..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Olgular görmezden gelindikleri için var olmaya son vermiyorlar. -Huxley
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Anılar > Ömer Faruk Hüsmüllü




2 Mart 2010
Gidenlerden Son Kareler  
Ömer Faruk Hüsmüllü
-İki buçuk yaşındaki yeğenim annesinin kucağında,kapı önünde gülerek beni uğurluyordu.Yanacıkları elma gibi kırmızı kırmızıydı.Bir ay sonra bu ufacık bedeni toprağın altına sakladık.


:BGHB:



“Son”ların çokça olduğu “sonsuz” bir evrende yaşıyoruz.
*
Hiç düşündünüz mü,beyninizde tanıdığınız/tanımadığınız insanlara, hayvanlara, nesnelere,doğaya ait, ne kadar çok kaydedilmiş son kare var?Hatırlamaya çalışın bakalım beyninizdeki son fotoğraf karelerini …
Ben zaman zaman tanıdığım insanlarla ilgili olarak bunu yaparım.Mesela bazılarını sizinle de paylaşmak isterim:
-Yaşım fazla değildi.12 veya 13.Ninem başında beyaz tülbenti,ayağında şalvarı ile evimizin önünden babamın yardımıyla bir faytona bindi.Solgun yüzüyle bize gülümsemeye çalışıyordu,ama bu yüz hareketi hiç de gülümsemeye benzemiyordu.El sallamak istedi, takadi olmadığından elinin havaya kalkıp kalkmadığını anlayamadım.Ve onaltı gün sonra vefat haberi geldi.Ninemden kalan son kare bu idi.
-İki buçuk yaşındaki yeğenim annesinin kucağında,kapı önünde gülerek beni uğurluyordu.Yanacıkları elma gibi kırmızı kırmızıydı.Bir ay sonra bu ufacık bedeni toprağın altına sakladık.
-Çok samimi değildik,ama Cengiz’le liseyi aynı yıl bitirmiştik.Pansiyonun kapısından elinde siyah valiziyle gidiyordu.Bir sene sonra KTÜ’ni kazandığını ve denizde boğularak öldüğünü duydum.
-Niyazi bey,dersaneden öğretmen arkadaşımdı.Son zamanlarda bitkin görünüyordu.Yaşı biraz fazlaydı.”Hocam nasılsın,rahatsız gibi duruyorsunuz?” dedim.”Fazla bir şeyim yok,ama bazen başım dönüyor.Herhalde dersler ağır geliyor artık.”dedi.”Bırak da dinlen be hocam.Maddi yönden sıkıntın yoksa otur evde keyfine bak.Bu dünyaya bir defa geliniyor” dedim.”Haklısın.Maddi hiçbir sıkıntım yok.Çocukları yetiştirdim,emekli maaşım var.Biraz da birikmiş bir köşede duruyor.”dedi.Zil çaldı,çantasını eline aldı,beyaz önlüğünün yakasını diğer eliyle düzeltti,kapıya yöneldi derse gitmek için.Sonradan duydum ki dersaneyi bırakmasına bırakmış ama özel bir okulla da anlaşmış.Ve göreve başladıktan birbuçuk ay sonra da Trakya Üniversitesi’nin hastanesinde kan kanserinden ölmüş.
-Haydarpaşa Numune hastanesinin bir odası.Orada hasta yatağında yatan anacığım,o zaman dört yaşında olan oğlumu ve dokuz yaşındaki kızımı uzun uzun koklayıp öptü.”Gene getir bana onları!” diye seslendi arkamızdan.Üç gün sonra anamı da sakladık.
-Düzce Devlet hastanesinin bir odasında babamı gördüğümde ne yapacağımı şaşırdım.Gözleri kapalıydı.Gürültülü bir hırıltı çıkıyordu ağzından.Yanına oturdum,elini tuttum.Soğuktu.Tepki vermiyordu.Upuzun yatmasını ve ıztıraplı nefes alışını sürdürüyordu.Dakikalar geçti aynı.Kulağına doğru yaklaştım ve “Baba ben geldim,duyuyor musun?” dedim.Sanki göz kapakları biraz aralandı gibi geldi bana.Ertesi gün ölmüştü.
-Delikanlılık dönemlerimde gönül ilişkimiz vardı onunla.Sonra ayrıldık.Uzun hikaye,çeşitli nedenlerden dolayı diyelim…Banliyö treninde kapı kenarında duruyorum.Oturacak yer var,fakat ayakta gitmeyi tercih ettim.Vagonun en sonunda onu gördüm.Yanında bir adam vardı.Eşi olmalıydı.O da beni gördü.Bakışlarımız kesişti.Gülümsedi.Ben ise nasıl bir tepki vermem gerektiğini bilemiyordum.Bir ara yerinden kalkacakmış gibi yaptı,bir sağına bir soluna bakıp vaz geçti.Oturduğu koltuğun kenarına sıkıca sarıldı.Bir defa daha baktı,mahcup bir şekilde başını önüne eğdi.Gene gülümsüyor gibi geldi bana…Sekiz sene sonra öldüğü haberini aldım.Bir zamanlar sevdiğm bu kızın son karesi de işte o gülümsemesiydi…
-Bayram ziyaretinden ayrılırken kayınpederin elini öptüm.Yüzüme baktı “Hakkını helal et,bir daha görüşemeyiz.” Dedi.Yüzü çok ciddiydi ve gözleri buğuluydu.”Olur mu öyle şey,Allah korusun.” Dedim.”Olur,olur.”dedi.Yerinden zorlanarak kalktı.Evin kapısının yanına kadar geldi,bir eli belindeydi ve hem öne doğru eğik hem de yamuk duruyordu.Sessizce bize baktı,baktı…Söyledikleri beni etkilemişti,ama ciddiye almak istemedim.”Daha önceleri de benzeri türden şeyler söylemişti”dedim kendi kendime.Konuşmadan da kimseye bahsetmedim.Onsekiz gün sonra kayınpederi bir kalp krizi aldı aramızdan.
Daha var tabii ki.Bu liste uzar gider…Okuyucunun sıkılmasından korktuğum için burada kesmeliyim.
Düşünüyorum da ne kadar çok tanıdığım insanı kaybetmişim,ne kadar çok insana ait son kareleri saklıyorum
Tabii benimle/bizimle de ilgili son kareler bir çok insanın belleklerininin bir köşesinde belli bir süre saklı kalacak.Kareleri tekrar tekrar izleyenler olacağı gibi,hiç hatırlamayanlar da olacak.
*
Sonsuz evrenin sonlarından bazılarını anlatmaya ve aynı zamanda anlamaya çalıştım işte!

