kadar da çabuk bitmemeli.''
''Daha da konuşma geç kalacağız duruşmana.''diyerek Aybars'ı 4 askerle birlikte alıp jandarma arabasına giderler.Oradan da arabayla duruşmanın yapılacağı 13.ağır ceza mahkemesinin önüne doğru giderler.O esnada ise Enver ve Turgay Yıldırım ile anneleri Safiye Yıldırım ise duruşmaya erkenden gelmişti ve kapı önünde Aybars'ın gelmesini bekliyorlardı.Tam o anda Aybars duruşmanın yapılacağı yere jandarma arabası eşliğinde giriş yapar.Araba bir kenara gelip durduğunda ise kapı açılır ve açılır açılmaz birçok gazeteci ve kameraman Aybars'a yönelir ve Aybars'ı soru yağmuruna tutar.Neden yaptınız, kimin için yaptınız ve arkanızda kim var gibi sorular soruyorlardı.Aybars isr hiçbir şey demeden tedirgin olsa da askerlerce çıkartılır arabadan ama Aybars bu esnada ne kadar ceza alacağını ve bu duruşma da her şey biter mi diye düşünmeye başlamıştı.Aybars arabadan inerken karşısında bulunan bir sürü kameramanın kamerasından çıkan flaşlarla birlikte bir anlık şaşkınlığa düşer.Ve bu şaşkınlıkta etrafına bakınıp durur.Hiç ağzını açmadan ilerler.Bu mahkeme için Aybars avukat bile tutmamıştı sanki ceza almak ister gibi ve de işlediği suçun çoktan kabullenmiş gibiydi.Ama Yıldırım ailesinin iki avukatı mahkeme binasının giriş kapısında bekliyordu Aybars'ı.Aybars ise yoğun kalabalığın arasından zorda olsa çıkartılıp binadan içeriye giriş yapar.Bu sırada Aybars içeriye giriş yaparken Yıldırım ailesinin avukatlarından biri olan Can Bey, Aybars'a bakarak
''Büyük bir ceza alacaksın.Bu yerlerden kurtulamayacaksın.Kurtuluşun da yok.''der.Aybars buna sadece gülümser ve en fazla 10- 15 yıl ceza alıp kurtulacağım diye düşünür.Aybars içeride ilerlerken annesinin olanları duyduğu bilse de buraya geldi mi diye düşünür ama Aybars'ın annesi Zuhal hanım öğrenmiş olsa da olanları oğlunun düştüğü durumu görmemek adına duruşmaya gelmemişti zaten bundan önce ki duruşmalara da gelmemişti.Bu sırada jandarma askerleri Aybars'ı uzun koridorlardan ve merdivenlerden geçirdikten sonra 3.kattaki duruşma salonuna getirirler.Duruşma kapısının önünde oturan Yıldırım aileside Aybars'ı görür hatta Turgay Yıldırım yerinden kalkar.Fakat onu kardeşi Enver Yıldırım durdurur.Kardeşine bakıp ona der ki
''Antlaştığımız gibi mafya olan benim kardeşim sen diplomasini yap ve en büyük cezayı ya da normal bir ceza aldır yeter ben onu öldürteceğim.''böyle dedikten sonra karşıda bir banka oturtulan Aybars'ın yanına gelir birdenbire.Askerlere bakarak onlara der ki
''İzin verirseniz özel olarak bir çift lafım var da Aybars efendiye.''askerlerden birisi ise
''Lütfen 2 dakikayı geçmesin ve biraz çabuk diyin diyeceklerinizi.''diyerek 2 asker biraz öteye geçerler.Enver ise eğilip Aybars'ın yanına oturur.Aybars ise Enver'i pek bilmediği ve de tanımadığı için yanına gelene şaşırır.Çünkü bu kişiyi ilk kez görüyordu.Enver ise sözlerine başlamıştı o esnada
''Bak Aybars babamı öldürerek hayatının en büyük hatasını yaptın acaba bunun farkında mısın bilmem ama seni zor günler bekliyor.''
''Demek Volkan Yıldırım'ın oğullarından birisisin sen.''
''Evet ama önemli olan bu değil.''
''Nedir öyleyse söyle de bileyim.''
''Asıl önemli olan dost bildiklerinin dost olmayabileceği bunu hiç mi hiç aklının bir köşesinden çıkarma.''
''Ne demek istiyorsun sen bana?''
''Şimdi bu dediğimi anlamadın ama ileride anlayacaksın sana ihanet edenleri.Cezan ne olursa olsun az veya çok bilmem ama cezanı aldıktan sonraki her gün ölüm korkusuyla yaşayacaksın.''
''Demek öyle beni tehdit ediyorsun.''
''Sen nasıl diyorsan öyle olsun.Ama sana 5 yıl şans veriyorum.Eğer şansın olurda ölmekten kurtulursan seni çıkınca ellerimle öldüreceğim.''
''Tamam sen bana meydan oku ama beni hafife alma o yüzden gösterebildiğin kadar göster gücünü.''
''Dedikleri kadar varmışsın vallahi.''
''Kim ne demiş ki benim hakkımda.''
''Kendisini cesur sanan geri zekalının birisisin sen yani zavallı birisisin.''Aybars sinirlense de mecburen daha fazla ceza almamak ve iyi halden sayesinde az ceza almak uğruna oturduğu yerde kalır öylece.Enver'e ise son olarak
''Sen beni öldüremezsen bil ki çıkınca seni ben kendi ellerimle bizzat öldüreceğim.''
''Ay! çok korktum Aybars.''diyerek kalkar yerinden ve kardeşi ile annesinin yanına döner.Ama arada dönüp Aybars'a bakıp son olarak der ki
''Ailene şimdiden elveda diyebilirsin.Anneni ve başka yakının varsa şimdiden öldü bil onları.''Aybars bir an büyük bir boşluğa düşerek kalakalır öylece.Bir şey diyemeden kalır Aybars.İçinden ise
''Çabuk ol be kerem.Annemiz öldürülmeden gel buraya.Hiç durma olduğun yerde.''der ve bu isim kardeşinin ismiydi ve annesini kurtarması için yalvarıyordu ona.Ama o anda mahkemenin müşaviri ise
''Davalı Aybars Çetindağ ile Davacı Yıldırım ailesi.''diyerek bağırır ve içeriye çağırır tarafları.herkes içeriye girer.Bazı gazeteciler ve duruşmayı izlemek isteyenler yani vatandaşlarda içerdeydi.Duruşmanın hakimi ise taraflara
''Davalı sanık ile davacı olan kişiler burada.Herkesin huzurunda duruşma başlamıştır.''der ve sonra Aybars'a dönüp
''Verdiğin ifadeyi kabul ediyor musun?Bak seni koruyacak ve yanında olacak hiçbir görgü tanığı yoktur.Ona göre ifaden söylediklerini aynen diliyor musun?''
''Kabulümdür hakim Bey.''diyerek aslında değiştirilmiş olan ifadesini kabul eder ama kendisi emniyet müdürlüğünde verdiğini sanar.Hakim ise devam ediyordu.
''Aybars senin herhangi bir avukatında yok.Kendini nasıl savunduğunu bilsende hala bir avukat alabilme hakkın var
''Gerek yok efendim.Ben kendime ve ifademe güveniyorum.''
''Sen bilirsin evladım.''diyerek Enver Yıldırım'ın avukatına Can Beye dönerek ona der ki
''Siz bir şeyler eklemek istiyor musunuz.?''
''Tabi ki de eklemek istediklerimiz var.''
''Müvekkillerim olan Enver ve Turgay Yıldırım Beyler masum olan babalarının hiç tanımadığı ve de ifadesinde de kabul ettiği gibi hiç bilmediği, tanımadığı bir adam tarafından öldürülmüştür.Hem zaten bundan önce ki duruşmalarda da sizin istediğiniz bazı dosyalarla birlikte her şey ortada ve artık davanın bitmesini ve zanlının gerekli cezayı almasını diliyoruz.Ayrıca zanlının ifadesi de bu suçu kabullendiği ve hiçbir tanığı olmadığından da gerekli olan büyük cezayı bekliyoruz sayın mahkememizden.''Aybars ise duyduklarının arasında birkaç bilmediği bir şeyler olduğundan şok olsa da ağzında kelimeler sanki tutuklu kalmış gibi tutuklu gibi kalır öylece ve konuşamaz.Avukat Can Bey ise devam ediyordu konuşmasına.
''Kısacası efendim bu dava daha ilk duruşmasından beridir belli olan bir suçun artık ceza alması gerektiğini bu gün belli ediyor.Her şeyi bu kadar da uzatmaya ve zaten suçunu kabullenmiş birisini ve de silahları bir başına bularak kendi başına bu suçu tehlikeli bir silah olan bazuuka ve taramalı silahlarla yaptığıda criminal inceleme ile aşikardır.Onun içindir ki davacı tarafı olarak biz mühebbet hapis talep ediyoruz sayın mahkemeden.Hatta bir hücreye tıkılıp bütün cezayıda bu hücrede geçirmesini diliyoruz.''Turgay ise avukatın niye hücre cezası istediğini anlamayamaz ve kardeşine dönüp ona
''Bu avukat ne diyor abi adamı biz öldürmeyecek miydik?''
''Evet.''
''Ama bu avukat adamı eceli ile öldürmeyi planlıyor olsa gerek.Hem Ali Fuat her şeyin çabuk olmasını ve hakimi ayarlamadı mı ya?''
''Sen bu işlerin kitabını okumadın mı?''
''Okudum da...''
''Avukat 5-10 fazla istiyor ki hakim iyi haldi, şuydu buydu derken hücre cezasını bile normal koğuş cezasına çeviriverir.Hem bizim için alacağı ceza değil kalacağı yer alacağımız zafer değil mi kardeşim.''
''Tamam abi de hakimin ters karar verme ihtimali de var.''
''Ali Fuat bizim için boşuna antlaşma yaptı sanıyorsun sen.''
''Amma üçkağıtçısın sen abi.Her şeyi Ali Fuat'la birlikte en ince ayrıntısına kadar ayarlamışsınız ben boşuna sana dil döküyorum.Hatta hakim bile bizim taraftandır ha!''
''Herhalde böyle düşüneceğim.Eğer hiçbir şey ayarlamazsan Aybars'ı biz değil bir başkası öldürür ben bu keyfi kaçırmak istemem.''diyerek Ali Fuat'ın hakimi, mahkemeyi ve yargıyı hızlı çalışsın diye ayarlaması ile işler Yıldırım ailesi için ilerliyordu.Avukat ise o sırada hakim ile tartışıyordu.Ve istedikleri ceza için.
''Ben ve müvekkillerimin bu konu hakkında konuşmak istemiyor davacı taraf olarak dediklerimizi demiş bulunuyoruz.Çünkü olay belgelerle ve ifadelerle apaçık ortada.''hakim ise avukatın dedikleri için
''Taraflar kendilerini savunduğuna göre ve gerekli istenen belge vs bir şeyinde kalmaması üzerine karar.''der mahkeme salonundaki herkes ve sanık yerindeki Aybars'ta yerinden ayağa kalkar.Hakim son bir şeyler der mi diye Aybars'a döner ve der ki ona
''Eklemek istediğin herhangi bir şey var mı evladım.''
''Ne diyebilirim ki ben ifademi verdim ve ona güveniyorum.İyi kötü bir ceza alacağım ama bunu sizin ve sayın mahkemenin takdirine bırakıyorum her cezaya razıyım hakim bey.''içinden ise
''Bana oynanan bu oyunu öğrenmem lazım.Neden Enginkan yok ve başkan babam yerine koyduğum başkan Ali Fuat burada yok.Acaba bana kim ihanet etti hepsini ve hakan'ın sağ mı değil mi her şeyi öğrenmem gerekiyor ve de öğreneceğim.''der bu sırada konuşması sırasında hep Enver'e bakmıştı Aybars ve ona bakarak içinden kendi kendine bir şeyler der
''Demek ifademide değiştirmiş olacaklar ki avukatta, Enver'de, kardeşi de çok çok rahat.Ulan üzerime oyun oynayan kim elbet bulacağım.''hakim ise kararı açıklıyordu o sırada.
''Sanığın iyi haline bağlı olarak olayın apaçık ve belgelerle ortaya konması üzerine 10 yıl ceza hapsine karar verildi.Hücre veya mühebbet cezası isteği de reddilmiştir ve sanık cezasını her insan gibi herkesin kaldığı bir koğuşta geçirecektir.''Avukat ise arkasına dönüp müvekkillerine bakar cezayı onaylatırcasına Enver ile Turgay ise gülümseyerek derler ki
''Bu iş 10 yıl içinde bitecek.''derler.Hakim davayı bitirse de Turgay ile Enver verilen cezaya içlerinden sevinselerde dış dünyaya kızgın görünerek ikili oynamaya devam ederler.Mahkeme çıkısında Aybars'a yaklaşıp bir şeyler demek isterler ama Aybars önce davranarak iki kardeşe
''Siz bana 5 yıl ben ise size 10 yıl müllet veriyorum Enver ve Turgay.''Enver buna gülerek karşılık verip Adliye binasından ayrılırlar.Enver, Aybars'a gider ayak burada çürüyeceksin der.Aybars'ta jandarmanın eşliğinde arabayla son gününü geçireceği Bayrampaşa cezaevine götürülür.Enver ise Aybars'ın bulunduğu araba giderken arkasından bakınarak
''Elbet can vereceksin Aybars.''diyerek ve hemen öldürme planlarını hazırlatmaya başlar kardeşiyle birlikte.O esnada ise mahkeme önünde birisi daha bekliyordu bir arabanın önünde.O isim ise Aybars'ın adamı olan Hakan'dan başkası değildi.Ve Hakan kendisini çoğu kişinin tanımaması üzerine mahkemeye gelmişti ve kendisini yetiştirip buralara getiren patronu ve abisi olan Aybars'a ve giden arabaya bakarak der ki
''Aybars abi elbet o cezaevinden çıkacaksın ve aramıza geri dönüp her şeyi düzelteceksin buna adımın Hakan olması gibi inanıyorum.''diyerek arabasını çalıştırır ve mahkeme önünden hızlı bir şekilde ayrılır.

YER: TÜRKİYE - İSTANBUL VE BAYRAMPAŞA CEZAEVİ

Aybars bayrampaşa cezaevinde tutulduğu küçük ve daracık bir hücrede yarın götüreleceği Samsun kapalı cezaevi yolculuğu öncesi dinlemeye bir de kafasını toparlamaya çalışıyordu.Saat ise 23:00'ü bulmuştu.O an ise gardiyanlardan birisi Aybars'ın kaldığı hücreye gelerek önce hücrenin küçük açıklığından içeriye Aybars uyuyor mu diye bakar.Ama Aybars'ı görüp onun da düşünceli bir şekilde oturup durduğunu görünce hemen kapıyı açıp Aybars'a
''Hadi Aybars efendi çıkıyorsun.''
''Ne oldu ki bu saatte yoksa beni Samsun'a mı götürüyorlar?''
''Yok be Aybars efendi.Bir şey olduğu falan yok.Sadece bir ziyaretçin var o kadar.''
''Ziyaretçi mi hem de bu saatte.O nasıl iş ya bu saatte nerede görülmüş ziyaretçi geldiği.''Aybars bu işe şaşıp kalmıştı oturduğu yerde.Gardiyan ise durumu açıklamak için Aybars'a.
''Özel izin alan birisi seni görmek istiyor.''diye açıklar durumu
''Peki kimmiş bu ziyaretçi erkek mi yoksa kadın mı?''
''Kim olduğunu bilmiyorum ama gelen kişi erkek.''
Aybars bir an olduğu yerden sevinir.Kardeşinin geldiğini hissedip hemen kalkar oturduğu yerden.Gardiyanla birlikte hücreden çıkıp görüşme odasının yerine geçerler.Aybars olduğu yerde duramadan sevincinden bir zil takıp oynamadığı kalmıştı ama bu sevinci karşısında Enginkan'ı görünce yerini şaşkınlığa bıraktı.Aybars ağır adımlarla Enginkan'ın yanına gelir.Gerçi arada tellerde olsa da oturur yerine.Gardiyanda görüşme odasının kapısının önünde bekliyordu görüşmenin bitimine kadar.Enginkan ise karşısında şaşkın bir halde duran Aybars'ı görüp hemen meseleye girer hiç beklemeden.
''Çok üzgünüm orada seni bıraktığım için ama polisler geliyordu nereden duydular bilmem ama onlar gelince gitmek zorunda kaldım.''
''Olsun ama benim şaştığım nokta ben başka bir ifade verdim ve senin yanında olduğunu söyledim hatta Ali Fuat'tan bile bahsettim ama birileri ifadeyi değiştirmiş.''
''Nasıl yani?''
''Ne bileyim.Herhalde beni sorgulayan komiser mi yoksa arkamdan iş çeviren ve bana komplo kuran ya da kurmaya çalışan birileri değiştirdi bilemem ama ben bu kadar cezayı hak etmedim ama ben o suçu işledim bir kere.''
''Yani 10 yıl yatmayı kabul ediyorsun.''
''Etmiyorum desem ne olacak ki.Beni buradan alacaklar mı ki ben dediğini diyeyim.''Enginkan, Aybars'ın az da olsa değiştiğini ve olayları normal karşılayıp normal gördüğünü anımsar.
''Peki bize komployu kim kurdu bizi kim ayırdı dersin.''
''Bilmiyorum Enginkan ama 1 aydır bunu düşünüyorum.Burada kaldığım hücrede kalmak her şeyi düşünmemi sağladı ama hala bana bunu kim ya da kimler yaptı bilemiyorum.''
''En azından bir fikrin yok mu bu hususta.''Enginkan ise gerçekleri söyleyecek gibi duruyordu ve bunun için vakit kolluyordu.Aybars ise
''Sanırım amerikan istihbaratı bu olayı duydu herhalde ki o yüzden başarılı olacakta ben şimdi burada duruyorum.''
''Diyorsun ki bu işi CIA yaptı.''
''Olabilir ;fakat onlar bir şey yaparken Ali Fuat Beyin bir şey yapmaması beni ayrıca şaşırttı.''
''Belki bu dediklerinin olabilir ayrıca üzücü bir haberim var sana.''
''Neymiş o haber?''
''Gerçi sana tek haber değil birçok haber vereceğim.''
''Bekletme adamıda anlat söyle.''
''Biz operasyondayken mekana birileri saldırı düzenlemiş.Ve birileri bütün adamlarımızı öldürmüş.''
''Ne hepsi mi ölmüş?Hiç kurtulan yok mu aralarında?''Aybars aslında Hakan'ı merak ediyordu.Enginkan ise devam ediyordu anlatmaya
''Sadece Hakan kayıp herhalde ama birileri cesetler arasında onu da gördük diyor ama hiç belli değil yaşayıp yaşamadığı.Artık ne kadarı doğru bilemiyorum.''Aybars hemen anlar Hakan'ın yaşadığını çünkü ortalıkta ceset yoksa ve hiç bir iz bulunamıyorsa elbet yaşıyordur.Enginkan ise hala devam ediyordu sözlerine
''Ayrıca çok çok önemli bir itirafım var sana Aybars.''derken Aybars merak içinde kalarak bekler Enginkan diyeceklerini Enginkan ise cebinden cüzdanını çıkartıp içinden iki kimlik aldıktan sonra ikisini birden Aybars'a göstererek
''Ben aslında amerikan vatandaşıyım ve asıl adımda George Townsen'dir Aybars bunu demek istedim.''Aybars iki nüfus kağıdına da bakıp üzerinde yazılanlara göz gezdirdikten sonra şaşkınlıktan aklı karışır birdenbire Aybars'ın.Bu yüzden tellere tutunmayı seçip daha da şaşırmamayı bekler öylece Enginkan'a bakarak.Enginkan ise Aybars'a der ki
''Ayrıca sevgilin olan Makbule ise beni seçti.Ve sen ondan şüpheleniyordun ya o şüphelendiği kişi benim işte ve bir yıldır beraberiz Makbule ile.Seni benimle aldatıyordu ve şimdi her şeyimizi sana söylemek istedim.''Aybars, Enginkan'ın bu itirafları üzerine duyduklarına şaşırsa da Enginkan itiraf üzerine itiraf yapsa da bir şeyler demeden bekliyordu Enginkan daha neler yumurtlayacak diye bir başına şaşmış bir halde.Enginkan ise nam-ı değer George ise anlatmaya ve itiraflara devam ediyordu cesurca ve utanmadan.
''Dahasıda var Aybars.Aslında bunları söylememi Ali Fuat istemedi ;ama yine de söyleyeceğim.''Aybars sakin bir tavırla
''Dinliyorum sen söyle...''demekle yetinir sadece.
''Bu Volkan Yıldırım cinayetiyle operasyonun bittiği doğru ;ama aslında asıl senin işin bitti.Ve Ali Fuat'ta ve adamı Osman'da benim bir zamanlar patronum olan Daniel Marx ve yardımcısı Tom Guesling'le antlaştı .Ve de benden yardım istedi hepsi birden.''Aybars şaşmaya devam ediyordu ama dinlemek en iyisi diyerek susmayı tercih ediyordu.
''Ben de seninle operasyon için ayrıldığımız an en yakın bir karakolu arayarak seni yaptıklarından dolayı ihbar ettim.Sen de operasyon bitiyor diye her dediğimi bal yer gibi yedin ve hiçbir şey de anlamadın.''Aybars duyduklarına şaşırsa da hatta gerçek olmamasını dilese de Enginkan'ın bu sefer doğru söylediğine inanır.Enginkan ise anlattıkça açılıyordu ve anlatmaya devam ediyordu.
''Ayrıca Amerikan- Türk istihbaratları antlaşması yapıldı ve senin ruhun bile duymadı bunları.Bu antlaşmanın yapılabilmesi için senin gibi bu antlaşmanın önünde kaya gibi duracağından seni seçti amerikalılar ve ayağını kaydırıp antlaşmayı imzaladılar.Sonrasında ise babalarını ölüme yollayan iki kardeşte umarım seni tehdit etmişlerdir.''
''Evet son duruşmada aynen dediğini yaptılar.''
''Öyleyse o vakit her günün ölümün sıcaklığını sana tattırmak isteyecekler ve bilerek babalarını sana öldürtselerde ölümü sana tattırmak için intikamın soğukluğuyla savaştıracaklar seni.Sonra de kalan bir iki şey ise...''
''Çabuk de o zaman daha uyuyacağım.''Enginkan, Aybars'ın bu ilginç tavrına şaşsa da devam eder.
''Ailene ve Makbule'ye elveda de.Çünkü birisini ben diğerini de kara toprağın olacak.Ve son itirafım ise çok güvendiğin hatta baban yerine koyduğun herif olan Ali Fuat 5 yıl boyunca beni kabullendi ve ne olduğumu da senden gizledi.Ve bunların hepsini de antlaşmanın imzalanması için yaptı.Antlaşmadan aldığı parayı ise bazı iş adamlarına bunların içinde senin çarpıştıklarında var.Ayrıca o paradan diğer nasiplenler ise adamı Osman'a ve de bana verdi.Antlaşma yapılsın diye amerikalılara tereddütsüz seni sattı ve ölümünü sağlayacak bu planı işlerliğe koydu hem de bizzat kendisi.Sen de böylece baban yerinde koyduğun adamın ne mal olduğunu.''Aybars iyice şişsede bu itiraflardan sonra yine de Enginkan'a bakıp
''Başka itirafın kaldı mı ha?''
''Yok.''demesiyle Enginkan'ın.Bunun üzerine Aybars bir sinir küpü gibi yükünü dışarıya atar ki Enginkan'ın şaşkınlık içinde kalmasına neden olur.Aybars tellere vura vura Enginkan'a sinirli bir halde
''Hiç birinizi yaşatmayacağım hain köpekler.''Dİye bağırıyordu odada.Ve bunun üzerine Enginkan, Aybars'ın bu tavrında korkarak geri çekilir birkaç adımla tellerden.Aybars'ın yaptıkları ve siniri Enginkan'ın küçük dilini yutturmuştu.
Aybars ise çılgın bir şekilde telleri alıp yerinden sökmek için uğraşıyordu.Kapıdaki gardiyan ise Aybars'ın çıldırdığını görünce yanına 4 gardiyan daha alarak odaya girer.Aybars arkasına bakıp gardiyanları görünce sinirini ve hıncını gardiyanlardan almak isteyerek hemen anında atağa geçer gardiyanlara doğru.
Önde olan iki gardiyana aynı anda uçarak tekme atar ve ters takla ile geriye yerine gelir.Anında iki gardiyanda ne olduğunu anlamadan sarsılıp kalır yerde öyle boylu boyunca.Gardiyanlar ise Aybars'ı sakinleştirmek istiyordu; ama bu olacak gibi değildi.Aybars önüne gelen gardiyanı alıp havaya kaldırıp fırlatıyordu yere ve duvara doğru.Bütün gardiyanları saniyeler içerisinde yer çalıvermişti Aybars.Kimisine tekme atarak etkisiz hale getiriyordu.Kimisini de yumruklarıyla yere seriyordu.Aybars bu sayede 5 gardiyanı da acımadan döver ve arkadan gelen 10 gardiyanı gördüğü gibi daha da hiddetlenerek öne doğru atılıp gardiyanların üstüne doğru uçar bir kuş misali.Anında uçar ve 10 gardiyanın ortasına düşüverir.Hatta Aybars gardiyanlardan birisini boğazından tutup öldürmeye çalışır.Diğer gardiyanlar ise öküz gibi kuvvete bürünen Aybars'ı durdurup arkadaşlarını kurtarmaya çalışırlar.
Fakat Aybars'ın durmaya ve boğazını tuttuğu gardiyanı bırakmaya niyeti yoktu.Çokça sinirlenmişti Enginkan'ın kendisine yaptığı itiraflar üzerine.Arkada ise Enginkan ise Aybars'tan ve hal hareketlerinden korkarak gitmeye karar vererek arkasına dönüp ilerlemeye başlar.Aybars'ta Enginkan'ın gittiğini görmesi üzerine gardiyanın boğazını bırakıp bir sürü gardiyanın kendisini tutmasına rağmen öne atılarak telleri tekmelemeye başlar.Hıncını her şeyden çıkarmaya çalışıyordu Aybars.Bu yüzden gitmeye daha doğrusu kaçmaya çalışan Enginkan'a der ki Aybars
''Asla hiç birinizi yaşatmayacağım.Ölümü de bana ihanet edenler ölmeden tatmayacağım.''diye bağırıyordu.Enginkan'da, Aybars'ın bir kaplan veya bir aslan kesilişini bir daha görmemek adına kaçarcasına hızlıca birkaç gardiyanın eşliğinde cezaevinden ayrılır.Aybars ise Enginkan'ın gidişiyle biraz sakinleşse de gardiyanlarca dövüldükten sonra hücresine bir çöp atılır gibi atılıverir.Gardiyanlar yarın sabah Samsun'a gidecek diye biraz az hırpalasalarda Aybars fena bir dayak ile karşı karşıya kalmıştı ve hücresinde yorgun ve bitkin bir halde de olsa bile kardeşini aklına getirip ona der ki kardeşi kendisini duymasa da
''Çabuk ol Kerem'im annemizi öldürecekler.Annemiz büyük bir tehlikede.Nerede isen çabucak gel buralara.''der ve yarın sabah için ve yediği dayağın izlerini ve de yorgunluğunu atmak üzerine dinlenmeye çalışır.Ama bu esnada annesi için bir şeyler yapamamaktan dolayı içi içini yiyiyordu yorgun bir halde de olsa.

YER:TÜRKİYE - İSTANBUL VE MECİDİYEKÖY'DEKİ BİR PAZARDA YAŞANANLAR

Aybars'ın annesi Zuhal Hanım oğlunun acısını ve oğlunun hapse düşerek onu uzun bir süre göremeyeceğinden dolayı ve de oğlunu özlemek zorunda kalacağını hisseder bir başına.Ayrıca oğluna birm şey olmasın diye de artık her gece ve her an dualar edip durur.Her an Allah'a yalvarır olmaya başlamıştı Zuhal Hanım.Artık oğlu Aybars için yaşamak istiyordu ve bir an önce Kerem'ini de görmeyi diliyordu kendisini yaratan Allah'tan.Oğlu 10 yıl ceza alsa da bekleyecekti ve bu cezayı hem fazla buluyordu hem de oğluna yapılan bir haksızlığın olduğunu düşünüyordu ;ama gerçi Zuhal Hanım böyle düşünse de mahkemeye bile gitmemişti ama bir annelik içgüdüsüyle böyle hissediyordu.Ayrıca komşulardan da oğlu hakkında sürekli dedikodular duyuyordu.O böyle olması istemiyordu ;ama şartlar bunu gerektiriyordu ve Zuhal Hanım susmayı tercih ederek oğlu hakkında ne laf ediyordu ne de laf ettiriyordu.
Oğlu Aybars'ın ceza almasından bir gün sonra evde yiyecek adına hiçbir kalmamasından ötürü kendisine yetecek kadar ve kapısını çalan komşularına ikram edecek kadar yemeklik bir şeyler almak için bulunduğu semtteki pazara doğru gider evinden alel acele çıkarak.Zuhal Hanım pazara gelip bir süre kadar dolaştıktan sonra pazarın diğer bir tarafına ne var ne yok diye bakmaya karar vererek pazarın bakmadığı kısmına doğru yönelir.O esnada pazarın girişinde birçok araba arasından gizlenmiş olarak duran mavi renkli bir porsche ve onun içerisinde bulunan Enver Yıldırım ile Turgay Yıldırım ve de bir adamı ile şoförüyle birlikte bekliyordu bir şeylerin olmasını.Enver Yıldırım birden arka koltukta otururken ön koltukta şoförün yanında oturan adamına seslenerek
''Oğlum baksana bir bana.''Adam ardına dönerek patronuna
''Buyrun efendim ne oldu.''
''Pazardaki adamımızın durumu ne?''
''Efendim adamımız yaşlı kadını adım adım takip ediyor.Sadece bir işaretinizi bekliyor adam.''
''İşaret vermesi kolay da adamı kalabalık içinde muhakkak yakalarlar.Onun için kadının pazardan çıkması lazım.Ancak o vakit bu iş olur ve kadın ölebilir.''Turgay sessizliğini bozarak Enver'e der ki
''Adam profesyonel birisi değil mi?''Enver kendinden gayet emin bir halde olarak
''Tabi ki öyle.''
''Eee! ne bekliyoruz o zaman.İşini çabucak yapsın da buradan gidelim.''
''Ya sen ne diyorsun Turgay.Adam işinde usta ;ama her ne kadar da usta da olsa kalabalık içinde bu iş zor.''
''Zor felan değil Enver.Artık o kadın ölecek.''
''Ne oldu sana böyle Turgay.Kan ister gibi duruyorsun karşımda.''
''Ne yapayım o Aybars babamızın kanını döktü.''
''Biliyorsun ki bunu da biz istedik.''Turgay bunu bilse de yine de kardeşine
''Olsun bizde onun annesini herkesin içinde öldürelim ki herkes bizim ne kadar da büyük olduğumuzu görsün.''
''Peki öyleyse Turgay.Dediğin gibi olsun bakalım.''diyerek öndeki adamına dönüp
''Oğlum adamla derhal irtibata geç ve iş bitirmesini söyle.''
''Derhal efendim.''diyerek adam telefon eder ama konuşurken telefon yerine kulaklığını takar.Çünkü adamla kulakluk sayesinde irtibat kuruyorlardı.Ve adam karşısında kendisini duymayı bekleyen adama
''Yasin orada mısın?''
''Evet seni dinliyorum Hüseyin.''
''Patronumuz işi hemen yapmanı istiyor.''
''Olur mu öyle herkesin ortasında bir yaşlı kadını öldürmek.''
''İtiraz etme bana Yasin.Patron ne istiyorsa o olacak.Sen bize kalabalık içinde yapabilir misin onu söyle?''
''Ne yapayım...''der sonra ama bir-iki saniye düşündükten sonra Hüseyin'e.
''Olur yapacağım.Artık sizin için yapacağım.Siz rahatça gidin mekandan ben halledeceğim.''
''Bir dakika.''diyerek Hüseyin, Enver beye dönüp
''Efendim adam siz gidin ben hallettim gitti diyor.''Enver Bey yerinden fırlayıp
''Olur mu lan.İşi yapsın pazarın girişinden kaçıp gitsin biz de adamı ve yaşanan kargaşayı hatta paniği görelim.Bunu görmeden gitmem.''Hüseyin'de hemen kulaklıkla iletir cevap bekler iş yapacak adam ise
''Oldu yaparım.''diyerek görüşmeyi kapatıp Zuhal Hanıma odaklanmaya başlar.Ceketini hafif aralayıp iç cebine bakar.Nedeni ise hem ne olur olmaz diyerek bir aletle yapamazsa iç cebindekini kullanacaktı.Diğeri ise kadını hangi aletle öldürmeyim diye planlıyordu.Sonra cebinden küçük ve bir o kadar da zehirli iğne çıkartır.Diğer eline de silahı alıp silahı da gizler ceketinin uzun kollu bir elbise olmasıyla silahı ceketin kol kısmında saklar.Sonra da kendi kendine
''Ya bismillah...''diyerek Zuhal Hanıma doğru hızlı adımlarla yaklaşmaya başlar.
Zuhal Hanım ise o an salatalık seçiyordu kendisine.Nereden bilsin Zuhal Hanım ölümün salatalık seçerken başına geleceğini ama öyle başı boş salatalık seçerken bir an bir elin arkasında olduğunu ve gezindiğini hissederek döner bakmak ister ;ama çok geç kalmıştı artık.Çünkü Yasin çoktan iğneyi Zuhal Hanımın srtına sokmuştu bir kere.Zuhal Hanım vücudunda çokça şeyin değiştiğini düşünmeye hatta iyice hissetmeye başlar.Karşısındaki Yasin'e tanımadığı adama son kez baktığında ise adam silahını çıkartır bu seferde.Ve çıkardığı silahı hemen vakit kaybetmeden Zuhal Hanımın kafasına dayar.Zuhal Hanım zehirden ölecekken adam işini garantiye almak adına silahın tetiğine basar ve Zuhal Hanımı olduğu yere yığar bırakır öylece.
Silah sesiyle birlikte bir an içinde halk paniğe düşer.Adam ise bu karmaşadan yararlanıp koşmaya ve kaçmaya başlar.Halk arasından birkaç cesur kişi adamı yakalamak ister; ama adam silahını üzerine gelen kişilere tutarak kendisine yaklaşanları korkutup olay yerinden uzaklaşmaya başlar hızlı bir şekilde.Tam pazarın giriş kısmına geldiği an arabadan Enver ve adamları kaçan Yasin'i görürler.Enver ön koltukta oturan adamı Hüseyin'e
''Çabuk indirin bu adamı baksana kaçışa ve ortalığı düşürdüğü hali.''Hüseyin ise patronuna
''Derhal efendim.''diyerek diğer bir tarafta bulunan bir adamıyla bağlantıya geçip adamına
''Adam kaçıyor tamam mı?''
''Tamam da ne tarafa doğru gidiyor ya da kaçıyor.''
''Hiç meraklanma adam pazarın giriş kısmında önüne doğru geliyor senin önüne kesinlikle çıkacak uzun siyah paltolu ve kısa dik saçlı sakalsız ve bıyıksız biri tamam mı?''
''Oldu bil Hüseyin abi.''diyerek kendisinin bulunduğu yöne doğru gelen adamı bir arabanın arkasına geçerek bekler.
Yasin ise alt yoldan gelip sağa ya da sola bakınıp nereye döneceğini bakıyordu ki.O sırada ise kaçan adamı öldürmeyi bekleyen adam kafasına tanınmak için bir bere geçirip sadece gözlerini açıkta bırakarak bekler olduğu yerde.Yasin ise koşmaktan yorulup nereye döneceğini bilemeden ve de biraz dinlenmek adına seçim yapmayı bırakıp durduğu yerde durup soluklanır.Ama ardına da bakmayı unutmaz.Ardına baktığında ise görür ki kendisini takip eden kimse olmadığını anlayınca soluklanmayı biraz uzatmaya karar verir.Bu sırada bunu fırsat bilen diğer adamda silahını ayarlamış ve de Yasin'e yöneltmişti.Adamın bir anda fırlayıp gitmesinden korkan adam hiç vakit kaybetmeden tetiğe basar.Ve anında dinlenmeye çalışan Yasin'i beyninden vurarak tahtalı köye yollar.Ardından da hiç vakit kaybetmeden cihazdan olumlu mesajı yollayıp sonra da cihazı yere atıp bir de üstüne basarak cihazı da bozar.Bunu yaptıktan sonra da ardına bile bakınmadan kaçıp gider.
Öte taraftan ise Enver beyin adamı olan Hüseyin olumlu mesaj alınca Enver Beye dönüp
''İş tamam efendim.Artık hiçbir iz kalmadı.''
''Oldu bu günün en güzel haberi de bu oldu.''Sonra kardeşi Turgay'a dönerek
''Ne var kardeşim yüzün gülsün biraz hem kadını öldürdük hem de hiçbir iz de kalmadı ortalıkta.''
''Daha ne bekliyoruz ki.Şirkete gidelimde yeni işlerimiz neymiş bir belirleyelim.''
''Olur kardeşim sen o işlerden sorumlusun ben ise bu işlerden sorumluyum artık her şey eşit ve de adaletli.''
''Tabi haklısın.''der Turgay.Enver ise adamı Hüseyin'e gidelim işareti yapar.Ve mavi renkli porsche marka araba mecidiyeköy pazarın girişinden de pazardan ayrılır.Olay yeri ise tam bir karmaşa içindeydi.Kimisi çocuğuna Zuhal Hanımın cesedini göstermemeye çalışıyordu.Kimisi de ambulans çağırıyordu.Birisi de polisi aramıştı olay yerine acil olarak gelsin diye.Birkaçı da olay yerinde başka bir olay olmasından korkarak kaçıyordu pazar yerinden.
Zuhal Hanım ise yattığı yerde havaya boş boş bakan gözleriyle oğluna ve bir taneceğine kavuşamadan can verir öyle sessizce.Bu saldırıyla herkes birkaç saat içinde bu cinayetin neden yapıldığını ve ölenin hapse giren Aybars'ın annesi olduğu ve de bu yüzden öldürüldüğü herkesçe anlaşılacaktı ama acı bir şekilde.

YER:TÜRKİYE - SAMSUN KAPALI CEZAEVİ

Aybars sabaha karşı çıktığı yolda uyumayı tercih ederek rahatlamaya ve dinlenmeye çalıştı yol boyunca.Onu korumak ve kaçmaması için 5 jandarma askeri de yanında hazır bulunuyordu yolculuk boyunca.Başta Aybars askerlerle sohbet etmek istedi ;ama bir anda o kadar da çok yorgun ve bitkin olduğunu hissedince kafasındaki allak bullaklığı da toparlamak adına sohbet yerine uyumayı seçerek yol boyunca sessiz sedasız mışıl mışıl uyudu.Saat öğle vakitlerini geçip 14:00'e geldiğinde Samsun'a ve kapalı cezaevine varmıştı araba.Yol uzundu ama insanın kendisini ve hayatını da düşündürecek kadar hatta sanki hayattan uzaklaştıracak kadar rahatlatıyordu bu yolculuk.Araba cezaevinin önünde durunca askerlerden biri arabanın arka kısmında dinlenen Aybars'a bakarak der ki
''Hadi kalk bakalım Aybars efendi.''Aybars uyku semesi haliyle uyanmaya çalışırken karşısında kendisine seslenen askere
''Ne oldu asker bey?''diyerek yetinir sadece.Asker ise
''Samsun'a geldik hatta cezaevinin önündeyiz şu anlarda.''
''Vay be bu ne çabukluk.Tamam kalkıyorum asker.''diyerek yattığı yerden doğrulur.Sonra elleri kelepçeli olduğundan askerlerin yardımıyla birlikte arabadan indirilir.Ve yanındaki iki askerle birlikte cezaevinin kapısından giriş yapar içeriye doğru.Diğer 3 asker ise arkadaşlarının zanlıyı yerine bırakmasına kadar geçecek olan sürede dışarıda ve arabada beklerler.Aybars askerlerin eşliğinde cezaevinin avlusundan geçerek müdürün bulunduğu odaya doğru hızlı adımlarla ilerliyordu askerlerle birlikte.Bu arada Aybars cezaevinin bahçesine ve güzelliklerine bakınıyordu ve içinden bu güzellik için
''Burası artık benim evim.10 senede olsa burası benim evim artık.''der ve derin bir iç çeker Aybars.Yanındaki asker ise Aybars'ın bu durumunu görünce der ki
''Ne oldu iç çektiğine göre buranın havasını beğenmedin.İstanbul'u mu özledin?''
''Yok İstanbul'u özlerim ama burasının havası da güzel ve 10 sene boyunca burada olacağımdan alışmam lazım buralara.''
''İyi o zaman buraları İstanbul gibi değildir çabuk alışmaya bak.''
''Olsun İstanbul'da olsam her gün yaşanan pislikleri görecektim.''
''Sen sanki bir pislik yaparak cinayet işlemedin?''
''İşledim ama olsun ben bir kerelik ve görevim gereği yaptım bunu.''
''Tamam sen alışmana bak yeter oldu mu?''
''Alışırım asker bey sen diyorsan onu da yaparım.''demesi ile birlikte iki askerle bir gülüşür Aybars.Fakat bu gülüşme kısa sürer.Çünkü müdürün odasının önüne gelmişlerdi.Aybars kolunda iki asker ile müdürün odasına girerler.Müdür kapının açılmasıyla gelen iki askeri ve Aybars'ı görerek
''Sen ortadaki Aybars olmalısın değil mi?''Aybars müdürün bu sözleriyle birlikte ters birisi olduğunu anlar bir çırpıda.Aybars ise bu söz üzerine.
''Ben Aybars'ımda sen kimsin ya müdür bey bana adını bağışla.''Askerler bir olayın çıkmasından endişelenip birisi Aybars'ı dürtüp sessizce Aybars'a
''Kardeş sussan diyorum.Müdür Bey biraz terstir.Başımıza iş falan çıkarma.''
''Oldu da adam nasıl davranıyor görüyorsun bana?''
''Peki tamam ters ama sen yine de bir şey yapma.''Aybars başını sallayıp askerlerin dediklerini kabul eder o arada müdür, asker ile Aybars'ın fısıldaşmalarını görerek sinirlice
''Asker zanlı ile konuşma.''Asker de kendisi üst olsa da müdürün devlet görevlemesi olması nedeniyle bir şey diyemeden istifini bozmadan müdüre
''Tamam müdür bey.''diyerek susar asker.Müdür ise
''Oldu sana gelince Aybars Çetindağ dosayana bir göz attım.Ve emniyet tarafından hiçbir suçun yokken önemli ve büyük bir suça bulaşıyorsun bu ne iş böyle?''
''Öyle gerekiyordu ve de öyle oldu müdür bey.''
''Seni sorgulamak bana kalmadı ama benim işim olmasa da sana birkaç sorum olacak.''
''Her yerde soru sordular bana zaten.Bir de siz sorun bakalım.''diyerek müdüre bakınır durur.
''Sen bu adamı tek başına nasıl öldürebildin ki aklım almıyor da.''
''Ne bakımdan müdür bey?''
''Tek kişi iki arabayı bir bazuuka ile saldırıyorsun sonra da arabayı tarıyorsun birkaç dakika boyunca bunda bir iş var gibi.''Aybars müdürün söylediklerini haklı da bulsa ifadesinin değiştirildiğini bildiği için bir şey demek istemeyerek
''Orası bana ait yaptığım her işin sırrını söylesem sonra arkamdan ne derler.''müdür bey masaya vurup Aybars'a
''Tamam sus ukala herif.Kendini bu kadar büyük görme 10 yıl buradasın belki de bu duvarlar seni çürütecek.''
''Böyle bir büyüklenme huyum yok ama sadece bildiğim bir işte ustayım o kadar.Hem beni hiçbir şey çürütemedi ki burası çürütsün.''
''İyi iyi.Askerler alın bu adamı da 15 numaralı koğuşa götürün.Sonra da gidebilirsiniz.''Askerler aynı anda müdüre
''Peki müdür bey.''diyerek Aybars'ı da kolundan tutup alarak götürürlerken arkadan müdür Aybars için
''Bu arada adım Kaan Tokgöz, Aybars Çetindağ.Bilmeni istedim de sormuştun.''Aybars ise askerler kollarından tutsa da arkasına döner ve müdür beye
''Umarım daha adınızı çokça duyacağım.Bundan kimsenin bir şüphesi olmayacak.''Müdür Kaan aldığı cevapla sinirlense de Aybars'ın dediklerine lafı uzatmak istemeyerek lafın altında kalmayı tercih eder en azından bir süreliğine de olsa.Böylece bu ilk sürtüşme burada bitse de bu sürtüşmeler daha çok olacağa benziyordu.Aybars polislerle birlikte koğuşa doğru gidiyordu bu esnada.Birkaç gardiyan önlerinden geçen Aybars'ı görünce aralarında
''Bu o değil mi ya Hilmi abi?''
''Şu geçen mi bilmem.''
''Ya hani büyük bir iş adamını öldüren ve daha birçok işte adı geçen büyük suç makinası değil ya hatırlamadın mı Hilmi abi?''
''Şimdi hatırladım ya.''derler gardiyanlar aralarında ve bu lakap ise bu günlerden geliyordu Aybars'a.Aybars iki polisle birlikte 10-15 km kadar yürüdükten sonra kalacağı ve de konulacağı koğuşun önüne gelir askerlerce.Askerlerden birisi cebinden çıkardığı anahtarla Aybars'ın kelepçesini açar.O arada da gardiyanlardan birisi gelerek kapıyı açar.Asker ise Aybars ile arasında geçen konuşma ise
''Artık özgürsün Aybars.ama ellerin için diyebilirim bunu.''
''Sağ olun beni buraya kadar getirdiğiniz için.Buralara kadar benimle hiç usanmadan geldiniz.''
''Sen sağ ol Aybars.Ama sen hiçte denildiği gibi suçlu birisine benzemiyorsun.Gayet iyi birine benziyorsun sanki bunları yapacak tipta veya türde insan değil gibisin.''
''Aslında öyleyim hatta hep öyleyim.''
''Nasıl yani?''
''Ben görevim gereği bu cinayeti işledim ve şimdi yakalandığım için buradayım.''
''Hala anlamadım demek istediğini.''
''Ben aslında bir istihbaratçıyım ve bunun için bu cinayeti işledim.''
''Neden davada bunu demedin ki şimdi burada cezanı çekiyorsun.Demek ki öldürdüğün Volkan Yıldırım devleti bozanlardan birisi idi ha!''
''Aynen öyle.Çok yükseldim ve şimdi de bozuk para gibi harcadılar beni.Ama beni harcayanlarla daha işim bitmedi.''
''Çıkınca yine iş var yani.''
''Öyle olacak gibi gözüküyor.Hadi siz artık gidin.''
''Öyle olsun bir daha görüşmek üzere.''der asker ve diğer askerler birlikte ayrılırlar cezaevinden.Aybars ise gardiyanın eşliğinde içeriye girer.İçeride Aybars'ı 20 kişi kadar insan olsa da içeride hiç istifini bozmadan ilerliyordu.Kapı ise kapanıyordu o esnada.Aybars koğuşun ortasındaki masanın yanından geçerken arka tarafta camın yanında yatan koğuş ağası Murat ve çevresindeki adamlarıyla Aybars'ı ve yaptıklarını gözlüyorlardı.Aybars ise hiçbir şeyin farkında olmadan Murat'ın yatağının üç üs tarafında ve karşısında bir boş yatak bulup yatağa oturuverir.Etrafına bakınmak istemeden oturur öylece.Koğuşun ağası ise çaycıya seslenerek
''Arif gel buraya lan.''der Aybars ise dönüp sesin geldiği yere doğru bakar.Ve baktığı yerde Murat'ı görür.Murat'ta nasılda sesinin fark edildiğini düşünür.O sırada da Arif çoktan yanına gelmişti Murat'ın.Murat sessizce Arif'e.
''Adamımız bu Arif anladın mı?''
''Anladım abi.''
''Ölmediği her gün için bir adam ayarlayacaksın ona göre.''Arif sanki adamın hemen ölmesini ister gibi Murat'a
''Olur abi de bu gün başlayayım mı işe?''
''Dur be Arif'im.Bu gün bari adam biraz dinlensin daha yeni geldi aramıza.Dinlenmeyi hak ediyor herhalde.''
''Olur abi sen bilirsin başka emrin var mı abim?''
''Yok diyecektim ;ama sen şu yeni gelen ölüm ve kader mahkumuna bizden bir çay yolla.Biraz keyiflensin bari.''
''Emrin başım üstüne abi.''diyerek Arfi anında dönüp çay ocağına gider.Murat ise adamlarına bakarak onlara
''Çocuklar aldığımız parayı hak edelim değil mi?''adamların hepsi de olur tarzında başlarını sallarlar.Murat ise adamlarının konuşmayıp böyle sessiz sedasız durmasına kızarak
''Lan sizden bir konuşma veya bir cevap bekliyorum.Ya insan bir ağzını açmaz mı hiçbir zaman?Bir daha böyle yaparsanız kötü olur ona göre.''Murat'ın adamlarından birisi olan Ali der ki
''Peki abi dediğin gibi olsun.''
''Tamam Ali'm şöyle biraz konuşun ya.Hem sen masaya geç otur.Ortalığa biraz bak.Ömer sen Adnan'ı da al bahçeye bakının bir olay falan olmasın.Yakında inşallah her yer bizim olacak arkamız sağlam her zaman olduğu gibi.''Ali abisine bakarak der ki usulca
''Peki abi emrini yerine getirip verdiğin görevleri hallederiz.''
''Sevinin lan siz de benim gibi.''der Murat.Adamları da gülümser bu duruma.Sonra da Murat adamlarına
''De hadi gidin görevlerinizin başına.''der ve hatta biraz da bağırır.Adamlar ise abilerinin yanından ayrılıp görevlerinin başına giderler.Murat ise tekrar yatağa uzanıp keyifle sigara yakıp Aybars'ı gözlemeye ve nasıl birisi olduğunu anlamaya çalışıyordu.Aybars ise bu bilmediği yerde ve tanımadığı insanlar arasında ne aradığını düşünse de birkaç kişiyi tanıyıp yanına çekmeyi belki de gerekirse dostluk kurmayı planlıyordu.O an Aybars'ı merak eden birisi yanına gelerek ve karşısına oturup en sonunda da Aybars'a bakarak
''Buralarda yenisin önceleri yardım isteyeceksin gibi geliyor bana.''
''Yardıma gerek yok.Ayrıca yeni lafını da sevmedim.Buralar artık benim evim.''
''Öyleyse evini iyi tanımaya bak oldu mu?''
''Nedenmiş o yoksa iyi niyetli olmayanlar mı var aramızda?''
''Var tabi ki de.Mesela çaycı Arif'e bak hem de iyice ve de dikkatlice bak.Ve ondan gözlerini bir saniye bile ayırma sonuna kadar da güvenme.''
''Neden böyle düşünüp söylüyorsun ki?''
''Çok basit o buranın ağası Murat'ın adamı ve de ayarladığı katillerle bilinir herkesçe.''
''Bu iş onun mesleği olsa gerek.''
''Mesleği o değil aslında.''
''İhanet.''der.Aybars ise bu sözcüğü duymak istemeyerek yeni tanışıp konuştuğu adama bakarak
''Bana bu sözcüğü kullanma olur mu kardeş.''
''Niye kullanmayım ki?''
''Olsun sen kullanma yeter.''
''Ne bileyim kullanma diyorsun da ben de ona göre bileyim neden diyemiyeceğimi?''
''Var ama bu zun bir hikaye.Anlatıpta yormayayım seni.''
''İstersen anlat ;ama saklama hakkında var onu da unutma.''
''En iyisi saklamak kardeş.Ben ilk tanıştığım birisine hayatımla ilgili genelde pek sır vermem.''
''Bir gün gelir o da olur be kardeş.''der adam.Aybars ise
''Olsun.''diyerek yetinir.
O sırada koğuşta televizyon izleyenleri durdurup kumandayı eline alan Ali, Aybars'a dönüp sertçe bakar.Aybars'la göz göze gelir birdenbire Ali.Bu belki de aralarında olacak ve de olan ilk kıvılcımdı.Ali ise bir haber kanalını açıp bacak bacak üstüne atarak ayrıca televizyonun sesini de yükselterek izlemeye başlar.Haber kanalındaki sunucu ise bu gün öğlen yaşanan bir olayı anlatıyordu izleyenlere.Olay Mecidiyeköy'deki bir pazar yerinde ve de bulunan pazarın ortasında alınan bir canı ve o canı alınan kişinin yakınlarından bahsediyordu sunucu.Arkada ise Aybars karşısındaki adamı el işaretiyle durdurup televizyona bakmaya başlar.Aybars'ın karşısında oturan da bir yerden televizyona yönelir. Adam Aybars'ın yaptığına pek bir anlam veremese de onun gibi televizyona bakmakla yetinir.Sunucu ise o an öldürülen kişiyi ve o kişinin ölümüyle ilgili bir bağlantıdan bahsediyordu.Murat ise bu arada arkada yatağında uzanmış iyice rahatlamıştı.Televizyondaki haberi görerek Enver Beyin ne kadar da iyi çalıştığını düşünür.Ayrıca Aybars'ında artık tek başına kaldığını düşünerek iyice bir rahatlık hisseder.Ve bunun üzerine rahatça sigarasını tüttürmeyi yeyler.Aybars o esnada televizyonda kendi resmini ve ölen kişi diye yazan yerin altında da asılı duran annesine ait resmi görerek bir anda dünyasının başına yıkıldığını görür gözleriyle.Ve de kardeşinin hala kendisi ile anneleri hakkında hiçbir şey bilmeden yaşayıp durduğunu düşünür.Annesini yaşatamadığı için kendisine kızarak yatağının demirine sertçe bir yumruk atar.Eli biraz kanlansa da bu aldırmadan düşünür kalır öylece.Karşısındaki adam ise televizyondaki resmi ve Aybars'ın bu olayla ilgisi yüzünden ölenin kim olduğunu az da olsa anlamaya başlar kendince.
Aybars ise annesinin ölümü üzerine çıldırmış bir halde gibiydi.Aybars duyduğu acı ve bu acıyı daha fazla görmemek adına oturduğu yerden kalkıp masanın yanına gider.Masaya geldiği gibi Ali'nin elindeki kumandayı alarak anında televizyonu kapatır.Ali ise elinden kumandanın alınmasına kızarak sinirlenir; fakat önce arkaya bakıp kavga için izin ister gibi Murat'a bakar.Murat'ta bir kavganın çıkacağını hissederek yerinde doğrulup Ali'ye bakar.Ve bir şey demeden izin verir gibi başını sallar Ali'ye doğru.Ali'de aldığı mesajla birlikte ayağa kalkıp Aybars'a sertçe bakarak sözlerine başlar.
''Niye aldın lan elimden kumandayı?''
''Önemli de ondan aldım lan.''der Aybars ama ''lan'' sözcüğünü de vurgulayarak söyler karşısındakine
''Sen ki oluyorsun da ben güzelce haber izlerken elimden kumandayı alıyorsun ne güzek buraya nakil edilecek olan katili görecektim kim diye.Senin yüzünden öğrenemedim haberi.''
''Öğrendin işte o beklediğin adam benim ve de şu an karşında duruyorum artık o haberi izlemene gerek kalmadı.''
''Peki neden kapattın lan televizyonu?''
''Bana bir daha lan deme ve izlediğin haber benim için önemliydi de ondan izlemek istemediğimden kapattım tamam mı lan?''Ali iyice sinirlenerek
''İstediğime lan derim.Hatta haberde de resmin vardı ölen yakının mıydı harcadılar mı seni tanıyanı?''
''Sanane...''der Aybars ;ama iyice sinirlenmişti karşısındaki Ali'ye karşı.Bu ikili hemen arkasında ise Aybars'ı tanımak isteyen adam ve daha yeni Aybars'la konuşan adam Aybars içinin yandığını ve zor bir duygu halinde olduğunu anlar.Ve de kaybettiği kişinin Aybars için ne kadar da önemli biri olduğunu anlayarak yerinden kalkıp biraz öne doğru birkaç adım atıp bekler ne olacak diye.İki ranzanın ortasında Ali ve tanımaya çalıştığı adamın kavganın eşiğinde olduğunu görür.Murat'ta ne olacak diye tedirgin bir halde bekliyordu ve adamı Ali'ye de güveniyordu herhangi bir kavga çıkarsa işi halledeceği konusunda.Aybars'ı tanımaya çalışan adam olan Halil ise ikilinin düello yapacağını düşünür kendince.Ali ise sanki Halil'in dediklerini ve isteğini duymuşcasına ve onun dediklerine göre hareket eder gibi davranıyordu Aybars'a karşı.Ali, sinirinden gözleri kararmış olan Aybars'la ne pahasına olursa olsun kavga etmek isteyerek ilk hareketi yaparak Aybars'ı iktirir.Aybars ise itelenme ile kendisini bir ranzanın köşe demirine çarparak bir halde bulur.Çarpmayla birlikte sertçe bir ifadeye bürünerek Ali'ye bakıp onun zayıf yönünü çözer.Ve Ali'nin en zayıf noktası olan karaciğerine kimsenin tahmin edemeyeceği bir şekilde ani bir hareketle bir- iki adım öne attıktan sonra uçan tekmeyi Ali'nin karaciğerine indiriverir birdenbire ve kimsenin anlayamadığı bir anda.
Ali acı içinde yere düşer bu sert tekmeden sonra hiçbir şey anlayamadan.Kendi kendine kıvranmaya başlar yerde.Aybars ise delirmeye başlıyordu.Zaten annesinin ölüm haberine de yeni almıştı.Bir de bu olay üzerine üzülememişti annesine yapılanlara.Bu kavga Aybars'ın biraz sinirini azalatacağa benziyordu.Bunun üzerine sinirini Ali'ye boşaltmak için iki tekme de kafasına vurur Ali'nin.Ali ise iyice sersemlemiş gibi gözüküyordu.Murat'ta yattığı yerden daha fazla dayanamayıp adamınında harcanmasını yediremeyerek koğuş kapısına yakın yerde bulunan bir başkasına işaret eder diğer adamlarının gelmesi için.Adam da hemen kapının ufak aralarığından bahçeye doğru giden Ömer ve Adnan ile gardiyanlara seslenmeye çalışır.
''Koşun millet kavga var.Gardiyanlar ne duruyorsunuz birileri kavga ediyor.''diyerek bağırır kendince.O an ise bahçeye çıkacak olan Ömer ile Adnan koşan birkaç gardiyan ile insanları görünce dururlar.Adnan ne oluyor diye meraklanarak Ömer'e
''Ne var ya milletin hepsi bizim koğuşa koşuyor.''
''Koğuşta kavga var herhalde.''
''Ne kavgası ya şimdi.''
''Bizde gidelim mi ya ne oluyor diye belki patrona bir şey oluyordur.''
''tamam gidelim.''der Ömer.Sonrasında ikisi birden hızla koşarak koğuşa dönerler.Koğuşta ise Aybars tam Ali'nin beynine tekme indirecekken Murat, Aybars'a tekme atarak Ali'nin üzerinden savuşturur.Aybars ise yere savrulup düşer.Yerde de olsa Aybars Murat'a bakarken aslında en baştan beridir bu adamdan hoşlanmadığını anlar.Sonra da hemen toparlanıp yerden kalkar.Murat'a bakarak ona der ki
''Sen kimsin?''
''Bu koğuşun ağasıyım.''
''Bu da senin artığın olsa gerek.''
''Hayır o benim yakınım tamam mı?''
''Ne kadar yakın acaba ayaklarını yalayacak kadar yalvaran bir yakın mı?''
''Orasını sen bilemezsin ve yakınlarıma da laf edemezsin haddini bil.''Halil ise o anda öne birkaç adım daha atıp duruma bakar; ama Aybars hiç sanş vermiyordu karşısındaki Murat'a.Murat'ta kollarını sıvayıp koşar Aybars'a doğru.Aybars'ta gardını alıp bekler Murat'ı.Murat koşup Aybars'ın karşısına geldikten sonra bir yumruk sallar Aybars'a ;ama Aybars, Murat'ın kolunu tutar birdenbire.Murat tutulmayan diğer koluyla bir daha bir yumruk hamlesi yapsa da nafile olur.Çünkü Aybars bunu da engelleyip son darbeyi Murat'ın kafasının ortasına Murat'ın kafasına indirir.Ve Murat geriye doğru uçarak kendisini masanın üstünde bulur.Hatta masa bile buna dayanamayıp kırılır.Murat'ta masanın kırılmasıyla birlikte kendisini yerin soğuk betonunda buluverir.Aybars'ta, Murat'a bakarak kazandığı zaferini kutluyordu cezaevindeki bu ilk gününde hatta ilk saatlerinde.Bir saniye sonra koğuşun kapısı açılır.Kapıda belirenler ise Ömer ile Adnan'dan başkası değildi.Hızla koşarak gardiyanlardan da önce gelerek durumu görmek istediler.Ama ikli yere baktıklarında yerde kıvranan arkadaşları Ali'yi ve patronları Murat'ı görürler acılar içinde.İkisinin de Aybars'tan kötü bir cevap aldığını anlarlar.Sonra Aybars'a bakarak öne atılırlar.Anında Aybars'ın karşısına dikilirler.Ömer sinirinden ellerini yumruk yapıp sıkıyordu.
''Sen kim oluyorsun da Murat ağayıa el kaldırıyorsun lan.''
''Sizde dayak istiyorsunuz yoksa lannn!''Aybars ''lan'' kelimesini bastıra bastıra söyler ikiliye.
''Demek bize de meydan okuyorsun ha.''
''Ne olacak ki okuyorsam kötü bir şey mi yapacaksınız halinize bakmadan.''
''Sen şimdi görürsün pislik herif yaptıklarının acısını biz sana çektireceğiz.''Halil ise arkada dursa da daha fazla dayanamayıp Ömer ve Adnan'ın arka tarafından yatarak kavgayı izleyen arkadaşı Zafer'e işaret yapar.Zafer'de işareti aldığı gibi yerinden kalkıp arada biraz mesafe de olsa atlar Ömer ile Adnan'a doğru.Ve Ömer'i bulup boğazından yakalayıp ikisi birden yana düşerler ve başlarlar kavgaya.Aybars ise o an koğuşa cam kenarındaki ranzanın son ikisinin arasından ama biraz da önde duruyordu.O da biraz şaşırır kalır bu ilginç hamleye.Fakat öte taraftan Halil'de sol ayağı ile üst üste Adnan'a tekmeler atmaya başlar.Adnan ise o an Ömer'e ne oluyor diye bakarken tekmelerle karşı karşıya kalır birdenbire. Adnan'da kendisini yerde bulur. Adnan neye uğradığını anlayamadan kendisini hem yerde hem de dayak yerken bulur.Zafer ise Ömer'e yerde birkaç yumruk attıktan sonra onu da kavgadan saf dışı eder.Adnan'da yere inip öylece kaldıktan sonra Aybars'ta, Zafer'de ve Halil'de zafer kazanmış olur koğuşun ağası Murat ve adamlarına karşı.İkili Aybars'ın yanına gelerek az önce tanışamadıkları için şimdi tanışmak isteyerek Halil
''Az önce tanışamadık ben Halil, kardeş.Bu da arkadaşım Zafer.''
''Evet ben de Zafer.''der Zafer gülümseyerek.Aybars ise
''Sağ olun da neden yardım ettiniz ki bana kavgada.''
''Sana yardım ettik o sorun değil de sen bize adını bağışla da kime yardım ettiğimizi bilelim değil mi?''
''Aybars'tır adım da gerisini ne siz sorun ne de ben anlatayım.''
''Olsun ya sorun yok sen ne zaman istersen bizler seni dinlemeye hazır oluruz.''
''Peki bunlar kim yani kavga ettiklerim.Kendilerine koğuşun ağası diyorlardı da bir de.''
''Onlar ağa da yalnız buranın ağası olmak istemiyorlar.''
''Nasıl yani ya?''
''Onlar bütün cezaevlerini ve koğuşları ellerine almak istiyorlar.Bizlerde onlara karşı olanlardanız bu gün kendimizi gösterme fırsatı bulduk.''
''Yardımınız şimdi anlaşılıyor.''
''Şimdilik arkadaş olsak sorun olmaz değil mi Aybars kardeş.''
''Yok yok ben de kendime bir yoldaş veya bir arkadaş arıyordum.Sizinle tanışmam hele de böyle tanışmam iyi oldu.''3'ü birlikte el sıkıştıktan sonra o sırada da koğuşa gardiyanlar gelerek olanları ve yerdekileri görürler.Gardiyanlar olanları gördükten sonra hemen silahlarını çıkartıp Aybars'lara doğru doğrulturlar.Bu esnada da gardiyanlardan ikisi Murat'ı ve adamlarını kaldırmaya çalışıyordu.Arkadan da iki gardiyan daha gelmişti dört arkadaşının yanına.Kalan gardiyanlarda öne atılıp Halil ile Zafer'i alırlar.Ama Aybars bunun üzerine der ki gardiyanlara
''Hey beni unuttunuz ya.O kadar da adam dövdük ama beni almadan gidiyorsunuz iyi iş vallahi.''dese de gardiyanlardan birisi geriye dönüp Aybars'ı da alarak koğuştan çıkarlar.Ve hepsi birden müdür Kaan'ın odasına biraz kavga üzerine sorgulanmaya götürülürler.
Herkes odaya getirildikten sonra müdür odasında bir o yana bir bu yana dolanırken sinirinden bağırıp çağırıyordu kavgaya karışanlara.Gardiyanlarda oradaydı tabi.Müdür ise kavgayı başlatanı öğrenmek adına sorar
''Bu kavgayaı kim başlattı çabuk söylesin birisi.''demesi üzerine biraz derin bir suskunluk olur ;ama bunu Aybars bozarak müdüre
''Ben başlattım.''der kendi kendine birdenbire.
''Niye başlatıyorsun ya hem sen daha yeni birkaç saat önce gelmedin mi buraya?''
''Geldim müdür bey de Ali denen bir şahsiyet yüzünden oldu....''Ali ise Aybars'ın dediklerine kızarak sert bir ifadeye bürünerek bakar Aybars'a.Aybars ise devam ediyordu konuşmasına
''Ali denen şahşiyet televizyon izliyordu.Ve bir kanalda durdu.Ve o kanalda benim için önemli olan ve beni çokça ilgilendiren bir olay vardı.''
''Neydi o olay çabuk de bakayım.''
''Bu öğlen Mecidiyeköy'deki bir pazarda ve pazarın ortasında ölen bir kadın hakkındaki bir haberdi.''Aybars bunca olay ve kavga yüzünden annesinin ölümüne bile üzülememişti.Müdür Kaan ise sabırsızlıkla ne olduğunu öğrenmek isteyerek
''Hadi bu kadar insanı bekletme de söyle önemli olanı.''
''Peki müdür bey.O kadın yani öldürülen kadın benim annem olan Zuhal Çetindağ idi.''Odada bulunan herkes bu duydukları üzerine şaşırır kalırlar.Aybars'ın neden böyle yaptığını herkes anlamış olur bu sözlerden sonra.Müdür ise Aybars'ı anlasa da
''Peki bunun Ali ile ne alakası var.Ve neden bunu Ali'ye belirtmedin.''
''Ali televizyonun kumandası elinden alınca bana laf etmeye başladı ve beni de dinlemediğinden dolayı söyletmedi bana.Ayrıca müdür bey sizin bir yakınınız ölse ve böyle davranan birisi olsa benim yaptığımı yapmaz mıydınız?''O an ise Murat, Aybars'ın annesinin öldürüldüğünü bilse de bunu adamı bilmediğinden dolayı Ali'ye
''Adamın annesi ölmüş oğlum kavga için özür dile.''Murat aslında her şeyi bilse de bilmiyormuş gibi yapıyordu.
''Ama abi onlar bize dayak attı hatta sana da yaptılar bunu.''
''Olsun vakit çok hem adam daha 10 yıl burada elbet bir gün bizde onlara dayak atıp döveriz.Hatta gerekirse öldürürüz bile.Hem her gün ölüm yaşatacağız ki biz onlara.''
''Tamam abi.''diyerek Ali, Aybars'ın yanına gelip sonra da müdür beye bakarak
''Özür dilerim müdürüm kavgayı ben başlattım onlar değil.Ayıp ettim ve de haberi görünce tahmin etmeliydim bu durumu.''
''İyi en azından gerçeği görerek durumu ifade ettin.''der müdür.Ali ise sonrasında Aybars'a bakarak
''Özür dilerim Aybars kardeş senden.''
''Bir şey değil olur böyle olaylar.''demesi üzerine Aybars.Ali ise yerine geçip bekler durumu.Müdür ise son olarak odadakilere
Murat ne olur olmaz adamlarınla birlikte 17.koğuşa geçiyorsun tamam mı?Murat ve adamları dışındakiler gidebilir koğuşlarına.''Murat'lar odada kalırlarken Aybars, Halil ve Zafer bir gardiyanın eşliğinde koğuşlarına dönerler.Yolda koğuşa dönerlerken Halil, Aybars'a son yaşanan durum üzerine
''Bak artık koğuşta ağa da kalmadı.Kesin herkes seni ağa seçecektir.''
''Yok olmaz öyle şey.''
''Neden ki?''
''Çünkü o koğuşta bir ben yokum ki ağa olayım herkes eşit artık yani koğuşun ağası herkes.Ve bu yüzden herkes haklı ise hakkını savunabilecek.''
''Sen bilirsin Aybars ben sadece bir önerme sundum o kadardı yani.''
''Olsun önerme falan sunma bana Halil.''
''Peki ne yapacaksın buralarda.''
''Güçleneceğim.''
''Ne için olacak bu dediğin?''
''İntikam ve öç alabilmek için.''
''Annen için mi olacak bu öç yani intikam.''
''O da var ama daha önemlisi de var.''
''Annenden önemlisi olan nedir ki?''
''Şu gün annem ölmüşse beni kandıran ve ihanet edenler yüzündendir.''Aybars'ın gözlerinde 10 sene gibi uzun zaman olsa da intikam almak için artık ilk kıvılcım yanmıştı derin bakan gözlerinde alev alev yakacak gibiydi ortalığı.Halil ise arkadaşının düşmanlarını merak ederek
''Kim bu seni deli edenler?''
''Şimdilik söyleyemem ama yeri geldiğinde sizlerde öğreneceksiniz hem de kendi ağzımdan.Ama sana bir şey sorabilir miyim?''
''Sor tabi ki de?''
''Şu babasını öldürdüğüm adam olan Enver Yıldırım bana her gün ölümden korkacaksın ve ölüm senin için çıkış yolu olacak dedi.Bunun anlamı nedir ki?''
''Demek istiyor ki Enver Yıldırım her gün sana sladıracağım ve işini bitireceğim diyor.Ancak ölerek kurtulabilirsin bu hayattan diyor.''Aybars, Halili'in dediklerini anlayarak artık daha iyi ve önlemli olması gerektiğini düşünerek koğuşuna döner.Müdürün odasında ise Murat adamlarıyla birlikte müdüre neden bir başka koğuşa alındıklarını anlayamayarak soruyordu neden böyle yapıldığını
''Neden müdür neden beni adamlarımla bir attın bir başka yere.''
''Bir daha kavga olacaktır bundan adım gibi eminim.''
''Bir daha kavga olur diye olur mu bu yapılır mı?''
''Olur Murat.Çünkü biraz önce yalandan yere adamına özür dilettin.Sen bu hızla bu adamı erkenden öldürmek istiyor gibisin.''
''Orasını boşver de müdür bey sen bana yanlış yaptın arkamdakiler bunu kabullenmezler.''
''Öyleyse yeni koğuşun ve oranın ağası Barut Kazım ile sana güzel günler diliyorum.''
Sen elbet göreceksin belanı müdür bey.Bu cezaevi sonra da her cezaevi benim ve beni destekleyenlerin olacak bunu kafanın bir köşesinden çıkarma.''
''O efendilerine selam söyle benden yeter.Lan git şuradan salak herif.''Murat ise adamlarıyla birlikte odadan çıkarlar gardiyanlar eşliğinde.Müdür ise işlerine bakıyordu.Murat ise yeni koğuşlarına giderlerken adamı Ali'ye
''Arif'e söyle işlemlere yarından itibaren başlasın Aybars'ta, Barut Kazım'da hatta müdür de görecek belalarını benim ellerimden.''Ali ise hemen Arif'in yanına gider.Murat'ta diğer adamlarıyla birlikte yeni koğuşuna gider.

YER:TÜRKİYE - SAMSUN KAPALI CEZAEVİ VE GELİŞEN YENİ OLAYLAR

Aradan geçen 5 ay kadar süre boyunca Aybars ve dostları birçok saldırıdan kurtulmuşlardı.Aybars her gün olan saldırılarla birlikte yorulmaya başlıyordu yavaş yavaş.Ayrıca Halil bir gün Murat ile Arif'in konuşmasına da şahit oluyordu bir tesadüfün eseri olarak.Arif ve Murat cezaevinin bahçesinde duvar altında bulunan bir taşlık yerde oturduklarını görmüştü.Ve o gördüğü ve de tanık olduğu konuşmada geçenler ise şunlardı;
''Abi bu Aybars'ı ne zaman öldüreceğiz?''
''Senin ayarladığın adamların ne zaman başarılı olursa o zaman.''
''Ama abi bir sürü çocuk yolladım ama Aybars'a hiç birisi de bir şey yapamadılar.Adam sanki dokuz canlı mı ne her türlü saldırıdan kurtulmasını bilebiliyor.''
''Bahane bulma bana Arif.''
''Peki şimdi ne yapacağız artık Murat abi.''
''Taktik değiştireceğiz artık başka yapacak bir şey kalmadı bizler için yoksa Enver Bey bize para yollamayı kesecek belki de başka birisiyle anlaşacak.''
''Nasıl olacak ki bu dediğin?''
''Var elbet bir planım Arif'im.Barut Kazım'ı, Aybars'ın üzerine salacağız.''
''Abi o nasıl olsun ki kazım bize karşı ve kavgalı.''
''Ya bir dinle beni de Arif.Amma da konuşkanmışsın ya sen eskiden böyle çok konuşmazdın.''
''Pardon abi özür dilerim.''
''Eğer Kazım'ı salmıyorsak ya da salıpta Kazım Aybars'a bir şey yapamıyorsa bizde Halil veya Zafer'den birisine saldırırız.''
''Eee! abi onlara saldırırsak ne olacak ki.Sonuç ne olur o zaman?''
''Belli Arif sonuç.Aybars tek başına kalacak yanındakiler ölürse ya da zarar görürse.Gerisi de bizim istediğimiz gibi rahatça olacak.''
''Çok akıllısın be abi her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünüyorsun.''
''Düşünmek zorundayım.Bir şey elde etmek istiyorsak her şeyi bilmeliyiz.''
O an arka tarafta bulunan Halil iki duvarın keşiştiği noktadan ikiliye bakmayı bırakıp cezaevi bahçesinin koğuşlara giden kapısına doğru giderken kendi kendine
''Ulan Murat siz görürsünüz.Siz bize Kazım'ı salacaksınız ha.Asıl biz size salarsak ne yapacaksanız.''diyerek Aybars'a haber vermeye gider.5 dakika sonra koğuşta Halil, Aybars ile Zafer'i yanına çağırıp Aybars'ın yatağında toplanırlar.Zafer ve Halil karşı yatağın üzerinde Aybars'ta kendi yatağının üzerinde oturuyordu.Aybars ise şaşkındı olaylar karşısında ve Halil'in bu heyecanlı tavrında bir şeyler olduğunu seziyordu.Ve bu sezgisi biraz sonra Halil'in kendisine Murat ile Arif konuşmasında geçenlerle yerini ne yapacağım diye düşünmeye bırakır.Bu anlatmadan sonra Aybars'ın aklına bir şey gelir ve Aybars, Halil'e bakıp ona
''Halil benim aklıma bir şeyler geldi.''
''Nasıl bir şey bu?''
''Onlar bize Barut Kazım'ı salacak dedin ya.''
''Evet Aybars'ta sen ne demek istiyorsun şu baklayı bi ağzından çıkar bakayım.''
''Tabi dediğin gibi sen gidip Kazım'la konuşurken sonrasında bu saldırılar artık her gün olamaya başladığından yatma saatlerimizi ayarlayacağız.Nöbetleşe yatıp birimizin saldırı falan olursa engellemesini ve bizi uyandırmasını sağlayacağız.''
''Çünkü adamlar her gün olmasa da çoğu zaman saldırıyor bize.''Zafer araya girip
''İyi fikir.Ayarlama işini ben hallederim.''
''Tamam.''dese de Halil, Arif'i düşünerek
''Aybars bu Arif ne olacak bu saldırıları ayarlayn o.''
''Onu da hallederiz.''
''Tamam da bunu biz mi yapacağız yoksa ben Barut Kazım ile konuşurken ve Murat ile Arif'in konuşmasından bahsederken mi Kazım'a diyeceğim.''
''Arada lafını ederken bunu da Kazım'a havale et.''
''Nasıl...''
''Çok basit sen onunla konuşurken araya Arif seni öldürtmek için adam ayarlayıp bir plan peşinde dersin.Bunun için bir - iki adam ayarladı de sonunda da Murat'la da abi- kardeş gibi de olsun bitsin.''
''Dediğini yaparım ama sonuç alır mıyım orasını hiç mi hiç bilmiyorum.''
''Alırsın sadece sabırlı ol.Ben bu işleri çok iyi bilirim.Ülkeler bile bazen böyle diplomasi yapıyor ve bizim gibi davranıyor.''
''Tamam şef sensin ne diyeyim ki.''
''Daha ne duruyorsun Halil.Barut Kazım'a, Murat'tan önce ulaş ve konuş.''demesi üzerine Halil fırladığı gibi koğuştan çıkıp Kazım'la bir konuşma ayarlamaya ve durumu belirtmeye gider.Aybars ile Zafer'de kalır bir başlarına aralarında konuşarak.

**************** ****************** ****************** ****************

Halil bir gardiyan ayarlayıp Barut Kazım'ı görüşme odasına çağırır.Odada tek başına bekleyen Halil, Kazım'la yapacağı konuşma öncesi söyleyeceklerini tartıyordu kendince.O an odanın kapısı açılır ve Barut Kazım odaya girer.Halil, Kazım'a oturacağı yeri göstererek Kazım'ın yerini almasını sağlar.Kazım ise oturduktan sonra Halil'in kendisine ne diyeceğini merak eder.Halil ise hiç vakit kaybetmeden Kazım'a der ki
''Bak Kazım hemen konuya giriyorum.''
''İyi sen anlat ben dinlerim diyeceklerini.''
''Bizim koğuşta da önceden bulunmuş ve şu an senin koğuşunda bulunan Murat ve bizim koğuşun çaycısı Arif'i konuşurken yakaladım.
''Bunda ne var ki ve beni ilgilendiren nedir bu hususta?''
''Bundan sonrası tamamen seni ve bizi ilgilendiriyor.''Kazım heyecanlanıp Halil'e
''Ne duruyon kardeş hele anlat bakalım.''
''İyi dinle.Bu ikili konuşurken arada bazı önemli kelimeler ve hususlar geçti.''
''Nedir o hususlar?''
''Murat, Arif'e hazırlan Bartu Kazım'ı öldüreceğiz ve de Aybars'ları da Kazım'dan sonra hallet diye bir emir verdi.''
''Aynen bunları dedi mi Murat, Arif'e?''
''Sana yalan borcum mu var da yalan söyleyeyim sana Kazım.Hem bilirsin hemen hemen her gün bana ve Aybars'a saldırılar oluyor.''
''Evet onları hep duymuştum.Her yerde konuşulur oldu size yapılanlar.''
''O saldırılar Murat'ın bize düzenlediği olaylar ve bu saldırılarda bize saldıranları da ayarlayan kişi Arif'ten başkası değil.Hem sen de onun ne kadar da katil ayarladığını bilirsin bu cezaevinde.''
''Bilirim de sonuç nedir Halil?''
''Ne olacak o Arif ile Murat seni de bizi de ortadan kaldırmak istiyor.''
''Ne diyorsun sen o buna cesaret edemez ki benden bu kadar korkarken.''
''Sanki seninle hiç kavga etmemiş gibi konuşuyorsun benimle.''
''Doğru amam...''diyerek Barut Kazım, Halil'e hak verir bu söylediklerinden sonra
''Ban şimdi inanmışsındır umarım.''Barut Kazım başını öne doğru sallayarak evet dercesine sallar.Halil ise aldığı bu evet sonrasında Kazım'a
''Onun için dikkatli ol Kazım.Seni öldürmeyi istiyor Murat ve amacı sadece bu hapishane de değiil Türkiye'de her hapishane.Ve bu sayede ülke yönetimine karşı bir isyan başlatmak istiyor aynı Fransız İhtilalinde cezaevlerinden insanların kaçıp soyluları öldürdüğü gibi yapmak istiyor.''
''Demek o kadar istekli ve cesaretli bu Murat.''
''Anla bizi o seni bitirirse cezaevindeki herkes birden onun safına geçer.''
''Haklısın Halil kardeş önlemimi alacağım artık bundan sonra.''
''Önlem alma Murat'ı öldür ki herkes rahatlasın ve sana bağlansın.Ayrıca Murat'ın arkasında önemli birkaç kişi de var bunu da unutma.''
''O vakit Murat'ı öldü bilin.''
''Arif ne olacak Kazım?''
''Onu da siz halledin ben öyle küçük insanlarla ilgilenmem hem zaten size saldırı yapanları ayarlamıyor demiyordun o da size kalsın.''
''Biz zaten onun ayarladıklarıyla uğraşıyoruz.''
''Şıkıştırın bir tuvalette öttürün ve de sonrasında öldürün.Hem sizin yaptığınızı kim bilecek ki.''
''Sen söylemezsen kimse bilemez.''
''Orasını bilemem.''
''İyi öyleyse biz de Murat'ı öldürdüğünü söyleriz.''
''Reste rest ha!''
''Ne olarak görüyorsan o.''
''Peki kabul karşılıklı olarak susacağız.''deyip ikili yerlerinden kalktıktan sonra el sıkışırlar.Sonrasında ikisi birden görüşme odasından ayrılıp koğuşlarına giderler.Halil ise koğuşa geldiğinde Aybars'ın yanına oturup Zafer'i de yanına aldıktan sonra der ki
''Arkadaşlar Kazım işi tamam da...''
''Ee! tamam diyorsun ;ama bu da kelimesi ne oluyor ki?''
''Murat'ı ben öldürürüm dedi; ama Arif işi sizin beni ilgilendirmez dedi.''
''İyi halledelim o zaman da bu Arif'in boş kaldığı bir an var mı?''Halil gülümseyerek
''Olmaz mı.''der.Zafer ise Halil'in diyeceğini merak ederek
''Söylesene be Halil insanı merakta bırakma.''Halil ise aklındaki yeri ikiliye
''Tuvalet en iyi yer.''diyerek belirtir.
''Silahımız var mı?''
''Korkma Zafer'im onu da buluruz.''
''Kimden?''der Aybars ama biraz da şaşkındı ve ilk kez birisini tuvalette öldürecekti ne de olsa.
''Benim tanıdığım iyi birisi var.Siz ikiniz sadece tuvalete gidin ve beni bekleyin ama ne olur dikkatli olun.''Aybars ile Zafer 10 dakika sonra tuvaletteydi.Halil ise 4.koğuştaki Cafer isimli bir arkadaşını ayarlayarak cezaevi avlusunda buluşurlar.Cafer meraklı ve heyecanlı bir halde.
''Abi ne oldu ne için beni çağırdan koğuştan?''
''Yok endişelenme sadece bana üç bıçak verebilir misin onu söyle?''
''Veririm de ne için?''
''Fazla soru sorma da Cafer birisi ölünce niçin istediğimi anlarsın tamam mı?''
''Peki abi.''
''Ama bıçakları bana verdiğini de kimse bilmeyecek.Ağzını sıkı tutarsan hem sen hem de ben sevinmiş oluruz.''
''Emrin olur Halil abi .''deyip ceketini gizlice açıp Halil'e üç hançer verir.Halil bıçak istediğinden ötürü bir anda gözlerinin önünde hançerleri görünce şaşırarak
''Oğlum ben senden bıçak istedim.''
''Boş ver abi hem böyle iş garantili olur.Tez elden yollarsın yollayacağın adamı tahtalı köye.''
''Ulan sen var ya ne üç kağıtçı ve işini bilen adamsın.''
''Teveccühün abi.''der Cafer.Halil ise üç hançeri alıp iç cebine koyduktan sonra koşar adımlarla Cafer'in yanından ayrılıp 10 dakika içinde Aybars ile Zafer'in yanına gelir.İkiliyi gördüğü gibi
''Ne duruyorsunuz böyle saklansanıza?''
''Ne yapalım Halil?''
''Ne bileyim Aybars sen ayarla.''
''İyi Zafer sen kapı arkasına geç.Halil sen de tuvalet yerlerinden birisine gir.''
''Sen ne olacaksın?''
''Ben bulurum bir yer''diyerek hemen yerlerini alır 3'ü birden.O sırada da Aybars'ın ayarladığı bir kişiyle dolaşıyordu Arif .Adam önden ilerlerken birden durup Arif'e dönerek
''Ya benim tuvaletim geldi de bi şuraya girip işimi görsem.''
''İyi benimde vardı tuvaletim.İyi olur girmemiz.''der Arif ve ikili tuvaletin kapısını açıp içeriye girerler.Adam hemen anında boş bir tuvalete girer.Kapı açık kalmayacağından Arif arkasına dönüp kapıyı kapatırken Zafer bunu anlayarak hiçbir tuvaletin olmadığı ve boş kalan koridor gibi yere kaçıp saklanır.Arif ise kapıyı kapatıp içeriye baktığında ise bir anda karşısında günlerdir öldürtmek ve de öldürmek istediği Aybars'ı görür.Fırsat bu fırsat diyerek cebinden hemen bir şiş çıkartır.Ve yavaş yavaş Aybars'a doğru yaklaşmaya başlar.Aybars ise adamını gördüğü için arkasında Arif'in olduğunu anlar.Ve Arif'in kendisine yaklaşmasını bekler.Arif'te tam öne adım atıp bıçağı kaldırır.O esnada de Aybars, Arif'in elini ve elindeki bıçağı görür.Ve bundan sonra Aybars elinde hazır tuttuğu hançeri iç cebinden çıkartır ve de anında Arif'e doğru döner.Bu arada Arif, Aybars'ın işeme numarasını yaptığının bile farkında değildi.Çünkü Aybars'tan hiç ses gelmiyordu bunda da haberdar değildi Arif.Aybars ise erken davranıp döner Arif'e doğru elindeki hançerle Arif'in kalbine saplar.Arif bir şey anlayamadan ve de bıçağı Aybars'a saplayamadan Aybars'a tutunup kalır öylece ;ama Aybars'a tutunsa da yavaşça yere doğru düşer Aybars ise kendi kendine
''Elde var bir.''diyerek sırada artık Murat'ın ölümü kalmıştı geriye.Belki de bu iki olayla Aybars'lar biraz olsun rahatlayabilirdiler.O an arkadan Zafer ve tuvalet yerlerinden birisinden çıkan Halil ve de Aybars'ın ayarladığı adamla bir çıkarlar. Halil ise ne Aybars'ın ne yaptığını düşünerek
''Ne yaptın ya adamı hemen öldürmüşsün bize bir şey kalmamış.İz falan yok değil mi?''
''Nasıl kalsın siz saklanırken arada Metin'den aldığım eldiveni taktım elime.''
''Bu iyi de Metin ağzını kapatırsın değil mi?''
''olur.''dese de Metin aslında yüz hareketiyle ve vücut hareketleriyle açık veriyordu.Aybars o sırada bunu fark ettiği için Arif'e sapladığı bıçağı Metin'e de saplar birdenbire.Halil ve Zafer şaşırır kalırlar.Halil gördüğü olay üzerine göre Aybars'a
''Ne oldu Aybars ne yaptın ya Metin'e hem neden yaptın bunu?''
''Metin'i ayarladım ama hareketleriyle kendisini ele verdi.''
''Nasıl ya biz nasıl anlamadık ya?''
''Fark etmedin ihanet edeceğini ayakları ve yüz hareketleriyle gösterdi.''
''Nasıl fark edeyim ben ya.Hem sen nasıl gördün ki dediklerini.''
''Metin'i tanıdğım ilk günden beridir bu Metin'in hep yalanlarıyla karşılaştım.Bu gün de hal ve hareketleri de yine yalancı olduğunu gösterdi bana.''
''Niye ayarladın o zaman?''Halil iyice meraklanmıştı artık olanlardan dolayı.
''Çünkü Arif'in ayarlandığı saldırılardan birisinde Metin'de vardı.Benimle ayrı, Arif'le ayrı oynuyordu bu adi herif.''
''Vay be sen neymişsin.Bunu niye önceden söylemedin ki bize.''
''Gereksiz gördüm.Ne de olsa anlatırım diye düşündüm.''
''Tamam o zaman hadi gidelim artık.''demesiyle Halil.Sonrasında olay yerinden bir iz bırakmadan silahlarını da yanlarında götürerek ayrılırlar.15 - 20 dakika sonra tuvalete gelen birkaç kişi karşılarında yerde duran iki cesedi görerek müdür beye ve gardiyanlara haber verirler.Müdür ise artık büyük ve bir o kadar da anlaşılmaz bir olay silsilesi ile baş başa kalmıştı.

****************** ****************** ****************** ****************

Aradan geçen 1 hafta sonunda Arif'in ölüm dosyası çabucak kapanmak zorunda kaldı.Belki de Müdür Kaan Bey bulamadığı belgeler ve suçlular yüzünden bir başarısızlığının ortaya çıkmaması uğruna ölen iki kişinin ölümünü ve bu cinayetin dosyasını kapatıp her şeyi kabullenmek zorunda kalıyordu.Murat ise Arif'in ölümüyle daha da zor durumda kalır.Hatta bu ölümün ardında bir çıbanın olduğunu düşünüyordu kendince bir yorum getirerek.Barut Kazım'ın ve 5 adamının koğuşun ortasında masada oturup Murat ve adamlarına bakıyordu Murat bu kadar da düşünceliyken.Murat ise kendisine bakılmasından rahatsız olduğu için adamlarına dönerek
''Bu Kazım bizi harcamak istiyor gibi bakıyor bizlere.''
''Ne yapacağız abi.Baksana Arif'i de harcadı birileri.''der Ali.Murat ise bu söze
''Ne yapabilirim Ali.Bu işte Aybars'ın parmağı var ;ama şu anda kapana kısılmış gibi duruyoruz bize yardım edecek birileri de yok ki.''
''Haklısın abi de bir çare bulmalıyız artık ölmemek ve de öldürülmemek için.''
''Çare bulacak halimiz mi var be.Hem öküz Kazım'da bize dik dik bakıp sinirimi bozuyor zaten.''
''Doğru.''abi der Ömer.O an ise Kazım ise Murat'ı sinirlendirip öldürmek için.Bile bile bakıp Murat'a laf atmaya başlar.
''Ne var lan salak.Bakıyorum da korkmuşsunuz son olanlardan sonra.''Murat daha fazla kendini tutamayıp Kazım'a
''Ne diyorsun lan sinek vızıltısı.''
''Hiç sadece önümdeki 4 salağa bakıyordum da.''Murat sinirinden ayaklanır.Arkasında ise adamları da son sözden sonra ayaklanır.Artık Murat'ın adamları ve Murat kavgaya hazırdı.
''Sen kimsinde bana ve adamlarıma salak diyorsun lan.''
''Barut Kazım'ım ne olacak?''diyerek dalga geçer Murat ve adamlarından
''Dalga geçemeyi bırakta kavgaya hazır mısın yoksa seni annenin karnına geri mi yollayayım mı istiyorsun?''
Barut Kazım annesine laf eden Murat'a sertçe bir ifade ile bakarak
''Ölümlerden ölüm beğen lan.''diyerek kalkar yerinden adamlarıda hemen kalkar anında.Ve boş koğuşta adamlarını üzerine salar Kazım.Koğuşun boş olmasının nedeni Kazım'ın koğuşu kavga için boşaltmış olmasıydı.Murat arkada duran adamlarına
''Sıkı durun evlatlar ya öleceğiz ya da öldüreceğiz.Çıkartın bıçaklarınızı.''diyerek bir anda koğuştaki 9 kişi bıçaklı kavgaya başlarlar.Arkada duran Kazım'da hançerini çıkartıp yavaşça yaklaşır.Ali birden iki kişiyi karşısında bulup dalaşır onlarla.Ömer ile Adnan'da birer kişi ile savaşıyordu.Kazım ise önde olan bir adamının Murat'la olan dövüşünü bekleyerek durur öylece.Herkes birbirine bıçak sallayıp duruyordu koğuşta ve hafif ya da derin yaralarda açılmaya başlamıştı her iki taraftanda.Murat'ın karşısındaki adam ise bıçağını kaldırıp Murat'a doğru uçarcasına atağa geçer.Adam birkaç kez bıçağını salladıktan sonra Murat kenara bir yere kaçar ve de tam da Barut Kazım'ın önüne geliverir.Kazım'da bulduğu fırsatı iyi değerlendirmek adına hançerini Murat'ın arka tarafına Murat'ın ensesinin yakın bir yerine saplar.Murat ne olduğunu anlayamadan arkasına hafifçe dönüp bakınsa da kendisine bunu yapanı yani Kazım'ı görür ve hakkın rahmetine kavuşur saniyeler içerisinde.Ali ise abisine yapılanı görüp
''Hayıııııırrrr!!!''diye bağırsa da bu bağırma esnasında boş bulunur ve Kazım'ın adamınca kalbine bir bıçak darbesi alır ve yere yığılıp kalır.Ömer ile Adnan'da liderlerinin ve Ali'nin ölümü üzerine fazla direnemden onlarda aldıkları derin bıçak darbeleriyle canlarını teslim ederler azrail'e.Ve sonunda Kazım en büyük rakiplerinden birisini hiç adamını da kaybetmeden birkaç dakika içinde bitiriverir.Kazım fazla vakit kaybetmemek ve gardiyanlara da yakalanmamak için adamlarına
''Hadi çabuk olun da bunları götürelim bizi bekleyen çöp arabasına.''der ve adamları hemen yanlarında getirmiş oldukları ceset torbalarını çıkartıp tek tek Murat ve çetesini torbalara koyarlar.Hiç durmadan da koğuştan ceset torbalarıyla çıkıp ilerler cezaevinin arka kısmına doğru Kazım, adamlarıyla.
O sırada da bahçede Kazım'ın ayarladığı birileri kavga çıkartıyordu ve bu sayede gardiyanların hepsi içeriden bahçeye toplanıyordu ve Kazım'lar rahatça işlerini görüyordu.Bundan yararlanan Kazım ve adamları cezaevinin arka kısmına gelirler birkaç dakika içinde.Ama geldikleri gibi iki askeri görerek şaşırırlar oldukları yerde.Kazım kafasında ürettiği bir planla askerlere yaklaşıp Kazım konuşmaya başlar.Ve adamları ise arkadan yavaşça ilerliyordular.Kazım ise askerlerle
''Ne var Kazım nereye böyle?''
''Ya ne bileyim müdür bey bize bir görev diye çöp toplama işini verdi herkes yapıyor diye biz de yapıyoruz adamlarımla.''
''Ya sen böyle işler yapar mıydın?''
''Ne yapalım bu devirde delikanlıyı bile bozacak işler çıkartıyor birileri.''
''Haklısın vallahi Kazım.''der asker.ve askerlerin izniyle geçerler ve çöp arabasının yanına gelirler.Ama çöp arabası dışarıdan olduğu gibi gözükse de aslında cesetleri atacak arabaydı.Kazım adamlarıyla 4 ceset torbasını arabanın arkasına yükledikten sonra askerlerin nezaretinde yaparlar tabi ki de bu işleri.Kazım cesetleri yükledikten sonra şoförün yanına gelerek
''Hadi göreyim seni.Bunları güzel bir yere bırak oldu mu?''
''Endişelenme Kazım abi sen işi oldu bil.''
''Çok güzel sen bir ara gel görürüm ben seni tamam mı?''
''Elbette abim ben gelirim bir ara görüşürüz.''der şoför ve hemen ardından ve arabada son hızla cezaevinin arka kısmı ve arka kapısından ayrılır.Kazım bu sırada arkada bekleyen adamlarına dönüp onlara
''Siz önden gidin koğuşa.Biraz temizlik falan yapın ben arkanızdan geliyorum.Adamların hepsi birden.
''Olur Kazım abi.''demesiyle koğuştaki kanları temizlemeye giderler.Herkes Murat'ı adamlarını göremeyince kaçtığını düşünecekler ve Kazım'ın bir yerde bırak dediği cesetleri de polisler bulunca Murat'a ve adamlarını herkes kaçarken öldü bilecek Kazım'ın bu ustaca planı ile.Kazım ise adamlarını koğuşuna yolladıktan sonra gönül rahatlığıyla askerlerin yanına gelip birkaç bir şey demek isteyerek
''Sağ olun koç gibi olan askerler.Sizin gibi askerler olmasa bu vatan ne yapar bir başına.''Askerler de ''Eyvallah.''diyerek karşılık verirler Kazım'a.Kazım'da bu teşekkür ve selam üzerine kendisinin asıl kimliği olan teröristlik ile başka bir küçük suç yüzünden korunmak için örgüt tarafından buraya atıldığını bilmeden askerler bir teröristte teşekkür ederler ama bu onların suçu değildi.Ne yapsınlar Türk halkı her insanı masumiyetle gördüğü için bu anlamamışlardı.Kazım ise kendisinin terörist olduğunu bilmeyen askerlere teşekkür ettirdiği için askerlerin yanından uzaklaştıktan sonra askerlere ve Murat'ı öldürmenin keyfi ile güle güle hatta kahkaha ata ata koğuşuna döner.

YER: TÜRKİYE - SAMSUN KAPALI CEZAEVİ VE AYBARS'A BİR SÜPRİZ

Geçen 7 ay ile Aybars ve dostları arada uğradıkları bazı saldırılarda olsa aynı taktiği izleyerek her saldırıyı püskürtmeyi başarıyorlardı.Barut Kazım ve adamları ise de yalnız bulundukları koğuşta değil bütün hapishane içindeki 20 koğuşun 14'ünü etkisi altına almayı başarmıştı.Ve bu sayede her koğuştan aldığı haraçla paralarına para katıyordu hapishanede de olsa.Müdür Kaan bile onlara karışamıyordu.Zaten müdürün başı da gizlice hapishaneden kaçıp bir yerde ölü bulunan Murat'ta kalmıştı aklı.Kazım ise istediği zaman herhangi bir koğuşta isyan çıkartıp kafası allak bullak olan müdürü iyice köşeye sıkıştırıyordu.Bu sayede isyan sırasında öldüreceğini öldürüyordu ya da başka bir işi varsa yapıyordu Kazım.Sonrasında da isyanı güya durdurarak hem müdürün desteğini hem de herkesin güvenini sağlıyordu.Aybars'larda, Kazım ile anlaşmalı oldukları için hiç birbirlerine ve birbirlerinin işlerine karışmıyorlardı.Ve her iki tarafta birbirlerinin koğuşlarına el atmıyordu.Bu sayede Aybars bu zamanlarda rahatça yaşayıp gidiyordu hayatta.Bir yıl boyunca beklediği kardeşi Kerem'inde gelmesini diliyor ve yolunu gözlüyordu.O sıralarda ise Hakan ve Salih amca da gizli gizli işler yapıyorlardı.Hakan, Salih amcadan her gün ve her şeyi öğreniyordu bunca boş vakitte.İşinde ustalaşmaya doğru ilerliyordu Hakan.Salih amcada, Aybars gibi Kerem'in yolunu gözlüyordu nerededir diye.
22 Eylül 1998 sabahı ziyaretçi yerinde birisi bulunuyordu.Ve o kişi cezaevine giriş yaptıktan sonra gördüğü bir gardiyana
''Şey ben Müdür Kaan Beyden izin aldım da.''
''Ne olacak ki bu?''
''Bana Aybars Çetindağ'ı çağırır mısınız?''
''Peki çağırırım.''
''Sağ olun gardiyan bey.''
''Peki de Aybars'a kim diyeyim.''
''Yakın birisi diyin o anlar.''
''Olur beyfendi.''diyerek gardiyan hemen 15.koğuşa doğru gider.Gardiyan koğuşa gelip kapıyı açtıktan sonra içeride bulunanlara bakıp herkese
''Aybars burada mı?''bazıları Aybars'ı durduğu yerde gösterir.Aybars'ta çağırıldığını duyup hemen koşup kapıya gardiyanın yanına varır.
''Ne oldu ya gardiyan kim beni çağırır ki hem kimseyi bu kadar da çok beklemezken bu saatte.''
''Vallahi bilmiyorum ;ama yakın birisi dedi çağıran.''
''Yakınım mı?''
''Aynen böyle dedi.''Aybars bir şey anlamadan gardiyanla birlikte görüşme odasına gider.Gardiyan kapıyı açıp Aybars'ı içeriye buyur edince Aybars biraz tedirgince içeriye girip kim kendisini çağırdı diye bakmak isteyerek bakar ve karşısında çokça uzun bir zamandır beklediği kardeşi Kerem'i bulur.Şaşkınlığını gizleyemez Aybars bu kadar zaman beklerken zamansız gelen kardeşine karşı.Eli ayağına tutuşarak hemen yanına kardeşinin karşısına gelir.Ona sarılarak hasret giderir kardeşiyle.Sonrasında ise kardeşine doyasıya bakıp
''Nerelerdeydin sen ya bunca zamandır?''
''Ne yapayım abi aylardır kaçıyordum bilmediğim ve de tanımadığım kişilerden.''
''Ne kaçması ya sana el uzatan kim ya?''
''Bazı bilmediğim kişiler bana 3 kere öldürmek üzerine saldırdı.''
''Peki nasıl gelebildin buraya kadar ölümlerden kurtularak.''
''Amerika'da iken ilk saldırı sen hapse düştükten 2 ay kadar sonra gerçekleşti.Ben ortaklarımla toplanırken birisini ofisimi basarak öldürdüler.Ben de zor kurtuldum diğer ortağımla beraber.''
''Peki diğer saldırılar ne zaman ve nerede oldu ki sana kardeşim?''
''Amerika'da ilk saldırıdan kaçıp doğu tarafına geldikten 3 ay sonra adamlarımın içine birilerini sokarak yakın bir yerden hatta odama kadar girerek saldırdılar.''
''Eee! ne oldu orada?
''Ne olacak beni kurtarayım derken diğer ortağımda öldü ilk saldırıda ölen gibi.''
''Sen de tek kaldın yani de kim yapabilir ki bunları sana.Hiç mi biz şuyuz falan diye bir mesaj yollamadılar.''
''Yolladılar.''
''Ne zaman?''
''Bundan 1 ay kadar önce İstanbul'a geldiğimde saldırdılar ayak basar basmaz.Ve orada bana saldıran bir kağıt bıraktı.''
''Saldıranı yakalayamadın mı?''
''Yakalayamadım ama adam bilerek ya da bilmeden mi bilmem ama bir kağıt düşürdü.''
''Hadi be oğlum merakta bırakmadan anlatsana.''
''Tamam abi.Kağıtta seni de ve o abin olacak herifi de geberteceğiz.Biz bilmediğiniz düşman ama abinin yakından bildiği düşman olan Amerikan İstihbaratıyız.''Aybars şimdi bir şeyler anlıyor gibiydi.''
''Anlaşıldı kardeşim.''
''Ne oldu ki.''
''Dostlarının ölümüne üzüldüm ama bunu sana ve dostlarına yapanlar benim teşkilattaki patronumla beni saf dışı etmek için anlaşan amerikalı istihbaratçı Daniel'den başkası değil.''
''Bunu nereden biliyorsun ki abi?''
''Ben Samsun'a yollanmadan önce bana ihanet eden çalışma ortağım bu ismi söylemişti ve onlardan korkmamı da iletmişti bana aileme dikkat etmem hususunda.''
''Sana iahnet eden birisi neden bunları desin ki?''
''Herhalde diğer ihanet edenlere ya bir süpriz yapacak ya da bana düşmanların bunlar tek suçlu ben değilim demek istiyor.''
''Şimdi bende anladım abi.Ama neden dostlarımı aldılar ki yanımdan abi.''
''Baksana evlat bana ulaşmak ve beni her türlü yıkmak adına sana bile bulaşmışlar dostlarına mı dur diyecekler.''
''Ama abi...''
''Boşver şimdi bunu da adamlar iyice ciddi gibi bana karşı öldürme konusunda.''
''Ne yapacağım artık abi nereye gideyim ki bir yol göster bana.Buraya bile gizli geldim beni izleyemediler.''
''Sen öyle san onlar herkesi izler.''derken Aybars kısa bir süre düşünüp sonrasında kardeşine bakıp
''Buradan çıkarken dikkatli ol.Ve hemen telefonunu bana verip İstanbul'a gideceksin.''
''Gideyimde neden telefonumu sana vereyim ki abi?''
''Bu telefonu hem dinliyorlardır hem de telefonla bu sayede senin yerini git dediğim yeri bulurlar.''
''Doğru dedin abi.''
''Ve İstanbul'da bilirsin Şile sahilindeki Salih amcayı değil mi?''Kerem biraz düşündükten sonra
''Evet hatırladım seni bu işler için eğiten hatta seni teşkilata sokan adamın yeri var orada.''
''Tam isabet Kerem.''
''Ne olacak ki orası ve o adam.''
''Onu bulup yanına önceden göndermiş olduğum adamımla beraber birlikte ondan eğitim alacaksınız ben çıkasıya kadar.Ve de sahte kimlik bul 2 tane birisini sen diğerini de adamım olan Hakan'a vereceksin.''
''Olurda neden 3 değil de 2 tane sahte kimlik alayım ki?Hem Salih amcayı unuttun abi''
''Salih amcanın yanında her daim bir ya da birkaç tane bulunur asıl size lazım.''
''Oldu bil abi.Peki sen ne yapıyorsun burada iyi misin?''
''Oldukça iyi sayılırım seni görünce daha da iyi oldum.''
''Peki sana da saldırı olmuştur herhalde değil mi abi?''
''Olmaz mı saymakla bitmez.''
''Yaralandın mı hiç?''
''Birkaç kere birkaç çizik oldu o kadar.''
''Tek başına nasıl bu kadar da baş edebiliyorsun ki düşmanlarınla.''
''Yanıma iki arkadaş aldım onları da iyi tanıyınca iş hallolmuş oldu.''
''Nasıl güvenebildin bu durumda iken ve ihanet zincirinin aldtında ezilmişken.''
''Ne bileyim onları sığınacak bir liman gibi gördüm.''
''Vallahi ben bu zamanda böyle iken kimseye güvenemezdim.''
''Ama Hakn ile Salih amcaya güven onlar gerçek dostlar.''
''Peki abi başka bir şeyin yoksa artık ben gideyim.''
''Oldu sadece kendine ve canının sağlığına iyi bak olur mu?Hakan'la birlikte yeni kimliklerinizle beraber Salih amcadaki parayla güzel bir şirket kurun.''
''Ne parası ya ve ne şirketi?''
''Salih amcanın fakir olduğunu falan zannetme.Eski teşkilatçıdır kendisi.O size bu şirket işinde yardımcı olacaktır.Şirketi o kurar sizde gizli ortaklar olursunuz.''
''Gizli ortaklık ne ya?''
''Anlasana aslında görünürde 3 kişi olacak ama kimlikleriniz sahte olduğundan kimse sizin şu veya bu olduğunuzu kanıtlayamayacak sizde rahatça hem legal hem de illegal işlerde bulunursunuz bu sayede.''
''Çok akıllısın be abi ya.O zaman sana başarılar hayatta kalma konusunda.''
''Asıl siz hayatta kalın bana bir şey olmaz.''der Aybars ve ikili sarılıp vedalaşıp ayrılırlar görüşme odasından.Kerem, Samsun garajına oradan da İstanbul'a geçmek üzere cezaevinden ayrılır.Aybars'ta koğuşa çabucak gidip konuşması ve anlatması gerektiği meseleleri olduğu gibi içini dökmeye koğuşa girer hemen de Halil ve Zafer'i yanına çağırıp toplanırlar bir yerde.Halil merakla Aybars'a bakıyordu ne diyecek diye.Zafer'de olanları anlamaya çalışıyordu.Aybars'ta karşısına topladığı iki meraklı kişiyi daha da fazla merakta bırakmadan söze başlar.
''Arkadaşlar size çok önemli bir meseleyi anlatcağım.''Halil merakını gidermek için
''Ne var Aybars.Nedir bu kadar da önemli olan.''
''Hep soruyordun ya sana kim ihanet etti diye.''
''Evet soruyordum ne olacak?''
''İşte o soruna bu gün cevap vereceğim.''
''Yoksa bu konuşmayı az önce seni görmeye ve ziyaret eden kişi yüzünden mi yapacaksın?''
''Bildin Halil.''demesiyle Aybars, Halil hemen gülümser kendince.
''Ee! anlatsana ne duruyorsun karşımızda böyle.''
''İyi öyleyse.Benim ne tek ne de iki düşmanım var.Birçok kişiye karşı ihanetlerinin intikamını almaya çalışıyorum.''
''Kim bunlar sana ihanet edenler kim?''
''Birincisi teşkilatta çalıştığım son 5 yılda ki iş ortağım ve arkadaşım olan kişi, ikincisi sevgilim ve üçüncüsü beni yetiştirip teşkilata sokan adam ve de sonuncusu annemi ve birçok yılımı benden alan Yıldırım A.Ş.'nin şimdiki sahipleri Enver ve Turgay Yıldırım.''
''Vay be sen nasıl bir ihanetin içindeymişsin ya.''diyerek şaşkınlığını dile getirir Zafer.
''İş arkadaşım olan Enginkan gizliden gizliye sevgilimle aşk yaşıyormuş.''Zafer duyduğu üzerine iyice şaşırıp
''Bir şey yaptın mı kıza?''
''Yapamadım.Çünkü hem böyle bir ilişkiyi bilmiyordum hem de Enginkan teşkilat şefi Ali Fuat'la amerikalıları anlaştırıp beni işimden ve hayatımdan etti.Halil olaylar arasındaki bağı bulmak için Aybars'a
''Bunu sana neden yaptılar ki ne istiyorlardı da sen yapmadın da bu duruma düştün?''
''Tek sebebi vardı O da benim hem Enginkan ile sevdiğim arasında engel olarak duruşum hem de benim işimde fazlaca yükselip Amerika'nın çıkarlarına ters olmamdan dolayı Yıldırım A.Ş.'nin eski sahibi olan Volkan Yıldırım'ı bana öldürttüler.sonrasını zaten biliyorsunuz.''
''Peki sen bu ihanetlerin farkında değil miydin?''
''Hiçbir zaman fark edemedim.''
''Sen de anlamadığından yaptın bu işleri yani.''
''Hayır birincisi ailemi tehdit ettiler.İkincisi İstanbul'daki görevin bitti Avrupa'ya gideceksin diye kandırdılar beni.''
''Bu nasıl bir komplo ki her şeyi çokça iyi hazırlayıp sunmuşlar ortalıklara.Şaştım kaldım Aybars'ım.''
''Şaşma Halil ben alıştım artık bu duruma.''
''Bizden ne istiyorsun artık?''
''Yardım istiyorum ve bana her zaman ve de her koşulda destek olmanızı istiyorum.''
''Ne tür bir yardım bu?''
''Benimle birlikte davamda yer alır mısınız?''
''Almasına alırız da her zaman yanında dururuz da 8 yıl var önümüzde bu zamanda ne yapacağız?''
''Biliyorum önümüzde 8 yıl olsa da burada çalışacağız.Okuyup gelişeceğiz.Gündemden ve düşmanlarımın yaptıklarından uzak kalmayacağız.''
''Benim için sorun değilde sen bunları Zafer'e anlat.''
''Niye ki Halil?''dese de Aybars.Zafer araya girip
''Ben çalışma diyorsan çalışırım Aybars yani ne bileyim vüdut geliştirme veya dövüş sanatı öğrenme konusunda.''
''Evet güçlü olmalıyız da senin için problem olan nedir ki?''
''Kitap falan okuma veya da gündemi takip etme işini siz yapın onlar bana göre değil.Ben kendimi öte türlü geliştiririm yeter.''Aybars, Halil'e bakıp bir cevap bekler;ama Halil'de, Zafer'i ve onun bu işlere yatkın olmadığını bildiği için kararı Zafer ile Aybars'a bırakıp susmayı yeğler.Aybars'ta, Halil'den bir cevap alamayınca Zafer'e
''Peki o zaman sen bildiğin gibi çalış.Herkes aynı olmak zorunda değil ki herkes aynı yönde gelişemez ki.''
''Sağ ol Aybars beni anladığın için.''
''Sağ ola gerek yok.Artık hepimiz birimiz için, birimiz hepimiz için değil mi arkadaşlar?''Zafer ile Halil aynı anda Aybars'ın bu sözüne
''Evet...''diye yanıt verir ve 3'lü bribirlerine sarılıp dostluklarını iyice pekiştirip aynı gaye için birlikte olacaklarına söz vermiş olurlar böylece.Artık hiçbir şeyden ve güçten korkmuyorlardı tam tersine herkesin kendilerinden korkmasını bekliyorlardı artık bu andan itibaren.

YER:TÜRKİYR - İSTANBUL VE ÇIRAĞAN SARAYINDA BİR DÜĞÜN

Enginkan, Aybars'ın yanında tanıdığı Makbule'yi, Aybars'ın hapse girip bundan da 1 yıl geçmesi içinde geçen toplam iki yıllık sürede ancak nikah masasına oturtmaya ikna edebilmişti.Ve Yıldırım ailesinin armağanı ile Çırağan'da dünya evine girecekti.Heyecanı çok açık belli oluyordu Enginkan'ında, Makbule'ninde.Son hazırlıklar için damat ve gelinin hazırlanmsı için gerekli olan özel odada Enginkan, düşünceli olan sevdiği Makbule'ye bakarak yanına gelip sandalyede oturan Makbule'nin omzuna dokunur.Makbule ise kendisine dokunan Enginkan'ı görüp
''Ne oldu Enginkan?''
''Asıl sana ne oluyor Makbule.Böyle bir günde yüzün bu kadar asık ki?''
''Ne bileyim Aybars hala ölmedi ve korkularım var.''
''Bırak artık şu Aybars'ı da burada güzel geceyi ve nikahımızı düşünelim.''
''Düşünmek istiyorum ama olmuyor ki?''
''Bak biraz sonra davetlilerin önüne çıkacağız böyle asık suratlı bir kadınla çıkamam herkesin önüne.''
''Asık suratlı deme ya bana Enginkan.''
''Dememi istemiyorsan o güzel yüzün gülmeye başlasın.''diyerek sitemkarca konuşur Enginkan, Makbule'ye.O sırada sarayın büyük salonunda birçok davetli arasında bulunan Teşkilat başı Ali Fuat, emniyet amiri Tayfun ve de Enver Yıldırım 3'lüsü aralarında son günlerdeki ve Aybars hakkındaki meseleyi konuşuyorlardı aralarında.Ali Fuat ise Enver'e dönüp Aybars'ı ne yaptı dercesine
''Bu Aybars işi bir türlü halledemedin Enver.''
''Elbet hallolacak.''
''Öyle diyorsun da adam bizim için tehlike unsuru o yaşarken bizim yaşama işimizde zor gibi gözüküyor.''
''Korkmana gerek yok Ali Fuat.O ölecek ya şimdi ya da çıkınca.''
''O zamana kadar yaşatacak mısın bize düşman olan bir adamı.''
''Sorun değil.Çünkü onunla ödeştik sayılır.O benim babamı ben de onun annesini öldürdüm.''
''Aybars'la ödeşmiş olabilirsiniz ama şunu bil ki o şu an hepimizin hayatını almak için planlar yapıp duruyor.''
''Yapabildiği kadar yapsın.Ona en kötü cezaevinden çıkarken büyük bir süprizim var.''
''İyi de şimdilik yok mu bu güne özel?''
''Olabilir hatta düşündüm bile diyebilirim.''
''Ne yani bu gece birisini ayarladın mı öldürsün diye?''
''Elbette bu gün evlenme günü Aybars'ın sevdiğinin buna has bir şeyler ayarladım kendimce.''
''Peki süpriz ne nasıl halledeceksin ki Aybars'ı?''
''Adı üstünde süpriz Ali Fuat.Olunca görürsün ya bu gün ya da çıkınca büyük bir süpriz yaşayacak ve o an gelince de ölecek.''
''Yardım eden olur mu Aybars'a.''
''İki arkadaş edinmiş diyorlar.Gerekirse onları da hallederiz arada.Fakat başka yakını da var mı orasını bilmem.''
''Tahminim yok.''
''İyi öyleyse bunun şerefine içelim.''Bunun üzerine 3'lü ellerindeki şarap dolu kadehleri kaldırıp çarptırırlar.Ve ardında da şerefe diyerek kadehlerindeki şarabı yudumlarlar.Sonrasında suskun olan Tayfun Bey
''Tamam sarhoş olmayalım beyler.Yolda çevrilirsiniz ona göre.''diyerek dalga geçercesine konuşurlar.Ali Fuat gülerek
''Ne olacak Tayfun'um.Öyle ya da böyle bizi es geçecekler senin polisler Tayfun Bey.''
''Ama öyle ya da böyle içkili araba kullanılmaz.''
''Takma kafana rahatla sana bir şey olmayacak.''
''Ne korkacağım hem onun ölüm listesinde olsam ne olacak ki o bana bir şey yapamaz.''Kendinden emin bir halde sırıtarak Enver, Tayfun Beye
''Ben yerinde olsam öyle düşünmem.Bu adam şu an orada olmasa belki de biz ve birliğimiz, teşkilattaki her şey çok farklı olacaktı.''
''O sizin sorununuz olacaktı.''
''Sen bilirsin Tayfun benden demesi sana bulaşırsa anlarsın o zaman her şeyi.''Tayfun sinirli gözlerle Enver Yıldırım'ın kendisine yönelttiği bu sözlerle kızgın olur ;ama o sırada da Enginkan ve Makbule, Çırağan Sarayının şaşalı salonunda adım atarak girerler.Ve bir sürü davetlinin arasından geçerken Ali Fuat ve Enver aralarında
''Çok yakıştılar birbirlerine değil mi Ali Fuat?''
''Öyle öyle.En güzeli ise Enginkan'ın elinin tersiyle amerikanın istihbaratını itmesi oldu.''
''Haklısın onun bizim tarafımımızda olması çok çok önemli.''
''Önemli olmaz mı .oğu işi artık Enginkan bitiriyor.''
''Tabi bitirecek o kadar eğitim alacak mühim görevlerde bulunacak bir de bütün işleri o yapmayacak ha!''İkili gülerek yanlarında Tayfun ise Aybars'ın ifadesini değiştirmekten dolayı duyduğu pişmanlığı duyuyordu vicdanında.Bu Enginkan ile Makbule önünden geçerken daha da belirir bu pişmanlık.O yüzden bakamıyordu ikiliye.O esnada ise Tayfun bey ikilinin geçişi sırasında Aybars'a yalvarırcasına içinden der ki Enginkan ve Makbule'yi görerek
''Keşke sana bunları yapmasaydım Aybars.Burada olmanı ve her şeyden hesap sormanı çokça isterdim böyle olacağına.''Tayfun Bey kendisininde hatalı olduğunun farkındaydı.Enginkan ve Makbule herkesin içinden geçerken aralarında
''Artık biraz gülümse Makbule içeride konuşmadık mı bunları?''
''Yapamıyorum ki içimdeki korku yüzünden.''
''Niye yoksa beni sevmiyor musun ve bu evliliği istemiyor musun?''
''Seviyorum seni her şeyden kat ve kat seviyorum.''
''Öyleyse sorun olan ne?''
''Aybars'a duyduğum korku.''
''Bırak şu herifi senin için artık o yok ben varım.''
''Biliyorum da ya o bizi ileride öldürmeye gelirse ne yapacağız.''
''Gelemeyecek bana inan yeter ki.''
''tamam.''deyip biraz olsa da etrafına gülücükler saçmaya başlar.Enginkan'da mutlu olmaya başlar bu hareketten sonra.Ve ikili nikah masasına geçip otururlar.Şahit koltuğunda ise Ali Fuat ile Makbule'nin arkadaşı olan Berrak bulunuyordu.Nikah memuru ise kısa bir konuşma ve prosedür gereği olan konuşmaları yaptıktan sonra heyecenalı bir şekilde evlenmeyi bekleyen ikiliye geçerek sormaya başlar.
''Sayın Ferit kızı Makbule Aktaş, Enginkan'la hiçbir baskı altında kalmadan evlenmeyi kabul ediyor musun?''Makbule birkaç saniye düşündükten sonra
''Kabul ediyorum.''der.Memur ise Enginkan'a dönerek
''Sayın Cemal oğlu Enginkan Düzgün, Makbule ile hiçbir baskı altında kalmadan evlenmeyi kabul ediyor musun?''demesiyle Enginkan hiç düşünmeden Makbule'nin gözlerine bakarak
''Evet kabul ediyorum.''der ve memur nikah defterini evlenen çifte sonra da şahitlere uzatıp imzalar alındıktan sonra herkes ayağa kalkar ve nikah memuru eline evlilik cüzdanını alarak der ki davetliler huzurunda evlenen çifte
''Ben de Büyükşehir Belediye başkanlığının bana verdiği yetkiyle sizleri karı ve koca ilan ediyorum.''diyerek cüzdanı Makbule'ye verir.O an davetlilerin çılgınca alkışlarıyla evlenen çift önce birbirlerini dudaklarından öperler şahitlerle sarılıp kutlar bunu sonra da evlilik dansını yapmaya geçerler.Romantik bir müzik eşliğinde dans ederler Enginkan ile Makbule herkeste bu güzel çifti ve dansını izliyorlardı.Enginkan ise bu sıkıcı işlerden kurtularak bir an önce kurtulup eve gitmeyi planlıyordu.Ali Fuat ise arkada bir yerde koltuğa geçip oturuyorlardı.Nikah sonrası rahatlamak için konuşuyorlardı.

