..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Bir gün karşıma biri çıkacak ve bana: "Herşey olması gerektiği gibi olmaktadır, efendim" diyecektir. -A. Ağaoğlu, Yazsonu
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Türkiye > Mehmet Sinan Gür




27 Eylül 2009
Türk ve Kürt Aydınların Dikkatine  
Mehmet Sinan Gür
Bu ateşi ve kötüye gidişi ancak Türk ve Kürt aydınları durdurabilir.


:AGDC:
25.Eylül.2009 gecesi Show TV’de Ali Kırca’nın ‘Demokratik Açılım’ programını bir süre izledim. Tamamını izleyemedim. Dayanamadım, çünkü Ayşe isimli bir bayan inanılmaz şeyler söylüyordu.

“Kurtuluş Savaşı o kadar önemli değildir. Arada Sakarya, Dumlupınar gibi birkaç önemsiz savaş oldu.”
“Kaç kişi öldü ki Kurtuluş Savaşı’nda?”
“Kurtuluş Savaşı’ndaki asker kaçaklarının sayısı ölenlerin üç katıdır.”

Bunlar gibi sözler. Her şeyi bilen, arada konuşmasına ‘consolidite’ gibi İngilizce kelimeler sokuşturan, aydın ve entelektüel bir karekter olduğunu anlatmaya çalışan ancak gerçekte herkesi zehirleyen bir kişi.

Tam dinlemedim ama doğuluların (bundan Kürtler kast ediliyor) Çanakkale’de ve Kurtuluş Savaşı’nda çarpışmadıkları gibi garip şeyler de çalındı kulağıma. Çanakkale şehitliklerini gezerseniz, Abide’nin orada D harfine bakarsanız, kimliği tespit edilmiş kaç Diyarbakırlının şehit olduğunu görürsünüz. Kurtuluş Savaşı sırasında orduya yalnız Tunceli (Dersim) kenti asker vermedi. Bugünkü gözle ve sübjektif niyetle 90 yıl öncesinin Anadolu’suna bakınca bu hanımın yaptığı gibi garip şeyler söylemek mümkün. Halbuki 1. Dünya Savaşı’nda doğulular doğuda, batılılar batıda savaşmıştır. Bu ve bunun gibi gerçekleri saklayıp kendi işine geldiği gibi çarpıtıyor. Soru: Osmanlı Devleti zamanında Anadolu’da ve Osmanlı topraklarında kaç isyan çıktı? Kurtuluş Savaşı hiç mi işe yaramadı? Gerçekte o ‘önemsiz’ Kurtuluş Savaşı sayesinde Musul dışında Misak-ı Milli sınırları (Trakya, Doğu Anadolu, Batı Anadolu, Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş) sağlandı. Hatay Türkiye’ye bağlanabildi. Kıbrıs çıkartması yapılabildi. Devlet olmayı sürdürebildik.

Şimdi bunları bir yana koyup konuya başka bir yönden bakalım.

Bilinen bir gerçek olarak Osmanlı Devleti zamanında devlet toprakları içinde sayısız isyan çıkmış, bunların içinden Anadolu dışındakilerin hepsi uzun vadede başarılı olmuştur. Bunda devlet topraklarının çok geniş bir alana yayılmış olması, bu geniş alanda çeşitli ulus ve dinlerden insanların yaşaması, bunlara vergilerini verdikleri sürece ilişilmemesi ve devlet düzeni ve gücünün zayıfladığı zamanlarda buralarda yaşayan hatırlı kişilerin Osmanlı’nın koyduğu vergilerden kurtulmak istemeleri etkin olmuştur. Zamanla milliyetçilik akımlarının güç kazanmasıyla 1800lü yıllardan sonra kopmalar başlamış, buna bağlı olarak vergiler azalmış ve başka para kazanma yolu bilmeyen, araştırmayan devlet güçsüz duruma düşmüştür. 1. Dünya Savaşı’nda da son olarak Araplar ayrılmış ve sınırlar bugünkü sınırlara gelmiştir.

Ayrılıklar hep para kaynaklıdır ve başta İngiltere, Fransa ve Rusya olmak üzere başka devletlerin desteği ile olmuştur. O zamanlar ABD yoktu ve bunlar büyük devletlerdi. Avusturya’nın ise araya başka devletler girdiği için etkisi azalmıştı. Şimdi şöyle bir bakalım.

