..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Hayaller olmasaydı, umutlar dünde kalırdı. - Dolmuş atasözü
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > İnceleme > Ruhbilim > Ergün Öner




4 Mayıs 2011
Hayatın Bütünü  
Ergün Öner
Hayatın Bütünü Bir insanın insan olmadan öncesinden, bu yaşamı ve öteki yaşamlara kadar ki herşeyi burada... Ergün Öner


:EJGB:

H A Y A T I N
B Ü T Ü N Ü


ARAŞTIRMA – DENEYİMLEME




Ergün Öner


1
Bölüm:1


İ N S A N O L U Ş U N




“Seksi anımsayamazsınızR30;
zihninizde bir iz bırakmaz…
ondan geriye kalan tek şey;
ortaya çıkan sonuçtur.”

E.L.Doctorow
(ABD’li Yazar)



İpucu
Bütün kutsal kitaplar,öte dünyalarda hak eden insanlara armağan olarak“Cennet”i müjdeler.Buradaki yaşamın bir durum,bir hal olduğuna ilişkin güçlü kanılar vardır.Ancak bunu her bilgi düzeyinde insana somut olarak anlatmak zor olduğundan,dünyadan çok daha güzel bir yer olarak betimlenmesi alışılagelen bir yaklaşımdır.Burada dünyadaki beden yanınızda değildir. Ruh istediği bedene, maddeye,bürünebilir.Zaman ve uzay kavramı dünyadan çok farklıdır. İstenilen ya da olunmak istenilen şey anında gerçekleşir.Duygu ve düşünceler,dünyaya göre çok kuvvetli,şiddetli yaşanır.Evrendeki her şey gibi ruh cennette de titreşmeye devam eder.
Dünyadayken bu salınım farkları insana her şeyi karşıtıyla birlikte deneyimleme,yaşama olanağı sağlar.Amaç da zaten budur;kötü ile iyi yan yana olacak ve kişi bunlardan birini özgürce seçecektir.Cennette böyle karşıtlıklar olmayıp her şey tek yönlü, sadece olumlu ve güzeldir.İşte bu tek taraflı güzelliklerden biri örnek olsun,daha neler neler var, diye merak edilip,hazırlık yapılsın diye,bir zevk bu dünyadaki insanlara hediye olarak sunulmuştur.Bu, cinsellik ve onun doruk noktası olan “orgazm”dır.
Bu,farklı ruhsal özellikler gösterse de fiziksel olarak,soluk alıp vermenin sıklaştığı,kalp hızı ve kan basıncının arttığı bilimsel bir gerçektir.Yine göz bebeklerin büyüdüğü,dudakların koyulaştığı,derinin kızardığı,meme uçlarının sertleştiği cinsel organların da sertleşip ıslandığı, hatta karın bölgesindeki tüm organların büyüyüp genişlediği,istem dışı zevk veren kasılma ve titremelerin insanın bütün bedenine yayıldığı çok farklı değişimlerin görüldüğü, üstelik bilinçli olarak yaşanan ve olağanüstü kabul edilen tek ama, tek haldir.Bilinç dışında bunun benzeri,böylesi fizyolojik değişiklikleri yaşamak olanaksızdır,orgazm benzeri zevk örneğin,kimi beyin hastalıklarında,bir de ölüm anında yaşanabildiği sanılmaktadır.

“Cinsel arzu,kim olduğunuzu
ortaya çıkarır.”
T.A.Kempis(Alman Yazar)



2


“Ölümün kaçınılmazlığının
farkında olan insanlığı,bu
ıstıraptan kurtarabilecek tek
bir panzehir var;erotik zevk.
B.Taschen
(Alman Yayıncı)

