..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
En bilge insanlar bile arasıra bir iki zırvadan hoşlanırlar. -Roald Dahl
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > İronik > Mustafa Şakarcan




28 Mart 2010
Size Nasıl Bir Ordu Lazımdı?  
Mustafa Şakarcan
Tanıtımı bitiren satıcı, baba ile oğluna döndü. Satıcılara özgü bir tavırla, çocuğun başını okşadı. Aynı profesyonel tavırla, babaya sordu : -Ordu modellerimiz bunlar. Siz hangisini isterdiniz.? Size nasıl bir ordu lazımdı acaba ?


:ADDC:

Baba oğul, büyük oyuncakçı mağazasındaydılar. Raflar arasında sabırsızca dolaşan 8-10 yaşlarındaki çocuk, askeri oyuncak alma derdindeydi. Bu bölüme geldiklerinde, satış görevlisi yardımcı olmak için karşıladı. Tanklar, uçaklar, gemiler, çeşitli silahlar, ateş eden asker oyuncakları arasında bir o yana, bir bu yana koşturan çocuğun peşinden, babası da çaresiz adımlarla dolanıyordu.

Fakat, henüz bir karar vermemişlerdi. Satıcı, oyuncakları teker gösterip özelliklerini ballandıra ballandıra anlattı. Bu, uzaktan kumanda ile şöyle ateş eder, bu şöyle ses çıkarır, bu yerde şöyle sürünür… En çok ta baba olmak üzere, şaşkın bir halde satıcıyı dinlediler. Babanın zengin olduğu nu anlayan satıcı, onları çok daha pahalı oyuncaklar bölümüne götürdü.

-Bakın burada oyuncak ordular var. Karşılıklı savaşıyorlar. Böylece, birkaç çocuk oynayabiliyor. Çeşitli tipleri var. Şimdi, teker teker tanıtayım.
Yemek masası büyüklüğündeki tablada, ortada küçük bir deniz, karşılıklı kıyılarda dağlar, ormanlar, sanayi tesisleri, kentler ve çeşitli silahları ile askerlerin olduğu savaş alanı göz alıcıydı. Herşey, bir uzaktan kumanda aleti ile yönetiliyordu. Satıcı, askerlerinin kollarında ülke bayrakları olan oyuncak orduları tanıtmaya başladı.

-Buna, şu jetonları atınca savaşmaya başlıyor. Gördüğünüz gibi, çok fazla uçağı, gemisi ve silahları var. Önce düşmanı uzaktan bunlarla vuruyor. Adeta yerle bir ediyor. Sonra da askerler vahşice saldırıyorlar. Önüne geleni öldürüyorlar. Düşman ülkesini ele geçirdikten sonra, ‘’Burayı da özgürleştirdik’’ yazan bir levha çıkartıyorlar. Bakın işte böyle…
‘’Yaşasın özgürlük ‘’ diye bağırarak ülkenin her şeyine de, bir güzel konuyorlar…
Fakat, jetonu bitince tamamen duruyor. Elinizdeki jetonlar yetmeyince, bizden alabilirsiniz. Biraz pahalı ama, çok moda bir oyuncak.

Baba oğul, şaşkınlıkla dinliyorlardı.

Satıcı, isteksizce diğer tarafa yöneldi .
-Ha, bakın burada evvelce çok sattığımız bir ordu modeli göstereyim. Buna jeton atmıyorsunuz. Savaşı da o başlatmıyor, karşıdan saldırı olunca savaşmaya başlıyor. Çok disiplinli ve cesurlar. Ölmekten korkmuyorlar. Komutanları işaret verdiği anda; karşıdan gelen ateşe aldırmadan ilerli yorlar. Her askeri, ölürken ‘’Vatan sana canım feda’’ diye bağırıyor. Düşman öldürünce üzülüyorlar. Aslında, yufka yürekliler ama belli etmiyorlar. Bunların hepsi ölmeyince, düşmanı içeriye sokmuyorlar. Hem daha da ucuz…
Doğrusu, artık bu modele pek ilgi gösterilmiyor. Elimizde bir tek bu kaldı. Yenisi de gelmez sanırım.

