..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Ama gene de dünya dönüyor! -Galilei
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Yazarlar ve Yapıtlar > Ömer Faruk Hüsmüllü




24 Nisan 2010
Seferberlik Hikayeleri - İbret Almak İçin Okunmalı  
Ömer Faruk Hüsmüllü
Bunlar alışageldiğimiz kahramanlık hikâyeleri değil; seferberlik, cephede çarpışan askerden çok geride bıraktıklarının hikâyesidir çünkü ve biz o hikâyeleri hemen hiç bilmeyiz. Cephedeki harpten gerilere düşen kıtlık, korku, ümitsizlik, hasret, hastalık, perişanlık ve yoksulluk gibi âfetlerdir; öyle hâller ki, eminim o hayat levhalarını yaşamak zorunda kalan geridekiler, cephede alnından vurulup –üstelik şehâdet mertebesine erişerek– ölmeyi bin kere yeğ tutarlardı.


:AGHJ:


Uygun Ahmet Aker
Hikâye

İstanbul - 2008
ISBN 978-975-437-674-6
İthal - 12x19,5 cm - 94 sayfa
Fiyatı: 9,00 TL
Ötüken Neşriyat



Bu kitap yazıya geçebilmiş bazı seferberlik hikâyelerinden bahsediyor; ama siz onu “seferberlik hâlleri” diye okumalı ve anlamalısınız.

Bunlar alışageldiğimiz kahramanlık hikâyeleri değil; seferberlik, cephede çarpışan askerden çok geride bıraktıklarının hikâyesidir çünkü ve biz o hikâyeleri hemen hiç bilmeyiz.

Cephedeki harpten gerilere düşen kıtlık, korku, ümitsizlik, hasret, hastalık, perişanlık ve yoksulluk gibi âfetlerdir; öyle hâller ki, eminim o hayat levhalarını yaşamak zorunda kalan geridekiler, cephede alnından vurulup –üstelik şehâdet mertebesine erişerek– ölmeyi bin kere yeğ tutarlardı.

“Kahramanlık” değil, fakat “Bir başka türlü kahramanlık”tı cephe gerisinde yaşananlar.

Hacim itibariyle pek küçük görünen bu eser, hikâye ve imâ ettiği memleket gerçekleriyle cirminden daha mühim şeylere işaretliyor ve yakın tarih hakkında bilinenlerin öteki yüzünden ışık sızdırıyor.