*************** ***************** ****************** *******************

O sıralarda ise Samsun kapalı cezaevinde herkes gece olmuş ve yatağına girmişti.Aybars'ta içi sıkılmış olsa da daha fazla arkadaşlarıyla oturmak istemeyerek yatağına uzanıp dinlenmeye sonra da uyumaya çalışır.O sırada 15.koğuşun dışında birisi Enver'in ayarladığı bir gizli adam 15.koğuşa yaklaşarak sabah görüşme saatinde aldığı görev ve detaylarını öğrenerek buraya 15.koğuşun önüne gelip cebinden bir maymuncuk çıkartır.Maymuncukla beraber kapıyı açmayı zorlar.Birkaç dakika sonra kapı yavaşça aralanır ve adam sessiz adım atmaya çalışarak yavaş ve ağır adımlarla yürümeye başlar koğuş içinde.Aybars ve arkadaşları ise bu esnada yataklarında bu gün bir saldırı olmaz diye yataklarında rahatça uyuyorlardı.Adam ise ağır adımlarını atmayı bırakarak Aybars'ın yatağının olduğu yere gelir.Aybars'a bakarak nasıl bu adamı öldürürüm diye düşünür gizli adam.Ve iç cebinden çıkardığı küçük bir şişle Aybars'a iyice yaklaşmaya başlar.
O an Aybars'ın yatağının karşı tarafında olan Zafer birden uykusu kaçarak Aybars'ın olduğu tarafa dönerek o tarafa doğru bakınır.Gördüğü tablo ile birden bağırmaya başlar
''Aybarssssss!''diye son gücüyle bağırır.Koğuşta birçok kişi ve Aybars uyanıverir ve Aybars karşısında elinde şişle duran bir adamı görür ve ne yapacağını düşünmeye başlar bu saldırıdan kurtulmak adınaAdam ise kendisine bağırana bakayım derken bir ara dalgınlaşır ve de bundan yararlanan Aybars yüzü maskeli ve eli şişli olan adamın eline atlayıp ikili birden yere düşerler koğuşun ortasında birçok kişi olanları izlese de Zafer, yan yatakta yatan Halil'ide uyandırıp olanları anlatır ve gösterir arkadaşına ve ikili hiç durmadan yataklarından kalkıp bunca kişinin neden bekleyip saldırıyı önlemediğine kızarak Aybars ve onunla boğuşan adamın yerine gelip ayırmak isterler; ama bakarlar ki Aybars ile adam seslerini kesip kalırlar yerde öylece boylu boyunca kalırlar.Halil, adamın biraz yerden doğrulduğunu görüp Aybars'ın öldüğünü sanarak üzülür kalır olduğu yerde diz çökerek.Zafer ise Halil'in yanına çöker.Koğuştaki diğer herkeste olana şaşırıp bunca zamandır saldırıdan kurtulan Aybars'ın artık kurtulamadığını düşünerek şaşırırlar kalırlar.
Ama birden hafifçe doğrulan adam birdenbire tekrar yere düşerek kalır öylece ve bu esnada hafifçe yaralanan Aybars doğrulur ve arkadaşlarına ve diğer herkese bakarak
''Ne üzülüyorsunuz ya ben yaşıyorum.''demesiyle Halil ve Zafer eğik olan başlarını kaldırıp arkadaşlarına bakarlar ve yaşadığını anlayınca ona sarılırlar.Aybars ise sarılmayı bırakmak isteyerek arkadaşlarına
''Hey bırakalımda sarılmayı şu adama ölmeden soralım birkaç soru.''
''Neyi öğrenmek istiyorsun ki ondan.''der Halil.Ve o an koğuştaki herkes sevinir ve birisi de Zafer'in işaretiyle gardiyan çağırmak adına gider.
''Bu gün ve bu gece neden gelmiş onu öğreneceğim.''
''Kesin Enver yollamıştır ya.''
''Olsun da neden geldi bu günün özelliği ne öğrenmem gerekiyor.''diyerek ağır yaralı aolan ve kalbine yakın bir yerden yara alan adamın yanına eğilip oturup sorar Aybars.
''Söyle ölmeden seni yollayan adamı tamam mı yoksa bırakırım ölürsün burada.''Adam az olan yaşama ümidini kullanmak için hafifçe de olsa ağzından bir şeyler döker
''Enver Bey...''Aybars bunu bilse de sormuştu ve aldığı cevap yine aynı olmuştu.Sonrasında ise devam eder sormaya Aybars
''Söyle bakalım bu Enver neden yolladı seni bana?''
''Bu gün özel bir gün de ondan.''
''Neymiş özel olan?''
''Sevdiğin ile Enginkan evlendi birkaç saat önce İstanbul'da.''
''Ne evlendiler mi sonunda bu da mı oldu...''diyerek şaşırır kalır hem Aybars hem Halil hem de Zafer.Aybars arkasına dönüp Halil'e bakarak
''Eee! ben artık o ikiliyi öldürmez miyim Halil?''Halil'de Aybars'a hak vererek
''Artık hak ettiler ölümü.Hem evleniyorlar hem de seni öldürsün diye adam yolluyorlar.''o an ise de iki gardiyan gelerek ne oldu bu koğuşta diye anlamaya çalışırlar.Bunun için Aybars'ın yanına gelip
''Anlat bakayım ne oldu burada.''
''Ben yatağımda uyuyordum ve bu yerdeki yaralı adam Zafer görmeseydi onun yerinde ben yaralı olarak duracaktım.''
''Seni öldürmeye mi gelmiş.''
''Evet.''
''Konuşturabildin mi?''Aybars adamı konuşturmuş olsa da gardiyana
''Vakit olmadı adam ağır yaralı olduğundan olmadı konuşturamadım bana bunu yapanı öğrenemedim.''
''İyi yine ucu yırttın vallahi ölmekten.''
''Öyle oldu gardiyan bey.''
''İyi ceza da almayacaksın çünkü meşr-u müdafadan yırttın ama bir gün sen de ceza alacaksın bunu asla unutma.''diyerek gardiyan diğer gardiyanla beraber arkadan gelen birkaç gardiyanla birlikte hem yaralı ve ölecek olan adamı yerden kaldırıp götürürler hem de koğuşun ışığını kapatıp giderler.Ama giderken de arkadan Aybars, gardiyana
''Kapıyı yaptırın.''
''Neden?''
''Baksana adam bir maymuncukla kapıyı açtı ve öldürmeye geldi.''
''Tamam yarın hallolur.''diyerek Aybars'ın dediklerine bozularak gider.Aybars'ta yanında duran Zafer'e dönüp
''Sen olmasaydın ben de kalamazdım yarına sağ ol be Zafer.''diyerek sarılır Zafer'e Aybars, Zafer ise Aybars'a
''Sen de sağ ol senin sayende her şeyi görür oldum.''diyerek herkes ve Aybars ile arkadaşları biraz olsun uyumaya ve de dinlenmeye çalışırlar.

****************** ******************* ******************* ********************


Ve Enginkan'ın da bu mutlu gününde sevdiğiyle salondan ayrılmasıyla salonda yavaş yavaş boşalmaya başlar.Tayfun'da davetlilerin rahatça ve güvenlice gitmeleri için uğraşıyordu.Ali Fuat ve Enver'de salonda yalnız kalıp sarhoş olmaya doğru gidiyorlardı.Ali Fuat yanındaki Enver'e
''Nasılsın şimdi ortak?''
''İyiyimde sen iyice sarhoş oldun ya.''
''Sorun etme Enver sen asıl Aybars'ı bitir.''
''İnşallah bu gün sonunda o da olacak.Hem ben artık ona odaklanmış bulunuyorum illahi ki ölecek o da her insan gibi bir gün.Sen Aybars'ı bitti bil asıl önemli işler başka.''
''Neymiş onlar?''
''Ne olacak iş adamları birliği ile ilgili işler ve birliğe direnen kişilerle mücadele ediyorum ben.''
''Tehlikeli kişiler mi bunlar?''
''Yok ya aslında basit şeyler ;ama çok olunca zor oluyor.''
''Endişe etmiyorsundur umarım.''
''Niye endişe edeyim ki birkaç çapulcu ve kendini bilmez iş adamı bizi dize getiremez.''
''Eminim öyledir.''diyerek Ali Fuat, Enver'le hafiften dalga geçer bu sayede.Enver'de, Ali Fuat'a bakıp
''Görürsün sen.Senin bu alaylı sözlerini yutturacağım sana.''
''Yuttur benim için sorun yok.''der Ali Fuat.Ve ikili her şeye rağmen birbirlerine bu gün güzelliğine rağmen sertçe bakarlar.Enginkan ile Makbule'de birlikte gittikleri otelin odasında mutlu bir biçimde evlenmiş olarak güzel ve romantik bir gece için her şeyden kendilerini soyutlayarak kalırlar bir başlarına ;ama arkalarında gözü yaşlı ve öldürmek için ant içen bir adamı da unutur gibiydiler.

YER:TÜRKİYE - İSTANBUL VE ŞİLE SAHİLİNDEKİ BİR EV

Kerem uzunca ve yorucu bir yolculuktan sonra şile sahiline gelmişti ve eve gitmeden önce de sahilde oturup biraz dalgalara bakarak içinde bulunduğu durumu anlamak adına biraz durmayı yeğler.Dalgaların sesi onu rahatlatıyordu.Derinden derine doğru suya bakıp hayatını, yaşadıklarını ve de ailesinin başına gelenleri hatta annesinin ölüp abisininde hapise düşüsüne kadar her bir şeyi düşünüyordu kafasında.Abisine yapılan haksızlıkları ve ihanetleri doğru bulmayıp abisinin bir an önce hakkını eline alıp intikamını tek tek almasını diliyordu.Ama abisini kurtarmak için de bir şeyler yapmak istese de şimdilik bir şey yapamıyordu.O kadar da uluslararası ilişkiler okumuş olsa da artık yaşamını ailesinin öcünü alarak geçirecekti.Sonra daha fazla sahilde kalmak istemeden bir de kendisini izleyen falan varsa da daha fazla şüpheye yer bırakmadan oturduğu yerden kalkıp Salih amcanın kulübesine gidip yavaşça kulübenin kapısını tıklatır Salih amcanın.
İçeride ise Salih amca ve Hakan kapının tıklatılmasıyla oldukları yerde kalıp şaşırırlar.Gecenin bu saatinde kim gelebilir diye aralarında meraklanarak
''Kim olabilir ki bu ya Salih amca?''
''Onu bilemem Hakan ;ama inşallah kötü birisi değildir bu saatte.''
''Kötü ise diye başka saatte gelecek değil ya Salih amca.''
''Tamam ya susalım da açalım şu kapıyı.''
''O zaman ben arkaya geçip silahımı doğrultayım sen de kapıyı aç Salih amca.''
''Olur Hakan.O zaman çabuk ol.''
''Peki olurum.''deyip koltuğun yanına çöküp sailahının da pimini çekip bekler geleni.Salih amca ise tedirginlik içinde kapıya yaklaşıp yavaşça açar.Hakan da kapı açılsa da karşıdan hareket olmadıkça ateş etmemeyi düşünüyordu.Salih amca kapıyı iyice araladıktan sonra bakar ki karşısında Kerem duruyordu.Sevinçle Kerem'e sarılıp boşuna telaş yaptığını anlayarak
''Nerelerdesin sen be Kerem'im.Kaç zamandır abinde biz de bekliyoruz seni.''
''Ne yapayım bir yıl boyunca ha bire saldırılardan kaçıp durdum ;ama sonunda işte bakıyorsunuz ki karşınızdayım.''
''İyi ne olursa olsun sağ olarak geldin ya bu bize yeter de artar.''Sonra arkasına dönüp tetikte bekleyen Hakan'a
''Sağlam burası Hakan.''Hakan ise oturduğu ve çöktüğü yerden kalkıp silahınında pimini tekrar eski haline getirip beline koyar.Kerem'i tanımadığı için Salih amcanın yanına gelir.Kerem ise Hakan'ı merak ettiği için
''Bu arkadaş Hakan mı?''
''Evet hadi içeri gir.''demesiyle Kerem içeriye girip sonra Hakan'a el uzatır.Hakan abisinin kardeşini pek tanımasa da abisinin kardeşini yalnız bırakmamak için kendisine uzatılan eli sıkar ve
''Abimin kardeşi benim de kardeşim.Elbet ileride büyük bir dostluk kuracağımıza eminim.''deyip bir de sarılır ikili sonrasında da hepsi birden kapıyı da kapatıp yerlerine salona geçerler.Hakan ise hiç vakit kaybetmeden abisi Aybars'ı merak ederek Kerem'e
''Aybars abi nasıl be Kerem kardeş?''
''İyi hatta yanına iki arkadaş bulmuş kendisine gelen saldırılara onlarla bir kaşılık veriyor.''
''Güvenilir birileri bari o arkadaşlar?''
''Kendisi güvenilir dedi ama ben adamları göremedim sadece abimle konuştum.''
''Peki sana bir şeyler dedi mi?Ayrıca seni takip eden oldu mu?''Hakan'ın bu meraklı halini fark eden Salih amca ise
''Kerem sen bakma Hakan'a aslında bu kadar da meraklı değildir kendisi.Hakan biraz bırakta dinlensin Kerem.''
''Niye ki Salih amca hem ben abiyi merak ettiğimden soruyorum.''
''Niye olacak çocuk biraz soluklansın.''
''Elbette soluklanacak ;ama ben Aybars abinin dediklerini duymazsam rahatlayamam.''Kerem, Hakan'ı anlayışla karşılayıp
''Olsun Salih amca ben de onun yerinde olsam kaç zamandır beni buraya yollayan birisinden gelen mesajları merak edip sorarım benim açımdam sorun yok yani.'Hakan, Kerem'in bu anlayışlı halini görerek Salih amcaya dönüp
''Gördün mü Salih amca o da benimle aynı fikirde.''
''Tamam o zaman siz devam edin ben dinliyorum.''
''Hadi Kerem kardeş anlatmaya devam et.''
''Peki.Vallahi sizin yanınıza gelmemi söyledi.Sonra dedi ki kendinize iyi bakın ben çıkmadan da öleyim demeyin dedi.''
''Başka bir şeyler dedi mi sana Aybars abi.''
''Biraz senden bahsetti ve ikimizin Salih amcadan her türlü dersi almamızı ve de Salih amcadan sahte kimlik almamızı iletti bana.''
''Ne sahte kimliği ya ben anlamadım.''
''Bildiğin sahte kimlik.''diye cevaplamak ihtiyacı duyar Salih amca ve Kerem'in demek istediğini de çoktan anlamıştı.
''Ben de ki paradan da söz etti mi Kerem?''
''Bahsetti Salih amca.''
''Öyleyse çocuklar 1 haftaya kalmaz şirket kuruyoruz.''Hakan ikilinin aralarında konuştuklarından bir şey anlayamayarak
''Ne oluyor ya ne diyorsunuz siz?''
''Bir şey olduğu yok.Aybars Kerem'e demiş ki Salih amcada çok para var.Ondan da destek alarak ve eğitiminizi alarak düşmanlara karşı ayakta kalın dedi.Aynen böyle değil mi Kerem?''
''Tamamen aynı dedi Salih amca haklısın çok iyi anlamışsın.''Hakan olanları biraz anlasa da şirketle ne yapacaklarını anlamak için
''Peki bu şirketle ne yapacağız bana bunu açıklayın ya.Ben aranızda fransız kaldım yani.''Kerem ve Salih amca Hakan'ın şaşkınlığını anlayıp ona hak vererek Kerem bu durumu Salih amcanın koluna dokunup onu durdurup kendisi açıklamak isteyerek
''Bak Hakan kardeş.''
''Evet.''
''Aybars'ın son sözleri yani bana dedikleri ikimizinde Salih amcadan alabildiğimiz kadar bilgiyi alıp ve de üstüne şirketi kurup Yıldırım'lara karşı olmamızı onları durdurmamızı dedi.Ve de Salih amcadan alacağımız sahte kimliklerle ve Salih amca da önceden her zaman sahte kimlik bulunduğundan bu 3 sahte kimlikle bir şirket kurup ve de herkesin de bu şirketi kuranların bizde mevcut olan sahte kimlikteki insanları bilsin istiyor diye bana açıkça anlattı ben de sana Hakan kardeş.''Hakan durumu anlamış bulunarak
''Her şeyi şimdi daha net anladım.Ama siz öncesinde aranızda her şeyi bitirince anlamamıştım ama şimdi her şey tamam.Artık tek düşman Yıldırım'lar değil mi?''
''Evet demek isterdim ;ama bana söylemese de abim der ki Enginkan'da düşmanımız onu ben ve Salih amca biliyoruz sen de bil iyi olur.Ayrıca da Enginkan'la evlenen Makbule'yi de takip etmeliyiz durumu nedir ne değildir diye.''
''Fark etmez ama demek Enginkan abi de satmış Aybars abiyi.''Bu arada Salih amca araya girip
''Çocuklar tamam bırakın konuşmayı da çay var içer miyiz hep birlikte.''
''Olur amca sen koy çayıda biz biraz Hakan'la konuşalım.''Salih amca olur işareti yapıp iç odaya gider.Çayın suyunu koyup diğer işlemleri halletmeye çalışır.Kerem ise Hakan'ı daha da yakından tanımak isteyerek
''Ee! siz ne yaptınız bir yıl boyunca?''
''Ne yapalım hem seni bekledik hem de fırsat bu fırsat deyip Salih amca beni eğitmeye çalıştı bildikleri kadar.''
''Ben bu şirket işiyle pek ilgilenemem gibi geliyor bana.''
''Neden ki sen bu işleri bilmez misin?''
''Bilirim de sen bir sürü şeyi almışsın Salih amcadan ben ise daha hiçbir şey almadım.Sen burada ve şirketle ilgilenirsin ben de yarın güzel bir yer bulayım şirket için.''
''Olur fark etmez.Sen de bu aralarda kendini yetiştirmiş olursun sonra da şirketle daha da ilgilenirsin.''O an içeriye Salih amca döner gelir.Kerem hemen Salih amcaya bakarak
''Biz karar verdik aramızda Salih amca.''
''Ne kararıymış bu benden habersiz?''
''Ben ilk zamanlarda burada senin yanında olurum ve senden eğitim alırım.Hakan'da şirkete bakar.Sende hem bana hem de Hakan'a yardım edersin.Sonra ki zamanlarda hep birlikte el atarız işimize.''
''Tamam olur.Şirkete bir imza işi olursa ya da çokça önemli hususlar olursa 3 kişi olarak bakarız her bir şeye.''
''Peki Salih amca dediğin gidi olsun.''der Kerem.Ve iç odaya geçerler çaylarını içmek için.Şöminenin önünde oturup sıcak bir ortam oluştururlar.Salih amca da Kerem'in Samsun'dan buraya kadar takip edilip edilmediğini merak etse de anlar ki takip edilmeden gelmiştir diye ve bunu nasıl yaptığını merak ederek sorar.
''Sen nasıl buralara kadar takip edilmeden geldin Kerem?''
''Samsun'a kadar takip edildim ;ama abimle görüştükten sonra abim benden telefonumu istedi.Ben de ona verdim telefonumu.Sonrasında da zaten yanımda önceden getirmiş olduğum çantayı açıp boş bir odada üstünü değiştirdim.Bir de sakal, gözlük ve şapka takıp onlarla sahile kadar geldim sonra sakaldan, gözlükten ve de şapkadan kurtulup yanınıza geldim ve karşınızdayım.''
''Aferin be Aybars'ta sen de iyi düşünmüşsünüz.Onlar seni arar durular artık ama arasınlar ki bulsunlar.''Kerem gülümseyerek
''Başka imkanımız yoktu.En uygunu buydu ve biz de onu uyguladık.'' O an Hakan televizyonu açmıştı birdenbire izleyelim diye.Şansına televizyonun açıldığındaki kanalda Enginkan ile Makbule'nin düğününden kareler gösteriyordu kanaldaki magazin programı.Kerem be Hakan, Enginkan'ı bildiği için öylece bakıp kalırlar.Salih amca da ne olduğuna anlam veremeyip
''Ne oldu çocuklar şaşıp kaldınız öylece?''
''Abimin sevgilisiyel bizi satan Enginkan bu gece evlenmiş.Hem de herkesi çatlatırcasına Çırağan sarayında yapmışlar düğünü.''der Kerem ama Hakan ise Kerem'e
''Olacak iş değil Kerem bu ya.''
''Tabi ki de değil ;ama bu şerefsizi nasıl herkes bu kadar tanıyor ki.''Hakan bu durumu anlayıp
''Adam amerikan ajanı.Bu ülkede amerikancı da çok olduğundan adamı bir de Türk teşkilatınında herkesle ilişkisi var.''
''Doğru dersin de sen nereden biliyorsun ki?''
''Bundan 1 yıl 2 ay önce Aybars abi ile Enginkan aralarında konuştuktan sonra Enginkan birisini arayıp telefonda neden hala amerika'ya ve cıa'ya dönmüyor diye telefondaki adamı sorgulamıştı ve ben de bunu Aybars abinin yanına giderken bir yere saklanıp duymuştum.''
''Eee! sen Enginkan'ın sattığını önceden biliyor muydun?''
''Ne bileyim o konuşmayı duysam da aslında o gün pek bilmiyordum ben CIA'yı o yüzden bilmediğim bir şey olduğundan Aybars abiye de demedim bir şey.Sonra da oradan buraya kadar olanlar oldu.''
''Şimdi anlıyorum ki sen bu eğitimle şimdi biliyor olmalısın CIA'yı.''
''Biliyorum.''
''İyi Hakan'da bu olur mu ya Enginkan abimi nasıl satar ya.''
''Bal gibi olur.Ben onunla beraber 5 yıl çalıştım beraber operasyonlara katıldım ;ama bu kadarını yapacağını bilmiyordum.''O sırada da Salih amcanın telefonu çalar ve telefonun çalışını 3'ü birlikte duyar.Fakat Kerem önce davranıp diğerlerine dur işareti yaparak telefonu kaptığı gibi.
''Alo kimsiniz?''
''Benim oğlum Kerem.Abin Aybars.''Kerem sevinip diğerlerine
''Aybars arıyor senin telefonundan Salih amca.''Salih amca ve Hakan'da, Aybars'ın niye aradığını anlamaz hem de bu saatte.Kerem ise abisiyle konuşuyordu.
''Abi niye aradın ki.''
''Sizi son bir yoklayayım diye aradım.Sonra da telefonunu imha edeceğim.Salih amcanın numarasını bildiğimden aradım.''
''Niye?''
''Bu telefonu bir daha ki aramada bulurlar.Onun için son bir kez arayayım diyerek aradım.Yolculuk nasıldı Kerem?''
''İyiydi be abi de sana bu son konuşmamızda kötü bir haberim var.''
''Ne olduysa çabuk söyle?''
''Biraz önce senin bu Enginkan'la Makbule...''
''Oğlum söylesene beni merakta bırakma.''
''Enginkan ve Makbule evlenmişler.''Aybars o an Halil'le beraber cezaevinin bahçesinde yağmurun altındaydılar ;ama Aybars bu haberi kendisini öldürmeye gelen birisinden öğrenmişti.O yüzden kendisine yapılan saldırıyı söylememek adına bilmiyormuş gibi yapmayı seçer.Kardeşini ve diğerlerini telaşta bırakmak istemiyordu.Halil ise Aybars'ın duraksadığını fark ederek
''Ne duydun ki de duraksadın Aybars?''dese de Halil, Aybars dur işareti yapar.Halil ise bir şey anlamadan bekler.Yağmurun şiddetini arttırarak yağdırması her şeyi daha da değiştiriyordu.Kerem abisine bir şey oldu sanıp
''Abi cevap versene.''
''Ne cevabı vereyim ki en büyük kazığı attı onlar bana bil ki o ikisi de ölecek.''
''Tamam yaparsında abi kendine gel şimdilik ve sakin olmaya çalış.''
''Olamam Kerem görüşürüz siz kendinize iyi bakın.''
''Niye erken kapatıyorsun ki abi?''
''Çünkü telefonu kıracağım.''diyerek o an Kerem ise
''Dur abi konuşmalıyız...''dese de Aybars hıncını alamayıp telefonu kırar.Halil'de Aybars'ın çıldırdığını hissederek
''Ne oluyor Aybars çıldırmasana.''
''Yok bir şey.''
''Ne oldu o zaman?''
''Enginkan ile Makbule evlenmiş.Oysa ki bu olaylar olmasaydı ben evlenecektim Makbule ile...''
''Aybars hem sen daha 2 saat önce saldırı da öğrenmedin mi ki bunu?''
''Öğrendim ;ama kardeşime bilmiyormuş gibi yaptım ve onların bana olan saldırıyı bilmesini istemedim.''
''O zaman şimdi niye kızıyorsun ki konuşma bitti.''
''Olsun yine de kızıyorum.Çünkü hala ikisine de kızgınım.''
''Ama anlasana onlar ne olursa olsun evlenecekti.Makbule seni istemiyordu ki seni onunla aldatmış seninle 1 yıl beraberken.''
''Olur mu bu bana yapılır mı.Bari benden ayrılıp gitseydi Enginkan'a.''
''Boş ver bunu Aybars.''
''Ama ikisi de bunu canlarıyla ödeyecekler.''diyerek yağmura doğru yürür bahçenin ortasına doğru.Islanmak istiyordu.Gözyaşları görülmesin diye yağmur'da duruyordu.Halil'de onu teselli etmek istiyordu.Bunun için Aybars'ı da alıp koğuşa döner.Cep telefonu ise paramparça bahçenin ortasında duruyordu.Yağmurla birlikte tamamen bozulup gidiyordu sularla beraber bilinmeze doğru parçalanan telefon.Yağmur ise bu gece damlalarını Aybars'ın gözyaşları için döküyordu yer yüzüne.

YER:TÜRKİYE - SAMSUN KAPALI CEZAEVİ VE ÖNEMLİ SALDIRI

Günler, haftalar, aylar diye diye bir yıl daha geçmişti.Aybars cezaevinde olmasına rağmen hiçte yorulmuşa, yaşlanmışa benzemiyordu.Arkadaşlarıyla birlikte zamana karşı koyuyorlardı.O sırada ise 17.koğuştaki koğuşun ağası Barut Kazım ise planlar peşindeydi adamlarıyla birlikte Aybars ve arkadaşlarına karşı.
''Cem yeni bir iş planlıyorum.''
''Nedir abi bu iş?''
''Çok önemli bu 5'imizden ve benden başka kimse bilmeyecek ve de bilmemeli ona göre.''
''Olur abi kimse bilmez.''Sonra arkasına dönüp diğerlerine işaret yapar.Ve adamlarda olur olarak başlarını sallarlar bu yeni iş ve plan için.Sonrasında da Kazım'ın en yakını ve adamı olan Cem, Kazım abisine tekrar dönüp
''Benden ve diğerlerinden sır çıkmaz abi ;ama operasyonu kim yapacak?''
''Tabi ki de siz yapacaksınız.''
''Peki ağamda nasıl olacak ki bu iş?''
''diğerlerinden 3 adam seç ve bahçede Aybars'ı sıkıştırsınlar bıçaklarla da dayasınlar Aybars ile arkadaşlarına.''
''Aybars mı bitecek abi?''
''Aynen oğlum Aybars'ı tarihten silmeliyiz yoksa bize rahat uyku yok hem de her birimize.''
''Olur ağamda ben de gideyim onlarla.''
''Yok tamam mı gitmiyorsun.''
''Neden ki abi?''
''Enver Beyden bu işi yapacağız diye para aldım bir de gidip size mi yaptıracağım sen 3 adam bul başka bir yerden.''
''Niye önceden demedin ki bunu bize abi?''
''Gerek görmedim tamam mı Cem?''
''Neden ağam biz senin en yakınlarınız?''
''Bana hesap mı soruyorsun lan sen.''diyerek iyice kızarır adamı Cem'e karşı.Cem ise abisine
''Yoktur öyle bir amacım ağam ;ama bize olan güveniniz kalmadı mı yoksa onu soracaktım ben sadece.''Kazım iyice hiddetlenerek
''Neden istiyorsan size çok güvendiğimden en sona saklamak istedim sizi.Onları ya bu gün ya da yaraladıktan sonra hastahanede indireceğiz ;ama sen ve ben başkası olmayacak.''son sözleri sessiz der ki arkadaki adamlar duymasın diye Cem ise neden diğerleri yok diye düşünürken
''Abi yoksa arkadakilerden birkaçı saldırı da bulunsun mu?''
''Tabi ki de bulunacak oğlum demin seni denemek istedim ama Enver Beyden para aldığım doğruydu.''
''İyi o zamanda ne zaman olacaksa yapacağım senin için ağam güzel bir saldırı o Aybars itine.''
''Onun için 3 aydır sizden gizlediğimden dolayı sizleri de önceden ateşe atmamak için bu güne beklettim ve küçük küçük saldırılarla yıldırmaya çalıştım onları.İlk ciddi saldırı bu öğlen olacak tamam mı?''
''Emin ol ağam hemen bizden 3'ünü seçip yollayacağım üzerlerine zaten onlarda bu sıralarda bahçede olmaları mümkündür.Hemen yapalım mı ağam bu istediğini denemek için.''
''Tamam Cem bu gün bir şey yapamazsak ya da hastahaneye yollayamazsak yarın bir daha deneriz.Ben olayı camdan izleyeceğim.''Cem mesajı almış olarak arkasına dönüp adamlarının yanına varır.Hızlı bir halde işi paylaştırmaya başlar adamlarına.
''Zeki, Fuat ve Tekin 3'ünüz birden 10 dakika sonra bahçede oluyorsunuz tamam mı?''adamların 3'üde
''Tamam...''deyip iç ceplerindeki bıçakları ve hançerleri çıkarırlar.Cem ise işi ayarlayıp yanına sadece Okan isimli adamla ağasının yanına varır.
''Ağam biz ne yapalım?''
''Ne yapacaksınız Cem.Bahçe kapısının dibinde olayı izleyeceksiniz.''
''Ama bizimkiler ölürse orada öylece bakıp duracak mıyız ağam?''
''Gerekirse öyle yapıp bekleyeceksiniz.Adamların benim iznimle değil de kendilerince Aybars'a ve arkadaşlarına saldırdığı izlenimini vereceğiz herkese.''
''Niye bekleyelim ağam orada Aybars'ları öldürmek varken.''
''Öldüreceğiz elbet ;ama orada bunu yapmaya çalışırsan seni de ve beni de alırlar içeriye.Ve de kat kat ceza ile karşı karşıya kalırız bu da hiç iyi olmaz değil mi Cem?''
''Ama ağam...''
''Dinle Cem.Bu saldırı da Aybars yaralandı mı?O zaman sen ve ben kılık değiştirip Aybars'ı ziyaret niyetine bıçaklarımızı boğazına sokup öldüreceğiz.''
''Peki ağam sen en iyisini bilirsin bizler için.''
''Hadi ikiniz gidin yerinize ben burada iyiyim.''
Cem ve Okan ise hemen ağalarının yanından fırlayıp bahçeye doğru giderler.O sırada da Aybars ve Zafer bahçede yerde bir yere çökmüş oturuyorlardı.Halil'de önlerinde dolanıp duruyordu kendince.Dertli gibi gözüküyordu Halil.Nasıl olmasın ki son 3 ay kendileri için zor ve yorucu geçiyordu ve de böyle süreceğe de benziyordu.Aybars bir, Zafer'de bir yara almıştı son 3 aydaki saldırılarda.Halil'de yaralar alarak arkadaşlarının ve kendisinin ölmesinden endişe ediyordu.Aybars'ın ise kafası bulanmıştı Halil dolanıp durmasından dolayı.
''Ya Halil bir durup şuraya yanımıza otursana.''
''Duramam Aybars.''
''Yine neyi düşünüyorsun ki kendince.''
''Neyi olacak şu son 3 aydaki yaşadıklarımızı ve geçirdiğimiz birçok saldırıyı düşünüyorum.''
''Ne olmuş o saldırılarda peki Halil.''
''Bakıyorum da önceden 15 -20 iken saldırılar şu 3 ayda birden 30'a yaklaştı saldırılar.Bir gün dayanamayacağız diye korkuyorum bu saldırılardan.''
''Endişe etme sıyrıklar ya da yaralarla 2 yılı geçirdik biz.Hem o Enver bana 5 yıl vermişti.''
''Sözünde durur mu sence biz senden önce çıktıktan sonra ne olacak?''
''Orasını bilemem ;ama durmalı yoksa dediğin gibi dayanamayız saldırılara.''
''Bak sözüme geleceksin demiştim sana.Bür gün ağır yaralar alıp gideceğiz kurtulamayacağız bu yaralardan ve gideceğiz öteki tarafa.''
''Korkma artık da otur şuraya.''Zafer'de sıkılıp
''Harbiden de otur şuraya.Şu koca kıçını koyamaz mısın sen ya yere?''
''Otururum da şu kötü çeneni kapasan iyi olur Zafer.''
''Ama olan bize oluyor Halil.Yorulmadan seni gözlemekten direnemem yorgunluğa.''
''Gözleme beni o vakit.''der Halil.O an arka tarafında 3 kişi bahçeye giriş yapar.Ve Halil'in olduğu tarafa doğru volta atıyormuş gibi yaparak gelmeye başlarlar Aybars'ların üzerine doğru.Ortada yürüyen Fuat diğer ikiliye
''Adama çarptığım gibi kenara dağılın tamam mı sonra da emanetleri çıkartıp dalacağız heriflere.''diğerleri de buna
''Tamam.''deyip birden birbirlerine işaret yaparlar ve aralarındaki mesafeyi açıp Halil'e doğru yürümeye devam ederler.Aybars ise oturduğu yerden Zafer'e dokunup der ki
''Bu adamlara dikkat et.Bir elin cebinde olsun Zafer tamam mı?''
''Niye ya Aybars adamlar tekin bakmıyor mu yoksa?''
''Soru sorma ama evet.Sen her zaman hazırlıklı ol anladın mı?''
''Peki olurum sen diyorsan öyle olsun.''Adamlar ise gözlerini kesmeden Halil'e doğru gelirler.Ve Fuat'ın iktirmesiyle birlikte Halil kendisini yerde bulur ve Aybars'ta hemen Zafer'le tutunup kalkarlar yerlerinden.Ceplerindeki bıçakları çıkartıp Fuat'lara gösterirler birdenbire.Halil ise yerde geri geri çekilip Aybars'lara doğru gelip saldırı falan olursa kurtulmak istiyordu.Tekin ise şiş sallar Halil'in bacağına doğru ve bıçak Halil'in bacağını sıyırır.Halil acı duysa da geri çekilir.Yaradan dolayı da sinirlenir ve de ağır bir yara almaktan korkar.Aybars bir anda öne atılıp anında Halil'i tutup biraz daha geriye çekip öylece önde durarak bekleyen Tekin'e doğru da hamle yapıp elindeki bıçağı aniden Tekin'in kalbine sokar herkesin şaşkın bakışlarının arasında.O an Tekin'e giren bıçağı bahçeye geldikleri an gören Cem ile Okan arkadaşlarının ölümünü izlerler bu beklenmedik anda.Okan birkaç adım öne atıp yardım etmek istese de Cem onu tutp der ki ağanın sözlerini hatırlayarak
''Dur da ağanın dediklerini hatırla.''
''Ama...''
''Dur dediysem sana duracaksın Okan.''diyerek Cem, Okan'ı biraz olsun sakinleştirir.Aybars ise Tekin'in bu ani ve tek hamlede gelen ölümüyle rahatlasa da ortalık artık karışmıştı.Gardiyanlarda yavaş yavaş toplanmaya başlıyordu bahçede Zafer karşısına Zeki'yi alıp birden ikili birbirine bıçak savurmaya ve de sallamaya başlar.Halil'de geriye geldikten sonra ayağa kalkıp bıçağını çıkartır.Fuat ise o an Zeki'ye
''Dikkatli ol tamam mı?''
''Olurum Fuat.''der.Ama Zafer'de ha bire sallıyordu bıçağını Zeki'ye doğru.Zeki ise köşeye sıkışacakmış gibi dursa da her bıçak sallanışından geriye kaçarak kurtuluyordu.Fuat ise o esnada bir de hançer çıkarıp iki eline birden bir kesici alet aldıktan sonra elindeki silahları çevire çevire Aybars'a yaklaşır.Ve Aybars'a doğru sallamaya başlar elindeki bıçak ile hançeri.Aybars üzerine doğru sallanan hançerden kurtulsa da arkadan gelen ikinci bir saldırı olan bıçaktan kurtulamaz ve bıçak sol bacağına girer.Aybars birden büyük bir acı duysa da kendisini yerde bulur.O an bu olurken gördükleri manzara ile Halil ile Zafer şaşıp kalmışlardı.Halil arkada da olsa Fuat ile aralarında mesafe de olsa elindeki bıçağı sallar Fuat'a doğru.Ve bıçakta havada süzüle süzüle gider ve Fuat'ın sol omzuna giriverir.Fuat'ta Aybars gibi yere düşer ve de elindeki kesici aletleri de düşürür duyduğu acı ve aldığı yaradan dolayı.Zeki ise artık tek kaldığını anlar diğerlerine karşı.O anda bunu anlasa da Fuat'a olana bir anlık bakayım derken Zafer anlık bir hareketle salladığı bıçağını Zeki'nin karnına girer bıçak.Zeki ise kanayan karnını görüp şaştığı duruma bakayım derken Zafer sonra da bir eliyle geride diğer elini de öne doğru tutup ayaklarını da sabitleyip izlediği filmlerdeki ajanlar gibi bir pozisyona bürünerek elindeki bıçağı Zeki'nin kalbine saplar ve hemen Halil'le birlikte Aybars'ın yanına varırlar.Zeki ise bu arada son nefesini verip ölüyordu öylece gözlerini kapalı havaya dikerek.Aybars ise o an aldığı yaradan dolayı sinirlenip Halil'e
''Bak o kadar dedin ağır yara almayalım diye görüyor musun sonunda aldı birimiz ağır bir yara.''
''Üzgünüm Aybars ama içime doğmuştu böyle bir an.Ama korkma saldıranlardan 2'si öldür diğerini de yaraladım.''Zafer, Halil'in sonuncu adamı neden öldürmediğine kızıp
''Ne yaptın sen ya niye öldürmedin ki Aybars'ı yaralayan herifi.''
''O konuşsun diye.''
''Ne diyorsun sen ya?''
''O konuşacak ki bize saldıran kimmiş bu adamları üzerimize salanlar kimmiş anlayalım.''
''Öyle de Aybars'a ne olacak böyle o tek kalabilir hastahaneye götürülürse.''
''Bakacağız artık bir çaresine.''
''Nasıl ama?''
''Sen bıçağını versene bana.''Zafer bıçağını Halil'e uzatır.
''Ne olacak ki bu?''
''Aybars'a vereceğiz.O da gizliden gizliye biz yokken kendisini koruyacak.Hastahanede bir şey olur diye.''der sonra bıçağı alıp Aybars'ın iç cebine koyar Halil.Acı içinde kıvransa da Aybars kendisine bir silah alıp en azından kendisini böylece koruyabilecekti.Silahı Halil sert bir şeyin yanına koyar ki polisler ve başkaları aradığında bulamasın Aybars'ta polislerin bulduğunu başka bir şey diye söylesin de kurtulsun istemişti böylece.Gardiyanlar olay yerine gelip hemen ambulans çağırırlar ölenler ve de yaralananlar için.Ölenler bir bir taşınıp götürülürken yaralı Aybars ile Fuat ayrı ambulanslarla Samsun devlet hastahanesine götürürler.Kalan 3 gardiyanda Halil ve Zafer'e sert davranıyorlardı.Ama bilmiyorlardı ki olayı başlatan Fuat'ın yanındakilerin olduğunu.Gardiyan başı ikiliye bakarak
''Ne olduysa burada çabuk anlatın bana.''
''Biz ne bilelim.Yaralı Aybars'la, Zafer burada oturuyordu.ben de önlerinde volta atıyordum.
''Sonra neler oldu çabucak anlat.''
''Ne diyeyim ki o yaralı adam bana çarptı ondan sonra da onlar önce bize bıçak ve de hançer salladılar.Bizler de kendimizi korumak için salladık onlara bıçaklarımızı ve de meşr-u müdafadan dolayı öldürdük onlar bizleri öldürmeden.''
''Peki öyleyse sizi polisler götürüp emniyet müdürlüğünde biraz sorgulayacak ve de terletecek.''
''Ne sorgusu ya biz bir şey yapmadık ki hem de sana anlattık ya.''
''Yapmadınız ha!orasını ben bilemem polisler bilir.''diyerek dalga geçer gardiyan Halil ile Zafer'le.
''Evet ya onlar bize saldırdı bizde kendimizi korumak için yaptık bunu.''
''Ama sonuçta 2 kişiyi öldürüp birisini de yaralamış bulunuyorusunuz.''
''Fakat...''gardiyan kendisine gözlerine inandığı için yalan söyleyen Halil'e kızıp çevresindeki diğer gardiyanlara
''Alın bunları polislere verin.Zaten onlarda yoldadır.''diyerek diğer gardiyanlar hemen anında Halil ve Zafer'i yaka paça döve döve götürürler.Halil ise götürülürken Zafer'e
''Aybars tek ve yaralıyken direnebilir mi sence?''
''Bilemem Halil ;ama dayanmaktan başka yapacak bir şeyi yok.Ona bir saldırı olursa ve dayanırsa müdürün bizi alması gerekecek ve o zamanda bize saldıranların ayırmasından kurtulmuş olacağız.''
''Çok iyi de zor bu.''O an Halil ve Zafer'e konuştuklarından tokatlar ve de tekmeler gelir üzerlerine ve ikisi de ne olduğunu anlamadan bir arabaya tıkılırlar.Halil ise zor derken kendilerinin suçlu olmasa da suçluymuş gibi alınmış olmalarından diyordu böyle bir şey.Aybars ise acil olarak ambulansla 15 dakika içinde hastahaneye getirilir.Hemen acile alınır Aybars.Ve de yarasına bakılır bu arada da acile alınmışken.Acı içinde de olsa Aybars bunu ve arkadaşlarına yapılanları kimin yaptığını çok iyi biliyordu.Buradan çıkmayı ama sağlam olarak çıkmayı planlıyordu.Fakat tek kaldığı için Enver aracılığıyla Kazım'ın kendisine saldırmasından da korkuyordu.Kazım'ın ise kendisini saldırmış olmasını kendilerine bu gün öğlen saldıranları birkaç kere Kazım'ın yanında görmüş olmasından anlamıştı.

******************** *********************** ********************* ********************

Kazım o sıralarda Aybars'ın hasathaneye düşüşü ve de Halil ile Zafer'in polisin eline geçmesi üzerine rahatlayarak sağ kolu ve her şeyini paylaştığı adamı Cem'le beraber cezaevinin çatı katında aralarında konuşuyorlardı.
''Ağam biz burada ne arıyoruz yav.''
''Konuşacağız.''
''Neden ki ağam hem neyi konuşacağız ki biz?''
''Bu gece cezaevinden bir daha da dönmemek için kaçacağız.''
''Kaçmak mı nasıl olacak o?''
''Basit bir planım var Cem.''
''Nedir ki ağam beni merakta koma.''
''Hatırlarsın Murat'ı ve adamlarını halletişimizi.''
''Evet ağam sanki bu günmüş gibi hatırımda.''
''İşte o zaman bize yardım eden arkadaşla anlaştım.''
''Peki bu halde bizi herkes tanıyıp kaçtığımızı gören yakalamaya gelir peşimizden.''
''Yakalayamayacak.''
''Neden ki ağam?''
''Güzel elbiselerle kılıklarımız değiştireceğiz.''
''Tamam değiştiririz de ağam ;ama hangi ara yapacağız ki bu dediğini.''
''Gece cezaevinin arka tarafına gelecek olan oradan da arabaya binip arabada giyinip soyunacağız.Ve de Aybars'ı öldürmeye sonra da o işi halledip Enver Beyden de paramızı almaya gideceğiz.''
''Sonra ne olacak bizim için.''
''Meçhul bir bilinmezde kaybolacağız izimizi kimsecikler bulamayacak.''Cem şaşkınlıkla
''Nasıl?''Barut Kazım, Cem'in sorusuna gülerek cevap verir ve oradan da ikili çatı katından inip geceyi beklemek üzere koğuşlarına giderler.

YER:SAMSUN KAPALI CEZAEVİNDE VE SAMSUN DEVLET HASTAHANESİNDE GELİŞEN OLAYLAR

Gece tüm sogukluğuyla insanın içini ürpertiyordu.Kazım ve Cem ise koğuşta herkes uyduktan sonra bekliyorlardı kaçmak için.Cem ise yine meraklanarak
''Ağam daha neyi bekliyoruz ki saat 12:00'yi buldu vallahi.''
''Olsun Cem daha vakitimiz var.Bir de bana artık ağam deme.''
''Niye ağam?''
''Çünkü buradan çıkmamızı sağlayan Enver Bey bize daha çok iş verecek sen bana onun için abi veya usta gibi bir şeylerden desen olur.''
''Oldu abi.''
''Aferin Cem ne yapacağını iyi biliyorsun.''
''Senin sayende abi.''
''Peki Cem öyleyse artık herkeste uyuduğuna göre harekete geçmenin vaktidir.''
''Eee! vakit daha var demiştin ya abi az önce.''
''Olsun artık arabayla gelenler biraz beklememizi istemişti ve o süre geçti.''
''Abi o zaman niye konuşturuyorsun ki gidelim artık.''
''Tamam Cem azarlama abini.''
''Özür dilerim abi.''der Cem.Ve ikili yataklarından kalkıp hafiften ilerleyecekken o an arkada Kazım'ın diğer adamı Okan uyanır ve ağasının gittiğini ve yanında Cem'in olduğunu görür.Bunun üzerine ağasına
''Ağam.''diye seslenir.Barut Kazım anında olduğu yerde durup Cem'inde kolundan tutup hemen silahının susturucusunu takıp döner Okan'a doğru.Ve özür dileyerek ateşler silahını.Okan ise vücuduna aldığı hem de beynine aldığı kurşunla yatağında doğrulmuşken yine aynı yere yatağının üzerine düşerek ölür.Cem büyük bir şaşkınlıkla ve sinirle
''Abi sen ne yaptın ya o Okan'dı ki niye vurdun?''
''Ne yapacağım artık burada değiliz arkada iz kalmasın.''
''Ama...''
''Sus Cem o belki de bizim yakalanmamızı sağlatacaktı birilerine.''Cem'de karşısındaki tanıdığı abisinin sanki başka birisine dönüştüğünü düşünerek canını tehlikeye atmamak için susar.Ve kimsenin uyanmamasının verdiği şansla ve rahatlıkla beraber kapıya gelir ikili.Kazım cebinden çıkardığı maymuncukla kapıyı açmak için uğraş vermeye başlar.Koğuş kapısı önünde koğuşa bakan gardiyanı Kazım kapıyı açınca görüp olduğu yerde ne yapacağım diye durur.Arkada ise Cem ne yapacaklarını gardiyanı uyandırmadan nasıl bu berbat yerden çıkacaklarını düşünüyorken onun bu düşüncesine Kazım gardiyanın kafasına silahıyla sıkarak çare bularak çözer.Cem abisinin bu kadar da rahat ve cesur olduğuna şaşırsa da ona artık güveni sonsuz gibiydi.Kazım arkasına dönüp şaşıran Cem'e bakarak
''Hadi Cem vakit az şaşıracağına devam et arkamdam beni takip ederek.''Cem'de tamam işareti yapıp ikisi birden koğuştan çıkarlar.Biraz ilerledikten sonra baya bi koğuşu da geçtikten sonra bahçeye açılan kapıya gelirler.Kapı önünde duran adamı görür birdenbire Kazım.O an hemen eğilip tereddüt dahi etmeden tek atış yaparak dolanan gardiyanı yere serer can alıcı bir yara açarak.Cem'de artık silahının susturucusunu çıkartıp sonra da silahının ucuna takıp ikisi birden kapıyı zorlayıp açarlar.Ve bahçede 10 dakika gibi kısa bir sürede varmış olurlar.Bahçede fazla oyalanmadan ilerliyorlardı ki sağ taraflarında baktıklarında uyumayan ve de ayakta durup kendi kendine volta atan bir gardiyanı görürler.Kazım aniden gördüğü için şaşırsa da gardiyana Cem ise bu sefer işi bitirmek için öne atılıp hiç beklemeden tek atışla gardiyanı kalbinden vurup öldürür.Gardiyan ise daha elini cebine atmadan ölmüştü düşmanı tarafından.Kazım ise Cem'in bu hareketine sevinip tamam işareti yapar ve bahçenin büyük duvarına doğru ve de oradanda arka kısmına varırlar.O sıra da ise ikili yerde iki poşet görürler.Kazım ve Cem'de ellerine aldıkları poşeti açarlar.Ve gülen gözlerle sevinerek poşetlerin içinden çıkan elbiseleri görürler.Kazım ise bundan sonra olacak için Cem'e
''10 dakika içinde giyin sonra bize poşetleri geri yollayın işareti gelecek o zamanda biz poşetleri atacağız onlarda bize ip sarkıtacaklar duvardan geçelim diye.''
''Peki abi sen ne diyorsan o olsun.''diyerek Cem elindeki elbiseleri üzerindekileri çıkartıp giymeye başlar.İkili de üzerlerindeki eskimiş kıyafetler yerine yepyenilerini giyerek biraz olsun fiyakalarını düzeltmiş olurlar böylece.Ayrıca poşetin içinden çıkan sakalı da takıp eski elbiseleri poşetlere koyup büyükçe duvarın üstünden atıp duvarın arkasında duran arabanın içine düşürürler poşetleri.O anda da arabanın yanında bulunan iki kişi kancalı ipleri atarlar Kazım'lara.İplerin gelişiyle birlikte hemen tırmanmaya başlarlar duvarı.Birkaç dakika sonra duvarın öteki tarafında idi Kazım ile Cem.Barut Kazım ise kendilerini almaya gelen adamlara
''Sağ olun artık gerisini biz hallederiz.''
''Peki öyleyse Kazım size iyi yolculuklar.''diyerek adamlar yanlarından ayrılır Kazım ile Cem'in.Kazım ise giden adamlara
''Size de güle güle bir daha göremeyiz artık sizi.''Ve kazım, adamlar gidince Cem'le birlikte arabaya doğru daha doğrusu kamyona binerler.Ve Kazım'ın arabayı çalıştırmasıyla son hızla giderler ve de ayrılırlar bir daha geri dönmemek üzere cezaevinden Kazım ile Cem.Adamlarda başka bir araba ile ayrılırlar olay yerinden.
Aradan geçen 20 dakikalık süre içinde çoktan hastahanenin otoparkındaydılar hatta arabayı da otoparka bırakıp arabadan iner Kazım ile Cem.Kirlenen üzerlerini biraz temizledikten sonra Kazım, Cem'e bakıp
''Daha ne duruyorsun ki.''
''Bilmem.''
''Hadi hareketlende bitirelim şu işi.''
''Peki abi.''deyip giderler arabanın yanından sonra da hemen acele ederek çıkarlar hastahanenin otoparkından.En sonunda da üste doğru çıkıp hastahanenin önüne gelirler.Otopark ise hastahaneye göre daha altta kalıyordu.Kazım bir plan düşünerek Cem'e der ki
''Bir plan kurdum kendimce Cem.Burada onu yapacağız.''
''Nedir ki kafandaki plan abi?''
''Yapınca görürsün oğlum.Hadi hareket edelim içeride çokça işimiz var bu gece.''diyerek hastahanenin döner kapısından içeriye giriş yaparlar.Görevliler tarafından durdurulurlar.Kazım ise sakinliğini korur ;ama Cem biraz telaş yapar bu durum karşısında ve bunca kaçıştan sonra yakalanmak istemiyordu kendince.Kazım ise sakince adamlara bakıp durur.
''Niye durdurdunuz ki bizi şimdi?''
''Kimsiniz siz arama yapıyoruz.''
''Bu hasatahanenin doktoruyuz ya.''
''Tamam da doktorum diyorsun da bu saatte evden mi gelinir ki.''
''Akşamsütü izin alıp evimize gittik sonra da telefon gelince acil bir hasta var denilince koşarcasına geldik gecenin bu saatinde de olsa buraya.''
''Peki o zaman girebilirsiniz içeriye.''
''Sağ olunda bu arama sanki biraz fazla değil mi?''
''Ne yapalım efendim baş hekimin emri ne ise bizlerde onu uygulatıyoruz.Yani kısacası mecburiye diyebiliriz buna.''
''Peki sizinde suçunuz yok ki sonuçta bu da sizin işiniz diyecek bir şey kalmıyor.''der Kazım ve ardında Kazım yanına Cem'i de alıp girişte fazla sorun yaşamadan girerler hastahaneye.Cem, Kazım'ın niye böyle davrandığını anlamayarak
''Niye doktoruz dedin ki abi adamlara?''
''Boşver oğlum bir yalandır dedik adamlara.Hem böylece Aybars'ın yanına ve onu öldürmek için odaya nasıl gireceğimizi de belirlemiş olduk.''
''Haklısın be abi.Şimdi ne yapıyoruz peki?''
''Doktorların beyaz önlüklerini aldıkları bir oda vardır bizde orayı bulup üzerimize birkaç önlük alacağız.''
''Tamam abi ben emrinde beklerim nereye dersen giderim oraya.''
''Sağ ol Cem.''diye aralarında biraz konuştuktan sonra ikili depo odasını ikinci katta bir ara yerde bulurlar.Odaya girip alel acele beyaz önlüklerden bulurlar.Ama öncesinde ise üstlerini çıkartıp yeşil elbiselerden giyip üstüne de beyaz önlükleri geçirirler.Çıkardıklarını ise odada bir yere bırakıp tekrar ikinci kattaki koridora çıkarlar.Koridorda bir hasta bakıcıyı çevirip
''Özür dileriz de dün cezaevinden gelen bir yaralı varmışta.''
''Ama 2 yaralı geldi buraya hangisini dediniz?''
''Şey adı Aybars mı ne herhalde bizi başhekim görevlendirdi de kontrol etmemiz için yerini soruyorum da.''
''Şey biliyorum doktor bey.''
''Söylerseniz çok makbule geçecek.''
''Doktor bey suçlunun odası 3.kat ve 101 numaralı oda geldiğinde odasını ben temizledim de oradan biliyorum.''
''Teşekkür ederiz verdiğiniz bilgi için.''der Kazım ve de hiç vakit kaybetmek istemeyerek ikili yukarı ve 3.kata doğru çıkmaya merdivenlere yönelirler.Hasta bakıcı kadın ise gidenlerin arkasından der ki
''Kaç yıldır buradalar hem de doktor olmuşlar bir hastanın odasını gelip danışmaya değil de benden öğreniyorlar.''diyerek dalga geçer doktor zannettikleriyle.Kazım ile Cem ise merdivenlerden çıkıp 3. kattaki 101 mumaralı odayı arayacakken 2 polisi aradıkları odanın kapısının önünde sandalyelerde otururken görürler.Cem meraklanarak ve ne yapacaklarını düşünerek abisine
''Abi ne yapacağız odanın önünde iki polis var.''
''Sorun yapma bunu Cem şu an biz doktoruz ve üzerimizde kıyafetlerimizde mevcut.Konuşup diyeceğiz böyle böyle oldu diye ve sonra da içeriye gireceğiz.''
''Peki.''der Cem ve kazım önden arkasından da Cem ilerler polislere doğru.Ve polislerin önüne geldiklerinde polisler hemen doktorları görüp ayağa kalkarlar.Polislerden birisi doktor zannettiği Kazım'a
''Ne oldu doktor beyler?''
''Şey biz içerideki suçlu olan hastanın iyileşmesi için başhekim taradından gönderilen doktorlarız.''
''Peki kimliğiniz nerede göremiyorum da.''
''Şu an görevdeyken bu hastahane de kimlikler kullanılmaz.''
''Peki doktor bey size nasıl inanacağız ki bizim de önemli bir görevimiz içerideki kişiyi korumak.''
''Biz ne yapabiliriz ki başhekimin emri ile buraya geldik.''
''O zaman yanımdaki polis arkadaş başhekimin yanına gitsin sorsun sizi.Sizde burada benimle birlikte arkadaşımın gelmesini bekleriz.''der polis.Kazım ise sorun çıkmasından dolayı sinirlenir.Ama başı nı sallayıp kabul eder.Ve polislerden birisi başhekimin odasına yani 1.kata iner.O an Kazım ise vakit kaybı yaşadığından ve daha da fazla vakit kaybetmemek için ve polis dönünce yalanlarının ortaya çıkıp yakalanmamak uğruna polise yaklaşır birkaç adımla beraber.iç cebinden çıkarttığı susturucu silahı gizlice polise dayar polis ne oluyor diye Kazım'a bakayım derken ne olduğunu anlamadan Kazım'ın silahı ateş alır ve polis kalbine aldığı kurşunla beraber yer düşmeye başlar.Ama polis düşecekken Cem'inde yardımıyla Kazım polisi sandalyeye oturtturur.Ve kimsenin anlamaması için polisin ceketini kan izinin olduğu yere kapatır.Ve polisin uyuduğunu göstermek adına da polisin cansız bedenini ve başını hafifçe bir tarafa doğru eğer.Sonra da ikili birden odaya dalarlar.Kısa bir koridoru geçerlerken içeride yatağında dışarıya bakan Aybars birilerinin geldiğini seslerden anlayarak hemen yattığı yerde uyuyor numarası gibi yapıp başını da sola yatırıp gözlerini hafif kapar gelenlerin kim olduğunu anlayabilmek için.Kazım sağ, Cem'de, Aybars'ın sol tarafına geçip bakarlar Aybars'a.Cem ise daha fazla beklemek istemeyerek abisine
''Abi daha neden bekliyoruz ki sıkalım da gidelim.''
''Biraz konuşalım iyi olmaz mı?''
''Fark etmez diyeceğim ;ama polis ve başhekim ve de başkaları birazdan buraya damlarlar.''
''Tamam öyleyse birkaç kelime konuşuruz yeter.''diyerek Aybars'a dokunur Kazım.Biraz da sarsarak Aybars'ı kaldırır.Aybars'ta ne olduğunu anlamaya çalışırken ne var dercesine etrafına bakınırken karşısındaki kişileri görünce gerçekten de şaşar gördüğü duruma.
''Siz nasıl kaçtınız lan hapisten?''
''Bu senin için bir sır olarak kalacak Aybars.''
''Ne istiyorsunuz benden sizinle olan bir antlaşmamız var.''
''Evet antlaşmıştık ;ama şimdi senin canını almak için Enver Beyle anlaştım.''
''Bu ne ya neymiş şu Enver herkesi satın alıyor vallahi.''O an Aybars birden durduğu yerde kıvranmaya başlar.Bunu gören Kazım ise Aybars'a bakıp gülerek
''Neymiş Aybars seni bu kadar da kıvrandıran.''Aybars ise Kıvranmayı bırakıp sinirli gözlerle Kazım' bakarak
''İhaneti asla ama asla affetmem...''diyerek ani bir hareketle yanında getirdiği bıçağı çıkartır.Ve Kazım'ın sağ elinde Aybars'a doğru tuttuğu silahla birlikte Kazım'ın sağ elini olduğu gibi keser Aybars.Kazım acı içinde beklemediği bu saldırıyla kendisini yerde bulur.Cem ise abisine yapılan için silahını çekmek ister ;ama Aybars yine erken davranıp elindeki bıçağı hafif doğrularak Cem'in kalbine saplar.Cem'de son nefesini vererek ölür gider.Ama Aybars, Kazım'ın daha olmadığını görerek yatttığı yerden kalkıp yere düşen Kazım'ın yanına gelip der ki
''Bana ihanet eden asla intikamımdan kurtulamaz Kazım adios amigos Kazım yani güle güle sana.''diyerek elindeki bıçağı tereddüt dahi etmeden Kazım'ın kalbine ve kalbinin dibine kadar saplar.Ve yerine geçip hafif doğrulmuş gibi yapıp kalır başkaları gelirken böyle görsün diye.Aybars ise birkaç saniyelik erken davranarak intikamı için yaşamaya devam ediyordu.Birkaç saniye sonra da odaya başhekim ve polis gelir.Polis, başhekimi geride tutarak silahını da önünde tutarak yerde ki iki cesedi görür.Aybars ise
''Gel polis gel...''diye bağırır.Polis silahını indirmeden gelerek cesetlere de bakıp Aybars'a
''Bu adamları sen mi öldürdün?''
''Görmüyor musun sen ya adamların ellerindeki silahları beni öldürmeye geldiler ben de yaşamak için kendimi korudum.''
''Ama sonuçta öldürdün onları.''
''Polis bey sen de biliyorsun ki onların doktor olmadığını.''
''Biliyorum da ceza alma ihtimalini de unutma.''
''Ben de suç yok.Asıl suç cezaevi müdüründe bana ve arkadaşlarıma inanmadı ve beni önce yaraladılar sonra da kaçıp buraya öldürmeye geldiler.''
''Haklısın Zafer ve Halil'de sorguya alındılar.Onların ve Fuat'ın ifadeleriyle belli olacak iş.''
''Bir de arkadaşlarımımı sorguluyorsunuz siz?''
''Evet ne yapabiliriz sonuçta iki kişi öldü.Olayın iç yüzünü bilmek için yapıyoruz.''
''O zaman buraya müdür gelsin ve eserini görsün bu ona yeter.''
''Tamam.''der polis ve başhekime dönerek
''Başhekim, Müdür Kaan Beyi arar mısınız polislerle birlikte buraya gelsin.''
''Peki.''deyip odadan ayrılır başhekim 3.kattaki koridorun başında bulunan danışmaya gelir.Hemen numarayı çevirir.Müdür Kaan ise o sıralarda televizyonunun başında izlediği programla kafa dağıtmaya çalışıyordu.Telefonun çalışıyla masanın üzerinde bulunan telefonu alır.Numara Samsun devlet hastahanesine aitti.Kaan bey telefonu açıp
''Alo...''
''Şey efendim ben devlet hastahanesi başhekimi Can Güleryüz.''
''Ne oldu başhekimim olay nedir?''
''Dün cezaevinde olan olayı biliyorsunuz.''
''Evet ya fazla bir şey değildi.''
''Fazla müdür bey.''
''Ne demek istiyorsunuz ki?''
''Kaan bey yaralanan Aybars Çetindağ'a biraz önce hapisten kaçan iki kişinin saldırısı oldu.''
''Ölen oldu mu başhekim?''
''Aybars saldıranlara karşı kendini korumak için iki kişiyi öldürdü.''
''Hemen geliyorum hastahaneye başhekim.''
''Kaan bey burada kalan bir polis var başka polislerle birlikte gelirseniz iyi olur.''
''Tamam 15 dakika sonra oradayım.''diyerek kapatır her iki tarafta telefonu.Baş hekim ise odaya dönüp polise
''15 dakika sonra müdür bey polislerle birlikte burada olacak.''
''Sağ olun Can bey siz dönün lütfen görevinize biz gerisini hallederiz.''
''Bir şeye ihtiyacınız olursa beni ararsınız.''
''Peki başhekim bey.''Baş hekim böyle dedikten sonra odasına döner.Aradan geçen 13 dakika sonra polis daha fazla duramaz ve uzun süren sessizliği bozar.
''Ya bu adamlardan ve saldırıdan hiç korkmadın mı?''
''Ben korkmam polis o kadar da teşkilatta çalıştım ve eğitim almışken niye korkayım.''
''Demek teşkilatta idin.''
''Ne sandın yapıma bir baksan anlarsın her şeyi.''
''Peki bu hale nasıl geldin önce hapis sonra da şimdi buradasın.''
''Nasıl olacak her yerde tanıdığınız bazı kimseler size birdenbire ihanet ederse haliniz bundan bile kötü olabilir.''
''Kim sana neden ihanete başvursun ki?''
''Bilmiyorum ;ama ben onlara bir kez olsun kötülük yapmazken hatta bunu düşünmemişken bile böyle oldu.''
''Sen düşünmedin ;ama onlar arkandan kuyunu kazdı bizim polis teşkilatında da hainler olur her zaman.''Aybars başını sallayıp olur der.Yorgundu ve bunun üzerine yatağa bile uzanmayıp doğrulmuş halde bulunuyordu.O an içeriye ise 10 kadar polisle birlikte müdür Kaan ile Samsun'daki emniyet müdürü baş komiser Fethi beyle girerler.Aybars'ın yanındaki polis ayağa kalkıp amirine
''Komiserim isterseniz durumu izah edeyim.''
''Hayır polis ben olayı bizzat yaşayandan öğrenmek istiyorum.''
''Demek dinlemek istiyorsunuz.''
''Evet.''der Fethi bey ama araya müdür Kaan girerek
''Hadi Aybars anlatsana.''
''Peki.Ben odada uyumaya çalışıyordum o an kapı açıldı sonra da iki kişinin konuşmasını duyunca da uyuyor numarası yaptım.Beni gelerek uyandırdılar.Sonra baktım ki karşımda Barut Kazım ve adamı Cem bulunuyordu yerde de şu an görüyorsunuz iki cesedi.''
''Neyse devam et sen Aybars.''der müdür.Aybars ise devam ediyordu.
''Biraz bana bir şeyler dediler birisinden yardım alıp kaçıp geldik buraya dediler sonra da tam bana sıkacaklardı ki ben erken davranıp bir bıçakla önce Kazım'ı sonra da Cem'i öldürdüm.Gerisi de bu.''
''Peki polisim sen de geri kalan kısmı olan olayın öncesini anlat bana.''der Fethi bey.
''Efendim biz ölen arkadaşımla beraber oturuyorduk kapının önünde ve bir ara bu ikili geldi.Bize doktoruz dediler arkadaşım onlara inanmadı ve beni başhekimin yanına doğru mu diyorlar diye yolladı.Döndüğümde ise arkadaşımda iki kişide ölmüştü ama arkadaşımı gelenler öldürdü.''
''Peki demek oluyor ki...''diyecekken Fethi bey Aybars araya girerek
''Olayı Fuat'ta çözeceksiniz.Çünkü kimin için bize saldırdığını söylerse suç benim ve arkadaşlarımın üzerinden çıkacak.''
''Haklısın Aybars o zaman ben ve müdür bey Fuat'ı sorgulayacağız hem de hemen.Senin yanında da polis arkadaş kalacak.''
''Sorun değil.''desede Aybars bunu Fethi bey pek duymaz ve müdürüde yanına alıp odadan çıkarlar.odanın önünde ise aralarında
''Bu Fuat, Kazım'ın adını verirse ne olacak?''
''Ne yapabiliriz ki bey öyle olursa Aybars'lara bir şey olmaz ve Aybars'ın yanına bir arkadaşını veririz.''
''Doğru.''der Fethi bey ve ikili Fuat'ın yanına 2.kattaki 61 numaralı odaya gelirler 10 polisle birlikte.Fuat'ın durumu ise yarası ağırdı kurtulma durum da zor gibi görünüyordu.Polislerden birisi kapıyı açar ve sadece müdür Kaan ve komiser Fethi bey odaya girer.ve bütün polisler dışarıda kalırlar.İçeride ise Fethi ve Kaan, Fuat'ın yatağının yanına gelip bakarlar ve Fuat'ın gözü açık ;ama zor durduğunu.Sonra da Kaan bey, Fuat'a bakarak
''İfade verecek durumda mısın Fuat?''
''Eh işte ;ama fazla soru sormazsanız sevinirim.''
''Endişe etme güven müdürüne Fuat.Hem sorular fazla olmayacak ve de soruları komiser Fethi bey soracak sana.''
''Peki çabuk sorun.''Fethi bey izin alarak
''Bu gece hastahanede kalan Aybars'a saldırı oldu.''
''Öldü mü?''
''Ölen var ;ama Aybars'a saldırmaya gelen ve de hapisten kaçan Barut Kazım ile adamı Cem öldü.''
''Ne?''o sırada ise müdür Kaan'a bir mesaj gelir hapishaneden.Fethi bey ne olduğunu anlamak için
''Ne var müdür bey?''
''Şey Kazım ve Cem hapishaneden kaçarken 3 hatta 4 gardiyanı ve Okan isimli bir mahkumu öldürmüşler.''Fuat ise olduğu yerde şaşkınlıktan duramıyordu.Bir gece de 2 arkadaşını ve ağasını kaybetmişti.Fuat sinirinden
''Onlar benim arkadaşlarımdı.Kazım benim ağamdı hatta babam kadardı.''ağzından bir şeyler kaçıracak gibi duruyordu Fuat.
''Ne diyorsun aklındakileri söyle.''
''Ne diyebilirim ki?''
''Mesela Kazım senin ağan veya baban gibiyse Aybars'a da saldırmanı o mu emir etti o mu dedi sana bunu?''
''Evet.''Fethi bey istediğini alarak
''Tamam ve son olarak Kazım'la, Cem'in kaçışını kim ayarladı biliyor musun?''
''Orasını bilmiyorum ;ama tek bildiğim Kazım ağa bir yerden yardım alıyorum birilerinden destek alıyorum derdi bazen.''
''Peki isim verir miydi sana veya diğer arkadaşlarına.''
''Hayır.''
''Tamam sen rahatın bak.''der ve Kaan'ın yanına gelip
''Olay anlaşıldı.Kazım birilerinden aldığı desteğe güvenip saldırmış ve Fuat'ı salmış Aybars'ın üzerine.Sonra kendi kaçışını ayarlatıp birilerine.En sonunda da Aybars'ı öldürmeye gelmiş.''
''Ee! Zafer ve Halil'e ne olacak?''
''Kazım'ın tek hedefi Aybars'tı.onları serbest bırakırız.Zafer'i de, Aybars'ın yanına, Halil'i de koğuşuna Aybars'ları beklemeye yollarız.''
''Peki komiser olay kapandı o zaman.''
''Evet ben emniyet müdürlüğüne dönüyorum ;Fuat iyileştiği an bir ceza alacak.''
''Ama...''Fethi susturup
''O bir şey yapmadı diyeceksin.''
''Evet.''
''Ne yapalım Kaan.''
''Peki herkes öldü kimi suçlayacağız.Bizden birileri suçlu istiyor bizlerden.Cesetleri topladılar ve birisi de ceza almalı.''
''Evet ne yapalım emri verdim ve cesetler toplandı.''
''Peki o zaman görüşmek üzere bu dosya da kapandı öyleyse.''
''Görüşmek üzere ve size iyi geceler.''Fethi bey 10 polisle hastahaneden ayrılır.Müdür Kaan'da koridorda cama gelip dışarıya bilakis gökyüzüne bakıp Aybars'ın bu kadar da şanslı oluşuna şaşar kalır öylece ve de bir başına.

YER:TÜRKİYE - SAMSUN EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ

Zafer ve Halil sorgu odasındaki ışıklardan dolayı gözleri de bedenleri de büyük bir yogunluk yaşıyordu.Başlarında ise 5 polis bağırıp çağırıyordu.Polislerin şefi olan ve emniyet müdürlüğündeki komiserlerden birisi olan Cezmi Bey ikiliye doğru sert bir ifade takınarak der ki
''Bana ne biliyorsanız anlatacaksınız.''Halil suçsuz oldukları ve neden boş yere burada tutuldukları yüzünden sinirli de olsa alttan alarak
''Bizim suçumuz yok bunu her biriniz göreceksiniz.''
''Lan suçunuz olmasa neden şu an cezaevinde yatıyorsunuz suçunuz var ki yatıyorsunuz ve de şimdi ortada ölen iki adam ve bir yaralı var.''
''Olabilir ortada birilerine bir şey olmuştur ;ama ilk biz saldırsak suç bizde deriz ama ilk saldıranlarda onlar suçlu olanlar da onlar biz değiliz.''
''Ben onu bunu bilmem Halil efendi.Sonuçta burada da boşuna bulunmuyorsunuz.O adamları niye haşat edercesine öldürdünüz bana onu söyleyin belki az bir ceza ile kurtulursunuz.''
''Biz ne bilelim ya hem ne cezası.Yaralı olan adam ben bahçede dolanırken beni itti ve kavgayı da başlatmış oldu.Biz de ne oluyor diye onlar bize bıçak çekince bizde onlara bıçak çektik.''
''Niye oldu bu kavga onlarla bir husumetiniz mi vardı da bu oldu?''
''Yoktu ama o üç kişi Barut Kazım'ın adamı.''
''O da kim ya yoksa sorununuz dediğin kişiyle mi?''
''Hayır bilakis bizler onunla anlaşmalıydık.''
''Ne anlaşması ya sen nelerden bahsediyorsun?''
''O Kazım olacak 17.koğuşun ağası ve birçok koğuşu da haraca bağlamıştı.''
''Anlat sen ben dinliyorum.''
''Bizim koğuşta ağa falan yoktu bizde o bizlere bulaşmasın diye onun bize sataşmaması için aramızda anlaşma yaptık kavga falan olmasın diye ;ama şimdi bize böyle bir şey yaptı o hain herif.''
''Ama şimdi bunu kendi elleriyle bozdu diyorsun.''
''Evet ne diyebilirim ki bana ve arkadaşıma inan komiserim.''Zafer ise komisere
''Evet komiser bey onlar bizi fişnikledi ve olay yarattı biz de hem kendimizi korumak için hem de bunu neden yaptılar diye saldırdık ama önce onlar ne yaptılarsa yaptılar bize.''
''Size ben inansam bir şey olmaz ki asıl o Fuat'ın size yarayacak bir şeyler demesi gerekiyor.Ancak o öterse bir şeyler öyle kurtulursunuz buradan yoksa sizi hiç çıkarmayız buralardan.''
''Bu Fuat konuştu mu ki anlattı mı bir şeyler?''
''Bilemem.''deyip arkasına diğer polisleri toplayıp
''Ya arkadaşlar bu Fuat denen herif daha konuşmadı mı?''
''Hayır komiserim.''der polislerden birisi.
''Çocuklar bunları daha fazla sorgulayamayız.''bir başka polis der ki
''Neden komiserim?''
''Nedeni var mı bu işin oğlum bunlar kendilerini korumak için yaptık diyor ve de Fuat daha konuşmadı bunlar yaptı demedi.Eğer o Fuat konuşur ve de önce biz saldırdık derse iş zaten çözülür.Kazım ve adamları içeri alınıp bir deliğe tıkılır.''
''Peki komiserim onları da buraya alsak ve konuştursak ayrıca Fuat'la da yüzleştirsek olmaz mı?''
''Artık beklememiz gerekiyor.''O sıralarda sorgu odasının kapısı açılır.Herkes içeri giren polise bakar ve de diyeceklerine odaklanırlar.Polis kendisine çevrilen bakışlara inat der ki herkese
''Komiserim size bir haberim var da.''
''Eee! buyur da de ne diyeceksen.''
''Özel bir husus komiserim önce size demem lazım.''
''Neymiş bu önemli olan yav.''
''Benimle gelip dışarıda konuşursanız öğreneceksiniz komiserim.''
''Peki...''deyip komiser Cezmi kapının önüne çıkıp kapıyı da kapatıp polisle birlikte aralarında geçen konuşmalar ise
''Komiserim önce bu ikili serbest kalacak baş komiser Fethi beyin emridir.''
''Niye ya daha sorguluyorduk?''
''Hayır komiserim sorgulama falan yok.Zafer hastahaneye Aybars'ın yanına diğeride hapishaneye diğerlerini beklemeye götürülecek.''
''Neden ama evladım.Bunun cevabını versene sen bana?''
''Efendim bu gece Kazım ve adamı Cem cezaevinden kaçmışlar ve sonrasında da Aybars'ı öldürmeye Aybars'ın yattığı hasathaneye gelmişler hem de öldürmek amaçlı.''
''Sonuç nedir evladım?''
''Aybars kendisine saldırmaya ve de öldürmeye gelen ikiliyi öldürmüş efendim.Cezaevi müdürü ve Fethi bey önce Aybars'ı sonra da Fuat'ı sorgulamışlar.''
''Y adamı çatlatma da sonuca gel çabucak.''
''Sorgularda Fuat, Kazım ve Cem'i tanıdığını ve onların emriyle Aybars'lara saldırdığını itiraf etmiş komiserim.''
''Yapma ya.''
''Aynen böyle oldu bu gece her şey komiserim.''
''Ee! şimdi kim suçlu ve ceza alacaklar kim olacak?''
''Fuat suçlu ve ceza alacak kişi efendim.''
''Fuat mı suçlu sadece.''
''Geride efendim Aybars'lara yapılanları planlayanda Fuat'la birlikte Aybars'lara da saldıran da kalmadığına göre bir tek Fuat kaldı ceza almak için.''
''Peki sen diğerlerini de al da ben de içerideki ikiliyle konuşayım.Hatta onları buradan yolcu edeyim.''
''Tamam.''demesi üzerine polis.Odaya girip içerideki polislere bakıp onlara
''Toplanın çıkıyoruz.''dese de polisler olanlardan habersiz bir şekilde çıkarlar odadanKomiser Cezmi'de durumu izah etsin diye az önce konuştuğu polise belirtir o da arkadaşlarına durumu izah etmeye başlar.Komiser Cezmi'de içeride iken bir sandalye alıp kendine sandalyeyi de ters koyup Halil ve Zafer'in karşısına oturur.Ve karşısındaki hiçbir şeyden haberi olmayan ikiliye der ki
''Çocuklar ize iyi haberlerim var.''Halil ne olduğunu anlamaz Zafer ise komisere
''Ne oldu ki bize iyi haberler veriyorsun komiser bey.''
''Bu gece arkadaşınız olan Aybars kendisine saldıran Kazım ve Cem'i temizlemiş.''Halil ve Zafer'de şaşkındı duydukları üzerine.Halil kızgın gözlerle komisere
''Ben demştim o Kazım'ın işi diye.Boş bulup saldırdı Aybars'a ;ama ölümü de kendi kazdığı kuyuda tatmış oldu.''
''Haklısın biraz önce bana demiştin biz suçlu değiliz ve de buradan çıkacağız diye.''
''Evet demiştim hatırlaman iyi oldu komiserim bunun üzerine çıkıyoruz herhalde.''
''Tabi ki de çıkacaksınız ;ama bunun nedeni Fuat'ında ötmesi sayesinde ve olayları kabul etmesi üzerine oldu.''
''Komiserim bunu da demiştim ben sana.Onun Kazım'ın adamı olduğunu da belirtmiştim.''Komiser Cezmi başını sallayıp Halil'in haklılığına hak verir.Halil ve Zafer ise komiser Cezmi'yle el sıkışıp vedalaşırlar.Zafer ile Halil tam da gidip odadan çıkarlarken komiser Cezmi der ki ikiliye
''Zafer seni Aybars'ın yanına refakatçi olarak yolluyoruz.Halil seni de polis arkadaşlar cezaevine oradan da koğuşuna yollayacak.''Halil ve Zafer arkalarına dönüp gülümserler polise ve yanlarında başka polisler ve onların eşliğinde gidecekleri yerlere ayrılırlar.Cezmi komiser ise ikilinin arkasından birkaç dakika boş boş düşünerek baksa da sonra emniyet müdürlüğündeki odasına döner.
****************** ******************* ******************** *******************

O sıralarda İstanbul'un güzelliğine dalan Enver Yıldırım ve adamı Hüseyin'le birlikte boğazın keyfini sürüyorlardı.Enver endişeli bir o kadar da sıkıntılıydı.Sonra da aniden Hüseyin'e
''Hüseyin bilir misin benim babama neden kıydığımı?''
''Tahminimce ve de önceki dediklerinize göre babanızı sevmiyordunuz.''
''Aferin Hüseyin ama asıl sebep başka.''
''Anlıyorum gibi efendim.''
''Öyleyse babam benim kendimi göstermemi engelledi ve beni de kendi halime bıraksaydı ya siyasal olur teşkilata girerdim ya da sokak mafyaları gibi olurdum.Büyük işleri bana göre değildi babamın ;fakat babamda mafyaydı ve de bir birliği vardı.Kardeşimin bu işlerde bezi olmadığı için ben de duramadım.''
''Peki efendim de babanızın hatası neydi size karşı?''
''Sen de babamı bilirsin 7-8 senedir birlikte çalıştın.Babam kendisine benzetmek istiyordu beni.Bu da ikimizin çatışmasına neden oldu.''
''Anlıyorum efendim.''
''Peki Hüseyin sen niye babama ihanet etsemde hala benimlesin?''
''Efendim bu ailede kim baş olursa ben onun yanındaydım ;ama bu yapılan savaşta ben taraf olmam efendim kazanan kimse onun tarafında olurum bu da ihaneti ortadan kaldırır.''
''Aferin Hüseyin seni takdir ettim.''Hüseyin başını öne eğip gülümser aksilik üzerine telefonu çalar Hüseyin'in.O da özür dileyerek arayan numaraya bakar arayan ise adamıydı.Telefonu açıp adamına
''Alo oğlum gecenin bu saatinde ne arıyorsun?''
''Abi çok önemli bir olay oldu da.''
''Çabuk anlat hadi.''
''Ayarladığımız Kazım ve adamları işi hapishanede yapamadığı gibi hastahanede de yapamayıp Aybars tarafından da öldürülmüşler.''
''Sen ne diyorsun bu nasıl olur peki Aybars'ın durumu nedir?''
''Arkadaşları da kendiside yaşıyor abi.''
''Yapma ya bu kötü oldu şimdi.''
''Abi buradaki bilgi toplama işine devam edeyim mi ben?''
''Sen devam et ve şimdi kapatta ben olanları patrona bildireyim.''
''Peki abi.''
''Hadi kapat...''diyerek kapatır telefonu Hüseyin ve telefonunu cebine koyduktan sonra Enver'e bakacakken.Enver çoktan Hüseyin'in aldığı haberi duymak isteyerek
''Haber ne Hüseyin?''
''Kötü efendim.''
''Ne kadar da kötü olsa da söylemeni istiyorum bana.''
''Aybars ölmemiş bilakis çok iyi durumdaymış.''
''Yanındaki ikili ne durumda?''
''Onlarda iyi ayrıca Kazım haspiten kaçmasına rağmen hem Aybars'ı öldürememiş hem de Aybars tarafından öldürülmüş.''
''Demek öyle he!ben ise ona güvenmiştim bi de.''
''Efendim şimdi ne yapalım.''
''Saldırılar iyice azalsın.İki sene sonra konuşmaya gideceksin Aybars'la.''
''Niye ki öldürmeyecek miyiz yoksa?''
''Aybars'a bir söz verdim.Sana ilk beş yıl saldıracağım diye.Onun için tek tük saldırı yap ölürse ölsün ölmezse de çıkınca öldüreceğim bunu da ileteceksin Aybars'a.''
''Peki efendim de niye 5 yıllık bir anlaşma.''
''Bu Aybars babamı öldürse de onu da öldüreceğim bir gün ;ama daha vakti gelmedi.Hem zaten adamın psikolojisi de iyice bozuldu.Son darbeyi de ya çıktığı an ya da çıktığı günlerde alacak.''
''Anladım efendim her şey çok açık gözüküyor herkesçe.Peki şimdi evinize dönelim mi?''
''Döneceğiz de son bir kez bakayım şuraya.''deyip öne doğru birkaç adım atıp içinden der ki denize
''Ah! be dünya seni şu ana kadar bitiremedim ;ama bil ki ben seni bür gün gelecek ve de o gün bitireceğim.''diyerek 5 dakika içerisinde adamı Hüseyin ile beraber arabayla sahilden ayrılır ve gecenin kör aydınlığında evine döner.

YER: TÜRKİYE - SAMSUN KAPALI CEZAEVİ

Aradan geçen yıllara rağmen Aybars ve arkadaşları 5 yılı devirmişlerdi.Zorlu günler geride kalıyor gibiydi.Hastahaneden çıktıkları günden sonra baya bir süre rahat yaşadı.Fakat bu rahatlık olsa da arada bu rahatlığı bozan saldırılarda yaşandı.Dışarıda olanlardan da fazla haberi yoktu.Aybars ve arkadaşlarının ;ama ülke çalkantılarla ve olaylarla ve de soygunlarla sarsılıyordu.Aybars ise haspiteki 5.yılın son günlerine doğru olan günlerden iki gün öncesiydi.Aybars sabah erken kalkmıştı her zaman ki gibi ve camdan cezaevinin bahçesini gözlüyordu bir başına.Kafası da biraz dağınıktı.Bu yüzden fazla da uyuyamıyordu.Ve erken kalkmak zorunda kaldı.O an Halil'de hafif uykulu olsa da kolundaki saate bakıp.Saatin ibresinin 05:20 geçiyoru gösteriyordu.Halil'in, Aybars'ın bu erken kalkışına şaşırıp hafifçe doğrularak
''Bu saatte horozlar bile ötmeden sen niye kalktın ya Aybars?''Aybars ise arkasından gelen sesi pek anlayamayıp arkasına dönüp bakar
''Özür dilerim Halil seni de uyandırdım herhalde.''Halil, Aybars'ı teselli etmek için
''Yok o sorun değil de sen niye erken kalktın ki?''
''Ne bileyim Halil'im uyuyamadım ;ama kalbim sıkışıyor gibi oluyor ya da daraldığı gibi oluyor bazen.''
''Bir sıkıntın mı var yoksa anlat bana istersen.''
''Evet ;ama bunun nedenini bir türlü bulamadım.''
''Belki rüya falan mı gördün de onun sıkıntısını mı yaşıyorsun yoksa şimdi.''
''Yok ya herhalde başka bir şey olsa gerek.''
''Peki nedir bu anlayamıyor musun kendine olanı?''
''Sanki birisi bana önemli şeyler söylemeye gelecek gibi geliyor ve o gelenin dedikleriyle ben de bir şeyler yapmaya ant içeceğim gibi.''
''Kimi gördün ki rüyanda ya da hayalinde?''
''Bilemiyorum tahminime göre birisinin emriyle gelebilir bu kişi.Artı kardeşimin işleri nasıl götürdüğünü de iyice merak eder oldum.''
''Herhalde bu adamı rüya dışında nasıl bu kadar geleceğini net gördün ki?''
''Sanırım hislerim güçlendi mi yoksa güçleniyor gibi.''
''Bilmem ;ama böyle biri gelecekse bize saldırı yapan adam yollayan olmasın.''
''Yani Enver Yıldırım mi yollayacak diyorsun?''
''Olabilir.Çünkü saldırıları o gerçekleştirmiyor mu?''
''Haklısında bu garanti değil ki sadece bir his benimkisi.''
''Ne yapabiliriz ki bu hissi gerçekleştirmiş oluruz böylece.''
''Bir çare bulmalıyız o zaman.''
''Sanırım böyle bir adamın geldiğini görüp, hissediyorsan o gelenle de konuşacaksın ve de ne istediğini bileceksin böylece.''
''Doğru diyorsun herhalde Halil.''
O sırada ise sabah vakti de olsa gardiyanın biri koğuşun kapısını açıp koğuşa bakar kalkan var mı diye.O an aybars'ı arıyordu gözleri ve sonra da aybars'ı pencerenin kenarında görerek Aybars'a ve de yanındaki arkadaşının yanına gelip der ki ikiliye
''Aybars ziyaretçin var.''Aybars anlamayıp
''Ziyaretçim mi?''
''Evet öyle.''Aybars bir an Halil'e dönüp
''Bak gördün mü rüyam ya da hayalim gerçek oluyor gibi.''
''Evet Aybars haklı gibisin git ve konuş o zaman.''
''O zaman ben şu gelene bakayım.''diyerek Aybars gardiyanla birlikte koğuştan çıkar.Hemen de ikili görüşme odasına giderler.Aybars odaya girip odada dolaşırken bir adamın kendisini çağırdığını görür anlar ki ziyaretçisi oydu.Aybars ise hemen ve sakince bir tavırla oturur karşısındaki adamın önüne.Aybars kendisini görmeye geleni süzüyordu bu arada boydan boya.Sonra da dah fazla beklemeyerek adama
''Sen kimsin?Beni buraya neden çağırdın?''
''Beni ve bu yüzümü hiç unutma.Çünkü bundan sonraki ilk saldırıda bizzat geleceğim sana.''
''Demek öyle beni öldüreceksin de adın nedir kardeş?''
''Neden öğrenmek istiyorsun ki bunu?''
''Neden olacak beni öldürecek ya da benim öldüreceğim adamın adını bilmek isterimde ondan.''
''O zaman yüzümü unutmayacağın gibi adımı da yani Hüseyin ismini de unutma ve aklından çıkarma.''
''Peki Hüseyin efendi ne zaman öldüreceksin beni ve buraya geleceksin ben bekleyeceğim de seni.''
''Çok beklemeyeceksin hapisten çıkınca seninle görüşeceğiz.''
''Demek artık çıkmamı mı istiyorsunuz?''
''Evet öyle gerekiyor.''
''Sana birkaç sorum var öyleyse.''
''Sor bakalım Aybars cevaplayabilirsem cevaplarım.''
''Bir seni kim yolladı.''tam Hüseyin cevap verecekken Aybars dur işareti yaparak devam eder sözlerine
''Önce dinle sonra sana zaman bırakacağım.İki seni yollayan Enver ise söyle ona onun canını almak için gün sayacağım.Üç ve sonuncusu da beni tanıyorsanız nasıl öldüreceğinizi de biliyorsunuzdur herhalde.''
''Tamamsa vereyim cevabımı.''
''Ver ver sorun değil.''
''Beni dediğin gibi Enver Yıldırım yolladı.Dediğini ise iletirim.Sonuncusuna gelince seni her türlü bir yolunu bulup öldüreceğiz ;ama işkenceyle acı içinde bırakarak.''
''Pekid dediğini yapabilmen için biraz çalışman lazım.Çünkü kilon buna misait değil de.Baya bi fırın yutman gerekiyor.''Hüseyin yerinden kalkıp sözlere karşılık olarak Aybars'ı süzerek der ki
''Sen bana hakaret edemezsin yoksa dediklerini sana tek tek yuttururum.''
''Yuttur da göreyim.Siz artık beni korkutamazsınız ve de bitiremezsiniz.''
''Görürsün elbet onu da yakında o da olur.''
''O biraz zor.Çünkü sizin saldırılarınızla beni delirtmeye ve de sindirmeye çalışmanıza alıştım.Kolay değil di 5 yıl boyunca ölmeden kalkabilir miyim diye uyumak.Hiç göründüğü gibi değil bunu sen ve o patronun yaşayabilir miydiniz acaba?''Hüseyin ise birden susup kalmıştı öylece.Aybars sağlam yerden vuruyordu. ;ama bir anda Aybars'ta yerinden kalkarak.Hüseyin'e der ki
''Öldürmek istiyorsan önce de beklerim çıkışıma bırakmanıza gerek yok.''
''Olsun seni 5 yılda yorduk ;ama çıkışında seni büyük bir törenle gömeceğiz herkesin huzurunda.''
''Gömmek istiyorsanız tabutumu en güzel ağaçtan yapın ölürken güzel bir şeyle gömülmek herkese nasip olmaz anla yani beni.''
''Aybars sen bizi bu kadar yıl geçse de hiç mi tanımadın artık bir süre rahat olsan da elbet o rahatın bir gün bozulacak.''diyerek Aybars'ın yanından kapıya doğru gider.Son anda dönüp Aybars'a der ki
''Aybars o zamana kadar iyi hazırlan bu şartta kurtulman zor gibi.''Aybars sinirlense de cevap vermek istemez.Hüseyin'de görüşme odasından çıkıp ayrılır.Aybars bulunduğu sandalyeye oturup biraz önce ki konuşmaları beyin süzgecinden geçirip son sözüni ise kendi kendine de olsa der ki
''Enver elbet seni de avuçlarımda öldüreceğim.Kendi kanında boğacağım seni.Buraya gelip beni tehdit etmeyi bir gün sana ödeteceğim.''dedikten sonra görüşme odasından yerinden kalkıp çıkar ayrılır.Ve Halil'e durumdan bahsetmek adına koğuşa geri döner.

YER:TÜRKİYE - İSTANBUL VE TEŞKİLAT MERKEZİ

Ali Fuat bey zor günler geçiriyordu teşkilatta.Bazı derin çeteler ve derin devletin adamları Ali Fuat'ın yerine bir başkasını istiyorlardı ve de bunun için özel çabalarda idiler.Ali Fuat'ta bunlara karşı Yıldırım A.Ş ve onun birliğinden destek alsa da bir de Enginkan'ı başına getirdiği özel birliğinde başarısız olması nedeniyle iyice sıkıntıdaydı bu aralar.İşler kötüye gitse de yardımcısı Osman'la beraber işleri zor da olsa yürütmeye çalışıyorlardı.Ali Fuat bey bir gün odasında koltuğuna uzanarak kafa dağıtmaya çalışıyordu.O sırada ise odanın önünde Osman derin devletin adamı olduğunu söyleyen adamla tartışıyordu.Gelen adamın arkasında ise 20'den fazla adamı vardı.Osman ise arkadaki adamları görerek endişeli görünüyordu belki de az sonra kötü şeyler yaşanabilirdi.Hal böyleyken Osman yine de adama zorluk çıkartmak ve yerlerini vermek istemeyerek adama
''Siz kimsiniz ya çabuk burayı terk edin.''adam ise çok sakin gözükse de
''Dışarıda bi bu kadar daha bulunan adamını öldürdükte geldik buraya.Burayı artık size mezar edeceğiz.''
''Bu da ne demek oluyor teşkilat lideri buradayken.''
''Çok açık Osman Yağcı burayı bize bırakacaksınız demeye geliyor.''
''Bu asla olmaz ve de olmayacak.''adam ise arkasına dönüp daha da fazla konuşmak istemeyerek Osman'ı alın işareti yapar.Adamlardan birkaçı da hemen toplanıp bir çırpıda Osman'ı yakalar.Lider kişi olan adam ise Osman'ın yüzüne bakarak der ki son kez göreceği adama
''Beni hiç unutma Osman bana derin devlette Süleyman Santepe derler.Onların emriyle de şimdi buradayım.''
''Kim bu derin devlet ya bunca zamandır neredeydi?''
''Kim olacak sizi amerikan destekli buraya oturtturanları durduracak olanlar.''
''Biraz daha açık konuş benimle.''
''Öyleyse söylüyorum dinle.''Osman susmakla yetinir.Süleyman ise
''2000 bin yıllık büyük teşkilatın şimdi sağ kalan yani atalarımızın torunlarıyız.Onlara eski olduklarından kimileri de atalar derler.''
''Atalar mı?Nasıl bir oluşum ki bu?''
''Türk halkının zor durumlarında ortaya çıkan ve sor durumlarda Türk halkını kurtaranlar.Bu oluşumun türk kişilerinin hepsi bulundu.Sizde bu kişileri sattınız ve de amerika ile anlaştınız sonunda.''
''Evet şimdi hatırladım.''
''Neyi hatırladın Osman?''
''Şu atalar dediklerinden başkan Ali Fuat'ta bahsetmişti birkaç sefer.''
''Demek o da bizden haberdar da neden bizi sattı o zaman yıllardır.''
''Peki neden bu zamana kadar beklediniz.Ayrıca neden sattığından da bahsetmedi bana.''
''Bizi sadece teşkilat başkanları bilebilir.Diğer soruna gelecek olursak biz hep zamanını bekledik o kadar.''
''Şimdi zamanı geldi öyleyse ki buradasınız.''
''Evet Aybars'a yaptklarınız ve teşkilatı bozabildiğiniz kadar da bozdunuz.Bir sürü yabancı servisin adamı ve elemanı teşkilatın içine sızdı.''
''Ne olacak peki bundan sonra yoksa Aybars mı teşkilat başı olacak?''
''Hayır Aybars vakit geldiğinde teşkilata geri dönecek ama şimdi ise Ali Fuat ya ölümü ya da yaşamayı seçip teşkilattan ayrılacak.Ve de kimsenin bilmediği ama yıllar önce teşkilata hizmet etmiş cesur, usta, deneyimli ve de dürüst birisi gelecek.''
''Peki sen bu zamana kadar bize karşı savaşandın ha! ve de şimdi bizi öldürecek olan mısın?''
''Bu konuda haklısın Osman.Bir tek Ali Fuat'ın yaşamasına izin verilecek.''
''Neden sadece başkan Ali Fuat?''
''Çünkü o bu ülkeye yaşattıklarının düzelmesini görecek.Bir de onu artık Aybars'a bırakacağız.Sen ve senin gibi ihanetçi olan Enginkan ve Yıldırım ailesi mensuplarıda ölecek.Ama onları ben veya derin devletten birisi değil Aybars öldürecek ee! ne de olsa bu onun hakkı artık.''
''Hepsini neden Aybars'a bırakıyorsunuz bu kadar vakit varken.''
''Olsun zamanla olur bizim işler hemen olmasına gerek yok.İstesek Enginkan ve adamlarını bir gece de alıp infaz ederdik ;ama Enginkan'ın hem acı çekmesi lazım hem de Aybars'ın işi onu öldürmek.Biz onu el birlik Aybars'a bıraktık.''
''Bana ne yapacaksın o zaman Süleyman?''
''Sen bir kuklasın Osman.Benim için derin devlet için ise piyondan bir farkın yoktur.''
''İsterseniz senin için veya dediğin kişiler için de piyonluk yapabilirim yeter ki yaşat beni.''
''İşte sen bu kadar da aşağılık bir adamın birisin.Onuniçin yaşamana da gerek yok.''Osman endişeli bakışlarla Süleyman'a bakar ve endişelenmeye başlar.Sonra Süleyman'ın elindeki silahı görünce kendisini tutan iki adama karşı gelemk ister ama çaresiz gözlerle Süleyman'a bakar beni yaşat dercesine.Süleyman ise böyle bir adi adamı daha da yaşatmamak için hiç gözünü kırpmadan silahını ateşler.Ve Osman beynine aldığı kurşunla can verir.Adamlar ise Osman'ı yere bırakır öylece.
İçeride ise dışarıdan gelen kurşun sesiyle Ali Fuat'ın keyfi bozulur birdenbire.Birilerinin kendisini öldürmeye geldiğini anlar olanlardan.Hemen kalkıp masanın alt gözüne koyduğu silahını alıp yavaş yavaş ilerler.Biraz da korku vardı içinde bunca zamandır olmayan bir şeydi bu yaşadığı.Aniden geriye düşer Ali Fuat.Nedeni ise Süleyman'ın kapıyı kırarak açmasıydı Ali Fuat'ta kendini yerde bulur kapının üzerinde kırılmasından dolayı.Süleyman ise kapıyı kırıp içeriye girdiği vakit Ali Fuat'ı yerde görünce gülerek
''Ne oldu Ali Fuat korkudan yere mi kapaklanıyorsun artık.''Ali Fuat korkulu gözlerle bakıyordu karşısındaki Süleyman'a.Süleyman ise Ali Fuat bakarak devam eder konuşmasına
''Beni tanıdın mı Ali Fuat?''Ali Fuat şaşkın şaşkın bakıyordu karşısındakine ;ama yine de karşısındaki kişiyi tanımıştı.
''Burada ne arıyorsun sen?''
''Ne arayacağım seni koltuğundan almaya geldim.Burada hem fazla durdun hem de çok kötü duruma getirdin teşkilatı.''
''Beni burdana alamazsın hem tek başına böyle giremezsin buraya.''
''Kim söyledi tek geldiğimi bu işte yalnız olduğumu sana.''
''Kim seni yanına aldı ki?''
''Derin devletçiler...''Ali Fuat şaşkınlık içinde kalır duyduklarından sonra.
''Bu nasıl olur seninle birlikte kaç sene önce çalıştık.hatta bir ara kayboldun da sana öldü diyordu herkes.Sonra ise bir ara yaşadığını öğrenmiştim bir yerden ;ama bu kadar da çabuk toparlanacağını tahmin etmiyordum.''
''Çok yanlış biliyorsun.Seninle katıldığımız operasyonda bana bir şey olmadı beni öldüreceklerken derin devletten seninde tanıdığın Salih Aral beni alıp kurtardı.''
''Salih mi ama ona da öldü diyorlardı.''
''Birileri çıkarları doğrultusunda öyle der tabi.Kaybolan adama öldü derler ;ama o beni kurtarırken derin devlete gireli iki hafta olmuşken ilk işi olarak beni kurtardı.''
''Ney ben değil de seni mi?''
''Anlamıyor musun?Senin ne mal olduğunu ne hain olduğunu o günlerde bile biliyorlardı.Onun için beni seçtiler.Salih'le birlikte baya bi eğitim aldıktan sonra özel görevlerde bulunduk.En sonunda Salih'le birlikte 7 yıl önce inzivaya çekildik öylece.Ama yaklaşık 3 yıl önce beni geri çağırdılar.Ben de hazırlığımı yaptım ve de 2 yıldır seninle bir de adamın olacak Enginkan'la ve de teşkilata karşı olanlarla savaştım.''
''Peki Salih ne durumda yaşıyor mu?''
''Tabi ki de yaşıyor ;fakat hala inzivada şu sıralarda da sahte kimlikle iş adamı ve senin yandaşın olan Yıldırım A.Ş ve birliğine karşı mücadele veriyor.''
''Vay be demek o da durmuyor ha!fakat kimin için uğraşıyor ki?''
''Kimin için olacak tabi ki de Aybars için.''
''Aybars mı.''der Ali Fuat.Çünkü şaşkınlığı iyice artmıştı.
''Evet Ali Fuat.Aybars'ı yanındaki birkaç kişiyle savunuyor.''
''Peki benden ne istiyorsun.''
''Dediğim gibi koltuğunu bırakacaksın.Arkana bile bakmadan gideceksin buralardan.''
'Benim yerime sen mi geçeceksin.''
''Hayır Ali Fuat.''der Ali Fuat düşünürken Süleyman hemen cevabı verir.
''Salih Aral geçecek.''
''Ne Salih mi?Hem onun başka bir amacı var demedin mi az önce?''
''Dedim ;ama o bulunduğu yerden ayrılıp oraya geçecek.''
''Niye o?''
''Çok basit derin devlet kendi adamını kendisini yani derin devleti iyice bilen birisini getirmek istiyorda ondan.Ben de en uygun kişinin Salih olduğunu onlara söyledim.Ve onlarda kabul ettiler.''
''Sen niye kendini aday göstermedin ki?''
''Ben başkanlık yapacak düzeyde değilim.Ve ben sokakları, çeteleri ve de iş adamlarını bizzat durdurmayı seçtim.''
''Niye sokaklar, çeteler de başkanlık değil?''
''Çünkü ben buralara aittim ve buralardaki kötü giden şeyleri düzeltmek istiyorum ve de yanımda Aybars'ı görmek için de bunu yapıyorum.''
''Daha çok var ama Aybars'ın gelişine.''
''Olabilir.''
''Hem Aybars'a kim yardım edecek.''
''Salih'in yanındaki kişiler.Ben de onlara en büyük desteği vereceğim.''
''Yine de her şeyi düşünmüş gibi gözüküyor derin devlet.Bu durumda ben ne olacağım peki?''
''İşte ben de bunu sormanı bekliyordum.''
''Bana cevap ver öyleyse.''
''Ya seni öldüreceğim adamın Osman'ı öldürdüğüm gibi...''
''Osman'ı mı öldürdün.''
''Evet ya da burayı ölmeden bırakıp evine dönüp ölümünü bekleyeceksin hiçbir işe bulaşmayarak.''
''Niye evimde ölümümü bekleyeceğim ki?''
''Aybars'a yaptığın ihanetin suçunu Aybars çıkınca alacaksın.''
''Oldu o zaman ölümü beklemek en iyisi 2.inci seçenek bana göre.Sakin bir hayat yaşamam gerekior artık.''
''O zaman buradan gitsen iyi olur artık yoksa dayanamam sıkarım kafana.''
''Öldürmeyeceğinden eminsin değil mi?''diye sorsa da Süleyman başını öne doğru sallayıp gideceksin cevabını verir.Ali Fuat tek başına ayrılır bu konuşma üzerine teşkilattan.Silahını da odasında bırakmıştı giderken.Teşkilat binasından ayrılırken öldürülen adamlarının temizlenme ve toplanma çalışmalarına yakından tanık olunca içi burkularak adamları ve yanında olanlar için bir şey yapamamaktan dolayı üzülür kalır yaptığı hataların şimdi nelere mal olduğunu görür. Öylece boş boş bakarak artık bundan sonrası için iyi yaşamayı, mutlu olmayı dileyerek ayrılır teşkilattan.Süleyman ise telefonla teşkilat binasına adam çağırıyordu sonrasında da teşkilata gelen çalışanlara da yaşananları ve durumu izah etmeye çalışıyordu.Ali Fuat dönemi kapanmıştı artık Süleyman Santepe tarafından ve derin devlet kendi kartı olan Salih'i oyuna sürecekti artık düşmanlarının karşısına ve Salih'in yanında da eski dosttu Süleyman'da olacaktı eskiden de olduğu gibi.

YER:TÜRKİYE - İSTANBUL VE ŞİLE SAHİLİNDEKİ BİR EV

Gece tüm soğukluğuyla insanı sarıyordu bütünüyle birlikte.Bu soğugun ortasında 4 araba ve Sailih amcanın kulübesinin önündeydi.Arabalar arka arkaya sıralanmıştı duruyorlardı öylece.Arabalardan tek tek herkes iniyordu bu esnada.ve adamlar eve yani kulübeye doğru geliyordular.Sonra önde bulunan Süelyman Santepe arkaya dönerek adamlarının her birine birden iletmesi için yardımcısı Aras'a der ki
''Bütün adamları çevreye yerleştir.Herhangi bir saldırı olmasını ve de gerçekleşmesini istemiyorum senden buradaki hiçbir kimse zarar görmeyecek ona göre.''
''Bu asla olmayacak efendim.Emin olun ki her şey düzgün gidecek hem burada olduğumuzu da bilen çok değil.''
''O zaman öyle inanıyorsan sen de benimle birlikte geleceksin konuşmayı yaparken yanımda ol.Artık şu konuşmayı halledip Salih'i şef olmaya ikna etmeliyim.''
''Peki efendim.''diyerek Aras, adamlarının yanına gelip kimin nerede duracağını söyler.Süleyman ise kapıya yöneliyordu o an.Hemen ardından da kapıyı tıklatıp açılmasını bekler Süleyman.Aras'ta hemen görevleri dağıttıktan sonra efendisinin yanına varır koşar adımlarla. Süleyman, Aras'ın yanına gelişine bakarken bu sırada ise içeriden gelip kapıyı açan Salih Aral'la karşı karşıya kalır birdenbire Süleyman.Salih Aral nam-ı değer Salih amca ilkin kimin geldiğini pek anlayamaz.Bu yüzden gelen kişinin bir düşman olabileceğini sanır.Ama Süleyman'ın arkasına bakmayı bırakıp önüne dönüp Salih amcaya bakınca Süleyman ile Salih karşılıklı gülüşerek ve eski dostluklarını hatırlayarak birbirlerine sarılırlar hasret giderircesine.Aras ise arkada ne olduğunu anlamadan öylece boş boş bakarak duruyordu olduğu yerde.Süleyman ile Salih sarılmayı bırakıp birbirlerine bakarlar dünya gözüyle.Ne de olsa bunca yıldır hiç görüşmüyorlardı halbu ki aynı dava ve görevler üzerine çalışıyorlardı.Süleyman ise bu bakışmalardan sonra yanındaki adamını göstererek Salih'e
''İşte bu da benim yeni adamım ya da yardımcım diyebilirim sana.''diyerek gösterir Salih'e.Salih ise tanıştığı genç vatansevere bakarak
''Memnun oldum genç adam.''der Salih amca ve de o anda da ikili el sıkışarak tanışırlar.Salih davetsiz gelen konuklarını daha da dışarıda bekletmemek için
''Ee! daha ne duruyorsunuz buyrun içeriye kalmayın dışarıda.''Ve de bununla beraber Aras ile Süleyman içeriye girerler.O sırada da içeride ise Kerem koltuğun birisine uzanmış bir halde televizyon izliyordu.Hakan ise mutfakta yemek yemeyle uğraşıyorlardı ve bu yüzden de kapının tıklatılmasını bile duymamışlardı.Salih amca konuklarıyla birlikte salona gelince Kerem gelenleri görüp toparlanarak oturma pozisyonuna geçip birkaç parça dağılmış eşyayı da bir köşeye atar.Salih amca gelen konuklarına oturmaları gereken yeri gösterip hemen ardından da Kerem'in yanına oturur.Kerem ise gelen iki kişiyi merak ederek Salih amcanın kulağına eğilip sessizce der ki
''Kim bunlar Salih amca ya?''
''Korkmana ve endişe etmene gerek yok.''
''Gerek yok diyorsun da kim bu ikili ya.''
''Çok birkaç dosttur kendileri.''
''Dostlar mı?''diye kendi kendine söylenirken Kerem.O anda mutfaktan yemeğini bitiren Hakan salona girip gelenleri görüp ardından da merak ederek ne yapacağını bilmeden karşısındaki iki kişiye bakıp sonra da gelenleri tanımadığı için Salih amcaya bakmak ihtiyacı duyup bakar ;ama onunda Kerem'le konuştuğunu görür.Anlar ki Kerem'inde kendisi gibi gelenleri tanımadığını ve o yüzden Salih amcaya sorduğunu.Sonra da birkaç adım atıp salondaki tekli koltuğa oturur.Ardından da meraklanarak ve de merakını gidermek için der ki Salih amcaya
''Salih amcacığım bu gelenler kim diye öğrenebilir miyim?''diye sorar.Salih amcada bunun üzerine Süleyman'a bakar.Salih amca arkadaşı ve eski dosttu Süleyman Santepeden olur cevabını alıp ardından durumu Kerem ile Hakan'a açıklamak üzere dönüp der ki onlara
''Onlar bizim dosttumuz.''
''Nasıl bir dost?''Kerem araya girip
''Ben de sordum bu soruyu ;ama herhangi bir cevap alamadım.''Salih amca ise durumu izah etmek için ikilinin dırdırından da kurtulmak adına
''Bir dakika susarsanız çocuklar anlatacağım her şeyi.''Hemen bu söz üzerine Hakan'da, Kerem'de susup beklerler cevanı büyük bir merakla.Salih amcanın ağzından çıkacak sözlere odaklanır artık ikili.
''Onlar bizim dosttumuz ve benim gibi derin devletin adamıdır kendisi diğeri de onun adamı.''Hakan ve Kerem şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemezler.Bu yüzden Hakan, Salih amcaya bakıp der ki
''Amca sen bunları en baştan sen ve bu ikili kim diye anlatsana bize.''
''Peki Hakan.''deyip Salih amca sözü Süleyman'a bırakır.Süleyman sözü aldıktan sonra iki genç adama dönüp bakar ki
''Çocuklar Salim amcanız doğru söylüyor.Ben Süleyman Santepe bu da adamım Aras Turan.Biz sizin dosttunuzuz ve de size iyi haberler getirdik mutlu olacağınız türden.''Kerem ise birdenbire hiddetlenerek yerinden hafif kalkıp
''Neymiş bu kadar önemli olan?''
''Sinirlenme Kerem.''
''Adımı nereden biliyorsun ki.''
''Biz bu ülkedeki olan her şeyi ve herkesi çok çok iyi biliriz.''
''Ya siz kimsiniz böyle herkesi bilebiliyorsunuz?''
''Biz derin devletin bir parçasıyız.Bizi öyle herkes bilmez.Bilse bile ;ama normal biriler olduğumuzu sanırlar.Asıl kimliğimizi bilen yoktur ve de bunu kimse de bilemez ve de bilemezler.''
''Peki Salih amca ve bizle şimdi ne işiniz var ki?''
''Dediğim gibi ben ve Salih amcanız ile beraber aynı yerin adamı ve de aynı yere bağlıyız. 7 yıl önce ise olaylar ve Türkiye biraz sakinleşince derin devletin emriyle inzivaya çekildik ikimiz birlikte.''Hakan ise araya girip der ki
''Ama siz dönmüşsünüz herhalde ki öyle gözüküyorsunuz bizlere.''
''Evet Hakan haklısın.3 ytıl önce beni geri çağırdı derinciler.Ve bana sizin düşmanlarınız olan Ali Fuat'la ve Enginkan'a karşı savaştım sizler için.''Salih de bu olanları merak ederek
''Ee! kardeşim savaştım diyorsan da şimdi niye buradasın yoksa derin devlet beni de geri çağırıyor mu?''
''Çok akıllısın eski dosttum.''
''Peki ne için.''
''Ben bu sabah Ali Fuat'ı derincilerin emriyle onu koltuğundan ettim.''
''Öldürdün mü yoksa?''
''Sadece Osman ile 20 kadar adamını öldürdüm.Ali Fuat'ı da, Aybars'ın dedim ve yaşamasına izin verdim.''Hakan'da, Kerem'de sinirlenirler böyle demesi üzerine Süleyman'a.Kerem ise abisinin düşmanının yaşatılmasına kızarak
''Bunu nasıl yaparsın onun yaşmasına nasıl izin verirsin.''
''Ama o ölmeyecek.''
''Nasıl olacak bu.''
''Onu yaşatacağız her dakikasını kontrol edeceğiz ve de en sonunda Aybars onu çıkınca gelip öldürecek.''demesiyle Süleyman'ın.Kerem ile Hakan'da sakinleşip dururlar.Salih amcada bu arada araya girerek der ki
''Her şeyi anladım da teşkilatın koltuğu boş kalmış ve benden ne istiyorsun Süleyman?''
''O koltuğa oturmanı.''
''Bu nasıl olur yapamam ben bunu.''
''Yapma Salih hem bunu ben değil derincilerin hepsi seni istiyor.Çünkü sen dürüst, cesur, işinde usta ve de deneyimlisin.''Salih amca duydukları üzerine tereddütte kalır.Hakan ise heyecanlanarak amcasına
''Salih amca böyle bir fırsatı eline geçirmişken ve de bunu hak ediyorken bende kullanmalısın.''
''Öyle kolay bir şey değil bu Hakan.Bu işler büyük bir sorumluluk gerektirir.''
''Ama sen bunu yapacak güçtesin bunu da unutma.''Süleyman ise Hakan'ın bu yüreklendirici sözlerine katılarak Salih'e
''Hakan doğru söylüyor Salih.Sen bana inan gerisini bize bırak hem yanında ben varken bu iki genç varken düşünme gerisini.Aybars'ta çıkınca yanımızda olacak bunu da bi düşün derim.''
''Peki Süleyman'da her şeyi kabul etsemde bu gençler bensiz ne yapacak Enver'e ve birliğine karşı.''
''Orasını hiç sorun etme ben zaten onların gizli yardımcısı olacağım.Hem sen sahte kimlikle onlara da yardımcı olacaksın.''
''Ama...''
''Ya sen bir evet de gerisini burada bulunan 5 kişi olarak halledeceğiz.Hem ya birlikten kuvvet doğar derler unutma bu sözü.''Salih amca ise ikna olur iyice.
''Tamam be Süleyman'ım dediğin gibi olsun.''
''İşte şöyle Salih'im .Artık tek hedefimiz var.''
''Nedir o hedef?''
''Hepimiz bir olup Egninkan ve adamlarını iyice sindirip gücünü azaltmak ;ama Enginkan'ı öldürmeyeğiz ve sizin kurduğunuz şirketle birlikte Yıldırım'ları durduracağız.''
''Bu kadar mı Süleyman?''
''Ya seni buraya kolay kolay yollamazlar.Derin devlet ülkenin düştüğü zor durumlarda ortaya çıkar bunu bende bilirim.''
''Tabi teşkilattakilerin yüzünden çetelere, sokakta bulunan suç örgütleri ve tüm yurdu saran pkk ve yandaşlarına karşı da savaşacağım.''
''Biz o işlerde yok muyuz?''
''O işi bana ve benim gibi birkaç büyük derinci mafyasına bıraktılar.''
''Bu mafya yani özel birlikten kaç tane var.''
''Tüm yurda bakarsan 8 tane bunlardan ikisi doğuda.İkisi de karadenizde.İkisi de iç anadolu ve akdeniz civarında kalan ikiliden birisi ben diğeri de Taner Bayraktar'.O da marmara ve ege'ye bakıyor.''
''Demek örgütlenme bu.''
''Evet bu ;ama bu örgütlenmenin sınırlarını bilemezsin.''Kerem birden araya girip
''Niye gizli mi tutuluyor bu bilgiler.''
''Hayır gizli tutulsa da sizi şu an öldürmem gerekir.''
''Neden?''Salih amca bunu cevaplama gereği duyarak
''Biz de her şey gizli ve saklıdır.Kimse bunu öğrenemez.''Sonrasında ise Süleyman ise
''Korkma size bir şey olmayacak.''
''Neden?''Kerem is şaşkındı.
''Çünkü siz de ben ve Salih gibi derin devletin adamısınız.Artık bu yüzden size bir şey yapmayacağız.''
''Abim ne olacak.''
''O gelince işler değişecek.''
''Mesela nasıl?''
''Vakti gelince anlatırım.''
''Peki onu yaşatacak mısın ya da o ölecek mi?''
''Hayır bu asla ve de hiç olmayacak.''
''Olmayacak diyorsun da bunu nasıl sağlayacaksın?''
''Elbette onun yaşamasını istiyorum o hem benim için hem de ülke için değerli birisi.Onu yaşatmak için şu an kaldığı Samsun cezaevine ve oradaki koğuşuna veya yakındaki bir koğuşa adam yerleştirdim bile.Ona kimse bir şey yapamayacak.Hem onu yaşatamazsam.''dediğinde kalbini de göstererek
''Beni burada vur ve al canımı.''der Kerem'e.Kerem ise bu duruma gönülden inanarak Süleyman'ın yanına gidip.
''Artık sen de benim bir abimsin.''deyip sarılır yeni abisi Süleyman'a.Süleyman'da bu candan sarılmayı beklemese de memnun olur.Kerem sarıldıktan sonra yerine geçip oturur.Sonrasında ise Salih amca
''Şimdi ilk iş ne olacak kimi alacaksın Enginkan'ın adamlarından?''
''Sen de biliyorsun ki Enginkan'ın bir sürü olsa da asıl olan usta ve önemli 6 adamı var.''
''Peki sonuca gel Süleyman.Biz yaşlı kurtlarız bu gençlerle baş edemeyiz.''
''Sen orasını hiç düşünme iki genç sen de bir genç de ben de var.''
''Var da onlar kadar usta değiller.''
''Yoksa sen senin gençleri eğitmedin mi?''
''Eğittim ;ama bu yeterli olmaz gibi.''
''Öyleyse biraz daha eğit ki her şey tam olsun.''
''Tamam onu da kabul ettimde ilk kimi kaldırıyorsun?''
''Yuri Komanov...''
''Yuri Komanov ha! Peki niye ilk o?''
''Çünkü Enginkan'a rus desteğini sağlayan kişi.Bir de piskopatın önde gideni.Onun adını tüm Rusya korkarak anıyor.''Salih amca niye ilk Yuri'nin olduğunu şimdi bu sözler üzerine anlar.Süleyman ise devam ediyordu dediklerine
''Onu da Ali Fuat getirdi.Diğer 5 adamdan 2'si de yabancı Yuri gibi.Bunu sen de biliyorsun değil mi Salih?''Salih amca başını sallayıp onaylar.
''Peki ne zaman olacak Yuri'yi kaldırma işi.Biz gerekirse yardımcı oluruz.''
''Yardım gerekecek tabi ki de.Hakan ve Kerem gelse yeter.''
''Olur...''Salih amca böyle dedikten sonra herkes kalkar yerinden.Ve el birlik kapıya gelirler.Salih, Süleyman'a elini uzatır Süleyman giderken.Süleyman'da uzatılan eli sıkarak karşılık verir bu jestte.Süleyman ise gider ayak unutur bir şeyi ve bunu Salih'e hatırlatmak için Salih'e der ki
''Bu arada unutmadan söyleyeyim yarın seni masanda görmek istiyorum Salih.''
''Olur unutmam.Peki iş ne zaman olacaksa sen beni ara ben çocukları yollarım yanına.''
''Tamam. Salih heyecan yapma yarın seni ararım.''
''Oldu öyleyse görüşmek üzere.''
''Görüşmek üzere iyi uyu Salih yarın için tamam mı?''deyip biraz dalga geçer Süleyman, Salih'in bu ilginç haline.Ve bu espiri de ortamı biraz ısıtıp güldürür herkesi.Salih ise bu dalga geçişe bir şey demeden kalır.Süleyman ise kulübeden ayrılıp arabsına gider.Arabaya binerken arkasında kalan 3'lüye el sallar.Aras'ıta yanına biner hemen.Ve de diğer arabalarla birlikte 4 araba çabucak ses seda çıkartmadan ve de etraflara endişe bırakmadan ayrılır.Salih amca da kapıyı kapatıp içeride uzunca Kerem ve Hakan'la aldığı teklif ve Yuri Komanov üzerine bol bol konuşup tartışırlar.Artık her şey değişecekti ve güçler dengesi artık Aybars'ların lehine doğru olacaktı.