Bir Yaklaşım
N.Donald Walsch,”Tanrı Ne İster” adlı çarpıcı kitabında cinselliğe şöyle yaklaşır: ”İnsanlar cinsel birleşmenin “Bir Olma”nın övgü dolu ve muhteşem bir ifadesi,iki kişinin paylaşabildiği benliğin en gizli,fiziksel,duygusal,psikolojik ve ruhsal yanlarından oluşan, olağanüstü güçlü ve derin anlamlı bir deneyim ve fiziksel anlamda,benzersiz bir sevgi ve yaşam kutsaması olduğunu anlayacaklardır.Birlikte olmaya hiçbir tabunun yüklenmemesi gerektiğini,yetişkin kişiler arasında sınırlara,arzulara ve anlaşmalara saygı duyarak her ikisine de zevk verecek bir deneyim olduğunu anlayacaklardır.İnsanlar bedenlerinin kutsal olduğunu,utanç kaynağı olmadığını,her bölümünün güzel olup gösterilebilir ve bakılabilir
olduğunu anlayacaklardır.Bu öğreti sonucunda cinsellikten utanç ve suçluluk duymak zaman içinde yok olacaktır.Cinsel enerjinin, ruhani enerjinin harika bir fiziksel anlatımı olduğunu
düşüneceklerdir.Gitgide daha fazla insan,cinsel deneyimin kutsal bir birliktelik olarak ifade edildiği “tantrik seks”le tanışacaktır.Tanra,kişinin Birliğin ve görünen dünyanın farkındalığı olarak tanımlanır ve seks,kutsal olarak deneyimlendiğinde “Var Olan Tek Tantra”nın fiziksel şeklidir.”
Bizde Cinsellik
“Toplumumuzun en çok alıştığı cinsel davranış tipi şudur:Gizli-kışkırtıcı-yarım bırakılmış.Toplumun değer yargılarının insanlardan beklediği bunlardır.Gizlilik ayıplanmayı önler,kışkırtıcılık cinsel güdünün itişini belirtir yarım bırakılmışlık suçtan kurtarır.Düşünmek
ayıp,yapmak suçtur.Ayıpla suç arasına sıkışmış güdü de sürekli diri kalarak yaşamaya çalışmaktadır.
Bir kız çocuğunun nasıl yetiştiğini düşünelim.Bir kadın okuyucuysanız kendinizi düşünün.Nasıl yetiştiniz? Duygu Asena’nın ‘Kadının Adı Yok’adlı kitabında hepimiz,kendi toplumumuzun kadınını biraz daha tanıdık.Ya erkekler? Erkeklerin nasıl yetiştirildiklerini
düşündünüz mü ? ‘Erkeğin Adı Yok’un da yazılması gerekir.Bir erkek çocuğunun doğumundan itibaren sürekli kışkırtılması onu nasıl etkiliyor düşündünüz mü? O,arka üstü yatırılmış,pipisi gururla fotoğraf makinesine çevrilmiş çocuk nasıl yetişiyor ? Daha üç dört yaşlarında başlayan ‘kızlar oğlumdan korksun’ anlayışıyla aşırı erkekleştirilmiş bir çocuk büyüyüp de tıpkı kız çocukları gibi ‘ayıpların,günahların’ duvarlarına çarpınca hangi çelişkileri yaşar ? Aşırı kışkırtılmış ‘üstün erkekliğiyle’ kendi korkuları arasında nasıl bunalır? Gazetelerin cinsel sorunlar köşelerine, ‘penisimin boyu normal mi,yoksa küçük mü’diye yüz binlerce mektubun gönderilmesi çok düşündürücüdür.Ben çok erkeğim ama bakalım penisimin bundan haberi var mı?’(57)               




3
“Kadın cennettir,kadın
sonsuza kadar dert.”
Atasözü(Bulgar)