Satıcı zevkle gülümsedi ve :
-Şimdi size en yeni ordu modelimizi göstereceğim. Sanırım, ona bayılacaksınız !
Satıcı, kollarında tanınmayan bir ülke bayrağı taşıyan askerlerin olduğu oyuncak ordu modeli önünde durdu.
- Bu ordu modelimiz, biraz değişik. Bazı yönleri krallık, padişahlık dönemlerini yansıtıyor. Bazı yönleri de bir şirketi ... Bakın jetonları birkaç türlü... Her jetonun görevi farklı. Kimi jeton ile müzik dinliyorlar. İşte bunu…
Satıcı jetonu atınca, mistik bir müzik sesi yayıldı. Ticaret yapıp zengin oluyorlar. ‘’Sen de kazan, ben de kazanayım’’ levhaları var. Bu, az sayıdaki jetonla da savaşıyorlar. Bu ordu düşmanın saldırısında hiç yerinden çıkmıyor, karşılık vermiyor. Düşman askerleri yaklaşırken isteksizce, yavaş yavaş çıkıyorlar. Komutanları önde, askerler arkada sınırda bekliyorlar. Düşman gelince de, komutan kollarını yana açıp gülerek karşılıyor. Şöyle söylüyor :

-Aman efendim aramızda teklif mi var? Dükkan sizin, buyurun.

Düşman içeriye giriyor. Askerler de, düşmanı sevinç gösterileri ile karşılıyorlar… Hediyeler alınıp veriliyor. Sohbetler şakalar, gırla gidiyor. Birlikte hatıra fotoğrafı bile çektiriyorlar. İşte bakın böyle…

Tanıtımı bitiren satıcı, baba ile oğluna döndü. Satıcılara özgü bir tavırla, çocuğun başını okşadı. Aynı profesyonel tavırla, babaya sordu :
-Ordu modellerimiz bunlar. Siz hangisini isterdiniz.? Size nasıl bir ordu lazımdı acaba ?
28 Mart 2010 / Çanakkale


.Eleştiriler & Yorumlar

:: Ordu lazım değilmiş!...
Gönderen: Ömer Faruk Hüsmüllü / , Türkiye
30 Mart 2010
Bazılarına göre ordu lazım değil.Savunmaya harcanan paralar ekonomik kalkınma için kullanılmalıymış!.. Güçlü bir ordun olmadan o sahip olduğun zenginlikleri korumak mümkün mü?Şimdi bize yutturulmaya çalışılan dolma bu.Pasivize edilmiş bir ordu,sindirilmiş komutanlar,empryalistlerle işbirliği yapan askerler...İşte istenen ordu bu!..Siz bunları şüphesiz benden daha iyi bilirsiniz,ama yapılanlara insan sinirleniyor ve bir iki kelime yazayım diyor.Ellerinize sağlık.Saygılarımla. (Yazar cevabı: Yazıyı yazdıran duygu ve düşüncelerimiz aynı. Selam ve saygılar sayın hocam.)




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Arabalı Vapurda
Bir Karşılaşma
Babam Cehennemde Çalışıyor

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Dolambaçlı Yollarda [Deneme]
Bir Gazinin Ricası [Deneme]
Diplomasi Oyunları Wikileaks [Deneme]
Bugün Babalar Günü [Deneme]
Yök' Ün Katsayı Kararı [Eleştiri]
Bir Eğitim Projesi [Eleştiri]
2009'un En Bi Şeyleri [Eleştiri]
Neden Hayır? [Eleştiri]
Açılımın İkramiyeleri [Eleştiri]
Kamyonun Ardından [Eleştiri]


Mustafa Şakarcan kimdir?

1955 yılında İstanbul, Üsküdar'da doğdum. Evli, bir çocuk babasıyım. Emekli Deniz Astsubayıyım.

Etkilendiği Yazarlar:
Okuduklarımın çoğundan, az ya da çok etkilenirim. Fakat edebi etkilenme için, edebi bir seviye olması gerektiğine inanıyorum. Kendimi, şu anda o seviyede görmüyorum.


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2019 | © Mustafa Şakarcan, 2019
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.