İbret almak için okunmalıdır…


*****

Masum milletimizin acı hatıraları…
On kişi kadardılar. Her biri on yıl, on iki yıl askerlikten terhis olmuşlardı. Topraklarımızın çok büyük bir kısmı elden çıkmış, ancak şu an elimizde bulunan sınırlarımız kurtarılabilmişti. Buna da şükürdü. Ailelerine kavuşacaklardı. Kış günü Gümüşhane’den Bayburt’a kızak kiraladılar. Veli’nin ödeyecek parası yoktu, onun boynu bükük kalmasına gönlü razı olmayan Salih Pehlivan ücreti ödedi. Yolu yarılamışken bir kurt sürüsü etraflarını sardı. Yıllar yılı yollarda ölen ve gömülemeyen cesetleri yiye yiye kurtlar insan yemeye alışmışlardı. Salih Pehlivan arkadaşlarına kızak üzerinde birbirlerine sıkı sarılmalarını söylemiş ve saldıran birkaç kurdu savurup atmışsa da sürekli dişleniyor, tırmalanıyorlardı. Sonunda kurtlar çelimsiz olan Veli’yi koparıp aldılar. Veli’nin vadide uzun süre yankılanan acı çığlıklarını duydular. Veli’ye acımaları ile kurtulduklarına sevinmeleri birbirine karışıyordu. Daha sonra yeni bir kurt sürüsü iki kişiyi daha koparıp aldı. Salih Pehlivan köyüne kavuşmuş, fakat çok geçmeden bir şeyler hissetmiş ve “komşular, kurtlardan bana kuduz geçmiş olabilir, şu şu hareketleri yapmaya başlarsam, beni hiç acımadan hemen sımsıkı bağlayın ki kimseye zararım dokunmasın” diye tembihlemişti. İyi ki tembihlemişti…”
Aziz dostlarım, bu satırları Uygun Ahmet Aker’in “Seferberlik Hikâyeleri” adlı yürek burkan kitabından özetleyerek sizlere aktardım. Kitapta filmlere konu olacak daha nice yaşanmış hikâyeler var. Bütün gençlerimizin bu gerçek hayat hikâyelerini kesinlikle bilmesi ve Ermeni ağızlı bir kısım zavallılara, entel - dantel takımına haykırması gerekiyor.
Ermeni yalana yalan katarken…
Ermeniler bir asrı aşkın bir zamandır, bire bin ekleyerek, bir hakikatin yanına binlerce yalan ilâve ederek kendilerinin Türkler yüzünden çektikleri acıları bıkmadan usanmadan anlatırlar… Film yapar, kitap yazar; hayâlî katliâm tablolarıyla dünyanın dört bir yerinde sözde “soykırım” sergileri açarlar… Sanatçıları, yazarları, fikir adamlarını ve daha da önemlisi siyasîleri tesir altında bırakır ve sonunda pek çok parlamentodan “soykırım” kanunu çıkarttırırlar…
Balkan savaşları sırasında milyonlarca insanını kaybeden, milyonlarcası da muhacir durumuna düşen… Yemen’de, Kanal harekâtında, Çanakkale’de, Kafkaslar’da, daha nerelerde ve nerelerde gencecik delikanlılarını kaybeden… Oğulları cephede iken aileleri düşman istilâsı yüzünden şehrini, kasabasını, köyünü terk edip kaçmak zorunda kalan… Dört bir yandan saldıran düşmanları yüzünden ayrıca açlık ve sefaletle milyonlarca vatandaşı kırılan bizler… Evet, biz Türkler susarız ve hâlâ susmaya devam ederiz!..
Hâlbuki atalarımızın çektiği o amansız çilelerin yazılması gerekirdi. Ermenilerin yaptığı mezâlimden kurtulabilenlerin, kalanların, savaş gazilerinin ağzından, o dönemlerde henüz çocuk yaşta olanların ağzından gerçeklerin dillendirilmesi gerekirdi. Gördükleri vahşetin, acının, çilenin, açlık ve sefilliğin not edilmesi gerekirdi. Binlerce roman, hikâye yazılması, tiyatro sahnelenmesi, filmler ve diziler yapılması gerekirdi.
Ahmet Aker’in kitabını ben hıçkırıklarla okudum. Okudukça içim yandı. Bu ülkeyi bize armağan eden o fedakâr insanların asîl ruhları önünde ezildim, utandım. Onlara olan minnet ve şükran borçlarımızı nasıl ödeyebileceğimizi bilemedim.
Atalarımızın akıl ve havsalanın almadığı o çileli hallerinden şu örneği okuyunca siz de benim gibi düşüneceksiniz:
“Uzuna yakın boylu ve yapılı bir insan olmasına rağmen, o günlerde kendi anlatımıyla; ’Katırcının tek eliyle kaldırıp katırın sırtına oturtacağı’ kadar, hastalık onu hafifletmiştir. Evde çoraplarını çıkardığında hanımı gördüğü manzara karşısında baygınlık geçirir. Bütün ayak parmakları donarak çorabın içine dökülmüştür.”
O savaş yıllarında vatanımızın her yerinde aynı manzaralar yaşanıyordu:
“İmam yok, mezara koyacak kimse yok, kefen alacak adam ve para yok. Köyün kadınları mezarlığa gidip ancak diz boyu derinlikte bir mezar kazdılar. Yaşar’ı elbiseleri ile defnettiler. Elbisenin bir kısmının dışarıda kalması dahi dikkatlerini çekmedi. Gece kokuyu alan kurtlar cesedi çıkararak götürdüler. Zinnet’in anası haberi alır almaz mezarlığa koştu ve gördüğü manzara karşısında bayılıp yere yığıldı. Orta yerde Yaşar’ın elbiselerinden başka bir şey yoktu.”
Bayburtlu Abdullah Çavuş…
O mübârek insanlar hem vatanımızı kurtardılar, hem de Hakk’ın rızasına erdiler. Yüce Rabbimiz, Abdullah Çavuş gibi has kullarına son anda şehitlik mertebesini işte böyle tattırır:
“Abdullah Çavuş aralıklı olarak üç defa silâhaltına alınmış, Kurtuluş savaşında birçok cephede savaşmıştı. Bayburt’un merkeze bağlı Kabaçayır köyündendi. Vücudunda hayat boyu birer madalya gibi taşıdığı, hemen göze çarpan yaraları vardı. Bu yaraları, Ege’de Yunanlılara karşı ve Kop Dağlarında Ruslara karşı yaptığımız zorlu savaşlarda almıştı…
Ölümünden bir gün önce savaşlarda aldığı bütün yaralar yeni yaralanmış gibi tazelendi, kanadı, ağrıdı, acıdı… Herkesle helalleşti, Kelime-i Şehadet getirerek ruhunu teslim etti. Allah rahmet eylesin.”
Kendi köyünü, yuvasını göremeden uzaklarda can vereceğini hissetmek ve o acıyı yüreğinde duymak nedir, bizler elbette bilmeyiz, bilemeyiz, fakat Yemen’e gitmiş Mehmet biliyordu, onun için de hemşerisinden rica ediyordu:
“Buğdaylı’dan Yemen’e giden altı genç yıllarca öldürücü sıcaklarla, hastalıklarla ve düşmanla savaşırlar. Değişik zamanlarda beşi şehit olur. Yalnızca Kaymak’lardan Memiş sağ salim köyüne dönmeyi başaracaktır. Bir çatışmadan sonra ağır şekilde yaralanan Mehmet, tedavi için getirildiği çadırda yanında bulunan Memiş’ten, şehit olacağına ve köye dönemeyeceğine kanaat getirdikten sonra ısrarla bir şey ister.
-Memiş, eğer köye dönebilirsen Moloç Dağı’na çık, ovayı benim için bir saat seyret.
Mehmet, bu arzusunu arkadaşına ilettikten az bir zaman sonra ruhunu teslim eder, şehit olur.”
Bu küçük kitaptan sizlere aktarmak istediğim daha pek çok yaşanmış, acıklı hikâye var. Ne yazık ki yerimiz dar. Fakat sizler hem o eşsiz, o garip, o mübarek insanları hayırla yâd edebilmek için bu eseri mutlaka okumalısınız. Millî şuurumuzu yeniden zirveye taşımamız için de butün yakınlarınıza, dostlarınıza, herkese okutmalısınız.
Bayburt’ta eczacılık yapmakta iken zaman ayırıp insanlardan bu Seferberlik Hikâyeleri’ni dinleyip kitaplaştırarak, son derece büyük bir hizmete imza atan Uygun Ahmet Aker’e sonsuz teşekkürler. Bu eseri gözyaşlarıyla okuyacak nice eli kalem tutan kardeşimiz, inşaallah başka vatan yörelerimizden bambaşka “Seferberlik Hikâyeleri” ni bize armağan edecek ve böylece de milletimize en büyük hizmetlerinden birini sunmuş olacaklardır.
* İSTEME ADRESİ: Ötüken Neşriyat, +90 (212) 251 03 50, otuken@otuken.com.tr
SERVET KABAKLI