Suriye, Irak, Filistin ve yarımadadaki Araplar, neredeyse bağımsız yaşıyorlardı. Asker vermiyorlardı. Üstelik Hacca giderken kervanlar yolda soyulmasınlar diye Bedevilere, yol boyu kabilelere paralar ödeniyordu. Neden ihanet ettiler? İngilizler onlara Osmanlıların verdiğinden daha çok para verdi de ondan. Çil çil sarı altınlar çok çekici geldi. Yoksa Arapların üzerinde milliyetçiliğe dayanan bir baskı yoktu. Mezhep çatışmaları vardı. Vahabiler, Şiiler vs. vardı ve hâlâ var. İngilizler onlara top gibi ağır silahlar vermediler. Çünkü geri alması zor olurdu. Sonraki Arap – İngiliz, Fransız mücadelesi dinle karışık milliyetçidir ama o sırada çoktan biz devre dışı kalmıştık.

Balkanlarda doğan yeni devletlerin halkları yüzyıllarca herhangi bir baskı görmeden yaşadılar. Osmanlı Devletine asker verdiler, komutan verdiler. Burada milletleri asimile etmek gibi bir şey söz konu değildir. Osmanlı yalnız vergi alıyordu ve iç işlerinde neredeyse bağımsızdılar. Ama din ve ırk olarak Rusya’ya yakındılar ve Rusya kuzeyden sıcak denizlere inmek istiyordu ve yolunun üzerinde Osmanlı Devleti toprakları ve bu milletler vardı. Her fırsattan sonuna kadar yararlandılar. Kafkaslarda ise onlara yakın Ermeniler ve Gürcüler vardı. Burada daha çok Müslüman vardı ama aynı Balkanlarda olduğu gibi yeterli olmadı. 1877-78 Plevne Savaşında kasabada 8 cami 2 kilise vardı, Batı Trakya kaybedildiğinde her 3 kişiden 2’si Türk’tü. Buraların kaybedilişi milliyetçilikten çok devletin güçsüzlüğü yüzünden oldu. Girit Adası için de aynı şey söylenebilir.

Her ne kadar halkındaki Türk sayısı az ise de, Mısır’ın ve Kuzey Afrika’nın, Kıbrıs’ın 12 Adaların kaybedilişi tümüyle işgaller yoluyla olmuştur. İşgal edenler, İngiltere, Fransa ve İtalya’dır. Ama daha önce Kavalalı Mehmet Ali Paşa zamanında İngilizlerin ne dümenler çevirdiğini biliyoruz. Herkes Türkiye bir hak iddia edince hemen orada ne kadar Türk yaşıyor diye soruyor. Yani Türk yoksa hakkımız yok olacak. Peki şu üç devlet oraları işgal ederken orada ne kadar İngiliz, Fransız, İtalyan yaşıyordu? İngiltere’nin Kıbrıs’ta hâlâ üssü var. Söz konusu bile olmuyor. Çünkü İngiltere güçlüdür.

Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, Müslümanlarla birlikte Osmanlı Devletinin ana unsurlarıydılar. Devletin ana unsuru olması sebebiyle Rumlar devlet içinde istedikleri yerlere yerleştiler ve sonra hak iddia ettiler. Batı Anadolu’da çok sayıda Rum vardı (Bunlar mübadele yoluyla Yunanistan’daki Türklerle değiştirildiler). 1821 Mora isyanından sonra saydığım devletlerin yardımıyla Yunanistan kuruldu ve topraklarını genişletti. Öyle ki 1897’de kaybettiği savaşa rağmen toprak kazandı. Ermeniler de Anadolu’nun her yerinde vardılar. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra Anadolu’dan Ermenileri getirip İstanbul’a yerleştirmiş. Dışarıdan destek görmekle birlikte Rumlarla ve Ermenilerle aramızın bozulmasının en büyük nedeni milliyetçiliktir. Yoksa yüzyıllar boyunca bir arada sorunsuz yaşanmıştır.

Bugün eski Osmanlı toprakları üzerinde 29 devlet vardır. Ama birçok devletin varlığı, örneğin Suriye ile Irak’ın tek devlet olmayışı politiktir. Kuzey Irak’ta özerk bir Kürt yönetiminin oluşumu başlangıçta politikti. Sonradan gelişti. Kürtler Türkiye’nin ana unsurlarından biridir. Kürtler istedikleri gibi istedikleri yerlere yerleşebiliyorlar. Bir yere gitseler, biriyle evlenseler, toprak satın alsalar kimse onlara yapamazsın demez, diyemez. Türkiye’nin her yerinde Kürtler var. Devlet yönetiminde söz sahibi, Cumhurbaşkanı bile oluyorlar. Yani Türkiye’de giremeyecekleri hiçbir yer yok. Aynı Türkiye’de yaşayan diğer grupların olduğu gibi.