YER:TÜRKİYE - İSTANBUL VE ETİLER SEMTİ

Ertesi geceydi.Karanlıkta bir gece kulübünün yakınlarında ağaçlık bir alanda kimseye görünmeden duran 3 kişi vardı.Çevrede de 20 kadar adam bulunuyordu.Ne olur olmaz diye tetikte bekliyorlardı.Ağaçların arasında bulunan 3 kişi ise aralarında
''Süleyman abi bu adamı burada nasıl öldüreceğiz?Herkes burada ve bir sürü sivil masum insan ile Yuri'nin bir sürü adamı varken nasıl yapacağız ki?''
''Hiç korkma Kerem onlar toplam 7 kişi de olsa çevrelerinde yüzlerce adam da olsa hepsini tek tek indireceğim.''
''Peki sonu ne olacak Enginkan tek kalacak dememiş miydin?''
''Dedim ki Hakan diğer 6'sı ölecek ki Enginkan sonunu sadece kendisi görecek.''
''Anladım.''diğer taraftan ise Kerem dürbünle gözlüyordu.eEtraf iyice kalabalıktı.Eğlence yerinin önü hem koruma hem de sivil insan kaynıyordu.O da bu işin nasıl olacağını kestiremiyordu.Kendileri 23 kişiydi karşı da ise 100'den fazla adamla bulunuyordu Enginkan ile dostları.Bir an dürbünü bırakıp Süleyman'a dönüp
''Abi 100 kadar adamı var Enginkan ile Yuri'nin.nasıl olacak bu iş ya?''
''Şimdi görürsünüz.''deyip kulaklıkla Aras'a seslenir.
''Aras adamlar hazır mı?''
''Elbette hazır abi.''
''O zaman adam çıktığı gibi saldırı başlıyor.''
''Abi adam ya baya bi geç çıkarsa ne olacak?''
''Onu hiç sorun etme ben ona mesaj yollayacağım ve o da mecbur olarak dışarıya çıkacak.Sonrasında da yoğun saldırı yaparak Yuri'yi indireceğiz.''
''Anlaşıldı abi. adamın çıkmasını bekliyorum artık.''
''20 adam da eğlence yerini çevreliyor şu an değil mi?''
''Evet abi her adam kimin ne yaptığını, kaç adım attığını çok iyi biliyor şu anlarda.''
''Tamam Aras görüşürüz sana başarılar.Az sonra işlem başlar tamam mı?''dedikten sonra Aras'la olan bağlantısını kesip yanındaki Hakan'a ve Kerem'e dönüp onları yanına alıp biraz daha yakına gelirler.O sırada ise Süleyman cep telefonunu cebinden çıkartıp Yuri'nin numarasını tuşlar.Kerem olanı merak ederek
''Abi ne yapıyorsun sen ya kimi arıyorsun ki?''
''Yuri'yi...''derken arada da numarayı çoktan tuşlayıp telefonun çalışını ve Yuri tarafından açılmasını bekliyordu.Hakan ve Kerem ise şaşkındı olanlardan ve abilerinin ne yapmayı amaçladığını anlayamazlar.Yuri ise o sıralarda eğlenceden sarhoş olmuş durumdaydı.Yanındaki kadınları bile görecek hali kalmamıştı.Telefonunun çaldığını fark ederek bir anlık eğlenceyi keser.Sesi de kapattırıp telefonunu açar.Çünkü arayan dosttu ve ortağı Enginkan'dı.Numarayı gördüğü gibi hemen açar herhangi bir mesele var mı diye meraklanır.
''Alo Enginkan ne oldu ya gecenin bu saatinde ben eğlenirken arıyorsun.''Süleyman ise telefonunfaki ses değiştiriciyi kullanarak normal kendi sesiyle konuşsa da karşıya istediği kişinin sesi gidiyordu.
''Neredesin sen ya bu saatte yanımızda dedğilsin.''
''Eğleniyordum Enginkan ne oldu ki?''
''Bırak eğlenceyi de çabuk gel.''
''Niye ki mesele ne?''
''Mesele büyük?''
''Büyük mü söylesene ya Enginkan?''
''Gelince öğrenirsin hadi gel yanıma.''
''Diğerleri de geliyor mu?''
''Birkaçı burada birkaçı da yoldalar.En son seni aradım gel diye önemli.Sen de gel ki tam olarak toplanalım.''
''Peki Enginkan 20 dakikaya oradayım.''der.Enginkan yani Süleyman ise telefonu çoktan kapatmıştı.Süleyman, Yuri'yi kandırmanın verdiği mutlulukla yanındaki Hakan'a
''Hakan çabuk olun silahlarınız çıkartın.İlk ateşi biz yapacağız.''
''Oldu Süleyman abi.''Kerem ise bu işten biraz terslik çıkabilme ihtimalini düşünerek abisine
''Süleyman abi çıkar mı bu Yuri dediklerinden sonra?''
''Elbet çıkacak Kerem.O kadar da ses değiştiriciyi kullandım ona o da inandı bana ve şimdilerde toparlanıp çıkıyordur.''
''Peki abi anladım sen dediysen olur o zaman.''
Aradan geçen 5 dakika içinde Yuri sarhoş olsa da yanında bulunan 15 adamla kapının önünde belirir.Süleyman ise o anda Hakan ve Kerem'e işaret yapar.Ve yavaş yavaş ağaçlık alandan tamamen çıkarlar.Yuri'nin çıktığı yerin karşı kaldırımından silahları önlerinde tutup görünürler.Aras'ta, Süleyman abisini gördüğü gibi yerinden ileriye doğru ilerlemeye başlar ve arkasından adamlara da işaret yapar.23 kişi Yuri'ye doğru ilerliyordu artık.Yuri ise en yakın adamı Boris'le konuşuyordu bu arada.
''Adamların bir kısmı burada kalsın eğlenmeye baksınlar biraz.Bana da 15 adam yeter.''
''Efendim daha fazla adamla gidelim olmaz mı?''
''Gidelim deme bana.''
''Neden ki efendim?''
''Çünkü sen burada kalıyorsun benimle gelmiyorsun.Enginkan hepimizi çağırıyor.Sen de ben gelesiye kadar burada eğlenmene bak.Ben dönünce daha da eğleniriz.Hem haracımızı da toplamayı unutma bu arada.''
''Peki efendim dediğiniz gibi olsun.''Yuri ise o an dönüp arabasına binecekken Süleyman'ı görür.Bir an da öncelerden çarpıştığı Süleyman'ı görünce şaşkınlık yaşar ani olarak Yuri.Bu şaşkınlığa rağmen düşmanına bakmakla yetinir sadece. Bundan yararlanan Süleyman ise silahından çıkan tek kurşunla Yuri'yi beyninden vurup öldürür ve de öteki tarafa yollar kısa yoldan.Arkada duran Boris ise Yuri'yi ölürken görünce yıkılır kalır.Ama bunun öcünü hemen anında almak için adamlarına der ki
''Çatışın ulan şu şerefsizlerle.Düşmanlarımız bizi sardı çabuk kurtulun bu cendereden ulan.Abimizin intikamını alın lan.''diye bağırır tüm adamlarına.Arada da hemen silahını çıkartıp mevzi alır bir yeri kendisine hem korunmak hem de düşmanlarına karşı daha iyi savaşmak için.Kapı önündeki 30 adam öndekilerle çatışmaya başlarlar.Bu anda Aras yandan adamlarıyla birlikte ani olarak baskın yapar Yuri'nin adamlarına.Boris ise ne olduğunu anlayamadan ikinci baskını yemişlerdi böyle zor bir anda.Ani ikinci baskın sonucu Boris birçok adamını yitirir.Ama Boris çatışmayı da bırakmaz bu arada da abisinin intikamını almadan da buradan çıkıp ya da kaçıp gitmek istemiyordu.Sağ tarafa dönüp 7-8 kadar adama doğru abisinin arabaya binerken öldüğü arabanın arkasından zor da olsa bir taramalı silah alarak karşısındakilere doğru silahıyla
''Hepiniz öleceksiniz ulan...''diye hem bağırıyordu içindekileri kusarak hem de saldırıyordu adamlara.O anda duvar dibindeki adamı omuz ve kalbinden vurup yere indirir.Sonra arabanın yanında bulunanı beyninden vurup yere serer.Aras ise sol taraftan Boris'in yaptıklarını görür.Yanındaki 3 kişiye işaret yapar.Ve Aras yanındakilerle anında öne taklalar atarak Boris ve 10 kadar adamına daha da yaklaşırlar.Bunu yaptıktan sonra hemen doğrulurlar Aras ve adamları.Ve anında öne geldikten sonra ateş ederler karşılarında bulunanlara.Ve hemen iki kişiyi yere indirirler öldürerek ama karşı taraftan da gelen yoğun ateş nedeniyle Aras'ın yanında bulunan iki adamı da öldürürler ağır yaralar içinde bırakarak.Aras ise tek kalan adamıyla birlikte arabaların arasına girerek ölmekten kurtulurlar.O sırada ise eğlence yerindeki insanlar hemen kaçışırlar dışarıya doğru.Ölümden uzak kalmaya çalışırlar.Süleyman karşı tarafta da olsa bir ateş ediyordu sonra da alta eğilip bekliyordu.Durumu artık konrolü altına almak istiyordu.Hakan ise o anlarda
''Süleyman abi niye gitmiyoruz ki Yuri'yi öldürmedik mi?''
''Öldürdük olabilir ;ama onun daha ölüp ölmediğini bil bilimiyoruz.Hem en yakın adamı Boris orada yaşıyorken ve de adamlarımızı öldürürken gidemeyiz.''
''Neden abi?''
''Çünkü Bori ölmezse Enginkan tarafından Yuri'nin yerine geçirilir.Böylece de biz yine 7 kişiye karşı mücadele etmek zorunda kalırız.Bu saldırıda bir başarıda elde etmeliyiz.''
''Anladım abi.Öyleyse çabuk olmalıyız.''derken orada Süleyman'da, Hakan'da arada ateş ediyorlardı aralarında konuşuyor olsalarda.Kerem ise son derece endişeli bir o kadar da sinirli gözüküyordu karşısındaki gruba karşı.Bu arada da Hakan ile Süleyman abisinin böyle konuşup davranmalarına da şaşırıyordu.Bunun için ikiliye dönüp arada da çatışıyordu
''Ya siz nasıl oluyor da hem çatışıp hem de konuşuyorsunuz bunu nasıl başarıyorsunuz.''
''Sakin ol Kerem az sonra halledeceğiz işi.''
''Halledeceksiniz de sessiz olsanız olmaz mı konsantre olamıyorum duruma.''Onlar böyle aralarında tartışırken diğer tarafta Boris iki arabanın arkasında ve yandan gelen saldırılar arasında sıkıştığı için geri çekilip kapının önüne dubarın arkasına saklanmıştı.İntikamı almak istiyordu ;ama karşı tarafında yoğun bir saldırı ve ani baskınını görerek bunu biraz ertelemek zorunda kalarak biraz geri çekildi.İşlerinin artık zor olduğunu kendisi de biliyordu.Önde bulunan adamına bakaıp ona seslenerek der ki
''Çabuk olalım yoksa bunlar bizi harcayacak.Bir şeyler bulmamız lazım.''
''Efendim içeriden destek alsak olmaz mı?''Boris bir iki saniye düşündükten sonra
''Tamam çabuk içeriye git ve ne kadar adam varsa çağır karşı taraf öne geçmeden azalan karşı tarafı bitirelim.''
''Peki efendim...''deyip içeriye doğru gider Boris'in adamı.Adam adeta uçarcasına içeriye doğru gider.Boris ise artık içeriden gelecek olan adamlarla öne geçeceklerini düşünüyordu.Sağ tarafta az sayıdaki adama doğru yanında kalan birkaç kişiyle yoğun bir ateş başlatır.Solda bulunan Aras ve yanında kalan tek adamla birlikte arabaların arasından çıkarak ileri doğru birkaç adım atar.Sonrasında da biraz yan tarafa doğru gelirler üzerlerine gelen kurşunlardan kurtulmak için. Aras artık Boris'i sırtından da olsa görüyordu.Kurşunlardan kaçayım derken Boris'le karşı karşıya kalmıştı bir nebze olsun.Aras, Boris'in artık ne düşündüğünü bile hissediyordu.Boris önce sağdan gelenleri bitirmek istiyordu.Sonra da yanındaki adamlarının yardımıyla solu ve sağ tarafı bitirip en sonunda da karşı kaldırımdan gelenleri ve üzerine ateş edenleri önelemeye çalışacaktı.Onun için artık üç yerden üzerlerine ateş edenlerin bir açık vermesini bekliyordu.Nitekim Aras'ta, Boris'in ve adamlarının açık vermesini bekliyordu karşı taraf gibi.
Bu açık bekleme fazla beklenilmeden Aras'ın isteği doğrultusunda olur.Boris ani bir öne çıkışla bir kişiyi temizler ;ama o an da arkadan Aras, Boris'i boş yakalar ve ardından da ateş eder.Ama Aras tam ateş ederken Boris'in önündeki kişi birden Aras'ı görür.Ve tam silahını ateşleyecekken Aras erken davranıp silahını bir daha ateşler.Boris üzerine gelen kurşundan kurtulsa da adamının gelen kurşunla ölümünü ve ardından da yere düşüşünü görür.Adamını öldüren ve kendisine ateş edeni ararkan gözleriyle bu anı fırsat bilen Aras
''Cehennemde görüşmek üzere güle güle Boris.''diyerek silahını bir kez daha ateşler.Boris kendisine ateş edeni göreyim derken karnına aldığı kurşunla bir adım geriye gider.Ama pes etmek niyetinde de değildi düşmanlarına karşı.Tam kendisine ateş edeni görüp silahını kaldırıp Aras'a ateş edecekken Aras karşı tarafa fırsat vermeden birkaç el daha sıkar Boris'e.Ve Boris önce omzuna sonra da kalbine girip vücudunu paramparça eden kurşunlarla bir dizi yerde ve ayağı ile yere bastığı yerden geriye doğru düşer birden ve aniden.Diğer 3 kişi de Boris'in yere düşüşünden sonra Aras'a kurşun yağdırırcasına saldırıya başlarlar bir anda.
Aras ise hemen olduğu yerden kalkıp hızlı ve ani hareket ederek adamıyla birlikte iki arabanın arasından yola doğru uçarcasına atlayarak düşer.O an ise yoldan geçen arabayı görür.Arabayı gördüğü gibi yana bir takla atarak son anda canını teslim almaya gelircesine üzerine gelen arabadan kurtulur.Karşı kaldırımdan Süleyman ile göz göze gelir Aras.Aras iş bitti işaretini yapınca Süleyman, Kerem ve Hakan'a
''Gidiyoruz çocuklar öldürdüğünüz adamlar için sağ olun.''Kerem ve Hakan ise başlarını öne eğip sallarlar.Süleyman abilerinden gelen sağ ola böyle karşılık verirler.O sırada ise Aras eğlence yerinden çıkan adamları görünce kalan adamlarına eline havaya kaldırıp dağılın işaretini yapar.Anında ise kalan 10-11 kadar adam ağaçlık alana doğru geri çekilirler.Bir kısmı da ara sokaklara girerek kaçarlar.Boris ile Yuri'nin bu ani gelen ölümüyle birlikte Süleyman'da ve yanındaki Kerem'de, Hakan'da ve Aras'ta rahatlarlar ve Enginkan'a karşı aldıkları ilk zaferle birlikte bundan sonra gelecek diğer saldırılar için ilk adımı da atmış olurlar böylece.Enginkan ise adamı ve ortağı olan Yuri ve onun adamı Boris'in ölümü üzerine kendisine ve oluşumuna karşı bir atağa geçen ve kim olduğunu bilmediği düşmanlarını bir an önce öğrenmek için planlar yapmaya başlar ;ama düşmanlarını bilmediği için işinin de zor olduğunu bilir ve de bu yüzden Yuri'nin neden ve nasıl öldürüldüğünü ve düşmanlarca nasıl kandırıldığını merak eder.Polisler ise olay bittikten sonra gelmişlerdi ve ortalıkta da bir sürü ölmüş ceset vardı.Enginkan'ın özel birliğindeki Yuri'nin türk ve rus adamlarının kendilerine gelen bu saldırıyı anlamaması gibi polislerde ne olduğunu bilmeden bir gece de ölen bunca insanı ve yaşanan çatışmayı anlamaya çalışırlar.

YER:TÜRKİYE – SAMSUN KAPALI CEZAEVİ

Aradan 3 yıl kadar bir süre geçmişti.Süleyman ile Enginkan arasında ölümcül bir savaş yaşanıyordu.Enver’de dosttu ve yakını olan Enginkan’a bilmediği bir düşmana karşı savaşmasında yardım ediyordu.Enginkan ise bir bir yardımcılarını ve arkadaşlarını kaybediyordu bu savaşta.Ve Enginkan bu savaşta bilmediği ve de tanımadığı bu düşmana ne yapacağını bilmeden savaşıyordu adeta çarpışıyordu.Ortalık böylesine karışıkken Aybars ise cezaevinde yine bir sabah yine erken kalkmış camın kenarına gelip pencereden dışarıyı gözlüyordu.Kafasını biraz olsun toparlamaya çalışıyordu bu karışıklıkta.Dostlarına dışarıda herhangi bir kötülüğün gelmesinden korkuyordu.Bu yüzden bunu sabaha kadar bir damla uyku uyumadan düşünmüştü.Ama kendiside biliyordu ki dışarısı eskisinden daha da beter bir haldeydi.Arada da böyle düşünürken artık 1 yılının kaldığını ve bu yüzden intikamını nasıl alacağını da düşünüyordu.
O an ise Zafer’de hapisten çıkacağı için içinde bulunan heyecanla birlikte gece boyunca pekte uyuyamadan yatağından kalkıyordu.Yataktan kalktığı gibi pencerenin kenarında duran arkadaşı Aybars’ı görür.Aybars’ında kendisi gibi uyuyamadığını ve de dertli olduğunu düşünerek yanına gelip der ki
‘’Ne yapıyorsun sen ya burada Aybars?’’Aybars hemen gelen sesi duyup arkasına dönüp bakar.Ve yanına Zafer’in geldiğini anlayarak ve fark ederek
‘’Sen de mi benim gibi uyuyamadın mı?’’
‘’Uyuyamadım ya hem sen de hiç gözünü kırpmışa benzemiyorsun.’’
‘’Ne yapayım.’’
‘’Biraz uyusaydın iyi olurdu ya.’’
‘’Bu saatten sonra nasıl uyuyabilirim ki.Hem burada tek başıma kalacakken ve siz 2-3 saat sonra buradan çıkıp gidecekken nasıl uyumamı beklersin ki benden.’’
‘’Üzülme ya Aybars şunun şurasında senin de çıkmana 1 yıldan az bir süre kaldı.’’
‘’Doğru diyorsun da ya size dışarıda bir şey olursa ben ne yaparım.’’
‘’Ya neden kendi kendine bu kadar da endişe yaratıyorsun ki.’’
‘’Niye yapmayayım ki siz buradan gidecekken.’’
‘’Yapmayacaksın tabi ki de biz nasıl içeride sağlam kaldıysak dışarıda da sağlam kalırız ve de sağlam kalacağız.Ve de bunusenin için yapacağız bunu unutma ve aklından çıkarma.’’
‘’Sağ ol be Zafer sizi gibi dostları tanıdım ya bu dünyada gerisi yalan.’’
‘’Yalan deme daha intikamını da aldık mı her şey o zaman tam olacak.’’
‘’İntikamımı tabi ki de alacağım onsuz hiçbir şey olmaz.’’
‘’Şey Aybars.’’
‘’Ne oldu Zafer niye sustun kaldın karşımda.’’
‘’Şey…’’Aybars, Zafer’in kendisinden bir şeyler sakladığını düşünerek Zafer’e
‘’Ya insanı çatlatma da ne diyeceksen de bana saklama bir şeyler.’’
‘’Şey diyorum ki istersen kardeşinle temasa geçebiliriz.’’
‘’Yo olmaz bu…Şimdilik onu bu işe bulaştıramam.’’
‘’Neden bu kadar karşı çıkıyorsun ki buna.’’
‘’Nedeni var mı bu işin önce intikamımı alacağım daha sonrasında kardeşimin yanına gideceğiz.’’
‘’Ama Aybars…’’
‘’Zafer fazla uzatma bu konuyu.Bak daha önceden de konuşmuştuk bu hususu.Ne olur biraz olsun beni anlamaya çalış.’’
‘’Seni anlıyorum da öyleyse o zaman biz de eski mahallemize döneriz.’’
‘’Sizi oralarda hor görmesinler suç işleyip cezaevine girdiğiniz için.’’
‘’Kimse bizi suç işledik diye hor göremez.Hiç birisi bize bir şey yapamaz geçmişimizde bazı hatalar yaptık diye.’’
‘’Siz neyi uygun görüyorsanız öyle olsun ne diyebilirim ki.’’
O an Aybars ve Zafer gülüşe gülüşe bir sohbet geçirirler.Aradan geçen 2 saat sonrasında da birden gardiyanın birisi koğuşa gelip koğuşun kapısını açıp içeridekilere bakıp duyuru da bulunmaya başlar.
‘’Koğuştakiler bir saat sonra beraat olacak olanlar önce müdürün odasına daha sonrasında da müdürün eşliğinde cezaevi kapısının önüne gelip buradan ayrılıp özgürlüklerine kavuşacaklar.’’diyerek duyuru da bulunup koğuştan koğuşun kapısını kapatıp ayrılır.Bunun üzerine Aybars ile Zafer hemen pencerenin yanından ayrılıp Halil’in yatağının yanına gelirler.Ve Aybars, Halil’i dürtükleye dürtükleye uyandırır.Halil ise uyku sersemliğiyle karşısındakilere
‘’Ne oluyor ya neden uyandırırsınız ki insanı oldu bu şimdi.’’Aybars ise Halil’in uyku sersemliği halini görerek durumu açıklamak adına der ki
‘’Hadi kalk çantanı hazırlamaya başla.’’
‘’Ne çantası ne hazırlaması ya?’’
‘’Biraz önce gardiyanın birisi gelip beraat olacaklar bir saat içinde müdürün eşliğinde buradan ayrılacaklar dedi bizlere.’’
‘’Nedenmiş o ya neden müdürün eşliğinde ayrılıyoruz ki buradan?’’
‘’Neden olacak Halil herhalde müdürle konuşup onun herkese yaptığı öğütlerinden alacaksınız gibi geliyor bana.’’
‘’Bırak müdürü ya.Asıl seni burada bırakmak seni buralarda bir başına yalnız koymak bana çok çok koyuyor buradan gitmek çok kötü olacak gibi.’’
‘’Hiç kendini üzme ya Halil.Ben yalnızlığa ve yalnız kalmaya alıştım artık.’’
‘’Yine de buradan ayrılmak bana zor geliyor o yüzden ayrılmak istemiyorum ben buradan.’’
‘’Olsun Halil’im baksana cezan bitmişken buradan kurtulman en iyisi olacak senin için.’’O sırada ise Zafer arkadan ikiliye bakıp der ki onlara
‘’Çocuklar siz konuşun ben toplarım bavulları.’’diyerek ikiliye laf dokundurur.Aybars ile Halil, Zafer’in kendilerine laf dokundurduğunu anlayarak
‘’Bence en iyisi yardım edelim Zafer’e.’’
‘’Haklısın Aybars.’’der ikili ver 3’ü birlikte bavulları doldurmaya başlarlar.Bavulları doldurma bahanesiyle aralarında sohbet etmeye başlarlar aralarında bu boşlukta

Yarım saat geçtikten sonra Aybars’lar hazır olmuşlardı.Gardiyan ise hazırlıkların bittiğini düşünerek sürenin dolduğunu düşünerek koğuşa gelip kapıyı açtıktan sonra koğuştakilere bakıp
‘’Beraat olacaklar hazır mı?’’3 kişi ellerini kaldırıp hazır olduklarını gösterirler.Halil hemen Aybars’a sarılıp Sonra da Zafer ile Aybars sarılır veda için.Halil ise Zafer ve Aybars sarılırken
‘’Artık vakti geldi.Ayrılık çanları çalar oldu bizim için.’’Aybars’ta sarılmayı bırakıp Halil’e
‘’Tabi kardeşim.’’
‘’Görüşmek üzere Aybars.’’
‘’Bana mektup yazında her şeyinizi bildirin.’’
‘’Orasını artık Zafer halleder.’’
‘’Oldu o zaman.’’
‘’Görüşmek üzere Aybars bundan sonra dışarıda görüşeceğiz.’’der Halil ve Zafer, Aybars’a.Ve yanlarında bulunan bir başka mahkumla beraber birlikte koğuştan çıkarlar gardiyanın eşliğinde.Aybars ise giden dostlarının arkasından bakarak
‘’Umarım siz de ve bana da bir şey olmazda başarılı oluruz davamızda.’’Üzülse de Aybars arkada kalmak zorundaydı artık.
5 dakika sonra 3 kişi müdür Kaan’ın yanında odasından çıkıp sonrasında da çıkış kapısının orasındaydılar.Müdür Kaan ise karşısında duran 3 mahkuma yaşça büyük olduğu için öğütler vermeyi düşünerek
‘’Bakın evlatlar 3’ünüzüde tanıyorum bunca yıldır.Ve bu hayatta başarılı olmanızı diliyorum.’’Halil ise bu öğütleri, dinlemek istemiyordu.Çünkü artık müdürün kendilerine her zaman uzak durup düşmanlarının yanında olduğunu bildiği için böyle hissederek konuşmayı kesmek için
‘’Bırak bu öğütleri müdür bey.Biz zaten hayatın sillesini yemişiz biraz da bizi rahat bırak.Rahat olmamız herkes için en iyisi.’’
Müdür ise bu beklemediği ani çıkışla şaşırıp kalır.Ama ne olursa olsun konuşmaya devam eder.
‘’Sen ne dersen de Halil ;ama sen bu öğütleri bir gün arayacaksın.’’
‘’Nedenmiş?’’
‘’Çok basit bir şey bu Halil.Sen asi ruhlu ve sinirli birisisin.Başkasını dinleyecek tipte değilsin.’’
‘’Değilsin derken neyi ima etmek istiyorsun.’’
‘’Aybars’ın adamı olmadın mı sen bir de benim karşımda efeleniyorsun.’’Halil bu ilginç ithamla birlikte şaşkınlığa uğrar.Öne adım atıp müdüre saldırmak ister ;ama bunu müdürün yanındaki gardiyanlar engeller.
‘’Ne oluyor bir de bana mı saldırıyorsun sen?’’Zafer ise Halil’i sakinleştirmek ister hem de müdüre der ki
‘’Sen nasıl bir adamsın ya seni bir türlü burada olsam da çözemedim gitti.’’
‘’Onun Aybars’ın emrinde olduğunu herkes biliyordu bu cezaevinde.’’
‘’Ya sen öğüt mü vermeye çalışıyorsun yoksa iftiralar mı atıyorsun bir karar ver artık.’’
‘’Gardiyanlar bırakın bunları gitsinler uğraşmaya değmez bunlar için.’’
‘’Oldu efendim.’’der gardiyanlar ve hemen 3’lüyü çıkartırlar kapıdan.Müdür ise yardımcısıyla birlikte odasına dönerler.Müdürün yardımcısı ise
‘’Müdürüm niye öyle konuştunuz ki Halil’le?’’
‘’Seni alakadar etmez ;ama neyse söyleyeyim sana birisi bir şey yapmadan çıkışırsa sen de onu kendi silahıyla vuracaksın ki o altta kalsın sen değil?’’
‘’Çok ustasınız efendim bu işte.’’
‘’Öyle olacaksın yoksa seni ezer bu mahkum takımı.’’Ve ikili odaya dönerler.Dışarı da ise Halil ve Zafer dışarıda diğer arkadaşıyla vedalaşırlar.Sonrasında da önlerinde geçen bir taksiyi durdurup binerler.Ve Samsun otogarına derler arabanın şoförüne.Taksi yola çıkarken arka koltukta oturan ikili arasında
‘’Artık ne olacak Halil ha?’’
Halil ise düşünceli görünüyordu.Bir dakika sonra da zafer’e dönüp o sırada da Zafer cevap almak için iteliyordu Halil’i.Ve o an Halil’in kendisine döndüğünü görüp öylece durup bekler Halil ne diyecek diye.Halil ise
‘’İstanbul’a 11 yıl sonra döneceğiz.Ve Aybars için yaşayıp onu bir yıl boyunca evimizde kimselere şüphe vermeden bekleyeceğiz.Belki de kendimizi de kurtarmış olacağız hayatımıza giren Aybars2ın yanında kalarak.’’diyerek taksiyle birlikte giderler uzaklarda kendilerini bekleyen İstanbul’a.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE SÜLEYMAN’IN OFİSİ

Aynı günün sabahında Süleyman ofisine topladığı Hakan, Aras ve Kerem’le birlikte önemli bir iş için görüşüyorlardı şu anlarda. Süleyman ise karşısındaki 3’lü şaşkın ifadelerler ağabeylerine ne amaçla kendilerini buraya sabahın bu saatinde neden çağırdığını öğrenmek istiyorlardı ve bunun için bakıyorlardı ağabeylerine.Süleyman ise alıştıra alıştıra vermek istiyordu bulduğu haberi karşısındakilere.Onun için hafiften konuşmaya girer Süleyman.
‘’Çocuklar bunca işi 3 yıl boyunca birlikte yaptık.’’3’ü birden bu söz üzerine başlarını sallarlar evet dercesine.
‘’Ve bu gün yine büyük bir iş için toplandık burada sabahın bu saatinde çocuklar.’’
‘’İş nedir abi?’’der Aras. Süleyman, Aras’ın bu kadar da çabuk bir şeyler sezeceğini pekte anlamamıştı.Yine de bunu düşünmeyi bırakıp devam eder sözlerine
‘’Aferin Aras tabi ki de bir iş var ;ama önce dinlersen her şeyi anlatacağım ve daha iyi olacak.’’
‘’Özür dilerim abi.’’diyerek susar Aras.Süleyman ise
‘’Çocuklar biliyorsunuz ki Enginkan iyice zayıfladı.Yanında bulunan bir çok adamını ve ortağını da kaybetti bu savaşta.Ve şimdi ona son darbeyi indirmek istiyorum.’’
‘’Ne gibi bir darbe yoksa öldürmek gibi mi abi.’’
‘’Yakın bir tahmindi Kerem ;ama bu değil.’’
‘’Peki nedir abi tam olan?’’diye sorar Kerem abisine
‘’Kerem unutma ki Enginkan, Aybars’ın hakkı onun için onu değil de yanında bulunan ve Enginkan’la birlikte mücadele eden alman Otto ve diğer birisi olan Ferit Başbuğ’yu öldüreceğiz.’’
‘’Bu nasıl olacak ki.’’der Hakan.
‘’Elbet boş bir anlarını bulup onların infazını gerçekleştireceğiz.’’
‘’Süleyman abi demen istiyorsun ki boş anını yakalayın diyorsun da adamlar 5-6 araba gerekirse daha fazla arabayla dolaşıyor.Her araba da 5 koruma oluyor anlayacağın işimiz biraz zor.Ve de riskli.’’
‘’İstediği kadar riskli olsun ama onların adamı varsa bizimde adamlarımız var.Onlarda 3 kişi siz de 3 kişisiniz.’’
‘’İyi diyorsunda abi de hala nasıl olacak demedin.’’diye sorar Aras.
‘’3’ünüzde amma çok soru sordunuz ya.Gidin bu gece halledin her şey bu kadar ve her zaman ki gibi Enginkan yaşayacak yoksa cevabını bana değil Aybars’a verirsiniz.’’diye tehditkarca konuşur adamlarıyla.3’lüde hemen yerlerinden kalkıo selamlarını da verdikten sonra odadan çıkarak ayrılırlar.Süleyman ise derincilerle konuşmak için ayrı bir yerden ayrılır.

******************* ********************** ********************* ********************
Gece karanlığında büyük bir kamyonun içinde koltuğunda Aras bulunuyordu.Yanındaki iki kişilik Koltukta Hakan ile bir adam bulunuyordu.Yanlarında bir kamyon daha vardı.İki kamyonda ise ana yolun çevre yolları bağlayan kısmında sağa ve sola açılan yolları kapatmışlardı.Üst tarafta ise 3 kamyon daha bulunuyordu.Onlarda ağaçlıklara saklanmışlardı.Bunların bir tanesinin içinde de Kerem duruyordu.Kamyonun camına çıkarak Aras ve Hakan’a işaret yapar Kerem.Aras’ta işareti aldıktan sonra yanındaki Hakan’a dönüp
‘’Bak Hakan emir komuta ben de.Kerem işareti yaptı.’’
‘’Tamam ya kırk kere hatırlatma sen bana Enginkan’lar ne zaman ya da kaç dakika sonra burada olacaklar onu söyle bana.’’
‘’Az sonra burada olurlar.’’
‘’Peki önce biz ve sağdaki kamyon öne çıkacak sonra Allah ne verdiyse saldıracağız değil mi?’’
‘’Dediklerinin hepsi doğru da arkada bulunanları unutma onlarda hazır bekliyorlar saldırmak için.Hemen her kamyonun arkasında yani kasasında 10 kadar adam var.Hesap et 5 kamyondan 50 kadar adam yapıyor.’’
‘’Onlar kaç kişiydi?’’
‘’Bilmem ;ama 5 arabaları varmış.Süleyman abi öyle demişti sabahleyin ki konuşma da.’’
‘’Demek oluyor ki işleri zor bize karşı biz de bu kadar adam varken.’’
‘’Aynen öyle Hakan.’’
‘’Nereden geliyor peki bu Enginkan ve uşakları.’’
‘’Güzel bir benzetme oldu Enginkan’ın uşakları lafı.Soruna gelecek olursak Enginkan büyük bir kulede bulunan ofisinden geliyor gizli yerinden bize gelen istihbarat böyle.’’
‘’O zaman bazılarının bu son yolculuğu olacak.’’İkili karşılıklı gülüşürler.Yanlarındaki adam ise dışarıya bakıyordu.Uzakta ise üst tarafta bulunan kamyonlarında uzağında bir adam bulunuyordu.Adam ise elindeki feneri yukarıya doğru kaldırıp bir sağa bir sola sallıyordu.Hakan ve Aras’ın yanındaki adam ikiliye dönüp
‘’Abi gelenler var.’’Aras anlamayarak tekrar sorar adam ise
‘’Abi uzaktaki gözcü adamımız elindeki feneri kaldırmış bize doğru tutup sallıyor.’’
‘’Niye bize doğru sallıyor ki o.’’
‘’Abi emir komuta sen de ya.’’
‘’Öyle ya.Demek ki beklediğimiz misafirlerimiz geliyor.’’
‘’Aynen abi ne yapalım?’’
‘’Sen de bizdeki feneri yak uyarıyı aldık dercesine salla feneri.Artık bekliyoruz gelenleri.’’Adam da emri aldığı gibi kamyonun gözünden çıkarttığı feneri yakıp camdan hafif sarkarak feneri kendilerine doğru fener sallayan adama doğru sallar.Uzakta bulunan adam işareti aldığı gibi fenerini söndürüp üst tarafta bulunan kamyonların yanına gider.Aras’ların yanındaki adam da fenerin sönmesiyle kendi fenerini söndürüp Aras’a
‘’Abi işareti verdim uzaktaki adam da kamyonların yanına doğru gitti.’’Aras düşünceli bakarak
‘’Güzel.O zaman operasyon artık başlamıştır böylece.Herkes dikkatli olsun bu andan itibaren.Enginkan ölmeyecek kulaklıkla herkese ilet bu dediğimi.’’diyerek operasyonu böylece başlatmış olur.Aras lafından 2 dakika sonra ilk arabanın ışıkları gözükür Aras ve bütün adamlara.Sonra sırasıyla arabalar gelir olay yerine ve 5 arabada artık Aras ve adamlarının görüş alanlarına girmiş olur.5 araba ise aralarında 10’ar metre arayla ilerliyorlardı.Alt ve üst taraftaki kamyonların arasında ise 80 metre kadar bir ara vardı.Bu mesafe çokça yetecekti Aras’lar için.Enginkan ise arabasında adamlarıyla tehlikenin farkında bile değildi.En öndeki araba tam alt taraftaki kamyonun önünden geçecekti ki Aras ve diğer kamyondaki adam ani bir hareket yaparlar.Ve öne gelişleriyle birlikte en öndeki arabadaki şoför fren yapmak zorunda kalsa da bu dar mesafe de çarpmaktan kurtulamaz ve iki kamyonun altına girer sertçe çarparak.
O an iki kamyonunda kasalarında bulunan 20 kadar adam kendilerini işaret alarak belli ederler karşı tarafa.Ve önde bulunan ve kazadan dolayı hurdaya dönmüş arabayı birden kurşun yağmuruna tutarlar.Çok geçmeden 10- 20 saniye sonra hurdaya dönmüş arabanın içindekiler kazadan yaralı da olsa kurtulsalar bile öndeki adam ölmüştü.Arka koltukta bulunan 3 adam ise arabayı delip geçen süper delici kurşunların vücutlarına girmesiyle anında oldukları yerde canlarını teslim ederler Azrail’e.Önden gelen kurşunlarla diğer 4 araba da mecburen dururlar.Enginkan ise silah sesleriyle birlikte şaşırsa da duymuştu olan biteni.Sonrasında ise arabasınında durmasıyla özel şoförüne bakarak
‘’Ne oluyor burada Bahri kim bu bize saldıranlar?’’
‘’Efendim iki kamyonda ara yollardan çıktılar önümüze.Ve öndeki arabaya çarptılar.’’
‘’Başka ne var evlat durum raporu ver bana.’’
‘’Camdan kendiniz baksanız daha iyi olur.’’der şoför.Enginkan’da hemen camı açıp hafifçe dışarıya çıkarak bakar ön tarafa doğru.Ve görür ki iki kamyon ve kamyonların arka tarafındaki kasalarında bir sürü adam kendilerine doğru hiç de acımadan saldırıyorlardı.Enginkan kendisine kurşun gelmesin diye hemen camı kapatıp silahını çıkartır.Ve yanında oturan Otto ile Ferit’e der ki içinde bulunduğu bu zor durumda
‘’Çabuk olun silahlarınızı kuşanın önde 1 dakikadan kısa bir sürede 5’ten fazla adam ile bir arabayı kaybettik.Şoför işaret ve dikkat için camdan iki el sışarıya sık.’’Enginkan’ın dediğini şoför hemen yerine getirir.Ve önde bulunan araba ve arkadaki iki arabadaki adamlarda silahlarını kuşanıp hemen savunma pozisyonuna geçerler.Ortalık ana baba gününe dönmüş gibi duruyordu.Aras ve Hakan’da hemen şoför tarafından inip kamyonun sol tarafından arkasına gelirler.Kamyonun koltuğunda oturan adam da camı açıp kar maskesini yüzüne geçirip ateşe başlar.Kamyonun arkasında bulunan Aras yanındaki Hakan’a bakıp der ki
‘’Hakan biz kenardan saldıracağız.’’
‘’Peki Aras kamyondakiler çıkmadan saldıracak değil mi?’’
‘’Evet onların yeri iyi asıl biz onların korumasında 3.arabaya yaklaşacağız.’’
‘’Neden Aras o arabada mı Enginkan?’’
‘’Doğru dedin az kalsın başka bir şey diyeceksin sandım.Ama dediğin gibi 3.arabada Enginkan ve adamları bulunuyor.’’
‘’Diyelim biz onlara saldırdık Enginkan biz diğerlerini öldürürken bize sıkmasın o ne olacak o zaman?’’
‘’O zaman öldürmemek için dizine ya da öldürücü olmayan bir yerine sıkarız.’’
‘’Bak bu değdin olur.Hem Süleyman abi öldürmeyin yaralasınız olur demişti zaten.’’
‘’İyi öyleyse başlıyoruz.’’der Aras.Sonrasında da Hakan’da işareti aldıktan sonra tamam dercesine başını sallayıp öne doğru ilerlemeye başlarlar.
Yukarıda ise 20 adam hem korunuyorlardı hem de hiç durmadan önlerindeki arabalara ve içindeki adamlara saldırıyorlardı.İkinci arabayı da neredeyse delik deşik ediyorlardı attıkları kurşunlardan dolayı.İkinci arabanın içinde bulunanlar ise üzerlerine gelen kurşunların arabayı delip geçmesinden dolayı arabadan dışarıya doğru çıkmak zorunda oldukları biliyordular ;ama zaten önde bulunan iki kişi çoktan aldıkları ağır yaralarla ölmüşlerdi.Arkada duran adamlardan ikisi sağ taraftan dışarıya doğru çıkmıştı.Ve hemen ağaçlık alanda gizlenmeye çalışıyorlardı ve de bunu birkaç saniye içinde başarmışlardı.Sonra arabada tek kalan adam ise yaralıydı dizinden aldığı kurşundan dolayı.Ama her şeye rağmen yürümesi zorlaşsa da kapıyı açıp çıkıyordu ki arabadan o an ona yaklaşmış olan Aras ve Hakan’ı görür.O yüzden sessizce çıkmaya çalışır.Ama Aras ayakta da olsa hafif eğilip ilerler ve gördüğü adamı ilerlerken daha doğrusu kaçarken görür ve anında tamamen yere eğilip adama doğru ateş etmeye başlar.Adam sağ bacağına aldığı ikinci bir kurşunla arabanın dışına doğru yere düşer.Az önce arabanın içinde sağ dizine aldığı kurşundan sonra şimdi de sağ bacağına alır ama ilk kurşuna göre bu ikinci kurşun az daha alta girer.Bu seferde Hakan erken davranıp adamın yanına koşarak gelir.
‘’Yapma…’’diyordu adam tanımadığı adam olan Hakan’a.Hakan ise bir saniye bile tereddüt etmeden adamın başına tuttuğu silahını ateşler ve adamı oracıkta öldürür hiç de adamın yalvarmalarını dinlemeden.Aras ise Hakan’ın bu denli çabucak öldürdüğü adamı görerek Hakan’a der ki arkadan gelerek
‘’Daha dur adamı konuşturmadın bile ya.’’
‘’Boş ver zaten ölecek değil miydi?’’
‘’İyi tamam bari.Devam edelim şimdiki arabada Enginkan var.’’
‘’Ama camlar kapalı ya.Enginkan’ı ölümcül yerinden vurursak ne yaparız o zaman.’’
‘’Bir şekilde halledeceğiz artık.’’deyip ikili öne doğru ilerler.Hakan’da, Aras’ın arkasından ilerliyordu çevresinde birisi var mı diye bakınarak.Arka tarafta ise Kerem ve 30 adamı 5.araba ve içerisindeki bulunanları arkadan kıstırarak vuruyordu.5.araba adeta paramparça olmuştu bile.Sonra Kerem’in emriyle birlikte yolu arkadan kapatan üç kamyondan 30 adam anında inerler kamyonların kasalarından.Ve Kerem’in önderliğinde 5.arabanın yanına gelirler.Kerem ve yanındaki adamların bazıları arabanın içinde yaşayan kaldı mı diye kontrol ederken hiç yaralanmadan arka koltuk ile ön koltuk arasına saklanan bir adam Kerem’i görerek sıkar ona.Ama kurşun Kerem’i ıska geçse de Kerem’in yanında duran adamın beynine saplanır kalır.Beyni kurşunun girmesiyle paramparça olan adam Kerem’in yanına düşer.Kerem ise bu anı dehşet verici bir şekilde görür.Kerem bu ani saldırıyla paniklese de yanında duran bir başka adam olan Kamil isimli biri arabanın içine bakıp saklanan adamı gördüğü gibi arkadaşının intikamını aynı şekilde adamın beynini paramparça eden bir kurşun yarası ile alır.Adam aldığı yara ile arka cam yapışır kalır öylece.Kerem bunu görerek Kamil’e
‘’Sağ ol be Kamil.’’
‘’Biz sizler için varız be abi.’’
‘’Yine de bu yaptığın için sağ ol.’’der arkaya dönüp çevreyi gözetleyip Kerem ve yanındaki 8 kadar adamı koruyan adamlara bakarak der ki
‘’Yarınız soldan gitsin diğer kısmınızda sağdan gidiyorsunuz.Sıra geldi 4.arabayı temizlmeye.Herkes dikkatli olsun biri bir diğer arkadaşının canını kendi canıymış gibi korusun.’’diyerek adamlar Kerem’in bu emrini anında yerine getirirler ve saldırıya devam ederler.4. araba da ise kimse bulunmuyordu 5.araba ile arasında 20 metre kadar bulunuyordu Kerem’lerin.Ve 4.arabayı boşaltanlar aynı arabanın yanında mevzi alıp Kerem’lere doğru ateş etmeye başlarlar.5 adam arkalarından gelen Kerem ve adamlarını iyice gözlerine kestirmişlerdi.Sağdan ve soldan gelen 4 kişi daha ne olduğunu anlamadan birdenbire çıkan bu adamlara karşı bir şeyler yapamadan üzerlerine nereden sıkıldığını bile bilmeden hiç durmadan üzerlerine açılan ateşte çeşitli yerlerinden aldıkları feci ve ağır yaralarla bir bir yere düşmeye başlarlar çil yavrusu gibi.Kerem ise adamlarının bu yaşadığı ani saldırıyla çevresinde kalan adamlarına seslenerek
‘’Dikkatli olun lan karşımızda tam göremesek de 5 kişi kadar var.’’diye bağırır.Adamlar ise aldıkları dikkat dolu sözler üzerine bazı adamlar ağaçlık alana sığınırlar bazıları da yavaş adımlarla ilerlemeye devam ederler düşmanlarına karşı.O an Kerem öne doğru bir adım atar ;ama adamın biri onu gözüne kestirerek sıkar.İlk işi kenara kaçmak olur.Sonra da kendisine ateş açan ve ilk gördüğü adamın üzerine doğru tereddüt dahi etmeden sıkmaya başlar.Adam kendisine gelen kurşunlardan kaçamadan beynine girer bir kurşun.Adam bu ağır darbe ile ölse de ortalıkta beyni paramparça olmuş bir halde kalarak kötü bir görüntü yaratır.Ölen adamın yanındaki kişi ise gördüğü manzarayla birlikte büyük bir dehşete düşerek acı bir iğrenme geçirir.Adam arkadaşının ölümü üzerine kanı çekilmiş gibi kalır bir o kadar da korku duymaya başlar.Kerem bile birisini bu denli öldürmek istemezdi ;ama elinden de bir şey gelmiyordu ilk kez böylesine bir şey yapmıştı.Ama Kerem daha da vakit kaybetmek istemeden öldürdüğü adamın yanındaki kişiyi bu denli düştüğü şaşkınlıktan yararlanarak onunda canını silahından çıkan bir kurşunla geriye uçururcasına öldürerek alır.
Bu sırada ise sağ taraftan gelen 6 adamda hızlı olarak hareket ederek erken de davranıp karşılarında duran 3 adamı da bu erken saldırıyla birlikte saldırırlar.Ve üzerlerine sıktıkları adamları çeşitli yerlerinden vurarak öldürürler ve de sonsuza değin etkisiz hale getirmiş olurlar.Kerem ise geride bir başka adam kalmadığından yanındaki Kamil’e dönerek der ki ona
‘’Gerisini artık Aras’lara bırakalım.’’
‘’Ama abi onlar iki kişi Enginkan’lar ise 4 veya 5 kişiler.Herhangi bir sorun çıkmasın biz gitmedik diye.’’
‘’Çıkar mı diyorsun yani.’’
‘’Çıkmasa da abi biz önlememi alalım.’’
‘’Peki öyleyse…’diyerek bazı adamları etrafı koruması için bırakır gerilerde.Ve yanına aldığı 4 kişiyle birlikte Enginkan’ın olduğu arabaya yaklaşırlar.Sağdan ve soldan ilerleyen adamlarda durup beklerler.Yanlardan bir saldırı olmasın diye kendilerince tedbir alırlar.O esnalarda Aras ve Hakan ise arkadan Kerem ve birkaç adamı görürler.Aras, Hakan’a bakıp öylece gülümser.Hakan ise bir şey anlamadan durur bakar.
‘’Ne bakıp gülümsüyorsun ya şurada iş yapıyoruz Aras.’’
‘’Niye gülmeyeyim ki baksana Kerem bizden hızlı.’’der Hakan ise ‘’Off!’’ çekip ilerler.Ve sonunda operasyon artık başarısına ve sonuna ulaşmıştı.Kerem ve Kamil arabanın arkasında Aras ve Hakan ise önünde duruyorlardı.O an ise içeride Enginkan’ın emriyle şoför bir anda arabayı çalıştırıp yan tarafa birden sola kırar direksiyonu.Tam da ilerleyecekken sol tarafta bulunan 5 adam anında çalışan arabanın tekerlerine sıkarak durdururlar.Araba da durmak isterken hızlanamadan ağaca çarpar.Ve böylece durmak zorunda kalır araba ve içindekiler.Bu esnada da Aras ve Hakan’ın nasıl vuracağız arabanın içindekileri derken istedikleri olur ve kapalı olan camlar ağaca çarpmanın etkisiyle birdenbire kırılıverir.Anında Aras, Hakan, Kerem ile Kamil ve de diğer 3-4 adam çabucak arabayı çevrelerler.
Aras hafif eğik dururken arabayı çevreleme olayında birden hafifçe doğrulup arabanın kırık camından bakar içeriye ve içindekilere.Ve şansına küserek Otto’nun kaza sonucu can verdiğini görür.Yanında duran Kerem’e bakıp
‘’Arkadaşlar Otto ölmüş vaziyette.’’
‘’İyi daha ne istiyorsun.’’
‘’Otto’yu öldürmek isterken ölmüş bulmak zor oldu.’’
‘’Asıl sen Ferit’e ve Enginkan’a bak.’’
‘’İyi…’’diyerek öne doğru gelip bakar arabanın içindeki duruma.Diğer tarafta ise Kamil ise şoföre bakar yaşıyor mu diye.O yüzden şoförün boğazına dokunup şah damarının çalışıp çalışmadığını anlamaya çalışır ve ses veya kan akışının olmadığını anlayınca öldüğünü anlayarak diğerlerine
‘’Beyler şoför mort olmuş durumda.’’Hakan o anda Enginkan’ın sağ kolu olan Muammer Tangöz’e bakar.Aras’ta, Ferit’i yokluyordu.İkisi de anında Ferit’inde, Muammer’inde öldüğünü anlarlar ve de hemen geri çekilirler.Ama her şey iyiyke yani Ferit ile Otto ölmüşken düşünürler ki Enginkan ölmemeliydi bu yüzden yaşıyor mu yaşamıyor mu diye korkarlar.Kerem ise herkesi bu şaşkın halinden çıkartmak için durdurup Enginkan’ı iyice gözlemeye başlar.Enginkan’ın hiçbir yerinde yara olmadığını görür.Ve geriye tek bir şeyin kaldığını düşünerek son olarak sertçe bir tokat atar Enginkan’a.Diğerleri bu harekete şaşırsa da Enginkan böylece uyanır.Diğerleri hemen Otto ve Ferit’in hatta şoför ile Muammer’in silahını alırlar.Kerem’de, Enginkan’ın silahını alıp Enginkan’a fırsat vermeden zor duruma sokar.Kerem ise Enginkan’a bakıp
‘’Korkma seni öldürmeyeceğiz Enginkan efendi.’’der.Enginkan ise karşısındaki hiç birisini bile tanımıyordu.Onun kendisiyle konuşan adama
‘’Sizi tanımıyorum ;ama beni öldürmeyerek çok büyük bir hata yapıyorsunuz ama farkında değilsiniz.’’
‘’Sus Enginkan hiç konuşacak durumda değilsin.Ama ölmeyi çok hak etsende bil ki biz senin adamlarını tek tek öldürenler biziz.’’
‘’Siz kimsiniz ulan da benimle böyle konuşuyorsunuz.Bana kimsiniz ulan onu söyleyin.’’Kerem ise çevresindekilere bakıp
‘’Siz buna cevap vermek istiyor musunuz?’’Aras araya girip
‘’Bak Enginkan bizimle doğru konuş yoksa ölümün hemen ve anında olur.’’Enginkan biraz bozulsa da buna rağmen sert konuşmaya devam ediyordu.
‘’Siz mi beni öldüreceksiniz?’’
‘’Evet ;ama susup adam gibi adam olarak durursan ölümün biz değil sürpriz birisi tarafından olacak.’’
‘’Kimmiş o öğrenmek istiyorum.’’Hakan ise Enginkan’ı tanıdığı için öne adım atıp konuşmak ister.Diğerlerine sus işareti yapar.
‘’Enginkan beni tanıdın mı?’’Enginkan, Hakan’ın solda olması yüzünden ve sesin soldan gelmesi yüzünden döner bakar sesin geldiği yöne doğru.Fakat şaşkınlıktan dolayı Hakan’a bakar.Hakan ise
‘’Beni tanıdın herhalde.’’
‘’Evet.’’der Enginkan ama kafasına aldığı bir silah darbesiyle bayılır kalır öylece.Aras ise Kerem’e iş tam olduktan sonra
‘’Adamlarını topla gidiyoruz.Süleyman abinin ofisinde buluşuruz artık.’’
‘’Tamam.’’der Kerem ve arkasına dönüp hemen Kerem adamlarını toparlayıp kamyonlara doldurur.Ve de arabanın geldiği yoldan ayrılırlar.Aras’ta telefonle polisi ve de ambulansı arayıp Hakan’la kamyonlarına dönerler.Ama onlar biraz dah hızlı olurlar.Çünkü onların adamları yerlerinden çıkmamışlardı.Ve hemen bütün kamyonlar 5 dakika içerisinde olay yerinden ayrılırlar.Polisler ise geldiklerinde büyük bir yığınla karşılaşırlar.Enginkan ise aldığı bu büyük darbeyle birlikte artık ambulansın kendisi için gelmesini bekliyordu.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE ENVER’İN ÖZEL MEKANI

Enver Yıldırım bir hayli sıkıntılı gözüküyordu.Ne de olsa Aybars’ın çıkışına 5 gün gibi kısa bir süre kalmıştı.Ama öte taraftan Enginkan’ın bilmediği düşmanı karşısında sonradan da olsa bir şeyler öğrenerek savaşmaya devam etse de bu savaş Enginkan’ı fena vurduğu gibi Enver’i de kötü etkiliyordu.Ve bu yüzden birliğinde de düzen kalmamıştı ve her kafadan bir ses çıkıyordu.Ortalık böylesine karışık ve neyin ne olduğu belli olmazken Enver, Aybars’ı cezaevinde öldürememenin sıkıntısını yaşıyordu.Sıkıntı sadece bu değildi kendi birliğine ve Enginkan’ın örgütüne değişik darbelerin gelişiyle iyice zayıflamıştı Enver. Enginkan’ında, Enver’in birliğinin bir üyesi olması hususuyla ikilinin birlikte yaptığı işler zamanla sekteye uğramaya başlamıştı.Enver eskisi kadar İstanbul’a ve dünyanın ekonomisindeki etkisi ve gizli işlerdeki etkinliği iyice azaldı bunca yılın sonunda.Bununla birlikte yurt içinde ve de yurt dışından birçok yeni rakip ve yeni düşman çıkıyordu Enginkan’ın ve Enver’in karşısına.
O anlarda odasında olan birkaç suikast olayını ve gazetelerdeki başlıklara bakıyordu.O an ise odaya adamı ve sağ kolu olan Hüseyin girer.Enver Yıldırım gazeteleri bir köşeye koyup Hüseyin’e döner.
‘’Ne var Hüseyin niye sebepsiz yere geldin?’’
‘’Efendim son dakikalık bir olay var da onu söylemeye geldim.’’
‘’Nedir o haber?’’
‘’Efendim yine birileri bir cinayet işlettirmiş.’’
‘’Nasıl yani…’’
‘’Yine bir rahibi öldürmüşler.’’
‘’Yine mi bu ya.Neden yaparlar ki ortalığı Müslüman – hristiyan savaşına sokacaklar gibi.İnsanlar sansın ki birileri misyonerlik yapıyor ve din elden gidiyor demeye getiriyorlar.’’
‘’Anlıyorum efendim.’’
‘’Adres yine Trabzon mu yine oradaki milliyetçi gençleri mi kullanmışlar?’’
‘’Aynen dediğiniz gibi efendim.’’
‘’Öldüren yine Allah bilir çocuk yaştadır.’
‘’Doğru dediniz efendim.’’
‘’Belli ki 18’inden gün almamışları kullanarak fazla cezadan yırtmaya çalışıyorlar.’’
‘’Ne yapacağız efendim?’’
‘’Her şeyi anladım da ülkeyi ben ve birliğimle ülkeyi ele geçirmek isterken birileri yine ortalığı karıştırıyorlar.Bir de bunu bilmediğimiz tarzda olan rahipleri öldürerek yapıyorlar.Ermeni gazeteci bile öldürdüler.Bunlara ben artık bir anlam veremiyorum.Yoksa ülkeyi bize değil de başkaları mı geçirmek istiyor ya.’’
‘’Efendim o zaman bu adamları belirleyip indirelim.’’
‘’Orası öyle kolay değil Hüseyin önce şu Aybars’ı halledeceğiz unutmadın bunu değil mi?’’
‘’Unutur muyum efendim 2 adamı artı çevreye de yerleştirmek için son 5 gün de olsa bütün adamlarımı hazırladım.’’
‘’Hüseyin o zaman elini çabuk tutmaya bak.Ve artık şu adamı öldür.Sonra da Enginkan’ın gizli düşmanlarıyla savaşıp hepsini tek tek öldüreceğiz.’’
‘’Sonrası efendim…’’diye sorguluyordu Hüseyin.Enver ise şöyle devam ediyordu.
‘’Sonrası şu herkesin bilmediği veya hakkında çok çok az şey duyduğu derin devletle tanışmayı umuyorum hem de bunu çokça istiyorum.Hepsini Amerikalı dostlarımıza itaat eden adamlar olarak yeniden yapılandıracağım.’’Hüseyin ise pis pis sırıtarak efendisinin dediğini onaylıyordu.Enver Yıldırım ise yerinden kalkıp Hüseyin’i de yanına alıp odasındaki büyük camın önüne gelirler.Camın ve odanın manzarası içeriden bakınca müthiş gözüküyordu.İstanbul ikilinin ayaklarının altındaydı.Hüseyin’e bakarak der ki Enver
‘’Bak Hüseyin bu bütün İstanbul en kısa sürede 5- 10 yıl içinde bizim olacak ve de birliğimin.’’
‘’Çok güzel bu efendim.’’
‘’Lütfen lafımı kesme Hüseyin ve beni dinle.’’
‘’Özür dilerim efendim.’’
‘’Her neyse başımızdaki küçük belaları atlattıktan sonra o teşkilat başına da, derincilere de ve onların tahminim Enginkan’ın başına sardıkları heriflerin hepsini bitireceğiz.’’
‘’Efendim bunları biraz önce de dememiş miydiniz?’’
‘’Haklı olabilirsin ;ama bil ki İstanbul dünyanın en görkemli, ihtişamlı ve de birçok tarihi kültürün birlikte bulunduğu ve her şeyin bir arada taşıyan bir kent.Sen bakma yok Tokyo en iyisi yok efendim New York en iyisi diye kafanı yorma.Zamanında herkes buraya sahip olmak istedi.Fatih Sultan Mehmet bile burası için senelerini harcadı.’’
‘’Sonuç nedir efendim?’’
‘’Sonucu görmen lazım Hüseyin.O kadar söylediğim bu şehre sahip olan bil ki dünyaya sahip olmuş demektir.’’Hüseyin, patronunun bu kadar da cesur ve hırslı olduğunu öncesine göre hiç bu kadar da yakından görmemişti.Daha da fazlası durmamak için
‘’Efendim şey ben izninizle çıkayım.’’
‘’Ne oldu Hüseyin konuşuyorduk ne güzel.’’
‘’Daha konuşacak çok vaktimiz olacak efendim.’’
‘’Söyle bakalım niye hemen çıkıyorsun.’’
‘’Biliyorsunuz ki şu Aybars’ın işini halletmeliyim.’’
‘’Tamam sakın bir hata falan olmasın.Eğer Aybars yaşarsa ve intikamını almaya başlarsa bütün hayallerimiz suya düşer.Aybars yaşarsa sakın dönmeyi düşünme buralara.’’
‘’Tamam efendim hayalleriniz de suya düşmeyecek.’’
‘’Hadi o zaman durma da işlerini bir an önce halletmeye bak.’’Hüseyin tamam işareti yaptıktan sonra çekilir ve de Enver Beyin odasından çıkar.Enver’de odasındaki mni barı açıp bir bardak viski doldurur kendisine.Sonra da elindeki viskiyle birlikte odasındaki tekli koltuğuna oturup içkisinden yudumlamaya başlar.Manzaraya bakarak derin düşüncelere dalıp düşüncelerinin arasında kaybolur.Artık kurtuluşun ve yükselişin yakın olduğunu düşünüyordu kendince.Hüseyin ise yanına aldığı Ahmet ve Harun adlı güvendiği iki adamıyla birlikte hazırlıklarını tamamen bitirmek için harekete geçer.Enver ise düşüncelerinin arasında kaybolurken hayal ediyordu her şeyi kendi istediği şekilde.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE GİZLİ BİR BİNA VE GİZLİ BİR OFİS

Süleyman birçok işi olmasına rağmen işlerinin hepsini unutup derin devletçi ataların yanına gelir.Aslında bu gün ve bu an da buraya çağırılmayı pek te beklemiyordu.Bu gizli yere tek başına ve arkasında ya da sağında ve solunda kimse olmadan gelmişti bu herkesten saklanan yere.Kendisi ise bu gizli yere getiren de derincilerin bir ulağıydı.Ulakla birlikte geldiği bu yere bir süre sonra tek olarak kalır.Ve gizli binanın gizli ofisinin kapısının önüne gelmişti.Aslında bu gibi yerlere çoğu zaman gelmese de çağırıldığı sürece artık buralarda oluyordu.Derin bir nefes aldıktan sonra kapıyı tıklatıp içeriye girer.İçeride ise bulunan 5 kişi de içeriye giren Süleyman’ı görüp ona doğru dönerler.Süleyman’da gözlerin kendisi üzerinde olduğunu bildiği halde sakinliğini koruyarak herkesin önüne doğru yürümeye başlar.Bir süre sonra herkesin önüne geldikten sonra herkese selam vererek
‘’Emirlerinizi bekliyorum efendiler.’’der ve karşısında büyük masa da ve masanın büyük padişahlara has bir koltukta oturan hafif şişman biri olan efendilerin başı olan baş şef duruyordu ve Süleyman’a bakarak der ki
‘’Evet Süleyman hazır olduğuna göre birazdan önemli ve bir o kadar da gizli bir iş yapmak üzere görevlendirileceksin.’’Süleyman dimdik tutar vucüdunu ve kendisine verilecek görevi bekleyen bir emir eli olarak durur bakar efendisine
‘’Görev ne ise bekliyorum efendim.Baş şefim olarak sizden verilecek olan görevleri her zaman olduğu gibi bekliyorum.’’
‘’Dur Süleyman acele etme.’’der baş şef.Ve yanında bulunan yaverine
‘’Al şu kağıdı evladım Süleyman’a ver bakalım.’’diyerek yaverine verir elindeki kağıdı.Yaverde hemen kağıdı aldığı gibi masanın etrafından dolanıp Süleyman’ın yanına gelir yaver.Yaver kağıdı verip hemen yerine dönmek ister ;ama baş şef o anda bir şeyler demek için durdurur yaveri.
‘’Yaver Ali orada kal zaten biraz sonra Süleyman’la çıkacaksın buradan.’’Yaver Ali’de, Süleyman’da bu işten bir şey anlamaz.Bunun üzerine Süleyman, şefine der ki
‘’Bu da nedir efendim?’’
‘’Sadece bir bilgi yaver Ali sana bunda yardımcı olacak.’’
‘’Tamam efendim dediğiniz gibi olsun.’’Sonra hemen kağıdı açmak ister içinde ne var diye öğrenmek ister ;ama tereddüt ederek şefine bakıp der ki
‘’Efendim bana vermiş olduğunuz kağıdı açabilir miyim?’’
‘’Aç tabi ki.Sen de hapisteki Aybars’ta çok şaşıracak kağıdın içindekilerine.’’Süleyman kağıdı açarken arada da şefinin demiş olduğu Aybars’ta şaşıracak sözünü hatırlayıp
‘’Niye Aybars’ta şaşırsın ki bana verilen kağıttan dolayı.’’
‘’Evet Aybars’ta şaşıracak çünkü bu kağıt onu da ilgilendiren bir şey.’’O an masanın yanında bulunan 4 koltuğun sol kısmındaki iki koltuğun birisinde oturan ve de uzun boylu saçlarının kesimi de kısa olan bıyıksız adam der ki
‘’Şaşırdın mı yoksa Süleyman.’’
‘’Hayır efendim.’’demiş olsa da bunu pekte fazla gizleyemiyordu.Adam ise sözlerine devam edip bilgilendiriyordu Süleyman’ı
‘’Şaşırma lütfen Süleyman.Aybars 4 gün sonra çıkacak cezaevinden.Yoksa bunu unuttun mu?’’
‘’Hayır ;ama bu kağıtla onun ne alakası var ki bu kağıt neyin nesi?’’Baş şef ise araya girip Süleyman’a
‘’Açta öğren Süleyman.’’
‘’Doğru olur mu efendim başkasına gidecek olan bir kağıdı açmak.Hatta okumak.’’
‘’Olmaz evlat ama sen aç bir bak.’’Süleyman tamam cevabını aldıktan sonra birkaç kez katlanmış olan kağıdı açar.Kağıdın üst kısmında yazılan Arapça kelimeleri görür.Bir şey anlamaz bundan.Ama sonra anlar ki bu bildiği bir şeye benziyordu.Sonra da kağıdın alt tarafına bakar.Alt tarafta bazı yazılar bulunuyordu.Onları da okuduktan sonra en sonda da bir Arapça yazı daha görür. Bunca Arapça yazıyı görüp baş şefe bakarak anlamadığı şeyleri sormak için
‘’Baş şefim bu Arapça yazılarda neyin nesi?’’
‘’Yazılar Arapça değil Osmanlıca Süleyman.’’
‘’Osmanlıca mı?Tamam da niye Osmanlıca bu yazılar ve Aybars’tan ne istiyorsunuz?’’
‘’Bir şey istediğimiz falan yok.Sadece bizi biraz olsun tanısın ve bizim ne kadar büyük olduğumuzu anlasın istiyoruz.’’
‘’Bunu Türkçe yazarak anlatabilirdiniz ama…’’
‘’Gerçekten de onu uğraştırmayıp direkt olarak söylesek etkili olur muydu?’’
‘’Olmazdı herhalde.’’
‘’Demek amacımızı anladın.O biraz uğraşsın ve bizim büyüklüğümüzü ve gizemimizi ancak bu yolla anlayabileceğini görsün istiyoruz.Bizi sen daha iyi bilirsin Süleyman.’’
‘’Evet efendim…’’
‘’Onun için bu gizli devlet 2000 bin yıllık önce de vardı şimdi de var.’’
‘’Anlıyorum efendim ona bazı tarihleri verecek ve ne zaman olduğumuzu belli etmek istiyorsunuz.’’
‘’Aynen öyle Süleyman…’’der şef.Ve başı dimdik ve gururluca durup bakar baş şef.Süleyman ise olayı çözmüştü.Aybars’ı zor bir seçimin ve uğraşın beklediğini görüyordu kendince.
‘’Peki efendim de Aybars yalnız bu kağıtla ulaşabilecek mi size ve bu atalara.’’
‘’Sen nasıl anladın ki bunu.’’der sağ koltuklarda oturan kısa boylu ve kalıplı olan adam.
‘’Çok basit efendim.Çünkü kağıdın altında bulunan son Osmanlıca yazıda ikinci kağıdın yastığın altında olduğunu diyor.’’
‘’Baş şefim öyleyse ikinci kağıdı da verelim Süleyman’a o da Aybars’a verir.’’
‘’Tabi ki olur.’’Der baş şef.Ve hemen elinde duran diğer kağıdı Yaver Ali’ye verir.
‘’Ali ver şu ikinci kağıdı.’’Ali’de hemen baş şefin söylediklerini yapar.Ve kağıdı anında Süleyman’a verir.Süleyman ise aldığı ikinci kağıtla birlikte başını öne doğru kaldırıp baş şefe bakar olanları anlamak istercesine
‘’Onu açmayacaksın Süleyman.’’
‘’Anladım.’’diyerek başını sallar.İlk konuşan adam tekrar araya girerek
‘’Süleyman, Aybars’a ulaştırman gerekiyor bu kağıdı.’’
‘’Elbette efendim.Ama bu iki kağıdı Aybars’a ne zamana kadar ulaştırmam lazım.’’O sırada ise baş şef ise
‘’Neden soruyorsun ki bunu?’’
‘’Nedeni var mı bunun efendim.Kağıtları geç verirsem şifreyi çözemez Aybars.’’
‘’Korkma Aybars onu hayli hayli çözer.’’
‘’Yoksa o da ebced hesabını biliyor mu?’’
‘’Tabi ki biliyor Süleyman.Ebcedi yalnız sen bilecek değilsin.’’
‘’Bu nasıl olur ki.’’
‘’Bu kurum gizlide olsa burada bulunan herkes ebced hesabını ve başka türlüsünü ve de onların çözümlerini ve daha da birçok şeyi biliyor.’’
‘’Bana bundan hiç bahsetmediniz ama…’’
‘’Olabilir Süleyman.Sen nasıl tek ebced değil de harf, sayı, gizli simgelerle şifre biliyorsan onları çözüyorsan anlaman gerekiyor.’’
‘’Çok iyi anladım efendim.’’
‘’O zaman her şeyi anladığına göre bizi de sorguladığına göre yaverim Ali’yle çekilebilirsin.O sana kalanını anlatacak.’’
‘’Ama efendim ben sizi sorgulayacak değilim.’’
‘’Olsun sen yine de anla beni.’’der baş şef.Süleyman ise başını öne eğip bozulur buna.Baş şef ise devam ediyordu.
‘’Ali, Süleyman’a kiminle bağlantı kuracak, neler yapacak ve şu önemli operasyonu anlat ki durdursun.’’
‘’Derhal efendim.’’der Ali.Süleyman ise Ali’nin kulağına eğilip der ki
‘’Ne operasyonu ya…’’
‘’Söyleyeceğim abi ya biraz sabırlı ol.’’baş şef ise sinirlenir gibi olur.
‘’Oğlum daha ne duruyorsunuz.Size çekilin dedim hadi fırlayın da gidin karşımdan.’’Süleyman’da, Yaver Ali’de özür dileyerek anında odadan ayrılırlar.Odanın önünde yanda bulunan bir odaya girerler.Karşılıklı oturup konuşmaya başlarlar aralarında.Süleyman ise meraklıydı operasyon için.
‘’Ya Ali ne operasyonu bu kim kime saldıracak.’’
‘’Biraz sakin ol Süleyman.Her şeyi anlatacağım.’’
‘’Olamam diyorum. Sana.İçeride gizli teşkilatın adamları bir şeyler konuştular.Aybars’la ilgili ya da başka konular hakkında konuşuyorlar ama sen bana sakin ol diyorsun Ali.’’
‘’Sakin olmayı bilmelisin Süleyman.Sen bu teşkilatın yani herkesin deyimiyle derin devletsin bunu da unutmaman lazım herkes için.’’
‘’Tamam ya Ali sakinim.Sen devam et de anlat bana olanları.’’
‘’Aybars’a bir saldırı olacak.’’Süleyman ise yerinden fırlar gibi kalkar.
‘’’Sen ne diyorsun içeride yaşat dediler ya bana.’’
‘’Evet zaten baş şefte bu yüzden sana Aybars’ı yaşat ve koru diyor.’’
‘’Peki Ali sonuç olarak saldırıyı kim yapacak ve de ne zaman olacak?’’
‘’Saldırıyı Enver yapacak adamlarını yollayarak.’’
‘’Vay demek Enver kendini aşıyor ha!’’
‘’Öyle dediğin gibi yapıyor.’’
‘’İyi de ne zaman yapacağını biliyor musun diyeceğim ama bunu sormayacağım.’’
‘’Neden Süleyman?’’
‘’Ee! Aybars’a bir saldırı olacaksa ve bu da içeride yani cezaevinde olmayacak sonuç oluyor ki…’’
‘’Evet de bakayım.’’
‘’Aybars çıkınca olacaktır ihtimaline kalıyor.Ben işin ve demek istediklerinden bu anlama geldiğini düşünüyorum Ali.’’
‘’İyi tam da demek istediğimi söyledin bana.’’
‘’Öyleyse biraz ayrıntı ver Ali.’’
‘’Tahminimize göre Enver en iyi adamlarından 3’ünü ve birçoğunu yollayacak Samsun’a.Anla ki birçok adamla Aybars’a sürpriz yapmaya çalışacak.’’
‘’Bana tam bi sayı verir misin?’’
‘’10’dan fazla olacak ama 15’i de geçmez.’’
‘’Ya bu bilgiyi nasıl öğrenebiliyorsunuz ki onlar kimselere demeden.’’
‘’Çok basit bir şey bu Süleyman.’’
‘’Neyse bakayım de bana da bunu.’’
‘’Biz dinleme yaparız düşmanlarımızın adamlarını takip ederiz.Ve de onların yani dinlediklerimizin adamlarından birisini sorgular ne yapacaklarsa öğreniriz.’’
‘’Demek o kadar da kısa.’’
‘’Dahası da var bunun.’’
‘’Anlat öyleyse.’’
‘’Bu teşkilatın her yerde bir adamı vardır.Sen de bilirsin ki bu kurumda bulunan her eleman sadık ve ihanet etmeyen kişilerdir.’’
‘’Biliyorum tabi ki de.Ama sen de şunu bil her kurumda elbet bir kişi de olsa ihanet eden bulunur.’’
‘’Dediğin doğru ama o dediğin şey buralarda pek de olmaz Süleyman.’’
‘’Ben bilmem Ali gidiyorum son bir şeyler demeyeceksen.’’
‘’Salih’le bağlantı da ol ikili olarak Aybars’ı koruyabilirsiniz.’’O an ise Süleyman, yaver Ali’ye sertçe bir bakış atar ve işlerin artık zor olacağını herkes anlamaya başlar.Enver’de ve derincilerin adamı olan Süleyman ve Salih ile Aybars’ın ekibi arasında son bir savaş bekliyordu Aybars’ın çıkacağı gün.Süleyman ise bu sert bakıştan sonra Ali’nin eşliğinde ayrılır gizli binadan.

YER:TÜRKİYE – SAMSUN KAPALI CEZAEVİ

Görüşme odası sıcaktan az da kavrulur gibi duruyordu.Yaz geçmiş olsa da etkisini hala gösteriyordu bu zamana kadar.Odada bulunan Süleyman sıkıntıdan patlayacak gibi duruyordu.Hazır bir bomba gibi her an bir yerlerde patlayabilirdi.Üç gün boyunca Salih’le birlikte hem İstanbul’daki bazı önemli işleri hallediyorlardı hem de Aybars’a yapılması muhtemel saldırıyı önlemek için bazı planlar hazırlıyordu kendince.Kerem ve Hakan’ı buraya yani Samsun’a gelmemesi için bir sürü uğraş verse de buna değmişti. Çünkü iki genç burada değil İstanbul’daki işlerle ilgileniyorlardı.Süleyman’da onlara Samsun’da derincilerin verdiği bir iş var münasebetiyle kaçabilmişti buralara.Yanına bir tek Aras’ı almıştı.O da görüşme odasının da dışında bir yerde cezaevinin bahçesinde dolanıp duruyordu yanında bulunan birkaç adamla birlikte.Süleyman buraya Aras’la gelmiş olsa bile yanında bir çok adamı da burada kendisinin yanında hazır bulunuyordu.Adeta bir ordu ile dolaşıyordu Samsun’da.Ne de olsa hem derincilerin adamıydı hem de önemli bir iş olan Aybars’ı kurtarma işini üstlendiği için biraz havalı gibi gözüküyordu Samsun’da olduğu günlerde.
Odada bir gardiyanın eşliğinde beklese de başka bir gardiyan da 15.koğuştaki Aybars’ın yakınlarında durmaya çalışan ve onunla dost olmayı başaran Mert isimli birisini çağırıyordu.Süleyman, Mert’i beklerken elindeki kağıda bakıp kendi kendine
‘’İnşallah bu kağıt bir gün gelir hepimizin kurtuluşu olur.’’diyerek artık ne yapacağını bilmeden durduğunu iyice belirtiyordu böylece.Sıkıntıdan ve Aybars’a olası bir saldırıdan dolayı duramayıp camın kenarına geçip dışarıyı gözlemliyordu.Daha doğrusu kendince sinirini ve telaşını bastırmaya çalışıyordu.O an odaya gardiyanın eşliğinde Mert girer.Mert içeriye girdiği gibi pencerenin yanında duran abisi Süleyman görüp anında tanır.Hemen koşarcasına yanına gelir abisinin.Süleyman ise o esnada gardiyanlara çık işareti yapar konuşacakları özel olduğundan gardiyanlarda bu isteği yerine getirerek dışarıya kapının önüne çıkarlar.Mert abisinin ta buralara kadar neden geldiğini merak ederek hiç de konuşmayı bekletmeden başlar söze ve der ki Süleyman abisine
‘’Süleyman abi bayadır uğramazdın buralara hangi rüzğar attı seni buralara.Ama iyi ki de atmış.’’
‘’Tamam oğlum herhalde sebebim var ki de burada şu an karşında duruyorum.’’
‘’Özür dilerim abi de peki niye geldin çok önemli bir şey mi var?’’
‘’Özledim de geldim ulan ne olacak.’’diyerek Süleyman hem sinirini üzerinden atmış silkelemiş olur.Hem de Mert’le biraz dalgasını geçmiş olur.Mert ise ayıp ettiğini ve abisini sinirlendirdiğini fark ederek başını öne eğip özür dilemiş duruma af dileyen bir köleye dönecek kadar durur öylece.Süleyman ise adamının bu kadar da kendisi karşısında da olsa alçalmasını istemeyerek
‘’Boş ver be Mert sinirimden seninle dalga geçesim geldi.’’
‘’Olur abi sen bakma bana.’’
‘’Bırak oğlum şu sünepe gibi durmayı sen bugüne bu gün benim adamımsın ve ben dahi önünde olsam eğmeyeceksin o mağrur başını hiçbir zaman.’’
‘’Anlaşıldı abi.’’diyerek kaldırır öne eğdiği başını Mert.Süleyman ise daha da vakit kaybetmemek için konuya girer hemen ve bu yüzden Mert’e bakıp der ki
‘’Sana önemi oldukça mühim bir şey vermeye geldim buraya ta İstanbul’dan.’’
‘’Buyurdun hoş geldin de abi.Nedir bana vereceğin şey?’’
‘’İki küçük kağıttır sana vereceğim şey.’’
‘’İki kağıt mı ne yazıyor ki içlerinde.’’
‘’Kağıtların varlığını bil ;ama asla içini açıp okuyup öğrenemezsin hepsi gizlidir.’’
‘’Öğrenmeye çalışmam dediğin gibi abi.’’
‘’Olsun sen yine de söylediğimi dikkate al.Ayrıca bu kağıdı birisine ulaştırman da gerekecek.’’
‘’Kime ki abi?’’
‘’Senin koğuşunda bulunan Aybars’a ulaştırman gerekiyor.Eğer bunu yapamazsan sen de ve ben de ölürüz bu yüzden.’’
‘’Abi ulaştırırım bu kağıdı.Sen bundan emin ol yeter.’’
‘’Ulaştıracaksın elbette.Zaten tersi olursa önce sen gidersin adamım olsan bile.Hem buralarda çoktur eline birkaç kuruş para verdin mi gösterdiğin kişiyi öldürecek adam.’’
‘’Abi bu kadar da büyütmene gerek yok.Ne okurum bu kağıdı ne de Aybars’a ulaştırmamazlık ederim…’’
‘’Ne oldu birden duraksadın bir an.’’
‘’Ama abi burada başka kağıt falan yok değil mi?’’
‘’Evet yok.Yuvarlak içinde 1 yazanı Aybars’a vereceksin diğeri olan ve üzerinde 2 yazanı da Aybars’ın yastığının altına bir yere gizlice koyacaksın.’’
‘’Niye böyle bir şey yapıyoruz ki abi ikisini birden aynı anda vermiyorum Aybars’a.’’
‘’Emirlerimi sorgulayacaksın Mert.’’
‘’Hayır öyle bir şeyi aklımdan geçirmem de adamı uğraştırmayalım vakit kaybı olabilir belki de ikincisini bulamayabilir.’’
‘’O konuda korkmana gerek yok.Sen Aybars’a ver kağıdı gerisini o halledecektir.’’
‘’Tamam abi senin için sorun yoksa benim için de hiç sorun olmaz.’’
‘’Ha şöyle! Biraz kafanı çalıştır da işlerde bozukluk olmasın.’’
‘’Olur abi dikkatli de olurum kafamı da çalıştırırım.’’
‘’İyi de her şeyi dedik de sen burada rahat mısın?’’
‘’Rahat mısın derken ab.’’der Mert.Süleyman ise Mert’in bu anlamamış tavrına şaşırarak devam eder
‘’Paran var mı veya sana karışan el süren birileri var mı?Varsa halledelim işini hemencecik.’’
‘’Param var abi…’’
‘’İyi de olay yok mu, var mı onu de bana.’’
‘’Hayır abi olay olduğu falan yok.Gayet sakin günler geçiriyorum buralarda.Sadece Aybars’ı gözlmekle onu takip etmekle geçiriyorum.’’
‘’Sıkılmıyorsundur herhalde bundan dolayı.’’
‘’Biraz sıkıntı var.’’
‘’Sıkılma artık zaten iki günden az vaktin kaldı buralarda.’’
‘’Doğru diyorsun abi ya.’’
‘’Oğlum bu kadar da mı çabucak çıkmak istiyorsun buradan.’’
‘’Nasıl olmasın 5 yıla yakındır ailemi geride bırakıp onları bir defa bile görmeden yaşadım.Bu elbet zor geliyor bana.’’
‘’Tamam iyi anladık duygu sömürüsü yapma bana.’’
‘’Özür dilerim seni üzdüğüm için abi ;ama bana sürekli kızıyorsun ben sana kötü bir şey demiyorum ki abi.’’
‘’Yapmadın ;ama bazen geliyor ki öyle bir konuşuyorsun ki seni anlayamıyorum.’’Bir anlık kısa bir sessizlikten sonra karşılıklı oturdukları yerden kalkarlar ikili.Süleyman, Mert’i alnından öper.Mert’te bu öpülmeden dolayı abisinin güvenini kazandığından dolayı kendisiyle gurur duyar.
‘’Abi beni alıp yücelttin yerden kaldırıp havalarda bıraktın vallahi.’’
‘’Olacak o kadar oğlum.Sana önemli bir görev verdim bunu yapmam doğaldır.’’
‘’Sağ ol abi sana layık olmaya çalışacağım her zaman ki gibi.’’
‘’Olacaksın tabi ki de.Sen öyle olacaksın ben de seni üst seviyeye çıkartacağım.’’
‘’Abi sen daha buralarda mısın?’’
‘’Evet niye sorundu ki önemli bir operasyonum var da…’’
‘’Hiç öylesine sordum abi.Ama işin buralarda mı?’’
‘’Aynen dediğin gibi onun için Aybars çıkasıya kadar buralarda olacağım sen de dikkatli olmayı unutma herhangi bir saldırı olmasın Aybars’a son bir anda.’’
‘’Endişe etmene gerek yok abi.Ben Aybars’ı her zaman korudum şimdi de korurum.’’
‘’Aferin sana.’’
‘’Peki abi operasyon Aybars’a mı olacaktı?’’
‘’Fazla soru sorma oğlum operasyon gizli.’’
‘’Ben katılacak mıyım bari onu de abi bu naciz adamına.’’
‘’Hayır sen Aybars’tan sonra ayrılacaksın cezaevinden ve hemen döneceksin İstanbul’a.’’
‘’Neden abi?’’Mert bu operasyona alınmama ve hemen İstanbul’a dönme işine biraz sinirlense de Süleyman’da, Mert’in bu haline ve tavırlarına bozuluyordu.Bu yüzden gerçekten de kızgın bir tavır takınarak
‘’Benimle emir verir gibi konuşma evlat.’’
‘’Ama abi…’’Süleyman’ın, Mert’i dinleyecek hali yoktu.Mert’te bir köşeye sinmiş kuş gibi susup siniyordu yerinde.Süleyman ise bu tavırlara ek olarak der ki
‘’Yeter artık sorma Aybars çıktığı gün İstanbul’a döneceksin ve yanımda işe devam edeceksin o kadar tamam mı?’’
‘’Peki abi.’’diyerek yetinir Mert bu duruma.Süleyman, Mert’e biraz kızdığından ötürü hemen odadan çıkar.Çıkarken de kapıyı açtığında gördüğü gardiyanlara
‘’İçeride size ait bir boş var. Ben gidiyorum.’’diyerek ayrılır cezaevinden oteline doğru yol alır yarından sonrası için dinlenmeyi hedefliyordu.Gardiyanlardan birisi ise Süleyman’ın bu sözüne
‘’Olur alırım boşu.’’diyerek karşılık verir ve Mert’i alıp koğuşuna götürür.Mert’te koğuşuna dönerken Aybars’a cebine sakladığı kağıtları nasıl vereceğini düşünüyordu.
********************* ********************* ********************* ********************
Gece olmuştu.Mert koğuşların bulunduğu büyük dikdörtgen şeklindeki koridorun sol yanında bir camın ama pas tutmaya başlayan camdan dışarıya bakınır bir başına.Dışarıya bakınırken gözleri güz mevsiminin de olsa bile yağmurun yağışını keserken Samsun’a yağan yağmurla birlikte dışarıda duran birisini görür.Gördüğü kişi herkeslerden çok tanıdığı Aybars’tı.Aybars dışarıda yağan yağmura rağmen bunalımlarını atmak üzere duruyordu yağmurda.Ama yağmuru da seviyordu.Vücuduna düşen her damla ile daha da rahatlıyordu ve de eskide kalmış her bir şeyini unuturcasına sanki hafızası silinmiş bir insan misali oturuyordu dışarıda.Mert’te, Aybars’ın bu bunalımlı halinden faydalanıp bir an önce yarına kalmadan kağıdı vermeyi düşünüyordu.Ve de artık tam zamanı olduğunu biliyordu bu anın.Onun için öne doğru hamle yapar Mert.Artık atağa geçmenin vaktiydi bu an.
Mert öne adım attıktan sonra gerisinin geleceğini düşünerek biraz ilerledikten sonra cezaevinin bahçesine açılan kapının olduğu yere gelir.Herkeslerden içeride iken Aybars’ın bu an da ve yağmurda neden dışarıda olduğunu da merak etmiyor değildi. Mert birden gardiyanı görüp durur olduğu yerde.Gardiyan ise uyunacak gibi gözüküyordu.Ama yine de ilerler.Her an gözlerini kapatıp uykuya dalacak gibi gözüküyordu gardiyan, Mert’e.Mert’te birden gardiyana şaka yapmak adına seslenmeye başlar.
‘’Ne yapıyorsun Hüsnü abi.’’gardiyan sesi duyduğu gibi uykusunu bir kenara bırakıp yerinden fırlarcasına kalkar.Hemen müdür gelmişcesine selam durur.Bunun üzerine
‘’Buyrun müdürüm.’’dese de karşısında Mert duruyordu.Müdürü değilde karşısında Mert’i görünce
‘’Ne yapıyorsun Hüsnü abi ya baksana bi etrafına benim müdür değil.’’
‘’Ya Mert’im bu ani gelişlerin beni hem yoruyor hem de korkutuyor.’’
‘’Uykun varsa git yat abi.’’
‘’Yatamam bu gece burada nöbette kalmam lazım.’’
‘’Kolay gelsin öyleyse sana iyi görevler.’’deyip Mert kapıyı açıp Bahçeye çıkmak isterken gardiyan arkadan seslenir Mert’e.Bir de Mert’i kolundan tutup durdurur.
‘’Nereye Mert?’’
‘’Dışarıya abi arkadaşımın yanına gideceğim.’’
‘’Ben anlamam arkadaş markadaş dışarı çıkamazsın hem baksan dışarıda yağmur yağıyor.’’
‘’Ama Aybars dışarı da ya.’’
‘’Olabilir.Hem o piskopatın teki ben ondan tırsıyorum biraz da o yüzden o benden her zaman izin alır.’’
‘’Tırsma ya iyi çocuktur kendisi.’’
‘’Çocukluğumu kalmış o ayı gibi herifin.’’
‘’Olsun ya Hüsnü abi sen hele bana bi izin ver.Hem ben zaten onunla konuşacağım.’’
‘’İyi çık da kapıyı kapatayım.’’
‘’Kapatma Hüsnü abi kalsın öyle elbet döneceğim.’’
‘’Niye oğlum hava bana soğuk geliyor.’’
‘’Olsun sen kapatma 5 dakikaya dönüyorum vallahi.Hem hafif aralık bırak bari başkaları en azından kapalı sansın.Sen endişe etme yani…’’
‘’Tamam başımın belası çık hadi.’’diyerek Hüsnü gardiyan, Mert’i dışarıya savarak kapıyı da hafif açık bırakarak ardından da sandalyesinin yanına gelip tekrar uykusuna dalar.Mert ise yavaş ve sakin adımlarla Aybars’ın oturduğu taşın ve duvarın yanına gelir.Hiç Aybars’a sormadan oturur hemen Aybars’ın yanına.Aybars ise Mert’i 5 yıldır buralarda olduğunu bilse de 3 yıldır da kendisine yakınlık gösteriyordu ve ikili de bu sayede arkadaş olmuşlardı.Aybars tanıdığı birisinin yanına oturmasına ses etmeden durur öylece oturduğu yerde.Ama Mert’le fazla samimi olmasalarda şaşırmıştı bir şey demese de bu ani gelişine ve yanına oturuşuna.Bu yüzden Mert’e dönüp onun yüzündeki bir şeyler gizleyen ifadeyi görüp
‘’Ne oldu Mert yoksa sen de mi sıkıntılısın?’’
‘’Yok ya Aybars.Ben yağmuru severim de yağmur bana bütün dertlerimi unutturur.’’
‘’Güzelmiş bu ama neden ki?’’
‘’Bulutlar ne bileyim bir göz gibidir.Bizde dünya ve o yani bulutlar ağladıkça yağmur oluşur ve yeryüzüne düşer.Bizler ağladıkça bulutlarda kararır.Biz ağlamazsak eğer bulutlarda ve bizim dünyamızda barış dolu olur ve de her yere mutluluk salarlar.’’
‘’Gerçekten senden beklemeyeceğim bir performans oldu bu ;ama gerçekten de iyi dedin de niye şimdi yanıma oturdun?’’
‘’Ne yani oturamaz mıyım?’’
‘’Oturursun da benden istediğin ne veya bana vereceğin bir şeyler mi var?’’
‘’Nereden anladın ki ya böyle yapacağımı sana bir şey vermek için geleceğimi.’’
‘’Bilirim ben.Oturuşun, konuşman, gelişin bana her şeyini ele veriyor.’’
‘’İyi o zaman da fazla beklemene gerek yok.’’
‘’Ha! Şöyle söyle bana ya da vereceğini ne ise kağıt mı, cd mi veya her neyse ver.’’Mert ise şaşırıyordu.Aybars’ın bu kadar ustaca olan davranışları sanki yapacağı her şeyi bilişi kendisini şaşırtıyordu.Mert’te daha da Aybars’ı bekletmeden önce oturduğu yerden kalkıp sonra da elini cebine atıp cebinden küçük bir kağıt çıkartır.Mert katlanan kağıda elindeyken baksa da boş kısmı kendisine çevrili olduğundan merak ettiklerini göremez.Aybars ise diğer kısımda yazan birkaç şeyi görerek Mert’in kendisine vereceğin şeyin ne olduğuna dair bir şeyler düşünüyordu.
‘’Nedir o Mert ya bir şeyler yazıyor?’’
‘’Biraz sakin ol vereceğim sana kağıdı ;ama önce bir şeyler söyleyeceğim sana.’’Aybars çıkmasına iki gün kala bu ani olayla ve kağıtta yazanlarla cezaevinden çıkınca ancak ilgilenebilecekti ve de öyle gerekiyordu.Kağıtta ne yazıyorsa onu elbette birileri çıkışında yapmasını istiyordu Aybars’a göre.Aybars’ta kağıdın içindekilerini merak ederek susup beklemeyi yeğler ve Mert’e
‘’Buyur Mert seni dinliyorum anlat.’’
‘’Önce bu kağıdın içinde ne yazıyor başımın üzerine yemin ederim ki bilmiyorum.’’
‘’Tamam Mert geç bunu.İçinde ne yazıyorsa yazsın bilsen de olur bilmesen de olur.Benim için senin bilmen pek de fark etmez.’’
‘’Söz vermiştin dinleyeceğine ama bak konuşuyorsun…’’
‘’Tamam ya devam et ben seni bölmüyorum.’’
‘’Sonrasına gelecek olursam kağıdın içinde ne yazıyorsa yazsın bil ki sen o denilenleri yap bu senin için gerçekten de en iyisi olacaktır.Gerçi seninle fazla samimi olmasakta senin önemli biri olacağına inanıyorum ve bir gün bu da gerçek olacak.’’
‘’Ne diyorsun sen ya.’’
‘’Ne oldu Aybars neden şimdi böyle oldu ya neye kızdın veya şaşırdın?’’
‘’Kızmadım ;ama benim gibi cezaevindeki birisi nasıl önemli biri olabilir ki bunu anlayamadım.’’
‘’Olsun ben yine de bunu söyleyeyim dedim de.Biliyorsun bu ayın 24’ünde senin gibi bende çıkıyorum bu berbat yerden.’’
‘’Biliyorum bunu geçmiş günlerde söylemiştin.’’
‘’Onun için sen de benimle aynı gün çıkacağın için sana şimdiden hayırlı olsun diyorum.’’
‘’Sağ ol Mert bunları senden duymak beni şaşırttın.’’Mert ise son bir derin nefes aldıktan sonra Aybars’a bakıp
‘’İnan önemli biri olacaksın.Ne kadar da yara almış olsan da bir lokman bulacaksın kendine.’’der Mert sakin bir tavırla Aybars’a. Kağıdı da bu arada Aybars’a verir.Aybars hiç durmadan kağıdı açıp içinde yazılanlara baktı.Yazılanların bir kısmının Türkçe bir kısmının da Osmanlıca yazıldığını gördü.Aybars gördüğü bu duruma şaşırmıştı.Aybars duruma şaşırmış olsa da kağıt iki dilde de yazılsa da sadece bu kağıdın olmadığına inanıyordu ve de bunu adı gibi emin olarak hissediyordu.O an kağıda bakmayı bırakıp birden başını hafifçe yukarıya kaldırıp Mert’e bakar.Fakat Mert çoktan ortamdan arazi olmuştu.Mert birden ve sessizce koğuşa giderken Aybars ise Mert’in arkasından öylece bakmakla yetinebilir sadece.Mert’in bu sessiz kaçıp gidişine sonradan bir çözüm bulmak isteyerek hemen elindeki kağıda bakıp Osmanlıca yazılarla çevrilmiş olan bir yuvarlığın olduğunu görür.Ve bu kağıtta yazılanların kesin bir şifre işi olduğunu anlar.Bir an yağmurla birlikte havada büyükçe bir şimşek çakar.Şimşeğin bu ani çakışıyla büyükçe bir patlama sesi ve gürültü sesi duyuluverir.Aybars’ta hem yağan yağmurdan dolayı hem de yağmurun iyice hızlanarak yağmasından dolayı kağıdı hemen iç ceplerinden birisine koyar.Kağıdı cebine koyduktan sonra aklına bir şeyler gelir.Kağıtta yazan Osmanlıca kelimelerle ilgili der ki kendi kendine havaya ve yağmurun yağışına bakarken
‘’Bu yazıyı boşuna Mert’in aracılığıyla bana vermezler.Lise de öğrendiğim ve teşkilatta pekiştirdiğim bir şifre hesabı bu.Kesin bana birileri şifre ile ulaşmak istiyor.Bunu biliyorum ki bu şifreyi çözeceğim tek yol ebcedden geçiyor.’’
************************ *********************** ********************** *********************
Aybars bu gelen ani kağıtla şaşkındı.Ama yine de yağmurda kalmak yerine koğuşuna dönmüştü.Mert’e bakmak niyetindeydi öncesinde ama baktı ki Mert çoktan uykusuna dalmıştı ve Aybars’ın kendisine ulaşıp konuşmasına fırsat vermeden uyumuştu.Aybars ise Mert’i uyandırmadan öylece uyuyarak bırakıp kendi yatağına gelip yatağına oturup cebinden çıkardığı kağıda bakar.Üst taraftaki yuvarlağa gözü takılmıştı kağıdı aldığı ilk andan beri ve şimdi de yine aynısı oluyordu ve kağıdın üst tarafından gözünü alamıyordu.Bu işi yalnız ebced hesabıyla yapacağını biliyordu.Ama bu harflerden bazılarının hangi değere geldiğini unutmuştu ne de olsa baya bi zaman geçmişti.Ona göre ebcedle çözeceğini de yazıyı okuduğunda öğrenmişti.Çünkü lise yıllarında ebcedle ve Osmanlıca ile Arapçayla uğraşmıştı.Yuvarlaktaki yazılarda anlamsız bir şeyin olduğunu öğrenmişti yazılardan.
Ondan dolayı ebcede baş vuracağını biliyordu.Gerçi tek çaresi de buydu.Baktığına göre yuvarlak yazı boyunca birçok nokta da vardı.İki tane de virgül bulunuyordu.Bunların yazının bir tarih veya günle ilgili olduğunu da gösteriyordu.Ama önce birkaç harfi de hatırlamaya çalıştı bir an önce.Gece olmasına rağmen 1 saatte alfabeyi çıkartıp harfleri yazıp ve de bildiklerinin de sayı değerlerini çıkarmıştı.Geride 7-8 harf kalmıştı.Kalan harflerin sayı değerleri hakkında da bir şeyler düşünmüştü.Hatta lise yıllarını bir anda hatırlayarak bulmaya çalışıyordu.O yıllarda lisedeki edebiyat hocasının yanında 3 arkadaşı da gelmişti bu özel ebced dersine.Gerçi Aybars üniversite de siyasal bilimler öğrencisiyken daha da ayrıntılı olarak görmüştü.Ama o lise yıllarını hatırlıyordu ve gençlik heyecanı ile daha da büyük bir şevkle öğrenmişti o yıllarda bu sevdiği ve gizemli bulduğu hesabı.Edebiyat hocaları Güngör Aksu ile boş bir sınıfta çalışıyorlardı.Bir tek Osmanlıca değildi diğer dilerler ilgili gizli hesaplama ve şifreleri ve de bunların nasıl çözüleceğini anlatıyordu öğrencilerine Güngör Hoca.O gün sıra ebcede gelmişti.Güngör Aksu, Aybars ve 3 arkadaşına bunları yani hesaplamaları öğrencilerinin siyasal bilimler okumak istemelerinden anlatıyordu ve öğrencilerin bundan sonraki hayatlarında başarılı olması için de yapıyordu bunu.

O gün havanında kavurucu oluşuyla ders biraz daha kısa olacaktı öncekilere göre.Güngör hoca sınıfa girince Aybars ve arkadaşları ayağa kalktı.Hocanın oturun işaretiyle birlikte oturur öğrenciler.Güngör hoca da ders için getirdiği Osmanlıca ile Arapça karışık olan bir kitabı öğrencilerinin oturduğu masaların önüne gelip bir masanın üstüne koyar.Bu arada ise Aybars merakla hocasına bakarak sorar
‘’Bu nedir hocam?’’
‘’Bu size bu gün öğretecek olduğum ebced hesabının kitaplarından birisi.’’
‘’Hocam vallahi siz çok şey bilip okuyorsunuz.’’der Aybars’ın yanında oturan Cem isimli çocuk.Hoca ise aldığı övgüyü dikkate almayıp devam eder konuşmasına
‘’Bakın çocuklar bu hesabın iki türü vardır.Birincisi büyük ebced ikincisi de küçük ebceddir.’’Aybars söz alarak hocasına
‘’Hocam bu nasıl kullanılıyor.Bir de bu hesaplar arasında farklılıklar var mı?’’
‘’Tabi ki farklılıklar var…Mesela büyük ebced’de 4 Kasım 1980 dersin ama bu küçük ebced hesabında bambaşka bir şey çıkabilir.’’
‘’Nasıl oluyor ki bu ya?’’
‘’Mesela elif harfi büyükte farklı yazılır.Küçükte farklı yazılır.Tabi ki de sayı değerleri de farklı yazılınca farklı olur…Ama biraz önce sorduğuna gelirsek.’’
‘’Evet hocam.’’der Aybars’ın solunda bulunan İsmail isimli çocuk. Hoca ise
‘’Bu hesap yani kısaca sizlere diyeyim ki tam bir şifre hesabıdır.Ve tarih düşürme de veya önemli tarihleri yazma da yani birisine bunu çözmesi için Osmanlıca yazan bir kağıt ve aralarında noktalar bulunuyorsa veya virgüller varsa onun bir tarihe işaret ettiğini bilirsin.Son olarak da yazılanların arasına sıkıştırılan tarihlerde veya sayılarda da bu hesabı bilin ki kullanın ileri ki bir zamanda.’’
Ve bundan sonra Aybars o gün hocasından duyduklarıyla çok önemli bir şifre yazımı, çözümü gibi bir işi öğrenmiş olur.Hocaları onlara farklı farklı günlerde olmak üzere 5 derste ebced’in bütün inceliklerini öğretmişti.

Aybars bir an silkelenip geçmişte yaşadıklarını unutup kendisine gelir.Ama önce kağıttaki yuvarlak içerisine yazılmış olan yazıları bir kenara bırakıp Türkçe olarak yazılmış olan ve kendisine ileti niteliğinde gönderilen yazıyı okur kağıttan.Kağıttaki Türkçe yazıda diyordu ki
‘’Evlat bizi bulmam lazım.Bizi bulmak ve Osmanlıca yazıları anlamak, yorumlamak için şifreyi çöz.Sen bu şifrenin nasıl çözüleceğini iyi biliyorsun.Hem bunu çöz ki bizim kim olduğumuzu ikinci bir kağıtta öğren.’’Aybars bir anda başka bir kağıdın olduğunu öğrenince kendi kendine
‘’Ya başka kağıtta varmış.Ya bu iş uzun olacağa benziyor herhalde.’’derken yazıyı okumaya devam eder.Kalan yazılarda ise yazan
‘’Öğren ki evlat sana verdiğimiz önemi gör ;ama bu işi de sadece sen bileceksin.Bunu da asla unutma.’’diye bitiyordu.Artık Aybars çözülmesi gereken bir şifrenin olduğunu anlar.Zaten yuvarlak içindeki Osmanlıca yazılarda şifreyi işaret ediyordu Aybars’a.
Aybars ise Osmanlıca alfabesini ezbere bildiğinden alfabeyi bir yere yazma ihtiyacı duymaz.Ama arap alfabesini boş bir kağıda yazıp yanlarına da sayı değerlerini koyar.Ve de artık bundan sonrasında işe koyulur şifreyi çözmek için.İlk bölümde yazılanı konulan noktaya kadar okur öncelikle ve okuduğu yerdeki Arapça harfler ise şunlardı; kef ile za’ydı.Ama za harfi üzerine konulan iki noktayla birlikte yumuşayarak harf za’dan, ze’ye dönmüştü.Aybars ise yanda bulunan tabloya bakarak der ki
‘’kef ve ze.Kef 20 eder.Ze’de 7.Toplamı da 27 ediyor.’’Aybars giderek hızlanmaya başlar.Sonraki aralıkta tek bir harf vardı.Ve o harf de önceki okuduğu harf olan ze’ydi.Böylece ikinci aralıktaki değer 7 yapmıştı.Aybars son aralığa baktığında ise uzunca bir şeyin yazdığını görür.Diğer iki aralığa göre uzundu bu baktığı aralık ama onu da okur ve burada yazan harfler ise; gayn, şın, pe bulunuyordu.Ama gayn harfi uzatma işaretiyle birlikte gayn-ı olurken pe harfi de yumuşatma işaretiyle be’den pe olmuştu.Aybars iyi bildiği Osmanlıca ve Arapça ile bu işi yapıyordu ve de fazla da zorlanmıyordu.Böylece 3 nokta ile aralık oluşturulan sayı değerleriyle sonucunda ortaya çıkan ilk tarih ‘’27.07.1302’’idi.Son aralıktaki değer 1302’yi gösteriyordu.Aybars ilk önce ortaya çıkan bu tarihi ilk olarak pek çıkartamaz ama kafasını kurcalayan ve aklından hiç gitmeyen bir tarihti bu.
Bir an Aybars okuldaki zamanlarını hatırlayıp tarih dersindeki hocasını aklına getirir.Onun söylediklerini hatırlayarak
‘’Çocuklar bazı tarihçiler Osmanlı’yı 1299’da kuruldu diyor ;ama ben diğer kısımda olan tarihçilere katılarak Osmanlı kuruluş tarihinin Koyunhisar zaferiyle birlikte Yenişehir’in, Söğüt gibi değil ana merkez olmasıyla Osmanlı tarihi de başlamış oldu.’’diyordu.Aybars bunu aklına getirip kendi kendine
‘’Bu Osmanlı’nın kuruluşu ama bu tarihin önemi ya benim için?’’der ;ama işine de devam eder.İkinci bölümdeki ilk aralığı okur. Okuduğu harfler ise kef ve tı’ydı.Bu iki harf 29 harfi işaret ediyordu.Sonrasındakinde de ye harfi yazıyordu.Her şey yavaş yavaş çıkıyordu ortaya.Şimdilik ortaya çıkan ise’’29 Ekim’di.’’Aybars son aralığa da bakıp şunları bulur; Gayn, zı, kef ve cim’di.Bazı harfler ya uzatmadan ya da değiştirmeden cim, çe’ye.Tı’da zı’ya dönüyordu.İkinci yazının tüm aralıklarını okuduktan sonra ortaya çıkan tarih ise
‘’29.10.1923’tü.’’Aybars bu tarihi de adı gibi biliyordu ;ama bulduğu 2 şifrenin arasındaki bağı çözememişti.Son bölüme gelmişti Aybars.Ayrıca vakitte iyice geç olmaya başlamıştı.Ama Aybars vazgeçeceğe de benzemiyordu.Bu gece her şeyi çözecekti yoksa iş işten geçebilirdi.Aybars böylece geldiği son yazıyı hemencecik okur.Bütün okuduğu noktalarla ayrılan yerlerde yazan harfler ise; kef, dal. Tı. Kef, kaf ve za’ydı.Aybars son şifredeki harflerin sayı değerlerini birleştirerek okumak ister ;ama bir eksikliği fark eder ortaya çıkan ise’’24.09.’’du ama en sonundaki harflerin sayı değerleri ise kef:20, kaf:100 ve za:7’di.Aybars bir şeyin ters olduğunu anlar gördüğü sayı değerlerinden.Bu yüzden kafası karışır ve der ki kendi kendine
‘’Ya hem 20 var hem de 100.Bu nasıl iş bu bir değer etmiyor ki nasıl bu ya.’’diye düşünürken kendi kendine birden gözü tabloya takılır.Tabloda 2000 sayısının değeri yoktu.Sonrasında ise Aybars bir anda 20 ile 100’ün çarpımının 2000 yaptığını anlar.Bunun üstüne de 7 sayısını ekleyince ortaya çıkan tarih ise şuydu;’’24.09.2007’’diye bir şey çıkar.Aybars’ın çözdüğü bu tarih ise yarını gösteriyordu.Ve de bu tarih Aybars’ın hapisten çıkacağı günü gösteren tarih’ti.Aybars en sonda gördüğü ve kendisinin hapisten çıkacağı tarihin nasıl önemli olduğunu düşünürken ikinci kağıt gelir aklına.Ve hemen elindeki kağıdın her yerine baktıktan sonra kağıdın alt kısmına bakar.Türkçe yazılmış olan bölümün altında kabarmış halde duran yeri görür.Elindeki kalemle kabarmış olan yeri karalar.Karaladıkça kabaran yerde bir yazı belirir.Bu yazı önce yazılmış ve sonrasında da kabarması ve de belli olması için hafif üzerinden silinmişti ve böylece gizlenmişti.Aybars fark ettiği kabarık yeri iyice karaldıktan sonra ortaya çıkan noktası veya virgülü olmayan Osmanlıca yazıyı okur ve bunun Türkçe meali ise bu gizlenmiş yerdeki yazının anlamı ise
‘’İkinci kağıdı yatağında bulacaksın Aybars.’’diye yazıyordu.Aybars iyice de şaşırsa da ikinci kağıtın kendisine bu kadar yakın olmasına da bir anlam verememişti.Herhalde diyordu kendi kendine artık ne olacağını bilmeden ve de kendisini neyin beklediğini pekte önemsemeden yatağının üstünde oturmayı bırakıp yatağını araştırmaya başlar.Yatağının üzerindeki yorganı kaldırıp alt taraflara bakayım diyecekken ikinci ve önemli olan kağıdı yorganı çekerken yastığının altında görüp bulur.Her şeyin bu kadar da kolay olmasına şaşıyordu.Kağıdı gördüğü gibi Aybars biraz da meraklanmaya başlayarak kağıdı hafifçe aralar.Ve ne yazdığını okumaya başlar.Kağıtta yazan ise;
‘’Aybars seni İstanbul’un en büyük ve en eski yerlerinden olan ölüler evinde bekliyoruz.Ve burada senin için özel biriler olan kişilerin yanı başında bekliyor olacağız.Seni almaya da bir ulağımız gelecek Aybars…’’Aybars okuduğu yazının ilk kısmıyla kendisini çıktığı gün nerede beklendiğini anlamaya çalışır.Özel birilerinin herhalde ailesinden olduğunu ve de onların en büyük ölüler evi olan Karacaahmet mezarlığında yattığını biliyordu ve adres belliydi kendisi için
‘’Karacaahmet mezarlığına gidiyorum.’’der.Ama yazının sonrası da vardı ve bu kısımda yazanlar ise
‘’Aybars sen ve seni yaratan bu yüce güce inanıyoruz ki sana verilen tarihlerde gördüğün gibi eskide kurulan devletleri olduğu gibi ile şu an ki mevcut bulunan hükümeti daha iyi hala getirmeye çalışıyoruz.Senin hapisten çıkacağın tarih her birimiz ve bu millet için milad olacaktır.’’diye son buluyordu.Ve Aybars şimdilik anlıyordu ki Mert’in kendisine neden büyük biri olacağı hususunda dediklerini hatta Mert’inde bu yüzden mi bu hapishanede olmasının veya yanına verilmesinin nedeni diye düşünür.Kendi kendine dalmış bir halde der ki
‘’Bakalım yarın ne olacak.Bana neler gösterecek.’’diyerek yatağını bir çırpıda toparlayıp uyumaya çalışır gecenin geç saatlerinde de olsa.

YER:TÜRKİYE – SAMSUN KAPALI CEZAEVİ

Sabah olmuştu hatta güneşin ilk ışıkları da cezaevinin ve Aybars’ın koğuşunu bile aydınlatıyordu pencerenin aralığından. Aybars ise çokça erken kalkıp düşünceli halini birazdan kalkacak olan koğuş arkadaşları yüzünden sakin bir tavra çevirmeye çalışıyordu.Pencerenin önünden çekilip birden yatağının baş ucuna gelip oturur.Derin düşüncelerde de olsa dolabını açıp küçükçe olan bavulunu doldurmaya çalışır.O sırada ise birkaç kişi ve Mert’te uykularından kalkarlar.Mert uyandığı gibi etrafına bakınırken birden Aybars’a gözü takılır.Aybars’ı görerek onun bavulunu hızlı bir şekilde doldurduğunu görür.Sanki bir acelesinin olduğunu hisseder Mert.Bunun üzerine olup biteni merak ederek Aybars’ın yanına gelir yatağından kalkarak.Aybars’ın yanına geldiğinde Aybars o an yatağının üzerinde oturmuştu ve eşyalarını dürerek koyuyordu yerlerine.Mert’te Aybars’ın arka tarafına oturup bekler öylece Aybars2ın kendisini görmesini bekler.Aybars’ta arkasına bir an dönünce Mert’i görür ve ona bakarak der ki
‘’Demek sen de derincisin Mert.’’Mert ne olduğunu anlamasa da kağıttakileri bilmediğinden anlar ki kağıtta bağlı bulunduğu örgüt olan derin devlet birliği Atalar tarafından Aybars’a örgütün kendisini bildirdiğini ve de Aybars’ı örgüte katılmasının istenildiğini düşünerek
‘’Evet abi ben derinciyim de sen bunu o kağıtlardan mı öğrendin?’’
‘’Aynen dediğin gibi Mert.’’
‘’Peki ne olacak şimdi bizim derinciler sana ne dediler ki.’’
‘’Sana bunu söylememem gerekiyor.Hem sen de dün gece demedin mi bana bilmemem lazım diye.’’
‘’Evet demiştim ama…’’
‘’Dediğini kabul ettiğine göre benden de bir şey öğrenemezsin ama keşke bana her şeyi baştan anlatsaydın.’’
‘’Anlatamazdım ki abi.’’
‘’Neden alt tarafı yanıma verildiğini diyecektin bana.’’Mert kısa bir süre düşünüp derince de bir nefes aldıktan sonra Aybars’a
‘’Aybars abi ben buraya yollanırken görevim sadece seni ölümlerden korumaktı.Sonra nereden bileyim bizimkilerin her şeyden sana bahsedeceğini.’’
‘’Anlıyorum.’’Mert bir hususu merak ederek
‘’Peki şimdi ne olacak sen örgüte mi katılacaksın.’’
‘’Bir şey dememem lazım ama sana sadece şunu diyebilirim ki birileri beni İstanbul’a bekliyor görüşmek için.’’
‘’Ben ne olacağım ki.’’
‘’Onu seni buraya yollayan kim ise o düşünsün ;ama sen de elbet dönersin İstanbul’a ailen varsa yanına gidersin.’’
‘’Doğru diyorsun Aybars abi.Beni buraya yollayanlar bana seni korumamı demişti.Eee! sen de gideceksen bana burada kalmak yakışmaz.’’
‘’Sen de mi benimle bir döneceksin İstanbul’a.’’
‘’Döneceğim ama seninle aynı anda olmayacak bu.’’
‘’Ne yani sen bu gün çıkmıyor musun?’’
‘’Çıkıyorum ;ama bu senden sonra olacak.’’
‘’Demek şimdi anlaşılıyor müdürün beni erken çıkarması ve birilerinin beni erken çıkarttırması.’’Aybars düşünceli de olsa arada eşyalarını bavuluna da doldursa hala aklı dün kağıtta gördükleri ve okuduklarında kalmıştı.Mert’in bile bu birlik veya örgütte olması ve yanına verilmesi her şeyin ne kadar da işlerlik kazandığını gösteriyordu.Ayrıca Aybars bunca saldırıdan belki de birkaçını bu birlik sayesinde kurtulmuştu.Artık her türü ihtimali düşünür olmuştu Aybars.Mert ise düşünceli bir halde dalan Aybars’a hafifçe dürterek dokunur.Aybars ise
‘’Abi iyi misin daldın gittin başka alemlere.’’
‘’Pardon.Ne bileyim düşünceliyim biraz da.’’
‘’Biraz bence az gelir gördüğüm durumun için.’’
‘’Sen onu bunu boşver de Mert.Sen benden sonra çıkacaksan yollarımız ayrı yerleri mi gidiyor yoksa.’’
‘’Bilmem ;ama dediğin gibi ikimizde İstanbul’da olacağız ama yollarımız apayrı olabilir belki de hiç karşılaşmayabiliriz.’’
‘’Bu üzücü olur o kadar da benimsemiştim seni Mert.’’
‘’Üzülmene gerek yok abi ikimizde görevler için varız elbet ahrette de olsa karşılaşacağız.’’
‘’Anlıyorum dediklerini Mert.’’der Aybars sonrasında ise bavulunu toplamayı bırakıp Mert’e sarılır bir anda ve bu sarılma sırasında Mert’e der ki
‘’Elbet bir gün görüşeceğiz ve aynı kurumda gizli olsun veya olmasın belki de birlikte çarpışacağız.’’
‘’İnan ki Aybars abi dilerim ki dediğin bir gün gerçekleşir.’’diyerek Aybars sarılmayı bırakıp eline bavulunu da alıp önceden giyindi elbiseleriyle birlikte birkaç adım öne atıp giderken birden arkasına dönüp Mert’e
‘’Kendine iyi bak olur mu? Belki de bir daha görüşemeyebiliriz.’’
‘’Olur mu ya abi elbet bir araya geleceğiz.’’
‘’Olsun ben şimdi böyle diyeyim de sonrasına bakarız zamanı gelince.’’diyerek tekrar arkasına dönüp kalanlarla vedalaşmaya geçer.Mert ise arkada kalıp hayatından bir gideni daha arkada kalarak ve üzülerek izler çaresizce.Bu duruma pek de alışamayacak olsa da Mert artık alışmasının gerektiğini düşünüyordu Aybars herkesle tek tek vedalaşıp koğuştan ayrılmaya yakınken.O sırada ise birden koğuşun kapısı açılır.Ve gardiyanın birisi Aybars’a bakarak işaret eder gelmesi hususunda.Aybars’ta herkesle vedalaşmayı bırakıp gardiyanın eşliğinde koğuşun kapısının önüne gelir.Aybars tam kapıdan çıkacaktı ki tekrar ardına dönüp kendisini uğurlayan kader arkadaşlarına der ki son kez
‘’Ben her birinize hakkım varsa helal ediyorum sizlerde helal edin kader arkadaşlarım.’’Koğuştaki herkes de hep bir ağızdan derler ki ‘’Helal olsun sana haklarımız Aybars kardeş.’’diye bağırırlar.Sonrasında ise Aybars arkadaşlarına
‘’Beni unutmayın olur mu?’’diyerek arkasını dönüp ayrılır gardiyanla birlikte koğuştan.Sonra da gardiyanın eşliğinde 10 dakika kadar bir süreyle yürürler.Bu süre sonrasında ise bahçeye gelip ardından da bahçenin sonunda bekleyen müdüre doğru gelirler.Müdür ise yanındaki gardiyan başı ile Aybars’ı uğurlamaya gelmişlerdi.Aybars ise yanında bulunan gardiyanla müdürün karşısına geliverir.Aybars fazla beklemeden der ki müdüre
‘’Ne oldu ya beni mi uğurlayacaksın müdür?’’Müdür laflar yese de ayak üstü Aybars gibi bir beladan kurtulacağı için Aybars’ın iğneleyici sözlerini boş verircesine der ki Aybars’a
‘’Tabi ki de seni uğurlayacağım Aybars.Artık aramızdan ayrılma vaktin geldi.Biraz hüzünlensem de gideceksin artık ne yapabilirim elden bir şey gelmiyor.’’
‘’Evet gidiyorum ;ama bu cezaevinde bir tek sana hakkımı etmiyorum.Öldürdüğüm her adama hakkımı helal ederken sana etmem kusuruma bakma lütfen.’’
‘’O da ne demek oluyor biz seninle burada 10 yılı devirdik birlikte karşılığı bu hakkını helal etmeme mi olacaktı?’’
‘’Anlamamış gibi yapma müdür.Bunca saldırıdan sonra hala yaşıyorsam bu senin korumanla değil benim kendimi koruyuşumdandır.’’
‘’Boş ver artık geçmişteki günleri be Aybars.Hem sen gidiyorsun buradan ve de bir daha böyle yerlere geri dönmemek üzere mutlu bir yaşam sürmek adına ayrılıryorsun buradan bence bunları ve geçireceğin güzel günleri düşünsen olmaz mı?’’
‘’Olur bir yerde bulursam kendimi bil ki bu dediklerini hiç vakit kaybetmeden düşüneceğim.’’
‘’Giderayak iyice kırıcı olma Aybars.Artık kurtuluşunu kutla.Tamam arada zor günler geçirmiş olabilirsin elbette olacaktır bunlar ;ama bil ki sen hepsinin üstesinden gelmesini bildin.’’
‘’Geldim de yeni bir kötülük bulaşmasın bana.’’
‘’Emin ol ki bu deneyim seni tüm kötülüklerden alı koyacaktır.’’
‘’İyi hoş da gidişime gerçekten de üzüldün gibi geliyor bana.’’dese de Aybars ;ama hiç de dediği gibi düşünmüyordu karşısındakinin taktiğini uyguluyordu hem de bire bir halde.Müdür ise konuşma boyunca üzülür gibi yaparak Aybars’tan kurtuluşuna seviniyordu aslında.Ama bunu pek de Aybars’a hissettirmemeye çalışsa da Aybars bu numarayı yiyecek gibiye benzemiyordu.Müdür ise bu anda der ki karşısında duran Aybars’a
‘’Doğrusunu söylemek gerekirse sen buradayken zorlansam da görevimde elbet her zaman zor olmadı bu.Sonunda sen de ben de mutlu olarak ayrılıyoruz birbirimizden.’’
‘’Mutlu olmak güzel şey de senin yaptıklarını unutmak da zor olacak müdür Kaan Bey.’’diyerek Aybars, müdürün elini bile sıkmadan tek başına kapıya yönelir.Müdür ise hem saygısızlık gördüğünden hem de Aybars ne diyor diye anlamaya çaşıştığından Aybars’ın arkasından bağırarak der ki
‘’Ne demeye çalıştın sen ya saygısızca davranarak?’’
‘’Boş versene müdür bunu.Farzet ki yaşadıklarımızı unut hepsi o kadar dilerim ki unutursun beni bir çırpıda.’’Aybars, müdüre giderayak iyi bir laf sokarak güle güle gider çıkış kapısına.Müdür de lafı yiyerek kalışına üzülür, sinirlenir ve hatta bozulur kalır öylece.Sonra da yanındaki gardiyanları alarak odasına doğru döner gider.Bu sırada da Aybars kapıyı açıp dışarıya çıkar.10 yıl sonra da olsa özgürlüğüne kavuşur.Ve özgürlüğüne yönelik ilk adımını atar cezaevinden önündeki sokağa doğru.Bundan sonra arkasına dönüp temiz havayı soluduktan gayri arkasında duran askerlere
‘’Kapı önünde olmanın değerini bilin.İçerisi hiç bildiğiniz gibi değil çokça kötüdür içerisi.’’Askerler bir şey demeden kalırlar öylece. Aybars ise etrafına bakınıp vızır vızır geçen arabaları görür.Kendisine bir şey yapan olur mu diye de bakınır sağına ve soluna. Sonra da sola dönüp Samsun otogarına doğru gidecekken o esnada yanından geçen birisi kendisine çarpar.Aybars ise çarpmanın etkisiyle kendisini yerde buluverir bir anda.Bavulunun da birkaç adım ötesine düşütüğü görür.
O an ise bilinmeyen ve sokakta bulunan hiçbir insan tarafından görülmeyen bir yerden kurşun düşen Aybars’ı geçerek arkasında duran ve cezaevinin giriş kapısında bulunan askerlerden birisinin kalbine saplanır.Aybars ne oluyor derken birisi kendisini kurtarmıştı ;ama birisi de kendisine sıktığı kurşunla askerlerden birisini öldürmüştü.Arka tarafında ölen askeri görerek Aybars şaşırarak
‘’Ulan birisi beni kurtarırken birisi de bana sıkayım derken masum birini öldürdü.Hiç de alakası olmayana kıydılar ya…’’diyerek şaşkınlığı bir kat daha artar Aybars’ın.Ve öylece kalır.Diğer kalan asker ise vurulup ağır yaralanan hatta ölme ihtimali yüksek olan arkadaşına bakınır.Olay yerindeki insanlar ise hemen silah sesini duyunca canlarını korumak adına kaçışırlar etraflara.O an müdür ise dışarıdan gelen kurşun sesini duyup arkasına dönerek bakar ne oluyor diye.İçinden ise der ki
‘’İnşallah Aybars’a girmiştir o kurşun.’’der yanında duran gardiyanlar ise telaşla öne adım atsalar da olayı öğrenmek ve saldırıyı engellemek için müdür seslenerek onları durdurur.
‘’Bırakın onları birileri kapışıyor diye bize bir şey falan olur kim kimi öldürecekse öldürsün.’’Gardiyanlar ise olayın vahametini düşünerek
‘’Ama efendim…’’derler ama müdür gardiyanlara
‘’Ya boş verin birileri ölecek kalanlarda ceza alıp buraya atılacak hem kapı önünde ve bizi ala kadar da etmez.’’diyerek gardiyanları alıp içeriye döner.O sıralarda ise kapının önünde cezaevinin karşı tarafındaki kaldırımdan iki kişi arabaların ardına saklanarak ateş ederler.Aybars ise kalan askeri de alıp cezaevinin içine uçarcasına saklanırlar.Arada ise ölen askerin silahını da almayı unutmaz. Ateş açan ikilinin öbür tarafında karşı kaldırıma doğru Aybars’ı daha yakından vurmak isteyen ve saldırmak isteyen Hüseyin telefon kulübesini siper alıp saldırır Aybars’a.O esnalarda ise çatışma alanın dışında bir yerde olan birisi apartmanların birisinden aşağıya bakarak der ki yanındaki adamı Aras’a.
‘’Aras, Aybars’a destek yapın.Birisi çatıdan birkaçı da şu karşı kaldırımdan saldıran ikiliyi halletsin.’’derken o an aşağıda Hüseyin2in bir el işaretiyle cezaevinin kapısının önüne gelen araba yolu keserek durur ve içinden 6-7 kadar adam iner arabadan.Ve hemen organize olarak yer alırlar.Hiç durmadan da Aybars’ın olduğu yeri yoğun ateşe tutarlar.Çatıdaki adam olan Süleyman’da bunu görerek adamı Aras’a der ki
‘’Aras sivil adamlarımızı da harekete geçir yeni gelenlere karşı ama onların hepsi de ölecek düşmanlardan yaşayan kalmayacak.’’
‘’Tamam Süleyman abi halledeceğiz dediklerinizi.’’Diyerek çatıdan iner Aras ve yanına birçok adam alıp Hüseyin’in adamı olan Ahmet ile Harun’un olduğu yerdeki kaldırımdaki bir apartmanın kapısından çıkar dakikalar içerisinde.Çatıdaki sniper ile gelen özel adamları hedef alarak saldırıyordu.Aybars ise ortalığın iyice karıştığını düşünerek
‘’Ulan beni az önce kurtaranlar şimdi de kurtarsanıza ya salak herifler…’’der ;ama birkaç saniye içinde görür ki en baştan beridir karşı kaldırımdan saldıran ikiliye bir apartmandan çıkan kalabalık bir grup ateş açmaya başlarlar.Aybars ise cezaevinin kapısının aralığından zor da olsa görerek bu duruma
‘’Ne oluyor ya beni öldürmek isteyen Enver’de kurtarmak isteyen kim?’’deyince aklına derinci tayfası gelir.Ve kendisini Enver Yıldırım belasından kurtaranın olduğunu anlar.Başka bir olan ise olaylar silsilesinin içinde özel giysilerle giyinip gelenlerle sokakta kalan simitçisi, ayakkabıcısı ve de normal vatandaş gibi giyinen 4-5 kadar sivil görevli de ateş açmaya başlarlar Aybars’lara saldıranlara.Aybars’ta ve kenar bir köşeden kaçak dövüşen boksör gibi duran Hüseyin’de çatışmaya katılan kim diye şaşırırlar oldukları yerde.Hüseyin bu ani gelenlere
‘’Kim lan bunlar bize durduk yerde ateş açıyorlar…’’derken Aybars ise olanlara adına
‘’Ya bu derinciler her kılığa girerek saldırıyorlar beni korumak için düşmanlarıma.’’Karşı kaldırımda ise silah sesleri hiç durmuyordu.Ama üstünlük Hüseyin’in iki adamında değil de yavaş yavaş Süleyman’ın adamı Aras’a geçmeye başlar.Aras ise cesurca savaşan adamlarına çatışma sırasında der ki
‘’Herkes kendisini korumaya alsın ölen falan olmasın ona göre herkesi sağlam görmek istiyorum çatışmadan sonra.’’Hemen çevresindeki ve de apartmanın giriş kısmında duran 5 adamına da böyle söyler.Ahmet ile Harun ise yoğun ateş altında tutarlar iyice ve yoğun bir halde.Ahmet o an da kurşunlardan kaçmak niyetiyle yola çıkıp gelen adamların yanına gitmeye çalışırken yukarıda çatıda bulunan sniper hareket eden bu hedef olan Ahmet’i hiç durmadan vurarak yere indirir.Ahmet yere düştüğü gibi can verir.Süleyman adamının yapmış olduğu bu hareketle sevinir ve artık Hüseyin’in pek de şansının olmadığını anlar.Harun ile Hüseyin ise Ahmet’in ölümünü görürken öne atılan 5 kişi de Harun’u iyice köşeye kıstırıp birdenbire Harun’u yoğun ateş içinde bırakarak öldürürler birkaç saniye içerisinde.Harun’un da ölmesiyle Hüseyin işinin zorlaşmaya başladığını anlayarak bu çatışmadan ölmemek olarak sağ çıkıp kaçmak için yerini sağlama almaya çalışır.
Aras’ta o an önündeki iki engelin kalkmasıyla adamlarını kaldırımda bırakıp kendisi hızla hareket ederek Hüseyin’e doğru yaklaşmaya hatta öne doğru ilerleyip karşı kaldırıma geçmeye çalışır.Aras’ın adamları ise sivil olarak çatışan 4-5 adamla birlikte yolu kesip Aybars’ın üzerine ateş edenlere saldırmaya başlarlar.Adamların hepsi birden ellerindeki makinalılarla birlikte arabayı ve çevresini taramaya adeta arabayı hurdaya çevirmeye başlamışlardı.Aybars ise bu taramadan yararlanmak isteyerek yanında telaşla duran askere bakarak
‘’Sen burada kal ve kendini sağlama almaya bak.’’
‘’Ama seni vurmasınlar.’’
‘’Gitmem lazım asker.Hem sen de endişe etme birileri bana sıkmak istiyor birileri de beni korumaya çalışıyorlar.’’
‘’Peki ama koru kendini bak ben yakın arkadaşımı kaybettim.’’dese de Aybars iki ateş arasında kalıp kendisini unutan adamları görüp kapıdan çıkar hemen ve sola doğru dönüp gitmek kaçmak ve de kendisini bekleyenlere ulaşmak isterken birden o anlarda iki ateş arasında kalan ve arabanın içinde kurtulmaya çalışanlar bir bir ölmeye, yaralanmaya ve de aldıkları ağır yaralarla üzerlerine gelen kurşunlarla delik deşik olasıya kadar vurulurlar.Hatta araba da bu anda kullanılamaz hale bile gelir.Ama arabanın içinde ve çevresindeki yerlerde direnmeye çalışan 2-3 kişi daha bulunuyordu.Ama onlarda karşılarındaki güçlü güce karşı fazla direnemeden kalırlar öylece.Hüseyin ise o an kaçmaya çalışan Aybars’ı görüp hemen saklandığı yerden çıkıp hızla Aybars’a yaklaşıp Aybars’ı durdurmak için
‘’Dur Aybars artık yolun sonuna gelmiş bulunuyorsun.’’diyerek Aybars’a bakar.Çatışma boyunca kaçarak ateş eden Hüseyin birden aslan kesilerek Aybars’a silah doğrultarak durur.Aybars’ta tam her şey olmuşken tam da kaçıp gidecekken kendisini bekleyenlere birden bu arkasından gelen sesi duyup arkasına döner kendisine kim saldırıyor diye bakar.Dönüp baktığında ise kendisine silah doğrultanı görür ve gördüğü bu yüz çokça tanıdığı birisine aitti ve hiç de kendisine yabancı gelmiyordu.Hüseyin ise Aybars’a bakarak kendisini hatırladığını hissederek
‘’Tanıdın mı bu yüzü Aybars efendi?’’Aybars şaşırsa da bu beklenmedik karşılaşmayla yine de düzenini bozmadan
‘’Evet tanımaz mıyım?’’diyerek yetinir sadece.
‘’Yol uzundu çileliydi senin için ;ama bak bu gün bitti ve sonuna geldin Aybars.’’der ve hemen elindeki silahın güvenliği açıp silahını ateşlemek üzereyken birden silah sesi başka bir yerden duyulur.Aybars kendisine geldiğini sansa da kurşunun ;ama kurşun başka bir silahtan çıkmıştı ve de Hüseyin’in sırtına girmişti.Hüseyin’de sırtından aldığı iki kurşun yarasıyla birlikte yavaş yavaş yere düşüp ölür sessizce.Hüseyin’i arkadan vuran ise Aras’tı.Aras bu işi bir yere gizlenip kendisini Aybars’a göstermeden ateş etmişti.Aybars ise kendisini bu saldırıdan kimin kurtardığını bilmeden en iyisi buradan kaçmak diyerek olay yerinden ayrılır gider Samsun otogarına doğru.
Hüseyin’in adamları ise daha da fazla dayanamadan ölürler.Arabanın durumu ise acınacak haldeydi.Her bir yeri kurşun almıştı.Bomboş kalan sokaktan Süleyman’ın adamları da çevreye dağılıp bir anda ve birkaç dakika da olay yerinden kaybolurlar.Aras ise sokakta tek başına kalıp adamlarının buluşma yerine gittiğini görüp yukarıya bakar bir anda anlamlı bir şekilde bakar Süleyman’a.Süleyman ise Aras’a buluşma yerine git dercesine bir işaret yapar.Aras’ta hemen bunun üzerine olay yerinden saniyeler içerisinde kaybolup gider.Süleyman’da yanında duran bir koruması ve sniperla birlikte arkalarında duran helikoptere binerek olay yerinden kimselere hissettirmeden ayrılıp gider.Ama ayrılırken de Aybars için der ki içindeki sesi dinleyerek
‘’Elbet seninle buluşacağız Aybars.Seni şimdi kurtardım ama gün gelecek kanlarımızı birlikte ortaya koyacağız ve birlikte çarpışacağız düşmanlarla.’’Diyerek kaçar gider.Ortalıkta kalan asker ise kendi kendine olan biteni anlamasa da cezaevinin kapısından dışarıya çıkıp etrafa bakınır ve olan vahşeti ve ölenleri görür gözlerine inanamasa da.Dakikalarca durup bekler öylece. Asker öylece beklerken dakikalar sonra çatışma yerine polisler ve ambulanslar ve de gazeteciler basar birden ve çatışmadan sağ çıkanlardan birisi olan askeri gören polisler askeri sakinleştirirler ve polislerin bazıları da müdürü ziyaret ederler saldırıda neden bir şey yapmadı diye ve böylece bu olayla birlikte müdür de görevinden askıya alınmaya kadar gider kalır.Sonunun böyle olacağını ve Aybars’ın çıktığı günde işinin son bulacağını kendisi bile bilmiyordu ;ama olaylar kimsenin beklemediği bir şekilde gerçekleşmişti.
Ve Süleyman ile Aybars bir zafer kazanmış oldular bu olayın sonucunda.Enver ise ne olduğunu bilmeden Aybars’ın öldüğünü düşünerek keyif yapıyordu evinin bahçesinde yanına aldığı birliğindeki kişilerle beraber.Ama artık işler kimsenin istemediği bir şekilde gerçekleşiyordu ve de böyle sürüp gidecekti artık kontrol herkesin elinden çıkmıştı bir kere.


YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE KARACAAHMET MEZARLIĞI

Aybars zorlu bir yolculuk ve saldırıdan sonra çözdüğü kağıt ile o kağıdın ikincisinde kendisine işaret ettirilmeye çalışılan yere ve ailesinin mezarının olduğu yere gelmişti.Hapisten çıkalı daha bir gün olmuştu ama başına bir sürü bela gelmişti.Ve de artık belalardan kurtulacağa da pek benzemiyordu.İstanbul’un büyük otobüs garına geldiğinde kendisini Samsun’dan İstanbul’a getiren arabadan indikten sonra garda bulduğu bir taksiyle Karacaahmet mezarlığının önüne gelmişti bir başına.Aybars ayakta zor dursa da taksiciye parasını verdikten sonra mezarlığın kapısına gelip demir kapıya tutundu.O an ise mezarlığın girişinde bulunan bekçi kulübesinin sönük ışığı yanıyordu.Kulübedeki bekçi ise gördüğü adam olan Aybars’ı görüp hemen kulübeden dışarıya çıkar.Sakin olmaya çalışsa da bekçi içinde bulunan korku ile yaklaşır Aybars’a.Aybars ise kapının kilitli olduğunu gördüğü için sinirinden bekçinin gelişine bakıyordu öylece.Bekçinin bir an önce gelip kapıyı açmasını ve ailesinin mezarlığına gitmeyi istiyordu.Bekçi de Aybars’ın bu sert bakışını gördüğünden biraz korkuya kapılmıştı.Ama birden bu korkusunu belli etmemek adına bu tavrı bir kenara bırakıp sert bir tavır takınarak sinirlice gelip tanımadığı adama
‘’Kardeşim sen ne arıyorsun gecenin bu saatinde ve burada?’’Aybars hiç bozuntuya vermeden
‘’Ne mi arayacağım annemi ve babamı görüp ziyaret edeceğim.’’Bekçi bu gece saatinde gelen adamı görüp şaşırarak
‘’Bu saatte mi ziyaret edeceksin?’’
‘’Evet daha yeni hapisten çıktım bekçi kardeş.’’demesiyle Aybars’a sertçe bakan bekçi hemen irkilir duyduğu ile birlikte.Ve bu gecede ve bu puslu havada bir adam karşısına gelmiş ve sinirlice ailesini ziyaret edeceğini söylüyordu.Bu ortamda bekçi de büyük bir irkilme ve korku yaşamaya başlar artık.Karşısında suçlu biri hatta bir katil veya bir tecavüzcü veya da başka bir suçtan içeriye girmiş biri duruyordu.Bu endişe kendisine iyice yerleşince adamı içeriye almamak için der ki
‘’Olmaz ya hem ben sana inanmıyorum ve suçlulara burada yer de yok.’’
‘’Ya Samsun’dan buralara kadar kalkıp geldim.Ve suçluyum diye beni içeriye almıyorsun.’’
‘’Aynen dediğin gibi yabancı.’’
‘’Peki seni inandırmak için ne yapmalıyım söyle de yapayım?’’
‘’Bilmem.’’Aybars biraz düşündükten sonra
‘’Ya bu ölülerin kaydı tutulur mu burada?’’
‘’Evet de niye sordun?
‘’Niye soracağım burada yatan annem Zuhal Çetindağ ile babam Sancak Çetindağ buradalar ve onlar ben de oğulları Aybars Çetindağ’ım.’’
‘’Ne olacak ki…’’bekçi anlamamış gibi görünüyordu karşısındaki adamın kendisine dediklerini ve öylece anlamak için bakıyordu.
‘’Kardeşim kayıtlarda bu isimlere bakacağım veya da sen bakacaksın ve de ben içeriye gireceğim bu sayede.’’
‘’Tamam ;ama sen giremezsin sen burada bekle ben hemen bakıp gelirim.’’der bekçi.Ve bekçi hemen 10 dakika içinde kulübesindeki bilgisayarı açıp kayıtlı bulunan ölülerin sistemine girer.Bu sistem herkes tarafından bilinmeyen ve gizli bir yerdi.Sonra bekçi arama motoruna adamın dediği isimleri yazar ve birkaç saniye sonra adamın dediği iki isim çıkar karşısına ve kayıtlı oldukları belli olur.Bekçi bir anda adamın dediklerinin doğru olduğunu anlar monitörün ekranından.Sonra da hemen kulübeden ana giriş kapısının anahtarını da alıp geri gelir Aybars’ın yanına.Aybars ise adamı görünce karşısında
‘’Bana inandın mı şimdi?’’
‘’Evet dediğin isimler burada yatıyorlar.’’diyerek aralarında duran kapıyı açar.Aybars’ı içeriye aldıktan sonra tekrar kilitler.Aybars ise biraz durup geri döneceğinden dolayı bekçinin kapıyı kilitlemesinden şaşkınlık duyar.
‘’Niye kilitledin şimdi?’’
‘’Niyesi olur mu açık kalırsa herkes girer çıkar buraya.Hem dönüşte gelir benden alırsın kulübemde olacağım kardeş.’’
‘’İyi o zaman dediğin gibi olsun.’’
‘’İstersen seni götürebilirim istediğin yere.Hem mezarların yerini biliyor musun?’’
‘’Gereği yok biliyorum yerlerini.Sen var git kulübene.’’dedikten sonra Aybars bekçinin yanından ayrılıp karanlığın içinde korkmadan ilerler bir başına.Ama alışmıştı Aybars bunca yıldır iyi de olsa kötü de olsa savaşmıştı ve bu savaşlar her şeyi kendisine göstermişti kendisine.Aradan geçen 20 dakika ile Aybars ara mezarların arasından gecenin bu leylinde de olsa geçip en sonunda babasının mezarını görür bir sürü mezarın arasından.Hemen mezarın başına gelip ayakta birkaç saniye bakar öylece.Ama anılarını hatırlayınca babasıyla ilgili pek de kayda değer bulamaz.Yine de gelip diz çöker yere doğru.Ve ağzından dökülmeye başlar kelimeler.
‘’Baba bak işte buradayım.Yanındayım seninle ama gerçi sen beni 33 sene önce bıraksan da ben seni bırakmayacağım.Seninle pek anımız olmasa da baba hala hatırlarımda her gün seni anar oldum bir başıma ve sessizce.Kardeşimle kalakaldım bu zorlu hayatta ona da bakıyorum ;ama üzgünüm baba diğer dilediğini yapamadım.Değerlin olan annemi koruyamadım kötülüklerin elinden çekip alamadım onu.’’der ve yavaş yavaş da olsa pek de ağlamayan adam Aybars’ın gözlerinden yaşlar dökülür.
O an ise Aybars yanda duran annesinin mezarını görür.Gördüğü gibi annesini koruyamamanın üzüntüsünü yaşar içinde.Annesinin mezarının başına gelip annesine der ki
‘’Güzel annem mezarda da olsan hala o eski güzelliktesin.Bak işte sen güzelsin ki yanı başında bir sürü çiçek açmış.Sen burada olmayı hak etmiyordun annem.Seni koruyamadım ama bilmeni isterim ki senin intikamını alacağım.Sana kıyan ellerin hepsini kıracağım ve kanlarını mezarının başına dökeceğim sen rahat uyu diye.’’Artık Aybars’ın bunca güzellikten bir tek kardeşi ile vatanı kalmıştı.Bari onları koruyayım diyordu.Bu iki güzelliği kaybetmemek için yaşayayım diyordu kendi kendine ama o an arkadan gelen bir el Aybars’ın sırtına dokunur.Aybars irkilerek geriye döner gecenin karanlığında geleni merak eder.Ama karşısında tanımadığı bir yüz vardı.Biraz da korkulu gözlerle bakıyordu adama ve sorgular gibisine sorar Aybars
‘’Sen de kimsin ya?’’
‘’Ben ulağım.’’diyerek yetinir adam.Aybars ise derin bir nefes alır duyduğundan sonra.
‘’Demek sen ulaksın da o geliş nasıldı ya öyle korkuttun beni.’’
‘’Özür dilerim Aybars ama benim huyum böyledir.’’
‘’Peki şimdi benden ne istiyorsun onu de bana.’’
‘’Ben değil sonsuzluk meclisi istiyor yani asıl devlet yani asıl sahiplerimiz.’’
‘’Onlar kim ya.Gizli düşman mı yoksa bu dediğin sonsuzluk meclisi.’’
‘’Hayır Aybars bey onlar gizlide olsa dost ve ülkenin bilinmeyen, bu milletin bilinmeyen sahipleridirler.’’
‘’Nerede peki onlar bunca zamandır ülke kötüye giderken.’’
‘’Onlar gizli yerlerinde çalışırlar görünmeden yardım ederler devlete.’’
‘’İyi yerleri nerede bu sonsuzluk meclisinin.’’
‘’Yerleri önemli değil ben sizi onlara götüreceğim.’’
‘’İyi gidelim bari biraz da orada konuşuruz.’’der Aybars.Ve yanındaki ulakla birlikte yarım saat kadar ilerledikten sonra mezarlığın sonlarına doğru bir yere gelirler.Bir kaya çıkıntısına ulaşırlar.Adam önden ilerliyordu kaya parçasına doğru hemen ardında da Aybars duruyordu.Aybars birden adamın durduğunu görünce
‘’Burası mı şimdi geldiğimiz yer?’’
‘’Evet.’’
‘’İyi de burası nasıl bir yer yahu?’’
‘’Geldik Aybars bey burasının ne olduğunun bir önemi olmadığını söylemiştim size.’’
‘’Bey ha!’’bu sözle kendisine hitap edilmesine şaşıyordu ve bunun üzerine gülümsüyordu.Adam büyük sayılan kaya parçası yani çıkıntıya yaklaşıp bir yere dokunur öylece.Ama dokunduğu yerde bir düğme vardı.Ama bu düğme kaya parçasının rengine boyandığından kimse tarafından görülmüyordu.Ulak kendisi görsün diye sadece sarı bir nokta bırakmıştı kaya parçasının üzerine. Ardından ise kaya parçası birden kapı gibi açılınca Aybars şaşkınlıktan küçük dilini yutarcasına ne yapacağını bilmeden kalır öylece.Ulak ise arkasına dönüp kendisine ve açılan kaya parçasına bakan Aybars’a
‘’Aybars bey ne oldu durup kaldınız öyle direk gibi.’’
‘’Ne bileyim siz harbiden de gizliymişsiniz.’’deyip adamla birlikte içeriye girer.Girdikleri gibi kaya parçası da kapanır üzelerine doğru.Aybars girdikten sonra içeriye bakar.Önlerinde aşağıya doğru inen merdiven basamakları bulunuyordu.Bir de yanlarda ışık niyetine duvara monte edilmiş meşaleler duruyordu.Işık ise bu sayede yoğun bir şekilde aşağıya inenlerin üzerine doğru geliyordu.Ulak ise arkasında bekleyen Aybars’a.
‘’Buyrun Aybars bey.’’
‘’Nereye?’’
‘’Sadece beni takip ediniz ve aşağıya gelin.’’der ulak ve bunun üzerine Aybars’ta mecburen adamı takip ederek aşağıya iner.Merdiven yuvarlak duvarın çevresine yapıldığından döne döne apartmanlardaki gibi iniyorlardı gidilecek olan yere ulak ile Aybars.Baya bi süre indikten sonra en sonunda büyükçe bir salon olan yere gelirler.Aybars bu olan bitene sadece bakıyordu. Etrafında bir şeylerin olduğunu bilse de sadece bakmakla yetiniyordu.Ulak ise Aybars’a işaret eder
‘’Buyrun böyle oturun Aybars bey.’’Aybars’ta hemen denilen yere oturup bekler.Önündeki karanlık yere bakar.Baktığında ise bir anda karanlık yerdeki ışık yanar ;ama yine de burada duran adamı karanlığın pek de silinmemesinden ötürü göremez.Adam oturuyordu ;ama sadece gölgesi vardı ve gölgesi yansıyordu Aybars’a.Yüzü dahil hiçbir yeri gözükmüyordu bilinmeyen adamın.
Sonrasında ise 4 adam aralarında tuttukları adamı getirirler Aybars’ın bulunduğu yere.Adamın gözleri de kapalıydı geldiği yeri görüp geliş yolunu bilmesin diye.Getirilen adam ise hemen Aybars’ın yanında duran boş sandalyeye otutturulur.Ve bunca işlemden sonra adamlardan birisi getirilen adamın gözlerindeki bezi çekip kaldırır ve geriye yerine karanlığa doğru çekilir getirilen adam ile Aybars görmesin diye.Getirilen adam ise Aybars’ı çok yakından tanıyan ve onu yanına alacak olan Süleyman Santepe’den başkası değildi.Süleyman 53’ünde de olsa buradaydı.Ve bu kurum ve bu kuruma benzer yerlere hizmet etmişti yıllar boyunca.Süleyman etrafına bakınayım derken Aybars’ı görür ve şaşırır öyle durup kalarak ama Aybars’ı tanımaz gibi yapmak zorunda kalır.Süleyman, Aybars’ı gördükten sonra etrafına bakınmaya devam ederken birden baş şefi ve amiri olan kişiyi de görür.Gördüğü baş şefine ise bu bilmediği yer için der ki
‘’Burası da ne efendim siz neden o karanlık yerde değilsiniz?’’
‘’Asıl devletin baş yeri burası Süleyman.Şimdi asıl şef konuşacak.’’demesi üzerine Süleyman şaşırır anlar ki baş şefinden de üstü vardı.Sonra da hemen yanında duran Aybars’a bir daha bakar.Ama daha önce hiç karşılaşmadıkları ve tanışmadıkları için susup önüne dönüp bekler asıl şefin konuşmasını bekler.Ve birden gölgesi görünen adam konuşmaya başlar.O andan sonra herkes dikkat kesilir asıl şefin diyeceklerine.Asıl şef ise
‘’Evet burada bulunan beyler şu an ikiniz de sonsuzluk meclisindesiniz.’’Aybars duramayıp
‘’Siz kimsiniz ya bu sonsuzluk meclisi de neyin nesi, adamınızın dediği gibi asıl devlet lafı ne?’’Asıl şef Aybars’ın meraklı olduğunu bildiği için bozuntuya vermeden devam eder.
‘’Meraklısın evlat.Biz dediğin gibi asıl devletiz.Ve bu devletin ve milletin zor zamanlarında ortaya çıkan sorunları çözen ve Mete Han’ın yaktığı ışıkla doğup Mustafa Kemal’in yeniden hayat verdiği ışığız biz.’’
‘’Peki siz 60 darbesinde veya 80 darbesinde ekonomik krizlerde ve bu başımıza bela olan pkk varken terör denen illet evlatlarımızı alırken nerelerdeydiniz?’’
‘’Biz o zamanda vardık ama o günün şartlarına göre şartlar neyi gerektiriyorsa onu yaptık.Gerek savaştık gerekse de diplomasi yaptık ve her şeye rağmen bu ülkeyi ayakta tutan bizdik bir başkası değil Aybars.’’
‘’Peki kimse sizden haberdar değil.’’
‘’Biz Mete Han varken, Osman bey devletini kurarken Timur ile Yıldırım’ın savaş yaparken de vardık ve her zaman bir taraftaydık.’’
‘’Peki vardık diyorsunuz ama Yıldırım’ı niye yalnız bıraktınız Timur’un eline.Neden ölüme terk ettiniz oğulları arasında savaş çıkarttınız?Belki de bu yüzden Osmanlı bile yıkılabilirdi.’’Bu arada ise Süleyman sadece dinlemeyi seçiyordu.Karışmanın bir gereği yok gibiydi ona göre.Ve bu iki insanın konuşmasıyla öğreniyordu sonsuzluk meclisini ve onun gizli kalanlarını.’’
‘’Biz orada hata yapmış olabiliriz kimilerine göre ;ama sonraki 11 yılda biz devleti ayakta tuttuk.4 kardeş savaşırken biz her yerde diplomasiyle dirliği sağlıyorduk.Ve bizler Mehmet Çelebi’yi seçip başa geçirdik.Bu ülkenin ikinci kurucusu yaptık.Fatih’e İstanbul’u aldırdık ve onun İstanbul’u alacağını diyen alimleri yetiştirdik.Akşemşeddin efendiyi yanına verenler bizdik.Kanuni tarihin en büyük imparatoru olurken yanında olan bizdik ülke büyümüşken sağlam kalmasını isyan çıkmamasını sağlayan bizdik.Sonra 93 harbinde Osmanlı kaybedince dedik ki artık Osmanlı yok oluyor.’’Aybars lafın sonunu merak ederek
‘’Ne yaptınız da Osmanlı’yı kurtarmadınız?’’
‘’Çok şey yaptık ;ama Osmanlı artık yıkılacaktı ve miladını da doldurmuştu.Onun için Mustafa Kemal’i 19 mayıs 1919’da Samsun’a ve Anadolu’ya dünyanın kalbini kurtarsın ve Türklerin elinde tutsun diye yolladık.Ve o bize ışığımızı geri verdi bizlerde ona Türkiye Cumhuriyetini kurmasını hediye olarak verdik.Ne isterse yapmasını sağladık.’’
‘’Ama siz sadece Osmanlı’nın yanındaydınız şimdikinin değil.’’
‘’Hayır evlat biz Alparslan’a Anadolu’ya gir diyen Kılıçarslan, Tuğrul ve Selçuk beye akıl, destek ve bir sürü şeyler verendik. Anadolu Selçuklu’nun, Büyük Selçuklu’nun hatta Atilla ve Kutluk kağanın yanındaydık.Bu ünlü hükümdarların hepsi bizi bildi ve sırlarımızla öldüler.’’
‘’Nedir sırrınız?’’diye bu seferde Süleyman öğrenmek için sorar asıl şefe Aybars ise yanındakine bakar.Süleyman’da aynısını yapıp önüne döner.
‘’Bunu kimse bilemedi.Aslında son 100 yılda varlığımızı bilen olsa da bu sırrı bilen olmadı.Çünkü ben dahil 6 kişi gizliydik.Görünür olanları bulsalar da bizi bulamadılar içimize sızmak isteyenler.’’
‘’Peki hiç mi ihanet eden olmadı bu meclise?’’diye sorar bu seferde de Aybars.
‘’Hayır.Biz her istihbarat servisi, devletin içine adam sokarız ama bizim içimize sızan olmadı şu ana kadar.’’
‘’Ama Ali Fuat sizi biliyordu anlatmıştı bana biraz.’’
‘’Onu anlatmasını biz dedik ;ama o da senin bildiğin 5 kişiyi biliyordu bizleri ve diğer 6 kişiyi değil.’’Aybars şaşıp kalır.Karşısında duranlar gerçekten de olağanüstü bir disiplin ve gizlilik içindeydi.Süleyman araya girerek
‘’Peki ben bile bilmezken sizi,Ben ve Aybars’tan ne istiyorsunuz?’’
‘’Sizden önce sonsuzluk meclisine girmenizi, sonra da bizim elimiz, ayağımız, kolumuz ve gözümüz olmanızı bununla birlikte görünürde olan 5 adamımıza yardımcı olmanızı ve de son olarak en önemlisi de bu.Türk milletini ve devletini dünyanın en büyüğü yapmak için uğraşmanızı ve yabancı istihbarat ile devlet düşmanlarını temizlemenizi istiyor ve de diliyoruz.’’
‘’Bizi sonsuzluk meclisine mi yoksa 5 adamımız dediğiniz kişilerden mi sayacaksınız yani statümüz ne olacak?’’
‘’Sizi her ikisinde birden sayacağız.Bunu sadece ikiniz yapacaksınız.Hem gizli olup bizi bileceksiniz hem de görünür olup kimliğinizi belli etmeden işlerde bulunacaksınız.’’
‘’Fazla görünecek miyiz artık?’’diye sorar Aybars araya girerek
‘’Hayır.’’diyerek yetinir asıl şef.Süleyman ise arkadaşı ve eski dosttu Salih’e ne olacak diye merak ederek
‘’Peki Salih ne olacak o bensiz yapabilir mi?’’
‘’Yapar yapar o.Unutma ki senden daha tecrübelidir o.’’
‘’Ee! Benim yanımda bulunan Kerem ve Hakan’a ne olacak?’’derken Aybars kardeşi ve adamının isminin geçmesi üzerine
‘’Ne oldu kardeşime ve adamıma Süleyman kardeş?’’
‘’Korkma sakin ol.Ben onlara yardımcı oldum.Destek verip Enver ve Enginkan’a karşı başarılar elde etmelerini sağladım.Ve onlarla Enginkan’ın 7 adamını hallettik.Yani anlayacağın birlikte birçok iş yaptık.’’
‘’Enginkan nasıl olurda bu kadar yükseldi ben yokken.’’der Aybars.Süleyman’da bu söze cevap verecekken asıl şef araya girip
‘’Aranızda tartışmayın Enginkan’ı, Ali Fuat yükseltti.Ama onu görevinden Süleyman aracılığıyla alıp senin Salih amca diye bildiğin Salih Aral’ı teşkilatın başına getirdik.’’
‘’İyi de intikam alacağım Ali Fuat nerede şimdi.Bana onun yerini söyleyin.’’
‘’Eyüp semtinde inzivaya çekildi senin gelmeni bekliyor artık.’’
‘’Enginkan ne durumda…’’
‘’O da çok zor durumda bütün adamlarını kaybetti.İstihbaratla ilişkisi kesildi.Artık tek başına mafya gibi ortalıklarda ne yaptığını bilmeden kendi bile bu haline şaşırarak iş yapmaya çalışıyor.’’
‘’Güzel oldu bunları öğrendiğim asıl şef.Artık onların bu kötü durumlarında son darbeyi de indirme vakti çoktan gelmiş de geçiyor gibi vallahi.’’
‘’Her şeyi senin rahatlaman intikamını rahatça alıp yanımıza katılman için yaptık ve de yapıldı.’’Aybars ise duyduklarıyla hem şaşkın hem de allak bullaktı.Süleyman o arada asıl şefe şöyle diyordu
‘’Peki asıl şefim de Kerem ve Hakan’ın başında duracak mıyım?Yoksa başka birimi görevlendirilecek?’’
‘’Evet başka biri onların yükselmesinde yardımcı olacak ama kim bilir belki de ileride buralarda olabilirler ama yardımcı olacak birisi ya da birileri varsa onlarda sen ile Aybars’tan başkası değil.’’
‘’Ama ya biz olmazsak kim olabilir yanlarında?’’
‘’Ama daha yolları çok uzun onları hem Salih’in hem de yanlarına sizlerden sonra vereceğimiz adamlarla önemli işlerde bulunacaklar.’’
‘’Ne gibi önemli işler?’’
‘’Önemli terör örgütleri, iş adamları, gizli dini ve siyasi oluşumlarına karşı bulunacaklar.’’
‘’Bunlar yurt içindekilerle mi mücadele edecekler?’’
‘’Evet.’’
‘’Ya biz…’’
‘’Siz de dünya çapında olanlarla mücadele edeceksiniz.’’Aybars ise Süleyman ile asıl şef konuşurken toparlanıp der ki
‘’Peki her şeyi anladım ve kabul ettim de ;ama bizi neden seçtiniz ya?’’
‘’Süleyman’ı hem teşkilatta hem de kendi yanımızdayken onu sabrıyla, azmiyle, mücadelesiyle ve vatan aşkından dolayı sınadık ve seçtik ve de şimdi karşımızda duruyor.’’
‘’Peki beni nasıl sınadınız?’’
‘’Kendin bir düşünsene Aybars.’’Aybars bunun üzerine yaşadıklarını tartmaya başlar asıl şef ise anlatıyordu Aybars’ı neden seçtiğini herkesin huzurunda
‘’Annen seni zar zor yolda doğurdu.Tam da darbeler, çatışmalar yıllarında dünyaya geldin.Babanı1974’te sağ-sol çatışmasında kaybettin.Kardeşine ve annene bakmak için 10 yaşında çalışmaya başladın.Zengin bir çocuk seni haksız yere orta okuldayken attırdı.Annen sen okumayı istemezken zorla elinden tutup liseye yazıdırdı.Oradaki birkaç öğretmenin sayesinde siyasal’ı kazandın.Sonra de üniversite de parasızlık hiç yakanı bırakmadı.Hep fakir kaldın bu hayatta.Ama hayata inat çalıştın ve üniversite de Ali Fuat’ı tanıdın derken bir anda kendini 25 yaşında teşkilatta buldun.8 yıl başarılı iken birilerinin ihanetiyle 10 yıl hapis yattın ve birkaç kağıdın sayesinde burada ve bu koltuktasın.’’diye anlatır asıl şef.Süleyman’da biraz değil çokça hüzünlenir.Diğerleri de aynen öyle hüzünlenirler.Aybars’ta hüzünlense de
‘’Demek öyle sabrımı, inadımı, azmimi, herkesi ve vatanımı sevmemden ve de işimde başarılı olmamdan dolayı seçtiniz.’’
‘’Evet dediğin gibi Aybars.’’
‘’Peki beni takip ettiniz mi?’’
‘’Evet evlat babanda istihbaratta ve başarılıydı senin gibi.Seninde öyle olacağını biliyorduk.Babanı yanımıza alamadık ;ama sen buradasın ya babanı temsilen o yeter bizlere.’’
‘’Öyle ya yeter.’’der Aybars.
‘’O halde bizimle misiniz?’’diye sorar görünmeyen adam asıl şef.
‘’Kabul tabi ki de.’’der Süleyman.
‘’Olur vatana olan borcumu yerine getirmiş olurum.Askerdeyken ölemedik vatan için belki de şimdi ölürüz.’’der ve kabul eder Aybars.
‘’O halde önce sırrımız olan gizli mabedimize gireceksiniz ve oradaki gördüklerinizin her birini kafanıza kazıyacaksınız.Bir nevi kitap okumuşcasına yapacaksınız bunu.
‘’Burada mı o gizli yer.’’
‘’Evet çocuklar.Ama bunu bir hafta sonra ki buluşmada yapacaksınız.’’
‘’Neresi diğer buluşma yeri.’’diye sorar Aybars.
‘’Büyük Osmanlı sarayı ve hazinesinde olacaksınız.’’
‘’Topkapı mı yani?’’der Süleyman.
‘’Evet evlat…’’diyerek yetinir asıl şef.Aybars ise sevdiklerine intikam için söz verdiği gerekçesiyle asıl şefe der ki
‘’Ama ben arkadaşlarıma söz verdim intikamım için.’’
‘’1 haftanız var.O zamana kadar ne yaparsanız yapın ;ama yaşayın.Sizi bir hafta sonra Topkapı’da göreceğim onar göre.’’der asıl şef ve Aybars ile Süleyman gizli yerden çıkartılırlar ulaklarla birlikte.
1 saat sonra Aybars gizli yerden ayrılmıştı ve de çıkıp mezarlığın kapısının önündeydi.Düşünceli de görünüyordu biraz.Süleyman ise kendisinden yarım saat önce çıkartılarak gizli yerdeki olanlardan çevreden gelebilecek endişeleri azaltıyordu böylece.Aybars’ta mezarlığın çıkış kapısının önündeyken sonsuzluk meclisini, meclisin aldığı kararları, asıl şefi ve de gizli mabedi derinden derine düşünüyordu.Artık hayatı değişecekti Aybars’ın ve çevresindeki her bir insanın.Gizli yerden çıkmışken içeride olanların hepsi de kendisini etkilemişti.Artık ne yapacağını anlamaya çalışırken bir hafta da intikamını alabilir miyim diye tereddütlerde kalıyordu.Ve yeni tanıdığı iş ortağı Süleyman’ın da adamı ve kardeşine destek çıkıp yanına almasına da biraz şaşırmıştı.Çünkü kardeşiyle olan son konuşmasında Salih amca ile iyi işler yaptıklarını demişti kendisine.Aybars bu düşünceler ve kafa karışıklığı içinde toparlanmak ve arkadaşlarının karşısında diri görünmek için mezarlıktan çıkıp sahile doğru gider.Dinlenmek istiyordu biraz da olsa.Zaten yıllardır büyük bir yorgunluk çekiyordu şimdi bir hafta da daha büyük bir yorgunluğun içine girecekti.Ayrıca gizli yerdeki konuşmalarda Hakan ile Kerem’in, Süleyman’ında neden kaldığını öğrenememesi biraz meraklandırmıştı.
Yarım saat kadar yürüdükten sonra sahile hatta kız kulesine gelip kız kulesinin karşısında bir bank bulup oturuyordu. Düşünceler içinde kafası allak bullak olsa da ne yapacağını bilemez halde de olsa normal bir anda kendisine bir hafta gelen önündeki zaman şimdi kendisine bir gün hatta bir saat gibi geliyordu.Bunun için biraz düşünmek için biraz daha oturduktan sonra sahilden ayrılıp az ötedeki taksi durağından bir taksi bulup arkadaşlarının, kendisi cezaevindeyken yazdığı mektupların birisinde aldığı adrese gidiyordu.Derin düşünceler bedenini sarmış olsa da.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE SULUKULE MAHALLESİ
Aybars taksiciye gereken parayı verip taksiden iner.Gördüğü kadarıyla mahalle tam bir harabeydi.Zaten mahalle için yıkılma kararının da aldığını da duymuştu bir yerden.Aybars gördüğü manzaralara rağmen yürür ilerler arkadaşlarının evini.Çevresinde şarkılarla çoşan, oynayan kadınlar,onları izleyen azgın erkekler bir de kadınların oynamasına eşlik eden hem de enfes çalan çalgıcılar bulunuyordu.Diğer tarafta ise sigara içen küçük yaştaki çocukları da üzülerek görür Aybars.Hatta aralarında uyuşturucu satanlarını bile bu anda görür bu kısa zamanda bir sürü şeyi ve kötülüğü görür olur.Aybars ilerledikçe farklı farklı şeyler görüyordu.Bir tarafta ise evlerin merdivenlerinin basamaklarında karşı karşıya oturmuş birbirleriyle atışan sevgililer vardı mahallede.
Karşılıklı güzel naralar, sözler söyleniyordu mahallenin her bir yerinde ve her bir köşesinde.Aybars’ta bunca şeyin arasından geçip elindeki adres kağıdına bakar.Kağıtta ise 24 numaralı kapı yazıyordu.Tesadüf bu ya hapis cezası da 24’ünde başlayıp 24’ünde son bulmuştu.10 yıl sonra dışarıda olmak çoğu şeyi takip edememek kendisini de yaralamıştı.Sonrasında ise kağıda bakmayı bırakıp etrafına bakınır.Sokağın üst sol tarafında kapı ve onun üzerinde yazan 24 numaralı yazıyı görür uzaktan da olsa.24 sayısını gördüğü gibi hemen o tarafa doğru gitmeye başlar.Kapının önüne geldiğinde ise küçüklüğünü ve çektiği zor günlerini hatırlar.Sonra asıl şefin dediği senin sabrın, azmin, cesaretin ve mücadelenden dolayı seçtik sözünü bir anda aklına getirir.Evi görünce daha iyi anlamıştı eski günlerini.O da böyle bir evde yaşamıştı.Tek fark ise Aybars arkadaşlarından başka bir semtte yaşamıştı.
Aybars ise hiç durup vakitte kaybetmek istemeyerek kapıyı tıklatır.İçeriden gelen ayak seslerini duyar.Kapı açılınca da karşısında Zafer’i görür.Zafer’de karşısında yıllarca aynı hapisi ve aynı koğuşu paylaştığı arkadaşı Aybars’ı görünce eli ayağına dolanır.Ama yine de bu durumuna rağmen de olsa sarılır Aybars’a.Aybars’ta, Zafer’in bu özlem ve korku gibi sarılışına bir anlam veremez.Bunun üzerine der ki
‘’Ne oldu Zafer sanki 40 yıldır görmüyorsun gibi?’’
‘’Ben biliyor muyum ne yaptığımı.’’
‘’Bu ne heyecan böyle ya.’’
‘’Senin vurulduğunu zannettik.Cezaevinin önünde olan çatışma haberini aldık da.’’
‘’Bu doğru haber de biraz sonuç farklı.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Siz haberi nasıl aldınız ya.’’
‘’Akşam haberlerinde ama ölen veya yaralılardan pek de bahsetmedi kanallar.’’
‘’Ölenler belli Zafer.’’
‘’Kim bu çokça ölen insanlar, kime çalışıyorlar da sana saldırıyorlar.’’
‘’Ölenlerin hepsi Enver’in adamları.’’
‘’Vay bu ona iyi bir cevap olmuştur.’’
‘’Öyle de beni burada mı ağırlayacaksınız yoksa gideyim mi yanınızdan?’’derken birden içeriden Halil gelir ve Aybars’ı gördüğü gibi sarılır kadim dostuna.
‘’Özledim seni be kardeşim.’’der Halil.Sonra sarılma bitince der ki Halil
‘’İyi gözüküyorsun bizsiz pek de zorlanmamışsın gibi geliyor vallahi.’’
‘’İyiyim ya.Ama dur sorma saldırı oldu zaten sabah sabah cezaevinden çıkarken.’’
‘’Haberi biliyorum da neden sormayayım?’’
‘’Zafer sordu ve ona cevap verdim zaten de ondan.’’
‘’Peki ölenler kimdi veya kimin adamıydı?’’
‘’Tam sayıyı bilmiyorum ama 15- 20 arası adam öldü ve çoğu da Enver’in adamı.Tabi arada birkaç sivil ve cezaevi görevlisi olan askerlerden birisi öldü.’’
‘’Görmüş gününü şimdi kahpenin oğlu.’’Halil sevinerek der bu sözleri.Aybars ise içeriye geçip biraz dinlenmek için der arkadaşlarına bakınarak
‘’Ya burada mı duracağız bütün gün?’’
‘’Hayır tabi ki de.Buyur içeriye kardeşim.’’sözünden sonra üçü birden evin dar salonuna girerler.Salona geçip boş koltuklara otururlar.Halil ise Aybars’tan haber var mı diye dayanamayıp
‘’Aybars şimdi ne yapacağız?’’
‘’Yarın ilk işe başlayacağız arkadaşlarım.’’
‘’İlk kurban kim ki?’’
‘’Enginkan ve karısı Makbule.’’
‘’Güzel de çay alır mısın?’’diye araya girer Zafer.Halil ise hafifçe Zafer’e kızıp
‘’Çayın sırası mı şimdi ya.Buraya dostumuz gelmiş sen ne yapıyorsun.’’bunun üzerine Zafer ise durup kalır bir yanda.
‘’Siz ne yaptınız ya Halil ben yanınızda yokken?’’
‘’Ya sen bizi bırak zaten eski mahallemiz burası fazla da ortalığa çıkmıyoruz ki.Gül gibi geçinip gidiyorduk sen gelene kadar.’’
‘’İyi diyorsunuz da bu evin hali ne böyle ya.Üflesem yıkılacak gibi duruyor vallahi.’’
‘’Aybars bizi sonra bir ara konuşuruz.Sen kendini anlat bir sorun falan oldu mu?’’
‘’Ben gayet iyiydim.’’derken hiç dünkü saldırıdan ve onun iç yüzü olan birilerinin kendisini kurtarmasından ve şifre kağıdı ile sonsuzluk meclisinden bahsetmeyip es geçiyordu onların hepsini.
‘’Oldu mu bu kadar mı hani biz dosttuk.Birbirimize her şeylerimizi anlatırdık.’’
‘’Öyle de size yeni bir ev lazım.’’dediği an Halil ve Zafer’in neşesi kaçıverir bir anda.
‘’Ya niye yaramızı deşiyorsun ki Aybars.Birkaç adam öldürdüm.Ben ve Zafer’de burada bir iş yapmışız ve buluşmuşuz.Buralara kadar da gelmişiz ama sen niye tadımızı bozuyorsun ki.Sen bunları yaşamadın mı da böyle yapıyorsun?’’
‘’Ayıp ediyorsun Halil ben babasız büyüdüm.10 yaşında iş hayatına girdim.kardeşime ve anneme baktım.İstihbaratta çalışmış olabilirim belli bir maaş almış olabilirim ; ama ben hepsini para için değil sadece vatanım için yaptım.Vatana bir canım kaldı artık onu da her an verebilirim.Kardeşimi bile herkeslerden gizledim ölmesin diye.Asıl siz bunları yaşadınız mı?Siz demediniz mi annemiz ve babamız var ;ama bizi bıraktılar onlar olmaz olsun diyen?’’Halil başını hafif kaldırıp Aybars’a bakar.Onun haklı olduğunu görür.
‘’İyi dersin hoş dersin de Aybars biz buralara alıştık.’’
‘’Olmaz sizin aileniz var.Benim bir tek kardeşim var.Siz elinizdekilere sahip çıkmıyorsunuz sonra da anaya ve babaya küsüp kızıyorsunuz asıl siz anlayın yaramı ve sızımı.’’
‘’Anlıyoruz Aybars sana sahip çıkan da bizdik cezaevinde bunu da unutma.’’
‘’Sağ olun ama beni dinleyin de üçümüzde adam gibi yaşayalım bundan sonrasında.’’
‘’Önce intikamın var Aybars ev işi sonra elbet olur.’’
‘’Olur.’’diye kalkar Zafer mutfağa gider.Aybars’ta, Halil’e
‘’Yarın için Halil sen bir dışarı çık.’’
‘’Niye ki?’’
‘’Niyesi olur mu?Enginkan’la, Makbule’nin kaldığı yeri bulacağız.’’
‘’Doğru ben bir yerlerden soruşturup bulurum.’’
‘’İyi akşama kadar bul bak ne olur diyorum tamam mı Halil?’’
‘’Oldu bil Aybars’ta nasıl olacak iş?’’
‘’Evi bulalım iş kolay Enginkan’ın olmadığı bir zamanda eve girip işi halledeceğiz.Sonra da Enginkan’ı da gelince öldürürüz.’’
‘’Oldu o zaman.’’der Sonrasında da Zafer odaya geri döner.Üçlü saatlerce sohbet ederler hem de tavşan kanı çaylarını içerek. Yaşadıklarını konuşup dertleşirler.Memleket meselelerinden de konuşurlar arada.Sonra ise Halil bir süre sonra evden ayrılıp Enginkan’ın evini bulmaya gider.Aybars ile Zafer’de evde kalıp oturup hem konuşurlar hem de yarın için güç depolamak adına dinlenirler.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE EMİNÖNÜ SEMTİ

Enginkan yorucu bir günün sonunda arabasıyla arabasında bulunan 3 adamla birlikte evine dönüyordu.Bu gün boyunca da öyle böyle diye diye geçirmişti.Yorgunluğu hem bedeninin her santiminde hem de gözlerinin kapaklarında apaçık belli oluyordu.Enginkan artık tek başına kalmışlığının verdiği endişeyle birlikte her gün kendisine gelebilecek bir saldırıdan kendisini kurtarmayı amaçlıyordu.Düşmanlarının çokluğu kendisini git gide korkutuyordu.Ama bu esnada da Enginkan yanında bulunan ve tek ve en iyi adamı olan hatta şu sıralarda sağ kolu olarak yanında gezdirdiği Oral Budun’a dönüp bakıp
‘’Bak yarın ki Enver ile yapacağım toplantıya hazırlıklı ol temkinli olmamız lazım.’’
‘’Ne bakımdan abi sorun mu olacak yoksa?’’
‘’Böyle dersen olur mu Oral.Hem sorun varsa da sen bileceksin.O kadar da dedim ya sana yarın için arsalar, gece kulüplerinin bazıları, restorantlar ve otellerin devir teslimi vardı.’’
‘’Bize geçecek olanlar değil mi abi?’’
‘’Evet Oral.Zaten Enver’de zor durumda başında olan davalar için, düşmanlarının kendi bulunduğu birliğe zarar vermemesi için 6 aylığına bize verecek.’’
‘’Tamam da abi o kadar tapuyu geri verecek misin peki Enver’e?’’Enginkan birden pis pis sırıtarak aynen filmlerdeki kötü karakterler gibi kahkahasını atar.Bunun üzerine de Oral
‘’Anladığıma göre biz de kalacak her ne pahasına olursa olsun yani.’’
‘’Ha şunu bileydin Oral.Enver’e de böylece kazığımızı atmış olacağız.’’derken önden şoför ani bir fren yapar birdenbire.Enginkan dahil diğer bütün adamlar öne doğru atılırlar frenle birlikte.Enginkan ne olduğunu sorar adamı ise bu sorunun cevabına yanıt olarak der ki
‘’Abi birisini attılar yüksekçe bir yerden önümüze.’’
‘’Nasıl olur ya tam da eve gelmişken yaşadığımıza bak ya tanrım.’’Şoforün yanında oturan adam camdan kafasını çıkartıp atılan kişinin nereden atıldığını ve hangi kattan buralara kadar düşürüldüğüne bakınır.O anda da camda simsiyah gözlüğüyle duran bir adamı görür.Adam gördüğü ve de tanımadığı adama bakmayı bırakıp hemen arkasına dönerek abisi Enginkan’a der ki telaşlıca
‘’Abi yere çakılan senin evden.’’
‘’Ne bu Makbule olabilir mi yoksa.’’diye içinden düşünür birden.Şaşkınca ve Makbule’ye bir şey olup olmadı mı diye endişeli gözlerle etrafına bakınarak düşünmeye başlar.Ama kısa bir andan sonra Enginkan toparlanıp kendisine gelip önde oturan adamına sorar ne oldu dercesine
‘’Birisini falan gördün mü?’’
‘’Abi gördüm bir adam vardı ve simsiyah bir gözlükle bize doğru gülümsüyordu.’’
‘’Ulan beklenmeyen bir misafirle karşı karşıyayız şu andan itibaren.Çocuklar artık her birimiz kendimize dikkat ediyoruz yoksa bu gelen ya da gelenler acımaz bize.’’
‘’Ne yapacağımızı anlattın da atılan kim ki?’’diye sorar Enginkan’a, Oral.Enginkan ise atılanın Makbule olmasını ihtimalini de düşünerek sakin olmaya çalışarak der ki Oral’a.
‘’Bilemiyorum ama karım bile olabilir.Siz silahlarınızı çıkartıp apartmanın önüne dikilin ben ölene bakıp geleceğim yanınıza.’’der demez Enginkan’ın üç adamı da silahlarını çıkartır.Hemen 4 kişi duran arabadan aşağıya inerler.Enginkan’ın adamları hemen apartmanın önüne gelerek beklerler ağabeylerini ve bir saldırı olur diye korumaya başlarlar çevrelerini.Enginkan ise arabadan indiği gibi koşarak düşenin yani kısacası atılanın yanına gelip bakar.Cesedin kadın olduğunu etekten anlar.Kadın olduğunu anlasa da yine de bunun Makbule olmamasını istese de kadını yavaş yavaş çevirip bakar kim diye ve acı gerçekle karısı Makbule’nin cesediyle karşı karşıya hatta yüz yüze kalır.Karısının cesedini gördüğü gibi deliye dönen Enginkan sinirinden dişlerini sıkarak üzerindeki ölü tohumunu atmaya çalışır.Ve azılı rakibi olan ve de hem eski dosttu hem de eski düşmanı olan Aybars’ın burada olduğunu hissederek
‘’Aybars eğer sen geldiysen bil ki seni o bulunduğun evden sağ çıkarmayacağım ömrünü yavaş yavaş getirip ölümünün son saniyesine kadar acı çektireceğim Makbule’yi aşağıya atan bedenine.’’diye delicesine gecenin geç bir saatinde bağırır kendisini kaybedercesine.Oral ve yanındakiler ise Enginkan2ın bu bağırışını anlamışlardı.Artık Enginkan’ın bir yarısı yoktu ve de geriye de gelemeyecekti.Karısının intikamını da almaya gider artık Enginkan yüzündeki ölüm saçan bakışlarla.

Aybars ve Zafer, Halil’in akşam vakti gelip Enginkan’ın nerede kaldığını söylemişti heyecanlı bakışlarıyla ve ses tonuyla.Ne de olsa Aybars için müjdeli bir haberdi bu.Bunun üzerine 3’lü fazla evde oturup kalmayıp yarın için dinlenip yatarlar.Sonrasında da ileri ki günün akşamının saat 21:00 ‘i gibi bulundukları evden silahlarını kuşanıp çıkarlar. Ve saat 22: sıralarında Enginkan’ın kaldığı evin karşısında bulunan arabaların arasındaydılar.Aralarında geçen konuşmalarda ise Halil, Aybars’ın niye bu kadar beklediğini anlamayarak sorar
‘’Aybars daha ne bekliyoruz ki baksana evin ışığı yanıyor ya.’’
‘’Enginkan’ın gelmesini olanları ve karısına yapılanları görmesini istiyorum da ondan bekliyorum.’’
‘’Ya Aybars biz önden davranıp karısını konuştururuz ya sen konuşturursun sonra da Enginkan kaçta gelecekse o zamana göre 4.kattan aşağıya Enginkan’ın arabası geçerken önüne atarız ve ilk şoku yaşatırız bu da bizim avantajımız olur.’’
‘’Olur mu ki Halil.’’der Aybars.Halil ise bu önerisini Zafer’e sormak isteyerek Zafer2in omzuna dokunup
‘’Sen ne dersin Zafer bu konuda.’’dese de Zafer o sıralarda eve bakıp gözetlediği için bir şey demeden kalır.Halil ise bir daha bu sefer biraz kızarak sorar Zafer’e sertçe de dokunarak
‘’Zafer hop sen ne dersin bu önerime.’’Zafer duymuş gibi yaparak
‘’Olur benim için sorun yok.’’der.Halil aldığı destekle gerçi desteği pek de gerçekçi olmasa da bunun avantajıyla Aybars’a kararını kabul ettirir.Ve üçü birden arabaların arasından çıkıp apartmanın kapısına yönelirler.Aybars kapının önüne geldiğinde arkasına dönüp bakıp
‘’Halil kapı kapalı ne yapacağız ki?’’
‘’Zile basacağız.Başka çaremiz var mı bu anda?’’Aybars bu öneriyi pek benimsemese de
‘’İyi doğru diyorsundur inşallah.’’
‘’Bana güven Aybars.’’
‘’Hem zile basarsak üst kapıda açık olur böylece.’’der Aybars ve fikri doğru bulmaya başlar.Ve Halil’den olur cevabı alınca zile basar.Üst tarafta ise Makbule, kocası Enginkan’ın gelmesine yakın mutfakta yemek yapıyordu.Zilin sesini duyunca yemek yapmayı bırakıp heyecanlanarak
‘’Ama bu Enginkan erken geleceğim demedi ki bana.Acaba o mu yoksa başkası mı gelen?’’diye tereddütte kalır.Elindeki eldiveni çıkartıp masanın üzerine koyup koridordan geçip zile basıp kapıyı açar ;ama karşısında kimsecikler yoktu.Bunun üzerine ise der ki
‘’Herhalde aşağıdan bastı basan.’’deyip kapıyı hafifçe aralık bırakıp mutfağına döner.Yemek yanmasın diye bakar.Aybars’larda kolayca apartmana girerek 4 katı çabucak çıkarlar.4.kata geldiklerinde ise Aybars yanındaki Halil’e
‘’Halil sen duvarın arkasında dur.’’der sonra da arkada duran Zafer’e dönüp
‘’Zafer sen de üst katta dur ve içeriye girmemizi bekle orada.Biz Halil’le içeri girer girmez arkamızdan gelirsin tamam mı?’’
‘’Olur da ben sonra girişte mi bekleyeceğim Enginkan ve adamlarını.’’
‘’Evet ne oldu ki şimdi?’’
‘’Hiç öylesine yapacağım görevimi sordum da.’’
‘’İyi o zaman vakit kaybı oldu.’’derken içeriden gelen Makbule kapıya doğru eline taktığı eldivenle gelip gelen ya da gelenler geldi mi diye bakınmak ister.Ve geldiği gibi kapıyı açar.O an Aybars’lar beklemedikleri anda yakalandıkları için Aybars silahını çıkartmadan sağ yumruğunu kapıyı açan Makbule’nin suratına indiriverir.Makbule’de yumruğu suratına aldığı gibi hem kendisini yere doğru düşerken bulur.Hem de burnunda büyük bir acı duyar.Ama yer Aybars, düşmekte olan Makbule’yi havada tutup kucakladığı gibi salona gelir.Arkadan da Halil’de, Zafer’i alıp içeri girer.Fakat kapıyı kapatmak ihtiyacı da duymazlar.Zafer girişte bekler gelecekler için Halil’de pencerenin olduğu yere gelip perdeyi hafifçe aralayıp dışarıyı gözlemlemeye başlar. Apartmandakiler ise hiç ses duymamışcasına hiçbir şey yapmadan evlerinde uyuyordular.Aybars’ta, Makbule’yi koltuğa otutturup silahını da belinden çıkarıp salondaki yemek masasından bir sandalye alarak yaralı ve acı duyan Makbule’nin karşısına oturur.Makbule’de karşısında Aybars’ı gördüğü gibi şaşkına uğrar ve Aybars’ı gördüğü ilk andan beridir de şaşkınlığı sürüyordu ve bu yüzden burnunun kırılışını bile unutmuştu.Aybars ise Makbule’nin acı duyduğu hailini bir kenara bırakarak söze başlar.
‘’Bak Makbule senin yanında ya da çevrende olmayalı 10 yıl geçmiş olsa da seni yine buldum.’’Makbule ise bir şey demeden susup duruyordu.Aybars’ta bu susmaya kızıp sinirlenerek elim acır mı demeden masaya sertçe vurur.Makbule’de öylesine beklerken bu sesle birden olduğu yerde irkilip geriye doğru çekilir.Aybars ise kan kusarmışcasına Makbule’ye bağırarak der ki
‘’Benim 10 yılımı aldınız ama bak şimdi susuyorsun ama yine de karşında sapasağlam duruyorum.’’
‘’Benden ve Enginkan’dan ne istiyorsun Aybars.’’diyerek korkuyla baktığı gözleri biraz olsun açıklığını dindirir ve sakinleşmeye başlar.Aybars ise
‘’Ne isteyeceğimi bilmiyor musun sanki bunca yıl beklerken.’’
‘’Yoksa beni mi istiyorsun?’’
‘’Seni isteyen kim ki Makbule.’’
‘’Öyleyse ne…’’
‘’Tabi ki de canını ve Enginkan’ın canı.’’
‘’Ama niye böyle yaparak istiyorsun canlarımızı bizden bırak beni ve Enginkan’ı ne olur.’’
‘’Niyesi olur mu bu işin sen ve o kocan ve de Ali Fuat benim geçmişimle oynadınız.Sen acaba biliyor musun ki kaç kez ölümden kurtuldum cezaevinde.’’
‘’Ama Aybars bırak beni…’’
‘’Sus Makbule bunca yıl ben sustum ve hep kan kustum.Benim çektiklerimi korkma yaşamayacaksın.’’
‘’Ne yapacaksın şimdi.’’
‘’Acı çekmeyeceksin diğerleri de çekmeyecek tabi ki de.’’
‘’Nasıl olacak ki bizlere acı çektirmeden ceza vereceksin.’’
‘’Tek tek hepinizi bana ihanet eden herkesi öldüreceğim.’’Makbule, artık Aybars’tan iyice korkmaya başlar.Aybars ise bu durumu görünce.
‘’Korkma Makbule hem ben hapise düşmeden iki yıl önce Enginkan’la yatarken korkmuyorsun şimdi mi benden korkuyorsun bu korkunun sebebi ne?’’
‘’Ölüm korkusu sardı bedenimin her bir yerini.’’
‘’Yazık sana Makbule onca şeyi yaparken korkmadın da şimdi ölmekten korkuyorsun şaşılacak şey vallahi.’’
‘’Ama daha ölmek için genç sayılırım.Daha göreceğim şeyler var Aybars.’’
‘’Olabilir ama düşün Makbule ben de 33 yaşımdayken girdim hapse.Ben bunları yaşarken sanki çok mu yaşlıydım.’’
‘’Haklı olabilirsin elbet ama beni de düşün.’’Aybars sandalyedeyken birden kalkıp oturduğu sandalyeyi alıp duvara çarpıp parçalar Makbule’nin böyle salakça dediklerine ve kendisine olanların farkında olmaması yüzünden bunu yapar.Makbule ise oturduğu yerden kalkıp bir köşeye siner.İçi korkuyla tamamen kaplanmıştı artık.Aybars ise sinirinden bir aslan gibi kükreyerek köpürüyordu.
‘’Ben seni severken niye aldattın ve niye Enginkan’la iş birliği yaptın?’’
‘’Üzgünüm Aybars ben seni hiç sevmedim.’’diyerek ağladığından zorla söyler ağzından dökülenleri.
‘’O zaman niye 4 yıl benimleydin?’’
‘’İş gereği.’’
‘’Ne iş gereği mi?’’
‘’Evet. Enginkan ve Ali Fuat beni senin yanına yardımcı olarak sokacaktı ki ama sen bana aşık olunca işim yardımcı olmak değil seninle sevgili olmak oldu.Yani her şey yalandı.’’
‘’Ama benimle sevişirken zevkten ölecek gibi oluyordun ya o da mı yalan?’’
‘’Zevk aldığım doğru sen güzeldin ama çoğu yalandı.’’
‘’Her şey kurmacadan ibaretti he!’’
‘’Aynen öyle Aybars.’’O sırada bunca söylenenleri dinleyen ve pencereden dışarıyı gözlemleyen Halil, Aybars’a.
‘’Aybars şu an siyah bir araba yaklaşıyor.’’
‘’Demek yaklaşıyor ha!’’deyip Makbule’yi iki kolunun arasına alıp camın önüne ve cama doğru gelip Halil’e de camı aç der.Halil’de hemen camı açar.Ve Aybars bu andan sonra hiç tereddüt dahi etmeden Makbule’yi aşağıya doğru atar bir başka değişle aşağıya bırakır.Makbule tam da Enginkan’ın arabasının son anda fren yapmasıyla arabaya çarpmadan yere çakılır kalır öylece.Makbule ise aşağıya düşerken
‘’Aaaahh!’’diyerek bağırıp çarpsa da çaresiz yere düşer öylece.Yukarıda ise Aybars yanında durup olanlara bakan Halil’e.
‘’Hazır olun biraz sonra iyi bir çatışma yaşanacak.İkinci hedef var artık önümüzde.Ufukta çatışma gözüküyor.’’demesi üzerine Aybars ve arkadaşları yerlerini alırlar.

Aşağıda Enginkan adamlarıyla birlikte çoktan 3.katı çıkmıştı.Bu arada olayı camdan gören olayın yaşandığı karşı apartmandaki birisi telefonla polisi arayarak olay yerine çağırır.Enginkan ise o anlarda Oral’ı yanına alıp arkadan çıkıyordu.Önden çıkan adamlarına ise der ki
‘’Çocuklar dikkatli olun.İçeride kaç kişi olduğunu ve bizi neyin beklediğini bilmiyoruz.’’önden giden adamlardan birisi Enginkan’a
‘’Ama…abi içeride ne kadar bilmiyoruz ki destek lazım şimdi bize.’’
‘’Bu zamanda artık hem de bu durumdayken destek olmaz her şeyi bu halimizle halledeceğiz.’’
‘’Neden abi?’’
‘’Bu saatten sonra herkes uyandı hatta polisler bile yoldadır.’’dediği anda Enginkan’ın yanındaki üç adamda her şeyin ya burada biteceğini ya da devam edeceklerinin tek yolunun bu evden sağ çıkma da olduğunu anlamışlardı.Ve hiç durmadan harekete geçerler.İlk adam 4.kata geldiğinde açık olan kapıyı görür.Ve hiç beklemeden kapıya doğru yönelir.Kapıdan hafifçe başını çıkartıp sağ ve sol koridora bakınır.En sonunda da arkaya dönüp arkasında bekleyenlere burası temiz işareti yapar.Hemen Oral ve yanında aldığı bir adamı daha çağırır kapının önündeki adam.Enginkan ise en arkada bekliyordu.Sonrasında ise en öndeki adam arkaya bakıp kendisine destek istedikten sonra öne iki adım atıp evin koridorunun ortasına gelir.Arkasında ise bir adım kadar mesafede bir adam daha bulunuyordu.Enginkan arkadan adamlarına der ki
‘’Dikkatli olun saldırının ve kurşunun nereden geleceği belli değil.’’der demez o esnada sol tarafa giden koridor tarafından salona açılan yerden açılan ateşle en önde saldırıya geçen ve ortalığı kolaçan ederek düşmanlarını arayan adam beynini delip geçen kurşunla hem kendisini yerde bulur hem de ölerek canını azrail’e teslim eder.Oral ve diğer adam bunu gördüğü gibi bir an şaşkınlık yaşarlar.Bundan yararlanan ateş açıp saldıranlar saldırılarına devam ederler.Ve Oral’ın önündeki adamı sağ omzundan vurup sola doğru uçururlar geriye doğru.Adam yere çarpar ve de kendini aldığı kurşun yarasından ötürü iyi hissetmiyordu. Oral’da birden geriye çekilip Enginkan’a soğuk gözlerle bürünmüş bir ifade ile bakınarak
‘’Abi ne yapacağız bir adamımızı kaybettik diğeri de ağır yaralı işler giderek zorlaşıyor gibi.’’
‘’Bir şey yapmayacağız iki adamımız için çare yok onlar için.’’
‘’Peki ne olacak ki şimdi sağ çıkmayacağız mı bu bela gibi yerden yoksa ölecek miyiz abi?’’
‘’Sakin olmaya çalışacağız yoksa ters bir hareketle ölümü tadarız Oral.’’
‘’Sakin ol diyorsun da abi.Adamların kaç kişi olduğunu bile bilmiyoruz.Hem de bir tek sağ taraftan saldırmayacağı da belli değil ki belki de adamlar her yerden saldıracak.’’
‘’Bize göre mi sağ Oral.’’der Enginkan.Oral ise abisinin ne demek istediğini anlamaya çalışır.
‘’Evet de ne oldu ki abi.’’
‘’Öyleyse eğil Oral.’’Oral ise şaşkınca bakıp abisinin ne planlamaya çalıştığını anlamak ister.Enginkan ise farklı bir plan tasarlayıp değişik bir saldırı yapmayı düşünüyordu ve bilmediği düşmanların ya da Aybars’ın nereden saldırdığını bilmek için soruyordu Oral’a.
‘’Niye eğileceğim ki abi ya ne demek istiyorsun ki?’’
‘’Sen eğil ve sonra kapının soluna doğru ilerle ve alttan sağa doğru saldır.’’
‘’Sen ne yapacaksın abi?’’
‘’Önce sen saldıracaksın onları şaşırtıp ben öne atlayıp sağ tarafı çökerteceğiz.’’der Oral’a.
Oral ise tamam işareti yaptıktan sonra eğilip kapının kendine göre soluna geçip hatta sıkıca geriye yaslanıp ani ateşe ve saldırıya başlar.Salonun duvar kısmında bulunanlar bunu beklemedikleri için karşılık verirler buna.Bundan yararlanıp Enginkan öne doğru birkaç adım atıp evin içine doğru uçup sağ salim girer içeriye.Uzun koridorun bulunduğu yerdeki açık mutfak kapısından içeri girer hiç durmadan.Oral’da bunu görüp yere iyice uzanıp sürünmeye ve de ilerlemeye başlar.Ve ayakkabıların konduğu dolabın yanına gelip hafif doğrulup arkayı kontrol eder.Sağlam olduğunu anlayınca hiç sesin ve kurşunun gelmediğini anlayınca abisi Enginkan’a dönüp
‘’Abi arkası sağlam duruyor kontrol ettim ben.’’
‘’İyi ateşe başla ben de arada çıkıp saldıracağım ve böylece onları iyice şaşırtmış olacağız.’’deyip geri çekilir mutfağın içine ve silahında azalan kurşunları doldurur.Oral ise hemen dönüp hafif görünür olarak çıkıp ateş ediyordu sonra kaçarcasına eğiliyordu.Ortalık cehenneme dönüyor gibiydi.Kurşunlar havada uçuşuyordu adeta.Gerçi bu durumda Aybars’lar fazla kişi de değildi ama Enginkan bunu bilmediğinden hep ateş edip duruyorlardı.Enginkan ise yanında kaldığı bir tek adamıyla çareler arıyordu kendisine.Çatışmada bulunan 5 kişide kendilerini bilmeden çatışıyorlardı her iki tarafta daha çok olduğunu düşünüyordu karşı tarafların.Aybars ise o sırada bir cinlik düşünüp salondan mutfağa açılan ara camı görüp o tarafa yönelir.Camı açıp Enginkan’ı gözler.Onu canlı olarak yakalamak istediğinden dolayı ateş etmiyordu.Son anda inecekken içeriye Enginkan’ı kapının yakınında görür.Camı kırmadan içeriye doğru atlar.
Tam da yemek yenen masanın yanından geçip yere sertçe bir düşüş yapar.Enginkan ise arkadan gelen sesleri duyup bakınır çevresine.Sonra da silahını önüne alıp ateş etmek ister ;ama Aybars ondan erken davranarak yerde de olsa Enginkan’ı elinden vurur.Enginkan’da acıyla elini tutarken öte tarafta Halil mutfaktan gelen sesleri duyar ne oluyor diye de meraklanır kendince. Oral’ın da bununla ilgilendiğini görünce Halil silahını ateşler Oral’a doğru.Ve arka kapıya bakan Oral direkt olarak kalbine giren kurşunla kendisini yerde bulur.Artık işlem tamamlanmış olur Aybars’lar için.Enginkan ağır bir yara almış olur artık bundan sonra.Aybars’ta, Enginkan’ı vurduktan sonra yerden kalkıp Enginkan’ın yanına gelir.Ve ona doğru bakıp gülümser.Enginkan’da şaşkınca Aybars’ın bu kadar da kolay intikam aldığına bakar ;ama onun daha fazla adamla geldiğini düşünse de birkaç adam anca olduğunu anlayınca daha da bi şaşırır.
5 dakika sonra ise Enginkan bir sandalyeye bağlanmış halde duruyordu kendinden geçmişcesine.Karşısında Halil, Zafer ve Aybars vardı.Halil elinde bulunan içi su dolu kovayı Enginkan’ın başından aşağıya döker.Suyun dökülmesiyle birlikte Enginkan ne olduğunu anlamadan birkaç dakika içinde baygınlıktan kurtulur.Uyanır ve kendine gelir iyice.Karşısında duranlara bakınca şaşırır.Çünkü hem karşısında Aybars vardı hem de tanımadığı iki kişi daha da bulunuyordu ortamda.Aybars’ın gerçekten de kendisine birkaç dost bulduğunu anlar.Aybars’a bakıp durmayı yeğler kendince.Aybars ise karşısında kin duyduğu ve en çok öldürmek istediği adam duruyordu ve ona bakıyordu neler hissettiğini bilmeden.Böyle düşünürken söze giriyordu.
‘’Bak Enginkan hayat bizleri buraya kadar getirdi bizler hiçbir şey yapamadan.’’
‘’Öyle Aybars seni de burada şu an karşımda görmeyi hiç de ummazdım.’’
‘’Ee! Ne yapacaksın hayat bu ne oldum demeyeceğin yer burası.Ne olacağım demeyi seçseydin elbet iyilerin yerinde olurdun.’’
‘’Ama şimdi sen de kötüler gibi davranıyorsun.’’
‘’Öyle davranıyorum ama iyiler hep acı çeker diye bir kayde yok iyiler elbet gün gelir en feci şekilde intikamlarını alır.’’
‘’Peki sen nasıl geldin buraya yoksa kaçtın mı?’’
‘’Hayır Enginkan kaçıp da kendimi yakmak istemem.’’Aybars bu ismi ağzına alırken bile iğrense de mecburen konuşurken söylüyordu.Enginkan ise merakla der ki
‘’O zaman nasıl oldu bu iş.’’
‘’Bilmen gerekir ki cezam 24 Eylül günü 1997’de başladı.’’
‘’Evet biliyorum şimdi hatırladım.’’
‘’Ve aldığım 10 yıl cezadan sonra 26 eylül 2007 günü işte karşında sapasağlam duruyorum.’’Enginkan düşünceli bakışlardan sonra anlar ki Aybars iki gün önce serbest kalmıştı ve bu yüzden hemen öldürmeye gelmişti kendisini bu şaşkınlığını üzerinden atmak istiyordu artık.
‘’Peki ilk beni mi seçtin o kadar ihanet eden varken sana.’’
‘’Evet ama ilk ölen sen değil karın Makbule oldu özür dilerim bu yüzden senden.’’
‘’Keşke Makbule’yi yaşatsaydın bari beni istersen en pis şekilde öldürseydin de onu yaşatsaydın.’’
‘’Asıl hain o beni aldatırken ve seninle sevişirken çok mutluydu değil mi?’’Enginkan gülerek Aybars’a aynen öyleydi der.Aybars’ta, Enginkan’ın bu küstahça davranışına kızıp yumruğunu Enginkan’ın gözünün üstüne indiriverir.Enginkan’da aldığı darbeyle yere düşecekken Halil ve Zafer öne doğru hamle yapıp sandalyeyle birlikte kaldırırlar Enginkan’ı.O sırada ise Aybars’ta
‘’Seni ve Makbule’yi halledip diğer üçlüye de sıra gelecek elbet.’’der.Enginkan’da kaldırıldıktan sonra konuyu değiştirmek isteyerek der ki Aybars’a.
‘’Peki her şeyi anladım da bu iki yeni yetmeyi nereden buldun.’’
‘’Onları hafife alma Enginkan.Artı konuyu değiştirmeye de çalışma bunu anlıyorum.’’
‘’Ben bir şey yapmıyorum ki.’’
‘’Onu bilmem ;ama ölümün yaklaşmışken dikkat et bence konuşmalarına.’’
‘’Hep dikkat et diyorsun da Aybars asıl sen dikkatli ol bence.’’
‘’Neden ki bu?’’
‘’Karşına düşman diye aldığın kişiler senden çok daha güçlü.Onlarla asla mücadele edemezsin.Çünkü o kadar gücün yok o yüzden adamlarına yetmez diyordum.’’
‘’Göreceksin Enginkan gerçi sen yaşamayacaksın ;ama bu hafta sonuna kadar ve hafta bitmeden hepsinin mezar taşını bizzat kendim dikeceğim.’’
‘’Onu dikmek o kadar da kolay değil.’’
‘’Seni çok kolay elime geçirdim ama…’’
‘’Ben sadece bir emir eli gibiyim ama 5 yıl önce gelseydin ve beni alıp işimi bitirseydin o zaman önemli olurdum.’’
‘’Neden bu hale geldin ki Enginkan çabuk de bakayım.’’
‘’Çünkü bilmediğim izine bile rastlamadığım güçler beni öldüremediler ;ama yanımda bulunan ne kadar güçlü adam ve yer varsa tek tek aldılar ve indirdiler.’’
‘’Ne diyeyim ben olmasam da birileri benim işimi yapmış sağ olsunlar.’’Gerçi Aybars, Enginkan’la uğraşanları ve bunca şeyi yapanları biliyordu ama bir şey demeden durur bekler öylece.O an ise birden evin salonunda bulunan 4 kişi dışarıdan ve sokaktan gelen polis arabalarının seslerini duyarlar.Aybars ise duyduğu seslerden dolayı yanında durup bekleyen Halil’e bakıp
‘’Halil bak bakalım ne kadar polis gelmiş bizi almaya?’’
‘’Niye sordun ki çatışacak mıyız yoksa?’’
‘’Ne bileyim bilelim ki çok polis veya az polis varsa ona göre çatışırız veya da kaçar gideriz baş edemeyeceğiz kadarsa.’’
‘’Tamam sen bilirsin.’’deyip Halil, Aybars’ın yanından ayrılıp perdeyi hafifçe aralar.Enginkan ise bu anda biraz olsun sevinerek gülümser.Nedeni ise hem polislerin gelişiyle Aybars’ın düşeceği zor durumdu hem de kendisini bağlayan ipi çözmüş olmasıydı. Ama artık numara yapmanın vakti deyip bunu bilerek Aybars’ın endişesinden yararlanıp onun kafasını karıştırmaya çalışır.
‘’Polisler de geldi Aybars.Beni öldürsen bile buradan çıkamazsın bunu da sana önceden demiştim.’’
‘’Görüşürüz Enginkan.’’der ve silahını vaktinin az olduğunu bilerek çıkartıp Enginkan’ın başına dayar.Halil ise o anda aşağıya bakıyordu.Görür ki 5 polis arabası ve birçok sivil polis toplanmıştı apartmanın önünde.Ve ölen Makbule’nin çevresinde de bir sürü hemşire ve doktor bulunuyordu.Halil ise perdeyi kapatıp Aybars’a.
‘’30’dan fazla polis artı bir de birçok sivil polis var aşağıda.Aybars başını eğip sonra son bir kez Enginkan’a bakar.
‘’O zaman gidiyoruz buradan çıkmaktan başka çare yok bizim için.’’der Halil’e.Halil’de hemen bunu onaylar.Zafer’in yanına gelir.Tam o an Enginkan ellerini kurtarıp öne doğru kimsenin beklemediği bir hamleyi yapar.Aybars bunu beklemediği için silahını ateşlese de Enginkan’ı beyninden vuramaz ama silahını ateşlediği için Enginkan elini öne atsa da kurşun beynine girmemiş olsa da beynini sıyırıp gider arkaya doğru.Enginkan aldığı hafif yara da olsa yere hem de arkaya epeyce uçar silahın tepmesinden dolayı. Aybars’ta ne olduğunu anlamadan silahın arada kalışından dolayı tepmesiyle kendisini yerde bulur.Halil ile Zafer’de şaşkın gözlerle olanları izlerler.Ama ikisi de hemen yardım ederek Aybars’ı kaldırırlar.Aybars ise sinirinden Halil’e kızıp
‘’Halil sen ne yaptın böyle ya adam az kalsın kaçıyordu.’’
‘’Ben ne yaptım ki Aybars anlamadım ya.’’
‘’Ne yapmadın ki Halil.Adamı sen bağlamadın mı?’’
‘’Evet de suçun neresi ben de ben onu anlamadım Aybars.’’
‘’Adamı adam gibi bağlasaydın şimdi bunlar olmazdı bende rahatça bitirirdim işini belki de o kurşun bana veya size bile girebilirdi yanlış bağlaman yüzünden.Halil burada önemli bir operasyondayız ne olur doğru ve sağlam iş yapalım.’’
‘’Ben de suç yok Enginkan ip çözmede ustaysa ben ne yapabilirim ki.’’
‘’Bir daha hata olmasın o zaman Halil.’’Zafer ise bu anlamsız tartışmaya kızarak der ki ikiliye
‘’Bırakın konuşmayı ya bu tartışma hem anlamsız şu an daha da anlamsız duruyor.’’
‘’Ne oldu ki Zafer neden bu kadar kızıyorsun ki bize.’’der Halil.Zafer ise
‘’Kızmıyorum ama sıkın şu adamın kafasına da sağlamca çıkalım yoksa polisler bizi alacak ona göre.’’Aybars ve Halil ise duraksarlar bir anda.Aybars ise Zafer’in haklı olduğuna inanır.
‘’Peki Zafer dediğin gibi doğru buradan çıkalım artık.’’
‘’İşte buna inanman çok güzel Aybars.’’
‘’Buradan çıkacağız da Enginkan ne olacak ki.’’
‘’Sık abi kafasına olsun bitsin işi.’’der Zafer.
O sırada ise aşağıda polisler çıkan ve duyulan silah sesiyle birlikte harekete geçmenin vakti deyip sivilde olanlar dahil diğer bütün polislerin hepsi birden apartmana girerler.Kalan polislerde sokağın girişi ve çıkışını dahil her yerini tutuyordu Ve polislerin birçoğu ikinci katın merdiven basamaklarındaydı.Işıklarda kapalı ve sönüktü apartmanda.Polisler suçluların kaçmaması için açmamaışlardı.Polislerin ellerindeki fenerlerden dolayı Halil arkaya baktığında fark etmişti.Aybars’a dönüp
‘’Çabuk ol Aybars polisler geliyor.’’
‘’Siz gidin ben size yetişirim.’’halil ise Aybars’ın bu söylemine şaşırır
‘’Ama Aybars polisler geldi sayılır sıkta gel hadi.’’
‘’Kızdırma beni de Halil gidin ben geleceğim.’’der.Halil ise mecbur kalıp döner Zafer’i de yanına alıp evden çıkar.
Aybars’ta eğilip Enginkan’ın suratına bakar.Aybars sadece Enginkan’ı başından vurduğunu sanıyordu ama sol gözününde paramparça olduğunu görür Enginkan’ın.Aybars bu andan sonra Enginkan’ı bileğinden tutup nabzına bakar.Enginkan hala yaşam belirtileri gösteriyordu ama Aybars daha falz beklemeyerek 5 yıl birlikte çalıştığı sonra da ihanetine uğradığı arkadaşı Enginkan’ın kalbine sıkar.Enginkan’ın ölümüyle birlikte Aybars fazla vakit kaybetmeden evden çıkar.Tam evden dışarıya adım attığında altta 4.katın merdiven başında iki polis görür.Uyarı niteliğinde ateş açar onlara ama niyeti onları vurmak değildi.Polisler ise geri çekilip bir süre beklerler.Aybars’ta bu süreden yararlanıp çatıya gelir.Halil ve Zafer çatıya çoktan çıkmıştı.Ve Aybars’ı bekliyorlardı.Halil, Aybars’ı gördüğü gibi elini uzatır aşağıya doğru.Aybars’ta bu uzatılan bu elle yukarıya çıkar.Zafer’de kapağı kapatır polislerin buradan kaçtıklarını görüp bilmesin diye.Kapattığı kapağın üstüne de koca bir taş da koyar polisler kapağı açamasın diye Zafer. Sonra da arkasında durup kendisini bekleyenlere der ki
‘’Durmak yok çatılardan gideceğiz gibi.’’
‘’Tabi Zafer’de üstümüzdeki ceketleri yakıp gideceğiz.’’der Aybars.
‘’Niye ki Aybars?’’
‘’Bizi tanıyanlar olabilir.Böyle yaparsak en azından rahat oluruz.Aybars’ın bu fikriyle üçlü ceketlerini çıkartıp buldukları büyük ve boş tenekeye ceketleri atarlar.Halil’de cebinden çıkardığı çakmağı yakıp tenekenin içine atar.Alevle birlikte Aybars’lar çatıdan çatıya atlayıp kaçarlar.Polisler ise evde buldukları 4 cesetle kalırlar öylece ve şaşkın bir halde.Ne yazık ki elleri boş ve hiçbir delil bulamayıp doktor yollarlar ve ambulanslarla ölenleri almak isterler.Ve polislerin şefi komiserde soruşturma için 4.katı boşaltır. Ve apartmana sadece kalan kişileri alır.O da biliyordu bu işin arkasında çok şeylerin olduğunu.Öt tarafta ise Aybars ve arkadaşları baya bi çatıyı geçtikten sonra en sonunda bir apartmanın çatısından aşağıya doğru inerler.İndikleri gibi karşılarında iki yolun keşiştiği dönemeçte 5 polisi görürler.Halil tedirgin olsa da Aybars ona bakarak der ki
‘’Sakin ol Halil hiçbir şey olmayacak ve gideceğiz rahatça buradan bu bela yerlerden.’’
‘’Emin misin?’’
‘’Eminim.Hem bizi tanıyamazlar.’’Zafer ise Aybars’ı anlamayıp
‘’Neden tanıyamazlar bizi ya?’’
‘’Zafer’im daha pek tanık yok olsa da bu kadar kısa sürede nasıl çözülebilir ki meseleyi ve robot resimlerimizi çizecekler hemencecik.’’
‘’Haklısın o zaman bozuntuya vermeyelim.’’der Zafer içlerinde bulundukları durumu.Ve üçlü son derece dikkatli bir şekilde polislerin yanından geçerler.Tam her şey bitti kurtulduk derlerken polislerden birisinin dikkatini çekerek bakar Aybars’lara.Aybars’ta polisin birisinin kendisine baktığını fark edip diğerlerine
‘’Beyler bir polis bizi fark etti.’’
‘’Ne yapacağız o zaman bunlar soru sorar bir sürü kafamızı ve bizi yorarlar.’’
‘’Korkma Halil bir şekilde kurtulacağız.Hem hapiste kaç tane saldırıdan kurtulduk.’’
‘’Doğru diyorsun da o saldırılar da çatışıp kurtuluyorduk bu sefer karşımızda devletin memurları var.’’
‘’Olabilir.’’
‘’Çatışacağız mı yoksa?’’
‘’Hayır çatışırsak bizim olduğumuz anlaşılır.’’
‘’Ne olacak o zaman?’’diye sorar Zafer diğerlerine
‘’Konuşup sonra da kaçacağız böylece hiçbir iz bırakmayacağız.’’Aybars’lar aralarında geçen konuşmalardan sonra polislerin yanlarına gelirler.Polisin yanına birkaç polis daha gelmişti bu esnada.
‘’Evet beyler gecenin bu saatinde burada ne arıyorsunuz böyle.’’
‘’Evimize gidiyorduk polis bey.’’
‘’Siz burada oturmuyor musunuz?’’
‘’Bir arkadaşımıza gelmiştik de ondan şimdi de dönüyoruz.’’
‘’Kimmiş o arkadaşınız merak ettim?’’
‘’Abdullah diye bir arkadaşa geldik.’’
‘’İyi buralarda fazla dolaşmayın dikkat çekebilirsiniz birilerince.’’
‘’Niye ki polis bey?’’
‘’Bu gece saldırı oldu birisine de.’’Aybars şaşırmış gibi bir ifade takınarak
‘’Ne saldırısı ya gerçi birkaç silah sesi duymuştuk.Ama olayın ne olduğunu bilmiyoruz da ne oldu?’’
‘’5 kişi öldürüldü.’’demesiyle polisin.Zafer’de arkada durup numara yaparak
‘’5 kişi nasıl öldürülmüşler bunlar ya hem de bir gecede.’’
‘’Vallahi nedeni de belli değil sonucu da belli değil.’’
‘’Peki kaç kişilermiş.’’
‘’Bilemiyoruz ama kimisi 3 diyor kimisi de 4 diyor elimizde kesin bir bilgi yok şu anlık.’’Aybars araya girip, Zafer’in de fazla uzatmasını istemeyip
‘’Biz izninizle gidelim polis bey.’’
‘’Gidin de dikkatli olun ama zanlı ya da zanlılar size de bir şey yapabilir.’’
‘’Merak etmeyin dikkatli oluruz.’der Aybars ve en sonunda da Aybars’lar zorla da olsa Enginkan ve Makbule’yi öldürüp sonra da polislerden kurtulup kaçarlar.Zafer, Aybars’a
‘’Nereye gideceğiz Aybars?’’
‘’Sizin eve.’’
‘’Ama orası tekin değil sağlama gidelim.’’
‘’Meraklanma Zafer hem arkamızda hiçbir iz bırakmadık hem de sizin evi bilen yok ki.’’der.Ve üçlü büyük ve önemli bir işi başarmış olarak giderler ;ama Aybars bir an duraksayıp diğerlerine
‘’Hey durun bir dakika.’’diye ikiliyi durdurur.Halil ise ne olacağını anlamak için Aybars’a.
‘’Ne var Aybars yine ne aklına geldi de durdurdun bizleri.’’
‘’Birisine önemli bir mesaj iletmeliyiz.’’
‘’Nedir o ya?’’
‘’Önemli dedim ya size?’’
‘’Ya ben önemi sormuyorum ki mesajın.Sorduğum mesaj ne ve kime iletilecek.’’
‘’Ölümün geldiğini bildireceğiz.’’
‘’Kime ya çatlatmasana bizi.’’
‘’Benim şu kalan düşmanlarım olan iş adamı kardeşler desem sana Halil.’’
‘’Anladım Enver ve Turgay.’’
‘’Bilmene sevindim.’’
‘’Peki bu mesajı ona nasıl ileteceğiz onun telefonunu bilmiyoruz ki.’’
‘’Olabilir Halil ;ama mesaj ilahi telefonla mı olur?’’
‘’Hayır da nasıl…’’
‘’Evine gideceğiz o aşağılıkların.’’
‘’Peki evine gideceğiz de biz bu adamı mekanı olan iş yerinde almayacak mıydık?’’
‘’Hayır…’’bu cevapla birlikte Halil şaşırır kalır aldığı cevapla.Bunun üzerine biraz kızarcasına konuşur.
‘’Ama biz ta bunu cezaevinde kararlaştırmıştık.’’
‘’Planı değiştirmek zorundayız.’’
‘’Yapma Aybars şimdi mi değiştiriyorsun planı ve bizim haberimiz de işten önce oluyor.’’
‘’Neden bilmiyorum ;ama içimden bir ses saldıracağımız o kulede başarılı olamayacağımızı söylüyor.’’
‘’Aybars delirme ya hani senin bir arkadaşın vardı ondan helikopter alabilirim bile demiştin bizlere.’’
‘’Çok soru sorma Halil.Ya orada içimizden birisi ölürse bu sorumluluğu alacak mısın?’’Halil birden sokakta yürürlerken başını öne eğip düşünür kendince.Aybars ise devam eder Halil’i zorlamaya ve işi kendi planına göre yapmak ister.
‘’Sana alacak mısın dedim Halil ben sizleri zor buldum ve kolay da kaybetmek istemiyorum.’’
‘’Seni anlıyorum Aybars.’’diyerek Zafer elini Aybars’ın eline koyar.
‘’Sağ ol Zafer.’’
‘’Sen sağ ol Aybars.’’deyip Zafer, Halil’i sakinleştirmek için der ki
‘’Halil sen toparlan baksana Aybars haklı orada ölebiliriz.’’
‘’Tamam da evdeki saldırı da ölmeyeceğimizin bir garantisi var mı?’’Aybars bu ilginç fikri düşünerek
‘’Orası da belli değil ama en garantili rol bu.’
‘’İyi tamam da evin neresinde öldüreceğiz.Bütün aile burada mı?’’
‘’Evet.’’diyerek yetinir Aybars.
‘’İyi de nasıl olacak bu iş.’’
‘’Göreceksin Halil.’’
‘’Göreceksin diyorsun da nasıl Aybars.Çok şifreli konuşuyorsun ve de ben anlamıyorum bunu.’’
‘’Gmreceksin dedim mi sabırlı ol ve bekle.’’der ve bundan yarım saat kadar sonrasında İstanbul’un lüks bir semtindeki kıyıya yakın bir eve veillaya varırlar.Karşılarında gördükleri ihtişama şaşırıp kalırlar.Halil ise bu güvenlik yığını dolu eve nasıl gireceklerini düşünür.Yanında dimdik durup evi ve önde bulunan 4 korumayı gözleyen Aybars’a
‘’Buraya geldik de ne yapacağız.Baksana kapıda 4 koruma var.İçeride de kim bilir kaç tanesi daha vardır.’’
‘’Endişe etme biz bu eve gireriz.’’
‘’Sana inanmak istiyorum Aybars.’’
‘’İşte senden bunu istiyorum.’’
‘’İyi o zaman mesajını ilet bakalım.’’der Halil.Aybars’ta hemen harekete geçer bu sözün üzerine.Halil ve Zafer’de arkadan geliyordu.Aybars’lar karşıya geçip evin yakınına gelirler iyice.Evin önünde bulunan birçok araba vardı.Çoğu da Yıldırım ailesine ve de korumalarına aitti.Aybars bir arabanın yanına gelip durdu.Arkadan Zafer ve Halil’de hemen durup beklemeye ve etrafı kollamaya çalışıyorlardı.Zafer ise Aybars’a yaklaşıp
‘’Peki Aybars’ta mesaj işi için ne yapacağız?’’
‘’4 adamı da indireceğiz.’’
‘’Ya olur mu 4 adamı öldürürsek diğerleri de toplanacaktır buraya.’’
‘’Toplanmayacaklar.’’
‘’Nasıl olacak ki bu dediğin kendinden çok eminsin Aybars.’’Aybars iç cebinden çıkardığı susturucuyu Zafer ve Halil’e göstererek
‘’İşte bununla.’’der ve diğerleri de susturuculardan alırlar kendilerine.Artık 4 adamı öldürmenin vakti gelmişti.Aybars önden giderek iki arabanın arasından geçip önünde ayakta duran ve de etrafına bakınan adamı gözüne kestirir.Arkadakilere el işareti yapar.Ve Zafer’i sola doğru yollar.Halil’de sağdan arabanın arkasına dolaşmasını işaret eder.Zafer ve Halil yerlerini alırlar hemen.Ve herkes yerini alır almaz Aybars öne doğru uçup yere atar kendisini.Adamlar kendisini yerde olduğundan göremeyeceğini kullanarak silahını ateşler adamlara doğru.Ve böylece yerden kimsenin göremeyeceği bir halde saldıran Aybars ilk adamı direkt olarak başından vurup yere indirir hiç de ses çıkarmadan.Diğer 3 adam da saldırının nereden açıldığına bakacakken sağdan arabanın arka farına dayanan Halil saldırıya başlar kendisini korumaya alarak.
Halil’in silahından çıkan kurşun havada süzüle süzüle gider ve bir adamın sol diz kapağına girer.Adam hafif çöker yere doğru acı içinde.En solda duran ve bekleyen Zafer ise hafifçe düşen adamı aradan çıkartmak adına hiç durmadan silahını ateşler ve kurşun adamın kalbini parçalarcasına girer derin bir yara açar adamda ve adam yavaş yavaş yere düşerek ölümünü beklemeye başlar.Artık geriye iki adam kalmıştı.Aybars ise bu anlarda yere atmışken sırt üstü kendini birden sonra ters dönüp silahındaki bütün kurşunları tersten baktığı adamın vücuduna boşaltır.Gelen kurşunlarla delik deşik olmuş adam yere kapaklanarak ölür kalır.Son kalan adam da geriye dönüp içeriye doğru gidiyordu.
Adam hafif aralık olan kapıdan içeriye kaçmaya çalışıyordu.Aybars ve diğerleri de bunu görünce birçok adamın buraya toplanmasından korkarlar.Aybars’ta, Zafer’e öne atıl işareti yapar.Zafer’de hemen aldığı işaretle birlikte öne telefon direğinin yanına gelir.Aybars’ta doğrulmuştu o anda.Silahını iki eliyle tutar ve Zafer’e bakarak ateşler.Adam sol omzundan vurulur . Vurulmayla birlikte sendelemeye de başlar birdenbire.Adam bu durumuna rağmen ilerler içeriye doğru.Bunun üzerine bir kez daha sıkar.Zafer’de, Aybars’ın kendisine bakarak ateş etmesini son anda anlar.Ve kendisi de ateş eder hemen.
Adam, Aybars’ın silahından çıkan kurşunla kaburgasından ve Zafer’in sıktığı kurşunla da ensesinden vurularak yüz üstü düşerek işlem tamamlanmış olur.Aybars ise Zafer’e
‘’Geri gel çabuk ol hadi.’’der.Halil’de arkadan dolaşıp Aybars’ın yanına gelir.Ne olduğunu anlamak için
‘’Ne oldu neden geri çekiliyoruz.’’
‘’Bu kadar kişi ve mühimmatla giremeyiz.’’
‘’Bırak başka adamı biz yeteriz.’’
‘’Olmaz hem biz olsakta bu kadar mühimmatla girebiliriz.Ama ölümüz çıkar bu evden bu halde ve bu planla girersek.’’
‘’Aybars haklısın da silah, kurşun nereden bulacağız ki.’’
‘’Arkadaşım Cem’den hem silah hem de kurşun hem de bomba alacağım.’’
‘’İyi de şimdi mesajı bırakacak mıyız?’’
‘’Evet.’’
‘’İyi o zaman yapalım bunu.’’
‘’Siz eve gidin.’’ikili bunu anlamayarak
‘’Olur mu öyle şey.’’
‘’Olur siz gidin dinlenin.Zaten işi bitirip Cem’e gideceğim.’’Halil ise saatine bakıp der ki Aybars’a
‘’Gecenin üçünde mi?’’
‘’Evet Halil.’’
‘’Erken mi sence arkadaşına gideceğin vakit.’’
‘’Zaten ona gidesiye kadar sabah olacak.Onunla evinde konuşacağım erken veya geç fark etmez ona gitmem.’’
‘’Sen bilirsin.’’der Halil.Ve Zafer’i de yanına alıp ayrılır ikili.Aybars’ta 15 dakika içinde mesajı iletip bir an önce arkadaşı olan Cem’in evine gitmek için hızlanır.

YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE AYBARS’IN ARKADAŞININ EVİ

Aybars sabahın altısında bir kapının önünde zili çalıp ardından da kapıya vuruyordu.İçeriden seslerin gelmesiyle birlikte rahatlamıştı Aybars.Ve arkadaşını sağ salim bulduğuna da seviniyordu.Sonrasında kapı açılınca Aybars arkadaşı Cem’i görünce kollarını açıp
‘’Dosttuna kucak açmıyor musun yoksa Cem’im?’’Cem biraz tereddüt ederek bakar arkadaşı Aybars’a.Ama yine de böyle bakmayı bırakıp Aybars’a sarılır.Sonrasında ise Aybars’ı böyle ve bu anda beklemediğinden dolayı sorar Aybars’a
‘’Sen ne oldu da geldin buraya yanıma?’’
‘’Yoksa beni gördüğüne sevinmedin mi Cem’cim?’’
‘’Sevinmesine sevindim de…’’
‘’Peki niye tereddüt ediyorsun ve şaşkınca bakıyorsun bana.’’
‘’Gel bunları en iyisi içeride konuşalım olur mu Aybars?’’
‘’Olur Cem sen ne diyorsan o olur.’’deyip Aybars arkadaşı Cem’in eşliğinde içeriye girer.Sonra ikili salona geçip otururlar.Aybars ise biraz sakin görünmeye çalışıyordu az evvel daha doğrusu dün gece yaptıklarını pek de bildirmek istemiyordu arkadaşına.Nedeni ise belliydi.Çünkü Cem’e arkadaşının bir katil olduğunu pek de söylemek istemiyordu üstelik bir de Cem polisken.Ama içinden de arkadaşından yardım alamazsam ne yaparım nasıl o eve girerim diye kara kara düşünüyordu.Fakat Cem ise konuşuyordu o an Aybars’la.
‘’Çay içer misin?’’
‘’Bırak çayı Cem.Sen bana yaşadığın şu tereddütten haber versene.’’
‘’Ne bileyim Aybars yıllarca senin hakkında bir takım şeyler duydum da.’’
‘’Ne gibi şeyler?’’
‘’Nasıl desem senin azılı bir katil olduğun istihbaratta başka bir ülke için çalıştığını herkese ihanet ettiğin hakkında şeyler duydum ondan yaşıyorum şu an bunları.’’
‘’Gazetelerde gördün mü?’’
‘’Evet gördüm.’’
‘’Her şey anlaşıldı öyleyse.’’
‘’Peki Aybars’ta anlaşılan ne sorun nedir?’’
‘’Senin bu duyduklarının hepsi palavradan başka bir şey değil.’’
‘’Bunu nasıl dersin gazeteler, dergiler ve televizyonlar yalan haber yapmaz.’’
‘’Ya sen bari bana inan burası Türkiye Cem.Herkes her şeyi yapar.’’
‘’Peki yalan haber yaptığını nasıl kanıtlayabilirsin?’’
‘’O gazetelerden biri olan gündem kimin dersin Cem?’’
‘’Enver Yıldırım’ında ne alakası var ki şimdi bunun?’’
‘’Çok alakası var Cem.Ben onun babasını öldürdüm de ondan girdim cezaevine.O da bu yolla beni ve adımı lekeleyerek benden intikam almaya çalışıyor.’’
‘’Tek bir şeyle nasıl suçlayabilirsin ki Enver Yıldırım’ı.’’
‘’O bana duruşma günlerinden birisinde dedi ki bana seni 5 yıl değil 10 yıl da değil her zaman ölüm korkusuyla yaşatacağım seni diyerek korkutmaya çalıştı.’’
‘’Ne demek oluyor şimdi bu dediğin?’’
‘’Bana diyor ki ömür boyu ölümü ensende hissettireceğim sana anlamına getiriyor.’’
‘’Yalan değil de mi bu dediklerin?’’
‘’Sen 21 yıllık arkadaşına ve dostuna inanmayıp o adamamı inanıyorsun yoksa.’’
‘’Bilemem ama…’’
‘’Yazık sana Cem ben sana bir kez bile yalan söylememişken sen bana yalancı diyorsun.’’
‘’Öyle demedin ki.’’
‘’Ama ima ediyorsun dediklerinle birlikte.’’
‘’Ama Aybars anla beni duyduklarımda boş şeyler değildi.’’
‘’Sana bir itirafta daha bulunayım demişken seninle böyle konuşuyorken.’’
‘’Nedir diyeceğin itiraf?’’
‘’Gene duruşma günü o dediklerinin yanında aileni senden alacağının sözünü de verdi.’’
‘’Eee! Sonuç.’’
‘’Bir hafta sonra annem bir Pazar yerinde bir el kurşun ve zehirli iğneyle öldürüldü.’’
‘’İşte bunda sana hak veririm ama sonuçta adamın babasını öldürdün senden intikam almış…’’
‘’İntikam kanla alınıyorsa ben de senden onu ve kardeşini öldürebilmek için cephane isteyecektim de.’’
‘’Şimdi sen mi intikam alacaksın.’’Aybars başını evet dercesine öne sallayıp yanıtı verir arkadaşına.Cem ise arkadaşının verdiği cevapla birlikte der ki
‘’Aybars bu kan davası gibi bir şeye dönüşür.Yarın bir gün çocukları seni öldürmeye gelmesin.’’
‘’Bulabilirlerse gelsinler yerim belli yurdum belli.’’
‘’Yoksa kaçıp izini kaybettirecek misin?’’
‘’Hayır…’’
‘’Peki ne yapacaksın?’’
‘’Sadece şunu diyebilirim ki istihbaratta gizli ve büyük bir işe başlıyorum da.’’
‘’Ne gibi bir operasyon bu?’’
‘’Gizli bir iş.Bilenin ölümüne ve söyleyenin de ölümüne yol açar eğer sana dersem.Anlayacağın o kadar da büyük ve gizli…’’Cem duyduklarıyla birlikte şaşkındı artık ve ne yapacağını bilmeden bakınıyordu.
‘’Anladım da şimdi operasyon da mısın?’’
‘’Hayır bir hafta izin aldım sonra neredeyse hiçbir zaman gözükmeyeceğim.’’
‘’Bu son görüşmemiz mi yoksa?’’
‘’Evet belki bir daha olabilir.’’
‘’Ee!şimdi bu bir hafta da ne yapıyorsun.’’
‘’İntikamımı alıyorum.’’
‘’Kimlerden?’’
‘’Beni satan yarı yolda bırakan eski amirim Ali Fuat, eski ekip arkadaşım Enginkan ve de karısı.’’
‘’Karısı niye ki Aybars.’’
‘’Çünkü evlendiği kişi benim sevgilimdi.Ve karısı benle beraberken beni Enginkan’la iki yıl uyutup aldattı.’’
‘’Çok iyi anladım.Peki bu listede başka birileri var mı?’’
‘’Enver Yıldırım ve Turgay Yıldırım.’’
‘’Baya büyük bir herhalde.’’
‘’Evet ama ikisi silindi listeden.’’
‘’Hangi ara yaptın ki bunu?’’
‘’Dün aslında ama dünle bu günü bağlayan gece oldu…’’
‘’Polis peşinde mi peki?’’
‘’Benim yaptığımı bilse peşimde olurdu.’’
‘’Vay be ilginç bir iştesin.’’
‘’Ne yapayım çevremde bana ihanet eden çok bu da beni suç işlemeye yönlendiriyor.’’
‘’Artık sana inanıyorum dosttum.’’der Cem.Ve ikili birbirlerine sarılır.Bu arada Cem beyninde dün gece bu eve gelen Aybars’ın kardeşi Kerem ve yanındaki Aybars’ın adamı Hakan’ı düşünüyordu.Onlarda Aybars’ın eskiden kalan ve tek ve güvenilir arkadaşı olarak onu yani kendisini görmüşlerdi.O da artık Aybars’a yardım edecekti.Kerem ve Hakan’ın dediği adrese götürecekti Aybars’ı. Sonrasında ise sarılma bitince Cem, Aybars’a.
‘’Benden yardım istiyorsun öyle mi?’’
‘’Evet bu şart o adam hayatımı çaldı benden ve annemi de aldı benden…’’
‘’Tamam sana bir ihanet olmuş sen de bunun intikamını alacaksın sayemde.’’
‘’Sağ ol da bana cephane verebilecek imkanın var mı?’’
‘’Var diyorsam vardır Aybars.’’
‘’Peki o zaman cephanenin yerine ne zaman gideceğiz?’’Cem biraz düşünse de
‘’Benim 1:30 saat sonra emniyette olmam gerekiyor.’’
‘’Ne olacak yoksa akşam mı geleyim?’’
‘’Hayır geceye kadar zaten görevdeyim 1-2’de eve geliyorum.’’
‘’Ya ne yapacağız öyleyse?’’
‘’Şimdi ben üstümü değiştireyim.Seninle birlikte gizli depoya gidelim.’’
‘’Gizli depo mu orası neresi?’’
‘’Yerini boş ver gidince görürsün küçük bir depo zaten ağaçların arasına gizlenmiş olarak duruyor.’’
‘’Vay be seni görmeyeli iyice çoşmuşsun.’’
‘’Eyvallah..’’dese de Cem.Aslında yardımı başkalarından almıştı.Cem ise bu anda yerinden kalkıp Aybars’a
‘’Hadi ben gidip giyiniyorum.Sen de keyfine bak.’’
‘’Tamam sen hallet de gel.’’der Aybars.Cem ise içeriye girer.Aybars’ta kalkıp evin salonunda dolanıyordu.Bir fotograf görünce birden durur olduğu yerde.Fotograf ise vitrinin içinde duruyordu.
‘’Fotoğrafta ise Cem ve yanında bir bayan vardı.Aybars fotoğrafı merak ederek vitrinin camını açıp fotoğrafı alır eline.Bir şeyler arıyormuşcasına bakar ;ama amacı sadece fotoğraftaki kadının kim olduğunu öğrenmek istiyordu.Fakat Cem’de bir anısının olduğunu anlar.Bunu üzerine açık olan vitrinin camının içerisinden fotoğrafı vitrine bırakıp camı da kapatır sonrasında.Biraz daha evi inceleyip dolandıktan sonra bir koltuğa oturup Cem’i beklemeye koyulur.
2 dakika sonra ise Cem polis kıyafetlerini giyip salonun önüne gelmişti.Aybars’ı arkası dönük bir koltukta otururken görür.Bunun üzerine arkadaşı Aybars’a der ki
‘’Hadi Aybars gidiyoruz.’’diye seslenince.Aybars hemen oturduğu yerden kalkıp döner Cem’e doğru.Ve Cem’i polis kıyafetlerinin içerisinde görünce şaşırır.
‘’Vay be Cem seni polis kıyafetlerinin içinde ilk kez görüyorum.’’
‘’Ee! Sen benimle buluşup istihbarat alış verişi yaparken kimliğim belli olmasın diye sivil giyiniyordun ya.’’
‘’Haklısın Cem…Boş boş durmayalım öyleyse de bir an önce çıkalım ve depoya gidelim.’’Aybars bir an saatine bakıp
‘’1 saatimiz var Cem.’’
‘’İyi.’’der sonra da ikili evden ayrılıp apartmanın önündeki Cem’in arabasına gelirler.İkisi de vakit kaybetmeden binerler arabaya. Bindikten sonra da Cem hızla arabasını çalıştırıp son sürat kullanarak evden depoya doğru gider yanındaki Aybars’la birlikte.

********************* ********************** *********************
Yarım saat sonra gizli deponun yakınlarındaydılar.Cem arabadan inmeden Aybars’a bakıp der ki
‘’Ben seninle gelmeyeyim.’’
‘’Niye?’’Cem kıyafetini göstererek
‘’Baksana üzerindeki kıyafete benim böyle yerlerde görünmem doğru değil.Yani kısacası gelemem.’’
‘’Peki ben bu depoyu bulabilecek miyim tek başıma?’’
‘’Bulacaksın hem deponun yedek anahtarını da sana vereceğim.İstediğin zaman uğrayıp ihtiyacını görürsün.’’
‘’iyi ver bakalım.’’Cem’de elini cebine atıp anahtarı Aybars’a verir.
‘’İçeride helikopter var mı?’’
‘’Olmaz mı en iyi, en son silah, bomba, mayın ve kesici alet ve de helikopter var.’’Aybars bir şey anlamayıp
‘’Ya sen bu kadar şeyi nasıl getirebildin dediğin yere.’’sorar Aybars’ta ama o an kapıyı da açıp çıkar.Cem tam gidecekken arabadan çıktıktan sonra Aybars arkadan der ki
‘’Ya neresi bu yer az kalsın unutuyordum.’’
‘’Ağaçlık yolu izle birbirine sık rastladığın bitişik duran ağaç görürsen işte orası depo olacak.’’
‘’Tamam da bu helikopter nasıl çıkacak depodan.’’
‘’Deponun neresinde…’’
‘’Girişte solda olacak en azından öyle hatırlıyorum.’’
‘’Sağ ol sana iyi görevler.’’
‘’Sana da başarılar.’’deyip Cem ayrılır Aybars’ın yanından.Aybars’ta geri dönüp ağaçlık alana bakar içinden der ki gördüğü manzara için
‘’İnşallah bubi tuzağı yoktur.’’deyip yoluna devam eder.Cebindeki tek silahıyla ilerledikçe ağaçlar iyice sıklaşıyordu.Bu tuhaflık Aybars’ın da dikkatini çekiyordu.

********************* ********************** ********************

O saatlerde Yıldırım ailesinin evinin önü ana- baba günü gibiydi.Televizyoncu ve gazetecilerle dolup taşmıştı evin bahçesi.Kalabalığın içinde ise Enver bey ve yanında da Fahri bulunuyordu.Hüseyin’in ölümüyle birlikte artık yanına Fahri’yi almıştı.İkilinin etrafındaysa 15 kadar koruma bulunuyordu.Korumaların hepsi de birbirinden farklı ve iyice yetişmiş bir haldeydiler.Enver Yıldırım’da gazetecileri uzaklaştırmak için küçük bir basın toplantısı yapıyordu.Bu yüzden gazetecilere bakarak der ki
‘’Arkadaşlar lütfen beni iyi dinleyin ve sizlere burada sadece olay hakkında bildiğim kadarıyla birkaç şey söyleyip buradan çekip ayrılacağım.’’dediği an herkes susup Enver Yıldırım’ın ağzından çikacak sözleri beklemeye koyulurlar.Enver ise konuşmasına basın toplantısına geçmişti bu sessizlik üzerine
‘’Sayın gazeteciler dün gece evimi korumak için bulunan 4 korumam yani güvenlik görevlisi öldürüldü.’’aradan çikan bir kadın gazeteci
‘’Bu saldırı da kimin ya da kimlerin bir parmağı olabilir?’’gazeteci kadın sorusunu bitirdiği an korumalar müdahale etmek isterler ;ama Enver hepsini durdurur.Sonra sorunun cevabı için
‘’Böyle birilerinin bana ve aileme saldırı düzenleyeceğini bilecek değilim ;ama şunu bilin ki benim düşmanım yok sadece iş dünyasındaki dostlarım var ve rakiplerim var.’’başka bir gazeteci ise
‘’Bu saldırıyı rakiplerim diye nitelendirdikleriniz yaptırmış olabilir mi acaba?’’
‘’Bunu bilemem ;fakat böyle bir şeyi iş dünyasında bulunan kimseden beklemem.Onun için 4 güvenlik görevlisini öldürüp onların kanlarıyla ölüm gelip seni bulacak diye birileri bir şey yapıyorsa bu o kişinin ya da kişilerin psikolojik bir bunalım içinde olduğunu gösterir.’’der.Aradan birkaç saniye sonra ise Enver
‘’Arkadaşlar polisler bu saldırıyı yapanları bulacaktır.Şimdilik herkese iyi günler.’’dileyerek ayrılır bahçeden.Yanına Fahri ve yeni koruması Sinan’ı da alıp eve doğru gider.Diğer korumalar ise de gazetecileri evden uzaklaştırıyorlardı.Polislerde bu arada işlerini yapıp Enver Yıldırım’ın korumaları ile gazeteciler arasında olay çikmasin diye uğraşiyorlardı.Üçlü ise eve doğru ilerlerken aralarında
‘’Enver şimdi ne yapacağız?’’     
‘’Her şey belli Fahri.Bize bu mesajı yollayan Aybars’tan başkası değil.Onu bulup bulduğumuz yerde de öldürecegiz.’’
‘’Nerededir biliyor muyuz?’’
‘’Onu bunu bilemem.O herifi bulacağız o kadar.’’Enver adamı Sinan’a dönüp der ki
‘’Aybars’ın yerini biliyor muyuz?’’
‘’Efendim olayı ögrendigimiz saatten beridir araştırdım.’’
‘’Geç bunları Sinan sonuç nedir sen bana onu söyle.’’
‘’Ağaçlık bir alanda olduğunu tespit ettik.’’
‘’Neresi bu ağaçlık yer?’’
‘’Belgrat ormanı yakınlarında bir yer.’’
‘’Belgrat ormanı mı değil mi böyle mi dedin?’’
‘’Uzantısında bulunuyor şu anlarda Aybars.’’
‘’Çok güzel öyleyse yeni dosttumuz ve bizimle çalismak isteyen İgor’u oraya yönlendir.Aybars’a bir sürpriz yapalım.Sen ne dersin buna Fahri?’’
‘’İyi fikir derim Enver’ciğim.’’Sinan ise
‘’Efendim adamı sağ mı yoksa ölü mü getirsinler?’’
‘’Sağlam istiyorum.Buraya sağlam gelsin ki onu güzelce bir işkenceden geçireyim onu.’’
‘’Peki efendim.’’diyerek Sinan ikilinin arasından ayrılır.Fahri ile Enver’de eve girip bir durum değerlendirmesi yapmaya çalisirlar.