http://www.yenidenergenekon.com/467-bu-kitabi-okuyalim-seferberlik-hikayeleri/

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Hakikaten ibret almalıyız.
Gönderen: sedat / , Türkiye
7 Mayıs 2010
İndra Gandhi' nin bir deyişini hatırlattınız. İk i tür insan vardır. İş yapanlar ve yapılan işten kendilerine pay çıkaranlar. Galiba hepimiz ikinci kategoriye giriyoruz. Duyurunuz için çok teşekkür ederim. Saygılarımla

:: kıymet.
Gönderen: Levent Ölçer / , Türkiye
3 Mayıs 2010
Biz bu ülke için savaşan kimin kıymetini bildik? Kimsenin. Yazıklar olsun bize.

:: teşekkür
Gönderen: ESRA VIZVIZ / , Türkiye
25 Nisan 2010
öneriniz için teşkkürler. ben de Hasan Ali Toptaş okuyorum bu günlerde. kaleminin farklı bir matematiği var çok etkileyici.çok farklı. selamlar.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yazarlar ve yapıtlar kümesinde bulunan diğer yazıları...
Yazar Gabriel Garcia Marquez'in Veda Mektubu
Türk Dünyasına Adanmış Bir Ömür Turan Yazgan
Ömer Rasih Öztürkmen
Eşekli Kütüphaneci Mustafa Güzelgöz
Trakya Rüzgarı
Klasik Mantığın Kurucusu Aristo'yu Kısaca Tanıyalım
İşi Öğrenmek ve Öğretmek Olan Herkesin Okuması Gereken Bir Kitap
Konfüçyüs Hakkında Kısa Bir Not
Montaigne Hakkında Kısa Bir Not...
Bertrant Russel Kimdir?

Yazarın İnceleme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Başöğretmen Atatürk Öğretmenler Hakkında Ne Söyledi?
Dünya Atatürk'ü Konuşuyor
Barış ve Özgürlük Üzerine Özlü Sözler
Sevgi - Gönül - Umut ve Mutluluk Üzerine Aforizmalar
Kim,ne Demiş? (İsimler Alfabetik Sıraya Göredir... )
Erkek ve Kadın Üzerine Aforizmalar
A'dan Z'ye Güzel Sözler
Malatya Belediyesine Teşekkür
Acı - Haz - Elem - Üzüntü Üzerine Aforizmalar
Atatürk ve Sözleri İle İlgili Faydalanılabilecek "Kaynaklar"

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Kusurî"den Tırtıklama [Şiir]
Zam Zam Zam... [Şiir]
Tırtıklama (Kazak Abdal'dan) [Şiir]
Yoklar ve Varlar [Şiir]
Âşık Dertli"den Tırtıklama [Şiir]
Dostlarım [Şiir]
İstanbul,sana Âşık Bu Kul [Şiir]
Namuslu Karaborsacı [Şiir]
Elem Bağları [Şiir]
Toprağın Oğlu [Şiir]


Ömer Faruk Hüsmüllü kimdir?

Uzun süre Oruç Yıldırım adını kullanarak çeşitli forumlara yazı yazdım. İddiasız iki romanım var. Çok sayıda siyasi içerikli yazıya ve biraz da denemelere sahibim. Emekli bir felsefe öğretmeniyim. Yazmaya çalışan her kişiye büyük bir saygım var. Çünkü yazılan her satır ömürden verilen bir parçadır.

Etkilendiği Yazarlar:
Az veya çok okuduğum tüm yazarlardan etkilenirim.


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Ömer Faruk Hüsmüllü, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.