Anadolu, bütün savaşlara asker veren, son dönemde Osmanlı Devleti’nin tek dayanağı birçok milletin bir arada birbiriyle barış içinde yaşadığı yer, geçen savaşlardan ve büyük toprak kayıplarından çok önce Misak-ı Milli sınırları olarak kabul edilmiştir. Bu kabulde Osmanlı Devleti’nin -henüz yıkılmadan önce- mevcut yapısının eleştirisi vardır. O zaman bile kullanılan bir dil vardı. ABD’de her üç aileden birinin Latin kökenli olduğu söyleniyor. Güneyde İngilizce bilmeyen bol miktarda Meksikalı var. Şimdi orada İspanyolca’nın ikinci anadil olarak kabul edilmesini bekleyebilr miyiz? Ülke bütünlüğü için dil en temel unsurlardan biridir. Türkiye Cumhuriyeti’nde Kürtçe’den başka diller de konuşuluyor. Bu dillerin sahipleri de aynı şeyi talep edebilir. O zaman öyle bir noktaya geliriz ki hiç kimse birbirini anlayamaz. Dil birliği giderse her şey gider.

Yönetim biçimi ve davranış olarak ne Osmanlı Devleti, ne de Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşayan, yönetimde bulunan insanlar kusursuz bir yönetim yapmadılar, kusursuz bir davranış göstermediler. Ama bu bizim kendi içimizde çözeceğimiz ve çözmemiz gereken bir sorundur. Kürtler ayrılıp bağımsız bir devlet kursalar bu sorunlardan kurtulamayacaklar. Çünkü aynı hatalar Kürt kimliği altında devam edecek. Küçük bir devlet olarak asıl büyük gücün karşısında –bizi de güçsüz bırakarak- ezilmeye devam edecekler. Bu iş ABD’nin işine yarar. Burada bir Kürt devleti kurulsa ilk çarpışacağı ülke Kuzey Irak Kürtleri olur. Çünkü biri çıkıp Kürt birliğinden söz edip bunu savaşla sağlamaya çalışacak. Ama Irak Kürtleri ile birleşmek bir hayal, çünkü Türkiye Kürtleri ile Irak Kürtlerinin dilleri farklı. Çok büyük nüfus farkı var (burada 15, orada 3 milyon) ve o Kürtler Araplaşmış, bizimkiler de karekter olarak Türkleşmiştir. Anlayışı açısından demek istiyorum. Sonra savaş sırası İran’a geliyor. Çünkü orada da Kürt var. Sonuç? Birilerinin çıkarlarına hizmet için önüne çıkanla savaşan, gücünü tüketen, bütün kaynağını ABD’den aldığı silahlara yatıran bir devlet. Ben hep Türkiye’de petrol olduğunu iddia ettim. Şuna emin olun ki bu devlet ABD silahlarını almadan önce petrol kaynaklarının işletmesini ve kârını onlara veren anlaşmalar imzalayacaktır. Kürt devleti kurulduktan sonra da iş bitmeyecek. Çünkü Zazalar var. Onların da ayrı dili var. Bu kez öyle bir mücadele başlayacak. Bunu da şimdi olduğu gibi ABD körükleyecek.

Türkiye’nin Türk aydınları daha iyi, yaşanabilir bir Türkiye için demokrasi mücadelesi veriyor. Köylüler, işçiler, memurlar, işsizler, aylıklı çalışan herkes Türkiye’nin her yerinde eziliyor. Pancar, tütün ekimi devlet eliyle yasaklanıyor. Fındık ağaçlarının sökümünden söz ediliyor. Buğday, pamuk, zeytin fiyatları sınırlanıyor düşüyor. Bu insanlar nasıl yaşayacak, ne yiyecek? Bu durum yalnız Kürtlerin başına gelmiyor. Çözüm, Kürt aydınların Türk aydınları karşılarına almak yerine aynı mücadeleye destek vermesidir. Böyle bir durumda aramızda hiçbir farklılık olmamalı. Kimse kimseyi yönetmeye kalkmamalı. Karşılıklı olarak sen Kürtsün, ben Türküm mücadelesine girilmemeli. Böyle düşünmeyenler elbette ki çıkacaktır ama çoğunluğun ne düşündüğü önemli olacaktır. Bir ülkenin kendisini koruma hakkı vardır. Bu işler spor karşılaşması gibi ele alınamaz. Yapılan bir hareketi ödeştirmek ve eşitlenmek diye bir şey yoktur. Kısaca rekabetle dostluk olmaz. Elde edilen de kaybedilen de herkesin olur. Bu ateşi ve kötüye gidişi ancak Türk ve Kürt aydınları durdurabilir.