******************** ******************** ******************

Aybars giderek yorulduğu için yavaş yavaş ilerliyordu ağaçların arasında.Artık depoyu bulmak için can atıyordu. Biraz daha ilerledikten sonra elini bir ağaca koyup dinlenmeye çalisir.Yere baktıktan sonra başinı kaldırdığı gibi bir anda birçok ağacın bir arada bulunduğu ve arada küçük bir boşluğun ve o boşlukta da bir kapının olduğunu görür.Şans eseri bulduğunu da düşünse de kulübeyi sevincinden hemen ilerleyip kapıya gelir.Anahtarla kapıyı aceleyle açıp içeriye girer.İçerisi karanlık olduğundan hiçbir şey göremez.Sonra aklına Cem’in dediği gelir.Ve sol tarafa bakıp ışığı düğmesini bulup hiç vakit kaybetmeden basar.Ve depo bu anda bir ışık selinin içinde kalır.Sanki festival alanını aydınlatır gibi deponun içi aydınlanır.
Sonra Aybars dikkat çekmemek için kapıyı hemen kapatır.Dönüp deponun tavanına baktığında açık olduğunu görür.Anlar ki ışık açılınca tavanda açılıyordu.Hemen deponun ortasına gelip apachee helikopterinin yanına gelir. Helikopterin güzelliğini ve şahaneliğini gördükçe daha da bakası geliyordu Aybars’ın.Bu helikopter en son modellerdendi.Aybars helikopterin üzerinden gözlerini alamıyordu.Aybars hiç durmadan pilot koltuğunun olduğu kapıyı açıp helikopterin içerisine girer.Çalistirabilir miyim düşünür kendi kendine.Aniden yerinden fırlayıp helikopterden dışarıya çikar gider.Kapıyı da kapatıp silahların bulunduğu rafların önüne gelir.Silahları görünce iyice şaşkına döner.
‘’Ulan Cem, sen bu kadar şeyi nasıl bulabildin hala şaşiyorum.’’der.Silahların yanında bulduğu boş bavulu uzi, akrep silahı, mf-3, magnum-s ve de otomatik taramalı olan Amerikalı askerlerin kullandığı g-p3’ten de alıp boş bavula koyar.En sonunda da birkaç el bombası ve kalem silahlarından da alır.Her silah için şarjörde aldıktan sonra ağzına kadar dolan bavulun fermuarını sıkıca kapatıp helikopterin arka koltuklarının olduğu camı açıp bavulu helikopterin arkasına koyar.
Sıkıntıdan ne yapacağını düşünür kendince.Yanında bulundurduğu Kerem’in telefonunu çikartip Halil’i arar.Halil ise o sıralarda Zafer’le birlikte televizyonun karşisına geçmiş kanaldan kanala atlayıp dolaşiyorlardı. Ve Aybars’tan da haber bekliyordular.Telefonun çaldigini duyunca hemen açar Halil.Zafer’de meraklanıp Halil’i dinlemeye koyulur.Televizyonun da sesini kısar bu arada Halil.
‘’Alo Aybars sen misin dosttum?’’
‘’Benim ya size iyi haberlerim var.’’
‘’Ne oldu yardım alabildin mi arkadaşindan.’’
‘’Alasını aldım Halil.’’
‘’Ee! Niye aradın ki şimdi beni.Bizi sadece haber vermek için mi aradın yoksa ya da başka bir şeyler mi var?’’
‘’Hayır.’’
‘’Ee! Adamı meraklandırma da söyle.’’
‘’Akşam saat 19:00 gibi Belgrat ormanın uzantısı olan yolun tarafındaki çevre yolun olduğu yere gelin ama sadece ikiniz tamam mı?’’
‘’Oraya mı gittin sen ta…’’
‘’Evet yardım sözünü aldım.Arkadaşim da beni buraya getirdi ;ama iyi ki de getirdi.’’
‘’İyisin değil mi bak bi ihtiyacın yok değil mi?’’
‘’İyiyim de sen dediğimi anladın değil mi?Adresi iyi anla ve aklında tut da unutma geleceğin yere.’’
‘’Ya biz oraya geliyoruz da sonra nasıl gideceğiz cephane yeterince var mı gittiğin yerde?’’
‘’Apachee helikopterle uçuracağız Enver denen pisliği.’’
‘’Apachee helikopter mi?’’
‘’Evet siz şimdi hazırlanın yedi de geleceğiniz yerde olacağım ve sizi arkadaşim beni getirdiği yere götüreceğim.’’ Şaşkın Halil ise
‘’Tamam.’’der.Aybars’ta telefonu fazla uzatmadan kapatır.Aybars bundan sonra biraz da hava almak için dışarıya çikar.O sırada dışarıda ağaçların arasında ve ağaçların gövdelerinin arkasına saklanmış olarak bekleyen 6 kişi vardı.Bu 6 kişinin lideri olan adam ve onun adamı aralarında konuşuyorlardı.
‘’İgor adamımız burada mı dersin?’’
‘’Sinan bize yanlış yer ve adam söylemez.’’
‘’İyi de adam buradaysa dalsak ya içeri.Birkaçımız ölse bile adamı yaralı olarak alırız.’’
‘’Olmaz Alexsandr.Bir adamımı bile vermek istemiyorum ben tamam mı?’’
‘’İşte senin bu sevdiğin adamların yüzünden belki adam her birimizi öldürecek.’’
‘’Bırak konuşmayı da bekle ve gözle yeter tamam mı?’’
‘’Ya İgor biz rus değil miyiz?Türkler gibi duygusal değiliz ve de öyle olmamalıyız tamam mı?’’
‘’Tamam öyleyse sen adamlara ne yapacaklarını söyle birazdan çikar adamımız.’’
‘’İyi.’’deyip Alexsandr, İgor’un yanından ayrılıp adamlara tek tek nerede duracaklarını ve ne yapacaklarını söyler. 6 kişiden 3’ü soldan diğerleri de sağ tarafı almıştı ve deponun çikisinin önündeydiler.Alexsandr ve İgor ise sağ tarafta bulunuyorlardı.Aybars ise hiçbir şeyden haberi olmadan kapıya yönelir.Tam açıyordu ki kapıyı ışığın açık kaldığını fark edip kapatmaya döner birkaç adım atarak.Bu durumu fark eden İgor ise adamlarına ruşça olarak seslenir ve der ki
‘’Atış serbest ;ama sakın deyiyim adamımızı öldürmeyin o bize sağlam lazım.’’der.İki taraftan gelen kurşunlarla Aybars ışığı kapatsa da kapıyı kapatamaz.Şaşkınlık içinde kalır ortalıkta.Bu içine düştüğü an için kendi kendine der ki
‘’Bunlar da kim şimdi Allah’ım.’’der.Şaşkınlıktan duraksar.Ama korunmayı da ihmal etmez Aybars.Kendince ne yapacağını düşünür.
‘’Ben saat 19:00’a kadar dayanamam ki bu sayılarını ve ne olduklarını bilmediğim adamlara karşi.’’der ama bu anda Halil ve Zafer’in de burayı bilmediğini düşünerek
‘’Ya bizimkiler en fazla yolun başina gelebilirler.Burayı da bilmezler ki onlar.’’der kendi kendine.Artık kapana kısıldığını düşünüyordu Aybars.Çabuk bir çare bulmazsa burada intikamını alamadan ve sonsuzluk meclisine giremeden hatta vatanı için çalisamadan ölebilirdi de.Dışarı da ise İgor adamlarına diyordu ki
‘’Hey kapı açık kaldı.Bu bizim için avantaj.’’der.Öte taraftan ise Alexsandr yanında bulunan iki kişiye
‘’Siz ikiniz önden gidin kapıya iyice yaklaşin…’’dediği an iki adam hemen kapıya doğru yönelirler.İgor bu ani ve sorumsuz davranışı görünce anlayamaz ve sadece bakar kalır.Adamlar öne doğru kapıya doğru ilerlerken Aybars içeride hala düşünüyordu.Sonra aklına nerede ve ne yapabileceği gelir.
‘’Ulen ben burada silah deposundayım.’’deyip kalkar.Arkada ağır silahlardan birisini alır.Yanında da birkaç şarjör alıp makineyi tam kapının açıldığı yere koyar.Düşmanlarının bu açıklıktan içeri girmek isteyeceğini düşünür.Artık silahın başina geçip adamları bekliyordu.Ortamda tam da bir kale kuşatması vardı.Aybars bu kuşatmayı dışarıda kaç kişi olursa olsun yarmak istiyordu.İki adamdan birisi öne geçip kapıya dokunup kapıyı kolundan tutup yavaşça aralar ama o an arkadan İgor ise
‘’Geri çek adamları yoksa biteriz.’’
‘’Olmaz.’’deyip rusça bağırıyordu İgor’a.İgor adamının emrini dinlemeyip bu işe kalkışmasına bir anlam veremiyordu.Biraz daha öne gelip Arkaya iki adamına durun işareti yapar.Kendisi de bir ağacın arkasına gelince durup Alexsandr’ın verdiği kararın sonucunu görmek istiyordu.Öndeki adam kapıyı açtığında karanlığın içinden yankılanan ve bir ışık huzmesi gibi saçan kurşunları göremez.Aybars’ta çildirmisçasina kurşunları önündeki iki adama boşaltıyordu.Dışarıda ise Alexsandr açıkta adamlarını beklerken Aybars’ın silahını yana doğru çevirip kullanmasıyla sağ bacağından yaralanır.Aniden yere de düşer Alexsandr.Ama silahını bırakmadan ağacın arkasına tekrar geçer.İgor’da böyle bir hatanın bu kadar da büyük ve kötü bir sonuç getireceğini düşünememişti ve şaşirmıştı adamlarının düştüğü duruma.
Aybars bir an için durup aldığı ön zaferi kutlar.Yerde iki ceset ve üzerlerinde 10’dan fazla kurşun yarası ve kan dolu bir hal vardı.Aybars ağır taramalı silahını bırakıp belinden çikardigi iki smith wesson silahla ilerlemeye başlar.İşin yarısı bitmişti kendisine göre.Aybars karşi tarafın ani şaşkınlığını fırsat bilip kapıya gelir.Dışarıya göz atıp 4 kişinin ağaçların arkasında saklandığını görür.Hiç durmadan karşi ateşe başlar Aybars.Alexsandr’ın arkasına kadar gelen İgor’u fark eder.Ve hemen ona doğru yönelir Aybars.İgor kurşunların yanından sinek vızıltısı gibi geçmesinden dolayı zik zak çize çize en sonunda da sendeleye sendeleye Alexsandr’ın yanına gelebilir.O da şaşkındı.Bir adamın kendilerini bu kadar da zorlayacağını beklemiyordu.Aybars, İgor ve Alexsanrd’a ateş ederken öte taraftan ateş açılır bir anda.Aybars hemen sola kaçıp bir ağacın arkasına gelir.O sırada İgor, Alexsandr’ın bulunduğu zor durumu görünce
‘’Ne oldu sana?’’
‘’Vuruldum ben İgor.’’
‘’Ben sana demiştim böyle bir şey yapma diye.Sorumsuzca davrandın sonucuna katlan şimdi.’’
‘’Haklısın İgor sana inanmalıydım.’’
‘’Daha yeni gelmiştik buradaki ilk işimizdeki ölümle burun buruna kaldık…’’
‘’İgor vücudumu çok sıcak hissediyorum.’’
‘’Korkma dizinden vurulan ilk adam sen değilsin.Hele önce şu adamı indirelim.Seni hastahaneye götüreceğim.’’
‘’O zamana kadar kan kaybından ölürüm…’’
‘’Ya hani sen cesurdun Alexsandr kız gibi ağlama.’’der.Öte tarafta İgor ve Alexsandr konuşurken diğer iki kişi de Aybars’ın silahından çikan kurşunlarla ölmüslerdi.Aybars ağacın yanından önce kendini savunsa da sonra adamların öne hamleleri ile iki adamı da ağaçların arkasına saklanmaya ulaşamadan öldürmüstü.Alexsandr bu olanlarla korkusu giderek de artmıştı.
Çatismanin olduğu alanın uzağında ve çatisma alanına göre yüksekte kalan tepede elinde dürbünle çatismayi izleyen bir dürbünlü silahla çatismayi gözleyen iki kişi ve arkalarında 10 kadar adam bulunuyordu.Sonra ikilinin yanına gelir Aras.
‘’Kerem daha ne bekliyoruz Aybars’ı kurtaralım.’’dürbünle çatismayi gözleyen Kerem dürbünü gözünden çekip Aras’a der ki
‘’Gereği yok yardım etmeye.’’
‘’Neden?’’diye sorar Aras.
‘’Gördüğüme göre çevrede hiç adam yok.Yerde 4 ceset var.’’
‘’Başka adam yok mu?’’
‘’Var ;ama onlarda iki kişi.’’
‘’Aybars onları öldürür mü?’’yandan Hakan gülerek
‘’Dördünü öldüren onları da öldürebilir.’’der.Aras buna karşilık gülerek cevap verir.Kerem ise yine de kardeşine yardım da bulunmak istiyordu.
‘’Ya biz yine de Aybars’a bir destek de bulunalım.’’Hakan ise
‘’Benim için sorun olmaz.’’deyip Kerem’e döner.
‘’Hadi Hakan yap işini o zaman…’’der Kerem.
Hakan ise hiç durmayıp silahını ateşler.Kurşun ise havada süzülürken İgor, Alexsandr ile
‘’Korkma oğlum adam tek başina.Biz iki o ise tek kişiyiz.’’
‘’Baksana ben yarımım.’’dediğinde İgor, Alexsandr’a bakarken kurşun beynine girer.Alexsandr’ın yanına düşer bir anda.Alexsandr ise bu ani hareketle birlikte şaşip kalır.Artık silahına iyice sarılıp kendisini öldürmeye gelen adamı beklemeye koyulur.Aybars’ta ne olduğunu anlamamıştı.Ve saldırının nereden yapıldığını da baksa da anlayamadı. Ama karşisında birkaç kişinin olduğunu da biliyordu.Saldırıyı açanları dost gibi görmeye çalisiyordu kendince. Çünkü bu saldırıyı yapanlar kendisini değil bir başkasını ve düşmanlarını vurmuştu.Aybars2ta bunu görüp son kalan birkaç adama doğru hınçla gider.Tepede ise Kerem, Hakan’a
‘’İyi bir iş çikardin dosttum…’’Hakan silahını özel çantasina koyuyordu o an.
‘’Çıkartacağım tabi.5 yıl abinin yanında bulundum ondan bazı şeyler ögrendim.’’
‘’Üstüne Salih amca da yardım edince tam oldun.Ham iken güçlü birisi oldun.’’
‘’Herhalde.’’der.Aras ise
‘’Dostlar bunu bırakın da şimdi ne yapıyoruz buradaki işimiz bitti herhalde.’’Kerem kesin ve net bir çizgiyle
‘’Dönüyoruz…’’
‘’Tamam da Aybars ne olacak biliyorsun.Akşama operasyona gidiyoruz hadi.’’
‘’Biliyorum tabi ki de.’’
‘’Beklemeyeceğiz değil mi?’’
‘’Herhalde.’’der Hakan.Kerem sakin olmaya çalisiyordu.Konusu geçen kişi abisiydi ve de kanından birisiydi.
‘’Yardıma başladık artık 9 yıl önce.Bunu tamamlayalım.’’
‘’Olur Kerem’de nasıl yardım edeceğiz istersen Enver’i koruyan 45 adamı da kesip biçeriz.’’
‘’Gereği yok.Hem abim her şeyin bu kadar kolay olmasını istemez.’’
‘’Peki nasıl olacak?’’der Hakan.
‘’Abimler helikopterle çatiya yani terasa indiği anlarda susturucu silahlarla.’’der.Bir an durup Aras’a
‘’Elimizde kaç adam var?’’
‘’İstemediğin kadar.’’
‘’O zaman 30 adam ve biz üçümüz girip dışarıdaki ne kadar adam varsa tek tek öldürürüz.’’
‘’Güzel o zaman akşama iş bizi bekliyor.’’
‘’Tabi ki de Hakan.’’der Aras ise arkaya dönüp adamlara
‘’Gidiyoruz çocuklar şimdi çatismadik ;ama akşama istemediğiniz kadar düşman olacak.’’der.Adamların hepsi de aynı anda
‘’Olur abi.’’diye bağırıp susarlar.Sonrasında ise toplanıp ayrılır.Kerem’ler ve tepeyi boşaltırlar.Aybars ise avını yakalamıştı.İki elinde de silah vardı ama ikisini de bir eline alır sonra da boş eliyle Alexsandr’ı yakalar.
Alexsandr’ın elini büküp silahı alır.Artık elinde üç silahı vardı. Ama birini beline sokar.Elinde tuttuğu iki silahla adama Alexsandr’a bakıyordu.Alexsandr’da artık hal kalmamıştı.Cevap verecek durumu da yoktu.Yani işlerinin bu kadar da çabuk bitmesine üzülüyordu.Aybars’ta adamın kanlar içinde kalışına bakıyordu.Ve adama doğru der ki
‘’Kalkamıyorsun ha…’’der.Alexsandr iyi olmayan türkçesini kullanmayıp rusça der ki
‘’Ne olur beni öldürme.’’diyordu adam.Aybars karşisındakinin rusça konuşması üzerine bildiği 6 dilden birisi olan rusçayla
‘’Beni öldürme diyorsun demek ha!’’Alexsandr bu tanımadığın adamın rusça bilmesine şaşirsa da konuşmaya çalisir güçlükle.
‘’Beni öldürme demekten başka diyecek halim yok.’’
‘’Geç bunu sen bana adını bağışla bakalım.’’
‘’Alexsandr.’’
‘’İyi Alexsandr şimdi de seni buraya kim yolladı obu de bakalım sen bana.’’
‘’Enver Yıldırım.’’Aybars bu ismi duyunca iyi bir iç çekip
‘’Vay demek Enver ha!’’
‘’Evet.’’
‘’Niye yolladı seni ve diğer adamları.’’
‘’Seni öldürmemiz için.’’
‘’Güzel.’’
‘’Güzel mi korkmuyor musun ondan?’’
‘’Hayır korkacak bir şey yok ki korkayım Enver’den.’’Aybars artık alışmıştı ölümle savaşmaya.
‘’Benden her şeyi ögrendin herhalde.’’
‘’Evet doğru dedin.’’
‘’Peki şimdi bana ne yapacaksın?’’
‘’Görürsün şimdi.’’der.Alexsandr artık sadece bekliyordu Aybars’ın ne yapacağı konusunda.

30 dakika sonra ise Aybars üstünü başinı değiştirmiş bir halde depodan dışarıya çikar.Kapıyı da kilitleyip saatine bakar.
‘’Vay be daha saat 12:00 olmuş.’’der.Sonra da yol koyulup 19:00’a kadar İstanbul’u gezip tozmaya çalisacakti. Alexsandr ise depoya epey uzakta bir yerde ağaca asılmış bir halde duruyordu.Aybars, Alexsandr’ı bulduğu yerden epeyce bi sürüklemişti.Alexsandr ise kanlar içinde kalmıştı ve kan izleri de tüm ağaçları ve ormanı epeyce bi sarmıştı.Aybars ise sonrasında Alexsandr’ı ayaklarından ve ellerinden bağlayıp en sonunda da gözlerini bağlayıp bulduğu bir iple önce biraz işkence yaptıktan sonra asmıştı.Alexsandr isyan etse de bağırıp, çagirsa da ölümü tatmış olmuştu artık.

********************** ********************* ********************

Saat akşamın 7’si olmuştu.Aybars çatisma sonrası baya bi dolanıp kafa dağıtmıştı.Bu dolanması sırasında da 10 yıl aradan sonra olsa bile İstanbul’un tadını çikarmisti bu kadarlık kısa bir zamanda Aybars.Arkadaşlarıyla buluşacağı yolun bir kenarına çökmüs oturuyordu ve arkadaşlarının gelmesini bekliyordu.Aybars gelip geçen arabalara bakıp hangisinin içinde arkadaşları var diye tahminde bulunmayı da ihmal etmiyordu.Bunca sorunla uğraşsa da yine de kendisine eğlence verecek bir şey bulabiliyordu.Ama kısa bir süre sonra arabaların içinden birisinin yolun kenarına yaklaşip Aybars’ın önünde durmasıyla birlikte Aybars beklediği misafirleri gelmiş olur.Halil ve Zafer hemen arabadan inerler ve dostları Aybars’ın yanına gelirler.Aybars dostlarının gelişine sevinse de gelmelerinin neden bu kadar uzun sürdüğünü merak etmiyor değildi.Bunun üzerine arkadaşlarına der ki
‘’Nerede kaldınız ya bunca saattir?’’Halil önden geliyordu.Soruyu duyduğu için
‘’Yol uzun bir de trafik var ne yapalım elimizde değildi.’’
‘’Anladım.’’
‘’Neyle gideceğiz Aybars şu Enver denen lavuğa.’’
‘’Bu ağaçlık yolu takip edeceğiz.’’o sırada konuşmaları dinleyen Zafer ise
‘’Bu yolun sonunda neyle karşilaşacağız.’’
‘’Depo ile…’’
‘’Ne deposu bu ya…’’
‘’Cephane gibi silah mühimmatının bulunduğu bir yer.’’
‘’Böyle bir silah deposunu arkadaşin mı verdi sana söyledi.’’
‘’Evet.Sağ olsun çok yardımcı oldu.’’Halil dönüp ağaçlara bakınca karanlığa doğru gideceklerini görür.
‘’Bu karanlıkta bu ipsiz sapsız yerde nasıl bulacağız bu depoyu.’’
‘’Herhalde işaretler koymayı unutmadım.Koyduğum işaretlere göre yolumuzu devam ettireceğiz.’’
‘’Ne tür bi işaret bunlar Aybars?’’
‘’Bazı ağaçlara numara yazdım beyaz boya spreyi ile.’’
‘’İyi düşünmüşsün ama ya silinmişse.’’
‘’Ben her ihtimali düşünmeye çalistim.Bu sprey kolay kolay silinmez.’’
‘’Anlıyorum seni Aybars.’’diye söylenir Halil.
‘’Daha ne bekliyoruz çocuklar.’’Halil ve Zafer ‘’tamam.’’demesi üzerine üçlü karanlığın içine doğru Aybars’ın iç cebinden çikardigi bir fenerle birlikte ilerlemeye başlarlar.

1 saat sonrası baya bi yol almışlardı.Aybars dostlarını numarayı son koyduğu ağaca bakar.Sonra arkasında duran ikiliye dönerek
‘’Geldik arkadaşlar.’’der.Halil ve Zafer ise önlerinde duran birbirine sıkıca bağlanmış gibi duran ağaçlara bakakalırlar.Halil toparlanıp
‘’Oğlum burası da ne böyle tamamen gizli bir yer.’’
‘’Ne olacak benim bazı tanıdıklarım da böyle iyi.’’
‘’İyi de sadece giriş görünüyor.’’
‘’Açarız.’’der ikiliyi arkasına takıp kapıya gelirler.Aybars deponun kapısını açtığında önce Halil sonra da Zafer karanlığa doğru bakarlar.Sonrasında ise Aybars soldaki ışık düğmesine basıp ışık yanınca üstelik bir de deponun tavanı açılmaya başlayınca Halil ve Zafer bu iki olayın aynı anda nasıl olduğuna şaşarlar. Ama karşilarında son model ordu helikopteri olan Apachee duruyordu.
Aybars arkadaşlarının hayret içinde kalmasına bakar öncelikle.Halil ise helikoptere baktıkça bakası geliyordu böyle dünya şahanesi olan helikoptere.Halil ve Zafer’in karşisında duran tam bir savaş harikalarından birisiydi.
‘’Aybars arkadaşin bunu nasıl etmiş ya polis haliyle.’’
‘’Ben de bilemiyorum nasıl temin ettiğini ama iyi ki temin etmiş bu gün çok çok işimize yarayacak.’’
‘’Haklısın iyi ki karşimızda ve bizler de buradayız.’’Aybars yerinde duramayıp arkadaşlarına der ki
‘’E! Durmayın öyle ya.’’der.İkili ise hemen helikopteri incelemeye koyulurken Aybars’ta önce kapıyı kapatır sonra da silah bölümünden aldığı iki m-40 silahından getirir Halil ile Zafer’e.Halil eline gelen m-40’ı görünce
‘’Vay be burada her şey varmış vallahi.’’
‘’Olmaz mı bunlar sizin.Burasını Cem bize tahsis etti ki ona göre geldik buralara.’’Halil silahı aldıktan sonra
‘’Peki geri getiririz değil mi?’’
‘’Getirmeliyiz.Çünkü silahlar bize ait değil şarjör gitse sorun olmaz.Hem helikopterin içinde bir bavul dolusu silah var.’’
‘’Baya bi hazırlıklı gideceğiz Enver’in evine herhalde.’’
‘’Başka ne yapabiliriz ki orada 40 kadar koruma var.Onlarla bir, iki silahla mı mücadele edecektik.’’
‘’Doğru da eve tepeden ineceğiz de behçedeki adamlar ne olacak.’’
‘’Önce içeridekileri halledelim sonra dışarıdakiler bizimle uğraşmaya vakti bile olmayacak.’’
‘’Peki bu Yıldırım’ların diğer aile üyeleri ne olacak onları öldürecek miyiz?’’
‘’Tabi ki de öldürmeyecegiz.’’
‘’O zaman daha fazla beklemeye gerek yok.’’
‘’Doğru dersin öyleyse siz ikiniz helikopterin arkasına geçin.’’der.Sonrasında ise Halil soldan, Zafer’de sağdan helikoptere binerler.Aybars ise helikopterin ön kısmına biner.Yan koltukta bulunan bavulu alıp arkaya Halil’e verir.
‘’Alın çocuklar bavuldan istediğiniz silahı, bombayı alın.’’
‘’Sağ ol Aybars.’’der Halil.Zafer ise
‘’Bakıyorum da Enver ve Turgay için her şeyi hazırlamışsın.’’
‘’Hazırlamayım da ne yapayım.Adamlar da o kadar koruma koymasaydı ne yapayım.’’
Aradan 2-3 dakika geçer.Sonra ise Aybars helikopterin ayarlarını yapıp çalismasi için hazırlar.Arkaya dönüp
‘’Sıkı tutunun biraz sonra uçuyoruz arkadaşlar.’’demesi üzerine ikili hemen bu uyarıyı dikkate alarak kemerlerini takarlar.Kapıları de sıkıca kaparlar.Ve gece operasyonu için son hazırlıkları da tamamlayıp Yıldırım rezidansına doğru havalanıp yola çikarlar.Artık Aybars’a göre Enver’in sonu gelmişti. 10 yıl önceki Enver’in dediklerini aklına getirir.Enver’in dediklerini düşünerek içinden bu sözlere cevap alarak
‘’Emin ol Enver şu an bu saatlerde her ne yapıyorsan bil ki bu senin son yaptığın şey olacak.’’diyerek hem kendini motive eder.Hem de intikam yeminini tekrar etmiş olur.
Aradan geçen 20 dakika içinde saat 22:00 gibi Aybars’lar, Enver Yıldırım ve diğer aile üyelerinin kaldığı eve iyice yaklaşirlar.Arka sol koltukta oturan Halil, Aybars’ın omzuna dokunup der ki
‘’Aybars eve yaklaşiyor muyuz artık?’’Aybars omzuna gelen eli fark edip Halil’in sorduğu soruya
‘’Ne oldu ki?’’diye cevap verir.
‘’Baksana aşağıda adam kaynıyor.’’
‘’İyi de ne diyeceksen de yolumu şaşirmayayım.’’
‘’Adamlar helikopterin ışığı ile bizi fark edebilir diyorum.’’
‘’Haklısın.’’der Aybars, Halil’e.Halil’in dediğini hemen uygular ve helikopterin ışıklarını kapatır görünmemek için.Sadece ön kabindeki cihazların küçük ışıkları yanıyordu.Bu ışıkları da korumaların görmesi imkansızdı.Aybars’larda bu sayede gecenin karanlığını da yanlarına alarak rezidansın terasına doğru yol alırlar.
Helikopterin sesininde fazla olmayışı sayesinde rahat bir iniş yaparlar.Fakat Aybars’ların beklemediği sürpriz misafirler vardı.3 koruma helikopterin indiğini görüp helikopterin indiği yere doğru yaklaşiyorlardı.Aybars’lar ise hiçbir şeyden haberi olmadan silahlarına sıkıca tutunup çikacaklardi.Bavulda Halil’in yanında duruyordu.O an ani ve baskın gibi olan saldırı başlar birdenbire. İlk kurşun Aybars’ın bulunduğu cama çarpar.Adamlar görür ki helikopterin camları kurşunlar karşisında kırılmıyordu.Aybars’ta bu ani saldırıya şaşirsa da camların kırılmayışına sevinerek arkaya döner.Halil’in gözlerinin içine bakarak
‘’Helikopter bile bizimle ya.’’
‘’Nasıl ya?’’
‘’Adamlar sıkıyor ama camlar kırılmıyor.Şimdi siz arkadan çikin ben burada kalmak zorundayım.’’
‘’Neden kalıyorsun ki burada?’’
‘’Saldırı önden geliyor ve ben burada kırılmayan camla güvendeyim.Siz arkadan çikin ki dışarıda da bir güvenimiz olsun.’’
‘’Tamam bavulu ne yapayım.’’
‘’Burada kalsın siz dışarıyı boşaltınca ben bavulu yanıma alıp çikartirim.’’demesi üzerine Halil yanına Zafer’i de alıp dışarı çikarlar.3 korumadan biri sola, diğeri de sağa doğru gidiyordu.Aybars bunu bilerek sağ camı hafifçe açıp arkadaşlarına der ki
‘’Dikkatli olun adamlar açılarak saldırmayı planlıyor.’’bunun üzerine Halil ve Zafer tamam işareti yaparlar ve saldırı pozisyonuna geçerler.Sonrasında ise Halil, Zafer’i helikopterin arkasından dolaştırır.Kendisi de helikopterin ön dışa doğru olan çikintisina doğru gelip karanlıktan da faydalanıp kendisine doğru gelen korumaya hiç durmadan 3 defa sıkar üst üste.Koruma m-40’ın yarattığı etkiyle göğüs kafesine doğru aldığı iki kurşunla geriye uçar ve yerde öylece kalakalır.Zafer’de helikopterin arka kanadına tutunup kendini yerden soyutlayıp gelen korumaya doğru silahını da kendisine doğru çekip uçan tekme atar hiç de beklenmedik bir anda.Adam yere düşünce diğer adam da eğilmiş bir halde silahını da Zafer’e doğrultup ateş etmeye hazırlanıyorken diğer tarafta helikopterin ön dış kısmına kendini gizleyerek korumalarla çatisan Halil, Zafer’in durumunu görerek hiç beklemeden adamdan önce ateşler silahını.Adamı sol omzundan vurup yere düşürür Halil.Bu hareket üzerine Halil’de, Zafer’de rahatlar.Ve ikili kalan iki adamın üzerine çökerler karşi saldırı gelmeden.Aybars’ta bavulu sırtlayıp dışarı çikar helikopterden.Hemen arkadaşlarının yanına gelir.Ama arkadaşlarının adamları önce sorgulamaya çalistigini görür.Bunun üzerine sıkıntılarla uğraşmak istemeyerek önce Zafer’in çöktügü adamın sonra da Halil’in başina çöktügü adamın kafasına tek kurşun sıkarak terasın alt katına ve katlarına geçmek için çati kapısına doğru ilerler.Arkada kalan Halil ise Aybars’a bağırarak der ki
‘’Ne yapıyorsun sen ya adamlara?baksana sorguluyorduk herifleri.’’Aybars giderek ardına bakmadan
‘’O adamları niye sorgulayalım önemli olan kişi benim için Enver ve kardeşinden başkası değil.’’deyip ilerler.Çaresiz kalan Halil ve Zafer silahlarını alarak arkadan gelip Aybars’a yaklaşirlar hızlıca.Aybars ise kapının kilidini tek kurşunla parçalayıp çatidan eve girer.Rezidans gibi olan ev aslında büyük bir villayı da andırıyordu ve 3 katlıydı.O sıralarda ise Kerem ve yanında getirdiği 32 adam aynı anlarda villanın bahçesinde kademeli olarak bahçedeki Enver Yıldırım’ın korumalarına doğru silahlarını doğrulturlar. O an Kerem’in yanına gelen Aras ise
‘’Nereden başlıyoruz Kerem?’’
‘’Her yerden…’’
‘’Her yerden mi biraz kademeli olsak olmaz mı?’’
‘’Her yerden başlamakta bir kademedir.Biz şu an ne savaşi verecek gibiyiz Aras.’’Aras şaşkında olsa
Kerem’e bakıp
‘’Cephe savaşimı yoksa.’’
‘’Aynen öyle ve şimdi biz ve 32 adamımız Enver’in adamlarına bir taarruz başlatacak.Yani temizleyecek.’’
‘’Olur mu bu Kerem?’’
‘’Olur hem de öyle güzel olur ki tadından yiyemezsin.’’der Kerem ve o an yanına çagirdigi 10 adamı alıp öne doğru ilerler.Soldan Aras 10 adamla, sağdan da Hakan kalan adamları alıp çatismaya ve baskın gibi olan taarruza başlarlar.Artık gece Enver ve adamları için hiçte iyi geçmeyecekti.Kerem’in önderliginde aynı M.Kemal Atatürk gibi ülkenin bir düşmanı olan Enver’e karşi aynen büyük taarruzu uyguluyordu. Kerem ve diğerleri önlerine kim çiktiysa hiçbir acıma duygusu ya da merhameti olmadan öldürüp durdular.
Dışarıda bunca kıyım varken içeride ise Aybars bavulu ile bir duvar kenarındaydı.Yan duvara bakar ve o duvarda da Zafer bulunuyordu.Halil ise önde merdiven basamaklarındaydı.Aybars bir an için bavulu Zafer’e uzatıp öne fırlar.3.kattaki 6 odadan ikisinin kapısı açıktı.Zafer koridoru, Halil’de ikinci kattan gelebilecek birisi ya da birilerinin saldırısı olmasın diye durup bekliyordu.Aybars ise ilerleyip ilk odaya bakar ama odada kimsecikler yoktu.Çikip iki yandaki odaya gelir yavaşça.Duvara dayanıp oradan odanın içine bakar.Odada üç kişi bulunuyordu.Aybars adamları gördüğü gibi hemen geri çekilir.Halil’e sesini kısarak seslenir.
‘’Halil sen hafif çekil beni ve Zafer’i koru.’’
‘’Tamam da niye Aybars?’’
‘’İçerisi kalabalık üç kişi var.’’
‘’Anladım Aybars.’’Merdivenin başina gelir.Arkadan Zafer’de gelir.Aybars görünmeden karşiya geçer.Zafer’e bakarak
‘’Sen önden gir hiç durmadan sık tamam mı?’’
‘’Tamam.’’diye onaylar Zafer, Aybars’ı.Zafer hemen öne fırlayıp eğilir ve odadakilere ateş etmeye başlar. Aybars’ta arkadan girip üstten silahını ateşler.3 adam odada kumar oynarken Aybars ve Zafer’i görse de yaralar ile ölerek masada kalırlar.Bu onların ölüm kumarı olmuştu.Ama bu seferde yanlarda bulunan 2 odadan 4 kişi çikar.Öte taratan da bir adam merdivenden yukarıya çikiyordu.Halil kendi kendine
‘’Ulan ben bunların hangi birine saldırayım ki.’’der ve geriye yere uzanıp sağdan gelene ters baksa da ateşler silahını.Sonra Aybars dışarı çikinca soldaki adamları fark eder.Arkaya bir adım atıp Zafer’i durdurur.Zafer ise bir şey anlamayıp
‘’Ne oldu ya?
‘’Ne olacak 4 adam var dışarıda ama 5’ti birini Halil halletti.’’
‘’Biz ne duruyoruz o zaman Aybars.’’deyip öne atılır Zafer.Öne doğru balıklama atlayıp Merdiveni sırtına dayar.Ama sağdaki tek kalan adamın silahından çikan kurşunlardan birisi Zafer’in midesine saplanır. Ve Zafer yavaşça yere yığılır kanlar içinde kalarak yatar yerde.Aybars ve Halil ise arkadaşlarının bu ani saldırı çikisindan sonra vurulup kanlar içinde yerde kalmasına şaşirırlar.Aybars arkadaşinı kaybetmekten korktuğu için kendisini göstermeden elini çikarip sağa doğru ateş açar.Adama bakmadan rastgele ateş etse de adamı 3 yerinden sağlamca vurup yere serer arkadaşinı vuranı.
Sonra da ani çikis yapıp elindeki silaha sıkıca sarılıp kurşun yağdırır karşisındakilere. Saldırıyı başlatan adamlar ise bu ani karşi saldırıya karşilık veremeden can verirler.Sonrasında da Aybars, Zafer’in yanına gelip çöker.Halil’de merdiven başinda aşağıdan gelen adamı vurup diğerlerini korumayı sürdürür.Ama aklı hala arkadaşi Zafer’deydi.Aybars, Zafer’in durumunun ağır olduğunu görüyordu.Aybars boş durmayıp gömleğini yırtıp Zafer’in kanlar içindeki midesine bastırıp kanı durdurmaya çalisir.O an öte tarafta Halil, Aybars’a
‘’Durumu nasıl Zafer’in?’’
‘’Çok zor iki kurşun girmiş bedenine.Biri midede diğeri de midenin biraz üstüne saplanmış kalmış durumda.Ama bir yandan da o kurşun kalbe de yakın.’’Halil bir anda düştüğü boşlukla
‘’Ne olacak Zafer’e?’’
‘’Kanı durdurmaya çalisiyorum.’’
Halil bir cevap vermez.Ama o sırada 2.katın salonunda toplanmış televizyon izleyen Yıldırım ailesi üyeleri silah sesleriyle irkilip kalırlar bir anda.Enver hemen kardeşi Turgay’ı da yanına alıp yakın korumaları olan Sinan’ın yanına gelirler.Sinan ise yanında bulunan 4 adamla 1.katın merdiven başindaydılar.O an Enver Yıldırım
‘’Sinan çabuk gel yanıma.’’der.Bunu duyan Sinan 4 adamı da alıp 2.kata gelir.Enver Beyin yüzündeki endişeyi görüp
‘’Ne var beyim?’’
‘’Az önce yukarıdan ve dışarıdan silah sesleri duyduk neler oluyor?’’
‘’Hemen adamları yollar icabına bakarız efendim.’’
‘’Olur da önce bir adam aileyi 2.katta bulunan gizli sığınağa götürsün.’’
‘’Derhal efendim.’’der Sinan yanında duran Metin isimli adamı getirip
‘’Metin bunu halleder efendim.’’Enver, Metin’in yüzündeki ifadeye bakarak der ki
‘’Annem, karım ve iki çocugum hatta kardeşimin karısı ve çocugu sana emanet artık bu önemli emanetlere sahip çikabilecek misin?’’
‘’Bunu yapacağıma inanıyorum efendim.’’O an Sinan araya girip
‘’O nasıl söz efendim biz varken size bir şey yapamaz gelenler.’’
‘’Olsun Sinan yine de söyleyeyim ben.Bize bir şey olsa da olmasa da ailemdekileri yaşatacaksın Metin.O yüzden bana söz ver Metin.’’Metin korkulu gözlerle patronuna bakıp birkaç saniye düşündükten sonra
‘’Tamam efendim söz veriyorum size ve kardeşinize.’’Enver’de hemen arkaya dönüp aile fertlerine bakıp
‘’Hadi toparlansın Yıldırım ailesi hemen ama.Gizli sığınağa gidiyoruz.’’Enver’in annesi Hülya hanım ise Enver’in deyimiyle Hülya Sultan bu sığınağa gitme fikrine karşi çikip
‘’Ne oluyor oğlum bu gelenler de kim, biz niye sığınağa gidiyoruz?’’
‘’Anne şu an ne olur konuşma ve acele et.’’
‘’Ama oğlum bunu bilmek durumu anlamak hakkım.’’
‘’Anne şu işten bir kurtulalım söz her şeyi anlatacağım sana.’’
‘’Söz mü Enver’im?’’Enver endişeli gözlerle annesine bakarak
‘’Söz anneciğim.’’der.O an tüm aile fertleri Metin’in yanına gelip onunla sığınağa giderler.Enver kardeşi ve de kalan 4 adamına bakarak
‘’Sinan sen iki adamını alıp yukarıya çikiyorsun.’’
‘’Peki efendim de dışarıdan destek alsak olmaz mı?’’
‘’Aferin Sinan iyi düşündün bunu.O zaman kalan adam dışarıya gitsin ve yardım getirsin.’’
‘’Tamam.’’der Sinan ve adamını yollar dışarıya.Enver ise devam ediyordu.
‘’Ben ve kardeşim de merdiven başinda olacağız silahlarımızla birlikte.’’
‘’Olur efendim.’’Sinan sonrasında yanına aldığı iki adamla merdivene gelir.Yukarıda merdiven başinda olan Halil adamları görünce hemen geri çekilip Aybars’ın yanına gelir.Aybars ne olduğunu anlamayıp
‘’Niye geri çekildin ki Halil görmüyor musun Zafer’le uğraşiyorum ben.’’
‘’Tamam da 3 adam geliyor alt kattan.’’
‘’Ne daha fazlası da dışarıdan gelecektir.’’
‘’Doğru ama şimdi ne yapacağız geri mi çekilecegiz yani Aybars.’’
‘’Tabi ki de hayır.’’
‘’Yapma Aybars eğer çekilmezsek hepimiz birden ölürüz bu cehennemde.’’
‘’Çekilirsek biz de Zafer’de kolayca ölür gider kaçamayız artık Zafer bu durumdayken.’’
‘’Ne yapmayı öneriyorsun öyleyse Aybars?’’
‘’Çatışıp arkadan gelen yardıma kadar zaman kazanacağız.Sonrasında da zaten kaçmış olacağız.’’
‘’İyi ben o zaman siper alayım çabucak.’’
‘’İyi olur.Ben de Zafer’i bir odaya çekip tedavi edeyim.Senin kurşunun biterse o zaman ben gelip saldırırım.Sen de Zafer’e bakarsın.’’
‘’Tamam.’’der Halil ve hemen bir adım öne atıp ama adımını attığı gibi karşi taraf onu görür hemen de saldırıyı başlatır.Halil bir an çekilmeseydi kurşun beynini parçalayıp geçecekti.Mecburen çekilip durur. Aybars’ta işlerinin zor olduğunu artık anlamıştı bu durumdan sonra.Sinan hızlıca merdiven basamaklarını çikip adeta havada süzülerek koridora girer.Arkadaki iki adam ve Turgay hiç durmayıp hem ateş ediyorlardı hem de ilerliyorlardı.Halil ise bu duruma bir karşilık veremiyordu.Aybars odadan Halil’e
‘’Çekil Halil sen Zafer’e bak ben onları hallederim ve de durdururum.’’deyip öne adım atar.Halil ise tam geri geliyordu ki koridorun başinda duran Sinan silahını art arda ateşler hiç de gözlerini bir kere bile kısmadan.Halil sırtına 3 kurşun alıp dizlerinin üstünde yere kapaklanır.Aybars adamı gördüğü gibi belinden silahını çekip tek kurşun atar.Kurşun havada süzüle süzüle ilerler ve Sinan’ın beynine saplanır kalır.Sinan’da yüzündeki bu ani ölüm şaşkınlığıyla yere yığılır kalır ölerek.Sinan boş gözlerle bakıyordu havaya.Aybars ise Halil’in yanına yaklaşip
‘’Bir şeyin var mı kardeşim?’’diye sorar.Halil son nefesini verirken
‘’Sen beni ve Zafer’i bırak ve kaç git bizler buradan çikamayiz zaten.Yoksa bizim yüzümüzden sen de öleceksin.Git başka zaman al intikamını.’’Ve başi bu sözden sonra sola düşer ve Halil ölür.Aybars arkadaşlarını kaybettiğinden dolayı sinirinden kendini tutamayıp hemen gidip bavuldan iki akrep silahı alıp Tam döner 2 adamı merdiven başinda görür.Artık hiç beklemeden silahlarını ateşler ve adamlar geriye uçup duvarda canlarını teslim ederler.
Turgay ise karşisında duran delirmiş adamı durdurmak için silahını ateşlese de kurşun Aybars’ın sol kolunu sıyırır gider.Aybars buna aldırmadan ilerler.Aybars acı hissetse de biraz olsa yine düşmanlarından biri olan Turgay’a iki silahınında şarjörünü boşaltır.Turgay ise aldığı 15’ten fazla kurşunla merdivende yığılıp sonra da merdivenden aşağıya yuvarlanarak 2.kata düşerek ölür.Tam da Enver’in önüne düşerek ölür Turgay.Enver kardeşinin kurşunlar yumağının içine düşerek düşüşüne ve haline şaşirır kalır.Bunu ona kimin yaptığını da merak ederek hırslanmaya başlar.Yukarıda ise Aybars önce kullandığı 3 silahı bavula sonra da Zafer ve Halil’in silahlarını toplayıp onları da bavula atar.Daha sonra da uzi silahından bir tane alıp bavulu da duvar dibine bırakır.En sonunda da Aybars öç almak için aşağıya doğru iner.Enver ise aşağıda hemen balkona yardım geliyor mu diye balkona çikip dışarıya bakınır.Dışarıya baktığında ise bütün adamlarının yerde ölü bedenleriyle kaldıklarını görür.Enver Yıldırım bu tabloyu görünce içten içe der ki içinde kaldığı zor duruma.
‘’Ulan bu Aybars destek falan mı alıyor yoksa.’’der.Sonra bir kurşun yanından geçip Enver’in şaşkın bakışları altında kurşun duvara saplanır kalır.Enver’de hemen yere yatıp salona geri döner.Geri döndüğünde ise karşisında dimdik duran Aybars’ı görür.Aybars Enver’in elindeki silahı görerek
‘’Bırak o silahı da Enver seninle bir güzel konuşayım.’’dese de Aybars.Enver tam bırakacakmış gibi yapıp silahını ateşlemeye çalisir ama erken davranan ve Enver’in yapacaklarını fark eden Aybars hemen silahını ateşler.Ve de Enver’i önce sağ elinden daha sonra da sağ diz kapağından vurup yere düşürür.Enver ise yerde acı içinde aldığı yaralardan kıvranıyordu.Enver’in silahı ise çok uzaktaydı.Aybars’ta Enver’e yaklaşip sonra da eğilip
‘’Bak Enver artık son duanı etmenin vakti geldi.’’
‘’Ben yerinde olsam böyle söylemezdim.’’
‘’Ne biçim herifsin sen Enver ya.Şerefinle ölecegine hala benimle Pazarlık etmek istiyorsun.’’
‘’Demek hedefimi anladın.’’
‘’Seninle Pazarlık etmem Enver.Hele de seni bu halde bulmuşken.’’
‘’Peki sana desem ki peyce and brother hood örgütünü yani iyilik hareketinden hiç bahsetmiş miydim?’’
‘’Neymiş bu örgüt?’’
‘’Türkçesi barış ve kardeşlik olan bir iyilik adı altında savaşları çikaran, Amerika’nın çikarlari doğrultusunda kaçak ve gizli olan her şeyi yapan bir örgüt yani.’’
‘’Demek şu koca Amerika’nın savaşları oluşturmasında, petrolü devletlerin elinden çalarcasina almasında yardımcı olan hatta diplomaside kullandığı örgüt barış ve kardeşlik ha!’’
‘’Aynen öyle Aybars.’’
‘’Peki sadece petrol ve savaşları değil de mi asıl amaçlarınız ve bir tek siz yoksunuz Amerika için çalisan?’’
‘’Tabi ki de evvettt! Birçok ihale almak orayı kendimize yani Amerika’ya bağlamak kaçak silah, para ve mazot işlerinde bulunuyoruz.Hatta AB’nin hedefi olan limanlarda bile biz varız.Ama tabi ki de Türkiye’de biz varız diğer ülkelerde başka oluşumlar ve her birimiz birbirimizden farklıyız.’’
‘’CIA’de yanınızda mı bari?’’
‘’Evet.’’
‘’Her şeyi anladım ve sen de güzelce söylüyorsun da bu örgütte senin gibi Türk birinin ne işi ne var?’’
‘’Bir tek ben yokum örgüt yabancı kurulumlu olsa da bu örgütte hep iyi olarak bildiğin hiç ummadığın ünlü sanatçı, oyuncu, iş adamı ve de milletvekilleri bulunuyor.’’
‘’Bunlar peki para gibi yardımlarda mı bulunuyorlar?’’
‘’Evet bir de Amerika’nın dini oluşumlu örgütü olan scientology’e de yardım da bulunup asıl onun üyesi oluyorlardı.’’
‘’Demek Türkiye’de el atmadığınız yer yok.’’
‘’Tabii ülkede bulunan 81 ilin 54’ünde oluşumumuzun faaliyetleri var ve hala bu sürüyor.’’
‘’Sen niye bu örgüttesin peki.’’
‘’Babam zaten bu örgütün Türkiye’de yapılanmasına ve iş adamlarını yanlarına çekmelerinde destekte bulunmuş sonra babamı örgütün Türkiye sorumlusu yaptılar.En sonunda ise babam senin tarafından öldürülünce 1 yıl kardeşim ondan sonra da 9 yıldır ben varım Türkiye sorumlusu olarak.’’
‘’İyi o zaman bu son oluşun olacak artık Enver.’’
‘’Beni hala öldürecegine emin misin Aybars?’’
‘’Bilmiyorum…’’
‘’Bence beni sağ bırak bu örgütte senin için bir şeyler yapayım ya da örgüttü sana vereyim.’’
‘’Bundan emin misin çok şey biliyorsun sen Enver.’’
‘’Evet.Hatta bu örgüt eski asker ve polis hatta ve hatta bir zamanlar mafya olan birçok kişiyi birleştirip ülkeyi gizli olarak yönetenlerle savaşacak.’’
‘’İyi bu bilgi senin yaşamını sağlayacak yani.’’
‘’Sağ ol Aybars.Sana hiç sağ ol diyeceğimi düşünmüyordum.’’
‘’Peki öyleyse bana şimdilik tek isim ver.Bu yeni oluşumun başinda kim var.Diğer isimleri elbet alırım senden.’’
‘’Eski asker ve doğuda birçok görevde bulunmuş ve de terör örgütleriyle içli dışlı olan eski 1.ordu komutanı Sadettin Tuğcu’dan başkası değil.’’
‘’Tamam Enver bir süre de olsa yaşayacaksın.’’der Aybars.Sonrasında ikili 3.kata çikarlar.Aybars silah dolu bavulu alır.Ve en sonunda da çatiya çikarlar.Aybars bavulu öne yanına alır.Enver’i de arka koltuğa bağlar. Hatta önden aldığı bavuldan bir silah çikartip silahı kurduğu küçük düzeneğe bağlar.Silahın ucu Enver’e bakıyordu.Enver ise bu işe bir anlam veremeyip
‘’Sana yardım edeceğim dedim ya yaptığına bak.’’
‘’Olsun ben önlemimi alıyorum.Senin ne yapğacağın belli olmaz.’’
‘’Yapma Aybars.’’
‘’Burada dışarıdaki adamlarına bak ne oldu.’’
‘’Hepsi öldü.’’
‘’Öldü mü?Kim yaptı bunu?’’
‘’Sen yaptırmadın mı yani?’’
‘’Hayır ben böyle bir şeyi yapsın diye kimselere bir şey demedim.’’
‘’Kim yaptı öyleyse seni seven ya da dostlarından birisi olabilir mi?’’
‘’Bilemem ama eline sağlık yine de.Herhalde hiç adamın kalmadı.’’
‘’1 tane kaldı o da ailemle özel sığınakta.’’
‘’Olsun zaten ailene bir şey yapmayacaktım.’’
‘’Gidiyor muyuz?’’
‘’Gidiyoruz.’’diyerek helikopteri havalandırır.Havada helikopterle süzülürken Aybars aşağıdaki bahçeye bakar.Ve birçok cesedi yerde yatarken görür.Anlar ki kardeşi ya da Süleyman’ın adamlarının yardımı olduğunu düşünür. Ve o halde gizli depoya gider helikopterle Aybars.Ama iki arkadaşinı kardeşi yerine koyduğu kişileri kaybetmişti.Ve de onların ölümüne üzülüyordu.

****************** ****************** ******************

1 saat sonra Aybars helikopterle birlikte çoktan gizli depoya inmişti.Saat 01:00 sıraları olduğu için şimdiden yarın ki başlıkları hayal ediyordu kafasında.O sırada helikopterden inip Enver’den aldığı telefonla Cem’in numarasını tuşlar.O anlarda evinde uyumaya çalisan Cem kitabını telefon çalinca yatağın üstüne bırakıp kimin aradığına bakar.Gizli bir numaraydı baktığı ve gördüğü numara.Ama numaranın üstünde de Enver Yıldırım yazıyordu bu da Cem’in ilgincine gitmemiş değildi.Bu ismi gördüğü gibi endişeye kapılır.Hatta içten içe kendine der ki ‘’Aybars öldü mü lan yoksa?’’diyerek yetinir.Sonra mecbur olduğunu ve Aybars’ın durumunu merak ettiği için telefonu açar.Önce arayan konuşmaya başlar.
‘’Alo Cem nasılsın?’’diye bir soruyla karşilaşir Cem.Hiç endişe yapmadan
‘’Alo Enver ne yaptın kardeşim Aybars’a.’’der tehditkarca bir tavırla.Aybars’ta, Cem’in olayların farkında olmadığını anlayarak
‘’Alo Cem, ben kardeşin Aybars ölmedim.’’
‘’Ne yaptın dedim sana Enver…’’der ancak birden bir an karşi taraftan gelen cevabı tekrar düşünür.Sonrasında ise sevinerek
‘’Aybars korkuttun beni kardeşim ya.Sana bir şey oldu zannettim.’’
‘’Ne yapalım korku artık benim göbek adım oldu çikti vallahi.’’
‘’Ya beni niye Enver’in telefonundan aradın ki?’’
‘’Ne yapabilirdim ki telefonum olmadığından ve de yardıma ihtiyacım olduğundan onun telefonunu kullanıp seni aradım ama görüşmeden sonra izlemesinler diye kapatacağım.’’
‘’Enver yaşiyor mu peki?’’
‘’maalesef.’’
‘’Nasıl onu yaşabildin anlamış değilim doğrusu.’’
‘’Önemli bir şeyler biliyor bu Enver denen hödük.’’
‘’Ne gibi şeyler biliyor bu hödük?’’
‘’Söyleyemem kardeşim.Ondaki bilgileri istihbarat için kullanacağım.’’
‘’Benden mi saklıyorsun unutma ben de az çok istihbaratçılarla muhattabım.’’
‘’Öyle ama sadece diyebilirim ki Enver Amerika’nın kurduğu bir örgütün Türkiye sorumlusu.Kısaca bu olabilir sana diyeceğim Cem.’’
‘’Güzel bilgi e! Benden şimdi ne istiyorsun?’’
‘’Kalacak bir yer o kadar.’’
‘’Biliyorsun Aybars beni de zor durumda bırakabilirsin bu yüzden.’’
‘’Ya senden sadece kalacak bir yer istiyorum ;ama şu eski istihbarat şefi Ali Fuat’ın evine yakın olacak.’’
‘’Ali Fuat’ın oturduğu yeri bilirim.’’
‘’İyi öyleyse nerede oturur bu herif?’’
‘’Eyüp’te.’’
‘’Çok güzel bana Eyüp’te 3-4 günlük kalacak bir yer var mıdır?’’
‘’Var bulabilirim.’’
‘’Ayarlayabilir misin bari evi?’’
‘’Ayarlarım evi bodrum katları falan var.Evin sahibi dosttumdur 3 gün bir arkadaşima lazım derim.’’
‘’Sağ olasın be Cem.Sen o zaman bu gün konuşabilir misin bu işi?’’
‘’Konuşurum ama sen eve gece gel.’’
‘’Neden gece?’’
‘’E! Aybars’ım yanında Enver var.Yakalanma ihtimalin olabilir.Ben dostumla gündüz konuşurum.O seni konuşmamızdan 1-2 saat sonra yerleşti bilecek tamam mı?’’
‘’Kontrol etmez mi adam?’’
‘’Özel derim senin yanına bile yaklaşmaz.’’
‘’İyi.’’
‘’Peki sen Enver’i son operasyona giderken onu evde mi bırakacaksın?’’
‘’Evet başka çarem yok.’’
‘’Ya sonra bulurlarsa…’’
‘’Bulamazlar ben Enver’i güzel bir yere saklarım evde.’’
‘’O zaman görüşürüz biliyorsun yarın herkes için uzun bir gün olacak.’’
‘’Doğru söyledin.’’
‘’Peki sen geceye kadar ne yapacaksın.’’
‘’Biraz Enver’le depoda takılırım artık başka yapacak bir şey yok.’’
‘’Görüşmek üzere dosttum.Kendine iyi bak oldu mu?’’
‘’Sen de kendine iyi bak.’’der Aybars sonra da telefonu kapatıp helikoptere geri döner.Arka koltuğun olduğu arka kapıyı açıp bağlı Enver’e
‘’Enver’im 3 uzun gün ve 3 uzun gece seni bekliyor artık.’’
‘’Ne yapacaksın ki bana bu 3 gün ve gece de.’’
‘’Konuşacağım belki de biraz seveceğim.Bazen kızacağım bazen de senden her türlü bilgiyi alacağım hatta babanı neden bana bile bile öldürttügünü bile ögrenecegim.’’
‘’Senden artık korkmuyorum Aybars.’’
‘’Hele bi sorgu başlasın görürüm ben seni.’’
Enver endişeli gözlerle Aybars’a baksa da bu endişesini hissettirmemeye çalisiyordu kendince.Aslında nasıl bir belanın içinde olduğunu artık Enver’in kendiside fark etmişti.İşler zordu.Sonrasında Aybars ışığı kapatıp depoda bulunan küçük bir fenerle helikoptere ve içine bakıyordu.Ve içinden Enver’e böyle sesleniyordu.
‘’Sana ölümün soğuk ve her yüzünü göstereceğim Enver.Öldür beni diye yalvaracaksın geçen her andan sonra.’’der ve elinde tuttuğu kırbaçla ve birkaç kesici aletle helikopterin içinden Enver’i alıp bir sandalyeye bağlayıp helikopterin içindeki düzeneği söker atar.Sonra da bunların hepsini silahını, kırbacını ve kesici aletleri ve de işkence aletlerini kendisine doğru yanaştırdığı masaya koyar.Enver artık tamamen masadakilere bakarak korkulu gözlerle bakar etrafına ve deponun içerisine.Depoda her türlü alet bulunuyordu.Her türlü silah ve başka başka şeylerden fazlasıyla bulunuyordu.

YER:
TÜRKİYE - İSTANBUL VE SÜLEYMAN’IN OFİSİ

Kapı önünde duran Aras ve Kerem bu anlamsız çagirilmayi merak ediyordu.Aras, Kerem’e dönüp
‘’Niye çagirmis olsun Süleyman abi bizi?’’
‘’Bilemem Aras artık Süleyman abinin ne yapacağını kestiremiyorum.’’
‘’Haklısın da neden bizi çagirabilir hala aklım almıyor.’’
‘’Sanırım dün ki operasyonla ilgili olsa gerek.’’
‘’Hangisi.’’
‘’Ya kaç tane olacak abime akşam yardım ettiğimiz operasyon.’’
‘’Ne yapayım Kerem biliyorum dün onun dışında 3 yere daha operasyon yapmıştık sen de bunu unutma.’’
‘’Anladım ama en önemlisi de abimle ilgili olanıydı.’’
‘’Daha ne bekliyoruz ki.’’
‘’Ne bileyim girelim öyleyse.’’der Kerem.Sonra da kapıyı tıklatıp içeri girerler.Süleyman oturduğu yerden ikiliye oturmaları gereken yerleri gösteriyordu.Kerem odaya ilk girdiğinden beri gelip yerlerine oturasıya kadar Süleyman abisinin bu anlamsız sinirine kafayı takmıştı.Süleyman ikilinin yerini almasıyla birlikte televizyonun önünde duran kumandayı eline alıp düğmeye basarak açar.Sonra herhangi bir haber kanalı açıp ikiliye
‘’Bundan haberiniz var mı?’’diye ikiliyi sorguluyordu.Televizyonda ise dün gece gerçekleşen bir saldırı ve o saldırı da ölen yaklaşik 45 kişiden bahsediliyordu.Haber spikeri kadın olayı anlatıyordu.
‘’Evet sayın seyirciler olay gece gerçekleştiği ve kimsenin bundan pek haberi olmadığından cesetler saat 07:00’den beri toplanmaya başlandı.Ortalık sayın seyirciler neredeyse tamamen bir kan gölünü ve mezarlığı andırıyordu.Evin içinde ve dışında da cesetler doluydu.Bu büyük villanın her yerinde ve her köşesinde bir ceset bulunuyordu.’’ diyordu o sıralarda televizyonun alt kısmında evin sahibi ve 40 kadar korumasının sahibi olan Enver ve Turgay Yıldırım’ın eşleri Melis ve Nilüfer hanım basın toplantısı yapıyorlardı.Süleyman televizyonun o kısmını göstererek ikiliye
‘’Bir işi de tam yapın be çocuklar.’’Kerem sinirlenip
‘’Daha ne yapabiliriz ki Süleyman abi.Dışarıda bulunan 30 kadar öldürdük.Bundan iyi yardım mı olur?’’diye hiddetlice sorguluyordu.Karşisında sinirden köpüren gören Süleyman biraz daha sakin olup Kerem’e
‘’Peki onu anladım da niye içeriye de girmediniz.’’
‘’O kadarı bizi aşardı abi.’’
‘’Neden?’’
‘’Ben şimdi abimi göremem ve buna da hazır değilim onun için zamana bıraktım.Yardımı da dışarıdan yapmak zorunda kaldık.’’
‘’Güzel diyorsun da Kerem, Aybars ve Enver kayıp…’’ikili Süleyman abilerinin bu sözüyle şaşirmışlardı.
‘’Nasıl olur bu abi?’’
‘’Onu bilemem Aras ;ama her kanal 3 suçlu var 2’si de ölü birisi de kayıp hem de…’’
‘’Evet hem de…’’diye endişelenmişti Kerem.
‘’Hem de Enver kayıp Turgay da ölü.’’
‘’Bu nasıl olur Enver dışarı çiksa ilk biz müdahele yapardık.’’
‘’Ee! Nasıl oldu bu iş o zaman?’’
‘’Dur bir dakika abi…’’Kerem’in aklına bu arada bir şey gelmişti.
‘’Ne oldu Kerem?’’der Süleyman.
‘’Dün biz operasyonu helikopterin gidişiyle bitirdik.’’
‘’Doğru mu bu Aras ve Kerem?’’
‘’İstersen Aras’a olmadı Hakan’ sorabilirsin Süleyman abi.’’Süleyman hemen Aras’a dönüp
‘’Kerem doğru mu söylüyor?’’
‘’Evet abi helikopteri giderken görmüştük.’’
‘’Eee! Tamam da Enver nasıl kayıp o zaman.’’
‘’Çok basit abi.’diyordu Kerem
‘’Nasıl basit olabilir ki bu dediğin?’’
‘’Süleyman abi Enver kayıpsa bilmeliyiz ki onu abim helikopterle birlikte yanında götürdü ve büyük bir olasılıkla depoya gitmiştir abim.’’
‘’Öyle mi dersin Kerem?’’
‘’Bundan başka bir şey olamaz.Tersi olsaydı Enver ölmüs olurdu ve cesedi de bulunurdu.’’
‘’Peki Aybars, Enver’e bu kadar da yaklaşmışken niye öldürmemis olsun ki üstelik kardeşini de aradan çikarmisken.’’
‘’Sanırım Turgay’ı, Enver’e ulaşmadan önce öldürdü.Ve Enver’de abime yakalandığında muhakkak bir teklif yapmış olmalı.’’
‘’Ne tür bir teklif olduğunu düşünüyorsun Kerem?’’
‘’Tahminime göre Enver büyük bir bilgiye sahip olmalı ki ve bunu da abim kullansın diye kendi canını kurtarmak için vermiş olacak yoksa abim onun canını oracaktı alır kaçar giderdi ve şimdi de Enver’i yanına alıp belanın içine düşmezdi.’’
‘’Her şey artık ihtimal Kerem ;ama bunların hepsinin cevabını Ali Fuat ölür ve abin yanımıza gelirse ögrenebiliriz.’’
‘’Sen bilirsin abi de şimdi ne yapmamız gerekir?’’
‘’Bekleyeceğiz artık…’’Sonra aklına gelen bir şeyle ikiliye bakarak der ki
‘’Dur Kerem!’’
‘’Ne oldu abi.’’
‘’Yarın muhakkak Turgay’ın cenazesi olacaktır.’’
‘’Varsa da ne olacak ki?’’der Aras.
‘’Evet abi.’’der sonrasında ikili ve abilerinin ne diyeceğini kestiremiyordu.
‘’Eğer Kerem’in dediğin gibiyse Aybars bu cenazeye gelecektir.’’
‘’Niye o tehlikeli yere gelip kendini de tehlikeye atsın Süleyman abi?’’
‘’Niye olacak Enver’i yaşatmışsa eğer son bir iyilikte bulunabilir.Yani Enver’i kardeşinin cenazesine götürebilir.’’
‘’Haklısın abi o zaman yarın cenaze kaçta olacak?’’
‘’Siz orasını merak etmeyin bir adam yollar ögreniriz saati.’’
‘’Biz oraya gidip abim yani Aybars’ı yaşiyor mu diye mi bakacağız ve de Enver’in.’’
‘’Evet ama bir de Enver ne durumda onu da ögrenecegiz abin ona ne yapmış görmemiz lazım.’’
‘’Oldu abi biz çikalim biraz da dinlensek iyi olur.Biliyorsun buraya da operasyona da gittik yorgunuz.’’
‘’İyi siz istirahat edin saati size söylerim.’’der Süleyman.
İkili odadan çikinca Süleyman bir bardak viski koyup içinden
‘’İnşallah hayattasındır Aybars.Sen benim için derinciler için önemlisin koçum.Bana ve herkese lazımsın.’’diyordu kendi kendine.Ve kendisi de dinlenmek için odasına çekilmisti.


YER:
TÜRKİYE - İSTANBUL ENVER’İN EVİ

Fahri arabasından inmiş yanında bulunan 5 adamla eve doğru girip evin kapısından içeriye giriyordu. Televizyoncu kalabalığını görünce yanındaki adamına der ki
‘’Siz beşiniz bu gazeteci bozuntularını çekin yeter.’’
‘’Emriniz olur efendim.’’
‘’Şey bir de takviye falan alın yanınıza.’’
‘’Peki efendim hemen çagiririm.’’
‘’Tamam git.’’der ve gazetecilerin arasına dalıp birkaç dakika gazetecilerin arasından geçmek için cebelleştikten sonra aradan çikip kurtulur içeriye doğru gider.Turgay ve Enver’in eşlerini görüp anında yanlarına gider.Onlarda gazetecilere basın toplantısı yapıyorlardı.Fahri dostlarının eşlerinin yanlış bir şey yaptığını görünce onlara
‘’Ne yapıyorsunuz burada?’’
‘’Ne olabilir ki Fahri.’’der Nilüfer.
‘’Ya böyle bir zamanda konuşulur mu hemencecik?’’
‘’Ne yapacaktık oturup ağlayalım mı kocalarımızın ardından Turgay ölmüs Enver’de kayıplarda.’’
‘’Ağlamayalım da böyle de konuşmayın.’’
‘’Neden?’’diye sorar Melis.
‘’Nedeni var mı bunun düşmanlarımız var dostlarımız var bizim ne kadar aciz olduğumuzu ögrenecek herkes.Bu saatten sonra konuşulmayacak böyle şeyler.’’
‘’Bunlar nedir Fahri sen bizi koruyacaksın artık.’’
‘’Başka ne bekliyordun.Sen ve 10 yaşindaki oğlun var.Artık veliaht Taner’dir.O artık bu ailenin Fatihi olacak.’’
‘’Taner de mi 3 kez başa geçecek.’’
‘’Enver yaşarsa evet.’’
‘’Peki Fahri öyleyse Taner yetişesiye kadar biz ve sen bu şirketlere bakacağız.’’
‘’Benim açımdan sorun yok.Ben hem baba Volkan’ın hem de iki kardeşin hep yanında olacağım.’’
‘’Sağ ol.’’der Melis.Nilüfer ise devam ediyordu tartışmaya.
‘’Şimdi ne olacak.’’
‘’Her şeyden önemlisi örgütü siz de biliyorsunuz değil mi?’’ikisi de başinı sallar.Ama Fahri iyi bir şeyi fark edip izin aldıktan sonra gazetecilere
‘’Arkadaşlar açıklamalar bu kadar.’’aradan bazı gazeteciler
‘’Siz bu ailenin neyi oluyorsunuz?’’
‘’Aileye ne kadar yakınsınız?’’diye sorular yöneltiliyordu.Fahri ise sorulan bu sorulara ise der ki
‘’Bunların hepsini daha sonra cevaplayacağım.Bu gün yaslı bir günümüz bizi lütfen anlayın.’’der ve gazeteciler korumalar eşliğinde evden ayrıldı.Sonra üçlü evin 1.katındaki salona geçerler.Herkes yerini aldıktan sonra bu seferde aileyi sığınağa götüren çocuk getirilir.Nilüfer çocugun yaptığı iyiliği anlatır.Fahri’de çocuga bakıp der ki
‘’Sağ ol evlat.Bu aile bir devlet gibidir.Sen devleti yani aileyi 2.kez kurdun.Bu saatten sonra aileyi yakından koruyacak ilk kişi ben sonra da sen bulunuyorsun.’’
‘’Sağ olasın efendim.’’
‘’Adın ne senin evlat?’’
‘’Mehmet ama çelebi de derler.’’
‘’Neden Mehmet Çelebi gibi sana da Çelebi derler?’’
‘’Abi vallahi küçükken çogu kişiyi kurtardığım için öyle kaldı adım.’’
‘’Güzel Mehmet.Sen dışarı git.Haydar abini bul ve o seni bir güzel doyursun.Bir güzel baksın akşama yaza name gel oldu mu?’’
‘’Emrin olur abi.’’
‘’Aferin sana Mehmet işte bu aileye senin gibi cengaverler gerekiyor.’’der ve çocugu yollar dışarıya.Yerine oturup karşisındaki iki hanım ağaya
‘’Dışarıda kaldığımız yerden devam edelim bayanlar.’’
‘’Evet örgüt diyordun Fahri.’’der Nilüfer.
‘’Evet şimdi Enver ve Turgay bağlı olup liderliğini paylaştıkları bu örgüt başsız kaldı.’’
‘’Sade de gel Fahri.’’
‘’Diyeceğim bu boşluğu doldurmalıyız.’’
‘’Kiminle dolduracağız?’’
‘’Ona siz karar verin ben bir şey diyemem.’’Nilüfer cin gibi kullandığı aklını çalistirip bir fikir üretir.Fahri’ye dönüp bakıp der ki
‘’Bu örgütün başkanlığına kaç aday var ki Fahri?’’
‘’Üç kişi.’’
‘’Kim peki bunlar Fahri?’’
‘’Birincisi Volkan Beyin avukatı Cenk’in oğlu Yavuz.’’
‘’Başka kimler var?’’
‘’Var var.İkincisi ise Volkan’ın eski ortağı ve bu aralar örgütte de bulunup örgütün Türkiye’den dışarıya açılan kapısına sahip.’’
‘’Kim bu?’’
‘’Rıza Bölükbaşi.Ve son kişiyi de siz belirleyeceksiniz.’’
‘’Öyleyse o ikiliye bir şey bırakmadan ben geçeceğim.’’der Nilüfer ilginç ve beklenmedik bir çikisla.Melis ve Fahri şaşip kalırlar.Fahri ise kendisini aday beklerken birden bu ani yanıtla şaşar kalır.
‘’Siz bu işlerden anlamazsınız ve bu işlerin altından kalkamazsınız başka birisini tayin edin bence.’’
‘’Evet Nilüfer.Sen ne anlarsın bu işlerden?’’
‘’Herkes ne anlıyorsa onu.Hem Fahri bu dediğini Fatih’in annesine de dediler.Ama o bunu başardı.Sonra kocası geçti.Sonra ise Fatih’e rahat alacağı yeri, koşulu hazırladı.’’
‘’Sen bilirsin o zaman.’’der Fahri biraz da bozulmuş bir halde.
‘’Fahri sen şirkete git işlerin devamını sağla.’’
‘’Tamam da Turgay beyi görmek istiyorum ben.’’
‘’Neden?’’
‘’Son bir kez Nilüfer hanım.Hem ne de olsa yarın cenaze töreni yapılmayacak mı?’’
‘’Beklesen olmaz mı?’’
‘’Asıl öyle sorun olur.Bir an önce defin işlemlerini halletmemiz lazım.Aradan çikartalim bu cenazeyi ve sağlam gözüktüğümüzü gösterelim herkese de düşmanlarımızla ona göre mücadeleye başlayalım.’’
‘’Haklısın Fahri o zaman var git yoluna.’’Fahri izin alıp 3.kata çikar.Polisler ve hastahane görevlileri arasından geçip cesetlerin koyulduğu torbalara bakıyordu.O an da Turgay’ın cesedinin koyulduğu torbayı bulup torbayı yavaşça açar elleri titrese de.Turgay’ın gövdesine bakar ve acı bir iğreniş yapar.Düşmanlarının bu kadar da acımasız olduğunu öldürme şekillerinden anlar.Sonra aklına bunu yapacak birisi gelir ve der ki derinden derine bir sessizlikle kendi kendine
‘’Bu işi yapsa yapsa Aybars yapmıştır.’’Sonrasında ise
‘’Aybars, Enver’i alıp hala kafasına sıkmadıysan senin kafana ben sıkacağım.’’der bunun ardından da sadece Haydar’ı yanına alıp evden ayrılır ve yazahanesine doğru gider.Oradan da şirkete geçecekti.

YER:
TÜRKİYE - İSTANBUL VE GİZLİ BİR DEPO…

Aybars 4 saattir sorguluyordu Enver’i.Enver’in ise hali hal değil harap bir eve dönmüştü.Gerçi Aybars’ın her dediğini, sorduğunu cevaplıyordu Enver ;ama Aybars elinden alınan 10 yılın ve annesinin intikamını yavaş yavaş Enver’e acı çektire çektire alıyordu.Enver’in vücudunun çogu yeri kesiklerle doluydu.Çiplak olan sırtının da çogu kırbaç izleriyle doluydu.Kolu ise çiziklerle yüzünde de bir gözü artık tamamen görmeyecek hale gelmişti.Dişlerinin de birçoğu dökülüp kırılmıştı.Aybars’ta oturduğu yerden Enver’in içine düştüğü hale bakarak
‘’Dünyayı artık tek gözle görmek nasıl bir duygu Enver haha!’’Enver zor duruyordu ;ama Aybars’a da direnmek için kan dolu yüzünü başinı kaldırıp Aybars’a bakar zor da olsa
‘’’Yine de güzel Aybars.’’
‘’İstersen devam edebiliriz belki tamamen göremezsin.’’
‘’Onu sana bırakıyorum ;ama sana her şeyi örgütü yaptıklarımı anlattım sense beni parçaladın.’’
‘’Ne yapayım sen benim 10 senemi aldın.Ben bu anı 10 yıldır bekliyordum.’’
‘’Şimdi artık istediğini de aldın mutlu musun bari?’’
‘’Hayır.’’
‘’Niye o zaman bu?’’
‘’Daha intikamım bitmedi.’’
‘’Kim kaldı ki Enginkan’ı ve karısını öldürdügünü gazetelerden ögrendim.Kardeşimi de aldın beni de öldüreceksin zaten.’’
‘’Ali Fuat Sertova yani en büyük hain kaldı.’’
‘’Özür dilerim onu unutmuşum.’’
‘’Üzülmene gerek yok ikinizde aynı yolun yolcusunuz.’’
‘’O listenin başi değil miydi peki?’’
‘’Hayır ;ama öfkem en çok ona olacak.Onu öldürürken büyük zevk alacağım.’’
‘’Sen iyiden iyiye caniliğe doğru gidiyorsun adamım.’’
‘’Bana yaptıklarını sana bir başkası yapsa sen de benim gibi olurdun yoksa yaptıklarını unuttun mu?’’
‘’Yok unutmadım da keşke yapmasaydım diyorum şimdilerde.’’
‘’Artık geç kaldın Enver.’’
‘’Doğru diyorsun geç kaldım.’’Aybars o an ayağa kalkıp Enver’in etrafında dolanıyordu.
‘’Kaldığımız yerden devam edelim sorguya.’’
‘’Olur mu ki.’’
‘’Olur Enver şimdi şu en yakın dosttun olan Fahri’yi anlat bana.’’
‘’Neyini anlatayım o hainin.’’
‘’Demek artık en yakın dosttun şimdilerde hain oldu.’’
‘’Evet aynen öyle.’’
‘’Neden ona hain diyorsun Enver anlat bana her şeyini Fahri’nin.’’
‘’O bana ve de babama her zaman ihanet etti.’’
‘’Niye durdurmadın onu o zaman?’’
‘’Son kozunu oynamasını bekliyordum.’’
‘’Sana ihaneti neydi bu Fahri’nin.’’
‘’Babamı öldürtmemi söyleyen ve bunu örgütün Türkiye sorumlusu olmak için bana yaptıran birisi o.’’
‘’Ama iradesiz ve her şeye kanan biriysen suçlu sensin.Bana birini öldür dese önce onu diyeni hallederim.’’
‘’Güzel dedin ama sonrasını bilmiyorsun Aybars.’’
‘’İyi anlat ben dinlemeye devam ederim.’’
‘’Babamı sen öldürünce.’’Aybars o an Enver’i durdurup
‘’Peki bu Fahri dediğin babanı öldürmen için beni mi seçti?’’
‘’Evet aynen öyle.’’
‘’Öyleyse o da Amerikalıları biliyordur.’’
‘’Zaten beni onlarla yani Amerikalılarla konuşturan aracı Fahri’ydi.’’
‘’Demek oluyor ki babanın iki yardımcısından biri onun yanında diğeri de onun karşisındaydı.’’
‘’Cenk yanında mıydı diyorsun?’’
‘’Evet.’’der Aybars.Enver ise gülümseyerek Aybars’a
‘’O iyiydi ama oğlunu kim doldurduysa şimdilerde örgütün başina geçmek için benimle savaşiyordu.’’
‘’Peki şimdi kiminle savaşacak?’’
‘’Fahri ile.’’
‘’Fahri’de onu bitirip düşmanlarını azaltmak istiyor.Sen de zaten yoksun ortalarda.’’
‘’Haklısın Aybars.’’
‘’Her şey şimdi anlaşilıyor Enver.Parçaların hepsi birer birer birleşti.Fahri en baştan beri bu örgütü ve Türkiye’yi yönetmeyi istiyor ama bunu ona vermeyeceğim.’’
‘’Nasıl parçalar birleşti ben anlamadım Aybars?’’
‘’Fahri seni kandırdı babanı bana öldürttü ve beni yani Volkan Yıldırım’ı da aradan çikartti.Beni de örgütü bilmemem ve örgütü durduramamam için yem olarak seçti ve de 10 yılımı çaldi benden.Sonra da o Fahri Enginkan’ı ve Amerikalıları bildiği için Amerikalılar Ali Fuat’ın zaaflarıyla birlikte istihbarata da sızmış oldu.’’
‘’Sonrası peki…’’
‘’Sonrası da ben devreden çiktim.Geride bir tek sen ve kardeşin onun önünde engel kaldı.Cenk ve oğlu da zor durumdaydı zaten Cenk benim saldırımda öldü.Sizi de oyalayıp şirketi zor duruma da soktu.Tam sizi bitirecekken ortaya ben çiktim ve Enginkan’ı ve senin kardeşini öldürüp seni de kaçırdım.Bundan faydalanan Fahri meydanı da boş bulup örgütün Türkiye sorumlusu olmak istiyor ve tek rakibi de Cenk’in oğlu.’’der Enver ise Aybars’ın olayları bu şekilde güzel birleştirmesine hayran kalır oturduğu yerden.Ama puzzle’ın son parçası yapışmamıştı ve kalmıştı.Enver bunu düşünerek der ki Aybars’a
‘’Parçaların birini unuttun.’’
‘’Kimi unutabilirim ki Ali Fuat’ı diyorsan o da zor durumda ve ölecek.’’
‘’Hayır Aybars.Örgütün Türkiye sorumlusu olmak isteyen biri daha var ortalıklarda.’’
‘’Kim bu adam ismi nedir Enver?’’
‘’Rıza Bölükbaşi.’’
‘’Nedir kimin nesidir bu adam?’’
‘’Babamın eski ortağı bir de örgütte babamın gizli sağ koluydu.Hatta örgütün Türkiye’den dışa dünyaya açılan kapısından birisidir o.’’
‘’Peki bu Rıza bu kadar önemli bir görevdeyken niye başa geçmek istesin ki?’’
‘’O Türkiye şefi olursa Avrupa’daki bağlarının kuvvetli olduğunu bilmesiyle Avrupa’nın ve Amerika’nın da desteğini alarak daha büyük olmak mevki sahibi olmak istiyor.’’
‘’Hepsinin tek bir çözüm yolu var Enver?’’
‘’Nedir peki bu çözüm?’’
‘’Sen zaten ölüsün, Fahri, Rıza ve Cenk’in oğlunu üçünü birden öldürüp ama bir araya getirerek öldürmekten bahsediyorum.Sonra da örgütün Türkiye ayağında olan üye iş adamı, ünlü isimleri buradan uzaklaştırıp örgütün merkezi olan yere gidip kim varsa öldürmekten geçiyor.
‘’Aybars burayı bitirirsin ;ama merkezde birçok isim var ve hepsinin de birçok arkası var.Bence yapamazsın bunu.’’
‘’Sen öyle san Enver.Göreceksin bak hepsini temizleyeceğim.’’der Aybars bunu söylerken de kendinden çok emin ve umutluydu.Sonrasında ise sorguya devam ediyordu Cem’den haber alasıya kadar.Enver’den ne varsa ögrenmek istiyordu.

***************** ***************** ******************

O sıralarda Fahri ise ofisindeki işleri halledip şirkete geçmişti.Şirketteki odasında söylediği çayini yudumluyordu.Beyin süzgecinden geçiriyordu olanları, olacakları ve düşmanlarını.Artık karşisında Rıza Bölükbaşi, Yavuz Arslan ve de Nilüfer hanım kalmıştı.Ama Fahri düşmanlarının bu kadar da sınırlı olacağını ve şef olmanın bu kadar kolay olmayacağını biliyordu.Onun için daha çok tedbir almaya ve başka düşmanlarında olacağını düşünüyordu kendince.Sonra ise aklına bir şey gelir Fahri’nin.Ve içinden der ki
‘’Burada pinekleyip duracağıma herkese önce barışta yanımda olmalarını teklif etsem.’’der ve hemen masada duran telefonunu alıp bir numara tuşlar.Telefon çalip açıldığında Fahri
‘’Alo Rızacığım sen misin dosttum?’’telefonun öbür ucundaki Rıza gizli numara olduğu için şaşirmıştı kim arıyor diye ;ama üstelik bir de böyle bir konuşma Rıza’yı iyice şaşirtır.
‘’Ben Rıza’yımda kardeş sen kimsin?’’
‘’Ben Fahri.’’
‘’Fahri beni niye özel ve gizli numaradan aradın ki?’’
‘’Ortalık karışık telefonları dinliyorlardır diye düşündüm kendimce böyle tedbir aldım.Biliyorsun örgütün koltuğu da boş bu zamanda açıktan aranmaz.’’
‘’Ne istiyorsun benden onu de bakalım?’’
‘’Anlaşmak ve benim yanımda olmanı istiyorum.’’
‘’Seni benimle Enver’in karısı mı yoksa Turgay’ın karısı mı konuşturuyor benimle.’’
‘’Hayır onlar şirketi ve örgütü bırakmayacak zaten.’’
‘’O zaman kimi arkana aldın da bana böyle diyorsun.’’
‘’Kimse yok ne arkamda ne de yanımda ;ama benimle anlaşirsan yanımda birileri olmuş olacak.’’
‘’Açık konuş Fahri benimle.Görüşme falan mı istiyorsun benden.’’
‘’Ne akıllıymışsın sen Rıza ya.Tabi ki de seninle görüşmek istiyorum.’’
‘’Yeri ve saati söyle yeter orada olacağım.’’
‘’Yoksa benimle anlaşacak mısın?’’
‘’Şartları görmeden kesin bir şey diyemem.’’
‘’Öyleyse akşam 21:00’de Eminönü’ndeki Osman Usta’nın lokantasında ol.’’
‘’Tamam.’’der Fahri o an içeriye Haydar gelir.Fahri konuşmadan Haydar’a otur işareti yapar.Yerine oturup bekler Haydar.
‘’Görüşmek üzere Rıza’cığım.’’
‘’Sana da Fahri.’’der Rıza.Fahri’de hiç durmadan kapatır telefonu ve Haydar’a sorar
‘’Çocuğu doyurdun mu?’’
‘’Evet abi hatta evde koruma olarak ne yapacağını da belirttim.’’
‘’Çok güzel Haydar’ım.
‘’Peki abi de biraz önce kiminle görüştün?’’
‘’Rıza Bölükbaşiyla.’’
‘’Düşmanımızla niye şimdi durduk yerde konuştun ki abi?’’
‘’Niye olacak benimle anlaşmasını ve bir de onunla konuşalım dedim kendi kendime.’’
‘’O gelipte anlaşmaz ki bizimle.’’
‘’Ortalık karışık Haydar’ım.Eğer bizimle anlaşmazsa ortalığı daha da karıştırırım ve de savaş başlar o zaman.’’

********************** ********************** *********************

Süleyman ofisinde boş boş durmayı yeğlemeyip dinlenmek için evine gidecekken tam da arabaya bindiği anda telefonu çalar.Bakar arayana isim yazmıyordu.Ve arayan da gizli numaraydı.Süleyman arayaanı bilmese de arayanı merak ettiğinden telefonu açar.
‘’Alo her kimsen kim ol ben Süleyman Santepe.’’
‘’Endişe etme Süleyman ben sonsuzluk meclisinden biriyim ben.’’
‘’Sonsuzluk meclisi mi?’’
‘’Evet.’’
‘’Fakat görüşmeye daha iki gün var.’’
‘’Olabilir Süleyman bey bu özel görüşme olacak.’’
‘’Niçin bu zamanda bu anda bu görüşme.’’
‘’Geldiğinizde ögreneceksiniz ancak.’’
‘’Peki sizi zor durumda bırakmak istemem de görüşme nerede?’’
‘’Anadolunun en büyük hisarı nerede ise orada.’’
‘’İstanbul’da.’’
‘’Peki 1453’teki savaştan önce yaptırıldı desem.’’
‘’Rumeli Hisarı o zaman.’’
‘’Doğru Süleyman bey.’’
‘’Rumeli hisarı da neresinde.’’
‘’En büyük zirvesinde.’’
‘’Bizans surlarına bakan taraftaki mi?’’
‘’Evet.’’
‘’Kaçta geleyim dediğiniz yere?’’
‘’Derhal Süleyman bey konu çokça acil.’’
‘’Peki tek başima değil mi?’’
‘’Evet.’’der karşidaki ve telefon hemen kapanır.Süleyman’da ses gelmediğinden telefonu kapatıp sonra şoförüne der ki
‘’Sen çik in arabadan evladım.’’
‘’Ama efendim nasıl böyle bir şey.’’
‘’Bal gibi olur.Tek başima gideceğim bir yer var.’’şoför çaresiz çikar arabadan o an dışarıya çikan Hakan olanları görür.Ve hemen Süleyman’ın yanına gelip
‘’Nereye böyle tek başina Süleyman abi?’’
‘’Önemli bir görüşmem var Hakan.’’
‘’Biz de gelseydik abi.’’
‘’Olmaz.’’
‘’Ya sana bir şeyler olursa abi o zaman ne yaparız biz.’’
‘’Korkma Hakan bu kötülerle olacak bir görüşme falan değil.’’
‘’Peki abi.’’der Hakan.Süleyman’da arabasını çalistirip son hızla aldığı adrese doğru Rumeli Hisarına doğru gider. Arkadan Hakan ise bunu diğerlerine anlatmaya içeriye gider.

********************* ******************** ********************

Süleyman yarım saatlik bir uğraştan sonra ancak Rumeli Hisarına ulaşir.Hisarın ön girişinde 4 koruma vardı. Bunlar herhangi bir olay çikmasin diye duruyorlardı.Süleyman yanlarına gelince içlerinden birisini tanır.Ona yaklaşip kulağına der ki
‘’Siz beni Karacaahmet’teki toplantıya getirensiniz.’’
‘’Doğru bildiniz Süleyman bey hafızanız gayet kuvvetliymiş.Zaten burayı da koruyan bizim adamlarımız.’’
‘’Ee! Siz açığa çikmis olmuyor musunuz?’’
‘’Bizi sizin gibi herkes kolay kolay tanımıyor ki.’’
‘’Haklısınız da mesele neydi?’’
‘’Zirveye çikmaniz lazım önce.’’
‘’Peki artık siz ne derseniz önce o olacak.’’
‘’Peki Süleyman bey.’’der adam.Sonra da adam önden, arkadan da Süleyman baya bi basamak ve ara geçit geçtikten sonra zirveye ulaşirlar.Ama burası tersine üstte değil alt tarafa doğru gidiyorlardı.Süleyman’da bu tersliği fark ederek
‘’Peki biz yukarıya zirveye çikmayacak mıydık?’’
‘’Zirve doğru ama bizler gündüz görünmeyen vampirler gibiyizdir.’’
‘’Anlıyorum da ben orasını hiç düşünmemiştim.’’
‘’Bir daha ki sefer olur.’’
Biraz daha yer altına indikten sonra adam son bir kapı daha açar.Ve büyük bir salona gelirler.Süleyman ise bu anlarda etrafını süzüyordu.Sonra ise bir ses onu ‘’Gel buraya Süleyman otur şöyle karşima.’’ diye çagirinca önce irkilir sonra da toparlanıp gelir.Sonsuzluk meclisi lideri yine karanlıkta idi.Süleyman bunu ikinci kez yaşadığından rahatsızdı.Lider ise
‘’Hoş geldin buraya Süleyman.’’
‘’Hoş bulduk efendim de beni buraya niye çagirdiniz ki?’’
‘’Çok sabırsız ve acelecisin Süleyman.’’
‘’Görüşme de konu acil demişlerdi.’’
‘’Seni anlıyorum.Hiç uzatmadan konuya giriyorum.’’
‘’Dinliyorum efendim.’’
‘’Konu bir örgüt Süleyman.’’
‘’Terör örgütü mü?’’
‘’Hayır.Amerika’nın dünyayı egemenliği altında kılmasında yardımcı ve yararlı olan bir örgüt.’’
‘’Nedir bu efendim?’’
‘’Adı barış ve kardeşlik kulübü adı altında toplanan ama adına bakma.Bunlar soyguncu ve kan emici zalimdirler.’’
‘’Peki bu örgüt hakkında her şeyi biliyor muyuz?’’
‘’Bir kısmını.’’
‘’Kalan bilgiler gizli mi?’’
‘’Evet onlarında bir sırrı var.Bu örgüt çok güçlü Süleyman.Birçok ülkeyi köleleştiren özgürlügünü elinden alan bir örgüt diyebilirim.’’
‘’Ne yapıyorlar ki dediğiniz gibi?’’
‘’Amerika psikolojik ve savaşla herhangi bir ülkeyi dağıtıyor ve bu örgütte sonrasında o ülkenin arazilerini, ekonomilerini, kaynaklarını ve de insanlarını bozup, dağıtıp her şeyi Amerika’ya bağlıyorlar.’’
‘’Peki bu örgütün yan örgütleri yani destekçileri falan var mı?’’
‘’Birçok bunlardan en önemlisi ve ünlüsü dini tarikat olan Scientology.Onlar zenginlerden para alıp örgüte veriyor. Örgütte bu paraları ülkeleri sömürmekte kullanıyor.Silah alıyor, kara para aklıyor, insan öldürüyor kısacası yasak olan ve gizli olan her şeyi yapıyorlar anlayacağın.’’
‘’Peki benden ne istiyorsunuz efendim?’’
‘’Senden örgütün Türkiye sorumlusu olmanı.Ve Aras’ı adamın, Kerem’i de dış sorumlu yapman ve de Hakan’ı örgütün mafyası yapmanı diliyorum senden.’’
‘’Bu çok zor ama efendim.’’
‘’Endişe etme sen sorumlu ol ki bu örgütün daha ne gibi kötülükler yaptığını bilelim.Ve örgütün örgütleriyle olan bağını da bilelim.’’
‘’Önce ne yapacağım peki.’’
‘’4 düşmanın var.’’
‘’Kimler bunlar?’’
‘’Fahri Nazifoğlu, Rıza Bölükbaşi, Yavuz Arslan ve de Nilüfer Yıldırım.’’
‘’Bunlar mı rakibim bu işte.’’
‘’Hemen atlama onlar senin için bebek oyuncağı ama daha da büyüğü var.’’
‘’Başka kim var ki.’2
‘’Büyük birisi eski 1.ordu komutanı ve şimdi halk deyimiyle derin çetecilerden olan ve o da Amerika ile dostlukta.’’
‘’Kim bu adam efendim adı nedir?’’
‘’Sadettin Tuğcu önceden duydun ya da işittin mi bu ismi?’’
‘’Duymuşluğum var da onun bu işlerde ne işi var ki.’’
‘’3 şey için.’’
‘’Nedir o üç şey?’’
‘’Birincisi para, ikincisi başkalarının kandırmasıyla oluşan hırs ve sonuncusu da kanı bozuk olması.’’
‘’Kanı bozuk olması mı?’’
‘’Evet Süleyman kanı bozuk olmasa para için ülkesine ihanet eder miydi, başkalarına inanıp onlara kul köle olur muydu, veya da kendisini satar mıydı?’’
‘’Peki Amerikanlar onun niçin ve ne için seçti ki?’’
‘’Çok rahat kandırıldığından, k.ırak’taki başarılarından ve de derincilerle olan istihbarat aşiş verişinden dolayı onu yanlarına alıp seçtiler.’’
‘’Ne görevi verdiler şimdi ona?’’
‘’Ülkeyi dağıtması ve post model bir darbeyle Amerika’ya bağlı bir başbakan ve cumhurbaşkanı atamasını istiyorlar ondan.’’
‘’Çok büyük bir görev bu.’’
‘’Evet büyük.’’
‘’İyi de o niye örgütün Türkiye sorumlusu olsun ki?’’
‘’Niye olacak onlar örgütü bilen birisini, amerikancı olan, paraya düşkün olan ve bunun için her şeyi yapan birisini seçerler.Bir de darbeyi yapıp her şeyi de hallederse o da Türkiye sorumlusu olacağından artık Amerika’nın Türkiye’den yana bir sıkıntısı olmayacak.Çünkü bütün üst mevkideler amerikancı ve Sadettin’in adamı olduğundan rahatça kontrol etmiş olacaklar Türkiye’yi.’’
‘’Bu ne büyük bir komplo böyle.’’
‘’Her şeyi anladın ise…’’
‘’Evet efendim anladım.’’
‘’O zaman bu gece Fahri anlaşmak için Rıza ile buluşacak.’’
‘’Benden onların ikisini de öldürmemi mi istiyorsunuz?’’
‘’Hayır sadece onlardan birisini seçip onu bu gece öldürmeni ve büyük savaşa seninde katılmanı istiyorum.’’
‘’Peki tercih benim mi?’’
‘’Tabi ki de senin.’’
‘’O zaman ilk ölecek olan Rıza olsun.’’
‘’Niye Rıza’yı seçtin peki?’’
‘’Ne bileyim Fahri daha güçlü.Çünkü o hem Yıldırım’lara yakın hem de Nilüfer’i etkileyebilecek birisi.Ve de Yavuz’u da indirebilir.Ben de önce Fahri’yi sonra da Sadettin’i bitiririm.’’
‘’İyi seçim ve mantıklı bir açıklama yaptın.’’
‘’Buluşma nerede ve kaçta olacak?’’
‘’Eminönü’nde Osman Usta’nın lokantasında saat 21:00’de yapılacak.’’
‘’Lütfen her şeyi anladım başka da bir diyeceğiniz yoksa gidebilir miyim?’’
‘’Tabi ki.’’der Lider.Süleyman’da yanındaki adamla girişe kadar gelirler.Süleyman adamın kendisine yaptığı yardımdan dolayı teşekkür edip arabasına biner.Arabasına bindiği gibi telefonunu çikartip Hakan’ı arar.Hakan’da merakla abisinden haber beklediğinden telefon çalinca hemen açar.
‘’Ne oldu abi iyi misin bir şey yok değil mi?’’
‘’İyiyim oğlum.’’
‘’Peki abi niye aradın o zaman?’’
‘’Sadece sen, Kerem ve Aras’ı al akşama operasyon var.’’
‘’Sadece dördümüz mü yapacağız?’’
‘’Evet.’’
‘’Ne operasyonu bu?’’
‘’Siz Eminönü’ndeki büyük meydana gelin ve orada beni bekleyin ben size oraya geldiğinizde operasyonu anlatacağım.’’
‘’Peki abi.’’dediği an Süleyman hemen telefonunu kapatır.Hakan’da cevap veremeden kalır öylece.Süleyman’da arabasıyla Rumeli Hisarı’ndan son sürat hızla ayrılır.

******************** ********************** *********************

Gece olmuştu.Saat 20:50 idi.Fahri 3 araba dolusu adamıyla mekanın önündeydi.Yanında yakın adamı Haydar bulunuyordu.Fahri’de ona bakarak
‘’Etraf sağlam değil mi?’’
‘’Evet abi sağlam.’’
‘’İyi güzel bir sorun falan çiksin istemiyorum.’’
‘’Ne çikacak ki abi?’’
‘’Mesele bize suikast falan düzenleyebilen birileri olabilir.’’
‘’Ona kimse cesaret edemez abi.’’
‘’Salak olma Haydar.Sen dışarıda adam bırak.’’Haydar umursamaz bir tavırla buna aldırmayıp adamların çogunu içeriye yerleştirir.Dışarıya pekte adam bırakmaz.O sırada Fahri’de mekana giriyordu.Ardından Rıza iki araba ile mekana gelir Fahri’den kısa bir süre sonra.Arabadan inip yanındaki 5 adamıyla birlikte mekana girer çabucak.Tek adam olarak birisini bıraktırır Rıza.İkisi de pekte önlem almadan mekana girmişlerdi ve çikabilecek olaylara karşi hoyratça davranmış oluyorlardı.Mekanın içinde ise Fahri tek başina idi.Kısacası mekanı görüşme için kapattırmıştı. Ve mekanın ortasındaki masada Rıza’nın mekanın içeriye girişini izliyordu.Ayağa kalkıp Rıza’ya nezaketini gösterip elini uzatır samimice.Rıza’da aynı karşilığı verir Fahri’ye.İkili el sıkıştıktan sonra otururlar karşilıklı olarak.Fahri’de hemen el işareti yapar ve restoranın garsonlarından birisi masaya gelir.
Garson hemen Fahri ile Rıza’nın siparişlerini alıp gider.Sonrasında ise Fahri söze girer.
‘’Nasılsın Rıza?’’
‘’Ben iyiyim de önce şu telefondaki dediğin konudan bahsedelim.’’
‘’Çok acelecisin Rıza.Ama yine de sen istedin diye başlayalım.’’
‘’İyi o zaman anlaşma şartlarını söyle belki bakarsın ikna olurum.’’
‘’Bilmem ama seni ve herkesi düşündüm ben.’’
‘’Seni beni düşünür müydün hiç?’’o sırada ikilinin yakın korumaları aralarında konuşuyorlardı.Haydar önceden söze giriyordu.
‘’Yakın bir zamanda birlikte savaşabiliriz Demir.’’
‘’Orası hiç belli olmaz Haydar.’’
‘’Niye öyle dedin ki?’’
‘’Çok basit senin patronun adam gibi şartlar ortaya koyarsa anlaşabiliriz.’’
‘’Sen patronuma ne diyorsun lan.’’
‘’Alınma hemen ben patronuna bir şey demedim.Sen anlamıyorsan dediklerimdeki anlamı ben bilmem.’’
‘’O zaman adam gibi konuş Demir.’’
‘’Konuşmazsam ne olur.’’derken Demir.O an ikili karşilıklı birbirlerine sertçe bakarlar.İkisi de her an birbirini boğazlayacakmış gibi görünüyorlardı.Masada bulunanlar ise aralarında hiddetlice
‘’Beni bu tür oyunlarla kandıramazsın Fahri.’’
‘’Sana bir ortaklıkta bulunuyorum sadece.’’
‘’Peki bu nasıl ortaklık.Ben senin yanında çalisan maaşlı bir memur gibiyim.Örgütte üyeyim ama sana bağlı senin dediklerini yapan ve de hiçbir zaman ağzımı açmayan ve de hiçbir imza yetkisi olmayan birisi mi olacağım.Ben buna ancak gülerim ha ha!’’
‘’Evet gayet ne t anlaşmışsın beni Rıza.’’
‘’Benimle dalga geçme Fahri.’’
‘’Ben anlamanı istiyorum.Sen bana destek vereceksin ki birlikte büyüyeceğiz.’’
‘’Beni kölen olarak alıp diğerlerine de aynısını mı yapacaksın.’’
‘’Orasını hiç düşünmedim ;ama Rıza ben rakipsizim ve de rakipsiz kalmak istiyorum.’’
‘’Öyleyse beni tehdit ederek ve zorbalıkla yanına çekmek istiyorsan artık bil ki dimdik karşinda duracağım Fahri.’’ Fahri ise Rıza’nın bu büyük tepkisiyle birlikte şaşirsa da karşilık vermek ister.
‘’Benim karşimda isen aramızdaki savaş başladı Rıza.’’
‘’Başlasın Fahri ben artık senden hiç mi hiç korkmuyorum.’’
‘’Artık korksan iyi olur.’’Der Fahri.Rıza ise masaya sertçe vurur.İkili birbirlerine sertçe bakıyorlardı.Dışarıda ise tek başina duran şoför gazete okumayı seçmişti kendince.Restorana uzak bir yerde 4 kişi aralarında tartışıyorlardı.
‘’Süleyman abi bize bu Rıza’yı nasıl halledeceğimizden bahsetsene.’’
‘’Bir yolunu bulacağız Kerem.’’
‘’Çabuk olsak iyi olur içeride bir şeyler ayaklanmalar oluyor sanki.’’
‘’Ne gibi.’’
‘’Birisi çok sinirlendi konuşmasını bile takip edemiyorum hızından ötürü.’’
‘’İyi öyleyse…’’der Süleyman ve hemen Aras’a dönüp
‘’Bomba hazır mı Aras?’’
‘’Hazır abi.’’
‘’Öyleyse Kerem ve ben adamı etkisiz hale getireceğiz.’’Hakan ise ne yapacağını merak ederek
‘’Ben ne yapacağım abi?’’
‘’Etrafı gözle birisi içeriden dışarıya çiktigi an hemen bize haber vereceksin.’’
‘’Tamam abi.’’
‘’Aras sen yandan ilerle hemen.Biz adamı indiririz.’’diye yapacaklarını anlatır Süleyman.Aras’ta içinde bomba olan küçük çantayla arabaların arasından geçip iyice restorana yaklaşir.Süleyman’da birkaç arabanın arkasından geçer.Arkadan Kerem ve Hakan geliyordu.Süleyman, Hakan’a sola gitmesi yönünde orada bir süre beklemesi üzerine işaretlerde bulunur.Sonra Kerem’e ise der ki
‘’Sen hemen bir taş bul.’’
‘’Niye ki abi?’’
‘’Adamın ilgisini çekip Aras’ın işini rahatça yapmasını sağlamalıyız.’’
‘’Anladım abi.’’deyip Kerem arabaların arasında orta büyüklükte bir taş bulup hemen geriye Süleyman’ın yanına döner.Süleyman’da Kerem’e yol verir.Süleyman’ın işaretiyle önde duran Kerem taşi adamın yakınlarına fırlatır. Adam ne oluyor diye bakınırken etrafına Kerem’in arkasından Süleyman kalkar.Susturucu takılı olan silahıyla adama bakar ve hemen ateşler silahını.Adamı karnından vurup sessizce yere düşürür.Kerem adamın öldügünü düşünerek abisine der ki
‘’Adamı öldürdün mü abi?’’diye sorar.
‘’Hayır.’’
‘’Ne yaptın öyleyse?’’
‘’Uyuşturdum ve artık adam kim komut verirse ona göre davranacak.’’
‘’’Akıllıca bir hareketmiş bu abi.’’
‘’Onu bunu bırakta sen sağ tarafa geç bir arabanın arkasına saklan ve siper al.’’
‘’Peki.’’deyip hemen gider Kerem.Süleyman ise Hakan’a fazla bağırmadan
‘’Adamı arabanın içine şoför koltuğuna al hemen çabuk ol.’’Hakan’da hemen denileni uygulamak için adamın yanına gelir.Adamı yerden kaldırıp arabanın ön kapısını açıp adamı arabadaki yerine otutturur.Kapıyı kapattıktan sonra yerden gazeteyi alıp geri çekilir hemencecik.Süleyman’da bundan sonra devreye Aras’ı sokar ve Aras’a işaret yapar.Aras’ta hemen yerinden fırlayıp adeta uçarcasına arabanın altına girer.Bombayı çantadan çikartip arabanın altına monte etmeye başlar.Ağzında tuttuğu bir fenerle işini yapabiliyordu.5 dakika kadar uğraştıktan sonra en sonunda bombayı arabaya bağlar.Arabanın altından çikar.
O an Rıza, Fahri’nin tehditlerine ve de umursamaz tavırlarına kızarak yemeğin ortasında mekanı terk eder.Yanına adamlarını da alıp çikar mekandan.Bunu gören Süleyman ise Aras’a kaç diye işaret yapar.Aras’ta adamları görüp hemen bulunduğu yerden fırlayıp kaçar.Rıza ve adamı Demir, Aras’ı görmez.Çünkü o sırada
Rıza ile Demir aralarında
‘’Demir bazı önlemler al çabucak.’’
‘’Ne gibi patron?’’
‘’Baksana Fahri’ye çildirmis.Benimle dalga geçer gibi konuşuyor adeta aşağılıyor.’’
‘’Kafasına sıksaydık ya patron.’’
‘’Şimdi olmaz Demir.Her şeyin bir zamanı var.Ve ben o başkanlığı ona kolay kolay da bırakmayacağım.’’
‘’Sen bilirsin abi.’’dediği anlarda Demir’le konuştuğu için Rıza, Aras’ı fark etmez bile.Ve arabaya gelirler.Demir’in kapıyı açmasıyla arabaya biner Rıza.Sonra 4 adam Demir’in işaretiyle hemen arkadaki arabaya binerler.En sonunda da Demir biner öndeki arabanın ön sağ koltuğuna.Demir şoföre dönüp der ki
‘’Çalıştırsana arabayı be adam.’’der.Şoför ise aldığı uyuşturucunun etkisiyle tamam deyip geçer.Anında arabayı çalistirir.Demir ise arakaya dönüp Rıza’ya der ki
‘’Savaş başladı mı artık patron?’’diye sorar.Rıza ise
‘’Başladı bile.’’der Rıza.İçeride ise Fahri olanlardan dolayı köpürüyordu.Yanında duran adamı Haydar ise
‘’Abi ne olacak artık?’’
‘’Sus Haydar şu an kendimi tutamayabilirim ona göre.’’
‘’Ama abi…’’der.Fahri ise sinirinden kalkıp Haydar’a
‘’Bırak konuşmayı.’’
‘’Özür dilerim abi.’’
‘’Ne olacağını mı bilmek istiyordun.’’
‘’Evet abi.’’
‘’Bak öyleyse etrafına savaş ateşi yakıldı.Bu saatten sonra kan akacak.Ayakta kalan kişi o boş koltuğa oturacak anladın mı Haydar?’’
‘’Anladım abi.’’
‘’İyi öyleyse eve gidip dinlenmem lazım.Yorucu bir gün geçirdim.’’Sonrasında ikili dışarı çıkmaya doğru gelirlerken Dışarıda şoför arabayı çalıştırır.Tam Rıza ve adamları mekandan ayrılırken Rıza’nın telefonu çalmaya başlar.Rıza’da kimin aradığını merak ederek cebinden çıkardığı telefonunu açar.Rıza telefonu açtığı an karşıdaki ses der ki
‘’Güle güle Rıza Bölükbaşı.’’deyip telefon kapanır.Rıza kendi kendine ‘’ne oluyor ulan…’’derken bir anda araba büyük bir patlamayla havaya uçar.Patlama ile arkadaki arabada zarar görür.Arabanın patlamasıyla şoföründe ölümü üzerine çalışan araba ilerlemeye başlar ve kontrolden çıkıp telefon direğine çarpıp durabilir ancak.Mekanın içinde ise patlama anıyla birlikte herkes kendisini yere atar.Patlamanın şiddetiyle restoranın bütün camları bir anda saniyeler içerisinde parampaça oluverir.Haydar’da ayağa kalkıp abisinin durumuna bakar.Abisinin yaşadığını anlayıp hemen onu yerden kaldırmak için koluna girer.Dizlerinin üstüne çökmüş olan Fahri ise patlama olayına şaşar kalır.Haydar ise abisinin durumunu öğrenmek adına sorar.
‘’Abi iyi misin?’’
‘’Hayır Haydar’ım hiç de iyi değilim bu patlamayla birlikte.’’
‘’Niye abi patlama bize yapılmadı ki.’’
‘’Birilerinin bizim yerimize ilk kanı dökmesinden ötürü iyi değilim.Artık bunu yapanlar ya karşımızda olacaklar ya da yanımızda olurlar.’’diyerek yetinir.Haydar’da içinde olduğu durumun şaşkınlığıyla ne yapacağını bilemez.Süleyman ise herhangi bir arabanın içinde arabanın arka koltuğundan patlama yerine bakıyordu.Yanında ise Aras ön koltukta da Kerem ve Hakan vardı.Hakan şoför koltuğunda oturuyordu ve merak ettiği bir şeyi sorar.
‘’Abi artık ne olacak?’’Süleyman gayet sakin bir şekilde
‘’Artık ilk kanı döktük ve de savaşı başlattık.’’
‘’Peki bundan sonra biz ve diğerleri ne yapacak?’’
‘’Biz yanımıza kim gelirse ya da karşımızda kim durursa ona göre hareket edeceğiz.Ve artık dökülen kandan sonra herkes ve her şey değişecek artık.’’der Süleyman ve araba karanlık bir sokağa girer ve gözden kaybolur gider.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE EYÜP SEMTİ

Aybars, Cem’den aldığı telefonla işinin ayarlandığını öğrenir.Ve hiç vakit kaybetmeden toparlanıp birkaç silah da aldıktan sonra Enver’i de bağlayıp deponun arka kısmında bulduğu bir arabayı alır.Bu arabayı da Aybars’a ileride yardımı olsun diye Hakan ve Kerem koymuştu.Aybars’ta arabaya Enver’i bindirip ve daha sonra da kendisi de binip hemen hiç durmadan arabayı çalıştırıp yola çıkar.1 saat süren bir araba yolculuğu ile Aybars, Eyüp semtine ve de Işık sokağa varır.
Arabadan inip bavulu omzuna alıp sonra da elleri ve gözü bağlı olan Enver’I arka koltuktan alıp kalacakları apartmanın kapısına gelirler.Aybars kapının önüne geldiği gibi cebinden çıkardığı bir maymuncukla kapıyı açmak için uğraşır.Birkaç dakika uğraşıp en sonunda kapıyı açar ve Enver’i de yanına alarak apartmanın kapısını kapatıp sonrasında bodrum katına doğru inerler.Bodrum katına indikten sonra Aybars kapının açık olduğunu fark eder.Ve de hafif aralık bırakıldığını görür.Bir şeylerden şüphelenip belinden silahını çıkartır.Hemen eve doğru yönelir Aybars.Eve girdiği gibi iyice etrafına bakar.Ev iki oda bir salondan oluşuyordu.Aybars yavaş adımlarla ilk odanın kapısını aralar.
Fakat odayı boş görünce şaşırır.Umduğunu bulamaz.Hemen diğer odaya da bakar ;ama o odada boştu evde Aybars kimsecikleri bulamamıştı.Aybars hemen evde tek bakmadığı yere salona yönelir.Aybars salonun kapısına yaklaşıp zamanı kollamaya başlar.Anını bulduğu anda eğilip kendisini kapıda gösterir.Karşısında birisini görüp silahını anında beline koyar.Ve adamın yanına doğru gelir.Adama sarıldıktan sonra
‘’Sen burada tek başına ne yapıyorsun Cem?’’
‘’Seni aradığımda buradaydım.Sana anahtarı bizzat vereyim diye burada kalmayı tercih ettim.’’
‘’İyi yapmışsın.’’
‘’Enver nerede peki?’’
‘’Dışarı kapının önünde bıraktım kapıyı açık görünce.’’
‘’Aman kaçmadan koş al gel içeriye.’’der.Aybars’ta tamam dercesine başını sallayıp geri kapıya döner.Enver’i de içeriye alıp evin kapısını da kapatıp Enver’le birlikte salona girerler.Odaya girdiklerinde Cem şaşırıp kalır. Öylece.
‘’Sen ne yaptın ya adama?’’
‘’Az bile yaptım.’’deyip Enver’in gözlerini açar.Enver’de karşısında tanımadığı birisini görünce susmayı tercih eder. Aybars ise arkadaşı Cem’e
‘’Evde televizyon falan var mı?’’Cem televizyonu göstererek
‘’Ne yapacaksın ki televizyonu?’’
‘’Gündemi takip etmem lazım.’’
‘’Tamam açayım o zaman.’’der Cem.Aybars’ta bağlı Enver’i koltuğa oturtup boş bir koltuğa atar kendisini.Cem de televizyonu açıp herhangi bir haber kanalında durur.O sırada televizyonda yarım saat önce gerçekleşen bombalı saldırıdan bahsediliyordu.Sunucu ölenler arasında Rıza Bölükbaşı’da var deyince Aybars dahil odadaki herkes bir anda şaşırır kalırlar.Aybars ise Enver’e dönüp der ki
‘’Bak gördün mü Enver adamın öldürülmüş?’’
‘’Ona benim adamım deme.O da Fahri gibi beni ve babamı kandıranlardandı.’’Cem ise Aybars’a
‘’Kim bu Rıza ya?’’
‘’Bilmiyor musun?’’
‘’Biliyorum da ben onu yalnızca iş adamı olduğunu biliyorum.’’
‘’Bakma sen onun sadece iş adamı olduğuna.O eskiden Enver’in babasının eski ortağı ve şimdilerde de sana bahsettiğim örgütün Türkiye sorumlusu olupta kaybolan Enver’in dış işler sorumlusu.’’
‘’Baya bi önemli bir kişi ise onu kim öldürmüş olabilir ki?’’
‘’Bilemiyorum ama baksanıza olay yerinde Fahri’nin bulunması size de entresan gelmiyor mu?’’Bu sözden sonra Cem ve Enver aynı anda olay yerinde Fahri’ninde olduğunu görürler.O an der ki Cem
‘’Haklısın Aybars’ta bence Fahri ile Rıza o restorantta bir araya geldi.Ve ya bir konu üzerinde anlaştılar ya da anlaşamadılar.’’
‘’İkinizde bence yanılıyorsunuz.Orada öldürenler isteselerdi Fahri’yide öldürebilirlerdi.’’diye araya girer Enver.
‘’Hadi Rıza’yı Fahri öldürmemiş olsun peki öyleyse Rıza’yı kim öldürmüş olabilir ki?’’
‘’Yeni birisi bu işi yaptı bence.’’
‘’Yeni birisi de kim ya?’’
‘’O örgüt koltuğuna oturmak ya da oturtulmak istenen kim ise o’dur.’’
‘’İşte şimdi her şey anlaşılıyor.Birileri Rıza’yı ortadan kaldırdı ve işi Fahri’nin üzerine attı ve böylece koltuk savaşını da başlatmış oldu böylece.’’Cem ise o an yerinden kalkıp Aybars’a
‘’Ben artık gideyim Aybars siz işi çözmüş gibisiniz.’’
‘’Nereye ya oturuyorduk?’’
‘’Biliyorsun ki ben bir polisim ve mesaiyim var.’’
‘’Tabi ki biliyorum ne yapalım sen işine git.’’
‘’Onun için ben artık gideyim.Hem saatte geç oldu.’’
‘’Sen bilirsin.’’Aybars, Cem’i kapıya kadar geçirip hemen Enver’in yanına döner.Aybars, Enver’in mutsuz ve somurtkan durduğunu görünce
‘’Ne oldu bir anda neşen falan kalmamış.’’
‘’Ne bileyim Aybars ben yokken ortalık iyice karışmış.’’
‘’Daha da karışacak bu daha bir şey değil.Ama dediğin doğru bu işten Sadettin’de hoşlanmamıştır sanırım.’’
‘’Doğru ben onu da unutmuştum.’’
‘’İyi o zaman sen burada sağlamca dur.’’deyip Aybars televizyonu kapatıp kapıyı da Enver’in üzerine kilitleyip uyumaya boş bir odaya çekilir.