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Güzeldi...
Gönderen: Eda İŞLER / , Türkiye
12 Temmuz 2010
Okurken herkesin kendinden bir şeyler bulacağı, yalın ve samimi bir paylaşım olmuş.Bir dolu anı canlandı gözümde.Sayenizde.Ellerinize sağlık...

:: ..
Gönderen: nur şahin / , Türkiye
22 Mayıs 2010
yüreğinize sağlık gerçekten çok güzel olmuş :))

:: Teşekkürler Didem Hanım
Gönderen: Ömer Faruk Hüsmüllü / , Türkiye
4 Mart 2010
Yazınız yorumun ötesinde değerli bir eser olmuş.Bence siz daha çok yazmalı ve paylaşmalısınız.Saygılarımla.

:: Ellerinize, yüreğinize, kaleminize sağlık
Gönderen: Didem Duruöz / , Türkiye
3 Mart 2010
Bu yazının özetini gördüğümden beri okumamak için kendimle cebelleşiyorum.Az önce cesaretimi topladım ve okudum, giden kendi sevdiklerimin son karelerini düşünemiyorum bile. Sizin son kareleriniz öyle etkiledi ki beni, sanki onları tanıyormuşçasına ağlıyorum şu anda.Özetten bebeğin ölümünü anlatacağınızı düşünmüştüm. Oysa siz sadece gencecik bir hayatın değil, birçok başka hayatın bitişinden söz etmeyi tercih etmişsiniz, anlatımınızdan bahsettiğiniz kişileri kendi gözümle görmüş gibi hissettim. Acı veren düşünceleri yeniden yaşamayı, hatırlamayı seçmek zordur.Amacınız öyle anlamlı ki, üzerinde düşünmeye korkuyorum biraz da.Korkunun ecele faydası olmasa da, bizi harekete geçmekten alıkoyuyor ve kazanan korku oluyor.Bir de kendi adıma, hayatımdan bir şekilde uzaklaşan kişileri son kareleri yerine, birlikte paylaşılan güzel anılar ile hatırlamayı tercih ediyorum.Aklıma gelen bir anı Uğur Amcam kanserden hastanedeydi,hastaneye ilk geldiği zaman onunla pek ilgilenmediklerinde onlara "Ben kimim, biliyor musun? Berk'in dedesiyim " demişti. Görevliler de bu önemli birinin yakını diyerek onunla daha çok ilgilenmiş, işlemlerini daha çabuk tamamlamışlardı. Bu arada Berk Uğur Amcamın bir aylık torunuydu.Saygı ve Sevgilerimle.Didem




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın anılar kümesinde bulunan diğer yazıları...
Düşünen Kafalardan Düşündürücü Cevaplar
Tanıdığım Sen
Yağmurdan Kaçarken
Mersin Garı'nda Bir Sabah
Birde Çokluk,ya da Çokda Birlik
Bir Arkadaşımı Kaybettim

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Sevgili Ölüm Dost Muyuz?
Bitirilemeyen Bir Mektup
Bunalım Kapıyı Çalınca
Düşündüren Sözler - 96
Düşündüren Sözler - 98
Oruç Baba İle Bir Damla Sohbetleri - 2
Düşündüren Sözler - 97
Yüreğin İlâcı: Sevgi
Oyunu Kim Bozdu?
Düşündüren Sözler - 88

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Kusurî"den Tırtıklama [Şiir]
Zam Zam Zam... [Şiir]
Tırtıklama (Kazak Abdal'dan) [Şiir]
Yoklar ve Varlar [Şiir]
Âşık Dertli"den Tırtıklama [Şiir]
Dostlarım [Şiir]
İstanbul,sana Âşık Bu Kul [Şiir]
Namuslu Karaborsacı [Şiir]
Elem Bağları [Şiir]
Toprağın Oğlu [Şiir]


Ömer Faruk Hüsmüllü kimdir?

Uzun süre Oruç Yıldırım adını kullanarak çeşitli forumlara yazı yazdım. İddiasız iki romanım var. Çok sayıda siyasi içerikli yazıya ve biraz da denemelere sahibim. Emekli bir felsefe öğretmeniyim. Yazmaya çalışan her kişiye büyük bir saygım var. Çünkü yazılan her satır ömürden verilen bir parçadır.

Etkilendiği Yazarlar:
Az veya çok okuduğum tüm yazarlardan etkilenirim.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Ömer Faruk Hüsmüllü, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.