Ama Ayşe Hanım gibi diyorlarsa ki ‘biz illa ki oyuncak olacağız,’ kendileri bilir. Ne yazık ki olacakların sonuçlarına hep birlikte katlanırız.

27.Eylül.2009

.Eleştiriler & Yorumlar

:: slm
Gönderen: Hasan Serdar Akgönül / , Türkiye
20 Ocak 2010
Mehmet Sinan Bey. Burada yazdıklarınızın altına imzamı atarım. Teşekkür Ederim.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın türkiye kümesinde bulunan diğer yazıları...
Empati Kelimesinin Anlamını Hrant Dink'ten Öğrendim
İngilizce Eğitim I, ODTÜ ve Oktay Sinanoğlu
Tohum Yasası - Bu Ne Biçim Yasa
Kitap - Meraklısına Metal Fırtına
Yapmamalıydınız Komutanım
Türkiye Avrupa Birliğine Giremez
Film - İki Film Birden
İngilizce Eğitim II, Tarihte Yabancı Dil

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yemen Türküsü
Kitap - Sevdalinka - Ayşe Kulin
Erbil (Kuzey Irak) 1
Kitap - Karl Marx 32inci Dereceden Masonmuş
Rüya Gibi - Kafkas Halk Dansları Gösterisi
Sezen Aksu Konserinin Düşündürdükleri
Film Kitap - Turyetski Gambit ve Plevne Savaşı
Cola Turka Üzerine
Boykot Bütün Dünyada Yayılıyor
Film - Amen, Gaz Odaları ve Gerçekler

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Nazım Hikmet'ten Çanakkale Şiiri [Şiir]
Ateş ve Ölüm (Bütün Şiirler 16. 07. 2009) [Şiir]
Seni Seviyorum Bunalımı [Şiir]
İncir Ağacı [Şiir]
Bir Dosta E - Mektup [Şiir]
Sevgisizlik [Şiir]
10 Ağustos 1915 Anafarta Ovası [Şiir]
Mor Çiçekler [Şiir]
Eskiden [Şiir]
Bir Ruh Çağırma Operasyonu [Öykü]


Mehmet Sinan Gür kimdir?

Yazmayı seviyorum. Bir tümce, bir satır, bir sözcük yazıp altına tarihi atınca onu zaman içine hapsetmiş gibi oluyorum. Ya da akıp giden zamanı durdurmuş gibi. . . Bir fotoğraf, dondurulmuş bir film karesi gibi. Her okuduğunuzda orada oluyorlar ve neredeyse her zaman aynı tadı veriyorlar. Siz de yazın, zamanı durdurun, göreceksiniz, başaracaksınız. . . . Savaş cinayettir. Savaş olursa pozitif edebiyat olmaz. Yurdumuz insanları ölenlerin ardından ağıt yakmayı edebiyat olarak kabullenmiş. Yazgımız bu olmasın. Biz demiştik demeyelim. Yaşam, her geçen gün, bir daha elde edemeyeceğimiz, dolarla, altınla ölçülemeyecek bir değer. (Ancak başkaları için değeri olmayabilir. ) Nazım Hikmet’in 25 Cent şiiri gerçek olmasın. Yaşamı ıskalamayın ve onun hakkını verin. Başkalarının da sizin yaşamınızı harcamasına izin vermeyin. Çünkü o bir tanedir. Sevgisizlik öldürür. Karşımıza bazen bir kedi yavrusunun ölümüne aldırmamak, bazen savaşa –yani ölüme- asker göndermek biçiminde çıkar. Nasıl oluyor da çoğunlukla siyasi yazılar yazarken bakıyorsunuz bir kedi yavrusu için şiir yazabiliyorum. Kimileri bu davranışımı yadırgıyor. Leonardo da Vinci’nin ‘Connessione’ prensibine göre her şey birbiriyle ilintilidir. Buna göre Çin’de kanatlarını çırpan bir kelebek İtalya’da bir fırtınaya neden olur. Ya da tam tersi. İtalya’daki bir fırtınanın nedeni Çin’de kantlarını çırpan bir kelebek olabilir. Bu düşünceden hareketle biliyorum ki sevgisizlik bir gün döner, dolaşır, kaynağına geri gelir. "Düşünüyorum, peki neden yazmıyorum?" dedim, işte böyle oldu. .

Etkilendiği Yazarlar:
Herşeyden ve herkesten etkilenirim. Ama isim gerekliyse, Ömer Seyfettin, Orhan Veli Kanık, Tolstoy ilk aklıma gelenler.


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Mehmet Sinan Gür, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.