*********************** ********************** **********************

Ertesi gündü Yıldırım ailesi ve dostları Zincirlikuyu’da Turgay Yıldırım’ın adına düzenlenen cenaze töreninde toplanmışlardı.Herkes Turgay’ı ve yaptıklarından çok Yıldırım ailesinin sonunu, toparlanabilir mi yoksa aileyi birisi ele alıp şirkete el koyar mı diye dedikodu kazanı kaynıyordu cenaze töreninde.150 kadar önemli insan; sanatçı, iş adamı, şarkıcı, oyuncu ve de Yıldırım ailesinin dostları bir de mafyalığıyla ün yapan kişilerin hepsi cenazede toplanmışlardı.
Arka saflarda kadınların bulunduğu kısımda Fahri, Nilüfer hanımın bir ihtiyacı var mı diye yanına gelir.
‘’Nilüfer hanım sizin veya ailedekilerin bir isteği falan var mı?’’
‘’Bu cenaze işi çabucak bitsin yeter Fahri.’’
‘’Emriniz olur da ben bunu sormaya gelmedim ki.’’
‘’İyi bak Fahri burada eltimin kocası ölmüş benim kocamda ortalarda yok lütfen bizi fazla rahatsız etme diğer işlere bak yeter.’’
‘’Olur.’’deyip çekilecekken Fahri bir anda yanında Yavuz Arslan ile arkasındaki adamı Bekir’le geçer.Fahri bir an şaşırıp gerisin geriye döner Yavuz ne için geldi diye meraklanır.Yavuz’un geçtiğini fark edip Nilüfer’in yanına döner hızlıca.Yavuz ise Nilüfer’e elini uzatır.Nilüfer’de karşısındaki adamı tanımasa da elini sıkar hiç tereddüt etmeden. Yavuz ise Nilüfer’in aldığı kararı duyduğu için onu yakışıklılığıyla etkileyip kendisiyle evlenmesini ve de şirkete şu an ki hakimi olan Nilüfer’le birlikte şirkete istediğini yapmak bir de Enver’in varisi olarak ele geçirmek istiyordu.
‘’İyi günler Nilüfer hanım ve Yıldırım ailesinin en güzel kadını.’’der.Nilüfer ise bu ani gelen adam yavaş yavaş kapılmaya başlar.
‘’Merhaba da siz kimsiniz acaba?’’
‘’Kayınpederinizin avukatı ve yardımcısı olan Cenk Arslan’ın oğlu Yavuz Arslan’ım.’’
‘’Entresan babanıza ve babama aynı anda olan saldırıyı biliyorum da siz niye bu kadar sonra ortaya çıktınız anlamadım.Acaba ne için beklediniz ki?’’
‘’Her şeyin yeri ve zamanı vardır Nilüfer hanım.’’
‘’Ortaya çıkıp bu işte ben de varım demek için mi cenazeyi seçtiniz?’’
‘’Çünkü herkes burada…’’
‘’Herkes derken Yavuz bey?’’
‘’Ben siz buradayız yetmez mi?Ayrıca şu ileriye bakın Sadettin bey’de burada.’’Nilüfer uzakta duran Sadettin beyi görür.Sadettin ise Nilüfer’e bilmediği bir aleme hoş geldin tarzında öpücük yollar.Nilüfer ise bu anlık öpücüğe şaşırır. Yavuz’da devam ediyordu sözlerine
‘’Bakın Fahri’de yanımızda.’’
‘’Benim bu işlerde alakam yok Yavuz.’’
‘’Orasını bilmem Fahri dün gece Rıza ölürken sen de oradaymışsın.’’Nilüfer duyduğu bu şok edici bilgiyle şaşırır.
‘’Bu işte parmağın yok değil mi Fahri?’’
‘’Tabi ki de yok efendim.Orada ben de ölebilirdim.’’
‘’Ama ölmedin ve yaşıyorsun.’’
‘’Birileri bu olayı yaptı ve benim yerime Rıza’yı öldürmeyi seçti.Ama Yavuz burada cenaze varken seninle tartışmak da istemiyorum.Burada acıları olanlar var.’’
‘’Ben de istemem bunu Fahri.’’
‘’Öyleyse buradan gitsen iyi olur.’’
‘’Gideceğim ama göreceksin o koltuk ikimizide kalmayacak.’’Yavuz bu sözlerle ikilinin yanından ayrılır.Fahri ise Yavuz’un son sözüne şaşırtmıştı.İçinden bu sözü yorumluyordu kendince.
‘’Ne demek istiyorsun pislik.Yoksa Sadettin’in eteklerinin altına mı sığındın?’’diye kendi kendine beynini kemiriyordu.Sonrasında da Nilüfer, Fahri’ye dokunup
‘’Bu Yavuz da çok laf sokuyor sana.Çok iğneleyici laflar söylüyor.’’
‘’Haklısınız bu Yavuz ya bize karşı ya da Sadettin’in yanına sığınmış olabilir.’’
‘’Peki ne yapacağız Yavuz’a karşı?’’
‘’Ya öldürürüz ya da Sadettin’in yanına sığınmışsa Sadettin’le konuşmak müzakere etmek zorunda kalırız.’’
‘’Ne yani biz Sadettin’le mi anlaşacağız?’’
‘’O herkesten güçlü.Ve bizlerde belki buna mecbur kalabiliriz.’’
‘’Olur mu öyle şey Fahri.’’
‘’Biz şu an en açık hedefiz efendim.Ne Turgay bey ne de Enver bey yanımızda onun için bunlar ya bizleri öldürürler ya da bizi süründürürler.’’
‘’O zaman ilk iş ne olacak?’’
‘’Önce cenazeyi atlatmalıyız.Sonra şirkette sizinle konuşabiliriz.’’
‘’Konuşmak için çok geç olmaz mı?’’
‘’Olmaz Nilüfer hanım.Biz onların yanında olmak zorunda olsakta şirketi ne Sadettin’e ne Yavuz’a ne de bir başkasına bırakamayız.’’
‘’Sağ ol desteğinden ötürü Fahri.Sen de olmasan her şey bizim için daha da zor olurdu.’’der.Ama Fahri, Nilüfer’le. Nilüfer’de, Fahri’yle aralarında çelişiyorlardı.Çünkü Fahri, Nilüfer’i kandırıp şirketi ve örgütün koltuğunu ele geçirmek istiyordu.Nilüfer’de, Fahri’nin amacını anlayıp Yavuz’u ve diğerlerini yanına çekip aileyi kendince ayakta tutmayı istiyordu.O sırada törene bir araba gelir.Ama bu araba törene baya bi uzaktalıkta duruyordu.Arabanın içinde siyah gözlükleriyle önde oturan iki kişi vardı.Şoför koltuğunda olan elleri kelepceli, ayakları da bağlı olana
‘’Görüyor musun seni seven herkes burada toplanmışlar.’’
‘’Böyle söyleme Aybars.Oradakilerin çoğu beni sevmiyordu.Yaptıklarımı beğenmiyordu.’’
‘’Olabilir ;ama kardeşine de sana da saygı duyuyorlar.’’
‘’Öyle saygı olmaz olsun.’’
‘’Niye böyle konuşupta kendini üzüyorsun.’’
‘’Ne bileyim orada bulunanların çoğu paramı, şirketimizi, ailemi benden ve Turgay’ın elinden almak istiyordu.’’
‘’Haklı olablilirsin ;fakat yine de dimdik duruyor ailen baksana her birine.’’diyerek Aybars, Enver’in ailesini gösteriyordu.
‘’Evet onlar hep dimdik durdu Aybars.Onlarle ben her türlü zorluğu yendim ve geçtim.’’
‘’Şimdi elimdesin buna ne diyorsun.’’
‘’Sen farklısın sen orada toplananlar gibi değilsin seninle düşman olsakta sen en azından dürüst olup karşıma çıktın ve beni intikamın için alt ettin ve de kardeşimi öldürdün.’’
‘’Aferin Enver doğruları az da olsa yavaş yavaş görüyorsun.’’
‘’Beni burayo bunları söylemek için mi getirdin?’’
‘’Daha ne yapabilirim ki Enver?’’
‘’Senden bana yardım etmeni istemiyorum.’’
‘’Öyle mi sana bir iyilik yaptım en azından kardeşinin cenazesine getirdim seni.Aileni son bir kez olsun gösterdim sana.Bu iyilik değil de nedir o zaman?’’
‘’İyilik ;ama ben acılar çekiyorum.’’
‘’Niye yaptıkların için mi yoksa yapamadıkların için mi bu çektiğin acılar?’’
‘’Yapamadıklarım ve ailemin bana en çok desteği lazımken onlara şimdi yardım edemiyorum.’’
‘’Fahri var ya o yetmez mi ailene yardım etmede.’’
‘’Geç Fahri’yi ya.O da ne yapıp edip karım Nilüfer’i kandırır.Her şeyi 9 yaşındaki bir çocuğa mı bırakır.’’
‘’Doğru belki bunun için Rıza’yı çağırttı.Ama birileri de Rıza’yı öldürüp suçu Fahri’nin üzerine bıraktı.Ve bu yüzden Rıza ipin ucunda asılıp gitti.’’
‘’İşte Fahri şimdi karımı yani ailemi yanına alıp diğerleriyle ya savaşacak ya da anlaşacak.’’O sırada Aybars, Enver’in bahsetmiş olduğu Sadettin’i görüp
‘’Şu doğu tarafına doğru bakan ve gövdesi kalın olan ağacın dibindeki adamı gördün mü?’’Enver hemen o tarafa bakıp Sadettin’i görür.
‘’Evet Sadettin o.’’
‘’Yanında 4 kişi var onlar kim peki?’’
‘’Birisi Yavuz Arslan.’’
‘’Cenk’in oğlu olan mı?’’diye sorar.
‘’Evet.Yanındaki Sadettin’in en yakın adamı Vedat.’’
‘’Ya şu köşede duran ikili kim?’’
‘’Birisini tanımıyorum da diğerini de ilk defa görüyorum.’’
‘’Tanıdığının adı nedir peki?’’
‘’Cahit Yaman.’’
‘’Yamanbank ve holdingin sahibi olan mı?’’
‘’Tam üstüne bastın.’’
‘’Peki onun Sadettin’le ne işi var ki?’’
‘’Ne olacak demek ki Sadettin hedeflerini güçlendirmek ve yapabilmek için herkesle tanışıp yanına çekiyor.’’
‘’Ben şu son ismi merak ettim doğrusu.’’
‘’Öğrenirsin Aybars intikamından sonra Sadettin’le kapışırsın artık.’’
‘’Daha da düşmanım olacak benim.’’
‘’Kim onlar?’’
‘’Terör örgütleri, amerikalı ajanlar Daniel ve yardımcısı Tom.’’
‘’Terör örgütü ile mücadeleni anladım da Daniel ile Tom da nereden çıktı.’’
‘’İntikam listesinden…’’
‘’Onlarda mı ölüm listende.’’
‘’Niye olmasınlar ki ben senin babanı öldüreyim diye Osman ve Ali Fuat’ı ayarlamadı mı seni Fahri’nin gazına getirmedi mi?’’
‘’Doğru getirdi de o ikiliyi çok iyi koruyorlardır.Hem onlar bizim gibi basit değil profesyonel adamlar.’’
‘’Olsun isterse yanında kendisi gibi 100 adamı olsun o ikiliyi bulup öldüreceğim.’’
‘’Sen iyice delirmişsin Aybars.’’
‘’Beni bu hale getirenler sizlersiniz…’’Enver, Aybars’ı anlayarak başını öne eğer.O an ise cenaze töreni gerçekleşiyordu.Turgay törenle toprağın altına giriyordu.Aybars ise daha fazla durmak istemeyip ve dikkat çekmemek için yanında kardeşinin cenazesini izleyen Enver’e
‘’Sen de istersen gidelim artık.’’
‘’Olur daha fazla bakmak istemiyorum.Acıyla kaplanmak beni iyice öldürür.’’
‘’İyi gidiyoruz o zaman.’’diyerek Aybars arabayı ani ve güzel bir manevrayla çevirip mezarlığın içindeki yolu takip ederek mezarlıktan ayrılıp eve dönerler.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL BEŞİKTAŞ SEMTİ

Cem günün yorgunluğunu atmak için Beşiktaş semtinde bulunan evinin önündeydi.Bütün gün boyunca soyguncusu, kapkaçcısı, katili ile mücadele etmişti.Yorgunluğu ve bitkinliği yüzünden okunuyor ve de akıyordu.Cem arabasını istop edip sonra da park ettikten sonra arabasından inip kapıyı da kapatıp ceketini de omzuna atıp sitenin kapısına doğru yöneliyordu.Ama sitenin kapısını açtığı gibi karşısına 5 kişi çıkar.Adamlardan birisi olan Vedat, Cem’e yaklaşıp der ki
‘’Seni almaya geldik Kahraman polis.’’der.Cem ise ne olduğunu çözemez.Silahına davranıp çatışmak ister ;ama arkadan birkaç el kendisini yakalar.Remzi ve İsfendiyar isimli iki lazdı Cem’i yakalayan.Bunlar karadenizli mafya olan İsmail Hopa’nın adamları idiler.Remzi bir an Cem’in önüne gelip konuşmaya başlar.
‘’Beni tanıdın mı?’’diye sorar.Cem karşısında duran adamı bir yerden tanımıştı.Bu yüzden konuşmaya devam eder.
‘’Seni tanıdım ismin Remzi değil miydi senin?’’
‘’Aferin akılsız kafa Cem.Beni gayet net tanıdın.’’
‘’Senin patronun olacak İsmail’in kaçak mazotu ve uyuşturucusunu yakalamıştım.’’
‘’Sen yakaladın ;ama adalet ya da devlet olacak şey bizi 4 yılda dışarıya saldı.’’
‘’Böyle ülkede adalet bu olursa seninle daha çok karşılaşırız.’’
‘’Artık karşılaşmayacağız Cem.Seni Sadettin Tuğcu adına tutukluyorum.’’
‘’Senin Sadettin dediğin polis şefi mi yoksa teşkilatın başımı da tutukluyorsun.’’
‘’Hayır değil ama tutukluyorum.’’
‘’Peki şimdi de patronun onun adına mı çalışıyor?’’
‘’Yanında desek senin için daha iyi olur Cem.’’
‘’Uyuşturucu satıyor diye mi aldı Sadettin, patronunu yanına aldı.’’
‘’Orasını ben bilmem ;ama iş adamları ve ünlü isimlerin olduğu yerdeki kazançtan artık bizlerde pay alıyoruz ve de alacağız Cem efendi.’’Bu sırada arkadan 4 adamıyla birlikte Sadettin’in sağ kolu Vedat sinirli sinirli gelip konuşmaları bir anda keser.Remzi’ye kızarak der ki
‘’Remzi buraya konuşmaya sohbet etmeye gelmedik.’’
‘’Özür dilerim efendim.Ama Cem eski bir tanıdığımdı da ondan biraz sohbet ettim.’’
‘’Olabilir ;ama burada bizler operasyona geldik ve de diğer insanlara da duyurmamız lazım.’’Remzi ile İsfendiyar başını öne eğip işi Vedat’a bırakırlar.Vedat’ta, Cem’e dönerek
‘’Sizi nazik bir şekilde Sadettin beye götürmem gerek.’’
‘’Niye nazikçe yapacaksın bunu?’’
‘’Emir böyle yani sizi fazla hırpalamayın dedi de.’’
‘’Beni ne adına ve niçin götürüyorsunuz ki?’’
‘’Aybars’ın tanıdığı ve ona yardım eden birisi ve çokça yakın dosttu olmanızdan.’’
‘’Beni alamazsın her kimin adamıysan.’’Vedat arkasına bakıp adamlarına sessizce der ki
‘’Bir şekilde bayıltın şu herifi.Alın da gidelim buradan çabucak.’’der sonra da arabaya doğru gider.O sırada arkada duran 4 adam aniden Cem’ i aralarına alıp bir güzel tartaklarlar.Sonra da bir güzel bayıltıp Cem’in gözünü bağlayıp paketlerler.Remzi ile İsfendiyar’da başka bir arabaya binip Vedat’ın bulunduğu arabayı takip edip Sadettin’in gizli yerine giderler.Artık Cem’i de, Aybars’ı da zor günler ve anlar bekliyordu.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE EMİNÖNÜ SEMTİ

Aybars sabah ezanıyla uyanmıştı.Bodrum katında olduğu için ev fazla ışıkta almıyordu.Evin mutfağındaki tek açık camdan ezan sesini duyuyordu.Çeşmeyi açıp bir bardağa su doldurdu.Çeşmeyi kapatıp bir bardak suyu hiç durmadan lıkır lıkır içer.Artık geri sayım yapıyordu Ali Fuat’ı öldürmek için.İntikamının ilk kısmı bitiyordu artık.Bu gece Ali Fuat’ı öldürmeye gidecekti.Tam mutfaktan çıkıp yattığı odaya dönecekti ki koridorda duvara monte edilmiş aynanın önündeki telefon çalmaya başlar.Aybars’ta bu sabah sabah beklemediği telefonla irkilip kendisine gelir.Hiç durmadan telefonu kaptığı gibi karşı taraftaki kişiye der ki
‘’Alo Cem sen misin kardeşim?’’diye sorar.Fakat telefondan bir süre ses gelmez ;ama Aybars tam kapatmak üzereyken karşı taraf telefondan der ki
‘’Cem elimde…’’diye bir ses gelir.Aybars telefonu tekrar kulağına dayayıp
‘’Siz de kimsiniz Cem’i nereden tanıyorsunuz?’’
‘’Ben en çokça istediğin kişi olan Sadettin’im.’’
‘’Demek en sonunda seninle konuşma fırsatı bulabildim Sadettin efendi.’’
‘’Aferin.Gayet akıllı birisine benziyorsun.’’
‘’Ne istiyorsun benden?’’
‘’Ne mi olacak hem seni hem de elindeki hazine duruyorsa onu.’’
‘’Enver’i de unut beni de tamam mı?’’
‘’Çabuk vazgeçip hayır deme bana Aybars.Elimde dosttun Cem var.’’Aybars, Cem’i, Sadettin’in nasıl yakaladığını düşünür ;ama pekte anlayamaz.Sadettin ise daha da konuşuyordu.
‘’Bak Aybars ya benimle efendi gibi anlaşırsın ya da…’’
‘’Dahası ne Sadettin benimle açık konuş.’’
‘’Ya da öldürürüm arkadaşın ve dosttun olan Cem’i.’’
‘’Öldüremezsin.’’
‘’Anlaşmak mı istiyorsun yoksa.’’
‘’Hayır gelip önce Cem’i senden alacağım sonra da bir gün gelip kafana sıkacağım.’’
‘’Demek o kadar cesursun Aybars.’’
‘’Hem dediğin gibiyim hem de sevdiklerimden kolay kolay vazgeçmem.’’
‘’Dediğin gibiysen akşam Silivri’deki en büyük eve gel.’’
‘’Açık adresini ver ki bileyim yerini.’’
‘’Sana bu adresi versem bile asaıl yerimin burası olmadığını sen de gayet iyi biliyorsun.’’
‘’Biliyorum ;ama benim için fark etmez senin nerede olduğun.Elbet seni bulacağım bir gün.Cem’I nerede tutuyorsan oraya onu almaya geleceğim.’’
‘’Öyleyse bu adresi unutma.’’
‘’Evet…’’
‘’Silivri’de Neşe sokakta numarası 13 olan en büyük ev olan yere gel Aybars.’’
‘’Orada olacağımdan hiç şüphen olmasın.’’
‘’Yürekliysen bekliyorum.’’der ve telefonu kapatır bir anda Sadettin.Aybars telefonun kapanması üzerine hemen salona gidip kilitli kapıyı açıp odada uyumaya çalışan Enver ise kapı açılınca anında uyanıp
‘’Ne oluyor Aybars ya.Bu ne sinir böyle sabah sabah.’’
‘’Seni yaşatmak zormuş bu onun siniri.’’
‘’Niye zor olsun beni yaşatmak.Sana bulaşan yok ki.’’
‘’Biraz önce senin Sadettin aradı burayı.’’
‘’Sadettin mi?’’
‘’Evet bence hiç şaşırma.’’
‘’Ne istiyor ki senden?’’
‘’Ne olacak seni ve beni istiyor ne yapacaksa.’’
‘’O beni niye istesin ki artık?’’
‘’Bunu neden bana soruyorsun ki ?’’
‘’Ne bileyim seninle konuşan o ondan sordum Aybars.’’
‘’Kes konuşmayı artık.’’
‘’Ne yapacaksın bana ya çabuk söyle Aybars?’’
‘’Seni sıkıca bağlayıp bir yere saklayacağım.’’diyerek.5 dakika içinde yatak odasının gardrobundaydı Enver. Ve bu durumda olsa da hala derdini anlatmaya çalışıyordu Aybars’a.Aybars ise umurumda değilmiş gibi yapıyordu.
‘’Kes artık Enver seni yarın veya olmadı ertesi gün buradan alacağım dayan artık.’’
‘’O zamana kadar ben buradaki havasızlıktan ölürüm ama.’’Aybars aniden silahını çekip gardrobun boş bir tarafına küçük bir delik açarak Enver’e
‘’Hava alman için yeter mi Enver efendi?’’Enver çaresiz Aybars’a.
‘’Ne yapayım olsun buna da şükür.’’der ve oturur yerine.
‘’Sıkılmazsın değil mi Enver?’’
‘’Ya benim sıkılmam önemli değil asıl sen ölmeden gel de.’’
‘’Olur söylerim ya da sipariş ederim ölmemeyi.Ulan koskoca eve gireceğim ve içeride sayamayacağım kadar adam ve Sadettin olacak.Sen diyorsun ki ölmeden gel.’’
‘’Başka ne dememi bekliyorsun ki?’’
‘’İyi.’’deyip gardobu kapatıp üstüne de kilit vurup odadan çıkar.Tekrar salona döner.Oradan çekmeceye koyduğu anahtarı alıp sonrasında cebindeki anahtarla 3 odanın ve mutfağın kapısını kilitler.Son yaptığı şey ise yanına 3-4 silah alıp evden çıkıp evin kapısını da Enver diğer yerlerden kurtulsa bile burası kilitli olacağından kaçamaması için kapıyı kilitler.Bütün siniriyle üst kata çıkıp zemin kata gelir.Apartmanın giriş kapısını sertçe açıp kapar.Bu sırada orada bulunan kapıcı ise kendi Kendine
‘’Deli mi bu adam ya bu ne sinir.Artık herkes deliriyor gibi.’’diyerek kapıcı da öfkelenir.Aybars ise buraya geldiği arabayı park yerinde bulup hemen arabaya biner ve hiç vakit kaybetmeden arabayı çalıştırıp yam yola çıkacakken
‘’Seni onların elinden alacağım Cem.’’diyerek son hızla Sadettin’den aldığı adrese doğru gider.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL

Haydar öğlen saatlerinde arabasıyla bir bankanın önündeydi.Arabadan inip bankaya girer.Bankanın içi aşırı kalabalıktı.Nasıl işimi hallederim bu sıra bana gelmez diye düşünürken Haydar.Aklına birden buranın patronunun Fahri’yi tanıdığı gelir.Bunu yapmayı planlayarak herkesin arasından geçip hiç sırayla uğraşmayıp veznenin önüne gelir.Kuyruktaki herkes bir anda Haydar’ın bu hareketine sinirli bir şekilde tepki gösterir.Hatta içlerinden birisi ve en öndeki bir adam Haydar’I kolundan tutup çevirerek
‘’Ne yapıyorsun sen kardeşim ya?’’Haydar pek de sinirini bozmadan adama dönüp
‘’İşimi görüyorum burada kardeşim.’’
‘’Tamam sen işini görüyorsun da burada işini görmek isteyen ve bekleyen birçok insan var.Sen diyorsun ki ben işimi görüyorum.’’
‘’Şurada efendi efendi durup işimi halledeciğim diyorum sana.’’
‘’Olur mu bu ya geçsene arkaya sen kardeşim.’’der.Ve işte bu anda Haydar’ın tepesi atar.Belinden çektiği silahla adamın kafasına tutar herkesin bakışlarına aldırmadan.Bir anda yalnız kafasına silah dayanan adam dahil bankanın içindeki herkesi derin bir korku sarar.Haydar sinirinden adama
‘’Öldürürüm lan seni.’’der.Az önce Haydar’a diklenen adam silahı görünce korkuyla
‘’Abiciğim ben bir aptallık ettim sen bir hata yapma.’’diye yalvarmaya başlar.Haydar ise anında 360 derece değişen adama bakıp şaşırarak
‘’Ulan az önce bana bağırmıyor muydun?’’
‘’Özür dilerim abi.’’
‘’Ne korkakmışsın lan.’’deyip silahını tekrar beline koyup sonra da kuyruktakilere sert sert bakıp
‘’Şurada adam gibi durun 5 dakika işimi halledip gideceğim.’’Kuyruktakiler ise anında ‘’oldu tamam abi.’’türden şeyler söyleyip korku içinde adamın bir an önce işini görüp gitmesini beklerler.Haydar ise dönüp veznedeki kıza
‘’Hadi bacım çabuk olalım yoksa katil olacağım burada.’’kız ise hemen
‘’Ne yapacaksınız havale mi yoksa para çekmemi yoksa yatırmamı?’’
‘’Çok konuşma bacım ya havale olacak.’’
‘’Kimden efendim?’’
‘’Sadettin Tuğcu’dan.’’
‘’İmzası veya bir kağıda bir imza atmış mı?’’
‘’İmzası da var hem aradı beni.’’
‘’Ne kadar miktar olacak efendim?’’
‘’100 Milyon avro.’’
‘’Hemen hallediyorum efendim.’’der.Haydar’da Sadettin’e verdiği gizli yardım, Fahri’nin söylediklerini aktarma, Fahri’nin yaptığı her işi söyleme ve her hareketini söyleme ile Sadettin’den bu iş için para almıştı.Alacağı 100 milyon avroyu çekmeye gelmişti.Aslında 5 aydır bu işi Sadettin için yapıyordu Haydar.Ama ancak nasip olmuştu parayı çekmek.2 dakika sonra veznedeki kız, Haydar’a
‘’İşlem tamam efendim para Sadettin beyin hesabından bizim bankamızdaki hesabınıza aktarıldı yani yatmış oldu.’’
‘’Sağ ol bacım.’’deyip bankadan çıkıp ayrılır Haydar.Bankadaki herkes ise o an Haydar’ın ayrılması üzerine büyük bir rahatlama yaşarlar.
Haydar bankadan çıktığı gibi arabasına biner.Arabanın içinde hesap cüzdanına bakar.Cüzdan da 100 milyon avro var yazısına bakıp sevinir.
‘’Artık zengin olmaya gidiyorum.’’diye bağırır.Sonra hiç bozuntuya vermeden bankadan ayrılır.Fahri’nin yanına gidiyordu.İşine devam edecekti.Ve anlaşmadan kalan 100 milyon avroyu hak etmek için çalışacaktı.O sırada arkadan iki arabadan birisinin içinde bulunan Aras diğer arabaya karşı kaldırıma park etmiş olan arabaya
‘’Siz önümüzden geçip kestirmeden takip edin ara yola girdiği an kıstıracağız.’’der.Arabadaki 4 kişi de bunu onaylar ve hemen harekete geçen araba Aras’ın bulunduğu arabanın önünden geçip ara yollara girip takibe başlarlar.Sonrasında Aras yanındaki şoföre
‘’Hadi biraz hızlı olalım yoksa adam kaçacak .’’şoför hemen arabayı çalıştırıp Araba takipteyken Aras arkaya dönüp arkada oturan Kerem’e
‘’Sence bu Haydar niye burada olabilir ki?’’
‘’Ya Fahri için bir iş halletti ya da Fahri’yi sattı birileri için.’’
‘’Çok emin konuştun da satmış olsa bunu neden yapmış olabilir ki?’
‘’Belki de Fahri’den öğrendiklerini birilerine söylüyordur.’’
‘’Ve de söylediği kişiden para mı aldı diyorsun.’’
‘’Almış olabilir ama takip etmek ve de onunla konuşmak lazım.’’
‘’Bize söyler mi her şeyi sattığını.’’
‘’Zor kalırsa neden olmasın.’’
‘’İyi öyleyse para aldıysa ondan da biz alırız.’’
‘’Böylece hem Fahri yara alır.Hem de Haydar’dan bir şeyler umanlar para kaybeder ve artık bilgi almış olamayacaklar.’’
‘’Peki bunun doğru olma ihtimali kaçtır ki?’’
‘’Aras bir insan buraya gelip çıkmışsa ve çıkarken eli boş ve hesap cüzdanı gibi bir şey varsa artık ne olabilir ki?’’
‘’Ne olabilir?’’
‘’Ya bir yere havale ile para verdi.Ya da havale ile bir yerden para aldı.’’
‘’Haklısın.’’
‘’Onu ara bir yere geldiğinde indireceğiz.’’
‘’Yakalamak için yaralamalıyız.’’
‘’Ne gerekirse yaparız.’’der Kerem.
Ve takibe devam ederler.Haydar ise o an arabasıyla Fahri’ye erken gitmek isterken ara yola girer.Arkadaki araba ise bunu fırsat bilip o yola girer.Diğer ikinci araçta ters yönden yolu kapatır.Arada kaldığını anlayan Haydar ne yapacağını düşünür.Ve kendisinden bir şeyler istenileceğini anlar.Arabadan çıkıp silahını çeker kendisini sıkıştıranlara karşı.Arkadan yolu kapatan arabaya iki el ateş edip hızla koşarak kendisini yakalamak isteyenlerin dikkatini bozmya çalışır.Ve hemen ara yola girer Haydar.
Kerem ise hemen arabadan iner.Aras’ta diğer inen adamları yanına alıp Haydar’ın girdiği yola girip peşinden giderler.Kerem ise hiç onlarla gitmeyip farklı bir ihtimali düşünerek kapattıkları taraftan dönüp köşeyi döner.Ana yoldan koşup ilerlemeye başlar.Haydar ise soluk soluğa kalmıştı.Kilolarıda olduğundan hem hızlı değildi hem de yorulmaya başlamıştı.Peşinde de 6 adam bulunuyordu.Hem adamlardan hem de adamların yolladığı kurşunlardan kurtulmaya çalışıyordu Haydar.Bir köşeden dönüp boş bulduğu açık apartman kapısından içeri girecekti ki karşısında Kerem’i görür birdenbire.
Kerem insanların olmasından ötürü Haydar’a ateş edemez ;ama şansı vardı ki Haydar apartmanlardan birisine girmişti.Kerem’de, Haydar’ın peşinden gider.Arkadan gelen Aras ve adamları da Kerem’in bir apartmana girişini görürler.Aras anlar ki Kerem bu apartmana girmişse Haydar’da girmiştir diye düşünüp yanındakilere
‘’3 kişi burada kalsın diğer iki kişi de benimle gelsin apartmana.’’der ve hemen vakit kaybetmeden 3 kişi apartmana girerler.Apartman ise 4 katlıydı.Çevredeki kalabalık olan bitenden haberdar ve meraklı gözlerle apartmanın girişinde bekleyen adamlara bakıyorlardı.
Apartmanın içinde ise 3.katta Kerem tek ateş eder.Haydar ise tam 4.kata çıkacakken adımını atar atmaz diz kapağından vurulup yere düşer ve kapaklanır.Apartman birden silah sesiyle inler.Bazı apartman sakinleri de dışarı çıkıp ne olduğunu anlamak isterler.Ama Aras ve adamları ile Kerem biz polisiz ve suçlu ile mücadele içindeyiz deyip insanları evlerine sokarlar.Sonra Kerem hemen Haydar’a yaklaşır.Haydar ise silahını ateşleyecekken kerem bu kez de erken davranıp Haydar’ın sağ omzuna sıkar.Haydar elindeki silahta düşer Kerem’in önüne kadar gelir.Kerem silahı aldığı gibi iki silahla birden Haydar’ın yanına gelir.O sırada arkadan 3 adam gelir.Kerem, Aras’ı görünce ferahlar. Ve dönüp Haydar’a der ki
‘’Ne yapıyordun lan bankada?’’
‘’Sanane.’’diye geçiştirir.Kerem ise Haydar’ın sol topuğuna sıkıp
‘’Cevap vermediğin her an bir yerine sıkacağım.’’
‘’Tamam ya söyleriz ne var yani.’’
‘’Öyleyse ne yaptın banka da söyle çabuk.’’
‘’Para çektim hesabıma havale ile.’’
‘’İyi kimden çektin parayı?’’
‘’Sadettin’den.’’
‘’Demek ondan ha!’’
‘’Evet.’’
‘’Miktar ne peki?’’
‘’100 milyon avro.’’
‘’Az almışsın ama yine de iyi para.’’
‘’Yalnız bu kadar değildi.İş sürdükçe hep böyle alacaktım.’’
‘’Sen şu hesap cüzdanını ver de işimizi görelim değil mi?’’Haydar hemen cüzdanı çıkartıp verir Kerem’e.
‘’Al.’’der.Kerem ise hesap cüzdanını cebine atıp silahını Haydar’a doğrultur.Haydar’da korkudan Kerem’e
‘’Ne yapıyorsun ya sana her şeyi söyledim ya.’’
‘’Olabilir ama yaşarsan her şeyi Sadettin’e ya da Fahri’ye iletirsin seni iyi bilirim.’’diyerek Kerem, Haydar’ın kafasına sıkar.Sonrada ayağa kalkıp Aras’a
‘’Aşağıda millet toplanmıştır.’’
‘’İyi de ne diyeceğiz o kadar kişiye Kerem.’’
‘’Polisiz diyeceğiz adam kaçmaya çalışırken vurulup öldü diyeceğiz.Morga incelemeye götüreceğiz ekip arabamızda üç sokak ötede deyip işin içinden çıkacağız.’’Aras ise Kerem’e
‘’Sen bilirsin.’’derVe ikili planı uygulayıp Haydar’ın cesedini alıp çıkarlar apartmandan.Ve herkese açıklama yaptıktan sonra arabalara dönerler.Haydar’ı da bagaja atıp sonra Haydar’ın cesedini Fahri’ye vermek için giderler.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SİLİVRİ

Aybars 1 saattir yollardaydı.İstanbul’un trafiği onu yormuştu.Sol dönemeci de aldıktan sonra elindeki adrese bakar.Hem arabayı sürüyordu hem de evlerin kapı numaralarına bakıyordu.Bir ara durup önce elindeki kağıda bakar sonra da arazi yani kapladığı alan bakımından geniş olan evin kapı numarasına bakar.Sadettin kendisine oyun oynuyor gibi gelmişti Aybars’a.Ve şaşırmaya başlar.Çünkü kağıttaki evin numarasıyla gördüğü evin numarası aynıydı.Sayı 13’tü.Aybars bunun bir tesadüf olduğunu düşünerek kendi kendine der ki
‘’Ya bu adam benimle dalga mı geçiyor ne?ev büyük dedi tek katlı çıktı.’’deyip öfkesini kusar Sadettin’e karşı. Sonrasında mecburen arabasından inip kapıyı da kapatıp eve doğru bakar.
‘’Yoksa Sadettin evin kapladığı alan bakımından mı büyük dedi bana?’’diye sorar kendince.Bunun üzerine belinden silahını çıkartıp öne doğru adımlarını atmaya ve savaşın içine girmeye başlar bu gece yine.Evin kapısını tek kurşun sıkıp kırar.Sonra da demir kapıyı iterek içeriye girmek isteyecekken ağaçlık alanın arkasından bir adam çıkar.Aybars hemen adamı fark ettiği gibi sağ elindeki silahı ateşler adamın geldiği yöne doğru.Saniyeler içerisinde adam aldığı kurşunla yere yığılıp ölür.Aybars’ta rahatlayıp kapıyı iyice aralar.Vakit kaybetmeden bahçede dolanır.Adımlarının her birini dikkatle atıyordu Aybars.Öncelikle bahçenin sol tarafına doğru ilerliyordu.Amacı buradan kimseyi sağ çıkarmamaktı.Daha sonra ise küçük bir otun yanından iki adam belirir aniden.Adamlar silahlarını Aybars’a doğrultmuşlardı.Hatta birisi tetiğe basmak üzereyken Aybars yine erkenden davranıp kendisine doğru gelen adamlara bakıp silahlarını ateşler.Aybars’ın art arda yolladığı kurşunlarla iki adamı delik deşik eder aniden.Sonra durup etrafına bakarak
‘’Neredesin Cem, Sadettin sen de sağ çıkamayacaksın buradan?’’diye bağırır.Bu sesin üzerine evin arka tarafından 4 adam seslerin geldiği yöne doğru yani evin ön tarafına doğru gelirler.Soldan 1 sağdan da 3 adam Aybars’a doğru koşarak geliyorlardı.Aybars durumunun zor olduğunu anlayarak geri geri gidip ateş ediyordu.Adamlarda durmayıp Aybars’a karşılık veriyorlardı.Aybars birisini geri geri gitse de silahlarını ateşleyerek kendisine doğru koşan bir adamı kalbinden vurarak öldürür.Ve böylece karşısındaki düşman sayısını 3’e indirmiş olur.Fakat adamlar acemi olsa gerek adamların yolladığı kurşunlar Aybars’ın yanından rüzğar gibi geçip gitse de Aybars’a değmiyordu.Bunu fırsat bilen Aybars ağaçların arasına atlar dalarcasına.Adamlarda Aybars’i bırakıp ağaçlara kurşun yağdırmaya başlarlar.En azından birisi Aybars’ı vurur diye düşünüyordu.
Ama nafile bir çabaydı bu.Çünkü Aybars ağaçların arasında şans eseri bir kapı bulur.Bu kapı gizli bir kapıydı.Açtığı kapıdan bir odaya girer.Oda bomboştu ;ama burası evin önceki sahiplerinin hizmetçilerinin kaldığı yerdi.Aybars bu kadar şanslı olduğuna şaşıyordu.Odadan arka pencereyi açıp odadan dışarıya çıkar.Evin bahçesi devam ediyordu.Ağaçlar odanın arkasını çevreliyordu.Odanın arka kısmında da kapı bulunuyordu.Aybars ters taraftan dolanıp adamların arkasına gelir.Adamlar ise ateşi bir anda kesip aralarında
‘’Adam ölmüş müdür ki?’’diye sorar en soldaki kişi.
‘’Böyle duracağımıza gidip bakalım.’’der üçlü hemen ağaçların olduğu yere gelip dalları aralarlar.Bir de bakarlar ki evin müştemilatı olan büyük oda vardı.Onlarda Aybars gibi şaşırmışlardı.Üçlü bu ksımı bilselerde onu bu an düşünememişlerdi.Arkadan ise Aybars üçlüye bakarak
‘’Hey arkadaşlar herhalde beni arıyorsunuz?’’der.Üçlü ise hiç düşünmediklerini aynı anda arkaya döndükleri an yoğun bir kurşunla karşı karşıya kalırlar.Aybars iki silahta kalan 14-15 kurşunu 3 adama boşaltmıştı.Adamlar ise kıpırdayamadan kendilerini yerde bulmuşlardı.Aybars 3 kişinin işini hallettikten sonra koşarak evin kapısına gelir.Kapıyı açmak için elini atar.O an ön camlardan birisi kırılır.Aybars sesi duyduğu gibi elini geri çekip geriye doğru yere atlar.Camı kıran adam ise acele bir şekilde önce takviye çağırır sonra da ateş etmeye başlar.
Aybars kendi kendine düşünüp çareler ararken diğer taraftaki camı krıp içeriye dalar.İçeriye düştüğü gibi karşısındaki düşmana bakıp pozisyonunu alır.Aybars’ın şansı vardı ki bundan da kurtulmuştu.Adam ise camın kırılış sesini duyup Aybars’ın içeriye girdiği noktaya bakayım derken silahını ateşlemeye geciktirir.Ve artık kendisi için çok geçti.Çünkü Aybars çoktan silahını ateşlemişti.Adam ise saniyeler içerisinde aldığı derin kurşun yaralarıyla geriye duvara uçup çarpıp ölür.Aybars sonrasında kurşunu biten silahından birisini atıp cebinden 3.silahını çıkartıp yapmıştı bu saldırıyı.Aybars durmak istemeyerek etrafına bakınırken şöminenin olduğu taraftan gelen bir adam görür.
Hiç ayakta kalmadan kendisini adama belli etmeden adamı bekler Aybars.Adam ise etrafına bakınıp girişe gelir.Şömineyi görüp arkadaşına bakar.Ama arkadaşının cansız bedenini duvarın üzerinde bulur.Aybars daha fazla beklemek istemeyerek ateşe başlar düşmanına karşı.Adam ise kurşunların sesiyle geri çekilecekken dizinden vurulup yere düşer.Silahını şöminenin olduğu tarafa düşürür.Şömine ise evde iki taneydi ve adamın silahını düşürdüğü şömine ise girişin olduğu yerdeydi.Ve silaha Aybars’ta, adam da oldukça uzaktaydı.Aybars ise evin içinde başka kimsenin olmadığını düşünerek saklandığı yerden kendisini göstererek adamın yanına doğru gelir.Adam ise bu beklenmedik düşmanla birlikte öleceğini hissetmeye başlar yavaş yavaş.Aybars ise adamın yanına gelip çökerek
‘’Söyle lan Cem nerede?’’Adam duyduğu korkuyla Aybars’a der ki
‘’Aşağı da tutuluyo.’’
‘’Demek öyle.Peki Sadettin efendi nerede evde mi yoksa dışarıda bir yerde mi?’’
‘’Evde yok.’’
‘’Olsa şaşardım zaten.Peki evde kaç koruma var lan?’’
‘’11 kadar.’’
‘’İyi o zaman demek ki iki tane kalmış öldüreceğim.’’
‘’Ne yapacaksın bana?’’
‘’Dur da… önce sen bana kalan iki adam nerededir onu söyle bi sana da bakarız sonra.’’
‘’Alt katta Cem’in yanında.’’
‘’Her şey için sağ ol dosttum.’’
‘’Dosttum mu?’’
‘’Pardon düşmanım demem lazımdı.’’deyip kalkar ayağa.Adam ise
‘’Sana bilgi verdiğim için umarım beni yaşatırsın değil mi?’’
‘’Bi düşünmem lazım…ama yok ya ölsen daha iyi olur.’’diyerek adama doğrulttuğu silahı ateşler ve adam tek kurşunla beyninden vurularak azrailin kollarına teslim olur.Artık önünde fazla bir şey kalmadığını düşünen Aybars son öldürdüğü adamdan aldığı bilgilerle Sadettin’in olmadığını öğrense de vakit kaybetmeyerek bodrum katına iner. Bodrum katına geldiğinde iki oda çıkar karşısına.Aybars ne yapacağını düşünerek bu sırada da bodrum katının ortasına kadar gelip merdivenden iner.İki odaya da bakar hangisine önce bakayım derken iki odanın kapısıda yavaşça açılmaya başlar.Aybars sesi duyduğu gibi öne atlayıp bodrum katında duran kolilerin arasına gelip olacakları beklemeye koyulur.İki adam da kapıyı açtığı gibi karşılarında düşmanları var sanarak silahlarını ateşlerler.Kurşunlar birbirlerini vurmasını sağlar ortalıkta kimsenin olmamasından ötürü.Ve sonunda Aybars hiçbir şey yapmadan son iki adamı halletmiş olur.
En sonunda da Aybars saklandığı yerden çıkıp odalara bakar tek tek.Bir odaya bakar odada hiçbir şey yoktu.Dönüp diğerine bakar o odada ise sadece bir sandalye bulunuyordu.Odaya girip yerde cansız bedeniyle duran adamın yanından geçip sandalyeye bakar.İyice bir inceleme yaptıktan sonra Cem’in polis kıyafetinden düşmüş ve bu odada kalan kabzanın kopmuş bir parçasını görünce
‘’Ulan sahtekar adam hani Cem buradaydı.Ölürken bile yalan söyler oldu insanlar…’’der sonrasında ise
‘’Sadettin sen de burdaydın Cem’de.Benden mi korktun da kaçtın yoksa beni mi sınadın ama her ne yaptıysan Cem’i elinden alacağım.Ama önce Ali Fuat’ı halletmeliyim.’’deyip bodrum katından girişe gelir.
Aybars sinirinden içi içini yiyiyordu.Bir çare bulmak istiyordu.Ama halletmesi gerekenler vardı.Ama Cem’i kurtarmaktan ve de Sadettin’le oluşumunu bitirmek vazgeçmemişti.Evden ayrılıp birkaç metre ötedeki arabasının yanına gelir.Arabasının kapısını açıp biner.Derin düşüncelere dalmaya başlıyordu iyice.Ve 10 yılın intikamını almaya devam etmek için arabayı çalıştırıp son gaz Eminönü’ndeki Ali Fuat’ın evine doğru yol alır.Aybars, Silivri’den ayrılırken Aybars’a çok çok uzakta bir jeep’in içinde 4 kişi bulunuyordu.
Sadettin karşısındaki düşmanını iyice önemsemeye başlamıştı.Hafife alınmayacak kadar iyi biri olduğunu anlamıştı bu gece.Ve bu yüzden 11 adamını kaybetmişti bir gecede.Bunu bilerek adamı Vedat’a.Vedat’ta önde oturuyordu ve şoförün yanındaydı.
‘’Arabayı çalıştırın Vedat’ım gidiyoruz artık burada yapacağımız bir şey kalmadı.’’Vedat emri aldığı gibi uygular ve yola çıkarlar Silivri’den ayrılarak.Ama Vedat’I düşündüren bir şeyler vardı.Beynindeki sorulara cevap aramak için patronu Sadettin’e dönüp
‘’Efendim kafama bir şeyler takıldı da.’’
‘’Aman takılmasın Vedat.Kim kafasında birçok soru işareti varsa ve bununla dolanıyorsa onların cevabını bulmadan bu dünyadan göçerse benden değildir bilesin.’’
‘’Doğrudur efendim de bu Aybars’ı öldürmemi neden istemediniz?’’
‘’Daha erken Vedat.O Aybars’la daha çokça karşılacağız.’’
‘’Fakat Aybars’ı şimdi yolumuzun önünden çekseydik olmaz mıydı?ileride bize karşı en büyük engellerden olacak.’’
‘’Vedat kafanın içinde çok soru biriktirmişsin sen bunları kafana takma ben Aybars’ı denedim.Ve dostlarını kaybetme zaafını öğrendim böylelikle.Ne kadar kararlı olduğunu da anladım.Gerisi boş ve elbet elime düşecek o Aybars.’’der. Birkaç saniye sonra
‘’Daha hızlı sür evladım.’’der Sadettin.Ve şoförün son sürati ile gecenin karanlığına dalar araba.Sadettin ise yanına aldığı mafya lideri İsmail’le kahkahaları karanlığa yankı yaparak yeri göğü inletiyordu.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE İLGİNÇ BİR SALDIRI

Akşam saatleriydi.Mavi renkli bir araba akşam saatinin verdiği yorgunluk gibi yavaş ve fazla hızlı olmadan yolda ilerliyordu.Arabanın içinde çok önemli kişiler bulunuyordu.Ve önemli konular konuşuluyordu.Sohbet ise iyice koyuydu.
‘’Yavuz bu antlaşmayı imzalar mı dersin?’’
‘’Orasını bilemem Cevat’cığım.Baksana Yavuz gizli işlere çoktan bulaşmış.’’
‘’Bulaşması sorun değil ki.’’
‘’Nasıl olmasın yanında olup destek verdiği kişi de Sadettin.’’
‘’Ne Sadettin mi?bunu bana daha şimdi mi söylüyorsun.’’
‘’Aslında Yavuz’la konuşurken söylemeyi planlıyordum.’’
‘’Niye Bilal? Ha söylesene böyle bir şey benden saklanır mı?’’
‘’Nasıl desem…’’
‘’Lafı dolandırma da anlat bana her şeyi?’’
‘’Peki iki gün önce Yavuz’la özel bir görüşme yaptım.’’
‘’Ne üzerine?’’
‘’Bu konuşacağımız antlaşma için buluşup konuşmuştuk.’’
‘’Neler konuştun Yavuz’la?’’
‘’Ne olacak ki?’’
‘’Benden saklama Bilal.Anlatta bileyim her şeyi.’’
‘’Cevat ne olacak Yavuz bana Sadettin’le anlaştığını ve büyük bir oluşum içinde olduğunu ve de benden yardım istediğini söyledi.’’
‘’Ne yardımıymış bu söylediği?’’
‘’Para, silah, kara para aklama, önemli yerlerdeki adamlar ve onların paraları v.b. birçom şeyi yapmamı istiyor.’’
‘’Bunların hepsi biz de var mı sence?’’
‘’Var olmazsa her yerde elimiz ve hatırı sayılır bir saygımız yok mu?’’
‘’Olmasına var da bunlar büyük işler bunlar Bilal.Bu Yavuz bizi aracı kullanıp sonra istediği her şey olunca…’’
‘’Ne istiyor olabilir.’’
‘’Dediklerine göre ya her yer soyar ya da büyük bir yere darbe yapacak.’’
‘’Bu ikisi de değilse de birilerini infaz edecek Amerika ya da Rusya için.’’
‘’Haklısın Bilal de Yavuz bize neden bu kadar güvensin ki.’’
‘’Belki mesele güvenle ilgili değilse.’’
‘’Öyleyse iş değişir.Ama bizim meclisten, ordudan ve başka yerlerdeki yardımlarımızı alıpta iş bitince şuçu üzerimize atmasın.’’
‘’Korkma ya Cevat her şey iyi olacak.Yavuz’da, Sadettin’de güvenilir ve işini ve ne yapacağını bilen adamlar.’’
‘’Peki öyle olsun.’’
‘’Ha ya şöyle rahatla biraz canım.’’
‘’Nerede buluşacağız bu Yavuz’la?’’
‘’Bahçelievler’de.’’
‘’İyi az var o zaman.’’
Tam o sırada Bilal yolda bir çevirme olduğunu fark eder bir anda.Hemen şoföre dönüp
‘’Yavaşla bakalım evladım.’’
‘’Peki efendim.’’deyip şoför hemen hızını azaltır.Arkadan Cevat, Bilal’e doğru.
‘’Kim bu polisler?’’
‘’Bilmem bakalım.’’
‘’Tam da önemli bir görüşme öncesi olmaz ki ama bu.’’
Araba tam da polislerin olduğu yerde durup sağa park edip durur.İki polis arabaya doğru yaklaşır.Arabanın önünde Bilal camı açıp kendisine doğru gelen polise
‘’Ne oldu polisim bir olay mı var.’’polislerden iri yapılı olanı
‘’Yok bir şey sizi almaya geldik.’’
‘’Bizi almaya mı?’’
‘’Evet efendim.’’
‘’Biz ne yaptıkta almaya çalışıyorsunuz polis bey.’’
‘’Bir sorun yok efendim Bilal bey.’’derken şapkasını ve gözlüğünü çıkarıp arabadakilere
‘’Sizi Yavuz beye götürmeye geldim.’’Bilal ve Cevat şaşkınlıktan birbirine bakıyordu.Sonrasında ise
‘’Peki Murat, Sadettin’de orada olacak mı?’’
‘’Hayır.’’Bilal ve Cevat’ta, Yavuz’un adamını tanıyorlardı.Ve bu yüzden yüzlerinde şaşkınlık bulunuyordu.
‘’İyi de niye tek Yavuz’la konuşacağız.’’
‘’Bakın Cevat bey geçen görüşme de siz yoktunuz ve az şey konuşuldu.Şimdi ise siz de varsınız ve Yavuz bey sizden ne kadar para, silah ve de kimlerin kellesini istediğini bir de kimler yanımızda olur diye sizinle anlaşma zemini arayacak efendim.’’
‘’Demek öyle ha. Binelim bakalım.’’der Cevat Tan. Ve Bilal Meşe’yi de yanına alıp diğer arabaya geçer.Bu ikili eski milletvekili ve bir zamanlar iktidar da bulunnuş iki bakandı.Ve Yavuz, Sadettin’in isteğiyle bu ikiliyi çoğu işte kullanmak ve sonucunda da devlete sahip olmak için istiyordu.
Diğer araba Yavuz’la ikilinin buluşma yerine yakın bir yerdeydi.Araba son sürat giderken son anda durmak zorunda kalır.Çünkü kırmızı ışık yanmıştı.Arkadaki arabada öndeki arabaların durmaları yüzünden durmak zorunda kalmışlardı.Yavuz’un adamı Murat’ta etraftan şüphe çekmemek için durmuştu ama saniyelerin çabuk geçmesi için saniyeleri tek tek sayıyordu.Camdan dışarıya baktığı direkte hala geçmez gibi duruyordu süreler.Ve sıkıntıdan da patlamak üzere gibiydi olduğu yerde.Sonra durup bir daha baktığında saniye sadece 10 kalmıştı.Az kalmıştı ama hala öyle bekliyordu.Bu son kırmızı ışıktı eve varasıya kadar bir daha karşısına çıkmayacaktı kırmızı ışık.Arabanın arka koltuğundaki ikili ise camdan dışarı bakıp etrafı ve insanları seyrediyorlardı.
Saniyeler eriyip bitecekken nereden geldiği belli olmayan ve kimselerin bilemeyeceği bir roket atar füzesi Yavuz’un adamı Murat ve iki eski milletvekili olan ve şimdilerde iş adamı olan Cevta ve Bilal’in içinde bulunduğu arabaya saplanır kalır.Bombanın arabaya giip patlamasıyla birlikte etraftaki tüm camlar kırılır aniden.Ama etraftaki halk pek de zarar görmez.Fakat arka arabada bulunan 4 adam şok olsalarda yaşayan birileri var mı diye arabadan dışarıya çıkarlar.Alevler içerisindeki arabanın yanına gelirler.İşler iyice karışmıştı bu saldırıyla.Kalan 4 adam bu saldırıyı hiç beklemiyorlardı.Ama şu bir gerçek ki Sadettin ve oluşumu ağır bir yara almıştı bu saldırı ile.
Olayın az ötesinde ise elinde ipi sırtında da çantası ve başında da şapkasıyla bir turist etrafta olup bitenlere bakıyordu.Olayın dehşetini ve ehemmiyetini anlamışa benziyordu.Kendi kendine yanan ve alevler içerisinde kalan araba ve içinde can veren 4 kişiye bakarak
‘’Geçmiş olsun Sadettin, Yavuz ve diğerlerine.Beni ve bizi artık iyi tanımışsınızdır umarım.Bir daha devletin içinden birilerini satın almazsınız imza Hakan.’’diyerek olay yerinden uzaklaşır.İnsanlarda ambulans, polis ve itfaiyeyi olay yerine çağırıyorlardı.Ama artık ölen 4 kişi hiç geri gelmeyecekti ve belirsiz ortamı giderek artmıştı bu saldırı sonucu.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE EMİNÖNÜ

Gece tam olmuştu.Saatin yelkovanı 2’yi bulmuştu.Aybars’a verilen 1 haftalık sürenin sonuydu.Aybars ise arabasını Ali Fuat’ın bulunduğu ve yaşadığı apartmanın önüne park etmişti.Arabasının kapısını açıp hafif kalkıp ve de dışarıya sarkarak 5 katlık apartmana bakıyordu kendince.Birden kendi kendine söylenerek
‘’Sana geldim Ali Fuat.Bakalım beni gördüğünde ne yapacaksın ya da sevinip, şaşıracak mısın?’’der.Ve hemen arabadan inip kapıyı da sertçe kapar.Çünkü hem Cem’i alamamıştı hem de Sadettin’le karşılaşamamıştı.Apartmanın kapısından içeriye girerken karşı kaldırımlardan apartmanların birisinin 2.katında balkona çıkan birisi vardı.Adam, Aybars’ı ve elindeki silahını görmüştü.Adam, Aybars’ıda tanımadığı için kötü bir şeylerin olacağını anlayarak salona dönüp telefona sarıldığı gibi acil olarak polisin numarasını tuşlar.Telefon açıldığı an karşısındaki polise
‘’Acil bir durum var polis bey.’’Polis ise gece nöbetinde olduğu için hafif uykuluydu.Ve söylenenlerden bir şey anlamamıştı.Bu yüzden polis karakolunu arayan adam
‘’Bayım bir daha söyler misiniz nedir durumunuz?’’
‘’Polis bey gecenin ikisinde ve buralarda hiç görmediğim bir adamı elinde silahla ayça isimli bir apartmana girerken gördüm.Yer ise eminönü memur bey.’’diyerek iyice telaşlanır polisi arayan adam.
‘’Emin misiniz birisini apartmana girerken elinde silahla gördüğünüze?’’irkilerek duyduklarının doğru olmadığını diler polis memuru.
‘’Evet polis bey az önce balkona şans eseri çıkmasaydım bu haberden siz dahil herkes mahrum kalacaktı.’’
‘’Peki bayım şikayetinizi dikkate alacağım ve hemen acil olarak eminönüne bir ekip otosu yolluyorum.’’
‘’Sağ olun polis bey ama biraz çabuk olsanız çokça iyi olur.’’
‘’Tamam bayım işimizi bizlere öğretmeyin ama…’’diyerek polis memuru telefonu kapatır aniden.Hemen anons cihazının yanına gelip nöbette bulunan ekip otolarına şunu geçer
‘’Acil durum polis arkadaşlarım ama eminönü’nde bir silahlı adam ayça isimli apartmana girerken görüldü.Ve tehlikeli bir durum olacağından kim oraya yakınsa acil olarak bu şahsı durdurmaya gitsin.’’bu haberi alan 3-4 ekip otosu olay mahaline doğru yola çıkarlar.


Aybars ise emin adımlarla merdivenleri çıkıyordu ve ne kendisini haber eden birisinin olduğunu ne de içinde bulunduğu apartmana 3-4 ekip otosunun geldiğinden haberi vardı.Buraya çok önceden gelip intikamını almak istiyordu.Kendisine yapılan bu ihanette en çok üzüldüğü ve kızdığı kişi Ali Fuat’tı.Aybars, Ali Fuat’ı tanıyarak bu yola ve teşkilata girmişti.Ve sonunda yine Ali Fuat’ın ülkeyi ele geçirip bozmak isteyenlerle yaptığı antlaşmayla bu hallere düşmüştü.
En sonunda merdiven basamakları son bulmuştu.Artık 5.katın önünde duruyordu.Aybars yanında azraili de getirmişti.Ve bu gece azraili de yanından pek ayıracağa benzemiyordu.Önce zile bastı nezaketini koruyarak.
Dakikalarca basıyordu.İçeride ise Ali Fuat gecenin ikisinde de olsa televizyona dalmış uyumayı unutmuştu.Zilin çalışı üstelik sürekl, çalışıyla bir anlık paniğe de kapılmaya da başlamıştı kendince.Yerinden kalkıp
‘’Ya ev sahibi olsa bir kez çalardı.Postacı desen hem 2 kez çalardı hem de bu saatte postacı gelmezdi ki.Ama bu kadar zile basan kim.’’deyip tedbir amaçlı silahını da yanına alıp kapıya yönelir.Kapının kolunu tutup kendisine doğru çeker yavaşça.Kapı açılır açılmaz tekmeyi karnına yer Ali Fuat beklenmedik bir şekilde.Ve geriye doğru uçup duvara çarpar yılların istihbaratçısı Ali Fuat.Aybars sinirinden kan kusar gibi 10 yılın acısını alır gibi Ali Fuat’ı yerden kaldırır.Bu arada da Ali Fuat’ın silahı da yere düşmüştü aldığı tekme sonucu.Aybars, Ali Fuat’ı yerde sürükleyerek salona gelir kısa bir süre içerisinde.Aybars, Ali Fuat’ı öncelikle koltuğa fırlatır.Ve iyice sinirli bir şekilde yüzünü iyice sertleştirerek bakar Ali Fuat’a.Ali Fuat ise ne olduğunu anlayamadığı için koltuğa çarpınca kaşı hafifte olsa açılır.Sonra geri dönüp kendisine bunu kimin yaptığını öğrenmek isteyerek bakar arkasına.Ve olduğu yerde öylece şaşıp kalır Ali Fuat.Böyle bir an ve karşılaşma için zamanın erken olduğunu düşünüyordu.Aybars ise eski amirine bakarak bunu neden yaptın tarzında der ki
‘’Her şeyin nedeni neydi ha?’’diye soruyordu sesini hem artırarak hem de kızgınlaştırarak.Ali Fuat ise ölmemek için ortamı sakinleştirmeye çalışarak
‘’Bana çok baskı yaptılar Aybars.Çaresiz kalıp yaptım bu pis işi.’’
‘’Pis dediğin kısım doğru da bu baskıyı sana amerikalı iki ajan mı yaptı?’’
‘’Yoksa her şeyi öğrendin mi?’’
‘’Tabi Enginkan’ı öğrendiğin halde ona izin verdiğini, Fahri ve amerikalılarla ilişkini ve de her şeyini.’’
‘’Öyleyse neden geldin buraya her şeyi öğrendin ise?’’
‘’Neden olacak her şeyi bilsem de kafana sıkmadan önce senden duymak istedim.’’
‘’Gerçekten seni teşkilata sokan, yetiştiren birini.Beni baba yerine koymuşken öldürecek misin yoksa?’’
‘’Gözümü kırpmadan olacak her şey.’’deyip Aybars ilk olarak Ali Fuat’ın diz kapağına sonra da karnına sıkar hiç gözünü kırpmadan.Ali Fuat ise acılar içinde kalarak oturdupu koltuğa saplanır kalır öylece.Ama o da anlamıştı.Her şey burada bitecekti.Aybars ise Ali Fuat’a
‘’Söyle Ali Fuat kaç para aldın beni amerkalılara satmak için?’’
‘’100 milyon dolar.’’
‘’Bunu yaparken hiç mi acımadı yüreğin?’’
‘’Acıdı ama yapamadım Aybars.’’Aybars bu duyduklarına inanmayarak bu seferde Ali Fuat’ı sağ omzundan akciğer ve sağdan kalan diz kapağına sıkar.Ali Fuat ise yediği 5 kurşunla birlikte yaşamının bittiğini iyice anladı.Çokça kan kaybetmişti oturduğu yerde Ali Fuat.Aybars ayakta 10 yılını alan adamın düştüğü hale bakıyordu.Hatta Ali Fuat’a da biraz acımaya başlamıştı.Ali Fuat ise son nefeslerini alırken Aybars’a
‘’İnşallah başarılı olup ülkene faydalı birisi olursun.’’Aybars ise duydukları sözlere hiç bir şeyler söylemek istemeden sadece bakar eski amirine.Ali Fuat’ta son olarak
‘’Sık kafama da bitsin bu çile dolu hayatım.’’demekle kalır sadece.Aybars bunu duyduğu gibi silahını Ali Fuat’a tutar.Amirinin son isteğini yerine getirmek ister.Ali Fuat ise son kez duasını ediyordu.Son duaları okuyordu kendince. Aybars’ta bekliyordu edilen birkaç duanın bitmesini.Ali Fuat duasını okuyup bitirdiğinde Aybars, Ali Fuat’a
‘’Ömründe bir kez olsun şükredip azla yetinmedin ama son duanı ettin öte tarafta bu belki lehine bir şey olur.’’der. Hiç durmadan silahta kalan kurşunların hepsini Ali Fuat’ın vucüduna boşaltır.Aybars’ya silahta kurşun bitince yüzünde gülümseyen bir ifade olur ve Ali Fuat’a bakıp
‘’Çoğu kişiyi sattın bunu sattığın kişiler için yaptım sana bu acıları.’’dedikten sonra silahını yere atıp başka bir silah çıkartır.Ne de olsa az önce silahın bütün kurşunları bitmişti.Sonra da 5.kattan ayrılıp apartmanın önündeki arabasına doğru merdivenlerden iner.5.katta ise Ali Fuat Hz.İsa gibi elleri açık havaya ve tavana bakıyordu.Üzerinde 15 kadar kurşunla delik deşik bir haldeydi ve günahlarının bedelini ödemişti.
Aybars merdivenlerden inmeyi bitirip apartmanın kapısını açtığı an karşısında 4 polis arabası ve hepsinden üzerine doğru tutulmuş silahlar vardı.Aybars daha fazla kaçamayacağını bilip elindeki silahı polislere doğru atıp duvara ellerini başının üstüne koyup zorluk çıkartmadan polislere teslim olur.Poliste Aybars’ın bu kolaylığına aynı karşılığı verip Aybars’ı fazla hırpalamadan polis arabalarından birisine bindirilir.Hemen en yakın karakola gider polis arabalarından üçü.Kalan tek arabası ise bazı mahalle sakinlerinden ve ihbarı yapan adam polislere ifade veriyordu ayak üstü ama merkeze çağırılacaklardı.Adam ise sinsi bir gülüş yaparak Aybars’ı götüren polis arabalarına bakar.Aybars ise arabanın içinde yeninden hapse mi gidiyorum.Görevim ne olacak diye kendi kendini sorguluyordu.


*************** ****-*********** **************** *************** **************

Işik açılmıştı.Bu küçük odada komiser Hasan Ali, Aybars’a bakarak der ki
‘’Her şey bu kadar mı koçum iki gündür anlatmaya uğraştırıyoruz seni.’’
‘’Evet aklıma gelenler bu kadar.Başka bir şeyler gelmiyor aklıma.’’dese de yine de birçok şeyi saklamıştı komiser Hasan Ali’den.Komiser ise Aybars’ın üzerine fazla gitmek istemiyordu.
‘’Bak iyi düşün dün bir şey anlatmadın bu gün ise bülbül gibi öttün hayatına ne girdiyse anlattın.’’
‘’Anlatacak başka bir şeyim kalmadı.’’Aybars iki günlük tutukluluk süresinin bittiğini bildiği için fazla da bir şeyler anlatmak istemiyordu ne de olsa iki gündür yorgundu.Komiser Hasan Ali ise yanında duran genç polis Cihan’a
‘’Ne oldu evlat durgunlaştın?’’
‘’Yok bir şey amirim.’’
‘’Geçiştirme daldın gittin bir anlığına.’’
‘’Ne yapayım amirim adamın hayatı aynen anlatsam roman olur türden bir şeymiş dedikleri doğruysa tabii.’’
‘’Haklısın.’’deyip sonrasında
‘’Kalk hadi sen.İfadeyi savcılığa gönder 1 saat sonra da Aybars’ı cezaevine alsınlar.’’polis Cihan ise koşar adımlarla odayı terk eder ve gerekli işlemleri halletmeye başlar.Komiser ise Aybars’a dönüp
‘’Ne hissediyorsun bu saatten sonra durumun için?’’
‘’Ne hissedebilirim ki intikamımı aldım sayılır ama yine de beklemem ve yaşamam gerekli.’’
‘’Daha neden bahsediyorsun sen kim kaldı intikam alacağın?’’
‘’Var ama onlarda bana kalsın komiser.’’
‘’Sen bilirsin Aybars aslında biliyor musun seni sevmeye başladım.’’
‘’Bir katilin nesini seviyorsun ki komiser?’’
‘’Niye öyle düşünüyorsun ki.Sen bunları ve bu suçları bence de dediğin gibi isteyerek yapmadın ki.Seni birileri bunu yap diye zorladı hatta tahrik etti.’’
‘’Sağ ol be komiser Hasan.Kimse daha önce beni anlayacak davranışlar ya da sözler etmedi.’’dese de birkaç dakika içinde iki polis tarafından cezaevine götürülmeden önceki kalacağa yer olan nezarete götürürler.Komiser ise düşünceli bir halde duruyordu odada öylece.

Bir saat sonra iki polis nezarethaneden Aybars’ı almaya gelirler.Aybars’ı yattığı yerden dürtükleyerek kaldırırlar.Aybars’ta uykusundan zorla uyandırılmayı sevmeyerek polislere
‘’Ne oluyor be zorla kaldırıyorsunuz insanı?’’diyerek sinirlenir polislere.Gelen polislereden birisi olan Cihan ise
‘’Kalk Aybars, Bayrampaşa cezaevine gdiyorsun.’’
Aybars çaresiz üstündekilerin başka hiçbir elbisesi olmadan alınır nezaretten.Aybars komiser Hasan’ın odasının önünden geçerken kapının açıklığını fark edip içeriye bakınır.O an odada ayakta durup Aybars’a bakan komiser Hasan Ali gülümser bir ifade takınır Aybars’a doğru.Aybars bu gülümsemeyi pek de anlamadan devam eder yoluna. Ama bunların ne olduğunu anlamaya çalışırken dışarıya getirilir çabucak.Dışarıda ise iki büyük ekip otosu bulunuyordu.Aybars o an yanında duran Cihan’a dönüp
‘’Bu iki araba da neyin nesi böyle?’’
‘’Tedbir amaçlı Aybars.’’
‘’Neyin tedbirini alıyorsunuz.Tek araba yeterdi bu kadarı fazla bence.’’
‘’Komiser Hasan’ın emri bu.’’Aybars hiçbir şey anlayamaz bu işten.Ve iki polisle birlikte beyaz renkli arabaya biner.Ama kendisi ayrı arabaya Ciha ayrı arabaya biner.Aybars bu gördüğüne de şaşar.Ama daha da şaşacağı bir şey olur.Bindiği arabanın arkasında Süleyman ve de yanında adamı Aras vardı.Aybars, Süleyman’ı tanıdığı için ona doğru bakar.Bu arada arabanın kapısı kapanır.İki araba da artık farklı yöne dönüp ayrılmışlardı.
‘’Ne oluyor böyle Süleyman ben cezaevine gitmiyor muyum?’’
‘’Derinciler konuştu.Senin yerine bir başkası yatacak sen hem bana hem de derincilere lazımsın çünkü.’’
‘’Böyle bir şey olmaz ama…’’
‘’Aybars işimizi bozma hem adam korunacak herkes seni hapiste bilmeli.’’
‘’Ya öğrenirse o Sadettin efendi hapiste olmadığımı.’’
‘’O zaman başka çare olmaz savaşımız onlarla zaten daha da üzerlerine gideriz.Ama öncelikle böyle bilinmeli.’’
‘’Peki de o adamın hayatı sönmüş olmayacak mı benim ki gibi?’’
‘’Endişe etme fazla yatırmayız biz onu.Hem orada da yaşatacağız.’’
‘’Neden Süleyman?’’
‘’Çünkü Sadettin ve diğerleri seni orada biliyor iki gündür yayınlanan haberler yüzünden.’’
‘’İyi o zaman.’’deyip yana bakar.
‘’Bu da kim Süleyman?’’Süleyman ise konuşmayı Aras’a verip
‘’Adım Aras, Aybars bey.Ve Süleyman abinin yakın koruması hatta oğlu gibiyim.’’
‘’İyi iş yapıyorsun Süleyman.Ben biliyorsun hep yalnızdın ama sen hiç yalnız değilmişsin.Peki ekibinde Hakan ve Kerem’de var değil mi?’’
‘’Evet.’’
‘’Onlar da iyi mi?’’
‘’Evet ikisi de gayet iyi.’’
‘’Peki kardeşimi Kerem’imi ne zaman göreceğim.’’
‘’Hele şu toplantı bir olsun göevimizi alalım elbet göreceksin.’’
‘’Ne görevi ya?’’
‘’Bilmiyorum derincilerle toplanacaktık ya.’’
‘’Biliyorum öyleyse önce Eminönü’ndeki bir bodrum katında önemli birisi var onu alalım.’’
‘’Kim bu önemli kişi ya?’’
‘’Ben son günlerde nereye operasyon yaptım Süleyman?’’
‘’Ali Fuat’ı öldürmedim deme.’’
‘’Yok ya Enver hala yaşıyor.Hem Ali Fuat’ı bulmuşken öldürmemek yapabilir miyim?’’
‘’Öyleyse Enver niye hala hayatta?’’
‘’Lazım da ondan.’’
‘’Ne biliyor ki lazım olacak o ve ailesi önceden o koltukta ve örgütteydi.’’
‘’Örgütü biliyorsun o zaman.’’
‘’Tabi ki de biliyorum.’’
‘’Eh! Iyi işte Enver daha birçok şeyi biliyor örgütteki.Sadettin’i, diğerlerini, Fahri’nin kendisine olan ihanetlerini ve daha bir sürü şeyi biliyor.’’
‘’Tamam bunları bilebilir ama artık karşımızda Yavuz, Sadettin ve oluşumuyla onların yanında bulunan Fahri var.’’
‘’Fahri çıkarı olmasa onların yanında bir saniye bile durmaz.’’
‘’Bu da bizim için iyi.Fahri’yi tek kalırsa rahat halledip o birlik ya da örgütün koltuğuna otururum.’’
‘’Ne dedin sen ya?’’
‘’O koltuğa otururum dedim başka bir şey değil.’’
‘’İyi de biz bir görev mi aldık da böyle söylüyorsun.’’
‘’Kusura bakma ben aldım.’’
‘’Görevin ne ve ben niye bunu bilmiyorum.’’
‘’Derinciler sen kayıplardeyken ve kaçarken beni çağırdılar ve görüşme sonunda Sadettin ve oluşumu ve de yanındakiler olan Yavuz, Yıldırım ailesi ile onlarla temasta bulunan milletvekilleri, iş adamları, sanatçı ve ünlü kişilerle uğraşacağım.’’
‘’Derincilerle ben yokken baya bi konuşmuşsun Süleyman.’’
‘’Ne yapabilirm Aybars.Beni hepsini bitir o koltuğu hak et ve amerikalı ajanların dikkatini çek ve de bir daha ayrılma oradan dediler.’’
‘’Bu görev de benim yardımım yok mu ya da olmayacak mı?’’
‘’Var sen de benimle olup Sadettin’lere karşı olacaksın.Ama beni bilmedikleri için ve beni herkes o koltuk için savaşan sanacak.Sen de gilziyken bana yardımlar edeceksin.’’
‘’Bu kadar az mı yani?’’
‘’Az sanma bunları Aybars.Seni tanıdıkları için gizli bir kimlikle ya da benim fazla görünmeyip hepsinin hakkından geleceğiz.’’
‘’İyi ben de sana o Sadettin’in dostum Cem’i aldığını söyleyeyim.’’Süleyman duyduklarına şaşırmıştı.
‘’Ne onu da mı yaptı bu şerefsiz Sadettin?’’
‘’Evet sen de diğerlerine söyle fazla kaybolmasınlar.Bu Sadettin’in ne yapacağını hiçbirimiz bilemez.’’
‘’Tamam o zaman gidelim şu Enver’e.’’
‘’Gidelim.’’
‘’Sonra derinciler bekliyor bizi toplantı için.’’
‘’Niye ki?’’
‘’Bir hafalık süre çoktan geçti.’’
‘’Tamam hatırladım konuşmayı.’’Süleyman, Aras’a dönüp
‘’Öne geç sen şoföre söyle Eminönü’ne gidiyoruz acil olarak.’’
‘’Peki abi.’’deyip geçer öne.Ve denileni iletir şoföre.Araba da o yöne doğru yol alır.Aybars ile Süleyman’da yol boyunca dertleşirler.

Yarım saat sonra araba Eminönü’nde ve Eminönü’nün dar sokaklarındaki bir yolda ve 5 katlı bir partmanın önündeydi.Aras arabanın deninlen yere gelip durması üzerine arkaya dönüp Süleyman abisine
‘’Süleyman abi geldik.’’
‘’Tamam evlat sen kal burada arabada.Ben Aybars’la birlikte iniyoruz.’’
‘’Peki abi.’’deyip şoförle kalıp beklemeye kalır.Aybars önden arka kapıyı açıp çıkar.Süleyman’da onu takip eder.Sokakta aralarında kapıya kadar
‘’Aybars ya sen bu Enver’e acıdın mı da yaşattın?’’
‘’Yo söz konusu bile olamaz bu.Ben niye ona acıyayım ki?’’diyordu ama bu ihtimali de düşünmemiş değildi Aybars.
‘’Tamam Aybars anladım senin kafan dağınık.’’
‘’Evet aynen öyle bir haftada yaşamadığım olay kalmadı.Atlatmadığım ölüm olayı kalmadı.Hüzün, sevinç,acı,keder ve daha birçok şey yaşadım ben.’’
‘’Toparlayacağız koçum.Hem sen ve ben bir aradaysak bizi kimseler durduramayacak.’’
Sonrasında ise bodrum katındaydılar şimdi.Aybars kapıyı cebinden çıkardığı anahtarla açar.Süleyman’la birlikte eve girerler.Aybars 3 odayı kontrol ettikten sonra odaların kilitli olduğunu anlar.Son oda olan yatak odasına gelir ikili. Aybars kapıyı yoklar sonunda ise birkaç yoklama sonucu kapı anahtarında yardımıyla kapı açılıverir.Kapının açılmasıyla Aybars ve Süleyman boş odayla karşılaşırlar.Gerçi Enver dolapta kilitlenmiş haldeydi.Ama dolap açık duruyordu.Süleyman kapı koluna tutunarak Aybars’a.
‘’Ne oldu ya Aybars.Enver nerede?’’
‘’Bilmiyorum Süleyman.’’Süleyman şaşıp ve kızıp Aybars’a
‘’Enver kayıp mı yoksa…’’Aybars bir an için dönüp sinirli sinirli Süleyman’a bakıp
‘’Birileri onu almış olmalı Süleyman.’’
‘’Kim o birileri?’’
‘’Hiç bilmiyorum ama tahminime göre Sadettin olabilir.Ben yokken buraya gelip onu almış olabilir.’’
‘’Öyleyse çıkalım toplantıya gitmeliyiz acil olarak Aybars.’’
‘’Ya onu derincilerin huzuruna çıkaracaktım.’’
‘’Olsun onu da Cem’i de alacağız her neredeyse.’’
‘’Alırız diyorsun da adamın elinde iki koz var.’’
‘’Sadettin mi aldı diyorsun Enver’i?’’
‘’Evet Cem’den sonra Enver’de elinde bence.Ama inşallah başkasındadır.’’
‘’Olabilir ama şunu unutma sakın Sadettin olmasa da bizi düşman gören birileri almış da olabilir.’’
‘’Olsun o da fark etmez biri ya da birileri ellerine kozları aldı.Zamanı gelince de bize karşı kullanacaklar.’’
‘’Doğru.’’demekle Yetinir Sadettin. O sırada Aybars yatak odasındaki yatağa oturup düşünüyordu ne yapabilirm dercesine.Süleyman ise Aybars’ın yanına oturup
‘’Moralini bozma bence her şey yoluna girecektir zamanla.’’
‘’Düzelir diyorsun…’’derken başını hafifçe kaldırıp baktığında dolapta bir şeyler fark eder.Lafını bitirmeden yere çöküp dolabın diğer bir kapağını da açıp iyice incelercesine bakar.Süleyman’da ne oluyor diye merak ederken Aybars arkasına dönüp elindekini Süleyman’a göstererek
‘’Baksana şu kanlara.’’
‘’Enver’in kanı mı dersin?’’
‘’Onu bilememde Enver’i öldürüp bir yerlere gömmüş olabilirler.’’
‘’Öyleyse derhal çıkmalıyız.’’
‘’Neden çıkıyoruz ki Süleyman?’’
‘’Neden olacak toplantımız vardı ya.’’Aybars’ı kaldırır yerden.Ve içlerindeki bu ilginç şüpheyle birlikte evden ayrılmak zorunda kalırlar.

YER:
RUSYA – GİZLİ BİR BİNA

Gizli bir yerde kimselerin bulamayacağı bir yerde çok önemli kararların alındığı bir toplantı yapılıyordu.Aynı konsey kuruluşu gibi bir şeydi bu toplantı.Ve bu örgüt amerikalıların Barış ve Kardeşlik örgütüne karşı kurulmuş bir örgüttü.İş adamı ve dünyaca tanınan birçok ihaleleri kazanan Josef Konstantine toplantıyı açmıştı örgütteki kardeşlerine bakarak.Eski zamanlardaki yuvarlak masa şövalyeleri gibi toplanmıştı bu gizli odadaki 5 adam.Ve bu örgüt birçok yıldır olsa da adını yeni duyuruyordu.Josef arkadaşlarını yeni yapacakları işler için, yeni düşmanlarla kapışmak için motive konuşması yapıyordu.
‘’Dostlarım bu gün burada çok önemli bir husus ve de hususlar hakkında konuşmak için toplanmış bulunuyoruz.’’ Tam Josef devam edecekken konuşmasına araya ünlü armatör ve kaçakçı İvan Boryenka söz alarak
‘’Sayın Josef yıllardır içimize kapandık durduk.Yoksa dışa ve tüm dünyaya mı açılıyoruz?’’
‘’Evet İvan.Seninde dediğin gibi yıllardır bizi çocuk sanan ama ne kadar büyük işler başardığımızı görmeyenlere karşı ağır bir yanıt vereceğiz.’’Bu seferde söze silah kaçakcısı olan Andrei Karolek girer ve der ki odada bulunanlara
‘’Yanıtı alacak çok kişi var sayın Josef.’’
‘’Evet var ve bunu ben de biliyorum Andrei.’’
‘’Peki hangisinden başlamayı düşünüyorsunuz?’’
‘’Türkiye’den.’’bu sözle birlikte gizli ve bir o kadar da karanlık olan odadaki herkes yerinde ani bir şaşırma geçirir.
‘’Sayın Josef, ulu Josef biz Türkiye ile iyiyiz.Asıl amerika ve israil’e yanıt vermeliyiz bence.’’
‘’Litfen beni dinleyin Vladimir İlyiç.Her şeyin sebebini açıklayacağım sizlere.’’
‘’Ama sayın Josef biz yıllardır Türkiye ile iyi geçinen sorunu olmayan birçok işte bulunduk.Bu rus devletinin ve bizim çıkarlarımızı, ekonomimizi ve birliğimizi çokça derinden etkiler.’’
‘’Onu da biliyorum ve şu an herkesin susup beni can kulağıyla dinlemesini istiyorum.’’demesiyle salonda ya da odada derin bir sessizlik hakim olur.Josef her şeyi, planlarını, düşmanlarını anlatmaya başlar.
‘’Şimdi ben Türkiye derken Amerika’nın kurmuş olduğu Barış ve Kardeşlik örgütünün gizli faaliyetler ile Türkiye’ye egemen olmasını diyorum.Ve bunu yaparken de bizimle dostluk kurmaya çalışan Yıldırım ailesiyle yaptılar.’’
‘’Neler oluyor sayın Josef?Sanırım bilmediklerimiz çok gibi?’’diye sorar kara paracı,soyguncu ve örgütün dış işlerden sorumlusu olan Pavel Oleg.Josef ise Pavel’e bakıp der ki
‘’Litfen Oleg.Susun ve beni dinleyin ve de sözlerime devam edeyim efendiler.’’
‘’Peki buyrun sayın Josef devam edin sözlerinize.’’Bu sayın Josef lafı ise Josef’in hem örgüt lideri oluşundan hem de en yaşlı ve bilge oluşundan geliyordu.Bu örgüt osmanlılardaki I .Ahmet zamanındaki Ekber ve Erşed kanununu örnek alarak en yaşlı üye olan Josef’i seçmişlerdi örgütün başına.Ondan sonra gelecek isim ise 2.en yaşlı üye olan Vladimir İlyiç’ti.
‘’Bu örgüt aıd gibi değil dünyada ne kadar ülke varsa emelleri için kullanıyor.Bu örgüt ülkemizde bile az da olsa konuşlanmış halde.Anlayacağınız kadarıyla onlar bize karşı hem cesurlar hem de korkusuzlar.’’
‘’Ne yapmamız gerekiyor sayın Josef?’’
‘’Gereken ne varsa onu yapacağız İlyiç.Yani Türkiye’ye yollayacağımız bir adam sonra birkaç kişi ile örgütün Türkiye temsilciliğini çökerteceğiz böylelikle.O koltuğa oturmak isteyen kim varsa öldürülecek ve sonra tek tek o örgüt dünyadan silinecek.’’
‘’Peki düşmanlarımız kimdir ve neyin nesidir sayın Josef?’’diye merakla sorar Vladimir İlyiç.
‘’Evet ya sayın Josef bilelim bakalım kim bileğimizi bükmek istiyor.’’diye dalgasını geçer Andrei.
‘’İlk olarak…’’derken masanın önünde duran kumandayla bir ekran açıp
‘’Sadettin Tuğcu eski genelkurmay başkanı ve şu an emekli.Asker kökenli birisidir.Asker kökenli olduğu için amerikalılar için biçilmiş bir kaftandır.Tabii bu adamın yanında toplanmış olanlar da yok değil.’’diyerek ekranda birdenbire 7 resim beliriverir.Herkes merakını gidermek için sorar Josef’e bunlarda kim diye.Josef ise doslarına
‘’Resimdeki tek kadın Nilüfer Yıldırım yani kaybolan ya da öldürülen Enver Yıldırım’ın karısı.Yanındaki en yakın adamı ve aile için yıllarca çalışmış ve de örgütte yıllardır yardımcılık yaptı onun adı ise Fahri Nazifoğlu.Sonrasindaki dört isim ise Sadettin’in kendine yakın gördüğü ve tanıyıp güvendiği hatta bildiği kişiler.Sırasıyla bankacı ve iş adamı Cahit Yalman, Sağlık sektörüne el atan Hüseyin Dalyan, silah kaçakcısı, kumarhane işletmecisi, fuhuş patronu ve birçok şeyle ilgileniyor.Son isim ise armatör ve liman işletip kaçak olan her şeyi yapan Zeki Korkmaz.’’İlyiç karşısındaki isimeri ve yaptıklarını merak ederek
‘’Son isimden bahsetmeden sustun sayın Josef.’’
‘’Çünkü ondan bahsetmeye gerek yok nedeni ise ilk ölecek kişi o.’’Pavel Oleg anlamayarak
‘’Nasıl ya ondan da bahset bakalım kimmiş, neyin nesiymiş bilelim sayın Josef?’’
‘’Sadettin’in en yakın adamı bir bakıma köpeği ve babası Cenk Arslan, Yıldırım ailesinde yıllar boyu çalıştı.Adı ise Yavuz Arslan.’’deyip ekranı kapayıp diğer bir tuşla odaya açılan kapıyı açar.Masada oturan diğer dörtlü ise arkalarına dönerek ne olduğunu anlamaya çalışmak için bakarlar gelenlere.
Kapıdan içeri ise 2 kişi girer.Gelen ikili hızlı adımlarla Josef’in karşısına gelip selam edip dururlar.İçlerinden birisi olup uzun boylu ve top sakallı olan Sergei Zhirkov, Josef’e bakıp konuşmaya başlar.
‘’Emriniz nedir Sayın Josef?’’
‘’Şu ana kadar bahsetmediğim birisi olan Aybars Çetindağ ve yakınlarında olan Süleyman Santepe’yle de mücadele edeceksiniz.’’
‘’Emriniz başımız üstüne efendim.’’der Sergei’ye göre kısa boylu olan Mihail Anyulikov.Ama bu işi anlamayan Andrei ise Josef’e bakıp
‘’Sayın Josef o kadar da bahsettin sonra bambaşka iki kişiden söz ediyorsun ben hala neye karşı olduğumuzu ve kimlere karşı olduğumuzu anlamadım.’’
‘’Onlar buradaki her konuşulanı duydu zaten.Ve size söylemediğim ve o koltuğa oturmak isteyen Süleyman ile kardeşim Alexsandr’ın canını alan Aybars’ta ölecek.’’herkes olayı ve yaşanması olası olanları anlamıştı.Josef ayağa kalkıp birliğindekilere bakıp birliğin yeminini söyletir karşısında duran ve görevler verdiği ikiliye tabi ki de birliğin her üyesi ayağa kalkıp söyler yemini.
‘’Vatanım için gerekirse öleceğime, her ne pahasına olursa olsun birliğim ve ülkemle ilgili bildiklerimi ve sırları anlatmayacağıma.Gerekirse bu uğurda öleceğime ve kanımın son damlasına kadar birliğim ve ülkem için çalışacağıma yemin ederim.’’
Sonrasında ise Josef herkese bakıp
‘’Toplantı bu yeminle birlikte son bulmuştur dostlarım.Artık işlerinizde dikkatli olun ve Türkiye projesi üzerine yoğunlaşacağız.Siz Mihail ve Sergei özel uçağımla gidin ve bir otele yerleşin.İlk işiniz olan Yavuz Arslan’ı öldürün ki gücümüzü herkes görüp anlasın.’’diyerek konuşmasını bitirir ve ayrılır odada bulunan ve rus konseyinin üyeleri.Odada kalan Mihail ve Sergei birbirlerine baktıktan sonra anlaşıp toparlanıp hazırlanmak için özel deponun yolunu tutarlar.İstanbul’da artık onları çok zor işler ve olaylar bekliyordu.Onlarda bunun bilincinde olarak bu görevi için seçilmişlerdi ve bu görevi istemişlerdi.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL

Kerem gecenin yorgunluğunu evinde atmıştı.Gece bir barda abisinin kurtuluşuna ve onu görecek olmasına sevindiği için son bir kez eğlenmeye gelmişti.Ne de olsa artık savaş başlıyordu ve her şey giderek kızışıyordu.Ama düşmanları da çetin cevizdi.Kerem öğlen saatlerinde kalkımıştı.Kahvaltısını ve duşunu yaptıktan sonra giyinmek için yatak odasına döner.En temiz takım elbisesini çıkartıp giyindikten sonra sonra evin koridorundaki aynanın önüne gelir.En güzel kokuları sürer üzerine.Artı saçlarını da tarayıp, elini yüzünü de yıkadıktan sonra ayakkabılarını giyip evin kapısını açar.Manzaraya bakıp iç geçirir kendince.Manzara’da İstanbul’un temiz, güzel ağaçlarla dolu ormanıydı karşısında.Şehri biraz tepeden görüyordu.Kendi kendine Kerem bu gördüklerine
‘’Keşke dün bu kadar zıkkımlanmasaydım…’’deyip kapıyı arkadan eliyle çekip kapar.Evin bahçesinin içinden dolanıp garaja gelir.Garajı dışarıdan bir düğmeye basıp açar.Garaj kapısı açıldıktan sonra garajın iç kısmında bir yere gelip başka bir düğmeye basar.Bu seferde küçük bir cephanelik ortaya çıkar.İyice silahlarına ve diğer aletlerine bakıp 2 tane mf-3 alıp birkaç tane de şarjör alıp tekrar düğmeye basar ve küçük ve özel bölme kapanır.Sonrasında ise son model Ferrari’sinin arkasına gelir.Bagajı anahtarla açıp aldığı 2 tane mf-3’ü bagaja koyar.Artık tamamen hazır olduğunu anladıktan sonra arabasının kapısını açıp arabayı çalıştırır hiç durmadan.Açık garaj kapısından geri geri gidip arabayı çıkartır.En sonunda da elini arabasının camından dışarıya çıkartıp elindeki küçük bir düğmeye basarak garajı eski haline kapalı haline getirir.Yola çıkmak için arabayı evin kapısına doğru döndürerek varır.Kapıyı da yine elindeki başka bir düğmeyle açar.Arabasıyla birlikte evden çıkıyordu.

15 dakika öncesiydi…
Fahri yanındaki 5 adamla birlikte Kerem’in evinin önlerindeydi.Yanındaki yeni sağ kolu Okan’a bakıp
‘’Okan adamlar hazır mı?’’
‘’Hazır abi ama..’’
‘’Ne var Okan yine söyleyeceksin yine neden şüphelendin.’’
‘’Abi bu adam mı Haydar abiyi öldüren?’’
‘’Neden soruyorsun ki bunu bildiğin halde?’’
‘’Emin olmak istiyorum da.’’
‘’Evet televizyonlarda görmedin mi?’’
‘’Gördüm de yalnız yanında başkaları da vardı ama…’’
‘’Benimle tartışmaya girme okan bu adam benim ve hepimizin geleceği için çok çok önemli.’’
‘’Neden ki abi?’’
‘’Çünkü bu adamı alabilirsek Sadettin’e hediye ediceğiz.’’
‘’Peki her şey tamam da…’’
‘’Gene ne var Okan şu an baksana tam da iş üstündeyiz sen neler yapıyorsun.’’
‘’Abi bu Kerem denilen herif .’’
‘’Evet bu son olsun Okan.’’
‘’Abi bu herifin kiminle olduğu kesin mi?’’
‘’Kesin Süleyman Santepe diye tanımadığım birisi için çalışıyor.Ve o adamında geçmişini de bilen birisi de yok.’’
‘’Neci ki bu adam abi?’’
‘’Hiç bilmiyorum daha araştırmadım.Devletten de olabilir ya da amerika’nın Türkiye temsilciliği için seçtiği yeni biri de olabilir.Hiçbiri değilse tek başına olan büyük oynayan bir mafya babası gibi.’’
‘’İş o kadar karışık yani.’’
‘’Aynen o Okan.Sen şimdi diğer üçlüden birisini evin girişinin solundaki büyük ağacın yanına başka birini de girişin sağına koy dursunlar.Sen, ben ve kalan adamla biz üçümüz ağaçların arasından saldıracağız Kerem’e.Ama adam sağ kalacak tamam mı?’’
‘’Peki abi.’’diyerek bulundukları alanın sağına gelip 3 adamı çevresine toplayıp
‘’Ali sen sola büyük ağacın arkasına duvarın oraya güzlenen adam çıktığı gibi korktumak için saldırın.’’
‘’Peki Okan abi.’’
‘’Ali adamı öldüreyim deme o bize sağlam lazım.’’
‘’Tamam abi adamı bayıltırız gerekirse.’’Okan tamam işareti yapıp Ali’yi yollar.Sonra Ekrem’e dönüp
‘’Ekrem sen de sağa geç görünmeden bekle Ali’ye dediğimin aynısını sana da diyorum.Adamı canlı yani sağ alacağız.’’
‘’Oldu abi.’’deyip yerini almaya gider Ekrem.
Okan’da son kalan adam olan Cezmi’yi de yanına alıp Fahri’nin yanına gelir.Fahri ikiliyi görünce.
‘’Adamları tembihledin değil mi?’’
‘’Her şey tamam abi sadece adam çıksın yeter.’’der.O sırada Fahri, Kerem’in evin kapısını açıp çıktığını görür.Hemen Okan’a dönüp
‘’Adam çıktı ağır otomatik silahları hazırlayın hemen.’’
‘’Ama abi garaja mı, bir oda mı bilmiyorum giriyor.’’İkili garajın açıldığını ve arabayı görür.Okan’la birlikte bakıp
‘’Oğlum adam arabayla çıkıyor.’’
‘’Ne arabayla mı abi?’’
‘’Evet.’’
‘’Ne yapacağız şimdi abi?’’
‘’Arabayı paramparça edip adamı da yaşatacağız sadece o kadar.’’

Kerem’in evinden çıkışı…
O sırada Kerem arabasıyla evden çıkıyordu.Tam kapıyı kapatmak için düğmeye basacaktı ki sağ ve sol taraflardan ateş edilmeye başlarlar kendisine.Kurşun sesini duyduğu gibi arabanın içinde koltuğa uzanıp vurulmamaya çalışır Kerem.Fahri, Okab ve Cezmi’de öne fırlayıp yola çıkarlar.Amaçları belliydi artık.Kerem arabasını çalıştırmadan önce yakalamaları gerekiyordu.Hiç durmadan Kerem’e doğru ateş ediyorlardı.Sonra da soldn Ali, sağdan da Ekrem isimi adamlar iyice yaklaşıp Kerem’in arabasının yanına gelirler.Ali ve Ekrem sürekli ateş ediyorlardı.1 dakika sonra Fahri eliyle ateşi durdurur.Okan’a bakıp
‘’İnşallah ölmemiştir.’’
‘’Yok abi hepimiz dikkatli sıktık adam hiçbir şey olmaz endişelenme sen.’’
‘’İyi o zaman.’’deyip Ali ve Ekrem’e
‘’Ali, Ekrem bakın bakalım adam yaşıyor mu?’’
O an Ali soldan, Ekrem’de sağdan yaklaşır.Ali camı kırıp tam bakacakken Kerem yaşıyor mu diye.Kerem hemen hareketlenip silahını çıkarıp tek atışla Ali’yi yakın mesafeden de olsa beyninden vurup yere serer ölü bedeni.Fahri ve diğerleri ise gördüklerine şaşarlar.Ama buna tek şaşmayan isim Okan’dı.Okan iyi bir nişan alıp kurşunu yollar Kerem’e doğru.Kurşun ise camı kırıp Kerem’i elinden vurur.Kerem’de silahını Ekrem’e doğrultmuştu o an.Ama elinden vurulunca silahı aniden elinden düşürür.Ekrem’de erken davranıp kapıyı açar çabucak.
Kerem silahını alacakken birden Kerem’in ağzına yumruğu indirir.Hemen silahı yerden alıp kendi silahını Kerem’e doğrultur.Farhi ve Okan gülümseyerek arabanın sağ kapısına gelirler.Fahri, Kerem’e bakıp gülerek bakar.Kerem’de şaşkın bir halde uğradığı saldırıya şaşar ve kendisini yakalayan Fahri’ye bakar bu nasıl başarabildi diye.Fahri, Kerem’I yakalamanın verdiği rahatlıkla
‘’Kerem efendi benim adamım Haydar’ı öldürmenin cezasını çekeceksin.’’
‘’Ama Haydar deyip güvendiğin adam seni…’’
‘’Aldattı diyeceksen hiç deme bana.’’Kerem, Fahri’nin bu sözlerine bir anlam veremeyerek
‘’Ne diyorsun sen ya?’’
‘’Haydar beni aldattı ve sattı diyecektin herhalde bana yoksa başka bir iey mi demeyi planlıyordun.’’
‘’Evet Haydar’ın seni Sadettin’e sattığını söyleyecektim.’’
‘’Evet onu da biliyorum beni birkaç aya yakındır Sadettin’e satıyordu.Ve ona benden aldıklarını iletiyordu.’’
‘’Demek sen her şeyin farkındaydın ve bildiklerini de gizliyordun.’’
‘’Evet sen beni ne sandın.Haydar’ın beni sattığını öğrendiğim günden sonra ona bazen gerçekten olacakları şeyleri söylüyordum bazen de yapmayacaklarımı söylüyordum.’’
‘’Neden böyle yapıyordun ki?’’
‘’Neden olacak her işimi ona desem kaybederdim ama bazılarını söyleyip Sadettin’in güvenini kazanmak istiyordum hem de Haydar’ın bazen doğru şeyler iletmesini isteyip benim bu işi bildiğimi bildiklerimi istemiyordum.’’
‘’Başka neler biliyorsun sen?’’
‘’Çok şey…’’
‘’Peki beni nereden buldun pis herif.’’
‘’Yo böyle konuşma sen bir şeyler yapıp adamımı öldürdün ben de seni buldum ama seni nasıl bulduğum önemli değil önemli olan sana ne yapacağım.’’
‘’Öldürecek misin beni adamına kıydım diye?’’
‘’Ne gereği var öldürmenin her şey zamanla olur Kerem.Seni ve yanında bulunduğun Süleyman Santepe oluşumunu anlatacaksın.’’
‘’Sen bunları da nereden biliyorsun?’’
‘’Beni hafife alma bak Haydar’ın beni sattığını ve Sadettin’le iş yaptığını biliyordum.Kerem ben hatta Rıza’yı da sen ve o Süleyman denilen herif tezgahlayıp üzerime bıraktı onu da biliyorum.’’
‘’Her şeyi biliyorsun da ne duruyorsun vur beni de bitsin bu çilem.’’
‘’Hayır daha Süleyman’I oluşumunu, adamlarını, seni ve görevini bilmiyoruz ve de Aybars’la Süleyman’ın ne kadar yakın olduğunu da bilmiyorum.’’
‘’Göreceksin ne kadar yakın olduklarını ölünce.’’Ve o an Okan, Fahri’nin emriyle silahını kullanarak Kerem’i bayıltır.Fahri’de adamlarına bakıp
‘’Ali’yi kaybettik ;ama güzel bir işi başardık ne yapalım nasibimiz böyleymiş.’’
‘’Şimdi nereye abi?’’diye sorar Okan.
‘’Nereye olacak Kerem’e de dediğim gibi Sadettin’e gidiyoruz koçum.’’der Fahri.Ve adamlarını da yanına alarak Kerem’in evinin önünden ayrılırlar.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE TOPKAPI SARAYI

Topkapı sarayında idi Aybars ile Süleyman.Küçük bir araba sarayın arkasının önündeydi.Süleyman, Aras’ı ofise yolladıktan sonra kendisi de Aybars’ın Eminönü’ndeki apartmanın önünden arabasıyla buraya kadar gelmişlerdi.Aybars ise araba durduktan sonra hemen arabadan inip etrafına bakınıyordu.İnsanlara baktıkça kendini çok çok yabancı hissettiğini fark eder.Sonra arkasına dönüp o an arabadan inen Süleyman’a der ki
‘’Ya Süleyman biz bu derincilerle buluşacağız da…’’
‘’Sorun ne sen bana onu söyle Aybars?’’
‘’Giriş nerede artı topkapı sarayı kaç yıllık bir saray.Bu derincilerin yerini birileri biliyor olabilir.’’
‘’Bilmem de niye geldi ki şimdi bu aklına?’’
‘’Niye gelmesin ki bu da bir ihtimal değil mi?’’
‘’İhtimal ama şimdi bunu düşünemeyiz önümüzde yapacağımız bir toplantı var ve sen şimdi bunu düşün.’’
‘’Toplantıdan başka neyi düşüneyim onu da söyle bari.’’
‘’Toplantıda konuşulacakları ve bize verilecek görev ya da görevleri düşünsen yeter bence.’’
‘’Şuna yeni düşmanlarımızı düşün desene…’’
‘’Fark etmez Aybars’ta artık şu büyük kapıdan içeriye girsek iyi olmaz mı?’’
‘’Peki kesin çok konuştuğumu düşünüyorsun.’’
‘’Ne düşündüğümün hiçbir önemi yok.’’diyerek arabayı burada bırakıp önden gider.Aybars’ta, Süleyman’ın durmayacağını anlayıp arkasından gelir.İkili topkapı sarayının büyük arka kapısından saraya girerler.Kapı kapandıktan sonra ki an karşılarında tanıdık bir yüz görürüler.Aybars şaşkınlıktan sadece
‘’Ulak…’’diyebilir.Süleyman ise ulağın yanına gelip
‘’Bizi sonsuzluk meclisine götür.’’ulak ise Süleyman’ın gözlerinin içine canını alacakmışcasına korkutucu bakarak
‘’Bu zaten benim görevim beyler.Ve lütfen şimdi beni takip edin.’’ulak hiç durmadan ikilinin önünden gitmeye başlar.Süleyman ve Aybars’ta çaresiz ulağı takip ederler.Aybars bir an dayanamayıp Süleyman’ın yanına yaklaşıp sessizce
‘’Süleyman bir baksana.’’
‘’Ne var Aybars?’’
‘’Bu ulak bizim buradan geleceğimizi nasıl biliyor ya.’’
‘’Çünkü onlar yıllar boyunva bu gizli örgüt için çalıştılar.Aybars onlar herkesi bilen ve bizi mi bilmeyecekler Allah aşkına.’’
‘’Galiba haklısın.Biz de bunlar gibiyiz ve belki de daha da iyisi olabiliriz.’’
‘’İnşallah.’’demekle yetinir.

10 dakika sonrasında ulağın önderliğinde Osmanlı Tarihinin gösterildiği bir müzedeydi ikili.Ulak büyük camlarla süslü ve kaplı bir vitrinin önüne gelip durur.Arkasında solda Aybars, sağda da Süleyman duruyordu.Ama ikili bunu pek de düşünüyor gibi değildi.Çünkü Osmanlı Tarihini anlatan şaheser dolu eserleri ve kitapları görerek mest olmuş durumdaydılar.Ulak ise iyice etrafına bakındıktan sonra vitrinin sağa dibinde olan kısmına dokunur hafifçe.Ayağının ucuyla yaptığı bu hareketle vitrin bir anda hiç beklenmedik bir şekilde dönmeye başlar.Vitrinin dönüşünü gören Aybars ve Süleyman şaşkınlıklarından ne yapacaklarını bilemeden sadece bakmakla yetinirler ama bu ilginç gizliliği gören Aybars ise kendisini tutamayıp
‘’Bu ne gizlilik tanrım.Osmanlı bu kadar gizliyken yıkılmayı nasıl becerebildi yahu.’’Süleyman ise Aybars’ın söylediklerini duyup
‘’Osmanlı hala ayakta gibi geliyor bana bunları gördükçe.’’
‘’Gizlilik olduktan sonra ben bu mecliste her daim olurum ya ne olursa olsun.’’
‘’Tamam bu kadar yağcılığa gerek yok.’’
‘’Böyle konuşma Süleyman sen de beğendin bu güzelliği.’’Süleyman bir şey demeden başıyla onaylar Aybars’ın söylediklerini ulak ise arkasında duran iki önemli şahşiyete dönüp
‘’Buyrun beyler gidiyoruz yolumuz uzun daha.’’der ama Aybars bu ilginçliği sorgulamak istercesine
‘’Ne yani küçük bir ayak hamlesiyle bu yolun üzerinden derincilere mi gidiyoruz yani?’’
‘’Evet dediğiniz gibi basit bir hareket sayesinde gidiyoruz.’’
‘’Bu kadar da kolay mı derincilerin bu gizli yerine ulaşmak?’’
‘’Bize göre kolay değil.Ve size şunu söyleyebilirim ki Aybars Çetindağ herkes bu hareketimi düşünecek değildir.’’
‘’Ulak mısın başka bir şey misin bilmem ama dışarısı yani hayat o kadar da kolay değil bu yaptığını bir başkası da düşünebilir.’’Ulak, Aybars’a ve anlamsız olarak algıladığı sözlerini duyup yoluna devam eder.Bu Aybars’a örgütçe yapılmış ilk uyarının bir işaretiydi sadece.Süleyman ise dosttunun ve ortağının bu denli anlamsız hareketine hem şaşıp hem de kızıp
‘Ne oluyor sana Aybars?yok yere olay çıkartmak mı istiyorsun?’’
‘’Bir şey olduğu falan yok…’’deyip Aybars, ulağı takip etmeye koyulur.Süleyman’da cevap alamasa da yoluna devaö etmek zorunda kalır.Ve vitrin Süleyman’ında girişiyle eski yerini ve düzenini gerisin geriye alır.Artık sadece merdivenler kalmıştı üç kişinin önünde.
Merdivenlerde kapıdan 5 metre kadar sonra başlıyordu.
Ulağın inmesiyle birlikte Aybars ve Süleyman’da inmeye başlarlar merdivenlerden.Baya bi merdiven indikten sonra bir sürü dönemeçleri döndükten sonra en sonunda da üçlü büyük bir kapının önüne varırlar.Uzunca bir yol sonrasında ancak varabilmişlerdi toplantının yapılacağı yere.Ulak kapının önüne geldiği gibi kapının kolunu kendine doğru çekip kapıyı zar zor hareket ettirerek açar koca ve büyük kapıyı.Küçük aralıktan önce Süleyman ardından Aybars girer.Ulak ise dışarıda kapının önünde kapıyı tekrar kapatıp kalır.Aybars ve Süleyman bir anda kendilerini büyük bir salonun ortasında bulurlar.Salon karanlık olduğu için ilk olarak pek de bir şeyler göremezler.Ama bu karanlık pek uzun sürmez ve kısa bir süre sonra aniden duvarların bazı yerlerine monte edilmiş ışıklar yanar. Bir anda salonu loş bir ışık kaplar.Ve 6 kişi belirir ikilinin önünde.Ama 6 kişinin üzerinde de küçük bir lamba yanıyordu.Lider lakaplı kişi önünde bekleyen ikiliye doğru bakarak başlar sözlerine
‘’Buyrun beyler ortaya gelin şöyle.’’der.Aybars ve Süleyman ise denilene uyarak denileni hemen yaparlar.Lider ortaya doğru gelen ikiliyi iyice boydan boya süzdükten sonra Süleyman’a
‘’Yemin için ve bizlere katılmak için hazır mısın?’’Süleyman ise
‘’Hazırım.’’demekle yetinir sadece.Lider sonrasında Aybars’a bakarak
‘’Sen de hazır mısın yemin için?’’Aybars dik durmaya çalışarak
‘’Elbette.’’der.
Bu anda sağdan ve soldan birer kişi ikiliye doğru gelir.Soldan gelen kişi yüzü örtülü bir biçimde elinde tuttuğu bir bayrakla gelir ortaya doğru.Sağdan gelen ise elinde koca bir hançer tutuyordu.Daha sonrasında ise Lider ayağa kalkarak bununla birlikte Liderin ayağa kalkmasıyla birlikte diğer 5 kişi de yerlerinden kalkıp durup beklerler olacakları.
Lider elinde bir kızıl renkli kitapla gelir öne doğru.İkilinin önüne gelip durduktan sonra
‘’Beyler öncelikle hançeri öpmeniz gerekiyor.’’diyerek anında sağdan getirilen hançeri sırasıyla Süleyman ve Aybars tek tek öper.Sonra da Liderin emriyle birlikte bayrağa aynı anda ikisi de elini koyarlar.Lider ikilinin gözlerinin içine bakarak
‘’Söylediklerimi lütfen tekrar edin beyler hem de kelimesi kelimesine.’’der ve Aybars’ta, Süleyman’da başını öne sallayarak bunu onaylarlar.Lider’de yemini sözlerini söylemeye başlar.
‘’HER YERDE, HER ZAMAN, HER NE KOŞULDA VE DURUM OLURSAM OLAYIM ÜLKEME, ÜLKEMİN DEĞERLERİNE, BAYRAĞIMA VE BU YÜCE MECLİSE VE DE MİLLETİM İLE VATANIM HER PARÇASINA SADIK KALACAĞIMA.EĞER BÖYLE YAPMAZSAM VEYA DA YEMİNİN TERSİNE GÖRE DAVRANIRSAM BU GÖRDÜĞÜM HANÇER YÜREĞİME SAPLANSIN VE BİR DAHA DA ÇIKMASIN.HER ŞEYİMLE BİRLİKTE MECLİSE VE VATANIMA BAĞLI KALIP SONSUZA DEK SAVAŞACAĞIMA ONURUM VE ŞEREFİM ÜZERİNE YEMİN EDERİM LİDERİM.’’der.Bunu aynen kelimesi kelimesine tekraralar Aybars ve Süleyman.Ama yemin daha bitmemişti.Arkada ayakta durup bekleyen ve bu olayı izleyen 5 kişi Lider ve Aybars ile Süleyman’ın yanına gelirler.
Ve öncelikle Lider baş parmağında hançerle birlikte ufak bir sıyrık açar.Bunu sonrasında tek tek Aybars’larda yapar ve sonunda büyük salonda bulunan 8 kişi de baş parmaklarında ufak bir sıyrık açmış olurlar.Ve Liderin emriyle 8 kişi sıyrık oluşturdukları baş parmaklarını ortada duran küçük masaya koyup birleştirirler.Lider de bu anda herkese
‘’Bu bizim ve kardeşliğimizin ve yeminimizin kanıtı olsun.’’der.Sonra herkesin içinde kızıl kitabı masaya koyar Lider.Aybars ve Süleyman’a bakıp
‘’Bu kitabı bir gün gelip okuyacaksınız ;ama bunun için önce mücadele vermelisiniz.’’Aybars duydukları kesinleştirmek istercesine izin alıp
‘’Ne tür bir mücadeleden bahsediyorsunuz ve kızıl kitabı okuyacağımız gün ne zaman?’’
‘’Ölmeyip yaşayacaksınız ve düşmanları tek tek etkisiz hale getirip yok edeceksiniz.Vatanı Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği gibi tehlikelerden onların ayarladığı ve desteklediği terör veya başka amaçlı örgütleri bitirip ve onlara son verip görevinizi yerine getireceksiniz ve de bu meclisle birlikte var olacaksınız.’’
‘’O gün bunlar bittikten sonra mı?’’
‘’Evet Aybars Çetindağ.Adın gibi cesur bir komutan ol ve soyadın gibi yenilmez, geçilmez bir dağ ol.’’Lider sonrasında Süleyman’a dönüp
‘’Sen Süleyman Santepe bu dediklerimi, düşmanlarla sen de savaşacaksın.’’
‘’Sonsuza dek gerekiyorsa savaşırım efendim.’’
‘’Öyleyse sen de adın gibi dünya lideri ol ve soyadın gibi güneşin, aydınlığın doğduğu yer ol.’’Lider birkaç adım geri atıp ikiliye
‘’Artık ilk düşmanlar belli bunların çoğunu Süleyman zaten biliyor.Belki yolda sana bahsetmiştir.’’
‘’Evet az çok bahsetti efendim.’’
‘’Öyleyse Sadettin ve oluşumu, Fahri, Yıldırım ailesini etkisiz edeceksiniz ama sadece Sadettin’i bitirmeyin onun bulaştığı, elinin uzandığı kişileri, yerleri, her şeyini elinden alıp çökertin onu.Bir de şu Barış ve Kardeşlik örgütünü halledin.Oraya yani o örgütün Türkiye’de bir karış bile toprağı olmasını istemiyorum.’’
‘’Peki.’’der iyice verilecek görevlere odaklanan ve bir robottan farksız duran Aybars ve Süleyman.
‘’Ayrıca Sadettin’in yanına aldığı terör örgütünün önce 3 büyük şehir sonra gerekirse doğu’daki inlerini temizleyeceksiniz.Dahası olan radikal dinci ve şeriat örgüt İslami Cihat’ı durdurun o örgütten olup Sadettin’in yanında bulunan 5 kişi var.Örgütün baş yeri Konya ve Kayseri.Buralara zamanla gireceksiniz ama öncelikle Sadettin’le ilgilenmenizi istiyorum.Ayrıca rus konseyi bu topraklarda Amerika ve sizle savaşmak için ölümüne geldiler.Size güvenim ve siz ikiniz bunların üstesinden gelirsiniz ve buna en içten duygularımıla inanıyorum.’’Süleyman araya girip
‘’Peki bize silahlı destekte bulunacak mısınız efendim?’’
‘’Evet iki adam vereceğiz.’’
‘’Kim bunlar?’’
‘’İsimleri Bekir Öztürk ile Timur Kara.’’Aybars bu iki isim hiç duymadığından Lidere
‘’Nerede bu iki kişi ne işle iştigaller?’’
‘’Biri İstanbul’da diğeri ise İzmir’de şu anlarda.’’
‘’Ne için oradalar efendim?’’
‘’Bekir bir Türk ajanıdır.Ve teşkilat adına görevli birisi.Görevi ise İstanbul’daki uyuşturucu trafiğine karşı olmak.Timur Kara’da, İzmir’de liman ve gümrükta sahtecilikte ve kaçakçılık yapan mafyalara karşı büyük bir mücadelede.’’
‘’Onları biz mi ikna edeceğiz efendim?’’
‘’Evet onları ikna edin ve daha da güçlenin.’’
‘’Bu adamlarda ne var ki daha da güçleneceğiz.’’diye sorar ve sorgular Aybars, Liderini.
‘’Onlar gayet iyi kişiler.Artık siz gidin görevde belli düşmanlarınızda belli.Gerisi size kaldı.Bu işi halledin kızıl kitabı da okuyun.’’
‘’Peki sözüm sözdür efendim.’’Aybars ise Kanım nerede son bulursa bilin ki oraya ve o zamana kadar varım.Ve ülkem benden sonra nesillerce daimi olacaktır.’’
Lider ve 5 kişi ayakta ve ikiliyi alkışlarlar.Aybars ile Süleyman’ı yanlarında duran iki kişi kapıya getirir.İçlerinden birisi kapıyı tıklatır.Dışarıda duran ulak ise kapıyı kendine doğru çekip açar.Aybars ile Süleyman büyük salondan ayrılmış olurlar böylelikle.İçeride ise Lider diğerlerine çekilebilirsiniz demişti.Ama 5 kişiden biri olan Kuh lakaplı birisi
‘’Liderim bunlar başarabilir mi acaba?’’
‘’Kuh’um başarmak zorundalar ve de başka bir şansları yoktur.’’
‘’Neden?’’
‘’Onlar başaramazsa onlarda, bizde, meclisimizde ve bu vatan son bulur.Eskiye ve eski günleri özleyip başkalarının sözlerinin esiri oluruz.’’Diyerek Kuh’un olayları anlamasına yardımcı olur böylece.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN’İN GİZLİ EVİ

Sadettin’in gizli eviydi.Fahri iki araba ile Sadettin’in evinin önündeydi.Arabaları durdurup kapıya doğru adamı Okan’la geliyordu.Kapının önünde ise Fahri ve adamı Okan’ı 10 adam toplanıp karşılarlar.10 adam Fahri’ye bakıp duruyorlardı.En önlerinde ise Sadettin’in en yakını Vedat bulunuyordu.Vedat ise öne birkaç adım atıp Fahri’nin karşısına dikilir koca vücudunu koyarak durur dağ gibi.Fahri, Vedat’ı gördüğü gibi durur.Dik dik Vedat’a bakarak
‘’Sadettin’e önemli bir süprizim var.’’
‘’O süprizi kendine sakla sen Fahri.’’
‘’Endişe etme Vedat bunu bir hediye olarak kabul edin.’’derken arkaya da getirin işareti yapar adamlarına.Vedat arkasına bakıp öne birkaç adım atarak gelir ve getirilen şeye bakar.Getirilen şeyi merak ederek iki adamını yollamak ister ;ama Fahri araya girip
‘’Ne gerek var adama size bomba hediye edecek değilim ya.Korkma bu kadar Vedat.Canlı, kanlı birisini getirdim patronuna.’’
‘’Kim bu getirdiğin Fahri?’’o anda iki kişi Kerem’i kollarından tutup getiriyordu evin önüne doğru.Vedat geleni merak edip arkasına bakınır.Kerem’i ortaya bırakıp çekilir iki adam.Kerem sırt üstü yatıyordu soğuk betonun üzerinde yerde.Vedat’ta bu pek de tanımadığı adamın yanına eğilip durumuna bakıyordu.Sonra başını kaldırıp arkasındaki Fahri’ye dönüp
‘’Kim bu adam?’’
‘’Rıza’nın ölümünü biliyorsun değil mi?’’
‘’Evet de onun ne alakası var ki bu adamla?’’
‘’Çünkü o gün orada Rıza’yı öldüren Süleyman Santepe diye biri vardı.’’
‘’O Süleyman mı öldürdü Rıza’yı?’’
‘’Evet bizzat yani.Süleyman’ın emriyle Yavuz’un adamı ve iki iş adamı ile adamım Haydar’ı öldürenlerin arasında bu gördüğün kişi.’’
‘’Başka kimler var ki bu adam dışında?’’
‘’Adamım Haydar’ı öldürürken yanında 4 veya 5 kişi sivil polisiz demişti ve içlerinde bu Kerem isimli olanı da vardı ama diğerlerini bilemiyorum.’’
‘’İyi iş çıkartmışsında bu Kerem, Süleyman’ın adamımı yani kesin mi bu?’’
‘’Aynen dediğin gibi Vedat.’’
‘’Peki Süleyman ve diğer adamları nerede ya da nerelerdeler.’’
‘’Onların yerini bilmiyorum ;ama bu Kerem bizi onlara ulaştıracak ya da götürecek.’’
‘’Haklısın Fahri.Senin bu akıllı davranışınla bütün kozlar biz de artık.’’
‘’Sadettin’e çıkarmayacak mısın beni?’’
‘’Tabi ki çıkartacağım.’’deyip ayağa kalkar.Yanında duran iki adama bakıp
‘’Alın şunu da Sadettin’e götürelim.’’adamlar hemen ‘’peki.’’diyerek Kerem’i yerden kaldırıp içeri alırlar.Vedat’ta, Fahri’yi tek başına içeri sokup girerler.Fahri içeriye girerken adamı Okan ve diğer iki adamını da dışarıda bırakır.

Vedat ve Fahri merdivenleri tek tek çıkıp villanın büyük bahçesine gelirler.Arkalarından ise Kerem getiriliyordu. Biraz daha ilerledikten sonra Sadettin ve yanındaki İsmail Hopa’nın önüne gelirler.Vedat ikilinin konuşmasını bölerek
‘’Efendim size çok önemli bir haber vereceğim.’’Sadettin ise konuşmasının kesilmesine sinir olsa da Vedat’a dönüp
‘’Neymiş bu kadar önemli olan da konuşmamı kesiyorsun?’’
‘’Efendim Fahri’nin size bir hediyesi var da.’’
‘’Ne hediyesiymiş bu ya?’’
‘’Günlerdir birliğin başına gelmek isteyen gizli ismi bulduk.’’
‘’E kimmiş bu tanıdık biri mi yoksa?’’
‘’Süleyman Santepe efendim.’’Sadettin duyduğu isimli birlikte şaşırmıştı.Çünkü bu isim çok yakından tanıdığı birisiydi.
‘’Süleyman mı dedin sen?’’
‘’Evet efendim.’’der.İsmail ise yerinden hafifçe doğrulup Sadettin’e
‘’Tanıyor musun bu ismi?’’
‘’Evet askerlik arkadaşımdı.’’
‘’Ne?’’
‘’Bak sen de benim gibi şaşırdın.Onunla ben Tunceli’de, Diyarbakır’daki tümenlerde 3 yıl birlikteydik.O teşkilatı seçti sonrasında.Ben de orduda kaldım.Sonrasında bir aralar öldüğünü duymuştum.Meğerse hala hayattaymış eski dosttum yeni düşmanım.’’
‘’Ne yapacaksın peki?’’
‘’Bilmiyorum İsmail.Kafam karışıktı şimdi.’’bu esnada Vedat izin alıp Kerem’i, Sadettin ve İsmail’in önüne getirtip koyar.Sadettin karşısındaki genci ilk defa görüyordu.
‘’Kim bu Vedat?’’
‘’Adı Kerem soyadını bilen yok ama.’’
‘’İyi de bu Kerem kimin nesi.?’’Vedat bundan sonrasını arkasında duran Fahri’ye bırakır.
‘’Efendim bu Kerem isimli şahıs Süleyman Santepe’nin yakın adamlarından birisi.’’
‘’E devam et bakalım Fahri.’’
‘’Ve Rıza’nın cinayeti, Yavuz’un adamı ile iş adamlarının öldürülmesi, benim adamım olan Haydar’ın öldürülmesinde görev aldı.’’Sadettin bilgi aldığı Haydar’ın öldürülmesini bilmediğinden şaşırmıştı artık Fahri’den bilgi alamayacağa benziyordu.
‘’Demek bu genç yaşta korkusuz he!’’
‘’Ve efendim bu Kerem, Süleyman’a ulaşmamızda ve yerini yurdunu öğrenmemizde ve de diğer adamları bulmamızda etkili olacaktır.’’
‘’Gel şöyle karşıma otur Fahri.’’Fahri’de vakit kaybetmeden oturur Sadettin’in karşısına.
‘’Aferin Fahri gerçekten de iyi işler çıkartmışsın ama adamınında ölümüne üzüldüm.’’Fahri bu üzgünlüğü duysa da artık Sadettin kendisinden bilgi alamayacaktı.
‘’Siz sağ olun efendim.’’
‘’Belki adamın ölmüş olabilir ama artık bize karşı olanlara bir cevap verebilecek kozlarımız var.’’
‘’Kozlarımız var derken?’’
‘’Senin Kerem’i getirdiğinden önce ben de birisini aldım düşmanlarımızdan.’’
‘’Öyleyse Süleyman denen o koltuğu unutsun artık.’’
‘’Unutacak tabi ki de.’’dese de eski dosttuna bunu yapabilecek miydi acaba.Sadettin arkasındaki Vedat’a işaret yapıp
‘’Alın şunu mahsene götür birazdan ifadesini alacağız.’’
‘’Peki efendim.’’deyip iki adamıyla birlikte Kerem’i mahsene götürür Vedat.Sadettin’de, Fahri’nin dost mu yoksa düşman mı olduğunu düşünüyordu.Ama üçlü koyu bir sohbete dalmışlardı.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL SHERATON HOTEL

Mihail ve Sergei yorucu bir uçak yolculuğun sonra yanlarındaki 5 adamla birlikte 3 taksi tutup Shreaton otele doğru yola çıktılar.Yarım saat geçtikten sonra ikili ve 5 adamı shreaton otelin önündeydiler.Mihail ve Sergei arabadan inip birbirlerine bakarlar.
‘’Burada mı kalacağız Mihail?’’
‘’Evet ;ama belli bir süre ilk hallolduktan sonra ana ve gizli mekanımıza geçeriz.’’
‘’İyi öyle diyorsan buranın tadını çıkartalım.’’
‘’Hayır Sergei.’’
‘’Niye ya ne olacak ki alt tarafı biraz rahatlayacağız.’’
‘’Biz ikimiz dinlenmeyeceğiz adamlarımız dinlenecekler.’’
‘’Ne..’’Sergei şaşırmış bakıyordu iş ortağına
‘’Niye şaşırdın ki Sergei?’’
‘’Asıl şaşmama şaşman lazım.Biz buraya sadece iş için gelmedik.’’
‘’Hayır Sergei tamamen iş ve düşmanlarımızı temizlemek için buralardayız.’’der.Sergei ise bozulmuş ve kızmış görünüyordu.
‘’Niye adamlarımız işi halletmiyor da biz hallediyoruz.’’
‘’Gün gelecek bir sürü adamımız oalcak.O vakit gelinceye kadar biz oturup emirler verip istediğimizi yaşatacağız istemediğimizi de öldürteceğiz.’’
‘’O zaman söyle çok fazla eğlenmesinler.’’
‘’O niye Sergei?’’
‘’Niyesi olur mu ilk iş diye önemli iş diye biz yapıyoruz onlarda dağıtsın mı iyice ortalığı.Hem çokça kafa dağıtırlarsa dikkat çekebilirler.’’
‘’Ne demeye çalışıyorsun sen?’’
‘’Bu Türk milleti bilirsin yüzünü veya önemli bir açık veya başka bir şeyler bulursa ve de görürse onu bir daha hiç mi hiç unutmaz anladın mı Mihail?’’
‘’Peki söylerim ben de.Artık girelim otele.’’diyerek otele girerler.Onları recepsiyonist görevlileri karşılar.Görevliler bavulları alıp beklerler.Mihail ile Sergei ise 5 adamı arkalarında tutup
‘’Bize birkaç oda ayarlayabilir misiniz?’’diye recepsiyondaki kıza nayif ve nezaeketli bir sesle sorar.Kız ise aynı nezaketle karşısındakilere
‘’Evet efendim kaç kişisiniz?’’Mihail arkaya bakıp döndükten sonra
‘’Gördüğüme göre 7 kişiyiz.’’
‘’Hemen ayarlıyorum 3 mü olsun oda sayısı 4 mü?’’
‘’3 kişilik bir odanız var mıydı?’’
‘’Evet.’’
‘’Öyleyse arkadaki 5 kişiden üçüne bir, ikisine de bir oda ayarlayabilir misiniz?’’
‘’Peki olabilir size de iki kişilik bir oda vereyim mi?’’
‘’Olur.’’der.Recepsiyondaki kız arkasına dönüp 3 tane anahtarı alıp geri döner.Mihail anahtarları aldıktan sonra Sergei’ye bakıp
‘’Türkçe’min oluşuna şaştı herhalde.’’
‘’İyi de ben kaydı yaptırayım siz altınız çıkın.’’der.Mihail ise elindeki anahtarın numarasını göstererek
‘’304 nolu oda bize ayrılan işi yap hallet gel.’’
‘’Tamam.’’der Sergei.6 kişi görevlilerin yardımıyla odalarına giderler.Sergei ise recepsiyondaki kıza dönüp
‘’Herhalde şaşkınsınız.’’
‘’Hangi konuda beyfendi?’’
‘’Az önce arkadaşımın Türkçe konuşması hususuna.’’
‘’Evet doğrusu şaşırmadım değil.’’
‘’Bunu fark etmedim değil.’’
‘’Hepiniz Türkçe biliyorsunuz?’’
‘’Hayır ben ve arkadaşım biliyor.Diğerleri hala öğrenmekteler.’’
‘’Sizin adınıza sevindim.’’
‘’Niye ki?’’
‘’Çünkü kendini bizden sanabilen birkaç kişinin olduğunu bilmek mutluluk verici.’’
‘’Sizinde güzelliğiniz bana mutluluk veriyor.’’bunu söylemesiyle kız biraz utanır gibi olur.Kız konuyu değiştirip
‘’Odaların kaydını kimin üzerine yapayım.’’Sergei’de kzıın bu tavrını anlamıştı.
‘’He …’’biraz duraksadıktan sonra
‘’Şey ben Sergei Zhirkov ve en az önceki arkadaş Mihail Anyulikov bu isimlerin adına olacak odalar.’’
‘’Ödemeyi şimdi mi yoksa sonra mı yapmak istersiniz.’’
‘’Sonra halledebilirim.Kayıt bittiyse odama çıkabilir miyim.’’diye nazikçe sorar Sergei karşısındaki güzel kıza.
‘’Tabi ki de.’’diye yetinir kız.Sergei’de kızı beğenmenin ve kızın kendisine olan hislerinin kendisine göre iyi olduğuna karar verip yüzünde oluşan güler yüzle odasına çıkar Sergei.

5 dakika sonra 304 numaralı odanın kapısı açılır.Mihail yumuşacık yatakta uzanmış dinlenmeye çalışıyordu.Serfei ise kapıyı açıp girer odaya.Sonra odanın koridorunu geçip odanın orta kısmına gelir.Mihail’i rahat görünce
‘’Ooh! Mihail sen çoktan rahatlamışsın ya.’’
‘’Ne yapayım bizim rahatımızda bu kadar Sergei.’’
‘’Ama bulamayıp soğukta sert yataklarda olanlarda var.’’
‘’İyi.’’deyip kalkar Mihail.Sergei’de diğer yatağa oturup Mihail’e bakıp
‘’ee bu akşam mı operasyonumuz?’’
‘’Evet.’’
‘’İyi hazırlanmak gerekir.’’
‘’Ne oldu ne giyeceğini düşünüyorsun.’’
‘’Tabi ki operasyon kıyafeti lazım.’’
‘’Amma pinpiriklisin yav.Gerek yok öyle özel elbiseye.’’diyerek Mihail bavulu önüne alıp takım elbisesini çıkartıp birini yanına koyup diğerini de Sergei’ye verip
‘’Aha! Bunlarla mı yapacağız ya?’’
‘’Ne takım elbiseyle mi adam öldüreceğiz?’’
‘’Evet.’’
‘’Sadece bu mu?’’
‘’Herhalde ne bekliyorsun Yavuz’u kandıracağız.’’
‘’Nasıl olacak bu iş?’’
‘’Adamı taklit yeteneğimi kullanıp adamı çağıracağım bir yere.Sen de Sadettin’in adamı olan Vedat’ın kılığına gireceksin.’’
‘’Adam bizi tanımaz mı?’’
‘’Tanıyamayacak.’’
‘’Nasıl olacak bu iş söyle iyice sabırsızlandım.’’
‘’Öyleyse.’’derken bavuldan balmumundan yapılmış olan yapma yüz maskelerini çıkartıp
‘’Bunları yüzümüze takıp o Yavuz’u avlayacağız?’’
‘’Güzel numara Mihail aklını iyi çalıştırmışsın.’’der ve kıs kıs gülerek
‘’İyi o zaman saatleri ayarlayalımda iyi bir uyku çekelim.’’
‘’Peki her şey tamam da nereye çağıracağız Yavuz’u?’’
‘’Ben dün gece buraya gelmeden önce Sadettin’i ve takıldığı yerleri araştırdım.’’
‘’Ne buldun sonuç nedir?’’
‘’Bu Sadettin’in sıkça gittiği restorant var.Bu restoranttan birçok iş adamı, ünlü sanatçı, yazar ve gazeteci ile konuşmaları yaşanmış orada.O yüzden oraya o restoranta gidip oradaki adamları ve çalışanları da kandırıp Yavuz’u oraya çağırıp işi halledip buraya döneceğiz.’’
‘’Güzelmiş. O zaman dinlensek gerçekten de iyi olur.’’
‘’İyi.’’deyip Mihail sırtını ve vücudunu yatağa serip uzanır.Sergei’de sola dönüp boyunca yatar.Mihail, Sergei’ye bakar ;ama Sergei’de çoktan sırtını dönmüş rüyalara dalmıştı.Mihail’de tavana bakıp uyumaya çalışır.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE TOPKAPI SARAYI

Süleyman ile Aybars ulağın gösterdiği güzergahı takip ederek ilk geldikleri yere çıkarlar.Güneşe çıkınca ilk olarak pek bir şeyler göremezler.Bir iki saatlik karanlık ortam gözlerini etkilemişti ;ama şimdi yavaş yavaş güneşin ve ışığın etkisiyle tekrar güzel güzel görmeye başlamışlardı.Süleyman ise birden cebinden anahtarı çıkartıp arabanın kapısını açar.Sonra da arkasına dönüp Aybars’a bakıp
‘’Ne duruyorsun binsene arabaya.Bak kilidi de açtım.’’dese de Aybars düşünceli halini bırakıp Süleyman’a bakıp
‘’Ben seninle gelmiyorum Süleyman.’’
‘’Ne demek gelmiyorum.Hem ofise geçeriz ve de kardeşini de görmüş olursun yıllar sonra.’’
‘’Daha o iş için erken Süleyman.’’
‘’Ne erkeni ya Kerem’i görmeyeli 10 yılı geçti.’’
‘’Evet doğru ;ama benim daha önemli bir işim var.’’
‘’Ne işi bu daha yeni görev almışken.’’
‘’İntikamım yarım kaldı.’’Süleyman şaşkın bir yüzle ifadesiyle bakıyordu.
‘’Sandığım kadarıyla Ali Fuat, Enginkan, Makbule ve Enver’in kardeşi Turgay öldü.’’
‘’Evet de ne demek istiyorsun Süleyman?’’
‘Şunu diyorum Aybars.Bir tek Enver kalmış intikam alacağın o da kayıplarda.Başka kimden intikam alacaksın ki?’’
‘’3 kişiden.’’
‘’Kim bu 3 kişi ya?’’derken arabanın kapısını kapatıp önden de dolaşıp Aybars’ın önüne gelir.
‘’İlki Fahri.’’
‘’İyi de Fahri hem zaten düşmanımız hem de onun seninle ne alakan var.’’
‘’Enver sorgularken bana her şeyi anlattı.’’
‘’İyi de bana da anlat artık ortağız.’’
‘’İyi.’’derin bir nefes aldıktan sonra
‘’Fahri yıllardır Yıldırım A.Ş ve Yıldırım ailesinin yardımcısı.’’
‘’Bunu herkes biliyor sen seni ilgilendiren gizli kısma gel.’’
‘’Öyle diyorsan bu Fahri ben hapse düşmeden bir hafta öncesinde iki amerikalı ajanla toplanmış.’’
‘’Belli ki bir amacı, bir isteği olmalı amerikalılardan.’’
‘’Evet Volkan Yıldırım’ın ölmesi gibi bir istekti bu.’’
‘’Ama onu sen öldürdün.’’
‘’Evet de beni dinle artık.Ve sözümü anlatasıya kadar da kesme.’’
‘’Peki.’’
‘’Bu Fahri iki ajanla anlaşıp adamlardan belli miktar para almış.İki ajan ise iş tam olsun diye bunu Enver’e bildirmişler.Ama Fahri’nin bu iş de olduğunu ilk olarak anlatmamışlar.Enver’de babasına o zamanlarda kinli olduğundan kabul etmiş kendisine gelen teklifi.Adamalarda babanın koltuğuna ve örgütün koltuğuna geçeceksin demişler Enver’e.Ve bu iş içinde önlerindeki tehlikeli bir şekilde yükselen ben Aybars’ı seçmişler.Bunu Enver ve Fahri’ye de kabul ettirmişler.Her şey işte böyle oldu Süleyman.Sonrasını zaten sen de biliyorsun.’’
‘’Peki de Enver, Fahri’nin bu planını nereden biliyormuş ki?’’
‘’Fahri ile iki ajanın telefon konuşmasını duymuş neticesinde olaylar böyle böyle gelişti.Şimdi beni anladın mı Süleyman?’’
‘’Aybars seni anlıyorum da ilk hedefin demek ki o iki ajan olacak görevden önce.’’
‘’Evet Süleyman beni iyi anlamışsın.Oraya yani amerika’ya gidip ikisini de öldüreceğim.’’
‘’İyi de görev ne olacak ya sen oralarda ölürsen ne yapacağız biz hiç bunları düşündün mü?’’
‘’Evet hem de çok.Ali Fuat’ı öldürürken de sordum ona o iki ajanı beni niye sattın diye.’
‘’Peki oraya gittim diyelim onlar bunu duyup seni öldürmek isteyebilirler.Sen onları bulamazsın bile.’’
‘’Bulurum onlara teslim olup o ikiliyi de suçlayıp onların beni öldürmeye geldiği an da onları öldürürüm.’’
‘’İyi de onları ne ile suçlayacaksın ki?’’
‘’Peki onları suçlayamasam da kendimi terörist gibi gösterip onları görüp bulup kendi yerlerinde öldürebilirim.’’
‘’Bundan emin misin sen?’’
‘’Evet.’’bu arada Süleyman cebinden iki kimlik çıkarır.
‘’İyi o zaman al şu iki kimliği belki lazım olur.’’Aybars şaşmıştı.
‘’Bunlar niye ki şimdi?’’Süleyman ise
‘’Sen hapiste görünüyorsun.Onun için bir Türk, biri de orada kullanacağın amerika kimliği.’’Aybars tamam diyebilir sadece. ‘’Ama arabayı al sen git de depoya onunla.’’
‘’Sen depoyu nereden biliyorsun Süleyman?’’
‘’O depoyu zaten ben, Aras, Hakan ve Kerem kurduk senin için.Sana lazım olur veya bizim için gerekli olur diye kurduk.’’
‘’Bunu öğrendiğim iyi oldu dönünce teşekkür edeceğim sana.’’
‘’Sen dön de teşekkür etmesen de olur.’’
‘’Bu arada İzmir’deki adamımızı ben alıp getireceğim.Sen burada hallet.’’
‘’Ama ya dönmezsen.’’
‘’Sen alırsın ;ama önce bekle iki hafta kadar bekle sonra icraata geç benden haber alamazsan.’’
‘’Peki dediğini yapacağım.’’
Aybars ise vakit kaybetmeden arabaya biner.Dönüp Süleyman’a son kez olarak der ki
‘’Sen neyle döneceksin ofise?’’
‘’Aras’ı çağırtırım sen kendine iyi bak benim neyle döneceğim artık senin için önemli değil.’’
‘’Sen de bak kendine…’’deyip gider Aybars.Süleyman’da telefonunu çıkartıp Aras’ın numarasını tuşlar.Birkaç dakika sonra telefon açılınca
‘’Aras neredesin?’’
‘’Ofisteyim abi de ne oldu ters bir şeyler mi var?’’
‘’Endişe yapma hemen.Gel de beni topkapı sarayının önünden al.’’
‘’Peki abi.’’der Aras.Süleyman ise anında telefonunu kapatıp Aras’ı beklemeye koyulur.Ve topkapı sarayının ön kısmına doğru geçer.

Bir buçuk saat sonra Aybars deponun kapısının önündeydi.Depoyu hiç durmadan anahtarla açıp ışığı yakar.Işık yanınca çatı açılır.Aybars çatının açılmasına aldırmadan helikoptere bakıp
‘’Ne işler yaptık seninle.’’der.Sonra da silah kısmına geçip alüminyum folyo alıp 4-5 tane aldığı silahı sarıp depoda önceden bulduğu bavula koyar.Bavuldaki silahların üstüne de biraz elbise koyduktan sonra bavulu kapatır.Aybars dua ediyordu havalanınlarında yakalanmamak için.Belki de bu alüminyum folyo kurtaracaktı kendini.Işıkların hepsini kapatır.Sonrasında çatıda kapanınca önüne bakıp anahtarla deponun kapısını açıp dışarı çıkar.Sonrasında da kapıyı bırakıp ilerler.Kapı ise kendi kendine kapanıp kalır öyle.
Biraz ilerledikten sonra Aybars arkasına dönüp depoya bakarak
‘’Güle güle depo.Sana geliyorum artık Daniel ve Tom.Ucunda siz ölüp ben de ölecek olsam da geliyorum size.’’deyip arkasına bakınmadan dönüp havaalanına doğru gider.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL

Yavuz akşamın İstanbul’un üzerine çökmesiyle birlikte ofisinden çıkıyordu.Saat akşamın 20:00’si olduğundan kimse kalmamıştı ofiste.Ayrıca bu aralar tek dolanıyordu adamının ölmesi yüzünden.Sonrasında ofisten çıkıp arabasına yönelir.O an ise cebinde duran telefonu titremeye ve çalmaya başlar.Yavuz anlar ki birisi kendisini arıyordu.Hemen çantasını yere koyup cebinden çıkardığı telefonuna bakınır.Arayan kısmında gizli bir numara olduğu gözüküyordu.Arayan kişiyi merak ederek telefonunu açar.
‘’Alo kimsiniz?’’
‘’Benim Yavuz’um Sadettin.’’Yavuz bir anda kendisini Sadettin’in aramasını ve onun sesini duyunca rahatlar ve derin bir nefes alır.Ve nefesini aldıktan sonra kendisini arayan Sadettin’e.
‘’Ne oldu efendim mesele nedir?’’
‘’Mesele önemli Yavuz.Telefonda konuşmak olmaz.Biliyorsun ki bu zamanlarda herkes herkesi dinler oldu.’’
‘’Peki de nereye geleyim efendim?’’
‘’Her zaman buluştuğumuz restoranta gel.’’
‘’Peki efendim de ben yine de konuyu merek ettim.Keşke biraz açsaydınız konuyu bana?’’
‘’Öyle diyorsan sana sadece bir ipucu gibi bir bilgi vereyim.’’
‘’Evet efendim dinliyorum sizi.’’
‘’Fahri öldü.Bize de baskın yapıldı.’’Yavuz önce sevinse de sonrasında yapılan baskına üzülür.Sadettin bu gülüşü anlamaz.’’
‘’Niye güldün Yavuz?’’
‘’Fahri’nin ölümüne güldüm.Çünkü o önümüzden çekilmiş oldu.’’Sadettin bu sözden sonra anlar Yavuz’un gülmesinin nedenini.
‘’Efendim size kim baskın yaptı?’’
‘’Teşkilatçılardan geldi saldırı.Biz kaçtık ;ama her yerde arıyorlar.Çok adamla gelip yaptılar baskını.’’
‘’Anlıyorum da siz daha bir şey yapmadınız ki de bu oldu.’’
‘’Ben de bilmiyorum Yavuz.Bu teşkilatçıların sağı solu belli olmaz.’’
‘’Doğru diyorsunuz haklısınız.’’
‘’Hadi Yavuz çabuk ol da detayları sen gelince konuşalım.’’
‘’Peki efendim.’’der Yavuz.İkili karşılıklı telefonu kapatırlar.Yavuz hiç vakit kaybetmeden yerden çantasını alıp arabasına koşar.Kapıyı açıp çantayı yan koltuğa atıp arabasını çalıştırır.Ve son hızla yola çıkar.Buluşma yerine doğru gidiyordu ama içinde ilginç duygular ve haller vardı.

20 dakika sonra Yavuz arabasını kapalı restorantta durdurur.Camdan restorantın önüne bakınır.Sadece Sadettin’in sağ kolu Vedat’ı görür.Hemen arabadan inip yolun karşısına geçer.Ondan sonrasında gördüğü Vedat’ın yanına varır.Vedat’a yaklaşıp
‘’Ne oldu Vedat neden kaçtınız buralara kadar?’’Vedat yüzündeki şaşkın ve bitkin ifadeyle Yavuz’a
‘’Çok şeyler oldu.Yarın yer yerinden oynayacak.’’
‘’Ne oldu ki öyle olacak?’’
‘’Çok kişi öldü bu gün.’’
‘’Kimler?’’
‘’İçeri geç Sadettin bey içeride seni bekliyor.Ondan öğrenirsin her şeyi.Ben de burada kalıp sizin güvenliğinizi sağlayacağım.’’
‘’Peki de sen bundan başka ne için buradasın.Gel yanımızda bekle.’’
‘’Olmaz bir tehlike olursa kaçmak için haber vereceğim size.’’
‘’Öyleyse sana kolay gelsin Vedat.’’
‘’Sağ ol Yavuz.’’Yavuz iki yanı çalılık olan kapıdan içeriye girip restorantın bahçesine gelir.Sağına bakar kimse yoktu.Sonra da soluna bakar ve Sadettin’i bir masada otururken görür.Sadettin ise Yavuz’u görüp
‘’Gel buraya Yavuz’um.’’diyordu.Yavuz ise koşar adımlarla Sadettin’in önüne gelir.Sadettin’de Yavuz’a otur işareti yaparak
‘’Otur Yavuz vaktim çok çok az.’’Yavuz oturduktan sonra duyduklarının verdiği heyecan ve merakla patronu Sadettin’e der ki
‘’Neler oldu efendim Vedat çok şeyler olacak dedi bana.’’
‘’Doğru demiş sana Yavuz.’’
‘’Efendim merakta bırakmayın beni de anlatın ne olduysa.’’
‘’Öncelikle bu sabaha karşı Fahri’nin ölüm haberini aldım.’’
‘’Kim yapmış peki bunu?’’
‘’Şu yeni adam var ya örgüt lideri olmak isteyen.’’
‘’Evet biliyorum.’’
‘’Onun ismini biliyor musun?’’
‘’Hayır.’’
‘’Ben sana söyleyeyim.Adı Süleyman Santepe duydun mu bu ismi?’’
‘’Evet şimdi hatırladım.Rıza’nın ölümünde geçen isimdi o.’’
‘’Yani gazetelerin bir kısmında yazan.’’
‘’Aynen efendim.’’
‘’Sonra bizim yanımızda olanlardan liman sahibi ve armatör Zeki Korkmaz bir saat önce limandaki ofisinde ölü bulundu.’’
‘’Ne onu öldüren de Süleyman demeyin bana efendim?’’
‘’Malasef o Yavuz.’’
‘’Bu adamı durduramayız mı efendim?’’
‘’Daha çok iş yapmış.Hani geçen televizyonlarda iki adam çıkmıştı Fahri’nin adamı ölmüştü.
‘’Kamil Işık ve Akın Akyüz.’’
‘’İyi bildin onlar sahte kimlikleri.’’
‘’Gerçek isimleri nedir?’’
‘’Onu henüz bulamadım ama olacak ve sonunda o Süleyman ve ekibi bana saldırdı.Bu sefer Yavuz Şengüz kimlikli biri daha vardı.Bir tek o öldü ;ama bizden de ağır kayıplar var.’’
‘’Ne kadar?’’
‘’20 adam ve İsmail’le adamları.’’
‘’Ya bu adam bir günde bizi darmadağın etmiş ya.’’
O sırada ise Sadettin, Yavuz’un önüne bakması üzerine Vedat’a işaret yapar.Vedat’ta cebinden çıkardığı gemici ipi ile Yavuz’a yaklaşır.
‘’Üzülme Yavuz onlardan da birisi öldü.’’der ve o an Sadettin elini masadan çeker.Vedat’ta ipi Yavuz’un boğazına geçirir.Ve iyice sıkmaya başlar ipi.Yavuz nefes alamamaya başlar boğazına geçirilen ip yüzünden.Sadettin’de üzülerek bakıyordu Yavuz’a ve Yavuz’un içine düştüğü duruma.Yavuz ise kendini bırakmıştı artık.Ve bunun neden olduğunu sorgulayıp Sadettin’e bakıyordu.Birkaç saniye sonra da Vedat’ın ellerinde Can vermişti Yavuz.Sadettin oturduğu yerden kalkıp maskesini çıkartır.Vedat’ta aynısını yapar.
‘’Ya Mihail bu maskeler çok sıktı ya.Az kalsın nesfessizlikten ölecektim.’’
‘’Onu bırakta şu leşi Sadettin’in evinin önüne atalımda görsün bizleri.Üstüne bir şey yazmayalım.Başkasından sansında ortalık karışsın bizde rahat edelim.’’
‘’Olur ;ama üzüldüm şimdi adama.Son öğrendiklerimin hepsi yalandı.’’
‘’Boşver.’’der Mihail.Sonrasında da Mihail ve Sergei, Yavuz’un cesedini alıp Yavuz’un arabasına binerek Sadettin’in gizli evine doğru giderler.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SÜLEYMAN’IN OFİSİ

Süleyman bir aylık yoğun yorgunluğun sonu olarak bu günün gecesini seçmişti.Bir sürü iş, operasyon sonrasında Aybars’ı da kurtarıp amerka’ya yollamıştı.Şimdi evinde koltuğa uzanmış dinlenmeye rahatlamaya çalışıyordu.
Televizyonun karşısına geçmişti.
‘’Meral bana bir şişe viski getirsene.’’der.Meral ise Süleyman’ın herkesten sakladığı gizli sevgilisiydi.Meral, Süleyman’ın dediğini duyup mutfaktaki dolaptan bir şişe viski çıkartır.Elinde viski ile salona gelir.Viskiyi Süleyman’ın önüne koyduktan sonra vitrine gidip bir bardak alıp Süleyman’ın yanına oturup bardağa viskiyi doldurur.
‘’Aşkım bu gününde mi operasyondu.’’
‘’Ne yapabilirim Meral.’’derken arada viskiyi içiyordu.
‘’Bir gün olsa durmaz mı bu işler.’’
‘’Durmaz duramaz Meral.Biz bir savaş veriyoruz.Ülkeyi kötüler diye tabi edilenlere kaptırmamak için direniyoruz.’’
‘’İyi de bu adamların yaptıklarını herkese duyursanıza.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Yanisi şu; adamların pisliklerini, zararlarını tüm halk bilirse onlar burada barınamaz.Onları vatanı satan hainler diye duyurabilirsiniz.’’
‘’Aferin be Meral.Bu düşüncelerini sevdim.’’
‘’Bitmedi söyleyeceklerim.’’
‘’Peki söyle.’’
‘’O adamların bir açığını mutlak bulursunuz.O bulduğunuz açığı da tüm gazete ve haber kanalları veya internete atabilirsiniz.’’
‘’Bu dediklerini ofiste gözden geçirip uygularım Meral.’’O an Süleyman’ın telefonu çalar.Süleyman, Meral’e sus işareti yapıp telefonu açar.
‘’Alo Aras ne oldu?’’
‘’Abi neredesin.’’
‘’Evde tek başıma oturup televizyon izliyorum.’’
‘’Çabuk gel abi.’’Süleyman yerinden fırlar gibi kalkar.
‘’Neler oluyor Aras.Şurada bir iki saat dinleneyim demişken.’’
‘’Abi Kerem…’’
‘’Ne oldu lan Kerem’e Aras*’’
‘’Kaçırılmış abi.’’
‘’Ne zaman?’’
‘’Bu sabaha karşı.’’
‘’Nerede Aras çabuk söyle.’’
‘’Evinden çıkarken kaçırıldı.Şimdi nerede bilmiyorum.’’
‘’Nasıl olmuş bu iş kim almış Kerem’i?’’
‘’Arkadaşlardan ikisi Kerem’e giderken Fahri ve adamlarını görmüş.’’
‘’O ikili niye çatışmamış?’’
‘’Fahri çokça adamla gelmiş Kerem’i almaya.’’
‘’Peki Aras.’’
‘’Abi ne yapacağız Kerem’i, Fahri’nin elinden alalım mı?’’
‘’Aras, Fahri’yi iyi bilirim ben.O Sadettin’e yaranmak için Sadettin’i kandırmak için Kerem’i, Sadettin’e vermiştir.’’
‘’Öyleyse onu Sadettin’in elinden alalım.’’
‘’Yerini biliyor musun?’’
‘’Hayır.’’
‘’Öyleyse otur oturduğun yerde Aras.’’
‘’Ama abi Kerem bizden biri Aybars’ın kardeşi hem.’’
‘’Ben de biliyorum Aras.’’
‘’Ee! Ne duruyoruz ki abi?’’
‘’Mecburuz durmaya.Hareket etsek de hem Kerem’e bir şey yaparlar hem de biz bu karmaşa da bulamayız Kerem’i.’’
‘’Neden abi.Hakan ile ben, Kerem’i almaya hazırız.’’
‘’Çünkü Sadettin bizi mutlaka arayacaktır.Kerem ben de diyecektir.O zaman aradığı numaradan yerini bulup almaya gideceğiz.Sadece birkaç gün bekleyin elbet bizi arayacak o Sadettin denen pislik.’’
‘’Peki abi dediğin gibi olsun.Ben ve Hakan ofisteydik.Buradayız.’’
‘’Tamam yarın görüşürüz Aras.Siz ile ben rahat ve sakin olalım ki o zaman Kerem’i kurtaralım.’’
‘’Tamam.’’
‘’Tamam Aras.’’bu sözlerle ikili karşılıklı telefonu kapatır.Meral meraklanıp Süleyman’a
‘’Adamını mı almışlar?’’
‘’Evet o bana dosttumun yadigarıydı.Gerçi dosttum hala yaşıyor ama ben derim şimdi ona bana kardeşini sorduğunda.’’
‘’Üzülme canım.’’
‘’Üzülmemek olur mu?Adamım değil Kerem yeğenim gibi ve ben burada elim kolum bağlı oturuyorum.’’Süleyman artık düşünceli olacaktı.Çaresizlik ise Süleyman’ın en çük üzendi.Ama Kerem’i, Aybars dönmeden de almak istiyordu.Dosttu Aybars’ı zor duruma sokmak istemiyordu.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN GİZLİ EVİ

Gece çökmüştü İstanbul’un üzerine Sadettin ise evinin bodrumuna adamı Vedat ve dosttu İsmail’le iniyordu. Vedat ile bir adam önden gidip kapıyı açar.İsmail ile Sadettin küçük sorgu odasına girerler.Vedat üç adamı kapının önünde bırakıp odaya girip kapıyı kapatır.İçeride ise Cem ve Kerem vardı.Cem gözleri açık duruyorlardı.Kerem ise saatlerdir gözleri kapalı duruyordu.Cem, Sadettin’e sertçe bakıp
‘’Ne istiyorsun sen ikimizden?’’
‘’Aybars’ı.Çünkü o hapiste dğil tüm Türkiye’yi kandırabilir ama beni asla.Ve onun yerini senden istiyorum.
Kerem’den de Süleyman’ın yerini ve adamlarını istiyorum.’’
‘’Bunları istiyorsun ;ama sanırım alamazsın.’’
‘’Nedenmiş o Cem?’’
‘’Ben hiçbir şey bilmiyorum.’’
‘’Öyle deme Cem.Kesin birkaç şey biliyorsundur.’’
‘’Sen de gördün Sadettin, Aybars’ı en son beni almaya geldiğinde gördüm.’’
‘’Olabilir Cem.Ama sen onu önceden de gördün belki biliyorsundur nerelere gidebileceğini.’’
‘’Hayır bilmiyorum hem de hiçbir şeyi.’’Sadettin arkasına işaret edip
‘’Vedat al bunu başka yere götürüp orada sorgula tamam mı?’’
‘’Neresi efendim?’’
‘’İşkence odamız var mı Vedat?’’
‘’Var efendim…’’
‘’İyi o zaman al da Cem’i oraya götür.’’
‘’Peki efendim.’’dedikten sonra Cem’i oturduğu yerden kaldırıp kapıya getirip kapıyı açıp dışarıdakilere
‘’Şunu işkence odasına alın.’’odadan gelen bir ses vardı
‘’Vedat sen de git.Ve hemen başla sorguya.’’Vedat arkasına dönüp Sadettin’e anlamsızca bakarak
‘’Derhal yapıyorum efendim.’’deyip kapıyı kapatıp çıkar.Cem’i iki adamıyla alıp işkence odasına götürür.İçeride ise Sadettin, Kerem’in gözüne bağlanan bezi çıkarıp bir kenrar atar.Sonra Kerem’i süze süze bakınır.
‘’Seni çok iyi tanıdığım birisine benzetiyorum.’’Kerem duyduklarına rağmen hiç konuşmadan öldürecekmiş gibi Sadettin’e bakar.Sonrasında Sadettin, İsmail’e.
‘’Git İsmail Vedat’a söyle Cem’i bağırta bağırta işkence yapsın.’’
‘’Nasıl?’’
‘’Ya canım elektrik versin canım ya da başka bir şey yapsın ki Cem biraz çıldırsın.’’
‘’Peki.’’diyerek odadan ayrılır İsmail.Odada ise bir tek Kerem ile Sadettin kalmıştı.Sadettin bundan sonrasında
‘’Neler yapıyorsun Kerem?’’Kerem bu anlamsız soru üzerine
‘’Böyle soru mu olur Sadettin efendi?’’
‘’Ne bileyim ilk kez tanışığ konuştuğum birisine ne sorabilirim Kerem?’’
‘’Orasını ben mi bileceğim.’’
‘’Her neyse Kerem sen sandığımdan gençmişsin.Kanın yaşamın gibi hızlı akıyor.Duydum ki birçok operasyonda aktif olarak görev almışsın.’’
‘’Ne olmuş aldımsa?’’
‘’Kötü demedim Kerem çabuk sinirlenme.’’Kerem ise susup kalır.
‘’Şimdi bana asıl kimliğini söyle adın Kerem de soyadın nedir?’’
‘’Kimliğimde yazıyor.’’
‘’Beni kandırma Kerem misin nesin bak seni buradan sağ çıkartmam.’’
‘’O zaman abimi bil yeter.Aybars Çetindağ’ın kollarında can vereceksin bir gün aşağılık herif.’’Kerem bir anlık sinir ve kafa karışıklığıyla söyler bu sözleri.Sadettin ise şaşmıştı duyduklarına.Süleyman eski dostluğundan Aybars’ı ise teşkilat biliyordu ve de zaten düşmanıydı.Aybars teşkilattayken Ali Fuat’la konuşmaya gittiği bir gün görmüştü onu. Gözlerindeki alevi görüp kendi kendine o gün
‘’Bu çocuk ileride çok işler yapıp can yakacak gibi Ali Fuat.’’diye söylemişti Ali Fuat’a.Geçmişi hatırlamayı bırakıp günümüze dönerek
‘’Demek sen Kerem Çetindağ’sın.Vay be şimdiki düşmanımda aslında hep yakınımdaymışlar.’’
‘’Ne diyorsun sen be?’’
‘’Senin patronun Süleyman benim çok eskilerde Diyarbakır’daki asker arkadaşım ve ondan öncede birlikte görevlerde bulunduk biz.Çok çok eski dosttum ve tanıdığımdır o.’’
‘’Ama Süleyman abi seni tanıdığından hiç bahsetmedi bizlere.’’
‘’Olabilir belki dostluğumuz bittiği için söylememiştir.’’
‘’Neden ama?’’
‘’Onu da Süleyman’a sor tabi buradan kurtulursan.Ayrıca abini de teşklitta gördüm çok defa.’’
‘’Abimde bahsetmedi teşkilat işlerinden.Hapse girmesinin nedenini başka nedenler göstermişti.’’
‘’O da bilir beni çokça ne de olsa yeni düşmanım.Teşkilatta ve askeri alanda karşılaştık biz onunla.’’
‘’Ne yani ikisine de abi derken beni kandırdılar mı?’’
‘’Pek zannetmem Kerem.Peki sen Cem’i tanır mısın?’’
‘’Evet abimin arkadaşı birkaç kere gördüm onu.’’
‘’Öyleyse…’’derken Cem’in bağırışları gelir işkence odasından.Kerem bu bağırmaya şaşıp
‘’Ne oluyor bu da kimin sesi?’’
‘’Cem’in sesi Kerem.Eğer onun ölmesini istemiyorsan bana Süleyman’ın yerini ve diğer iki adamının asıl kimliğini söyleyeceksin.’’
‘’Hayır söylemem.’’diyordu.Ama Cem’in iniltileri hala duyuluyordu.
‘’Akın Akyüz ve Yusuf Şengüz gerçekte kim?’’Kerem ise
‘’Hayır bilmiyorum.’’diye bağırıyordu.Ama Cem’de her an elektrik şoklarından ölebilirdi.Bir iki defa daha Cem’in sesi gelince Kerem mecbur kalarak
‘’Durdur şunu.’’diye bağırır.Ve hemen Cem’in sesi kesiliverir.
‘’Akın Akyüz aslında Aras isimli biri, Yusuf Şengüz’de Hakan isimli biri.’’
‘’Güzel soyadlarını söylemedin ama gerek yoktu zaten isim yeter bana.Peki Süleyman’ın yeri nerede bir tek o kaldı bana ileteceğin.’’
‘’İstanbul’un dışına düşen Polinezköy’de gizli ofis.’’
‘’Devam et.Tam adres istiyorum.’’derken bir kez daha Cem’in acı haykırışları duyulur odada.Kerem ise sinirli bir halde Süleyman’a bakıp
‘’Kesin demiştim size bak her şeyi söylüyorum.’’
‘’Sen anlat ki Cem’e elektrik verilmesin.’’
‘’Ağaçlık alanların içine doğru saklanmış tek katlı bir ev.’’
‘’Bahçeli falan mı?’’
‘’Evet ama ağaçları evi gözler.Sadece ağaçların yakınında alan görebilir.’’
‘’Çok güzel sana minnet borçluyum Kerem.’’diyerek çıkar odadan.O anda ise İsmaik kapıdaydı ve Sadettin’i bekliyordu.
‘’Ne oldu sorgu tamam mı aldın mı her türlü bilgiyi?’’
‘’Tamam.Artık istediğimiz zaman Süleyman’i basabiliriz.’’İkili kahkaha atarak yukarıya çıkarlar.Arkalarında ise Vedat geliyordu.

******************** ********************* *********************

Amerika’ya göre akşamüstü idi.Aybars uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra uçağın New York havaalanına inmesiyle birlikte güneşi tekrar görmek isterken saat farkından dolayı havanın kararmaya başladığı anı bulabilir karşısında sadece.Aybars dış hatlar terminaline gidip işlemlerini hallettikten sonra yanında getirdiği tek bavulunu da alıp havaalanının dış hatlar terminalinden dışarıya çıkar.Çıkış kısmında Türkiye’de olduğu gibi birçok taksi bulunuyordu.Bu taksilerle şehir içine kadar gidiyordu.
Aybars çevresine bakındıktan sonra kararan havaya bakarak
‘’Sana geldim Danile ve Tom.Ya siz ya da ben göçeceğim bu diyardan öte diyarlara.Artık korkun benden ve ölmekten de korkmayan birisi var karşınızda.’’diyerek hem kendini motive eder hem de düşmanlarına korku salacağını belirtmiş olur.Biraz daha ilerleyip önüne çıkan ilk taksiye
‘’New York Bablyon otele.’’der.Taksici dönüp boş boş bakar kendisine.Sonrasında ise
‘’Abi ben seni anlayamıyorum dilini bilemiyorum.’’der.Aybars ise ingilizceyi bildiğinden taksicinin Türkçeden anlamadığını fark ederek aynısını bir de ingilizce söyler bu sefer.
‘’New York Bablyon otele gidiyor musun dosttum?’’
‘’Gitmez miyim abiciğim seni hemen oraya götürüyorum.’’Artık önce otele yerleşecekti sonra da teslim olup ikiliye ulaşacaktı.Buradan otele gidip işlemlerini hallettikten sonra yarını, teslim olmayı beklemeye koyulur.

YER:
AMERİKA – NEW YORK’TA BİR OFİS

Tom çok telaşlı bir halde hiç korkmadığı kadar korkuyordu.İçinde bulunduğu korku ve heyecanla birlikte Daniel’in odasına girer.Daniel kapının çalınmadan açılmasına ve aniden içeriye Tom’un girmesi üzerine bu durumu fark ederek Tom’a
‘’Ne oldu bu ne heyecan böyle.Heyecanın yüzünden kapımı bile tıklatmadan, çalmadan girdin içeriye?’’
‘’Efendim kapıy çalmadan girdiğim için özür dilerim ;ama işler çok acil.’’
‘’Neymiş ya acil olan?’’
‘’Çok önemli biri burada New York’ta.’’
‘’Kimmiş bu önemli kişi.Söyle de çatlatma beni Tom.’’
‘’Aybars Çetindağ burada New York’ta.’’Daniel şaşırsa da bunu belli etmemeye çalışır.
‘’Niye geldiğini biliyor muyuz?’’
‘’Tahminimce bizim için.’’
‘’Yani intikamına devam edecek ha!’’
‘’Aynen efendim.’’
‘’İyi de bu herif ne zaman hapisten çıktı.Enver öldüremedi mi Aybars’ı?’’
‘’Enver’de, Enginkan’da öldüremedi.Ve 24 Eylül günü çıkmış hapisten.’’
‘’İlginç.’’
‘’Nedir ilginç olan efendim?’’
‘’Çok basit Tom.Bu adam bu kadar az günde hem intikamını alıp hem de bizim payımızı bizim ona yaptıklarımızı nasıl öğrenmiş.’’
‘’İki seçenek var efendim.’’
‘’Biri ya Enver’den aldı.’’
‘’Diğeri ise Fahri’den almış olabilir.’’
‘’Birincisi daha makul.’’
‘’Neden efendim?’’
‘’Tom, Fahri’ye bir şey olsa haberi gelirdi.O yüzden bu Aybars’ta bizim yaptıklarımızı ve yerimizi Enver’i alıp konuşturmuştur.’’
‘’Şimdi ne yapacağız efendim?’’
‘’Ya avın bize gelmesini bekleyeceğiz.Ya da ava biz gideceğiz Tom.’’
‘’Hangisini tercih ediyorsunuz?’’
‘’Avı beklemektense almak ya da işini bitirmek daha iyisi.’’
‘’Peki avımızı öldüreceksek planımız ne efendim?’’
‘’5 veya 6 adam ayarla iş için.’’
‘’Peki.’’
‘’Sen de yanlarında git ve önce onu birisiyle takip ettir.’’
‘’Niye efendim?’’
‘’Niyesi var mı Tom adamı otelden bizi bulmak için gideceği yerlere kadar takip etsin.Adam en uygun yerde sen ve adamların onun geçtiği yolun karşısında çatılarda olun ve önce indirin sonra da son vermek için bombaları yollayın.’’
‘’Her yer siville dolu olacaktır efendim.’’
‘’Olsun kim veya kaç kişi ölecekse ölsün.’’
‘’Belki bir kişi için 15-20 veya da daha dazla can gidebilir.’’
‘’Sana gitsin diyorum Tom.Beni sorgulama da git topla adamlarını ve o Aybars’ı yarın öldür.’’Tom, Daniel’in bu kızgınlığını arttırmamak için odadan ayrılır bir an önce.Daniel’de dönüp masadan kalkar.Camın yanına gidip uçsuz bucaksız New York gökdelenlerine bakıyordu daldığı derin düşünceler arasında.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL SADETTİN GİZLİ EVİ

Sadettin evin ikinci katında balkonda oturup sefa yapıyordu işlerinin yolunda gitmesinden ötürü.Mutlu görünüyordu.Yüzünde ise tarifi mümkün olmayan bir keyif vardı.En yakın düşmanının iki adamı veya yakını elindeydi artık.İpleri başkalarına bırakmak istemiyordu.İşler yolunda giderken bir zorluk çekmek istemiyordu artık.
Sabahın ışığı daha etrafı yeni yeni aydınlatıyordu.Vedat aşağı da bir şeylerin olduğunu fark edip koşar adımlarla aşağıya iner.Evin önüne geldiğinde 4 adamın bir ceset torbasının yanında olduğunu görür.Adamlarının ne yaptığına bakıp anlamak isteyerek
‘’Ne oluyor ya orada.’’diye seslenir.Adamların dördüde kenara çekilip olup biteni Vedat’a gösterirler.Vedat adamlarının yanına geldiğinde birisi
‘’Abi burada bir ceset var.’’
‘’Açıp kimmiş diye bakmadınız mı lan?’’
‘’Abi baktık kimmiş diye zaten.’’
‘’E ne duruyorsun kimmiş ölen?’’
‘’Abi sen de Sadettin patronda buna pek de hoşlanmayacak.’’
‘’Oğlum ya aç şunu ya da söyle hiç olmazsa kafanı koparırım.’’Adam öndekine işaret eder.Öndeki de yavaş yavaş tırbayı açar.Ceset ise Yavuz’undu.Vedat adeta vücudu paramparça olmuş gibi sarsılır olduğu yerde.Yanındaki adamına dönüp sinirlice boynundan tutarak
‘’Kim veya kimler yapmış bunu Yavuz’a?’’
‘’Abi vallahi bilmiyoruz.’’
‘’Birileri cesedi bırakırken ne yapıyordunuz ulan.’’
‘’İçeride evi koruyorduk sadece.’’
‘’Bunun için yaşıyorsunuz ulan.’’
‘’Abi gece oldu mu içeride kalın pusudaymış gibi hem bekleyin hem de dinlenin derdin ya bizlerde onu yaptık uyguladık.’’Vedat bir an için söylediği sözleri hatırlayınca adamının yakasını bırakıp cesede bakar.
‘’Alın cesedi de içeriye taşıyın.’’
‘’Nereye bırakalım?’’
‘’Bırakmıyoruz bir yere abiye götürüyoruz.’’diyerek evin içine girerler üst kata doğru giderler.

5 dakika içinde Vedat iki adamla birlikte ikinci kata çıkarlar.Vedat önde durup arkadaki adamlara
‘’Siz bekleyin burada önce ben bildireyim bi durumu.Sonra içeriye getirirsiniz.’’
‘’Peki abi.’’der iki adama da.Vedat kapıyı iki kez tıklatır.Sadettin’in gir demesiyle balkona girer.Sadettin’in karşısına geçip
‘’Çok önemli bir husus var efendim.’’
‘’Yine mi önemli bir husus var ha.Bıktım artık habire haber almaktan veya olay almaktan.’’
‘’Ama…’’
‘’Ama deme bana Vedat çok olmaya başladı bu haberler.’’
‘’Ama size çok çok mühim bir vefatı aktaracağım.’’
‘’Vefat mı?’’Sadettin duyduğu bir kelimeyle şaşırır.Vedat ise patronuna
‘’Evet birisi dün gece boğazlanarak öldürülmüş efendim.’’

****************** ******************* ****************** *****************

Nilüfer morali çok çok bozuktu.Duydukları onu fena halde etkilemişe benziyordu.1 saat kadar öncesinde bilinmeyen bir numara kendisini aramıştı.Ve aşkın çok sevdiğin adam Yavuz öldü demişti.Bu söz ve gelen telefondan sonra çılgına dönen Nilüfer daha saat sabahın altısıydı ve hemen acilen hazırlanıp evden arabasıyla çıkmıştı.Amacı önce Fahri’ye ulaşmak oradan da Sadettin’i bulmayı ve onu görmeyi ummayı planlıyordu.
Yarım saate yakın süren yolculuktan sonra Fahri’nin evine gelmişti.Arabadan inip göz yaşlarla dolu ağlaya zırlaya evin kapısına gelmişti.Yürüdüğünü bile hatırlayacak halde değilmiş gibi ne yaptığını bilmeden geldi evin kapısının önüne.Ardındansa zile basıp daha sonra da kapıya sertçe tıklatıp durur.Kapının aşırı şekilde tıklatılmasına şaşıp kızan Fahri yatağından kalktığı gibi söylene söylene kapıya gelip
‘’Alacaklımı geldi ya?’’diye sorup kapıyı açar.Nilüfer tıklatmayı kesip bir anda karşısında sabahın 06:30’unda gözleri uyumaktan şişmiş bir Fahri’yi görüp bulur.Fahri’de sabahın bu saatinde kimseyi hele de Nilüfer’i hiç beklemediğinden
‘’Nilüfer hanım ne işiniz var burada ve bu saatte?’’
‘’Çok kötüyüm Fahri.’’diyerek Fahri’ye sarılır.Fahri de bu sarılmayı beklemediğinden şaşarak bakar olanlara ve yaşadıklarına
‘’Ne oldu da bu kadar ağlıyorsun gözyaşları döküyorsun ve de bana sarılıyorsun.’’
‘’Sen benim yakınım sırdaşım gibisin Fahri.’’
‘’Evet Yavuz’u bile anlattın hatta onu sevdiğini de.’’
‘’Bak artık o sevgi bitti Fahri.’’deyip sarılmayı da bu arada bırakır.Fahri’ye bakıp durur.Fahri’de ne olduğunu anlamamıştı.
‘’Niye bitti o iş ya?’’
‘’Çünkü Yavuz ölmüş Fahri.’’diye ağlar kendini tutamadan.Fahri ise sadece
‘’Nasıl…’’diyebilmişti duyduğu için.Ama içten içe de bir düşmanının azalmasına sevinmiyor da değildi.Ama bunu Nilüfer’e sezdirmemeye çalışıyordu.
‘’Nasıl olmuş, kim yapmış sana bunları kim söyledi?’’
‘’Ne olduğunu ne yaşandığını hiç mi hiç bilmiyorum.’’
‘’Öldüğünü biliyorsun da onları nasıl bilmezsin sen onu sevmez misin?’’
‘’Severim ama dediğin gibi öldüğünden başka bir şey bilmem ben.’’
‘’Nasıl öğrendin kimden aldın bu haberi?’’
‘’Bir telefon geldi bana yarım saat öncesinde.Bana Yavuz’un öldü dedi sonra da kapandı.’’
‘’Bu da ne oluyor ya kim bilebilir ki senin Yavuz’a yangın olduğunu.’’
‘’Orasını da sen bil artık.’’
‘’Belki başka bir şeyler vardır istihbarat gibi bir şey de olabilir.’’
‘’Neymiş o?’’
‘’Demek oluyor ki örgütün koltuğuna oturmak isteyen yeni birileri var ve gözdağı içinde Yavuz’u aldılar.’’
‘’Doğru mu diyorsun?’’
‘’Tabi ki şimdi ne yapacaksın.Herhalde bir tek biz bilmiyoruzdur bu haberi.’’
‘’Büyük ihtimalle Sadettin’de almıştır bu haberleri.’’
‘’Ona da mı gideceksin yoksa?’’
‘’Gideceğiz sen de geleceksin.’’
‘’Ne ben de mi geleceğim?’’
‘’Ne yapabilirim Fahri onun yerini sen biliyorsun ben bilmiyorum.Ve beni oraya götür.’’
‘’Ne diyeceksin ki ona.’’
‘’Yavuz’u mu kaybettim suçlusu sensin diyeceğim ona.’’
‘’Sen bilirsin.Ama giyinmem için bekle burada.Giyinip geliyorum.’’der Fahri.Fahri içi sevinçle de olsa üzülmüş gibi yapar.Üst kata çıkıp çabucak giyinip Nilüfer’le birlikte Nilüfer’in arabasına binerler.Fahri sürücü koltuğuna oturup geçip son sürat Sadettin’e giderler.

********************** ************************* ************************

‘’Kim ölmüş dün gece Vedat?’’diye soruyordu Sadettin.Vedat başını önüne eğmiş bir şekilde
‘’Efendim Yavuz Arslan.’’
‘’Yavuz mu?’’
‘’Aynen efendim.’’
‘’Bu nasıl olur kim ya da kimler yapmış bu işi?’’
‘’Hiçbir bilgi ya da iz yok ;ama cesedi evin önüne atmışlar.’’
‘’Aldınız mı içeriye cesedi?’’
‘’Evet isterseniz buraya getirelim.’’
‘’Getir görmek isterim Yavuz’u mu.’’der.Vedat’a işaret yapar.Vedat da arkasında duran adamlara ceset torbasını Sadettin’in önüne bırakmasını söyler.Adamlarda denileni yaparlar.Adamlar cesedi yere bıraktıktan sonra kenara çekilirler.Vedat’ta cesedi açıp gösterir.Sadettin küçük bir ayrıntıyı fark eder o an.
‘’O kagıt da nedir öyle?’’Vedat kağıdı önceden fark etmediği için bakar öylece.
‘’Efendim ben bunu fark etmedim.’’der ve arkaya bakar adamlarına
‘’Abi biz de görmedik araya sıkıştırmışlar olmalı.’’
‘’Tamam susun da biraz arkaya çekilin.’’demesi üzerine adamlar biraz daha arkaya giderler.
‘’Peki ne yazıyor kağıtta Vedat?’’
‘’Efendim üzerinde senin gittiğin yerde yer demek Sadettin.’’
‘’Ne ki bu gittiğin yer demek?’’
‘’Abi ne olabilir ki bu?’’
‘’Ver şu kağıdı.’’Vedat kağıdı hemen Sadettin’e uzatır.Sadettin kağıdı alıp inceledikten sonra ne olduğunu bulur.’’
‘’Vedat her şey anlaşıldı. Adamların Yavuz’u nerede öldürdükleri belli.’’
‘’Neymiş efendim?’’
‘’Birileri Yavuz’u benim özel toplantılar için yaptığım restorantta ya da başka bir yerde halletmişler.’’
‘’Cavit ustanın mekan en çok gittiğin yer abi orası mı acaba?’’
‘’Evet muhakkak.’’
‘’Ne yapacağız şimdi efendim?’’
‘’Bakacağız bir hal çaresine.Sen bunu kaldır göm bir yere.’’
‘’Sonra ne olacak efendim.’’
‘’Bir toplantı yapıp örgütün seçim kurulunu toplayıp kendimi örgüt lideri seçeceğim…’’
‘’Ama o kuruldaki 6 kişiyi ayarlayabilir miyiz?’’
‘’Vedat sen de biliyorsun ki ikisi yanımızda 4’ünden de ikisini de ayarladık mı olur?’’
‘’Toplantıyı kurulla mı yapacağız?’’
‘’Önce aramızda sonra da kurula baş vurup adayları göreceğiz.’’
‘’Öyleyse herkesi çağırayım buraya.’’
‘’Evet dörtlüye ve Fahri’yi, İsmail’i gerekirse Nilüfer’i bile ve de ölen iş adamı yerine iyi iki para babası bul onları da toplantı da görmek istiyorum.’’
‘’Ne zaman olacak toplantı efendim?’’
‘’Bir ya da iki gün sonra sen haberi ver.’’
‘’Tamam.’’dediği an dışarı da Fahri ve Nilüfer arabayla Sadettin’in evinin önüne gelirler.İkili arabadan inip evin önünde koruma olarak duran iki adamın karşısında dikilip
‘’Çocuklar Sadettin bey burada mı şu an?’’
‘’Diyelim ki burada Fahri efendi ne olacak?’’
‘’Çok önemli bir husus var.’’
‘’Sen o hususu bana söyle Sadettin beye değil.’’
‘’Yavuz hakkında…’’
‘’Öyle mi?’’
‘’Evet o öldü bizde bu olay hakkında konuşmaya geldik buraya.’’
‘’İyi bu seferlik buyur bakalım.Sadettin bey evde içeride.’’Fahri ve Nilüfer içeri doğru giderler.Sadettin ise Vedat’ı, Yavuz’u gömmeye yollamıştı.Kendisi de sigarasını tüttürmüş oturuyordu.Bir adamını kaybetmiş olsa da üzgün görünmemeye çalışıyordu.Sonra birden önündeki sabah güneşi kesiliverir.Çünkü Nilüfer ve Fahri önüne gelmişlerdi. Sadettin güneşinin kesilmesi üzerine kızıp ikiliye bakar.Fahri ise Sadettin’in bu bakışına aldırmaya
‘’Nerede Yavuz?’’
‘’Yaşıyor mu o?’’
‘’Onu sormuyorum ben..’’
‘’Neyi soruyorsun öyleyse Fahri efendi.’’
‘’Yavuz’un cesedi sen de mi değil mi?’’
‘’Hayır ben de değil.’’
‘’Doğru mu konuşuyorsun Sadettin.’’Sadettin kızarak ayağa kalkar.Fahri’nin yüzüne sigarasının dumanını üfleyip
‘’Yavuz’un ölümünü de biliyorum.Onun cesedinin evimin önüne atılışını da.’’
‘’Niye bana bilmiyorum numarası yaptın o zaman?’’
‘’Sana mı soracağım ne yapacağım diye?’’
‘’Ama…’’
‘’Aması falan yok bu işin Fahri.Birileri Yavuz’u bizden koparıyor hatta evimin önüne atıp bana meydan okuyorlar.’’
‘’Kim olabilir bu?’’
‘’Hiç bilmiyorum Fahri.Belki senin ortaya çıkardığın Süleyman yapmıştır ya da Kerem’i aldığımızı Süleyman biliyor olabilir.Anlayacağın hiçbir şey belli değil.’’
‘’Hem bilse bile bu kadar da çabuk davranamaz ki o.’’
‘’Doğru diyorsun da…’’derken Nilüfer’e bakıp onu güzelce bi süzer.Nilüfer’de Sadettin’i ilk kez gördüğünden şaşmıştı biraz kendince.Ama onu da beğenmiş gibiydi.
‘’Ne yapacaksınız?’’
‘’Önce aramızda sonra kurulu ayarlayıp seçim yapacağız örgütte.’’
‘’Ne seçimi şimdi ya?’’
‘’Örgüt lideri seçilecek.Ben aday olacağım.Seçim günü başka kim aday olacaksa da belli etmiş olur.’’
‘’Süleyman’da aday olmak isteyebilir.’’
‘’Olsun belki de engelleriz onu.’’
‘’Nasıl olacak o iş.’’derken Sadettin ise kıs kıs gülüyordu.Fahri aday olamayacağını anlayıp boş bir yere oturur.Nilüfer’de diğer boş bir koltuğa oturur.Sadettin’de yerini aldıktan sonra
‘’Nilüfer senin hakkında çokça önemli bir şeyler duydum ben.’’
‘’Ne gibi.’’Fahri’de bu konuşmaya katılmak istemeyerek sadece dinliyordu.
‘’Yavuz’u beğeniyormuşsun.’’
‘’Vardı öyle bir şey ;ama artık onun ölümüyle böyle bir şey kalmadı.’’
‘’Üzüldüm ;ama Yavuz yoksa biz varız yanında.’’Fahri duyduğu biz yanında varız sözüne bir anlam veremeyerek Sadettin’in amacını öğrenmek istercesine
‘’Ne diyorsun sen Sadettin?’’
‘’Ne deiyeceğime sen karışma.Ben Nilüfer’le bir teklifte bulunuyorum.’’Nilüfer araya girip
‘’Nasıl bir teklif bu?’’
‘’Enver’in seni bıraktı ya ölü ya da aldı birileri o seni düşünmeyip ortada bıraktı senin gibi güzel kadını.’’
‘’Ama bir şirketim var onun sayesinde hisselerim de var.’’
‘’Öyle şirket olmaz ailedeki herkesin payı yüksek akraba kısmı da var biliyorsun senin payında yüksek değil.’’
‘’Ne demek istiyorsun?’’
‘’Gel himayeme gir yanımda kal ailene karşı hem başarılı ol hem de şirketi tamamen ele alabilirsin bu sayede.Enver’in intikamını da Aybars’tan alırsın bu sayede.’’Fahri böyle büyük bir teklifi şimdi böyle Yavuz’un ölümünün ardından hiç mi hiç beklemiyordu.Nilüfer bu güzel teklifle birlikte adeta mest olur.
‘’Yanıma gelip oturursan teklifi kabul etmiş olursun eğer kalkıp gidersen bu evden bir daha konuşmazsın benimle ve ailen kazanmış olur.’’
Nilüfer bu baskıcı sözler üzerine ayağa yavaşça kalkıp bekler bir süre.Fahri’de onunla birlikte kalkar.Nilüfer öne doğru adım atınca Fahri hem üzülür hem de büyük bir şaşkınlık yapar.Sadettin gülümsemeye başlar.Birkaç adım sonra Nilüfer, Sadettin’in yanına oturur.Sadettin ise kazandığı zaferle Fahri’ye
‘’Toplantıya bekliyorum seni Fahri.Gizli yere gel.’’Fahri’de hiç konuşmak istemeyerek ardına bile bakmadan terk eder bulunduğu yeri.Dışarıya çıkıp Nilüfer’in arabasını alarak Sadettin’in evinden ayrılır.Arabayı çalıştırıp yola çıkarken kendi Kendine
‘’Ulan Sadettin bu seferde kazandın ama Süleyman ile Aybars senin bu rüyanı bitirecek ben de başa geçeceğim.’’

YER:
AMERİKA – NEW YORK

Aybars dün kü uçak yolculuğunun yorgunluğunu akşam otelde dinlenerek ardından da yediği lezzetli yemeklerle atıp gece de iyi ve güzel bir uyku çekip almıştı.Ertesi sabah ise artık işe koyulmanın vakti deyip odadan ayrılıp aşağıya iner.Yanına iki kimliği de alıp iner odasından.Recepsiyonda birkaç dakika takıldıktan sonra otelden dolaşmak ve Daniel ile Tom’u arayıp tarayıp bulmak için ayrılır.Yanına sadece bir tek silah almıştı.Artık karşısında kimin veya ne kadar kişinin olduğunu bilmeden bu umrunda olmadan ilerliyordu mayın dolu yolculuğunda.Çünkü artık korkusuzluğu ve cesaretinden başka güveneceği bir şey kalmadı.
İlk iş olarak CIA binasına gidip oradakilere derdini anlatıp teslim olacaktı.Sonrasında ise muhakkak kendisinden haberi olacağını düşündüğü Daniel ve Tom’a gününü göstermek istiyordu planı da gayet basitti.CIA’ın gizli binasını bulmakta Aybars’ın hiç de kolay olacak gibi gözükmüyordu.Çünkü bundan yıllar önce gittiği teşkilat şefi Ali Fuat’la birlikte küçük bir gezi ve iş için buraya New York’a gelmişti.
Bunu da ne devlet ne de derinciler biliyorlardı.Kimsenin bilmediği bir zamanda Aybars eski şefiyle birlikte CIA’ın gizli binasına alınmıştı.Nedeni ise Türkiye’de kırmızı bültenle aranan terör örgütüne mensup kişiler ve önemli cinayetlerde bulunan kişilerin Türkiye’ye iadesi veya bulunması konusu için bulunuyordu.Aybars o günde de binanın yerini unutmamak için geldiği yollara işaret koyar gibi aklına kazıyordu geçtiği yerleri.Ama bu bina belki de başka yere alınmış olabilirdi.Aybaras bunu da hesaba katarak önce bildiği yere gidecekti.Eğer bina da veya o yerde kimseler yoksa artık tek çare olarak polislere terörist olarak teslim olması gerekiyordu.
New York sokaklarında emin adımlarla ilerliyordu Aybars.En sonunda ise hafızasında kalana göre büyük bir parka gelir.Parktaki insanlara bakıp kısa bir duraksama yaşar.Çünkü bu insanlar Amerika veya dünyada dönen gizli işlerin hiçbirinden haberi dahi yoktu.Aybars duraksamayı bırakıp hızlı adımlarla parkın ortasından geçip arka taraftaki büyük binalara varır.Sonra büyük bir sokağa girip ilerlemeye başlar.
Sokak öyle uzundu ki yürüyüp gidilse hiç bitecek gibi değildi.Uzunca bir caddeydi bu.Ama Aybars sokakta ilerlerken etrafına bakıp bir şeyler hatırlamaya çalışır.Sonunda yolun sol kaldırımındayken durup bir restoranta ve camındaki yazısına bakar.Camda ise Louse of restorant gibisinden bir şeyler yazıyordu.Bu ismi unutmamak için kafasına o eski günde yazmıştı.Bazı şeyleri hatırlıyor olmak Aybars’ı da mutlu etmeye başlamıştı.
Aybars bu büyük uzun sokakta biraz ilerledikten sonra eskiden kalmış hatıraların arasında bir yeri daha hatırlar.Bu hatırladığı ise aklında yer binanın girişinde Atkisnson A.Ş isimli bir inşaat firmasının adı yazıyordu.Bu ismi de hatırlıyordu hafızası derinlerde bir yerde.Hatta o toplantıya katıldıkları yerin girişinde bu isim yazıyordu.Bu ismi iyice tarttıktan sonra da gizli binanın burası olduğunu anlar.Yıllar sonra da olsa bazı şeylerin hiç değişmediğini görüyordu. Kendi kendine gördüğü yer için
‘’Daniel ve Tom eğer burada iseniz sonunuz olacak adam geldi.Yıllar once de buraya gelmiştim üç saatliğine.Şimdi de buradayım.’’bu sözleri söyleyip tekrar ilerlemeye yolunu almaya devam eder.
O sırada ise Atkinson A.Ş’nin karşı tarafında bu bina kadar bir binanın çatısında 3 kişi duruyordu.Bu üç kişi gözükmemek için üzerine bir branda serip altına girip saklanıyorlardı.Bu üç isimden birisi de Tom’dan başkası değildi.Tom 10 dakika once aldığı telefonla beklediği adam olan Aybars’ın CIA’in gizli binasına doğru gittiği haberini almıştı.Haberi alır almaz ayarladığı adamları yerlerine yerleştirdikten sonra yanında tuttuğu iki adamla birlikte çatıdaydı operasyon için.Kulağına taktığı haberleşme cihazı ile aşağıda bulunan üç adamından birisi olan gitar çalıp milleti eğlendiren adamına konuşur
‘’Sen hiç yerinden kalkma aynen öyle kal.Polisler geldiğinde kaçarsın benimle de irtibatta kalmayı unutma.’’ ‘’Peki abi tamam.’’adam hiç durumunu çaktırmadan şarkılarını çalmaya devam eder hiç konuşmamış gibi.Tom bir başka adamına daha konuşur gitarcıdan sonra
‘’David beni duyuyor musun?’’
‘’Duyuyorum patron.’’
‘’İyi o zaman biz ilk bombayı attığımız gibi sık adam tamam mı işini bitir.’’
‘’Peki patron.’’
‘’Adamın tipini biliyorsun değil mi?’’
‘’Ayıp ettin patron zaten şu an telefon kulübesinden adamı bizim binaya doğru giderken görüyorum.’’ ‘’Tamam öyleyse ilk bombadan sonra sık ki ikincisinden kaçamasın.’’
‘’Oldu bil sen patron.’’Tom sonrasında ise son adamına daha haberleşme cihazıyla bağlanıp
‘’Sokaktasın değil mi Nancy?’’
‘’Evet patron.’’
‘’İyi olaylardan sonra iyice ortalığı karıştır.Halk paniğe kapılsın ki olayın büyüklüğünü herkes anlasın.’’ ‘’Peki patron.’’der Nancy.Sonra da 10 metre yanındaki bombacıya
‘’Yolla gitsin bombayı adamımıza.’’demesi üzerine bombacı tereddüt bile etmeden ilk bombayı Aybars’ın üç metre kadar ilerisine tam da 5-6 kadar insanın ortasına doğru yollar. Aybars ise o an önüne bakıp ilerliyordu yolunda.Sonra bir anlık bir hamle ile başını kaldırıp gökyüzüne bakacakken küçük şeylerin kendisine doğru geldiğini görüp olduğu yerde durmayı yeğler.Hatta birkaç adım geriye atıp gelenin ne olduğunu anlamaya çalışacakken küçük misket bombaları yere çarpıp çevredeki insaları ve dükkanların hepsini dağıtacak kadar etkili bir şekilde patlar tek tek.Patlamayla birlikte çevrede dolaşan birçok insanı feci şekillerde kolları, bacakları kopan ya da çokça ağır yaralar alan görür.Uzun ve birçok işyerinin ve New York’un göbeğinde olan sokak ise darmadağın bir hale gelmişti saniyeler içerisinde.O an Tom yukarıda Aybars’ın saldırıyı fark ettiğini anlayıp David’e.
‘’Acele et David adam her şeyin farkına vardı çabuk ol.’’diye bağırır.David ise kulübeden çıkıp hafifçe eğilip Aybars’ı silahının hedefine oturtturup iki el ateş eder tereddüt dahi etmeden.İki kurşun bu kalabalığın arasında ayakta kalmaya çalışan insanların arasından geçip Aybars’ın bedenine saplanır.Kurşunlardan ilki Aybars’ın sağ diz kapağına diğeri de karnına saplanır.Aybars ise acı içinde yere düşer aldığı kurşun yaralarıyla.Etraftaki insanlar ise ateş edeni gorse de adamın elindeki silah yüzünden adamın peşine düşmek yerine korkarak dururlar oldukları yerde.David’te bundan faydalanarak ara bir sokağa girerek karanlıklara karışır.Adam gidince birkaç kişi Aybars’a yardıma gelir.Aşağıda bunlar olurken yukarıda ise Tom solundakine bakıp
‘’Yollasınlar gaz bombalarını.’’der sağına dönüp
‘’Sen bir daha yolla şu misket bombalarından.’’deyip keyifle yaptığı operasyonun sonucunu beklemeye koyulur.Gaz bombası Aybars ve yanında bulunan üç kişinin hemen arkasına doğru düşer.Düştüğü gibi ortalığı büyük bir sis kaplar ortalıkları.Aybars ise yoğun sise rağmen havadan gelen ikinci misket bombasını da group geriye doğru gitmeye çalışır.Ama vücuduna saplanan iki kurşun onun fazla uzağa gitmesini engelliyordu.
Yine de son birkaç gayretle yanındaki üç kişiden iki metre kadar da olsa uzaklaşıp o an arkasında duran ara sokağa girmişti. İkinci misket bombası ise Aybars’a yardıma gelenlerin tam da iki adım yanına düşer.
Bombanın sisin içinden bir kuş gibi sisi yırtarcasına gelişini kimsecikler göremeden patlar ve patlamayla birlikte üç adam da sisin ortasında bombanın patlamasıyla birlikte havaya uçarlar.Vücutlarının parçaları uzun caddenin veya sokağın her yerine saçılır. Böylece patlama ve operasyon istediği etkiyi çokça yapmış olur. Tom ise yukarıdan bu büyük karışıklığı ve saldırıyı görüp iyice keyiflenir.Ve hemen sağında duran adama son misket bombasını da yollamasını işaret eder.Adam işareti aldığı gibi son misket bombasını da yollar sokağın tam ortasına doğru.Bu bombada Aybars’ın kaçtığı ara sokağın olduğu yere düşer.O anlarda ise Aybars üçüncü bomba yere düşmeden öncesinde yardım istemek için arkasına bakar.Ve bir kız onu görüp hemen ona doğru bakar Aybars ise yardım istemek için kıza
‘’Hey lütfen bana yardım edebilir misiniz.’’diye bağırır sonra da bir an yardım istediği kızın kendisine doğru gelirken ki koşusunu izlerken öylece durup kalır.Çünkü yardım istediği bu kız hayatına giren bir kadına aşırı şekilde benziyordu.Hatta intikam aldığı birisine daha da çok benziyordu.Aybars bu düşünceler ile kıza doğru ilerlemeye çalışırken hemen arkasındaki bir yakınlığa üçüncü misket bombası düşer ve patlar. Ondan sonrası ise artık tam bir muammaydı.
Her yer cam kırıkları, yıkılmış dükkanlarla ve 14 kadar ceset ile birçok yaralının iniltileri kalmıştı saldırının ardından.Olayların sonrasında ise polis arabalarının sesleri duyuluyordu New York’un göbeğindeki caddede.Üç polis arabası olay yerine gelip bu ilginç ve bir o kadar da önemli olan saldırıyla karşı karşıya kalırlar.Saldırıyı ve geride bıraktığı izleri görerek polislerin hepsi de gördükleri manzaraya şaşarlar.Gündüz vakti böyle bir saldırı tüm Amerika’yı şok edecekti. O sıralarda ise Tom’un adamlarından olan Nancy yerde bir kimlik görüp gülümser ve Tom’a kulaklıktan haberi verir.
‘’Patron adamımızın kimliği elimde ama isim farklı fotograf ise aynı.’’
‘’Sahte kimlik olabilir mi Nancy?’’
‘’Olabilir patron.’’
‘’Ceset oralarda mı?’’
‘’Az ileride patron.’’der Nancy cesetlerin cebinden sarkan bir kimlik daha bulur.Bu kimlikte ise Aybars’a çokça benzeyen birisinindi.Ama bu kimlikte Burak Çelikdağ yerine Adnan Öz yazıyordu.Nancy şaşmıştı.Ortada birbirinden farklı iki kimlik ve sadece bir ceset bulunuyordu.Diğer ceset var mıydı yoksa yaşıyor muydu.Nancy bu yüzden cesedin var mı yoksa mu olduğunu anlamadan ve öğrenmeden Burak Çelikdağ kimliğini bilerek olay yerinde bulduğu adamın yanına bırakıp Aybars’a daha az benzeyen Adnan Öz kimliğini yanına alıp kaçar olay yerinden.Nancy kimselerin bilemeyeceği bir gizlilik yaparak ortalıkta kalacak birçok şeyi gizlemişti böylelikle.Ama Aybars’ın sahte kimliği bulunsa da ve ortalıkta Aybars’a benzeyen birisi olduğundan iyice karışacaktı ortalık.Tom ise adamlarıyla birlikte çoktan olay yerinden kaçmıştı.

*********************** ************************* ************************

Gece saatlerinde odasına gelmişti Süleyman.Yorgun gözüküyordu.Kendisine gore sanki işler kötüye gidiyor gibiydi. Odasına girdikten sonra televizyonun düğmesine basıp akşam haberlerine bakacaktı.Televizyonu açıp hemen boş bir koltuğa kendisini boylu boyunca atıp dinlenmeye çalışıyordu.Sonra birden odaya adamı Aras girer.Süleyman’ı görünce dün kü konuşmaları aklına gelir.
‘’Abi ne yapacağız Kerem’i?’’
‘’Bilmiyorum Aras.’’
‘’Ama abi bir şeyler yapmalıyız o bizle birlikte birçok işe katıldı.’’
‘’Merak etme Aras bunlar da geçecek.’’      
‘’Peki abi dediğin gibi olsun.’’
‘’İyi bak önemli haberler var herhalde.’’
‘’Evet abi son dakika diye yazıyor altta.’’deyip o da alır yerini.Haberi bu öğlen yapılan New York’ta yapılan büyük saldırıyı anlatıyor ve olayla ilgili ilk görüntüler geliyordu.Süleyman olayın New York’ta olması üzerine Aybars’a bir şey oldu mu diye meraklanıp sırtını dayadığı koltuktan hafifçe doğrulur.Aras’ta, Süleyman’ın bu tedirginliği fark edip
‘’Abi ne oldu meraklanmış gibisin.’’
‘’Evet Aras bu haber çok önemli olabilir.Baksana altta ne yazıyor.’’
‘’Ne yazıyor ki?’’
‘’Üç misket bombası New York’ta dehşet yarattı.’’
‘’Kim nasıl böyle dehşet verici bir saldırı da bulunabilir ki abi.’’
‘’Bilmiyorum ;ama tanıdıkları birileri olmasın.’’
‘’O neden abi.’’derken haber spikeri ise ölenleri sayıyordu tek tek.Süleyman bundan dolayı Aras’ı susturup spikeri dinlemeye çalışır.Spiker ise 13 ismi saydıktan sonra son olarak Burak Çelikdağ der.Sonrasında ölenlerin ailelerine baş sağlığı ve iyi dileklerde bulunuyordu.Ve ardından da başka bir habere geçer.
Süleyman ise son ismi duyduğunda adeta şok geçirmiş biri gibi donup kalır olduğu yerde.Aras ise Süleyman’ın bu halini beğenmeyerek yerinden kalkıp önüne gelip Süleyman’ı itelemeye başlar.Aras, Süleyman’ın hiçbir tepkide bulunmaması üzerine odadan çıkıp dışarıda adamlarla konuşup duran Hakan’ın yanına varır.Hakan’da, Aras’ın bu tedirginliğini fark edip
‘’Ne oluyor Aras?’’
‘’Çabuk gel Hakan, abiye bir şeyler oldu.’’
‘’Ne oldu Aras meraklandırma beni…’’derken arada iki adama işaret içeriye doğru gelir.Aras’ın yanına gelip tekrar sorar
‘’Ne oldu diye!’’
‘’Abi haberlerde bir şeyler duydu sonra donup kaldı.’’
‘’Ne duruyoruz burada çabuk abiye bakalım.’’Sonra da arkadaki iki adamına dönüp
‘’Siz de gelin bakalım ne oluyor abiye.’’Aras, Hakan ve diğer iki adam odaya geldiklerinde Süleyman oturduğu yerde kendi kendine haykırıyordu.
‘’Keşke seni oraya yollamasaydım Aybars.’’diyeAras ise kapıda durup ne oluyor diye anlamaya çalışırken Hakan, Süleyman’ın yanına gelip önünde diz çöküp konuşmaya çalışır.Süleyman abisine bakıp der ki
‘’Abi ne oluyor sana.’’Süleyman bir an donukluktan çıkıp kurtulup Hakan’a dönüp bakar üzgün üzgün.
‘’Abi durum nadir anlatsana bizlere.’’
‘’Durum kötü Hakan.’’
‘’Kötü olsa da söyle abi.’’
‘’Az once haberlerde bir isim duydum.’’arada Hakan, Aras’a bakıp tekrar aibisine döner.
‘’O isim neydi abi?’’
‘’Burak Çelikdağ’ydı.’’
‘’Tanıyor musun onu abi?’’
‘’Evet Aybars Çetündağ’ın ta kendisi.’’
‘’Ne diyorsun sen abi.’’
‘’Doğru diyoru Hakan.’’
‘’Hem Burak hem de Aybars diyorsun bu nasıl iş.Ben bir şey anlamadım vallahi.Bizlerin bilmediği nadir abi?’’ Süleyman büyük bir sinirle yerinden kalkıp Hakan’a bakar.Hakan’da yerden kalkıp abisinin düştüğü hale bakınır.
‘’Ne oluyor abi bize?’’
‘’O Burak Çelikdağ sahte bir kimlik oğlum.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Yanisi şu; ben Aybars’ı emniyetten alıp özel bir yere toplantıya gittik.Sonra çıkışta bana Amerika’ya gideceğinnden New York’ta hesaplaşmaya gideceğinden bahsetti.’’
‘’Sonra ne oldu abi.’’
‘’Ona çok eskiden onun için hazırladığım iki sahte kimlik verdim.Birisi de Burak çelikdağ idi.’’
‘’Yani diyorsun ki Aybars abi öldü mü?’’
‘’Büyük ihtimalle öyle Hakan.Çünkü polisler bombalı saldırının olduğu yerde bu kimliği bulmuş.’’
‘’Ortada bir ceset var mı?’’
‘’Vardır herhalde.’’
‘’Abi ortada ceset yoksa kimlik bir şeye yaramaz ki.’’
‘’Ama Hakan bu Amerikan polisi, Türk polisi gibi delil kaybı yapmaz adamlar cesetleri ve kimlikleri eşleştirip ceset ve kimlik fazlalığı veya eksikliği olmasın diye her şeyi dikkatli yapıyor.’’
‘’Öyleyse o zaman biz bu işleri yapamayız.’’
‘’Yeni görevler mi?’’
‘’Evet abide bu işlerde Aybars abi yoksa başarısızlık oranımız kat ve kat artar.’’
‘’Ben de üzülüyorum bu işe ama madem Aybars’ı yaşatamadık veya onu gördermekle hata yaptım.Öyleyse Kerem’i de alıp o Sadettin’e gözdağı vermek için öldürmelere başlayacağız.’’
‘’Abi bir tek Sadettin yok ki bir sürü şey var.Onlara ne olacak ki abi?’’
‘’Önce Sadettin sonra anlar.’’
‘’Peki kim kimi öldürecek?’’
‘’Sen Zeki Korkmaz’ı limanında öldür ve limana çök.’’Arkadaki Aras’a bakıp
‘’Toparla kendini evlat her şeyin bir çaresi vardır.’’
‘’Abi Aybars olmadan yapabilir miyiz?’’
‘’Belki de Hakan’ın dediği gibi yaşıyordur Aras.Sen ise Fahri’yi evinde bas ve öldür tamam mı?’’
‘’Peki abi sen hiç merak etme.Aybars abi için gerekirse hepsinin canını almaya hazırım.’’
‘’Aras dikkatli ol onlarda bazıları ölecek ;ama bazıları da adalet önünde hesap verecek bunu unutma.’’
‘’Peki abi unutmam.’’
‘’İyi o zaman Hakan, Aras alın yanınıza adamlarınızı da bu gece bu işi halledin olur mu bir sorun çıksın istemiyorum.’’
‘’Sen ne yapacaksın abi.’’
‘’Önce biraz bekleyeceğim.’’
‘’Ne için?’’
‘’Sadettin’in muhakkak bu işten haberi olmuştur Hakan.’’
‘’Nasıl olabilir ki o kimliği verdiğini senden başka bilen yok ki.’’
‘’Bilmiyor ama o saldırıyı yapanlar Aybars’ın intikam almak istedikleri onun için Aybars ölmese bile bunu bildireceklerdir.’’
‘’Yani Sadettin Aybars’ı bizler gibi öldü bilecek.’’
‘’Evet ayrıca Kerem onda öğrenmeliyim yerini.Bir de telefonunu dinleyip adresini öğrenebilirsem mekanına gideceğim.’’
‘’Abi bizde seninle gelsek.’’
‘’Olmaz ölürsek hep birlikte ölmemeliyiz.En azından bazılarımız sağ kalmalı.’’
‘’Doğru abi de sana ulaşamazsak ne olacak.’’der arkadan Aras.
‘’Salih başkanı bulun o sizi saklayacaktır.Hem Kerem ile Hakan’ı saklamıştı.Onu bulup yardım alırsınız benden haber alamazsınız.’’Hakan, Süleyman abisine sarılıp
‘’Hakkını helal et abi.’’
‘’Helal olsun sen de et.’’
‘’Helal olsun abi görüşmek üzere.’’Hakan iki adamı alıp odadan çıkar hemen.Aras ise sarılmayı tercih etmez.Süleyman bunu fark ederek
‘’Gel de sana da sarılayım biliyorsun dönememek de var.’’
‘’Ben sarılmam da hakkımı helal de etmem.’’
‘’Niye Aras?’’
‘’Abi biliyorum ki hepimiz zorlu işlere gidiyoruz ucunda ölümde var ;ama ben biliyorum ki hiç birimize bir şey olmayacak.’’
‘’Sen öyle diyorsan ben ne diyebilirim ;ama ben helal ediyorum.’’Aras’ta bu ilginç söylemesiyle gizli ofisten ayrılıp Fahri’ye onu öldürmeye gider.Süleyman’da koltuğuna oturup telefonun çalmasını bekler.

*********************** ************************ **********************

Sadettin bu olayların olduğu vakitte çalışma odasında Vedat’la birlikte olanları takip ediyordu.Sadettin bu ilginç ötesi saldırının haberini aldığından beri şok içindeydi.Dost gözüktüğü Amerika’nlar kendi halkına acımadan saldırıp 14 can almıştı.Bundan ürken Sadettin en çok güvendiği ve kendine yakın tuttuğu adamı Vedat’a
‘’Yeni bir planım var Vedat.’’
‘’Nedir efendim?’’
‘’Biz bu kurulu toplayacağız ya.’’
‘’Evet efendim.’’
‘’Bu kurulu toplamışken ortadan kaldırsak.’’
‘’Olur mu bu efendim Amerika’lılar bize de bulaşmasın.’’
‘’Bulaşamazlar bu saatten sonra.’’
‘’Niye ki efendim?’’
‘’Vedat’ım başkana bize Aybars’ı temizledik önünüzde hiçbir engel yok sizde Süleyman’ı temizleyin diyorlar.’’
‘’Sonuç nedir efendim.’’
‘’Ne olacak biz Süleyman’ı öldüreceğiz onlarda bizi kurul ise kendi adamını seçecek.’’
‘’Bu adam belli midir?’’
‘’Bellidir ;ama kim o ismi bilip öğrenemez ancak kendileri açıklar.’’
‘’Ne yapacağız öyleyse.’’
‘’Biz hem Süleyman’ı hem de kurulu temizleyip Amerika’n örgütünü buralarda da barındırmayacağız.’’
‘’Ama onlarla anlaşmıştık efendim.’’
‘’Bırak sen o antlaşmayı Vedat.Kim takar bir imzayı benim asıl amacım zaten önce kurulu sonra da önümüzdeki diğer engelleri kaldırıp hükümeti indirmek.’’
‘’Yani efendim post model bir darbe mi yapacağız.’’
‘’Tabi ya hani darbe günlüğü vardı ya.’’
‘’Evet efendim.’’
‘’Ordudakilerin o günlüğü varsa bizim de kendi gücümüz var.’’derken biri listeyi Vedat’a uzatır.
‘’Bak Vedat sana ve diğer kimseye önceden bahsetmediğim kişilere isimleri ve yapılacak önemli, işler var.Onlara uğra onlar anlar sen geldin mi benim çağırdığımı.’’
‘’Baya birileri var.Hepsi de önemli kişiler.’’
‘’Evet Vedat.Şu an bizimle olanlardan bir tek İsmail ve Nilüfer kalacak.’’
‘’Diğer dörtlü ne olacak.’’
‘’Öldür hepsini.O dörtlü emperyalist uşaklardan başka bir şey değil.Bizim onlarla işimiz asla olmaz.Ayrıca terör örgütünün liderine de uğramayı unutma sakın.’’
‘’O niye ki efendim?’’
‘’Niye olacak üç önemli operasyon da bulunacaklar.’’
‘’Ne gibi?’’
‘’Ünlü yazar Arif Demir öldürülecek.Ankara’daki büyük bir iş hanına saldırı yapılacak.Son olarakta ortalığı karıştıracak halkı ğaniğe düşürecek sevk edecek bir saldırı olacak.’’
‘’Başka emriniz var mıydı efendim?’’
‘’Diyarbakır’a jandarma eşliğinde götürülen Engin’i de alsınlar.’’
‘’O neden efendim?’’
‘’O bana lazım.’’
‘’Başka emriniz var mı efendim?’’
‘’Var var son bir emrim var.İslam-i Cihat’ı ayarla birkaç gün sonra olacak emperyalist aydınların katılacağı ve Tokat’a yapacağı geziye baksınlar.’’
‘’Nasıl efendim?’’
‘’Oraya gidenlere güzel bir süpriz yapıp o kalacakları oteli yaksınlar.’’
‘’Peki efedim.’’deyip çıkacakken Vedat.Sadettin onu durdurup
‘’Şu Süleyman’ı da bu gece öldürün her şeyin bir anca olmasını istiyorum.’’
‘’Peki efendim.’’diyerek aldığı görevleri ve emirleri bildirmeye, ulaştırmaya gider.Sadettin ise telefonu alıp Süleyman’ı ölmeden önce aramak ister.Dışarıda ise Vedat aldığı listeyi incelemek isteyerek bakar.Görür ki liste bir o kadar kabarıktı ki ve bir o kadar da önemli şahsiyetler vardı ki Vedat şaşıp sonrasında kendi kendine
‘’Bu ne ya böyle.Artık eski orducularla mı iş yapacağız yav.’’listede ise iki tuğgeneral, bir tuğamiral, iki orgeneral emeklisi ve astsubay ile subay emeklisi birçok kişi vardı.Ayrıca bir sürü de gazeteci, yazar ve ekonomist ile avukat bulunuyordu.
‘’Bu nasıl iş abi ya darbe mi yapacağız acaba?’’diyerek içine düştüğü tereddütten kurtulmaya çalışıp mekandan ayrılıp önce terörist lidere sonra da islam-i cihat’a en sonda da listedekilere ulaşmayı planlıyordu.Odada ise Sadettin eski dosttuyla yaptıklarını hatırlar aramadan önce ve yaptıkları ilginç ve önemli bir işi hatırlayarak dalar anıların arasına

YIL : 1969 GÜN:12 MART
YER:TÜRKİYE – İSTANBUL VE TAKSİM

O gün hava yağmurlu ve çokça da puslu ve de kirli gözüküyordu. Birkaç adam bir araya gelmiş herhangi bir yükseklikten İstanbul’a ve Taksim’e bakıyorlardı. Ortalık insan seli gibiydi her insandan geçilmiyordu. Birileri bundan kazanç çıkarmayı planlıyordu.
‘’Sadettin ne olacak bizim bu iş?’’
‘’Bir hal çaresi bulunur elbet.’’
‘’Ama Sadettin beni dinlemelisin.
‘’Çok soru soruyorsun Süleyman hem de çok.’’
‘’Ne yapmamı istiyorsun put gibi mi durayım yoksa.’’
‘’Orasını ben bilmem ama fikrim hoşuma gitmedi değil.’’Sadettin ve Süleyman çok çok önemli bir işteydiler. Askere gitmelerine ta ki 1 ay varken
İlginç bir şekilde bağlı bulundukları örgüt için operasyondaydılar.Sadettin öne gelerek yanlarında gelen 3 arkadaşıyla birlikte operasyonu nasıl yapacaklarını tartışıyordu. Süleyman ise arkada başka birisiyle birlikte
Planın ne olacağını ve nerede duracaklarının söylenmesini bekliyorlardı.
‘’Arkadaşlar herkes nasıl bir işte olduğunun farkında değil mi?’’Sadettin’in solundaki arkadaşı Fehmi
‘’Ben gayet net biliyorum Sadettin sen bu operasyonu yönetiyorsan bize ne yapacağımızı söyle yeter.’’Fehmi’nin yanındaki Ömer ise
‘’Evet.Fehmi haklı Sadettin ne yapacağız onu söyle.’’
‘’Herkes bunu biliyorsa Fehmi sen meydanın solunda kalan ara yolu tut ve bizi sağlama alacak şekilde koru.’’
‘’Olur Sadettin o zaman ben hemen gideyim.’’
‘’Tamam ama kimseye bir şey çaktırma yeter.’’
‘’Oldu bil sen.’’diyerek Fehmi yanlarından ayrılıp arkadaki ikilinin yanından geçip bulundukları evin çatısından çıkıp aşağıya doğru iner.Sadettin yanında kalan tek arkadaşı Ömer’e dönüp ona
‘’Ömer sen de Fehmi’nin bulunduğu yerin tersine sağda kalıp hatta benimle birlikte çatışacaksın heriflerle.’’
‘’Bu solcular çok olur mu acaba?’’
‘’Niye sordun ki bunu?’’
‘’Ne bileyim karşımızdakiler bizden fazlaysa 2-3 kişi olarak onlarla baş edemeyiz.’’
‘’Sen hiç merak etme bu solcu gurup 4 kişi ve bizde ani saldıracağız.’’
‘’Ya Süleyman ile Erkan ne yapacak.’’
‘’Onlar burada çatıda kalıp ellerindeki dürbünlü silahlarla bize destek olacaklar hem bu sayede iş daha çabuk olacak.’’
‘’Anladım her şeyi Sadettin.O zaman bizde Fehmi’nin yanına inelim.’’
‘’İneceğiz tabii ki de önden sen gitte ben şunlara yapacaklarını anlatayım.’’Ömer Sadettin’e tamam işareti yapıp Sadettin’le birlikte arkadaki ikilinin yanına gelir.Ömer yanlarında durmadan aşağıya iner.Sadettin ise
‘’Arkadaşlar siz burada kalıyorsunuz.’’Süleyman, Sadettin’in dediğine şaşarak ona
‘’Sen ne diyorsun bize ya?’’
‘’Siz beni anlamadınız mı yoksa?’’
‘’Biz seni anladık Sadettin ama biz neden sizin yanınızda çatışmıyoruzda burada kalıp arkadan vuruyoruz.’’
‘’Plan bu Süleyman siz burada kalıp ellerinizdeki dürbünlülerle bize görünmeden yardım edeceksiniz bu sayede adamlar başka nereden ateş açılıyor diye bakarken bizde adamları haklıyacağız.Şimdi anlaşıldı mı?’’
Erkan anladım şeklinde başını sallar.Süleyman ise konuşma ihtiyacı duyar.
‘’Ya size aşağıda bir şey olursa ne olacak hem operasyon sonrası nerede buluşacağız onu da söylemedin.’’
‘’Öncelikle ilk dediğine gelirsem bize aşağıda siz yukarıda destek olurken hiçbir şey olmaz.İkinci sorunun cevabı ise operasyon sonrası Belgrad ormanlarındaki gizli külubeyi biliyor musun?’’
‘’Evet biliyorum da ne olacak?’’
‘’Ne mi olacak orada buluşup sonrası için örgüttekilerden haber bekliyeceğiz Süleyman şunu hiç unutmaki biz örgütte en iyisiyiz.’’
‘’Şimdi her şey net anlaşılıyor Sadettin.Kendinize dikkat edin aman ters bir hareket edeyim diyimde yakalanmayın.’’
‘’Sizde iyi iş yapında bizi bir şey olmasını engelleyin.’’der demez Sadettin yanlarından ayrılıp diğerlerinin yanına iner.Süleyman ile Erkan’da çatının ön tarafına gelip silahlarını kutusundan çıkartıp önlerine alırlar ve Taksim meydanını yukarıdan güzelce süzüp düşmanlarının gelmesini beklerler.

Meydanda işler yolunda gidiyor gibi geliyordu.İnsanlar ne olacağından habersiz mutlu mesut Taksim’de dolaşmanın keyfini çıkarıyorlardı.Sadettin bulunduğu yerden örgütten aldığı istihbarat doğrultusunda 4 kişi bu saatlerde meydanın az ilerisinde bulunan bir kahveye gideceklerdi.
Sadettin bir an havaya bakıp derin bir nefes alayım derken sağ taraftan bir ıslık sesi duyar.Sesin gelsiği tarafa bakar.Seslenen Ömer’di.Sadettin, Ömer’e bakıp ne oluyor diyecekken solcu grubu fark eder.Sadettin adamların meydana erken geldiğini anlar.Ne yapacağım diye düşünürken sol tarata bulunan Fehmi’ye seslenip yanına çağırır.Fehmi’nin koşarak Sadettin’in yanına gittiğini fark eden Ömer’de koşarak ikilinin yanına doğru gider.Yukarıda ise arkadaşlarının yaptığı bu ilginç şeye bakarken yanındaki Erkan’a
‘’Erkan ne yapıyor bunlar ya sen bir şey anladın mı acaba?’’
‘’Ben de bir şey anlamadım bu işten Süleyman.Nereye gidiyor ki bunlar?’’
‘’Baksana 4 adamın arkasından ara sokağa gidiyorlar.Herhalde adamlar söylenenden önce geldi ki bizimkilerde adamları kaçırmamak için peşlerinden gidiyorlar.’
‘’Peki biz eşek gibi burada bekliyeceğiz mi burada?’’
‘’Elbette beklemeyeceğiz burada Erkan.’’
‘’Ya ne yapacağız?’’
‘’Çabuk silahını kutusuna koy diğer silahımızı alıp gittikleri yere gidiyoruz bizimkilere yetişmeliyiz.’’derken ikili hemen toplanıp bulundukları evin çatısından ayrılıp arkadaşlarının peşinden giderler.
Havada çıkacak diyor gibiydi.Sadettin ve arkadaşları takip ettikleri 4 solcu gencin arkasından giecekleri kahveye kadar gelirler.Solcu gençler kahveye girdikleri anda karşı kaldırımda durup beklerler ne yapacaklarını düşünürler.Onlar ne yapacaklarını düşünürken arkalarından Süleyman ve Erkan yanlarına doğru geliyordu.Sadettin gelenleri fark edince arkadaşlarına arkalarına bakmalarını işaret eder.3’lü gelen arkadaşlarına bakarken Süleyman ve Erkan yanlarına çoktan gelir.
‘’Sadettin ne oldu da buralara geldiniz hani adamları meydanda halledecektik.’’diye sorar Süleyman, Sadettin’e
‘’Ne yapalım Süleyman adamlar aldığımız istihbarattan daha önce geldiler meydana bizde öldürmekte geç kalınca onları takip edip gidecekleri yere geldik.’’
‘’Öyleyse ne bekliyoruz saldıralım adamlara.’’
‘’Sen şaka mı yapıyorsun bize?’’ der Ömer.
‘’Hayır madem adamları meydanda halledip büyük bir operasyon yapmayı umuyorduk ama bu olmadı.’’
‘’Ne demeye getiriyorsun Süleyman.’’
‘’Sadettin anlasana eğer biz bu adamları kahvede öldürürsek de büyük bir iş yapmış oluruz.Kim bu zamana kadar böyle bir saldırı yaptı ki hem bir ilk olur bu?’’herkes bir an Süleyman’ın ortaya attığı bu planı düşünürler.Sonra bir an Sadettin’in Süleyman’ın ortaya attığı bu fikri beğenip benimseyip
‘’Oldu bu iş arkadaşlar planı uygulamaya sokuyoruz.’’bu sözden sonra herkes slihlarını ortaya çıkarıp silahların tetiğini çekip kahveye doğru saldırya geçerler.
O an kahvenin içinde ise insanların bir kısmı oyun oynuyor bir kısmı da kendince eğlenip aralarında konuşuyorlardı.Herkes mutlu mesut iken ani bir hareketlenme olmaya başlar.Kahvenin girişinde bulunan birkaç kişi Sadettin’in ve arkadaşlarını ve de ellerindeki silahları görerek etrafa kaçışmaya başlarlar.Kahvedeki insanlar ne olduğunu anlamadan niye bu adamların buraya niye geldiğini anlamaya çalışırken ateş açılmaya başlanır.
Kurşunlar bir oraya bir buraya atılıyordu.Sadettin ve Süleyman önden giderek kahvenin arka tarafına doğru giderler.Çünkü aradıkları 4 kişi kahvenin arka kısmında gizliden toplanıyordular.Bir anda Sadettin’in ve Süleyman içeriye dalarcasına girip silahlarını konuşturmaya başlarlar.Tek tek içerideki herkesi ölümcül yerlerinden vurarak öldürüler.Birkaçı arada direnmek için kalkasa da onlarıda öldürürler.Sadettin’in iç kısımdaki işi bitirince Süleyman’a dönüp
‘’Gerçekten sana hayran kaldım Süleyman.’’
‘’Neden bana hayran kaldın ki?’’
‘’Neden olacak sen bize bu fikri sunmasan baya bir süre bekleyip bekide işi yapamadan yakalanacaktık.’’
‘’Bana teşekkür etmene gerek yok.’’
‘’Niye ?’’
‘’Ne bileyim bu yaptığımıza bir taraftanda üzülüyorum.’’
‘’Nesine üzlüyorsun ki?’’
‘’Belki de bu adamlar masumdu.’’
‘’Hangi masumiyetten bahsediyorsun bu 4’lüde yanlarındaki 2 kişide ülkeyi kötü gidişe sevk eden hareketler içindeydi ve de cezalarını çektiler.’’
‘’Cezayı bizim vermemiz doğru mu adalet varken bu işi biz yapıyoruz.’’
‘’Ne oluyor sana bir anda toplumcu oldun?’’
‘’Bir şey olduğu falan yok sadece yaptığımıza başka bir taraftan baktım ve bitti.’’
‘’Bitmesi iyi olmuş çünkü biz bu işleri çok önceden de yapıyorduk şimdi mi geldi aklına duyarlı olmak.’’
‘’Tamam Sadettin seninle tartışmayacağım.Acaba bizimkiler dışarıda ne yaptı.’’
‘’Ne yapabilir ki ya insanların bir kaçını öldürmüştür.Ya da insanları korkutuyorlardır.’’
‘’Öyleyse başka birileri ölmeden durduralım şunları.’’der Süleyman. Sonrasında ikili dışa gelip ortalığa bakarlar.
Kahvenin görünen kısmında 3’lü birkaç insanı öldürmüştü.Kalanlarda korkularından bu beklenmedik saldırıya şaşıp kendilerini korumak için saklanırlar.Süleyman gördüğü ortama bakarak şaşıp kalır.Arkadaşlarına kızgınca bakıp onlara
‘’Siz ne yaptınız böyle.’’Ömer Süleyman’ın bu tavrına karşı
‘’Ne oldu ki Süleyman niye şaşıyorsun ki bu kadar.’’
‘’Oğlum biz buraya 4 kişiyi öldürmeye geldik.Siz ise masum insanları öldürüyorsunuz.’’
‘’Ne var ki bu kadar kızacak. Süleyman olayı çok abartıyorsun.’’
‘’Ne yani başkalarını öldürelim derken masumları öldürmeye ne gerek var.’’derken arkadan Sadettin bu anlamsız tartışmayı kesmek için
‘’Tamam Süleyman kes konuşmayı da çabucak gidelim buradan.’’Sadettin Süleyman’ın muhalefetliğini kesip herkesi toplayarak kahveden çıkıp buluşma yeri dedikleri külubeye giderler.
Arkalarında ise 9 ceset bırakmışlardı.Kahvenin içi ve arka tarafı kan gölüne dönmüştü adeta.Polis ve ambulans arabaları olay olduktan çok çok sonra ancak gelebilmişlerdi olay yerine ama artık iş işten geçmişti.Solcu- sağcı kapışmasında yine kan akmıştı.Ama bu kan bu büyük çatışmanın ya da kavganın ilk yıllarında akan kanlardandı.Ve bu kan damarda durmayıp daha çokça akacaktı.
Süleyman bu olayda Sadettin’in akıl almaz bu sert ve cani tavrını ilk kez görmüştü.Ve de daha çok görecekti.Örgütte birlikte çalışırken bir de askerde birlikte komandoluk yaparken görecekti bu ilginç ama bir o kadar da gerçek olan tavrı.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN’İN GİZLİ EVİ

Sadettin odada tek başına oturup duruyordu.İçine dalıp bir türlü çıkamadığı anılardan zor da olsa kurtulup Süleyman’ın numarasını tuşlar.Süleyman ise Sadettin’in aradığını fark edip içeriden ayarladığı şifre veya adres çözücüye
‘’Çabuk gel Murat adamımız arıyor bizi.’’
‘’Peki abi ben buradan da irtibatı kurabilirim.’’
‘’İyi öyleyse ben yanına geleyim.’’deyip Süleyman cep telefonunu alıp odadan çıkıp karşı odaya şifre çözülen odaya gelir.Sonra da telefonu açıp Sadettin’e
‘’Alo Sadettin sen misin?’’
‘’Benim ya derinci Süleyman.’’
‘’Demek ne olduğumu öğrendin eski dost yeni düşmanım.’’
‘’Tabi ki de Süleyman’ım.Senin şu Kerem’ini de kuşlar gibi öttürdüm.’’
‘’Kerem’imi neden aldın ki?’’
‘’Ben ne bileyim bir dost yakalayıp bana getirip kucağıma attı.’’
‘’Kimmiş o dost dediğin herif?’’
‘’Fahri canım bilirsin hani şu Enver’in bir ara adamı olan Fahri.’’
‘’O da bu işlere burnunu sokup duruyor.’’
‘’Niye sokmasın ki benim adamım değil mi o?’’
‘’Göreceksin Sadettin bütün planlarını suya atıp üzerine de sigaramı yakıp keyfimi süreceğim.’’
‘’Keyfin bilir ne yapacaksan yap.Ben planlarımı uygulamaya koydum bile.’’
‘’Ne planı bu?’’
‘’Planımı boşver o bana kalsın da yarından sonra ortalık kavrulup kül olmaya başlayacak.’’
‘’Yine kimlerin canını alıp kimleri yakacaksın.’’
‘’Ben bu işleri yapınca sen haberlerde öğrenirsin tamam mı?’’
‘’Demek oluyor ki yanına yine topladın önemli şahşiyetleri.’’
‘’Tabi ki de toplayacağım.Süleyman biliyorsun ki ben eskiden de böyleydim.Ben ortaya çıktım mı herkes hemen yanımda olur.Bilirsin ki ben eski bir orgeneralim.’’
‘’Ve de teşkilatçı.’’
‘’İyi ya sen de öyleydin ;ama baya bir süre de kayboldun.’’
‘’Öyle gerekiyordu sen onu bunu bırakta amacın ne senin Sadettin?’’
‘’Önce şunu diyeyim sana beni engelleyebiliyorsan engelle ;ama yanımda olacaklarla birlikte yapacağım korku ve kaos ortamı ile ekonomi bozulacak ordudakilerde önemli bir şeye baş vurmak zorunda kalacaklar sayemde.’’
‘’Darbe mi diyorsun yine.’’
‘’Adını sen koydun Süleyman 2004’te ya da daha öncesinde olmadı bu darbe.Ama bu darbe şimdi olacak öyle bir kaos olacak ki ortalıkta ülke 70’lerdeki gibi beter olacak.Ve herkeste ağzının payını alacak.Ve ben de yanımdakiler ile ordu her şeye el koyacak ordu da başbakanı alıp götürecek yerinde.’’
‘’Sen diyorsun ki 1980’den sonra 3 yıl lider arandı ve birileri Özal’ı lider diye seçti.Ama bu modern darbe de kimse lider için beklemeyecek çünkü yarattığın korku ile halk seni seçecek ve isteyecek.İyi anlamış mıyım Sadettin?’’
‘’Aferin sana Süleyman.Sana son sözüm ise Kerem bana abisinin Aybars olduğunu da söyledi.’’      
Süleyman ise şaşmıştı son duyduklarına.Kerem nasıl olurda bu kadar çok şeyi söylemişti diye kendi kendine telefonu kulağından çekip
‘’Kim vardı yanında böyle konuştun evlat.’’der sonrasında ise Sadettin’e
‘’Seninle görüşeceğim elbet bir gün.’’
‘’Görüşelim ama Aybars yanında olmayacak herhalde.’’
‘’Amerikanlar sana onu da mı söylediler.’’
‘’Ne olacak onlar benim yarına kadar dosttum sonra ise düşmanım olacaklar.’’
‘’Ne yani örgütün kurulunu da mı kaldıracaksın yoksa?’’
‘’Onu da yarın görürsün.’’deyip telefonu kapatır Sadettin.Süleyman ise yanındakilere bakıp adresi buldular mı diye bakar.
‘’Tamam mı Sadettin’in adresi.’’
‘’Al abi adres kağıtta yazıyor.’’
‘’Peki sen de evine git dinlen.’’
‘’Peki abi sizden sonra ben de çıkarım hemen.’’
‘’İyi o zaman 7 adamla daha doğrusu geride kalan 7 adamımla çıkayım o zaman.’’
‘’Görüşmek üzere abi kendine dikkat etmeyi unutma.’’
‘’Sen de Murat.’’deyip karşı odadan ceketini alıp binanın girişine gelip kendisini görüp yanına gelen iki adamına
‘’Adamlar hazır mı?’’
‘’Abi hazırız da bu kadar adamla basabilir miyiz?’’
‘’Buna mecburuz evlat.Adam yarın önemli suikastlere,olaylara başlıyor.Çabuk olup almalıyız Sadettin’i elimize.’’
‘’Peki abi.’’der adam.
O sırada Süleyman binanın önünde adamları ile konuşurken öte bir tarafta binanın karşısındaki ormanlık alana gizlenmiş iki jeep bulunuyordu.Bu iki araba binaya göre kuzeydoğu ile kuzeybatı istikametine düşüyordu ve onlarda bu istikamet üzerinden ilerliyorlardı.Arabalarda da neredeyse bir düzine adam bulunuyordu.Saldırıya hazırlıklı gelmişlerdi.Ormanlık alanın ayrı bir yerinde Sadettin’in sağ kolu ve yanında duran mafya İsmail operasyonu nasıl yapacaklarını konuşup değerlendiriyorlardı aralarında
‘’Hava da puslu gözüküyor Vedat.’’
‘’Aynen İsmail bu havada bu gün bu gece ölecek olan çok olacak gibi geliyor bana.’’
‘’Asıl yarından sonra başlıyor operasyonlar.’’
‘’Öyle sana dediğim gibi Sadettin patron bu işte kararlı .’’
‘’Ee! O listedekilerle Sadettin önceden hiç toplanmış mı ne bileyim bir araya gelmiş mi?’’
‘’Birkaç kez o da sanırım emin değilim ;ama bu kaostan önceki son toplanış olacak.Yarın sabah toplanılacak ve de düğmeye basılacak.’’
‘’Kimler var peki hedefte? Operasyonları biz mi yapacağız hem?’’
‘’Hayır İsmail.Sadettin patron her şeyi ayarlamış önce terörist ve dini terörist örgütler başlatacak işi sonra bunlara karşı yapılacak mitinglerde de bazı olaylar çıkacak sonunda da o mitinglerde ölen sivillerle bu sefer ordu göreve adlı gösteriler başlayacak anladığıma göre.’’
‘’Güzel şimdi biz operasyonumuza bakalım bence.’’
‘’Evet doğru dersin.Süleyman çıkacak gibi duruyor.’’
‘’Doğru.Öyleyse harekete geçelim.’’
‘’Peki sen kuzeydoğudan araba ile gel ben de diğper taraftan gelip aynı anda bombaları atıp sonra da o binayı yakarız.’’der Vedat ve sonrasında aralarında kahkahalar atarak görev yerlerine giderler.

************************ ************************* *************************

Enver harap gözüküyordu.Zaten bir gözü de kör ve vücudunun çoğu yerinin yaralarla dolu oluşu da bu haraplığı yaratandı.Ayrıca günlerdir de ferek Aybars olsun gerekse de başkaları tarafından olsun bir o yere bir bu yere alınıp götürülüyordu.Sonra aniden kendine gelip etrafını incelemeye çalışır.Enver bulunduğu yer bir oda değilde sanki hapishanelerdeki hücreler gibi küçücük bir yerdi.Nefes almak bile bazen zor oluyordu.İçeridekinin nefes alması için sadece odanın tavanına küçük bir delik açılıp hem hava hem de güneş gelmesi sağlanıyordu.Bu ortama yaşamaya, hayatta kalmaya çalışan Enver kapının açılmasıyla birlikte yoğun bir ışıkla karşılaşır.Günlerdir güneşi ve ışığı doğru düzgün görmediğinden bir an alışamadı gözleri ışığa.Işıktan dolayı gözlerini kısarak bakıyordu karşısına dikilen ve tanımadığı kişiye
‘’Sen kimsin be adam?’’Adam ise kapıyı kapatıp Enver’e
‘’Salih başkan derler ban.’’
‘’Salih başkan mı?’’
‘’Evet Enver Yıldırım.’’
‘’Beni tanıdığına göre önemli birisi olmalısın.’’
‘’Türk istihbarat teşkilatını biliyor musun Enver?’’
‘’Evet nasıl bilmeyeyim.’’
‘’İyi o zaman ben o teşkilatın lideriyim Enver.’’
‘’Demek beni şimdi alanlar teşkilatçılar ha!’’
‘’Tabi ne olacak Aybars sana orada kalamazdı.Hatta seni yaşatayım diye kendisini de kurtaramayabilirdi. Senin yüzünden ölümü bile tadabilirdi.’’
‘’Dosttun mu Aybars senin?’’
‘’Dosttan öte birisi hatta oğlum gibi.’’
‘’Yoksa Aybars’ın babası mısın sen?’’
‘’Hayır ama onu yıllar önce bana getiren annesini kıramayıp onun bu kadar da usta ve akıllı bir istihbratçı olmasını sağlayan onu yetiştiren kişiyim.’’
‘’O kadar eski ve köklü bir bağ var Aybars’la aranızda.’’
‘’Evet zaten o yüzden oğlum gibidir diyorum ne biliyorsam hepsini Aybars’a öğrettim ben.’’
‘’Şimdi anlıyorum.’’
‘’Neyi anladın Enver?’’
‘’Aybars her türlü ölüm tehlikesinden güzelce sıyrılıp ölümden hiç korkmuyor sen de eminim öylesindir.’’
‘’Öyle olmasam herkesin seni aradığı ve seni bulup belki de canını almak isteyenlere karşı duramazdım.’’
‘’Cesur Salih’sin yani.’’
‘’Ne demek istiyorsan de.’’
‘’Peki beni niye Aybars’ın elinden aldın?Aybars buna kızmaz mı?’’
‘’Bana kızmaz kızamaz.’’
‘’Neden?’’
‘’Çünkü ben onu o kadar yetiştirdim.Benim bir bildiğimin olduğunu söyleyip kabullenecektir.’’
‘’Beni ona geri verecek misin?’’
‘’Bir ihtimal bu.’’
‘’O niye ya?Bir ihtimal olan ne?’’
‘’Ne bileyim Enver şu an zor bir durumdayız.Bizim karşımızda düşman çok.O rahatlasın ki ben de düşünürüm.’’
‘’Öyleyse durumlar zorsa bir süre daha yaşayacağım.’’
‘’Yaşayacaksın tabi ne de olsa sen bize lazımsın.’’
‘’Hangi hususta?’’
‘’Sadettin ve oluşumu hakkında.’’
‘’Ben ne biliyorsam Aybars’a anlattım.Daha da bir şey bilmiyorum ki anlatayım.’’
‘’Sana onun yeni birilerini yanına almaya çalıştığını söylesem ne dersin?’’
‘’Kimmiş onlar nasıl öğrendin ki?’’
‘’Bizimde bir yerlere soktuğumuz gizli adamlarımız var.’’
‘’Ne buldun öyleyse?’’
‘’Bir listenin elden ele dolaştığını.’’
‘’Ne yazıyor ki o listede?’’
‘’Şu an o kadarını bilmiyoruz.ama tahminime göre bazı önemli operasyonlar yapabilir.’’
‘’Sen böyle tahmin yapacaksan ancak o olayları yapıldığında görürsün.’’Tam Salih, Enver’e cevap verecekken telefonu çalar.Enver’e bakıp
‘’Seninle sonra daha ayrıntılı konuşacağım.’’deyip telefonunu açar.
‘’Alo Süleyman ne oldu?’’
‘’Salih çok önemli bir olay oldu?’’
‘’Ya insanı delirtme de söyle.’’
‘’Aybars dün Amerika’ya gitti.’’
‘’Ne için kimselere demeden?’’
‘’Bana sadece iki amerikalı istihbaratçıdan intikam almaya gidiyorum dedi.’’
‘’Kim onlar ne yapmışlar ki Aybars’a?’’
‘’Aybars bana biraz anlattı olanları yaşadıklarını.’’
‘’Neymiş?’’
‘’O iki istihbaratçı Aybars’ın hapse düşmesine neden olan Volkan Yıldırım cinayetini planlayan ve Enver’i buna Fahri ile zorlayıp Ali Fuat’ı ayarlayanlarmış.’’
‘’E! Bana sadece bunu söylemek için mi aradın?’’
‘’İki şey var Salih?’’
‘’Önemli şeyler mi söyleyeceksin?’’
‘’İşin mi var meşgul ettim galiba?’’
‘’Yok da meraklandım söyleyecek gibi değilsin de.’’
‘’Bırak dalga geçmeyi de Salih, ben ve Aybars birkaç gün önce derincilerle konuştuk.Ve bize bu görevlerde yardımcı olacak iki kişinin ismini, adresini, çalışma alanlarını yani görevlerini bildirdiler.’’
‘’Benden onları ikna etmemi mi istiyorsun?’’
‘’İyi uğraştırmadın beni Salih.Ama sen İstanbul’da görevde olan Bekir Öztürk’ü ikna et.’’
‘’Bir sözümle olur.’’
‘’İyi sağ ol Salih şimdi sana kötü haberi veriyorum.’’
‘’Kötü haberinde var mı?’’
‘’Evet hani az önce Aybars, New York’a gitti demiştim.’’
‘’Dedin biliyorum.’’
‘’İşte bu öğlen ama Amerika saatine göre büyük bir saldırı oldu.’’
‘’Aybars orada mıydı mı diyorsun?’’
‘’Evet haberler benim ona verdiğim kimliği bulmuşlar.Fakat ortada hiç ceset olmaması da düşündürücü.’’
‘’Orası Amerika Süleyman 11 Eylül saldırısında ikiz kuleleri yıkan olayda bile tek bir ölüyü bırak yaralıyı bile göstermediler ekrana taşımadılar.’’
‘’Öyle de sana Aybars öldü diyorum Salih.’’Salih kafası karışmış olsa da buna inanmak istemez.
‘’Ortada kesin bir şey yok.’’
‘’Sana kimliğini buldular cesette bardır diyorum.’’
‘’Olabilir belki kaçtı ve kaçarken kimliği düştü herhalde.’’
‘’Sen bilirsin Salih artık Aybars olmadan yola devam edeceğiz başka çaremiz yok.’’
‘’Aybars sana geleceğim dedi mi?’’
‘’Bana en fazla iki hafta ver döneceğim mutlaka dedi.’’
‘’Öyleyse daha iki gün oldu.Önümüzde kritik 12 gün var.Eğer bu 12 gün içinde dönmezse ben de ümidi keserim.’’
‘’İyi sen bilirsin benim bir dünya işim var Salih.’’
‘’Kerem biliyor mu olanları?’’Süleyman üst üste gelen olaylarla sarsılmış gibiydi.
‘’O da yok ki aramızda.’’
‘’Nasıl yok?’’
‘’Sadettin ele geçirdi onu.’’
‘’Ne diyor senin ağzın?’’
‘’Ben doğru söylüyorum.İşler iyice karıştı.Ve şu anda da Hakan ile Aras’ı önemli operasyonlara yolladım.Ben de çıkacağım operasyona.’’
‘’Eğer biz böyleysek vay halimize ;ama Aybars dönerse ona öğrettiklerimi unutmamışsa o geri gelip kardeşini de alacak Sadettin’in elinden.O Sadettin’i de mezara yollayacak.’’
‘’Salih kapatmak zorundayım.’’
‘’İyi ben o Bekir’i ikna ederim.’’
‘’Tekrar sağ ol Salih sonra görüşürüz artık.’’deyip telefonu kapandığı gibi Salih, Enver’e bakıp
‘’Senin iki Amerikalı Aybars’ı öldürmüş.’’
‘’Ne sahi mi diyorsun sen Salih başkan?’’
‘’Büyük ihtimal bu.İşimiz zora girdi artık ;ama o ölmedi ve geri dönecektir.’’
‘’Ya gelmezse.’’
‘’O zaman yandığımızın eseridir.Seni şimdi kilitliyorum buraya.’’
‘’Niye ama?’’
‘’Biliyorsun teşkilatın lideriyim benim de yapmam gerekenler var Enver.’’
‘’Kitleme beni bu karanlığa.’’deyip bağırsa da Salih odadan çıkıp Enver’i kitler.Enver’i mutfakta yaptırdığı özel bir odaya kilitlemişti.Sonrasında salona geçip ceketini de koltuğun üstünden alıp külubesini terk edip arabasıyla Bekir’i bulmaya gider.

********************** ************************ ************************

Süleyman yakın koruması Lütfü’yü çağırıp
‘’Burayı boşaltın artık başka yere geçmeliyiz?’’
‘’Nasıl bir yere gideceğiz abi.’’
‘’Bul bi yer Lütfü.Artık bizi burada bulup çok rahat yok edebilirler.’’
‘’Peki abi şimdi nereye gidiyoruz?’’
‘’Adres belli Lütfü Sadettin’i evinde basmaya gidiyoruz arabalar hazır mı?’’
‘’Çoktan hazır abi.’’
‘’İyi gidiyoruz öyleyse…’’derken ormanlık alanda gizlenmiş olan iki araba bir an yola doğru fırlarlar.Binanın girişinde aralarında konuşan 5 kişi arabaları fark edip silahlarına sarılıp bir saldırı olabileceğinden şüphe ederler.Arkada bu olanları Süleyman’da görüp sağ kolu Lütfü’ye
‘’Ne oluyor Lütfü kim bu gelenler?’’
‘’Bilmiyorum abi.’’
‘’Tuzak olabilir bu herkes dikkatli olsun.’’diye öndekilere bağırır Süleyman.Ama çok geçti artık.Süleyman’ın adamları bina girişinde sütun duvarlara saklanmaya çalışırken iki arabadan da ateş açılmak yerine el bombaları atılmaya başlanır.Süleyman silah yerine el bombalarını görünce adamına
‘’Bunlar bizi öldürmeye değil yakmaya gelmişler.’’diyebilir sadece.O an ise ters bir yerden silah sesleri duyulmaya başlar.Kurşun Süleyman’ın önünden geçip adamı Lütfü’nün boğazına saplanır.Lütfü acı içinde yere düşerken Süleyman az kalsın kendim vurulacaktım dercesine etrafına bakınıp duruken Süleyman ile başka bir adam hemen Lütfü’nün yanına gelirler.
‘’Kim bunlar nereden öğrendiler burayı.’’
‘’Abi Kerem’i aldılar muhakkak ki oradan öğrenmiş olabilirler.’’
‘’Doğru diyorsun Fatih.Ah! Kerem’ini de beni de yaktın.’’derken giriş kısmında üst üste el bombaları atılıyordu.Süleyman’ın adamları bir bir yanarak ve vücutları paramparça olarak can veriyorlardı.Süleyman ise ne yapacağını ve bu cehennemden nasıl kurtulacağını düşünürken Murat’ı görür.Ama Murat’ın elinde silahta vardı.Tam Süleyman bizimle çatışacak derken yanındaki adam Murat’ın silahından çıkan iki kurşunla vurulur.Süleyman şaşkın bakışlarla Murat’a bakmayı bırakıp hızla binanın arka kısmına açılan ormana doğru koşmaya başlar.Ardına bakmadan kaçar bulunduğu yerden.Ama kendisi de biliyordu ki arkasına baktığında ölüm vardı ve ölümden korkusundan ardına bakmadan devam ediyordu koşusuna.
Murat’ta peşinden koşar ve takibi sürdürür.Ön taraf ise bombalarla temizlenmişti.İsmail arabasından Vedat’a doğru bakarak der ki
‘’Adamımız kaçıyor.’’Vedat sakin tavırlarla
‘’Sen burayı yok et ben de onu takip ederim.’’
‘’Tamam acele et.’’
‘’Korkma altımızda araba var.’’deyip şoförüne ormanlık yolu takip et der.İsmail adamlarıyla arabadan inip binayı yakın emrini verir.Kendisi de keyifle sigarasını yakar.

Süleyman arkasına bakmadan ormanın içine dalmıştı.Murat’ta hiç yorulmuyor gibi Süleyman’ı takip ediyordu. Arka taraftan ise Vedat arabasıyla yetişir ;ama Süleyman’ın ormana kaçmasıyla 5 adamıyla birlikte arabadan inip ormanın içine girerler.
Murat bir an için yorulur gibi olur.Süleyman ise ardından gelenin durduğunu ve arkasında koşar adımların olmadığını anlayıp bunu da fırsat bilerek silahında kalan son 12 kurşunla birlikte ateş açar.Murat dinleneyim derken kurşun önündeki ağaca saplanır.Murat’ta hemen gizlenip karşı saldırıya geçer.Bu seferde Murat’ın arkasından 5 adamıyla Vedat, Murat’ın olduğu yere yetişip
‘’Ne oluyor Murat öldürememişsin Süleyman’ı?’’
‘’Önce adamını vurdum sonra onu vuracaktım ki baktım bir an kaçmaya başladı .’’
‘’Bırak Murat.Bana bahaneler uydurma.Adamı öldüremedin işte.Şimdi o avantajda her yer karanlık sayılır.Çok rahat kaçabilir.’’
‘’Tamam Murat.Bırak konuşmayı da operasyona konsantre ol.’’
‘’Peki abi.’’Vedat sağına ve soluna işaret edip adamlarını çevreye dağıtır.Süleyman ise ağacın arkasına saklanmış hatta yere çömelmiş once düşmanlarının saldırmasını bekliyordu.Silahındaki şarjörü çıkarıp bakar.Acı bir gülümsemeyle
‘’Şansa bak 10 kurşunum kalmış.Ya burada öleceğim ya da buradan kaçacağım.’’diyerek kendini motive ediyordu.Öte taraftan gelen bir ışığı görür.Süleyman ışığı gördüğü gibi bunu fark edip hafifçe doğrulur.Işığın kaynağı ise Süleyman’ın sol tarafından geliyordu.Işığa görünmemek için iyice geri çekilir.Yavaş adımlarla geri geri adımlar atıp başka bir ağacın yanına gelir.Yere çöküp şarjörünü takar.Pimi de çekip silahını saldırıya hazır hale getirir.
     
Vedat yanındaki Murat’la birlikte ilerlerken kendisine gore sağdaki adamına
‘’İyice yaklaş bulun o Süleyman denen herifi.’’der.Kendisi de Murat’a işaret eder.İşaret ettiği gibi koşar adımlarla birkaç ağacı geçip Süleyman’a yaklaşırlar.Aralarında sadece 5 ağaç mesafesi bulunuyordu.Ama karanlık iki tarafın birbirlerini görmelerini engelliyordu.Sağ taraftaki ikili ellerindeki fenerle birlikte ilerlemeye çalışırlarken fenerin sayesinde Süleyman’ı bir anda fark ederler.Yavaş yavaş adımlarla iki ağaç ötede duran Süleyman’a yaklaşırlar.Ama yürürlerken hedeflerinin yerini kaçırınca bakıp kalırlar öylece.Çünkü Süleyman’da iki adamın kendisini fark ettiğini anladığı gibi sırtını dayadığı ağacın dibinden silahını ateşler düşmanlarına doğru.
Silahın ateşlenmesiyle ortamdaki aşırı sessizlik yarılırcasına bozulur.Sonrasında ise iki acı ses duyulur ormanın içinde.Bu sesler ise Süleyman’ın yerini karıştırıp Süleyman’ın önüne doğru gelen iki adamdan geliyordu.İki adamda acıyla bağırıp yere düşerler.Süleyman ise hemen yanlarına varıp ikisininde silahlarını alıp acılarını onları vurarak öldürerek dindirir.Süleyman’da elindeki iki silahla birlikte biraz daha rahatlamıştı düşmanlarına karşı.Az ötesine doğru bakıp gizli kapağın bulunduğu büyük çınar ağacını görüp o tarafa doğru hızlı hızlı koşmaya başlar.
Uzakta kalan Veda tile Murat diğer adamlara da işaret edip Süleyman’ın kaçtığı yöne doğru koşmaya başlarlar. Yaklaşık 5 dakika sonra Süleyman herkeslerden gizli yaptırdığı özel yer altı evinin bulunduğu girişe gelir.Kapağı kaldırıp tam girecekken arka taraftan gelen bir kurşun kapaktan sekerek Süleyman’ın sol omzuna saplanır.Süleyman aldığı yaraya rağmen kapağı kapatıp gizli evine girip merdivenleri inmeye başlar.
Kanlı ceketini hemen çıkartıp dolaptan yeni bir ceket alır.Dolabı kapattıktan sonra da Tunus’ta bulunan tek odalı ama büyük yer altı evinde duvarın herhangi bir yerine elini koyup Bu anda da Süleyman’ın parmak ve el izini okuyan bir alet çalışmaya başlar.Ve aletin çalışmasıyla bir kapı açılır önünde.Süleyman kapıyı kapatıp uzun ve yorucu bir çıkış koridoruna girer.Dışarıda ise Vedat, Murat ve kalan 3 adamıyla birlikte kapağın bulunduğu yere gelirler.Kapağı Vedat açar zorlansa da tüm gücünü kullansa da.Hemen iki adamıyla aşağıya iner Vedat.Sonrasında bir adamı ve Murat’ı dışarıda bırakır.Vedat iki kişiyi kapağın önüne doğru bıraktıktan sonra aşağıyı incelemeye çalışır.Vedat dikkatle evin dizaynına bakıp şaşarken adamlarından birisi kanlı ceketi bularak Vedat’ın yanına gelir.
‘’Abi baksana senin Süleyman’ı omzundan vurduğun kanlı ceket.’’
‘’Evet ;ama adam kaçmış gömlek bize yetmez.’’adam ceketin ceplerini yokladıktan sonra
‘’Abi telefonunu unutmuş baksana.’’
‘’İyi al o telefonu belki lazım olur.diğer adam da aramayı bitirip
‘’Abi her yer boş adam kaçmış abi.’’
‘’Kayda değer bir şeyler var mı burada?’’
‘’Sol köşedeki dolapta birçok silah ve el bombaları var abi.’’
‘’İyi onları alın çıkıyoruz buradan.’’
‘’Ama abi buranın neresinden çıkmışsa Süleyman orayı bulup takip edelim.’’
‘’Biz onu bulasıya kadar Süleyman çoktan çıkmış olur başka bir taraftan.Gereği yok yani.Adamı öldüremedik ;ama mekanını yakıp cephanesini ele geçirdik.’’
‘’Peki abi.’’deyip iki adam cephaneyi boşaltmaya çalışırlar.Vedat’ta yukarıya çıkıp Murat’e sertçe bakınmaya başlar.
‘’Adam kaçmış.’’
‘’Üzgünüm abi.’’
‘’Üzgünüm demekle olmuyor Murat effendi.’’
‘’Daha ne yapabilirim kendimi affettirmek için.’’
‘’Sen bir şey yapmayacaksın.’’
‘’Nasıl?’’
‘’Ben patrona adamı öldürdük diyeceğim sizlerde evet aynen öyle oldu diyeceksiniz tamam mı?’’
‘’Ama abi böyle bir şey olmadı ki?’’
‘’Ne yapabilirim patron başarısızlığı Kabul etmiyor aslında adamı zor duruma soktuk mekanını yakıp silahlarını aldık.’’
‘’Silahlar mı çıktı içeriden?’’
‘’Evet siz ikinizde yardım edin de çabucak dönelim.’’
‘’Peki abi.’’
Vedat düşünceli ve yalan söyleyeceğinden ötürü tedirgin gözüküyordu.Patron Sadettin anlar mı diye endişe ediyordu.Bu halde İsmail’in bulunduğu yere dönüyordu.

****************************** ************************** ************************

Bekir günün yorgunluğunu atmak için evinin önünde arabasıyla durmuştu.Görevi doğrultusunda teşkilat içinde birileri narkotike katılmıştı 5 adamıyla.Ve yine dopdolu bir gün geçirip uyuşturucu baronlarına ağır darbeler vurmak için çalışmıştı.Narkotikte bulunduğu için her zaman operasyona da katılmıyordu ve bu sayede pek de yorulmuyordu.
Çünkü uyuşturucu trafiği ince bi rip gibi dikkat, ayrıntı ve gizlilik getiren bir alandı.
O yüzden büyük bir gizlilikle Bekir ve adamları narkotikle birlikte hareket ederek uyuşturucu baronlarının veya uyuşturucudan geçinen kesimin ekmeğini ezip ülkeyi bir bataklığın içerisinden kurtarmak tek amacıydı.Bu yoğun iş şartları içerisinde yorgun dönüyordu evine.Arabasından inip sonrasında da apartmanın kapısının önüne gelip kapıyı cebinden çıkardığı anahtarla açıp içeriye girdikten sonra da kapar kapıyı.Ve 4 kat yukarıya doğru çıkmaya başlar.
Bekir 4 katı yorgunluğuna ve uykusuzluğuna rağmen de olsa çıkıp evinin kapısının önüne gelir.Anahtarını tekrar cebinden çıkartıp kapıyı açar.Kapıyı açtığı gibi salonda küçük bir ışığın yandığını görür.Kapıyı sessizce kapatıp salona doğru yürür.3-4 adım sonra mutfağın önünden geçip salona gelmişti.Evdeki ışıkları açmadığı için her yer karanlıktı.Salona gelip açık kapıdan salona bakar.Tekli koltuklardan birinde birisinin oturduğunu görür.Ama oturanı odanın karanlık olmasından ötürü fark edemez ve göremez.Fakat tam ışığı açmak için elini butona uzatacakken outran kişi seslenir.
‘’Bekir Öztürk.Antepli ve 29 yaşında ayrıca narkotiğin bir numaralı adamı.’’
‘’Siz kimsiniz?’’
‘’Ben senin başkanınım.’’
‘’Salih başkan.’’diyerek ışığı açar.Işiğin açılmasıyla birlikte karşısında başkanını görüp şaşırır.Çünkü evi kilitliyken başkanı bu kilidi nasıl açıp girdiğine şaşmıştı.
‘’Başkanım siz bu eve nasıl girdiniz?’’
‘’Çok kolay oldu kapının kilidini sağlam yapman gerekir Bekir.’’
‘’Yaparımda kimse bu eve öyle elini kolunu sallayarak girememişti.’’
‘’Bak ben girdim.Asıl sen onu bırakta otur bakayım bi karşıma.’’Bekir, Salih başkanının dediğini yapıp karşısına oturup başkanını dinlemeye koyulur.
‘’Evet başkanım buraya boşuna benimle sohbet etmeye gelmediniz herhalde.’’
‘’Herhalde dediğin gibi gelmedim.Sen dalga geçmeyi bırak da işler karışık.’’
‘’Benim durumum iyi başkan.Uyuşturucu baronları çok ağır darbeler yediler.’’
‘’İşlerin karışık olması senin alanında ya da çalıştığın yerde değil.Ülkenin genelinde var karışıklık.’’
‘’Nasıl bir karışıklık bu başkanım?’’
‘’Sadettin Tuğcu’yu bilir misin?’’
‘’Evet eski orgeneral şimdilerde ise emekli değil mi?’’
‘’Emekli de şu an çok büyük bir operasyona başlıyor.’’
‘’Ne tür bir operasyon bu?’’
‘’Büyük çaplı bir suç örgütü kurdu.Şu zamana kadar gizlenmişti ;fakat büyük çabalarımızla elinde adamlarına yolladığı bir listeyi bulduk.’’
‘’Ne listesi bu efendim?’’
‘’Tahminime gore bu tek değil iki liste olmalı.Ve ilki yanında olan eski askerler yani üst rütbeli olan veya subay kısmı.Ayrıca gazeteciler, ekonomistler son olarakta bir sürü kişi bulunuyor ama bunlar kim pek belli değil.’’
‘’Yani başkanım diyorsun ki emekli askerler ortalığı karıştıracak gazeteciler de halkı ordu göreve diye kışkırtacak ekonomistlerde ülke ve ekonomi kötüye gidiyor mu diyecek?’’
‘’Beni gayet iyi anlamşsın.’’
‘’Tabi iyi anlarım başkanım.Ben boşuna yetişmedim ve de yetiştirilmedim.’’
‘’Tamam anladım işte.Ben de bu iyi algılaman, olayları iyi yorumlayıp olayla arasındaki bağı iyi kurduğundan dolayı bu iş için seçilen özel birliğe dahil olman için geldim buraya.’’
‘’Kim bu özel birlik?’’
‘’Bu özel birliğin iki lideri var.’’
‘’Aralarında kavga veya çatışma olmuyor mu?’’
‘’Orasını bilmem ;ama ikisi de yıllardır em teşkilata hem de özel işlerde çalışarak derin devlet diye nitelendirilenler için çalıştılar.’’
‘’Derinciler mi?’’
‘’Evet hani hep halk arasında dolaşan o derin devletçilerden.’’
‘’İlginç bu iki derinciyle iş yapmak beni de istihbaratçılıkta iyi yerlere getirir.’’
‘’Yani onlara katılacak mısın?’’
‘’Bilmem ama daha başka kimler var?’’
‘’Bu iki liderin isimleri Aybars ve Süleyman.Ama şu an Aybars’a bir kısım kişiler öldü diyorlar.’’
‘’Ölmüş adamın yanında mı olacağım başkan?’’
‘’Ölüp ölmediği bile belli değil Bekir.’’
‘’Başkan sen beni bir belirsizliğin olduğu birliğe mi alacaksın?’’
‘’Evet onlarında senin yaptığın bu başarıları görüp yanlarında olmanı ve seni yanlarında görmeyi istediler.’’
‘’Uyuşturucu trafiğini engelleme görevim ne olacak?’’
‘’Başka birileri geçecek.’’
‘’Başka birisi yapar mı ki bunu?’’
‘’Senin için de bazıları bu göreve alındığında yapamaz demişti Bekir.’’
‘’Sen bilirsin o zaman başkan ben her işte başarılı olup iyi bir istihbaratçı olup yükselmek istiyorum.’’
‘’Seni bu göreve ise asıl seçenlerde derincilermiş Süleyman öyle dedi.’’
‘’Ne derinciler mi bu başarımı beğenmişler?’’
‘’Evet senin gibi birisi daha katılacak birliğe.’’
‘’İyi başkan da başka kimler var?’’
‘’Süleyman’ın adamlarından olan Hakan, Aras ve Aybars’ın kardeşi olup Süleyman’ın yanında çalışan Kerem diye birileri var.’’
‘’Sadece 5 kişi mi yani?’’
‘’Evet o beş kişi ülkenin geleceği ve kaosa sürüklenmemesi darbe gibi demokrasi ve halk egemenliğine karşı olan hareketlere karşı onurlu ve cesur bir savaş veriyorlar.’’
‘’Peki başkan.’’diyerek ayağa kalkar.Başkan Salih’e bakarak
‘’Sizin içinde bulunduğunuz birliğin içinde ben de varım.’’
‘’Ben de senden bunu bekliyordum evlat.’’Salih’te ayağa kalkıp Bekir’e elini uzatır.
‘’Kaos öncesi birliğe yeni üyeler kazandırmak çok önemli.’’
‘’Evet başkan dediğin kaosu ne zaman başlatacak Sadettin?’’
‘’Bilmiyorum bu yarın da olabilir birkaç gün veya ay sonra da olabilir.Asıl sen bunları bırakta benimle gel.’’
‘’Peki başkan tanışmayı mı gidiyoruz?’’
‘’Evet.’’
‘’Yorgunum ama başkan…’’
‘’Benim için fark etmez.Bu işte olan yorulmaz hadi evlat gidiyoruz.’’deyip salondan çıkıp evden çıkar.Bekir’de salonun ışığını kapayıp Salih’in peşinden gelip birliğe katılmayı isteyerek başkanla evinden ayrılır.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE FAHRİ’NİN EVİ

Fahri evinin yatak odasında yatağa uzanmış gece haberlerini izliyordu.Az önce Fahri’de öğrenmişti New York’taki bombalı olayı ama o olayda Aybars’ın öldüğünü değil olup olmadığını bile bilmiyordu.Bu halie ruhviyet içinde izlemişti haberleri.Olayı duyunca da çok şaşırmıştı.Bu kadar önemli bir olay ve 14 ölü ve de 50-60 arası yaralının olduğu Fahri’yi derinden korkutmuştu.
Çünkü o da alışıktı bu saldırılara.70’li yıllarda öğrenciyken bir saldırı görüp hatta bazılarında saldırının ortasında kalmıştı.Bazılarında ise saldırıyı gerçekleştirenlerdendi.O yüzden alışık olsa da böyle olaylara ama çok korunan ve pek az saldırının olduğu Amerika’da 11 Eylül’den sonraki ilk büyük tehdit olarak nitelendirmişti Fahri kendince.
Evinde rahat bir ortam kurmuş yatıyordu.Evde ise 2. ve 1. kat olmak üzere pekte koruma bulunmuyordu.Kendisi bu kadar önemli işlerde boy gösterirken düşmanının çok olduğu zamanda kendine fazla güvenip koruma sayısını sınırlı tutuyordu.Evin bahçesinede korumalarıyla duruyordu Okan.O da patronu Fahri gibi hiçbir şeyden korkusu yokmuş gibi davranıp bahçedeki korumalarla vakit geçsin diye sohbet ediyordu.Havanın puslu ve karanlık oluşu da Okan ve korumaları hiç aldırmıyordu.Okan’ı bahçedeki çardakta topladığı 5 korumaya karı kız işlerindeki maceralarını anlatıyordu.Okan ve adamları çardaktak koyu bir muhabbete dalmışken evi saran duvarların üstünde birkaç kişi belirir.Bu kişiler ise aralarında gördükleri bu ilginç tabloyu değerlendiriyorlardı.
‘’Ne yapıyor lan bunlar?’’
‘’Bilmem Aras abi.’’
‘’Oğlum biz Fahri’yi öldürmeye değilde sanki Fahri’nin altın gününe gelmiş gibiyiz.’’
‘’Abi ben de senin gibi şaşkınım vallahi.Bu kadar nasıl rahat olabiliyorlar ki.’’
‘’Beni orası alakadar etmez Hasan.Biz buraya abinin verdiği işi tam yapmaya geldik.’’
‘’Aynen abi doğru diyorsun.’’
‘’Madem bunlar bu kadar rahat bozalım bu güzelim rahatlıklarını.’’
‘’Ateş açıyor muyuz?’’
‘’Dur bakalım önce kaç kişiyiz biz?’’
‘’6 kişiyiz abi.’’
‘’İyi bunlarda 6 olduğuna göre içeride de olsa bir o kadar.’’
‘’İşimiz rahat olacak gibi abi.’’
‘’Çünkü onlar rahat Hasan.Sen ve iki adam sağa gidin ama oradan giderken kimselere de görünmemeye çalışın.’’
‘’Sen ne yapacaksın abi?’’
‘’Ben de kalanlarla buradan ineceğim.Ortada buluşuruz artık.Ne kadar adam varsa indirin.’’
‘’Peki abi.’’
‘’Artık gazamız mübarek olsun çocuklar.’’diyerek arkadaki dörtlü fazla ses çıkarmadan aynısını derler.Sonrasında ise Aras’ın planı uygulamaya geçer.Hasan yanına aldığı iki adamla duvardan atlayıp duvar dibine dikilmiş ağaçların yanına gelip Aras’ın inmesini beklerler.Aras ise Hasan’ın indiğini görünce önden kendisi sonra da kalan iki adam iner aşağıya.Hemen ardından uzak taraftaki Hasan’a harekete geçin işaretini yollar Aras.Aras ise duvar dibindeki ağaçların arasına gizlenip yavaş yavaş ilerlemeye başlar hedefe doğru yaklaşmaya başlıyordu.Az daha ilerledikten sonra Aras yanındaki adamına
‘’İlk ateşi aç.Aç ki Hasan’larda katılsın bize.’’
‘’Olur abi.’’deyip adam hemen gaz bombası fırlatıcısını ateşler.Gaz bombası tam da Okan’ların önüne düşer.Okan ne olduğunu anlamak üzere ayağa kalkarken Aras silahını ateşleyerek öne hamle yapar.İlk atışında Okan’I karnından vurur.Okan kanlar içinde kalmıştı bu kurşunla beraber.Hasan’da bu sefer Aras abisinin bu taaruzuna katılıp ateşe başlar.Okan ve adamları çapraz ateş arasında kaldığından bir bir tel tel dökülmeye başlarlar.Aras ve yanında getirdiği 5 adam iyi iş çıkarıyordu.Önce gaz bombasını atmışlardı.Sonra da bu gazla kaplı ortamda sisin olduğu yere ateş ederler.Aras ve adamları vurduklarını göremeselerde ateş ettikleri sisin içinden iniltiler duyuluyordu.Ve böylece başarılarını anlamaya başlarlar iniltilerden.
Sisin azalmaya başladığı andan sonra ortamdaki sisin kalkıp ortamın eskiye normal haline dönmesiyle başarılarını gayet net görürler.Okan ve 5 adamı çardağın içinde yerde yatıyordu.Ta ki bundan 5 dakika once gülüp eğlenirlerken şimdi yerde ölü bedenleriyle duruyorlardı.İşte hayatın bir anlık olduğunun kanıtıydı bu sahne.Aras ise hemen Hasan’ın yanına gelip
‘’Sen hemen iki adamı al arka girişe gidin.Oradan girin içeriye.Ben de kalanlarla önden girmeyi deneyeceğim.Hasan ise abisine
‘’Tamam oldu Aras abi.’’der demez iki adamını yanına alıp arkaya aldıkları görev yerine giderler.Aras da iki adamla ön girişe gelirken önden 3 kişi Aras’ları görerek beklenmeyen bir şekilde ateş açarlar.Aras hemen kendisini korumak için öne atlayıp evin girişindeki merdiven duvarının yanına gelir.Diğer iki adam ise çime uzanıp atış pozisyonlarını alırlar kendilerini korumak adına.Aras ise bunu beklemediği için arkasına dönüp
‘’Hey gaz bombasını atın şu heriflere.’’
‘’Abi fırlatıcı geride kaldı ama.’’
‘’Elin yok mu lan.’’
‘’Peki abi.’’diyerek adam anında bombayı girişe doğru yollar.Bomba etkisini gösterdiği gibi ayağa kalkıp karşı saldırıya geçerler Aras ve adamları.Girişteki adamlar merdivenin önünde gaz bulutunun içinde kalırlar.Aras hemen yanına adamlarını alıp merdiven basamaklarına gelip durmadan ateşe başlarlar.Gelen kurşunlarla 3 adamda kendini yerde bularak can verirler.Aras işlemi halledip kapıya gelir.Tam içeri girecekken ateş açılır üzerine.Kurşundan kaçmak için evin içine atlar pencereden.Büyük salona ve odalara açılan kapıları görerek kendisini yerde bulur Aras.Öte tarafta ise arkadan iki kişi hala kapıya doğru ateşe devam ediyorlardı.Kapıdaki iki adam da içeriye girmek isteyeek bakmadan sol tarafa ateşe etmeye başlarlar.
Birisi şans eseri merdivende 2.katta bulunan adamı baldırından vurup merdivenden aşağıya düşmesini sağlar. Diğeri de bu durumu görerek geri çekilip Fahri’ye gider.Düşen adam yaralı da olsa Aras’a ateş etmek isterken arka odalara ve girişe açılan kapıdan Hasan çıkar iki adamıyla birlikte.Aras’a doğru tutulan silahı gördüğü gibi tereddüt etmeden ateş edip adamı beyninden vurarak öldürür.Aras ise Hasan’ın bu son dakika yardımıyla kurtulunca
‘’Sağ ol Hasan tam zamanında geldin vallahi.’’
‘’Evet öyle oldu.’’
‘’Arkası temiz mi artık.’’
‘’Evet abi Fahri 2.katta olmalı.’’
‘’Evet gidelim artık öldürelim şu şerefsizi.’’
‘’Ne yapacağız abi biliyorsun yukarıda 2 veya 3 kadar adamı var.Merdiven başında indirirler bizi aşağıya.’’
‘’Ama başka çaremizde yok.Bu görev başarılı olacaksa birilerininde ölmesi doğal.’’der ve 6 adam yukarıya doğru merdvinleri çıkarlar.Önlerinde Aras bulunuyordu.Aras ise son basamağa gelip arkaya ve yandan büyük salonu üstten kapayan yerlere arkaya dönüp
‘’Temiz burası.’’der.O an ateş açılır beklenmedik şekilde.Fahri koridorun sonunda 2 adamıyla duruyordu.Fahri iise adamlarını önde bırakıp kendisi de balkona gider.O sırada bunu fark edip gören Aras.
‘’Siz çatışın heriflerle ben Fahri’ye gidiyorum.’’diyerek adamların arasından geçiyordu.Hasan ise buna şaşarak
‘’Ama adam yukarıda abi.’’
‘’Öne balkona gidiyor gördüm.Koridorun başındaydı ve bir an geri döndü.’’
‘’Balkondan mı atlayacak?’’
‘’Aynen Hasan.Siz iki adamı halledin.’’diye koşarak girişe kapıya kapıya yönelir.Dışarı çıktığında Fahri balkondan atlıyordu o anlarda.Fahri yere düşüp kalkmak ister ;ama kalkamaz.Çünkü ayağını ters bastığından kırmıştı.Derin bir acı duyar anlıkta olsa.Fahri’nin kalkamadığını gören Aras, Fahri’nin yanına gelip
‘’Bunu anlamayacağımı sandın değil mi?’’
‘’Önceden hep böyle kaçtım.Herkes kolayca giriyor evime.Ama ben hep kaçıyordum.’’
‘’Ama şimdi kaçamadın değil mi…’’O sırada çatışma sesleri geliyordu içeriden.Seslerin geldiği evi göstererek
‘’Son evin sana mezar oldu adamlarınla.’’
‘’Bana ne yapacaksın Süleyman’ın adamı.’’
‘’Kafana sıkacağım ne yapabilirim ki başka.’’
‘’Bildiklerim vardı ama…’’
‘’Geç onları sen biliyorsan biz iki katını biliyoruz.’’
‘’Gerçekten sıkacak mısın kafama?’’
‘’Evet.’’deyip dediğini uygular.Ve Fahri ise kafasına aldığı tek kurşunla can verir olduğu yerde.Aras’ta ayakta durarak havadaki puslu gökyüzüne bakarak
‘’Bir düşman daha öldü.’’der içinden.Arkadan ise Hasan ve 3 adam Aras’a bakıyordu.Aras gökyüzüne bakıp döndüğünde karşısında 4 kişi görür.
‘’Bir adamımız eksik Hasan.’’
‘’Malesef çatışma sırasında kaybettik abi.’’
‘’Cesetlerin hepsini hemen arkadaki kamyona koyun.Sonra tek tek gömeceğiz onları.’’
‘’Peki abi.’’sözünden sonra arkadaki üçlüye işaret edip
‘’Hadi denilene başlayın.’’der sonra da Aras’ın yanına gelerek
‘’Abi neden çatıdan atladı bu Fahri şerefsizi?’’
‘’Numarasıymış ama bu sefer tutturamadı hain kopek.’’
‘’Cesetleri alınca dönecek miyiz?’’
‘’Evet Süleyman abi bizi ofiste bekliyor olabilir.O da Hakan’da operasyon sonrası ofise dönecek.’’
‘’Artık her şey daha mı zor olacak abi?’’
‘’Evet Hasan yaşamak için çok çabalamalıyız.’’der ve betony ere oturur.Yanına Hasan’da oturarak ikili cesetler toplanırken sohbete dalarlar.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN GİZLİ EVİ

Vedat, İsmail’le birlikte birkaç kayıba rağmen de olsa dönmüştü Sadettin’in evine.Yorgun olsa da mecburen operasyon hakkında Sadettin’i bilgilendirmek için yanına İsmail’ide alıp Sadettin’in çalışma odasındaki ofise gelirler. Sadettin karşısında güvendiği iki adamını görünce bir de yüzlerini mutlu görünce sevincini gizleyemez.
‘’Ne yaptınız operasyonu?’’İsmail, Vedat’ın kulağına doğru eğilerek
‘’Sen konuş ben onaylarım Vedat.’’
‘’Sağ ol zaten hepsini ben anlattım.’’
‘’Doğrudur ben de yanlıştır demedin en iyisi olduğundan sen anlat diyorum.’’
‘’Peki.’’derken Sadettin ikilinin aralarındaki konuşmasına kızıp
‘’Susun mahalle kadınları gibi dedikodu mu edersiniz karşımda?’’
‘’Pardon efendim kim anlatsa diyorduk da.’’
‘’Anlatın biriniz işte.Nasıl öldürebildiniz mi o Süleyman’ı?’’
‘’Halloldu o abi.’’
‘’Nasıl olduysa anlat bir bir bakayım.’’
‘’Abi önceden biz ayarladığımız gibi ormana arabaları gizleyip gözlemledik ortalığı.Bekledik Süleyman ne zaman çıkar diye ;ama biliyorduk ki o da bazı önemli haberler almıştı.’’
‘’Evet Aybars’ı hepimiz biliyoruz.’’
‘’Sonrasında ise once Hakan sonra da Aras evden çıkıp yanlarına 10 kadar fazla adam alıp 4 arabayla ayrıldılar.’’
‘’Onlar yok muydu Süleyman’ı öldürürken?’’
‘’Abi bizim suçumuz değil siz bize Süleyman’ı dediniz ama en son çıktı Süleyman.Herhalde bir yerlere yolladı adamlarını.’’
‘’Kerem’de öyle diyordu.Operasyon ve görevimiz var demişti.İyi devam et bakalım.’’
‘’Süleyman çıktığında biz arabalarla harekete geçiyorduk.Bir baktım telefonunu çıkarıp biriyle konuşmaya başladı.’’
‘’Kiminle konuştu acaba?’’der içinden sonra da Vedat’a der ki
‘’Merak ettim şimdi son konuşmasını kiminle yaptı acaba?’’
‘’Onu bilemem efendim ama sonrasında telefonu kapattığı gibi biz arabalarla binanın girişini kesip bombalarla öndeki 5 adamı adeta yaktık.Öte taraftaki sniper Süleyman’ı vuramayıp adamını vurdu.Arkadan ayarlayıp içlerine soktuğumuz Murat onun bir adamını daha indirdi.Bu seferde Süleyman ağaçlık Alana kaçtı.’’
‘’Yakalayabildiniz mi? öldürdün onu değil mi?’’diye oturduğu yerden hafif doğrulur.
‘’Efendim ben adamlarım ve Murat ağaçlık alanda takip edip gizli ev mi yoksa sığınak mı bilmem ama öyle bir yerini bulup onun ardından girdik oraya.’’
‘’Ne buldunuz orada?’’
‘’Efendim once gizli bir kapıyı açarken Süleyman’ı bulup öldürdüm.’’
‘’Güzel de sonra bir şey buldunuz mu o ev gibi yerde?’’
‘’Efendim benimle cama gelip görün isterseniz.’’Sadettin yerinden kalkıp Vedat’la pencereye gelip perdeyi çektiğinde kasalarca silah ve bomba samanların arasına gizlenmiş duruyordu.
‘’Vedat o ölmeseydi bile bud a başarı sayılırdı.’’
‘’Efendim hem İsmail onun mekanını da ateşe verdi.’’
‘’İyi iyi o Aras ile Hakan bunları görünce ne yapacak onu merak ederim.’’
‘’Efendim başka bir emriniz yoksa çekilelim.’’
‘’Dur bir şey var?’’
‘’Nedir efendim?’’
‘’Yarın gelecek değil mi 4 iş adamı ve Fahri uğursuzu.’’
‘’Evet hepsinie mesajınızı yolladım.’’
‘’Peki örgüt lideri Şehmus ile bizim cihatçılarla konuştun mu?’’
‘’Abi oralarda adamlarım vardı onları yollayıp bilgilendirme yapıldı yarın akşam haberlerde olayları ve sonuçlarını izleyeceğiz.’’
‘’Bu güzel haber.Önce yarın bizimkilerle toplanıp sonra da kurula gideceğiz.’’
‘’Kurulda hemen seçim yapılır mı?’’
‘’Önce biz seçim için başvurmaya yalnız gideceğiz ;ama onların beşini de öldürüp saldırıyı bizim gazeteye yollayacağız.’’
‘’Efendim işler için medyayı yanımıza mı alıyoruz?’’
‘’Bir kısmını…’’
‘’O niye ki efendim herkesi control etsek ya.’’
‘’Çünkü medyanın bir kısmı hükümetten bir kısmı da bizden yana onun hepsini çekemiyoruz.Olaylar olup ordu halktaki endişeyi gördükçe biz abartılı yayın yaptıracağız.Hükümete abartılmaması için yayın yapacak.’’
‘’Yani efendim ortada bir çıkar çatışması oluşmuş olacak.’’
‘’Aynen.Yarın iki örgüt sonraki günler biz önemli isimleri öldürünce dernekleri harekete geçirerek ordu göreve dedirteceğiz.’’
‘’Anladım efendim.’’
‘’Şimdi gidebilirsiniz.’’Sadettin ikiliye izin verip ofiste çalışmaya devam eder.Dışarıya çıkan Vedat’ta yalanı yutan patronuna kendi kendine
‘’Sen bunu da yedin ya Sadettin elbet hepimiz bir şeyi yiyip yutarız midemize.’’diyerek sonrasında İsmail’e eşlik ederek bahçede dinlenmeye çalışır.

************************** ************************* ************************

Hakan yanında getirdiği 5 adamla birlikte Zeki’nin bulunduğu limanda bulunuyordu.Limanın girişinin önünde araba arkalarına gizlenmiş duruyorlardı.Gecenin karanlığını kullanmayı planlıyordu Hakan ve adamları.Hakan’ın yanında ise en çok güvendiği adamı hatta dosttu gibi olan Tekin vardı.İkisi de birlikte limanda bir şeylerin döndüğünü görür.
‘’Abi bu olup bitten ne ya?’’
‘’Neyi diyorsun sen Tekin?’’
‘’Abi baksana girişe 5 adam telaşlı bir halde oradan oraya gidiyor.Bir şeyler hallediyorlar.’’
‘’İyi dersin de Tekin bu işi ben de anlamadım.’’
‘’Abi adam mekanından çıkıyor da onun için hazırlık yapıyor olmasınlar?’’
‘’Öyle mi dersin ha!’’
‘’Olabilir abi tedbir alsak iyi olur bence.’’
‘’O zaman sen hemen iki adamla birlikte sol tarafa gidin ve gizlenin iyice.Eğer arabalar çıkarsa siz önden biz de arkadan baskını yaparız.’’
‘’Peki abi.’’diyerek iki adam seçip limanın girişinden sonraki sol tarafa giden yola doğru giderler.Hakan ise bir plan yapıp nerede durması gerektiğini düşünüyordu.Limanda ise o sıralarda ofisinden çıkıp limanın girişine doğru yürüyordu.Yanında da yardımcısı alman Otto vardı.Otto sürekli bir şeyler söylüyordu.Zeki’de bu kadar sorun mu var gibi düşünüp Otto’yu susturuyordu.
‘’Otto yeter artık ya konuşma bu kadar.’’
‘’Ama Zeki beni dinlemen gereken.’’
‘’Acaba yıllardır üniversitedeki arkadaşımı, dosttumu beni bilir diye işe almam yanlış mıydı allah’ım?’’
‘’Böyle düşünme Zeki biz arkadaş ve dosttuz.Birbirimizi en iyi bilen ve anlayanlarız.’’
‘’Anlıyoruz da niye böyle çok sorunumuz varmış gibi konuşup duruyorsun?’’O sırada ise iki koruma yanlarına gelerek konteynırların yanından geçerken onlara eşlik ediyorlardı.
‘’Ama bazıları sorun olmasa da senin gözünde tedbir almamız gereken şeyler var Zeki.’’Zeki bir an durup dönüp Otto’ya bakarak
‘’Neymiş tedbir almamız gereken şeyler?’’
‘’Koruma sayısını artırmalı sıkı koruma yapılmalı bulunduğun yere herkesin alınmaması gerekli.’’
‘’Geç bunları artık ya.’’der ve dönüp tekrar yürümeye devam eder.Arkadakilerde onunla birlikte yürür.
‘’Otto sen beni anlamıyorsun bizim düşmanımız var ;ama onlarında gücü belli ve buraya gelecek kadar da cesaretli değiller bile.’’
‘’Orası hiç belli olmaz Zeki.’’derken Otto arabalara gelirler.Zeki ile Otto arkadaki arabanın arka koltuğuna biner öne de biri şoför olmak üzere biner.Öndeki arabaya da 4 adam biner ve sonrasında girişte kalan iki koruma kapıyı açıp arabaların geçmesi için yol açarlar.O an Hakan saklanıp gizlendiği yerden görür çıkan arabaları ve kendi kendine söylenerek der ki
‘’Haklıymışsın Tekin bunlar haberi aldı ve kaçıyorlar herhalde.’’diyerek yerinden kalkıp adamlarıyla bekler arabaların önlerinde geçmesini.İki araba da limanı terk edip sola Tekin’in saklanıp beklediği yere doğru dönerler.Arabalar az daha ilerledikten sonra Hakan’ın operasyonu başlamış olur artık.
Öndeki araba tam köşeyi dönüp ilerlemeye devam edecekken Tekin saklandığı arabaların arkasından iki adamıyla birlikte ağır makinalı silahlarla çıkıp kendilerini arabadakilere gösterir bütün korkutuculuklarıyla.Arkadaki araba da üç ağır makinalı silahlı adamları gören Otto hemen yanındaki Zeki’nin kolunu tutup çekiştirerek
‘’Sana demiştim bir gün böyle bir şey olacak diye.’’
‘’Sen mi planladın lan bunu?’’
‘’Sen neler diyorsun Zeki?’’
‘’Gayet açık konuştum ben.Otto sattın mı leni kaç yıllık dosttunu?’’
‘’Satsam şu an kafana tutardım silahımı.’’
‘’Tutsana o zaman ne bekliyorsun?’’
‘’Yok silah falan.Ben seni satmadım Zeki.Kendine gel bir an once.’’Zeki bu sözlere inanmayıp belinden silahını çıkartır kendisini sattığını düşündüğü arkadaşına doğrultmak için.
‘’Beni sattın Otto.’’diyerek sıkar silahındaki iki kurşunu otto’nun önce ağzına sonra da kalbine sıkar.Otto hemen arabanın içinde Zeki’nin gözlerinin önünde ölürken Tekin ve iki adamı ağır makinalılarla öndeki arabayı dakikalarca ateş altında tutup haşat ederek kullanılamayacak hale çevirirler.İçindeki 4 adamda hareket edip karşı sladırıya geçemeden can vermişlerdi yoğun kurşun yağmurunun içinde.O sırada sokak boş ve limanın çevresinde pek fazla ev olmadığından ötürü ve de genelde etrafta limanın atölyeleri bulunduğundan sokağa ve ortama yoğun bir sessizlik hakimdi.Hakan ise karanlığın içinden arkaya yola çıkıp Zeki’ye doğru bakar.Zeki ise aynadan arkaya bakıp bir şey var mı diye bakınacakken Hakan ve iki adamını görerek işinin burada biteceğinden emin olur.
Hakan, Zeki’ye doğru bakıp gülüyordu kötü kötü.Öte tarafta arabaların önünde ağır makinalılar ile bekleyen Tekin ile iki adamı Zeki’nin bulunduğu arabaya da ateş açmaya başlarlar.Zeki ise adamlarının gözlerinin önünde defalarca vurularak öldürülüşünü görür ve içini büyük bir korku ve endişe kaplar.Bir dakika sonra ateş kesildiğinde Zeki’nin bulunduğu arabanın ön camı tamamen paramparça olmuştu ve öndeki iki adam da ağır yaralar alarak ölmüşlerdi.Hakan, Tekin’in işlemi bitirmesiyle Zeki’nin bulunduğu cama doğru yürür.Tekin ise sadece olup biteni izlemekle yetiniyordu.Hakan yürüyerek arkasında iki adamıyla birlikte gelip Zeki’ye görünür.
‘’Ne arıyorsunuz siz burada?’’
‘’Görmüyor musun canını almaya geldim.’’
‘’Sen Aras mısın yoksa Hakan mı?’’
‘’Hakan’ım ne olacak?’’
‘’İyi o zaman bunu bir gün Sadettin’e ödeyeceksin.’’
‘’Asıl siz her şeyin bedelini açtığınız ve açacağınız kaosların bedelini ödeyeceksiniz.’’
‘’Ne kaosundan bahsediyorsun?’’
‘’Sadettin bilir onu sen git de ona sor bunları tabi yaşayabilirsen.’’
‘’Benimle açık konuş ya bırak ya da gösterir sana birileri bu yaptıklarını.’’
‘’İyi.’’diyerek elindeki silahla Zeki’nin eline doğru sıkar hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden.Silah bir anda Zeki’nin elinden çıkıp yere düşer.Sonra da Hakan bird aha Zeki’ye sıkar.Bu sefer ki kurşun ise Zeki’nin karnına saplanır büyük bir acıyla.Zeki acılar içinde kalarak kanının içinde gömülür gibi kalır.Kan adeta karnından fışkırıyordu gecenin karanlığında geceyi delercesine.Zeki’nin bu acısını gören Hakan
‘’Sen şidmi ölüyorsun ama diğerleri de ölüp senin yanına gelecek cehenneme.’’dedikten sonra son kez silahındaki kurşunu Zeki’ye yollar.Kurşun ise Zeki’nin tam alnının ortasına saplanır ve Zeki gecenin sessizliği gibi sessizce kimseler ölümünü görmeden ölür.Hakan ise işini bitirmenin verdiği sevinçle acele ederek arabanın yanından ayrılıp Tekin’in yanına gelir.
‘’Artık gidiyoruz Tekin.Burada yapacak bir şey kalmadı.’’
‘’Ofise mi abi?’’
‘’Evet de araba nerede?’’
‘’Arka sokakta.’’
‘’Güzel o zaman.Ayrılıyoruz buradan.’’der Hakan ve altı adam olay yerinden ayrılır gecenin karanlığına karışarak.Ayrılırken de gerilerinde 8 ceset bırakırlar.Şu bir gerçekti artık Otto Zeki’yi önceden hiç satmadığı gibi bu gecede satmamıştı.

**************************** ************************** ***********************

Aras kalan 4 adamıyla birlikte ayrılmıştı Fahri’nin villasından ama sonra cesetleri gömmek için üç adamını ayrı bir yere göndermişti.Kendisi de Hasan’la birlikte ofise dönüyordu.Ofise de iyice yaklaşmışlardı.Hasan arabayı sürüyordu. Karanlığın içinde gidiyor gibiydiler.Bir dönemeçten daha döndükten sonra ofisin bulunduğu yola girmişlerdi artık.Hasan, düşünceli görünen Aras’a bakıp
‘’Ne oldu böyle arpacı kumrusu gibi düşünüyorsun abi?’’
‘’Acaba Süleyman abi şu an operasyonda mıdır diye düşünüyorum.’’
‘’Odada öyle demedi mi.’’
‘’Evet Sadettin’le konuşup yerini bulup sonra da onu öldürmeye gideceğim demişti bana.’’
‘’O zaman hala niye endişe edersin abi?’’
‘’Nasıl etmeyeyim Hasan.Sadettin bu adam sıkı korunuyor.Sanki etrafında etten örülmüş bir ordu gibi duvar var.’’
‘’Keşke bizde gitseydik Süleyman abiyle.’’
‘’O zaman belki orada birlikte ölürdük Fahri ile Zeki’yi de öldüremezdik.Bu işler böyle Hasan.Herkes birisini seçer ya da alır sonrası ayrıdır artık.’’
‘’Doğru dersin abi.’’
‘’Asıl önemlisi Sadettin’i öldürse bile Kerem’i canlı bulabilecek mi?’’
‘’Bulur inşallah.’’derken Hasan önünde büyük bir alev görür.Aras’a alevi işaret edip
‘’Bu alevde neyin nesi abi?’’Aras yangını görerek Hasan’a
‘’Yangın olabilir.’’
‘’Onu bilmem de abi bu yangınsa o zaman bizim ofiste yoktur artık yangından sonra.’’
‘’Ne biliyorsun Hasan belki bu alevler bizim ofisin üzerinde de olabilir.’’
‘’Ne yapacağız abi?’’
‘’Çabuk ol ve hızlan.Yetişip görmeliyiz olup bitenleri.’’
‘’Peki abi.’’diyerek hızla ofise doğru surer Hasan altındaki arabayı.


Birkaç dakika sonrasında ofisin önüne geldiklerinde karşılarında devasa bir yangını ve yangının içinde kalmış ofislerini görürler.İkili arabadan inip yanan ofislerine bakarlar şaşkınca.Aras deli olmuştu gördükleri üzerine adeta.
‘’Kim biliyor ki burayı da yakabiliyor.’’
‘’Sakin olmaya çalış Aras abi.Elbet bunu yapanları buluruz şerefsiz herifleri.’’
‘’İçeride birileri var mıdır acaba?’’
‘’Abi olsa bile kurtaramayız bu yangında.’’
‘’Niye kurtaramayalım Hasan?’’
‘’Abi bu ateşin içine girilir mi bu delilik olur bence.’’
‘’Ya Süleyman abi içeride ise.’’o an Hasan ön girişe bakıp cesetleri görerek bir cesetin yanına gelip Arkada şaşkın olan Aras’a seslenir.
‘’Abi baksana şuna.’’Aras şaşkınlığını üzerinden atmaya çalışarak
‘’Ne o Hasan?’’diye dönüp bakar Hasan’a.
‘’Abi bunlar Süleyman abinin yanında bıraktığı korumaları.’’
‘’Onlar yerde ölü olarak yatıyorlarsa Süleyman abi nerede öyleyse.’’Hasan etrafı incelerken birçok ceset görür.
‘’Abi burada birçok ceset var.’’Aras’ta yanına gelip
‘’Süleyman abiye benzer birisi var mı cesetlerin arasında?’’
‘’Yok iyice baktım.’’
‘’İyi bakıyor musun Hasan cesetlere?’’der hem de cesetleri kendisi de inceleyip control ediyordu.
‘’Sanırım burada 5 ceset var.İçeriye bakmamız gerekir.’’
‘’Demin demiyor muydun dalınmaz bu alevlerin arasına diye.’’
‘’Dalınmaz ama itfaiye falan çağırmalı.’’
‘’Peki öyleyse Hasan.Sen hemen itfaiyeyi ara çabuk olmalarını söylemeyi de unutma.’’Aras’ın bu sözleri demesi üzerine Hasan biraz geriye çekilip itfaiyenin numarasını tuşlayıp arar.
Aras ise şaşmıştı olanlara.Birçok ceset vardı ama Süleyman abisi yoktu ortalıkta.Cesedi olsa bile bir izde yoktu. Gözlerinden yaş geliyordu gördükleri acılar üzerine.Üzülüyordu Süleyman abisi için.Nasıl üzülmesin 10 yıldır onun yanındaydı.Önceleri koruma sonralarda da yakın koruma en sonunda da sağ kolu olmuştu.Süleyman abisiyle birlikte birçok operasyona katılıp kaç kere ölümden kurtulmuşlardı birlikte.Bu üzüntüsüyle birlikte gökyüzüne bakıp der ki
‘’Neredesin abi burada ölümümü tattın yoksa.Neredesin abi bana cevap ver.’’diye haykırıyordu.Aras haykırıp gözyaşı dökerken arkadan 5 adamıyla birlikte Hakan ofise gelir.Arabadan inip olanları gördüğünde ise
‘’Aman Allah’ım ne olmuş buralara.’’deyip şaşar.Sonra da Aras’ı cesetlerin yanında ağlarken görüp yanına koşar hemen.Diz çöküp ağlayan Aras’ın önüne gelip diz çöker.
‘’Neler oldu burada Aras?’’
‘’Hiç bilmiyorum Hakan.Birileri bize gizli bir saldırıda bulunmuş bizler yokken.’’
‘’Bu cesetlerde neyin nesi peki?’’
‘’Bunlar bizden sonra Süleyman abiyle kalanların cesetleri.’’
‘’Kaç kişi kalmıştı ki?’’
‘’7 kişi kadar.’’
‘’Burada kaç ceset var Aras?’’
‘’Bulduğumuz kadarıyla 5 ceset bulunuyor.Ama içeride iki ceset artı Süleyman abi de olabilir.’’
‘’Siz sadece iki kişi gelmişsiniz ya’’
‘’Bir adamım operasyonda öldü.’’
‘’Diğerleri nerede peki?’’
‘’Onları başka bir yere yollayıp Hasan’la geldik buraya ve bu olanı gördük acı gözlerle.’’
‘’Kim yapmış bu adiliği hem kim burayı nereden bilebilirler ki.’’
‘’Sadettin’ten başkası olamaz.’’
‘’Neden?’’
‘’Ondan başka düşmanımız var mı?’’
‘’Doğru dedin de o burayı nasıl bilebilir ki?’’
‘’Kerem onda ya Hakan.’’
‘’Kerem’i konuşturdu diyorsun yani.’’
‘’Evet.’’
‘’Ya nasıl konuşur Kerem bunu bize nasıl yapabildi acaba?’’
‘’Bilemeyiz bunu Hakan belki de ona yoğun işkence yapmışlardır.’’
‘’İyi de işkenceye de maruz kalsa söylememeliydi.’’
‘’Peki Süleyman abi operasyona çıkarken mi burada durup beklerken mi saldırıya uğradılar.’’
‘’Sanılırsa operasyona giderken olan olmuş Hakan.’’
‘’Bu kanıya nereden vardın ki?’’derken ayağa da kalkar Hakan.Aras’ta, Hakan’a tutunup kalkar ayağa.
‘’Baksana cesetlere hepsi de silehını çıkartamamış ve silahlarını bellerinin arkasında tutuyorlarmış.’’
‘’Yani.’’
‘’Bu demek operasyona hazırlanıp bekliyorlarmış.’’
‘’Ne var ya böyle bir şey var mi olur?’’
‘’Olur silah yanda olsaydı burada nöbette oldukları olurdu sana bunu hiç öğretmediler mi yoksa?’’
‘’Ne bileyim şu an o bağlantıyı pek kuramadım sanki başka bir şeyler var.’’o an ise ikilinin yanına Hasan gelir.
‘’Aras abi Hakan abinin getirdiği adamları yolun başına yolladım.’’
‘’O niye ki lan?’’
‘’İtfaiye çağırdım ya onu karşılayacaklar yolun başında araba bu yola girsin diye.’’
‘’İyi yapmışsın.’’
‘’Başka emrin var mı abi?’’Aras konuşmak isterken araya Hakan girip
‘’Yok Hasan sen git araba da otur.Biz konuşuyoruz da.’’
‘’Tamam abi.’’diyerek geri çekilir.Hasan hemen arabaya gidip oturur.Hakan ise Aras’a dönüp
‘’Dediğine göre operasyona çıkarlarken oldu yani.’’
‘’Evet.’’
‘’Öyleyse Süleyman dediği gibi yapıp Sadettin’le konuştu.’’
‘’Murat’ta Sadettn’in yerini buldu.Süleyman abi de operasyona giderken saldırıya uğradı.’’
‘’Murat dedin de o da içeride kalmış olabilir mi?’’
‘’Olabilir bu hiç aklıma gelmemişti.’’
‘’Hakan dediğin gibi olduysa 4 kişi daha içeride olmalı.’’
‘’Ya yoksa…’’
‘’O da ne demek ya?’’
‘’Bu işte bir ihtimal daha var bence demek.’’
‘’Neymiş o ihtimal?’’
‘’Süleyman abi bize dediği gibi telefon bekledi Sadettin’den.O telefon da geldikten sonra onunla konuşup işini bitirdikten sonra Murat’tan adresi istedi ve de aldı.’’
‘’Yani Murat’ta adresi verdi abiye.’’
‘’Ya yanlış adres vermişse.’’
‘’Nasıl yani?’’
‘’Murat yanlış adres verdi.Abi de çıkarken saldırıya uğradı.’’
‘’Murat hain mi diyorsun yoksa?’’
‘’Evet aynen öyle.’’
‘’Nasıl anlayıp buldun bunu?’’
‘’Murat bize geleli bir veya bilemedin iki gün oldu.Ne diye geldi ki hem bize?’’
‘’Sadettin’in yerini bulsun diye.’’
‘’Peki Kerem alınalı kaç gün oldu sence?’’
‘’Aynı birkaç gün oldu.’’
‘’Bak Aras bence olanlar şöyle; Kerem alındı.Ve onu konuşturdular bir şekilde ve burayı öğrenip buraya da bizim adam aradığımızı öğrenerek Murat’ı yolladılar.’’
‘’Ama Murat, abinin verdiği ilanla geldi aramıza.’’
‘’Ya o ilanı Sadettin ile Murat’ta gördülerse?’’
‘’Gördülerse bunu fırsat bilip Murat’ı buraya yolladılar hain diye.’’
‘’Aynen öyle oldu.Ve Murat yanlış verdi adresi operasyona çıkılsın diye.Abi de buradan çıkarken ayrılırken saldırıyla karşı karşıya kaldı.’’
‘’Ama hala bir soru belirsiz Hakan.’’
‘’Nasıl? Hangi soru belirsizlikte kaldı?’’Aras alevlerin arasındaki iki cesedi göstererek
‘’Orada iki ceset var ve Murat ile Süleyman abi aralarında yok.’’
‘’Doğru ya Süleyman abi öldü ya da Murat’ın hainliğini görüp anlayarak kaçtı buradan.’’
‘’Kaçtı diyorsun Hakan ama ya kaçarken öldürülmüş iseler ne yapacağız.’’
‘’Bence abi bu ormanda ve karanlıkta izini kaybettirmiştir tabi kaçabildiyse.’’
‘’Murat nerede öyleyse?’’
‘’Nerede olacak abi ölse de yaşasa da Sadettin’in yanındadır.’’Aras sinirlenip arabaya döner.Hakan bu olanı anlamak isteyerek
‘’Ne oldu Aras?’’
‘’Eğer Aybars ile Süleyman abi öldüyse ne yapacağız bir başımıza.’’
‘’Salih başkana gideceğiz ama dua et en azından birisi yaşasın da şansımız yaver gitsin.’’
‘’Ne diyorsun sen ya?’’
‘’Nesi var bunun ya ikisi de ölürse bizle birlikte sadece Salih başkan kalacak.Onunla ikimiz bu işlerde yapamazdık.’’
‘’Doğru da en azından birisi yaşıyor mudur?’’
‘’Bence evet.Onlar bizden kat ve kat tecrübeliler işlerinin ehlidir onlar.’’
‘’Ben arabaya dönüyorum.’’
‘’O da niye?’’
‘’Dinlenmem lazım o yüzden birazcık uyuyacağım.’’
‘’Öyleyse Hasan’a söyle arabayı biraz geri alsın.’’
‘’O da neden?’’
‘’Baksana yangın büyüyecek gibi duruyor.O yüzden biraz geri çekilmelisiniz.’’
‘’Peki.’’Aras arabaya binip ön koltukta oturan Hasan’a
‘’Hasan çek geriye arabayı.’’
‘’Derhal abi.’’Hasan arabayı öteye çekerken Hakan ise Salih’i arıyordu.Numarayı tuşlayıp telefonun açılmasını bekler.’’Salih o sıralarda Bekir’in arabasıyla ofise geliyordu.Telefonunun çaldığını fark edip arayana bakar.Hakan’ın ismini görüp şaşar.Yanında arabayı süren Bekir bu şaşkınlığı görüp
‘’Ne oldu başkan ya?’’
‘’Birisi arıyor.’’
‘’Kimmiş arayan özel biri mi yoksa benden saklaman mı gerek?’’
‘’Bırak eğlenceyi de seni yanına vereceklerimden birisinin adamı arıyor.’’
‘’Açsana o zaman ne duruyorsun ki başkan?’’sonrasında ise Salih telefonu açıp Hakan’a
‘’Ne var Hakan gecenin bu saatinde de beni arıyon?’’
‘’Başkan çok kötü olaylar oldu?’’
‘’Ne oldu oğlum anlatsana.’’
‘’Salih başkan Süleyman abi bizi operasyona yolladı.’’
‘’Kimi Hakan?’’
‘’Ben ve Aras’ı operasyona yollayıp kendisi de Sadettin’in aramasını beklemeye kaldı ofiste.’’
‘’E ne var bunda ya.’’
‘’Her şey de o zaman oldu işte.’’
‘’Ya açık açık anlatsana olanlar Hakan?’’
‘’Ben ve Aras operasyonu başarıyla tamamlayıp döndük ve karşımızda yanan ofisi bulduk.’’
‘’Ne Süleyman’ın ofisimi yandı?’’yanda ise arabayı süren Bekir meraklanıp
‘’Ne olmuş başkan bizimkilerin ofisi mi yanmış.’’Salih ise sadece başını sallayıp evet cevabı verip konuşmaya devam eder.
‘’Nasıl olmuş bu Hakan?’’
‘’Bilmiyoruz başkan ama bir tahminim var.’’
‘’Neymiş ya?’’
‘’İki gün önce Kerem’i aldı ya Sadettin.’’
‘’Evet.’’
‘’Aynı günün gecesi abinin iş başvurusuna Murat diye biri geldi.’’
‘’Ne iş başvurusu bu ya?’’
‘’Süleyman abi Sadettin’i bulmak için telefon dinleyip adres veya şifre çözen birisi için ilan verdi.’’
‘’Murat dediğinde size mi geldi?’’
‘’Evet başkan ve bu Murat bu gün kü saldırıdan sonra ortalarda yok.’’
‘’Süleyman nerede peki?’’
‘’O da yok.’’
‘’Yoksa öldü mü o da?’’
‘’Kayıp ama sanırım ölmedi.’’
‘’Nasıl biliyorsun ölmediğini?’’
‘’Ben abiye güvenirim o öyle kolay kolay ölmez.’’
‘’Sen beni bilgilendirmek için mi aradın yoksa o Murat’ın, Süleyman’ı sattığını söylemek için mi?’’
‘’Bunlarda var ama senin buraya gelmen gerekir başkan.’’
‘’Neden?’’
‘’Abi bana bir şey olur veya benden haber alamazsanız başkandan yardım alın demişti.’’
‘’İyi bende zaten size geiliyordum’’
‘’Bize mi geliyordun?’’
‘’Evet size yeni bir dosttu tanıştıracaktım.’’
‘’Yeni bir dost mu?’’
‘’Evet Hakan sen şimdi kapat biz yarım saate kalmaz oradayız.’’
‘’Tamam başkan.’’
‘’İtfaiye falan çağırdınız mı?’’
‘’Çğaırdık.’’
‘’İyi o zaman biz geliyoruz.’’diyerek Salih telefonu kapatır ve yanındaki Bekir’e dönüp
‘’Çabuk ve hızlı ol Bekir.Dediğim istikamette gidiyoruz tamam mı?’’
‘’Tamam başkan sen Hakan’a yarım saat dedin ben bu hızla 20 dakikadan önce vardırırım ikimizi.’’der.Ve sonrasında son hızla yanan ofise giderler.

************************* **************************** **********************

Küle dönmüş ofisteki yangın sona ermişti.İftaiyeciler yangının ormana taşmasını engelleyip bu büyük yangını durdurdular.Sonrasında ise 7 cesedi almaya ambulans gelmişti.Ambulansı ise Hakan çağırmıştı cesetlerin ortalıkta kalmaması için.Ve 7 cesedi topluyordu ambulans görevlileri.Aras ve Hakan ise arabaların yanında yere oturmuş yapılan işlemleri izliyorlardı.Adamları ise çevrede güvenliği sağlamak için duruyorlardı.Bu ortamda Salih ve Bekir arabaları ile olay yerine geliyordu.Aras ise gelen arabayı görüp Hakan’a
‘’Salih başkan geliyor herhalde.’’
‘’Evet o olmalı.’’deyip ikili birbirlerine tutunarak ayağa kalkarlar.Adamları ise onları kaldırmaya gelecekken Hakan, adamlara durun işareti yapıp Salih başkanın geldiği arabanın olduğu yere giderler.
Bekir olayların yaşandığı ofisin önüne gelip arabayı durdurur.Salih başkanla birlikte arabadan inerler.Salih olayın ve yangının büyüklüğünü güzelim ofisin küle dönmesinden anlar.
‘’Ne olmuş buraya neler yaşanmış burada Allah’ım?’’dieye şaşkınlığını belirtir.O an ise Hakan ile Aras yanlarına gelirler.Salih onları görerek
‘’Çocuklar iyi misiniz?’’
‘’Biz iyiyiz de Süleyman abiden de bir haber alsak çokça iyi olacak Salih başkan.’’
‘’Olur olur inşallah Aybars’ta, Süleyman’da ölmemiş olup dönecekler yanımıza.’’Aras, Bekir’i süzüp Salih başkana
‘’Bu da kim başkan.’’Salih ise önce Bekir’e sonra da ikiliye dönüp bakar.
‘’Çocuklar bu Bekir Öztürk bizim yeni dosttumuz ve yeni arkadaşınız.’’
‘’Nasıl oluyor bu iş?’’diye çıkışır Aras.
‘’Bunu bana Süleyman abiniz söyledi ve ben de Bekir’i ikna edip buraya getirdim.’’
‘’Ne için?’’Aras bu durumu kabullenecek gibi görünmüyordu.
‘’Ne olacak sizinle tanıştırma getirdim.’’
‘’Onu anladık başkan.’’Hakan ise Aras’ın bu tavrını anlamayarak
‘’Ne oluyor sana o bizimle birlikte bu davada ve görevde olacak.’’
‘’Olmasın.’’     
‘’Nasıl olmasın Kerem, Sadettin’in elinde Aybars abi ile Süleyman abi de kayıp ve şu anda da onlar geri dönse de güçsüzüz tamam mı?’’
‘’Ama Hakan.’’üçlüde Aras’ın bu ilginç tavrına şaşmıştı.Aras’ta kendisinin bu işte yalnız kaldığını düşünüp üçlünün yanından çekip gider.Hakan ise Aras’ın bu tavrı için Bekir’e
‘’Özür dilerim Bekir senden.O şu anlarda şokta Süleyman abi onun gerçek abisi gibidir.Onun yokluğu bir anda Aras’ı sinirli biri yaptı.Sen onun kusuruna bakma kardeş.’’
‘’Olur böyle şeyler ben alışığım böyle durumlara.’’deyip elini uzatır Hakan’a.Hakan’da, Bekir’e aynı şekilde elini uzatır.El sıkışmadan sonra
‘’Sen ne işle uğraşıyordun da buraya çağırıldın bir anda?Ayrıca hem seni Süleyman abiye tavsiye edenler kim?’’
‘’Vallahi narkotiktendeydim ben.Orada teşkilat adına bulunup uyuşturucu baronlarına karşı mücadele ediyordum.İkinci sorunun cevabı ben de değil başka Salih cevaplarsa daha iyi olur bence.’’
‘’Evet Hakan.Onu Süleyman’ın bulunduğu derinciler ona tavsiye etti.Süleyman’da beni aradı sonrasını biliyorsun zaten sen de.’’
‘’Evet şimdi anlaşıldı.’’
‘’Anlaşılan ne Hakan?’’diye sorar başkan.
‘’Başkanım derinciler herhalde böyle zorluklarla veya güçsüz durumda kalacağımızı fark edip ya da bilip Bekir’i yolladılar bize.’’
‘’Ama bir tek o kalmayacak sizlerle.’’
‘’Daha kimler var ki başkan?’’
‘’Evet başkan ben de bilmek isterim kimin aramıza katılacağını.’’
‘’Onu kim bulup getirecekti başkan.’’der Hakan.
‘’Aybars ile Süleyman aralarında anlaşmışlar.Süleyman benim aracılığım ile Bekir’i getirdiyse Aybars’ta Timur denen birisini alacakmış.’’
‘’Ama Aybars abi öldü diyorlar.’’
‘’Sen nasıl az önce telefonda ölmediklerine inandığını ve Süleyman’ın geri döneceğini söyledin ben de Aybars geri gelecek ve Timur’u da yanında getirecek.’’
‘’Sen de ona inanıyorsun başkan.Ama aramızda bu iki ihtimale de inanmayan var.’’
‘’Kim o inanmayan Hakan?’’
‘’Aras.’’
‘’Olsun be Hakan o da elbet görecek onların döndüğünü.’’
‘’Şimdi ne yapacağız.’’diye araya Bekir.
‘’Sanırım ben hepinizi gizli bir yere alacağım.’’
‘’Hepimiz sığar mıyız?’’
‘’Doğru dersin Hakan.Sen Aras’la diyeceğim adrese yanınızda kalan adamlarla gideceksiniz.’’
‘’Tamam başkan.’’
‘’Ama kaç adamınız var?’’
‘’Ben de 5 onda da 4 var.’’
‘’E! burada 6’sı var üçü nerede?’’
‘’Üçünü Aras başka yere yollamış ama şu an onlarda buraya geliyordur.’’
‘’İyi siz 11 kişi Tekirdağ yoluna doğru İstanbul’un çıkışındaki külube evlerine gidip bir iki hafta dinlenin.’’
‘’Niye bir iki hafta başkan?’’
‘’Çünkü ikili birbirine en geç iki hafta da dönüp tekrar bir arada devam edeceğiz sözü vermişler.Bekleyip dönmelerini gözleyeceğiz.’’
‘’Dönmezlerse ne olacak.Çünkü bu da bir ihtimal.’’
‘’O zaman ben Timur’u alıp İstanbul’a getireceğim.’’
‘’Burada değil mi o?’’
‘’İzmir’de ikamet ediyor Bekir.Onu alıp dönüp operasyonlara ve göreve kaldığımız yerden devam edeceğiz.’’
‘’Siz bu iki hafta için nereye gideceksiniz?’’
‘’Şiledeki külubeme.’’
‘’İyi fikir başkan hem Sadettin ikinizi de bilmiyor.’’
Böyle birbirleriyle sohbet ederlerken ambulanslar cesetleri alıp döner.İftaiye de yangını tamamen söndürüp ayrılırlar.Başkan Salih’te, Aras, Bekir ve Hakan’a iki gün sonra teşkilatta buluşmaya çağırıp yanıp kül olmuş ofisten herkesi toplar ve birlikte ayrılırlar.Aras’ın ise anlamsız tavrı hala sürüyordu ve de sürecek gibiydi.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN’İN GİZLİ TOPLANTISI

Özel bir yerde özel bir toplantı için toplananlar vardı.Toplantı odasının önünde ise Vedat güzelce giyinip adeta hazır olda bekliyordu.O an ise Sadettin merdivenlerden çıkmayı bitirip yanında oflu İsmail ile birlikte toplantı odasına doğru gidiyordu.Sadettin toplantıya herkesin gelmesini umuyordu.Bu durum ve halde odanın önüne gelir.Vedat’a bakıp
‘’Herkes geldi mi toplantıya?’’
‘’Eksik var efendim.’’
‘’Bak İsmail görüyor musun ben çağırıyorum ama gelmeyen veya gelmeyenler var.’’
‘’Var Sadettin çok ayıp ettiler.’’
‘’Haklısın İsmail bu bana karşı yapılmış bir saygısızlıktır.’’
‘’Ama efendim…’’Sadettin onu dinlemeyip
‘’Sus Vedat sen bana isim ver.’’diye susturur Vedat’ı.
‘’Efendim Fahri ile Zeki gelmediler.’’
‘’Hadi Fahri gizliden kuyumu kazmaya çalışıyor.Zeki niye gelmedi acaba bu önemli toplantıya.’’
‘’Öldüğünden dolayı efendim.’’der Vedat.Sadettin ise bir şey diyemeden şaşar kalır bu süpriz habere.İsmail’de duraksamıştı haber karşısında.
‘’Sen neler diyorsun Vedat?’’
‘’Az diyorum efendim.’’
‘’Ne…’’
‘’Fahri’de ölmüş dün gece.’’
‘’Nereden aldın bu iki önemli haberi Vedat?’’
‘’Efendim toplantıyı kimse unutmasın diye herkese son kez adamlarımı yolladım.Malesef Fahri’nin evi ve Zeki’nin limanının önünde Fahri, Zeki ve ikilinin adamlarının cesetleriyle karşılaşmışlar.’’
‘’Kim yapmış bana bu son dakika kazığını.’’diye sinirinden köpürür gibi yapanları öğrenmek ister Sadettin.
‘’Fahri ile Zeki’ye isabet eden kurşunlara ve bu saldırılarda geçen hatta bırakılan bir silahtaki parmak izlerine bile baktırdık efendim.’’
‘’Kes evelemeyi Vedat da bana isimler ver.’’
‘’Silahtaki iz Hasan diye birisine ait çıktı.’’
‘’O da kim?’’
‘’Süleyman’ın adamlarından olan Aras’ın adamı.’’
‘’Ben anlayacağımı anladım Vedat.Bu Süleyman gideceğini mi anladı mı ne birilerini de yanında götürdü.’’
‘’Efendim girecek misiniz toplantıya?’’
‘’Ne yapalım çağırmışız o kadar girmesek olmaz.’’İsmail bir anda araya girip
‘’Artık sana karşı çıkacakta kalmadı.’’
‘’Haklısın İsmail.’’deyip Vedat’a tekrar döner.
‘’Nilüfer içeride mi?’’
‘’Evet efendim.’’
‘’İyi sen buraya bak…yok hatta tüm binayı korumaya yığ o Süleyman’ın adamları başımıza ekşiyebilirler.’’
‘’Derhal efendim.’’deyip ikilinin yanından ayrılır Vedat.Sadettin ise kapıyı açıp odaya girer.Arkasından da İsmail kapıyı içeriden kapatıp o da odaya girer.İkili yerlerini gelenlere bakarak ve onları süzerek alırlar.Sonra Sadettin toplantıyı açmak için ayağa kalkıp ellerini de masanın üzerine koyar.
‘’Dostlarım bu gün burada çok önemli bir hususu konuşmak adına toplandık.Yolladığım elçiler size konuyu belirtmediler değil mi?’’der demez herkes evet derler.Sadettin ise devam ediyordu.
‘’O yüzden bunun herkesçe bilinip yayılmasını istemediğimdendir.Şunu biliniz ki bu gün burada örgütün liderinin seçilmesini ve adayları belirlemek için toplandık burada.’’Odada bulunan Cahit Yaman söz alarak
‘’Sadettin bey bu isteğinizi kurula ne zaman bildireceksiniz?’’
‘’Bu öğlen.’’
‘’İyi de aramızda olmayanların neden olmadığını bizler gibi biliyor musunuz?’’
‘’Tabi ki Cahit’ciğim.Bu elim biro lay ben dahil kimse böyle bir olayı beklemiyordu.’’
‘’Ama bunu yapan sizin yakın ama eski bir dosttunuz.Ona ne diyeceksiniz.’’Hüseyin Yalçın’da, Cahit’te katılarak
‘’Cahit bey doğru söylüyor eski dosttunuz bize savaş açmış durumda.’’
‘’Korkmayın beyler ve bayan Nilüfer hanım.O dediğiniz şahsı dün İsmail ve Vedat etkisiz hale getirdi.Hem sizde bilirsiniz ki onlar Yavuz’u da öldürdü.Böylece üç kişinin intikamını almış olduk.’’
‘’Böyle adalet olur mu Sadettin bey?’’
‘’Ne yapalım ben bilmiyor muyum onların kime veya kimlere saldıracağını hem artık onlar lidersiz gidemezler ve örgütün lideri de olamazlar.’’
‘’Ama bizim sayımız da azaldı.’’
‘’Anlıyorum sizleri.Hüseyin bey keybettiğiniz Zeki dosttunuz ama Fahri’de yıllar boyunca Yıldırım ailesinde çalıştı.Bakın görün ki Nilüfer’de üzülüyor.’’diyerek oturur.Kısa bir sessizlikten sonar
‘’Bakın dostlarım ortalık karışık ölenler yine çoğaldı.Birileri ülkeyi bölmek istiyor.Eğer birlik olursak başkalarını da yanımıza alırsak karşımızda kimse duramaz.’’
‘’Kayıplara ne diyeceksiniz Sadettin bey.’’diye bu seferde Avni Dalyan çıkışır Sadettin’e
‘’Bilmiyorum ama bu tam bir savaş.Savaşta da biliyorsunuz kayıp olur.Bu zamana kadar olan savaşlarda kan akmadan ya da kayıplar olmadan zafer olmaz.’’
‘’Peki dediğiniz gibi liderleri yoksa yıkılaccaklar mı yoksa yeni bir lider bulacaklar mı?’’
‘’Yeni lider bulamazlarsa zaten yıkılıp dağılırlar Cahit bey.Asıl burada önemli olan yeni lider çıkmadan onları tamamen bitirmek.Ancak böyle olursa önümüzdeki bir engel kalkar.Biliyorsunuz ki Amerika yüzünden Rus’larda bizlere karşı.’’
‘’O zaman yine seçim kararı aldıralım diye kurula gideceğiz.Amerika olmasa ruslar, çinliler çöker bu topraklara.Amerika bizim müttefiklerimiz.’’der sert bir tonal Cahit Yaman.
‘’Doğru Amerika’lılar bizim müttefiklerimiz ama rus veya çin tehdidini görmezden gelemeyiz bu gün kü düşmanı temizlesek rus ve çinli düşmanlarla kapışacağız.Ama yine daha önemlisi bu Süleyman teşkilattan biri ve teşkilat yine de ayrı bir oluşum yollayabilir üzerimize.’’
‘’Bu sefer haklısınız ama o zaman çabucak daha da büyümeliyiz Sadettin bey.’’
‘’Sizde haklısınız her neyse bu faslı kapatmalıyız bu konuyu sonra detaylıca konuşacağız zaten sizlere soruyorum seçime gitsin mi kurul biliyorsunuz imzanız gerekli zaten dün kurul başkanı Adil beyle de konuştum.Onlarda 150 kadar üyeden imza alıyorlar.Yarıyı geçerse seçim olacak.’’
‘’Benim oyum evet.’diyerek imzalanacak kağıdı ister Cahit.İsmail hemen kağıdı Cahit’e uzatır.Ardından da Hüseyin ile Avni’de evet diyerek kağıda imzalarını Cahit gibi atarlar.En sonunda da İsmail ile Nilüfer olur diyerek imzaladıktan sonra en sonunda da kağıt Sadettin’in önüne bırakılır.
‘’Dostlarım beni şaşırtmayıp imzaladığınız için teşekkür eder ve son soruyu soruyorum sizlere.’’
‘’Ne sorusu bu Sadettin?’’diye merak içinde sorar İsmail.
‘’Ne olacak başkanlığa ve bu görevin sonunda hükümeti kendi lehimize değiştirmeye kim aday?’’diye herkese tek tek bakarak sorar.Bir sure kimseden ses çıkmaz bunun üzerine ise Sadettin.
‘’Ben adayım dostlarım.’’diyerek derin sessizliği bozar.Liderliği ve korkutuculuğuyla ikna eder odadaki herkesi.Kağıdın üzerine de adaylığını işaretleyerek ayağa kalkar yeniden.
‘’Dostlarım buraya gelip bu kararın alınmasında pay sahibi olduğunuz için teşekkür ederim.Bu sonucu kurula iletmeye gidiyorum.Umarım sonuç hepimizi mutlu eder.Sizler gidebilirsiniz holdinglerinizin veya şirketlerinizin başına.’’diyerek İsmail’e işaret eder.İsmail’de bu işaretle birlikte anında yerinden kalkar ayağa.Sadettin, Nilüfer’e de işaret edip onu da yanına alır.Üçlü hiç vakit kaybetmeden odadan çıkıp ayrılırken içeridekiler ise yerlerinden kalkarlarken Cahit, Hüseyin’in kulağına eğilip
‘’Bu Sadettin bizi bile satabilir.’’
‘’Ne diyorsun sen Cahit?’’
‘’Ne diyeceğim bu Sadettin ikili oynuyor.’’
‘’Onu ben bilemem.’’
‘’Nasıl bilemezsin adamın dediklerini duymadın mı?’’
‘’Duydum ama Cahit bunu kafaya takmam.Yok bize savaş açıp öldürtmeye kalkarsa kurtulmanın bir yolunu bulurum.Sen düşün kendini.’’
‘’İyi o zaman Hüseyin ölürsen bir gül getiririm cenaze.’’
‘’Getir Cahit ona da razı olurum ben.Unutma ki hepimiz birer faniyiz bu yeryüzünde.’’diyerek Avni’nin yanına gelip ikili de hemen ayrılırlar.Odada tek başına kalan Cahit ise sinirinden köpürüyordu.

Binanın dışında ise arabaya binerken Sadettin, İsmail’i yanına çağırıp
‘’Cahit’i hallet İsmail hem de hemen.’’
‘’Cahit’i hallederim de diğer ikiliye ne olacak?’’
‘’Onu da Vedat’la birlikte halledersin İsmail’ciğim.Hiç endişe etme sen buna.Ben Vedat’la giderim kurula sen şimdi Cahit’i hallet.’’
‘’Kaza süsü mü vereyim?’’
‘’Sen karadenizlisin bulursun bir şeyler.’’
‘’Peki Sadettin sana başarılar diyeyim başka diyecek yok.’’
‘’Görüşürüz artık İsmail diğerlerini en geç gün de halledin.’’
‘’Olur.’’der.Araba giderken arkadan el sallar sadece İsmail.İsmail hemen arkasına dönüp önündeki koca binaya bakıp.
‘’Sen de gidiyorsun ha Cahit.’’demesinin üzerine birkaç saniye geçmeden adamlarını sakince binaya doğru atarken bir anda karşısında örgütün iki üyesi olan Hüseyin ile Avni’yi görür.Onlara sessizce selam verip binaya ve içeriye girmeye devam eder İsmail.Merdivenleri teker teker çıktıktan sonra toplantı odasına doğru giderken karşısında Cahit’i odadan çıkmış halde görüp bulur.Ve anında Cahit’e yakın olan bir adamına sessizce işaret edip Cahit’i yakalamasını emreder.Adam yakalamaya çalışırken kendiside silahını çıkarıp
‘’Nereye Cahit?’’Cahit ise başını kaldırıp gözlerinin önünde silahı görünce
‘’Bu kadar da erken mi sildiniz ben?’’’
‘’Evet dosttum.’’
‘’Nereye götüreceksin beni burada yapacak kadar cesaretli olamazsın.’’
‘’Karacaahmet’e götüreceğim seni.’’diyerek arkada duran adama işaret eder.Adam hemen Cahit’in boğazına bir ip geçirerek Cahit’i yere düşürür ve sıkabildiği kadar da sıkar Cahit’in boğazındaki ipi.Cahit ise dayanamayıp yere çöküp yavaş yavaş nefessiz kalarak canını teslim eder azraile.Adam işini hallettikten sonra
‘’Ne yapalım abi adamı?’’
‘’Götürün evine.’’
‘’Evine mi?’’
‘’Ne var evlat götürün evine odasına koyup asın.’’
‘’İntihar mı etti dedirteceğiz herkese?’’
‘’Aynen evlat al yanına iki kişi gerekirse evindeki herkesi öldür.’’
‘’Ya çoksa…’’
‘’Onu bilemem gerekirse gizlice sokun oğlum yeter ki asılı gözüksün.’’
‘’Abi başka yere asalım.’’
‘’İyi o zaman uygunsa iş yeri hiç yoksa sokağa veya evinin önüne asın.’’
‘’Evinin önü iyi gözdağı olur.’’
‘’Ama gece yapın bunu ha işi gören mören olmasın.’’
‘’Oldu abi.’’adam sözlerini bitiriip gider İsmail’in yanından İsmail ise Sadettin’in evine döner.Kalanları nasıl halletmeyi öğrenmek için.Artık Sadettin herkesi silip sonucu kendş tarafına belirliyordu.

************************ *********************** *********************

Kısa bir yolculuktan sonra Sadettin adamı Vedat ile birlikte kurula ulaşmışlardı.Hatta hemen kurulun toplandığı odaya gelmişlerdi.Sadettin adamlarıyla birlikte odanın önüne gelir.Yanında duran Vedat’a seslenip
‘’Kaç adam var içeride?’’
‘’7 efendim.Ben ve siz dahil olursak 9 ediyor.’’
‘’Güzel.Peki dışarıda ve buraya gelesiye kadar kaç adam gördün?’’
‘’15 kadar.Ama içeride de olmalı.’’
‘’İyi sen önce buradan başla sonra içeri dönersin.’’
‘’Oldu efendim.’’Sadettin ise kapıyı açıp içeriye girer ağır adımlarla.Vücudu onu sanki taşımayacak kadar ağırlaşmıştı.Ama mağrur duruşu Sadettin’in bu ağırlığını rahatlatır gibi duruyordu.Sadettin odaya girdiği gibi kendisini içeride 5 üye ve 2 özel koruma karşılar.Başkana bakarak oturmak istediği görmek için.
‘’Nereye oturmalıyım başkan?’’
‘’Hemen önündeki sandalyeye.’’desede başkan, Sadettin’in bu ağırlığı karşısında şaşırmamış da değildi.Sadettin ise hemen sandalyeyi çekip oturarak yerini alır.5 üye ise yuvarlak masa gibi ortası tamamen boş hafif dosya koyulacak yeri olan bir masa da Sadettin’i Hilal gibi sarıyorlardı bu durumda.Başkan ise söze girerek başlar konuşmasına
‘’Evet Sadettin buraya niye geldiğinizi biliyoruz.’’
‘’Biliyorsanız susmayın.Ben de size son imzaları getirdim.Umarım herkes en azından bir göz atmıştır.’’
‘’Atan da oldu atmayan da Sadettin.’’diyerek sonrasında sağdaki özel korumaya dönüp
‘’Al kağıdı Sadettin’den.’’adam hemen denileni yaparak kağıdı Sadettin’den alıp başkanın önüne koyar.Başkan ise önüne konan kağıdı hafifçe göz ucuyla inceledikten sonra başını kağıttan kaldırıp karşısındaki Sadettin’e bakarak
‘’Güzel bir iş yapmışsın doğrusu Sadettin.Bazı adamların mı desem dostların mı desem öldü kalanlarda sana itaat ettiler.’’
‘’O sizin takdiriniz başkan.’’
‘’Doğru benim takdirim.Ama hepsini nasıl etkiledin bilmiyorum ama sonucunu aldın Sadettin.’’
‘’Evet ben de o sonucu bekliyordum zaten.’’
‘’Sana dediğim gibi 150 üyeye bu kağıt ulaştı.Bunlardan 138’i imzalamaya uygun gördü.’’
‘’Yarımdan fazlaysa seçim olacak mı diyeceksiniz?’’
‘’Ama imzalamayan 12 kişiyi de kat.’’
‘’Tamam da adaylar kim bu seçimde?’’
‘’Sen ve iş adamı Engin Tekay ile son olarakta eski büyükelçi Berk Topaloğlu bulunuyor.’’
‘’Şaştım.’’
‘’Hangisine şaştın?’’
‘’Adayın azlığına şaştım.’’
‘’Bu senin için iyi değil mi?’’
‘’Değil…’’
‘’Nasıl değil Sadettin?’’
‘’Anlamadın mı salak…’’başkan dahil odadaki herkes bu sözlere ve bir anda değişen tavırlara şaşıyordu.
‘’Sen bana ne dediğinin farkında mısın?’’
‘’Gayet net biliyorum sana bizzat salak dedim başkan.’’
‘’Ne yapmak istiyorsun sen Sadettin yoksa aklını falan mı kaçırdın?’’
‘’Hayır ben akıllıyımda siz satıcı birer şerefsizler topluluğusunuz.’’
‘’Ne diyorsun sen?’’diye kızıyordu başkan.Diğerleri ise bu ağır ithama buna veya bunlara benzer başkanın aynısı tepkiler veriyorlardı.
‘’Sen nasıl ve neyin başkanısın?’’
‘’Barış ve Kardeşlik örgütünün gizli lideriyim.’’
‘’Yapma ya sen başkansan ben neyim öyleyse?’’
‘’Bize bağlı bir köle tamam mı?’’
‘’Modern bir köle miyim size göre.’’
‘’Aynen dediklerin gibisin Sadettin.Amacın bizleri kızdrımaksa sana söylüyorum bizler öyle kolay kızmayız.’’
‘’Ya zaafınızı biliyorsam ne dersin başkan?’’
‘’Neymiş sana göre zaafımız?’’
‘’Siz ülkeyi bölmek isteyenlere kölelik, yalakalık yapan adi, şerefsiz ve de bir o kadar da pislik içinde vatan hainlerisiniz.’’
‘’Sen bize böyle ithamlarda bulunamazsın.Asıl biz böyle yaparak vatanın, hükümetin devamlılığını sağlıyoruz.’’
‘’Göreceksiniz o çok güvendiğiniz ve beğendiniz hükümette düşecek tahtından.’’
‘’Sanmam.’’
‘’Bence bunu da düşünsen iyi olur başkan yoksa beni ve kendi milletini hafife alarak çok büyük hata yaparsın.’’
‘’Öyle bir şey yaparım ki.’’
‘’Ne yaparsın söyle başkan ne kadar korkunçmuşsun görmek istiyorum?’’
‘’Sen milleti üstün mü sanıyorsun?’’
‘’Evet Türk milleti olmasa belki de dünyada olmazdı derecesinde üsttünüz ya da üstün demesek bile güçlüyüz.’’
‘’Sen Azteklerin Türk olduğunu bile söylersin bana.’’
‘’Gerekirse evet başkan bozuntusu.Sizin gibi hainler olduğundan ülkemiz düzelmiyor.Görecek o Amerika bir gün biz ve bu millet yine en büyük olacak.’’
‘’O gün yakın mı sence?’’
‘’Orasına sen karar ver başkan.Ve sana on bir şey söylüyorum.’’
‘’Neymiş bak merak ettim doğrusu diyeceklerini?’’
‘’O seçim olmayacak.’’
‘’Ama imza attın ve 77 kişinin içindesin.’’
‘’İyi ya bu ülkede her zaman azınlığın dediği olur bilmez misin?’’
‘’O seçim olacak Sadettin başka yolu yok bunun.’’İsmi vurgulayarak söylüyordu başkan Sadettin’e.
‘’Sizin Türk olmanızdan çokça utanıyorum.’’
‘’Ne diyorsun sen lan kimse benim ve buradakilerin Türklüğüne laf edemez.’’diyerek yerinden adeta sıçrar gibi kalkar ve yanında bulunan korumalara
‘’Vurun bu haini yoksa bizi her yere satar.’’Bu laflar söylenirken birden kapı açılır o an.Ve Vedat arkasında duran üç adamla içeriye girip elindeki ağır makinalı silahlarla hiçbir an durmadan ateş edip dururlar odadaki kurul üyelerine.Vedat ve adamları önce karşı saldırı olmasın diye iki korumayı sonra da sırayla 4 üyeyi çeşitli yerlerinden ölümcül şekilde vurup öldürür ve yere sererler.Bundan sonrasında Sadettin’in emriyle silahlar susar ve Sadettin oturduğu yerden kalkıp titreyen ve bu ani saldırıyla sarsılan ve de bir o kadar şaşıran başkana bakarak önce gülümser sonra da
‘’Örgütün Türkiye bloğu böylece çöktü başkan.’’
‘’Bu yaptığına hala inanamıyorum.’’
‘’İnan bence.’’derken Sadettin.Kurulun özel toplantı yaptığı oda ise tanınmaz hale gelmişti duvarlardaki kurşun izlerinden.Başkan ise odanın ve kendisinin durumuna aldırmadan Sadettin’e
‘’Hayır.Seçim sadece bir oyundu.Bu seçim oyunuyla kim hainmiş kim hain değilmiş onu öğrenmek içindi.’’
‘’Kimmiş hain olmayanlar?’’
‘’İmza atmayan ya da burada olmayan o 12 kişi.’’
‘’İmza atanlarda sen de varsın.’’
‘’Olabilir.’’
‘’Hatta İsmail ve Nilüfer’de attı.’’Sadettin, başkanın yakınına gelip kağıdı eline alıp sonra da cebinden küçük bir fener çıkarıp kağıda tutar.Anında Nilüfer, İsmail ve Sadettin’in imzasının yanında seçime hayır yazıları belirir.Bunlar Sadettin’in yazısı özel ışığı olmadan gözükmeyen kalemle yazısıydı ve böyle yazmıştı Sadettin ve diğerleri.
‘’Evet imza attım ama hayır dedim ben başkan.’’
‘’Hayir diyenleri de mi yaşatacaksın?’’
‘’Aynen yani ben, Nilüfer ve İsmail’i çıkar.Geride kalan 74 kişiden seçtiklerim ölecek başkan.’’
‘’Diyorsun ki aslında evet diyen 74 ve seçim yapılmayacaktı.’’
‘’Çok iyi anladın başkan.Ve de ilk olarak Cahit Yaman’ı öldürdüm daha 30 isim var seçip öldüreceğim.’’
‘’Kimler olacak o 30 kişilik ölüm listesinde?’’
‘’Daha karar vermedim buna.Cahit’i çıkar 73 kişi kaldı.43’ünü yaşatacağım onlar şanslı olup devam edecekler yaşamlarına.’’
‘’Ya o 30 kişiden öldüremediğin olursa?’’
‘’İkinci de öldürürüm hepsini ilk saldırıpta öldüremem ya.Hem Allah’ın hakkı üçtür be başkan.’’başkan bu sözlerden ve açıklamalardan sonra Sadettin’den iyice korkmuştu.Önce onun psikopat olduğuna karar verdi ;ama sonra onun psikopattan da öte bir yerlerde olduğuna hüküm getirdi.Sadettin ise kafası karışmış ve ölümü bekleyen başkana
‘’Ciao yani hoşça kal başkan.’’diyerek silahını çekip ateşler başkana doğru.Başkan ise alnının tam ortasına yediği kurşunla önce yere yığılır sonra da ölür.Sadettin’de büyük zafer elde ederek listeleri masadan alıp kaosta ölecek 30 önemli ismi belirlemek istiyordu.
Sadettin işlerini halledip binadan ayrılıp giderken yerde yatan cesetlere bakarak der ki
‘’Yazık oldu sizlere Amerika için öldünüz boş yere.’’sonra da Vedat’ın yardımıyla arabasına biner.Şoför de son hızla ayrılır binadan.Yolda giderlerken Vedat cep telefonundan gazetecileri ve polisi arayıp olay yerine çağırıp adamlarıyla ayrılırlar olayları gün yüzüne çıkartmak isteyerek.Bu olanlar sırasında Nilüfer’de araba da beklemişti Sadettin’i ve de olaylar sonrasında onunla birlikte ayrılmıştı olay yerinden.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE ESRARENGİZ SUİKAST

Arif Demir günün bütün yorgunluğunu atmak amacıyla evine dönüyordu.Evi ise İstanbul’un en işlek ve zengin kesiminin yaşadığı Nişantaşındaydı.Evine de iyice yaklaşmış bulunuyordu Arif Demir.Arif Demir ise kafasını dağıtmak adına arabasının müzik çalarına basar.Başta birkaç şarkıyı çalar azar azar.Ama hepsini beğenmeyerek birkaç değiştirme daha yaptıktan sonra güzel bir şarkıda durur.Durduğu ve dinlediği şarkı Edip Akbayram’dan Aldırma Gönül’dü.Şarkının melodisini duyar duymaz Arif Demir mırıldanmaya başlar güzel sözleri.Ne de bu onun en çok dinlediği, beğendiği ve en çok sevdiği şarkılardandı.
Gazetede geçirdiği uzun ve bir o kadar da hızlı ve yorucu haber trafiği onu bitap düşürmüştü.Yarın ki çıkacak gazetenin haberlerini arkadaşlarıyla hazırlayıp matbaya basılması için yollamıştı.İşi gereği birçok kişiyle muhattap oluyor ve düşmanınında çok olduğunu düşünüyordu Arif Demir.Evine varmadan önceki son dönemecide aldıktan sonra uzun sayılacak bir düzlüğe çıkar.Fazla hız yapmadan sakin sakin yolunu alıyordu dinlediği şarkıyla motive olarak.

Arif Demir’in evinin karşı köşesinde iki kişi karanlığın içinde hararetli bir şekilde konuşma geçiriyorlardı aralarında.
‘’Servet abi bu adamı niye öldürüyoruz ki şimdi gece gece?’’
‘’Ya Adnan sen harbiden salak mısın yoksa salak numarasımı çakıyorsun bana söylesene?’’
‘’Ama Servet abi deme bana böyle.’’
‘’Kes konuşmayı oğlum.Örgütün başkanı ne dedi bize?’’
‘’Ne demişti abi?’’
‘’Oğlum Adnan ben sana bunu 5 kere söyledim sen de her seferinde sordun ve de hala soruyorsun bana.’’
‘’Affedersin abi bir an unutmuşum da.’’
‘’İyi Adnan dua et seni seveyim yoksa bu devrim uğruna seni kıtır kıtır keserim ona göre ha!’’arada birkaç nefes alıp devam eder konuşmasına Servet.
‘’Adnan başkan bize üç görev verdi değil mi?’’
‘’Evet abi üç.’’
‘’Bak bunu iyi anlamışsın.Bu üç görevi biz yapacağız ki ne olacak sonrasında?’’
‘’Ne olacak abi merak ettim vallahi?’’
‘’Elinin körü tamam mı? Adnan ortalık karışacak be oğlum.’’
‘’He! Şimdi anlamışımdır abi.’’
‘’Hele şükür anlamışsındır umarım.Adnan bu bombacı dediğin güvenilir biri mi?’’
‘’Abi köylüm olur kendisi sağlam çocuktur bize zararı olmaz.’’
‘’Lan insan köylüsünü bombacı ya da intiharcı yapar mı ya?’’
‘’Ne bileyim abi sen bana Arif Demir ölecek adam ve bomba ya da bombacı ayarla dedin ben de ayarladım.’’
‘’İyi de ben o bombayı arabanın motoruna koydum çarpma yapacak ve patlayacak yani.’’
‘’Yani abi…’’
‘’Yani köylünde o yazar bozuntusu da booom! Diye havaya uçacaklar ölerek.’’
‘’Ne…ben bunu hiç bilmiyordum be abi?’’
‘’Ne zannediyordun sen Adnan?’’
‘’Ne bileyim abi ben ona arabaya carp biz hem bomba hem de kurşun yollayacağız adama dedim.’’
‘’İyi demişsin artık çarpmadan sonra yaşar mı ya da yaşasa bile konuşacak hali kalır mı onu da sen düşün artık.’’Adnan once üzülse de şaşkınlığı bu hüznünü dağıtıp gider.Ağıt yakanlar gibi dayandığı elektrik direğine dayanmayı bırakıp çöker yere oturur öylece.Etrafta kalabalık olduğundan Servet şaştığı bu durum için Adnan’ın kafasına tokatı indirip ensesinden tutup kaldırır havaya.
‘’Niye ağıt yakıyorsun len?’’
‘’Köylüm ölecek ya abi ondan.’’
‘’Lan oğlum ortalık kalabalık değil mi?’’
‘’Kalabalık.’’
‘’Öyleyse niye bağırıpta herkesi buraya toplarsın manyak herif.’’
‘’Affedersin abi bir an boşlukta bulundum.’’
‘’Hem sen bana abi değil başkan diyeceksin.Hadi de bakayım.’’
‘’Tabi başkanım.’’
‘’Aferin sana Adnan.’’derken o sırada yazarın içinde bulunduğu arabayı group Adnan’ı susturarak ikili olayı ve olacakları izlemeye koyulurlar.

Arkaya hafifçe bakarak mavi renkli arabayı arkasında görür kaldırımın sol tarafına park etmiş halde duran kırmızı renkli arabanın içindeki örgütçü adam.Avını bekleyen aslan misali arabanın geçmesini bekler.Araba da geçince hemen anahtarı çevirip arabayı çalıştırır yavaşça.Öndeki arabayla arası fazla olduğu için hemen park ettiği yerden çıkarak arkadan arabayı takibe başlar.Mavi renkli arabadaki Arif Demir dönemeçte olan evinin karşısındaki kaldırıma yaklaşıp arabasını park etmeye koyulur hiçbir şeyden habersizce.
Öte tarafta ise kırmızı renkli araba da ağır ağır yaklaşıp trafiği de allak bullak etmeye başlar.Arkadan korna çalanlara bile aldırmadan onlarla muhattap dahi olmadan yeni park etmiş arabaya iyice yaklaşır.Sola dönüp yolunu almaktansa park etmiş arabanın iyice dibine girer.Diğer arabada ise Arif Demir anahtarı çıkarıp cebine atar.Mırıldandığı şarkının bitmesini bekler.Şarkınında son sözleri söyleniyordu radyoda.Arif Demir’de sözlere eşlik ediyordu oturduğu yerden.
‘’Aldırma gönül.Gönül aldırma…’’derken başını yola çevirip ortama bakacakken akşamın karanlığının içinden bir ışık gibi görünen ve parlayan arabayı görür karşısında dehşetler içerisinde.Arabanın kendisine doğru geldiğini anlayıp yan koltuğa geçip oradan da kaçmak isterken daha yan koltuğa geçemeden gelen araba kendi arabasına çarpar son hızla ve büyük şiddetle.Çarpmanın etkisiyle motora bağlı olan bomba sert çarpmayla bulunduğu yerde sıkışıp anında patlar.
Akşamı bölüp ortalığı gündüz saatindeki kadar aydınlatır patlayan bomba.Ortalıkta ise insanlar anlamadıkları ve de nereden geldiği belli olmayan bu şok saldırıyla etrafa kaçışırlar.Bazıları ise ölenler için mi yoksa yaralılar için mi belli olmayan bir şekilde feryatlar koparırcasına ağlayıp yardım isterler oldukları yerde acınası hallerinde.Ortalık ise kana bulanmış göl gibi olmuştu.Ve çarpışan iki arabadaki iki ölüden başka da bombadan veya gelen cam parçaları yüzünden de birçok yaralanan olmuştu patlamadan sonra.Yolun diğer tarafında duran Servet aldığı bu büyük zaferi kutlarcasına yanındaki adamına
‘’Buradaki işimiz bitti Adnan.Artık ölenlere rahmet yaralılara da sağlıklı günler dilerim ölesiye kadar.’’diyerek ikili birlikte olay yerini herkeslerden kaçarak terk ederler ve kimse bilmiyordu bu iki kişinin böyle ölümcül bir saldırı düzenlediğini.

YER:
TÜRKİYE – ANKARA VE KIZILAY MEYDANINDAKİ BİR İŞHANI

Ahmet amca ile Rıza amca işhanının kıraathanesinde oturmuş sohbet ediyorlardı aralarında.Çevrelerinde ise 10 kadar insane oturmuş bu iki amcanın yaptıkları sohbeti izliyorlardı televizyon izler gibi.Arada onlara katılıp birkaç kelam edip tekrar susup iki güzel amcanın atışma gibi sohbetlerini dinliyorlardı.İşhanı ise Ankara’nın en büyüğü olmasa da en güzel yerlerinden biri olan Kızılay meydanın tam karşısındaydı.Ve her akşam saat 20:45 olduğundan kepenkler iner herkes evinin yolunu tutardı bu iş hanında.
İşte böyle güzel bir ortamın oluştuğu yerde iş hanının girişinde bulunan kıraathane her akşamüstü saat 19:30 ile 20:30 arasında iki güzel amcanın siyasi tartışmasına sahne oluyordu bu yer.Ve 4 ekim gününün akşamında yine iki amca konuşuyordu aralarında.
‘’Ne dersin bu olanlara Ahmet?’’
‘’Hangi habere Rıza’cığım?’’
‘’Baksana bu öğlen gazetesinde ekonomi yine bozuk gidiyor diye yazıyor.’’
‘’Yapma ya her zaman ki gibi desene sorunumuz ekonomi.’’
‘’Öyle ya bir gün ekonomi çöyle güzel, euro ile dolar düşüşte Türk lirası değer kazandı yazmıyor.’’
‘’Bence mahsus yapıyorlar böyle haberleri.’’
‘’Ya olur mu öyle şey.Hem niye gazeteler hep ekonomi bozuk yazsın.’’
‘’Nasıl olmasın o gazeteye hükümete karşı diyorlar.sen bunu hiç duymadın mı?’’
‘’Duydum ama hiçte itibar vermedim.Hiç devlete, halkın seçip koyduğu hükümete karşı olur mu?’’
‘’Ya nasıl olunur?’’
‘’Nasıl olunacak halkın seçtiği kişiler onlar.Ben veya bir başkası ona oy vermese de %49 oy almış adam 4 ay once hem de ikinci kez seçilmişken.’’
‘’Sen nasılına gel bakayım.’’
‘’Ahmet anlasana görsel ya da yazılı basın sadece devlete eya hükümete yol gösterir.Sürekli kötü kötü yazılır mı hiç?Hem halkı da üzüp, paniğe sokup ve de endişeye sokuyor böyle olan gazeteler.’’
‘’Dediğini doğru varsayalım bakalım Rıza.Ama ekonomi kötü değil mi zaten? Yine birileri ölmüyor mu memlekette? Yine çatışmalar ve rekabet yüzünden insanlar kapışmıyor mu?’’
‘’Bak orada haklısın Ahmet?’’
‘’Haklıyım tabi ki de biz ne zaman mutlu, huzurlu ve de güvenli korkmadan yaşam süreceğiz Allah’ın aşkına.’’
‘’Orasını kimse bilemiyor ki.’’
‘’Ya birileri bilmeli bence artık.Her gün iktidar ve muhalefet kapışması diye iki lider birbirlerine çatıp ortalığı karıştırıyorlar.Eee ülke güvenli olmayınca da yabancaı yatırımcı elini eteğini çekiyor bizden kimse de Türk lirasına yatırım yapmıyor.’’
‘’Ya bunlarda da haklısın ;fakat şu bir ülke gerçeğidir ki bizler normal bir ülke de yaşamıyoruz.Etrafımızdaki ülkelerde çoğu zaman karışık bunun en büyük iki örneği İsrail- Filistin kapışması ile Irak’ın bölünmeye doğru gidişidir.’’
‘’Verdiğin örneklerdeki gibi bazen bizde oluyoruz.Bazen dağılacak gibi oluyoruz sonra da bir anda toparlanı veriyoruz anlaşılmaz bir şekilde.’’
‘’Alışmalıyız bunlara Ahmet’ciğim.Her zaman diyorum ki biz normal bir ülke ve normal bir millet değiliz.’’
Arada iki amca güzel güzel sohbet ederken onları seyirciler arasında izleyenlerden olan iki genç aralarında
‘’Ya Sinan bu Ahmet amca ile Rıza amcayı şeye koysak ya?’’
‘’Neye ya anlamadım Ali?’’
‘’Neye olacak Yorum Farkı programına güzel olmaz mıydı?’’
‘’Olurdu elbet de ama biz onları o zaman böyle yakından göremezdik ki oğlum.’’
‘’Güzel dedin de onlarda bizlerin arasından çıkan meşhular olurlardı.’’Sinan bu arada saatine bakıp
‘’Saat 20:27 olmuş ya artık eve dönelim bence.’’
‘’İyi.’’diyerek kalkar Ali ile Sinan.Sonrasında ikili iş hanının girişindeki kıraathaneden çıkıp biraz iş hanının giriş kapısına kadar yürürler.O sırada Ali ile Sinan’ın yanından 4 kişi geçer hızlıca.Sinan 4 kişiden birisi hariç diğer üç kişinin çokça şişman olduğunu fark ederek yanında yürüyen Ali’ye
‘’Sen de gördün mü üçlüyü Ali?’’
‘’Görmez miyim Sinan.Üçlüde bomba gibi maşallah.Dokunsan ya da iğne batırsan patlayacaklar vallahi.’’
‘’Haklısın sünger Bob olur bunlardan.’’diye aralarında kahkaha atar Ali ile Sinan.Sonra da gülüşe gülüşe iş hanından çıkıp evlerine doğru giderler.İkili burada iş hanındaki dükkanların birisinde çalışıyorlardı.Ali emlakçı, Sinan ise kuyumcu da çalışıyordu.
Sinan ile Ali’nin yanından geçen 4 kişi az daha yürüdükten sonra dururlar.Dörtlünün lideri olan Yusuf kod adlı örgütçü planı diğerlerine aktarıyordu.
‘’Halit sen girişe git.’’
‘’O niye Yusuf başkanım.’’
‘’Soru sorma das en girişe bombayı koy çık yapacağın bu kadar tamam mı?’’
‘’Oldu başkanım.’’diyerek diğerlerinin arasından ayrılıp adam denileni yapar.Yusuf ise devam ediyordu plana
‘’Taner sen de ikinci kata git bombalı paketi tam uzun ve geniş bir koridora koy.’’
‘’Dükkanların olduğu koridora mı başkanım?’’
‘’Zaten buralarda dükkanlardan başka ne var Taner?’’
‘’Ne var başkanım?’’
‘’Oğlum Taner burası bir işhanı ve burada dükkanlar vardır.’’Taner’de yapacağını anladıktan sonra hemen yukarı kata fırlar.Yusuf ise son kalan adamına dönüp
‘’Cabbar sen de o kahveye gir ve paketi koy çık ;ama paketi çıkarırken de koyarken de kimse görmesin oldu mu?’’
‘’İçeri girecek miyim başkanım?’’
‘’Gereği yok dışarı bıraksan yeter.Sonra da hepiniz benim yanıma dışarıya çıkacaksınız.Bombaları dab en uzaktan kumanda ile patlatacağım.’’der ve Cabbar’ı da bırakıp ayrılır iş hanından Yusuf.Çabucak iş hanını terk eder.O sırada ise bombalı paketi girişteki kalın kolonun yanına bırakıp duran Halit’i görür Yusuf.
‘’Ne duruyorsun Halit?’’
‘’Nerede duracağımı unuttum da başkanım.’’
‘’Gel benimle salak herif patlama da burada ölür kalırsın başıma.Zaten sizinle işe çıkanda kabahat.’’der sitem edercesine adamına Yusuf.Halit’i kolundan tutup önüne katar ve iş hanının karşısındaki parka gidip boş bir banka otururlar.Artık diğer iki kişiyi bekliyorlardı.
Taner ikinci kata gelesiye kadar nefes nefese kalmıştı.İkinci kata geldiğinde bir anda durup önce etrafına bakınır.Etrafta ise bir sürü insan vardı ve hepsi de son derece masumdu.Taner yavaş adımlarla uzun ve geniş koridorda ilerledikten sonra hiç etrafındakilere bakmadan olduğu yerde durup ceketinin içinde sakladığı bombalı paketi çıkarıp birkaç adım daha atar ama bu seferde kendisine göre sağına adımlarını attıktan sonra tekrar durup iyice etrafını süzer.Kimsenin kendisine bakmadığına karar verip bombalı paketi yavaşça yere bırakır.Bıraktığı yer ise kuyumcuların bulunduğu yerdi.Fakat Taner bombayı yere bırakıp ondan sonra kimseye çaktırmadan binadan ayrılmak için kaçar adım yerine seri ama fazla hızlı olmadan giderken bombayı bıraktığı yerdeki kuyumcu da bir hareketlilik olmaya başlar.
Kuyumcunun sahibi dükkanını kapatmak üzereyken kepenk kilitlerini alıp geri geliyordu.Taner’i paketi bırakırken görür ;ama Taner seri davranıp kaçmıştı kuyumcunun önünden.Kuyumcu dükkanından çıkıp bırakılan pakete bakar adam.Sonra da koridorun başındaki merdivene bakıp
‘’Bıraktıysa sonra aldın.’’deyip vermeyi düşünmeyerek bombalı paketi az öteye ayağıyla iteler.Bombalı paketi dükkanının önünden çekse de az sonra olacaklardan hiç mi hiç haberi yoktu.Aşağıda ise Taner bekleyen Cabbar’ı görüp yanına koşarak gelir.Meraklı bir şekilde
‘’Ne oldu koymadın mı bombayı daha?Millet dükkanları kapatıp gidecek biraz sonra.’’
‘’Bırakacağım ama fark eden olur diye korkuyorum.’’
‘’Ben az önce bombalı poşeti kimse görmeden çıkardım ve de yere bırakıp kaçarcasına geldim.’’
‘’Öyleyse sen de benimle gel az soluklanmak diye oturup poşeti bırakırız.’’
‘’Tamam.’’aralarında anlaştıktan sonra kıraathaneye girip sohbetin az uzağında otururlar.O sırada çaycı çocuk yanlarına gelip
‘’Abi kapatacağız vallahi.’’Taner, Cabbar’ı susturup çaycı çocuğa
‘’Ne yani onlar orada oturuyorlar ya.’’
‘’Abi onlarda 5 dakika içinde gidecek.’’
‘’İyi iyi zaten biz de birkaç dakika soluklanmak için gelmiştik.’’Çocuk peki dercesine başını sallayıp yanlarından ayrılır.Taner’de hemen Cabbar’a dönüp
‘’Çıkar şu bombayı.’’
‘’Tamam.’’der demez ceketini hafif.e aralar Cabbar.Taner hafif öne gelip bombanın olduğu poşetin görülmemesi için engeller.Cabbar’da poşeti çıkarıp ceketini de kapatıp poşeti oturduğu sandalyenin altına koyar.Taner bunu görüp
‘’Az daha benim sandalyenin altına getir.’’der.Cabbar’da ayağı ile iteler tekrar poşeti ve sonunda bombalı poşet Taner’in altına girer.Taner, Cabbar’ı tutup birlikte hiç kimseye belli etmeden iş hanından çıkarlar.Hemen koşarak yolun karşısına geçerler.Biraz daha yürüdükten sonra parka gelip boş bir banka otururlar.Yusuf merak edip ikiliye
‘’Niye geç geldiniz ulan?’’
‘’Anca oldu başkanım etraf kalabalık.’’
‘’Bıraktınız mı bombalı poşetleri ya da paketleri?’’
‘’Tabi başkanım istersen Cabbar’a sor.’’
‘’Evet başkanım Taner doğru der.’’Yusuf ise derin bir nefes alıp rahatlar oturduğu yerde.
O sırada kıraathanedeki sohbet sona eriyordu.
‘’Rıza’cığım bu ülke hep böyle.Hep birileri iyi giderken başkaları onların önünü kesiyor.’’
‘’Önünü kesmek için de birilerinin canını alıp, bombalar ile de masumlara kıyıyor bu hainler.Sonra da hükümet düşüyor başka hükümet geliyor ya da bunlara seyirci kalan ordu halkın desteği ile ya da ordudaki subaylar tarafından darbeye kalkıyor ordumuz.’’
‘’Darbe yapacağına ölenlerin katilini bulsa ya patlayan bombaları kim kimin için koyuyor diye önce bunları öğrense ya ordumuz.Ondan sonra darbeye gerek mi kalır bu ülkede.’’derken iş hanının karşısında biraz uzakta kalan parkta Yusuf uzaktan kumanda da bulunan üç dğmeye sırasıyla tek tek basar.Bombalar ise tek tek patlar.Önce girişteki sonra ikinci katta koridordaki son olarakta kıraathanenin içinde bulunan bomba patlar.Ahmet amca ile Rıza amca da bombalarla birlikte sarsılıp etraflarına bakarlar.3.bombanın patlamasıyla da ortalık artık kesin olarak kan gölüne dönmüştü.
Ahmet amca bir tarafa, Rıza amca da diğer tarafa doğru yere düşüp cansız olarak kalan bedenleriyle vücutlarındaki derin şarapnel yaralarıyla birlikte yattıkları yerde can verirler.Tabi ki onları izleyenlerin çoğu da ölür bu saldırı sonrası.Birkaçı sadece sağ kurtulabilir.İkinci katta ise kuyumcu Yasin abi kepengi kapatamadan yanında patlayan bomba ile birlikte savrularak parçalanarak can verir acı bir şekilde.Ahmet amca ile Rıza amca konuşurken söyledikleri gibi yine bir patlama ve yine ölen masum insanlar ve yine kimin, ne için, ne amaçla yaptırdığı belli değildi bu saldırıda.
Dışarıda parkta oturan dörtlü de patlayan bombaların sesini duyabilirler.Ama patlamayla harabeye dönen iş hanını da görürler.Yusuf yerinden kalkıp diğerlerine
‘’Kalkın oğlum görev tamam örgütün dediği yine oldu.Bizi tanıyamaz artık sağ kalanlar.’’Taner, başkan Yusuf’un yanına gelip
‘’Başkanım bundan sonraki iş nedir?’’
‘’Önce bi yuvamız olan depoya dönelim sonra örgüt yeni görevi ya da görevleri yollar bize.’’diğer üçlüde peki derler bu işe.Yusuf’un dediklerine ve akşamın iyice olduğu Ankara’da sokaklar karışıp kaçış izlerini kaybettirirler.

YER:
TÜRKİYE – İSTANBUL VE SADETTİN GİZLİ EVİ

Bu kadar olay ve hengame yaşanırken Sadettin’in evine beklenmeyen ve de çağırıldığını bildiği halde erken gelen birisi vardı gece gece.Eski Jandarma kuvvetleri komutanı Yalçın Sermet’ti beklenmeyen ve gelen misafir.Vedat korumlara yerlerini ve nerede durmaları gerektiğini anlatırken 3 arabanın evin önüne gelip park ederek durduğunu görür.Hemen evin giriş kapısına gelip kapıyı açıp dışarıya çıkar gelenler için.Arabanın yanına gelip bekler ne oluyor diye.Sonrasında ise 3 arabanın orta kısmında bulunan arabadan bir cam açılır.Açılan camdan gözüken isim ise Yalçın beyden başkası değildi.
Yalçın bey arabaların yanında bekleyen Vedat’ı çağırır yanına.Vedat ise bu çağırılmayı görünce hemen Yalçın beyin yanına koşar adımlarla gelir.Yalçın, çağırdığı ve yanına gelen adama bakıp onu boydan boya süzüp
‘’Sen Vedat mısın evlat?’’
‘’Ben Vedat’ımda siz kimsiniz acaba?’’
‘’Hani iş yaptığımızı biliyorsun da hiç gazette bile okumaz mısın adam?’’
‘’Okurum da sizi tanımamla gazetelerin ne alakası var onu anlayamadım.’’
‘’Gazeteleri dikkatlice okusan benim hakkımda önceden çıkmış haberleri ve de gösterilen fotografları bilirdin şu an.’’
‘’Siz bana bunları söylemeyi bırakın da isminiz ne ve ne işle uğraşıyorsunuz neden buradasınız?’’
‘’Ben eski paşalardan Yalçın Sermet anladın şimdi sizinle çalışanlardan patronunu görecem.’’Vedat bakıp incelediği listeyi hatırlar.O listede en üstte yer alan ismin Yalçın Sermet olduğunu anlayarak
‘’Anladım tabi ki de Sadettin bey sizi ve diğer kişileri bekliyor ama yarın görmeyi planlıyordu Sadettin bey.’’
‘’Plan değişti evlat.Ben hepsinin yerine geliyorum konuşmak için.’’
‘’Tamam da once bunu Sadettin beye iletmeliyim.’’Yalçın bey iletmeyi beklemektense arabadan iner çabucak.İnerken de Vedat’a
‘’Bırak iletmeyi evlat.Ben buraya kadar gelmişim.Sadettin eski dosttu ve görev arkadaşı olan birisini geri çevirir mi aklın alıyor mu bunu?’’
‘’En azından geldiğinizi bildireyim.’’
‘’Gereği yok.Sen sadece benimle birlikte gel ve yolu göster o kadar.’’
‘’Peki Yalçın bey daha doğrusu Yalçın paşa.’’Yalçın bey ‘’paşa’’lafını duyup bu lafa gülerek Vedat’a
‘’Aferin evlat paşa lafına çabuk alışmışsın.’’diyerek Vedat’ın omzuna elini koyup onu tebrik eder.Sonra da arkaya dönüp arabadakilere
‘’Çocuklar arabalarda öyle mal gibi durmayın çıkın arabalardan da dostlarımıza yardım edin ve birlikte koruyun burayı.’’der demez 3 arabadan 14 kadar adam çıkıp evin önünden geçen yolun iki tarafına da yerleşirler.Kalanı da kapının önünde kalır.
Bu sırada eve giren Yalçın bey ve Vedat evn bahçesinden geçip evin asıl kısmına girerler.Yanlarında kimse yoktu ;ama birkça koruma etraflarda bulunuyordu.Vedat önden giderek kapıyı açar ve Yalçın beye yol verir.Evin içine girdikten sonra Yalçın paşa yanında duran Vedat’a dönüp sorar.
‘’Nerede Sadettin’in çalışma odası?’’
‘’Üst katta paşam.’’Yalçın gülümseyerek merdivenleri çıkıp Vedat’la birlikte ikinci kata çıkarlar.Sonra Yalçın tekrar Vedat’a dönüp
‘’Sen bana odayı göster yeter evlat.’’
‘’Koridorun sonunda soldaki oda.’’
‘’Tamam sen dönebilirsin yerine.’’
‘’Ama kalsaydım yanınızda ya da kapının önünde dursaydım.’’
‘’Sen ikimizi bebek mi sandın evlat?’’
‘’Haşa efendim korumak babında demiştim ben bunu.’’
‘’Olsun bizler bebek değiliz.Yıllarca doğuda dağlarda görev yapıp bu mevkilere geldik evlat.Biz gerekirse kendi kendimizi korumasını da biliriz.’’
‘’Özür dilerim paşam.Ben o zaman evin bahçesinde bekleyeyim görüşme sonuna kadar.’’
‘’Bak o dediğin olur işte.’’Vedat merdivenleri inerken Yalçın paşa odaya doğru gelip kapıyı bir kez tıklatır.Kapının tıklatıldığını içeriden duyan Sadettin bir anda yerinden kalkıp kim bu münasebetsiz diye diye geleni kovmak için kapıya gelirken Yalçın paşa kapıyı açarak karşısında şaşkınca duran Sadettin’e.
‘’Ne yapıyorsun burada herkeslerden uzakta Sadettin paşam?’’Sadettin bu süpriz ziyareti beklemediği için şaşkınlığından çabucak kurtulup Yalçın paşaya
‘’Ne arıyorsun sen akşamın bu saatinden paşalar paşası Yalçın?’’
‘’Birbirimize sürekli soru mu soracağız Sadettin paşa?’’
‘’Yok canım buyur içeriye.’’diyerek Yalçın’ı odaya alır Sadettin.Sonra da kapıyı kapatır.Yalı-çın paşa bu arada yerini alır.Sadettin’de onun karşısına oturur hemencecik.Sadettin uzun yıllardır görmediği arkadaşını gördüğünden hiç durmadan sorar bu ani gelişin sebebini
‘’Sen ne oldu da erken geldin ya?’’
‘’Sadettin kulağını açta iyi dinle beni.’’
‘’Ne söyleyeceksin ki?’’
‘’Buraya herkeisn adına yani bize katılan herkes için geldim.’’
‘’Elçi babında diyorsun yani.’’
‘’Aynen öyle.’’
‘’Yani bütün bu planı seninle mi konuşacağım…’’
‘’Ne yapabilirim Sadettin.Sen bana ne yapacaksak söyle ben de gerekirse herkese tek tek iletirim dediklerini.’’
‘’Olur da yorgunluktan bitkin düşersin.’’
‘’Bırak dalga geçmeyi Allah’ın aşkına.Ben her türlü şarta alışığım.Ve bunu sen de gayet iyi biliyorsun.’’
‘’İyi iyi senin daha fazla vaktini almayayım.’’
‘’Güzel olur sen anlat bakalım şu planı ve yapacaklarımızı.’’
‘’Yalçın’cığım planın birinci adımı bu gece ya da bu akşam başladı.’’
‘’Bu gece mi?’’şaşırmış görünüyordu Yalçın.
‘’Evet yoksa şaşırdın mı Yalçın?’’
‘’Evet ne yapmamı bekliyorsun ki?’’
‘’Sevinmeni…’’
‘’Sevinirdim ama bundan yani planı başlattığına dair hiç bahsetmedin bana ve diğerlerine.’’
‘’Bir şey olmaz.Bunlar kaosu başlatacak eylemler.’’
‘’Nası başladı bu kaos dediğin şey?’’
‘’Terör örgütü ve radikal dinci örgüt yani sağcı ve solcu iki örgüt birilerini ve masum halka saldırılarda bulunacaklar.’’
‘’Masumları geç de önemli kişilere gel sen.’’
‘’Mesela sanırım bu gece ünlü yazar ve gazeteci Arif Demir öldürüldü.’’
‘’Demek bir yazarla başladın yani başladık kaosa.’’
‘’Evet sonrasında da bir iş hanına saldırı olmuştur herhalde.’’
‘’Neresi bu iş hanı dediğin yer?’’
‘’Ankara’daki en işlek ve büyük iş hanı hem de kızılay meydanını görüyor.’’
‘’Peki daha neler ayarladın?’’
‘’Diyarbakır F tipi cezaevine alınacak olan Engin Güzelyurt’u aldırıp ya da kaçırtıp onu taşıyan askerleri öldüreceğiz.Sonrasında ise islami cihat örgütünden ayrılan 5-6 kişi benim için bu günlerde Tokat’ta bulunan bazı aydınları şenlik yapamazsınız dinsiz herifler ülkeyi bölüyorsunuz diye dini bozuyorsunuz diye öldürecekler.’’
‘’Bu büyük olay belki onlar bize yardımcı olabilirdi.’’
‘’Olsun bu devrim yani darbe için birileri masum olsa da ölmeli ve onlardan bazıları da hükümet ve emperyalist yanlısı olduğundan öldürülecekler.’’
‘’Sen bilirsin bu 4 olayla ülke karışacaktır bir iki gün içinde.’’
‘’Karışsın işte bu bizim işimize yarar.Hükümetin işi zora girer.Ayrıca yanımda bulunan 4 iş adamından da ikisi öldü.’’
‘’Sen mi yaptın bunu?’’
‘’Birisini ben diğerini de bu yapacaklarımızı engellemek isteyen bir grup.’’
‘’Kim bunlar?’’
‘’Sonra daha ayrıntılı bir şekilde anlatırım sana.’’
‘’Kimler öldü peki?’’
‘’Cahit ve Zeki ;ama Hüseyin ile Avni’de ölecek ve kaos için 6 olay çıkmış olacak böylelikle.’’
‘’Sen kendince her şeyi planlamışsın Sadettin paşa.’’
‘’Ne yapabilirim ben bu işin lideri ve de beyniyim Yalçın.’’
‘’Her neyse sen şimdi de tek tek adım olarak anlat yapacaklarımızı.’’
‘’Bu olayların başlaması ve kaosu başlatması ilk adımdı.’’
‘’Anladık orasını sen devam et Sadettin.’’
‘’İkinci adımda içinde bulunup Türkiye ayağını çökerttiğim kurul veya örgüte bağlı olan 150 kişiden seçim isteyip örgütün devamını isteyen 74 kişiden tabi Cahit’i öldürdüm o hariç.Zaten Hüseyin ile Avni’de ölecekler.Yani bu durumda oluyor ki 71 kişiden 30’unun infazını vereceğim.’’
‘’Kim bunlar belirleyebildin mi?’’
‘’Tabi ki de.’’
‘’Liste mi yaptın yine?’’
‘’Evet.’’
‘’Bu listeleri kendine sakla Vedat ya da bir başkasına verme bence.’’
‘’O benim sağ kolum ve yakınım oğlum gibidir.’’
‘’Daha profesyonel birini bulmalısın.’’
‘’Bakaraz sonra.’’
‘’Böyle kestirip atma.’’
‘’Tamam.’’derken arada da listeyi çıkarıp Yalçın paşaya verir.Yalçın paşa da listedki30 önemli isme baktıktan sonra Sadettin’e
‘’Önemli kişiler varmış listede.Bunların hepsi demek emperyalistlerin yanında saf almışlar.’’
‘’Tabi ki.Sonrasında Kemal ile Mert ekonomi ile ilgili anketler yapıp kanallara bizzat da kendi kanalımıza ve gazetemize anlatıp halkı hükümete karşı galeyana getirip kaosu arttıracak 70’li yıllardaki gibi.’’
‘’Güzelmiş başka neler var?’’
‘’4.adımda sırayla ölecek 30 kişi ve baştaki olaylarla ilgili ve de ekonomi ile ilgili gazetemiz ve kanalımız abartılı yayınlar yapıp hükümeti eleştiren her türlü şeyi yapacak.Ve tabi ki de olmazsa olmazımız olan muhalefeti de gaza getirecek.’’
‘’Sen gerçekten de ustaymışsın bu işte.Gerçekten de beyni olmuşsun örgütün.’’
‘’Ne yapayım birileri bunu yapmalıydı.Yapan çıkmayınca biz birleştik ve yapıyoruz işte gördüğün gibi.’’
‘’Daha çok var mı kaosun adımları.’’
‘’Var.Sen Abdullah paşayı ve 5 subayı alarak deniz, hava ve kara kuvvetleri komutanlarını ikna etmeye çalışacaksınız burası çok çok önemli.’’
‘’Bu hemen pat diye olmaz Sadettin.’’
‘’Olsun biz de sure bol.Gerekirse darbe seneye bu günlere bile kalabilir.Bundan once de başkaları koalisyon hükümetini yıpratmadı mı?’’
‘’Biz de once yıpratıp sonra da öldürücü darbeyi mi yapacağız öyle mi?’’
‘’Evet belki de başbakan’ı bile suikast ile kurban verebiliriz işlerimize.’’
‘’Bu delilik olur bence.O zaman halk yanımızda olmaz ki.’’
‘’Bizim yaptığımızı bilmeyecekler ki hem halkımız balık hafızalı gibidir.Bir olayı ya da durumu iki gün de unuturlar. Anlayacağın bizim halkımız yüce müce ama birazda aptaldır bu hususlarda.’’
‘’İyi ama bu en son iş olabilir.’’
‘’Ben de zaten en sona bırakıyorum.Belki de yapmam bu sadece bir ihtimal yani.’’
‘’Peki…’’
‘’Sonrasında Şener ve Tekin ölen iş adamlarının şirketleri ve önemli şirketleri satın alıp ekonomiyi Türkleştirecek. Bunun için de Engin ile Naci gerekirse her yerden kaynak yaratacak.Ve de o Almanya, Hollanda gibi yerlerde dini sömürü ile para kazananların ekmeğini alıp kendimize çekeceğiz bu tür paraları.’’
‘’Ama sen bu gece dinci örgütü kullanıyorsun ileride de kullanacaksın.’’
‘’Olabilir ;ama unutma ki bizim için bu işleri yapanlar kendilerini iş olasıya kadar bilmeyecekler.İş olup bitince mecburen yanımızda kalacaklar.Çünkü güçlü biz olacağız o zamanlarda.’’
‘’Tetikçi ayarladın mı?’’
‘’Hem de 6 kadar.Çünkü 30 kişiden başka arada soygun olayları, kaçırmalar ve de başkalarını daha da öldüreceğiz kaos ortamı devam etsin diye.’’
‘’Büyük bir işteyiz artık desem…’’
‘’Evet bundan sonra mitinglerle ikna olan komutanlara ordu göreve dedirteceğiz halka.Ve en sonunda da hükümet düşecek.Ben de komutanların aracılığıyla Başbakan olacağım ve bize katılanlar yöneticilerim olacak ama tetikçiler yine öyle kalacaklar.’’
‘’Biz ne olacağız?’’
‘’Yeni partied milletvekili ve de bakanlık alacaksınız iyi değil mi?’’
‘’Orduya mı teklif edeceksiniz bunu?’’
‘’Siz komutanları ikna ederken diyeceksiniz.Yani 80 darbesinde sağcı olan Turgut Özal başbakan hatta cumhurbaşkanı olmadı kurucu meclis üyeleri yani büyük rütbeli paşalarca.’’
‘’Ama Özal başta sağ tarafı yani sağ kesime hitap ediyordu.Ordu ona izin Verdi parti kurdu seçimi kazandı sonra o da halka hitap etmeye başladı.’’
‘’Olabilir ben de onun gibi olacağım ama ben askerlerin içinden geleceğim onun gibi halkın içinden değil.’’
‘’Vallahi bizleri düşündüğün için sağ ol.’’
‘’Bir şey değil Yalçın’cığım.’’
‘’Bari kuracağımı partinin ismini de söyle.’’
‘’Türkiye Milli Kuvvet Partisine ne dersin benim aklıma şimdilik bu geldi de.’’
‘’Bilmem ama erken mi acaba parti isimleri falan bulmalar daha yolun başındayız.’’
‘’Beğenmedin mi yoksa ismi?’’
‘’Bilmem daha çarpıcı bir şeyler olmalı bence.’’
‘’İyi o zaman hem vaktimiz çok buluruz işler bitesiye kadar bir isim.’’
‘’Peki ben bunları diğerlerine iletip onlarında fikirlerini sorup daha farklı bir şey varsa buluruz.’’
‘’Güzel sadece ben karar vermeyeyim bu işlere.’’
‘’Bence de.’’
‘’Görüşmek üzere o zaman Yalçın paşa.’’diyerek oturduğu yerden ayağa kalkıp elini uzatır Yalçın’a.Yalçın paşa da aynen yerinden kalkıp elini Sadettin’e uzatıp el sıkışırlar bu adımların ilerlemesi için anlaşmayı sağlarlar.Sadettin, Yalçın paşayı evin bahçesine gelesiye kadar geçirip eşlik eder ona.Bahçeye geldiklerinde birbirlerine asker selamı verip ayrılırlar.Sadettin’in işaretiyle Vedat eşlik yolun kalan kısmında Yalçın paşaya.İkilinin arkasından bakan Sadettin ise kendi kendine
‘’İnşallah bu konuştuklarımızı gerçekleştirip lider oluruz.Ben de sana koltuğumu bırakıp Cumhurbaşkanı olurum aynı Özal gibi.’’diyerek dileklerini sunar tanrıya.
Yalçın paşa da geldiği arabayla korumaları etraftan toplayıp Sadettin’in evinden ayrılır.Sadettin ise plan üzerindeki çalışmalarına devam ediyordu çalışma odasında.Ve bu görüşme sonrası Türkiye’nin kaderini belki de geleceğini bu adamlar çizecekti.

YER:
TÜRKİYE – DİYARBAKIR’A GİDEN YOL

Diyarbakır’a gidiyordu 5 jandarma görevlisi ve bir suçludan oluşan jandarma kuvvetlerine ait araç.Arabanın en arka koltuğunda bir asker suçlu Engin Güzelyurt’un yanındaydı.Önde iki asker daha bulunuyordu.En önde de iki asker daha oturuyorlardı.Onlardan birisi de bu uzun yolculukta arabayı sürmekle uğraşıyordu bu yoğun karanlık gecenin tam da ortasında.Gece iyice olur gibiydi Diyarbakır’a giden yolda.Ve karanlık bulutlarda çöküyordu ileride gelebilecek yağmurun habercisi olarak.En arkada hiçbir şeye, şarta, havaya aldırmadan askerle konuşuyordu Engin diğer askerlerden korkmayarak ve de çekinmeyerek tüm cesaretiyle soruyordu.
‘’Nerelisin sen asker kardeş?’’
‘’Aydın’lıyım da ne olacaktı?’’
‘’Bir şey olduğu falan yok asker kardeş.Bu yolculuk susarak geçmiyor insan birazda olsa birileriyle konuşup dertleşmek ve de rahatlamak istiyor.’’
‘’Şu an görev başındayım ve senin sağ salim gitmenle sorumluyum ben burada.Biliyorsun ki ben bir de bu yolu gerisin geriye dönüp Tunceli’ye varacağım hiç de durmadan.’’
‘’Yapma be asker kardeş ben suçlu olabilirim ;ama dertleşmek benimde hakkım değil mi?’’diye askere sorsa da Engin.Öndeki askerlerden birisi arkaya dönüp arkadaşına
‘’Bırak oğlum suçluyla konuşmayı da işine görevine bak.’’
‘’Tamam ya tertip az sonra susarız.’’der sonrasında da Engin’e dönüp bakıp
‘’Ee! Sen dertleşmek mi istiyorsun şimdi?’’
‘’Evet.’’
‘’İyi sen sor ben anlatayım olur mu ha!’’
‘’Olur da ne demek şahane olur ikimiz için konuşmak hem de iyi gelir.’’
‘’İyi öyleyse sor bakalım ne soracaksan.’’
‘’Herhalde senin yolunu gözleyenler de vardır.’’
‘’Olmaz mı burnumda tütüyor tüm sevdiklerim.’’
‘’Anlat kim gözler yolunu?’’
‘’Ne desem anam, kardeşlerim var.’’
‘Baban yok mu kardeş?’’
‘’Hiç sorma onu.’’
‘