Kadın ve Erkek
İngilizce’de aşkı anlatmak için bir sözcük,eski Yunanca’da on sözcük vardır.Bizdeki eş ya da yakın anlamlılar,(deyimsel anlamlılar) şunlardır:”Aşk,tutku,sevda,sevi,sevmek, tutulmak,tapmak,kul kurban olmak,gönül vermek,gönlünü kaptırmak,tutkun olmak,yanık olmak,yanıp tutuşmak,deli divane olmak,ölümüne sevmek,deli gibi sevmek, abayı yakmak vb. Bunda eski Yunanlıları geçtik mi dersiniz ?
“Kadınla erkeğin biyolojileri farklıdır,nedeni hormonları ve beyinlerinin farklı çalışmasıdır.Kadınla erkek ilk öpüştüklerinde bile bu durum ortaya çıkar.İki taraf birbirinin tükürüğünü çok hızlı bir biçimde analiz eder.Özellikle kadının beyni,erkeğin bağışıklık sisteminin durumu konusunda bir saptamada bulunur. Öpüşmenin sonunda iş orgazma kadar gidecekse,erkeğin bağışıklık sistemi iyi mi,güçlü mü diye karar verirken,diğer taraftan bir çocuğa hamile kalınacaksa doğacak çocuğun bu erkeğin genlerini almasında bir sakınca var mı yok mu diye de yorumlarda bulunur. Ayrıca,çocuğa bakacak bir erkek adayı olabilir mı,diye ayrıntılara bile girer.
Oysa o anda erkeğin düşündüğü tek şey içindeki stresi boşaltmaktır.Bu olay gecikirse ruhsal ve bedensel sıkıntılar ard arda sıralanır.Örneğin;onun için zaman geçmek bilmez,düşünme yetisi bozulur,konuşması zorlaşır, algılama gücü düşer,hatta sonuç alamazsa ve araba kullanma zorundaysa çok dikkatsiz olacağından kazaya davetiye çıkaracaktır!.Erkek stresten kurtulduktan sonra toparlanır,artık gerçek duygularını ortaya dökebilir,örneğin karşı taraftan hoşlandığını belirtebilir.Oysaki kadın ,kendisinden hoşlanılıp hoşlanılmadığını ve romantik her şeyi seksten önce duymak ister.Bir de erkek, neredeyse bedeninin bir parçasını kaybettiği için biraz kilosu bile azalır! Mesela,yapılan araştırmalara göre erkek sadece mastürbasyonu ömrünce iki bin defa yaşarsa ,bu on yedi kiloluk bir ağırlık kaybı demektir. Buna bir de doğal ilişkiler eklenince elbette kilo kayıpları daha da artacaktır
Bu kabaca belirtilen farkların yanında her iki cinse de zarar veren şey, gerçek olmayan porno filmleridir. Erkek,orada saatler süren performanslar karşısında bu konuda pek iyi olmadığı sanısına kapılır.Kadın da aynı filmlerdeki hemcinslerinin;en az erkekler kadar aç ve seks delisi olduğunu zannederek partnerini tatmin edemiyorum yanılgısına düşer.Her iki cinsin de seks merkezi,testosteron üreten beynin hipotalamusudur. Erkeğin bu organı büyük,kadınınki küçüktür.Zira,testosteron erkeklerde kadınlara oranla on ile yirmi kat daha fazladır.Erkek bu sayede hep hazır ve istekli bir konumdadır.Yapılan araştırma sonuçlarına göre,toplum baskısı ve kurallar olmasa erkeklerin % 80’i çok eşli olurdu.Kadının çok istekli olmamasının ya da başka bir deyişle çok erkek istememesinin sebebi çoksa da en önemli ikisi,farklı hormonları ve sorumluluklarıdır.Kolay değil,hamilelik dokuz ayını,çocuğu yetiştirmek on beş,yirmi yılını alacaktır.Böylece erkeklerin aldatmasının açıklaması ne kadar basitse,kadınınki bir o kadar zordur.Bir kadın,hiçbir zaman seks isteğiyle ya da içgüdü zorlamasıyla gidip bir erkekle seks yapmaz.Bunun daha başka ruhsal ve maddesel nedenleri vardır.(5)



4

“Karım evli,ben değilim”.
C.Berkley
(ABD’li Basketbolcü)     

İhanet
2007 yılında Yunanistan’da 18.000 çift üzerinde çok önemli bir araştırma yapılır.Buna göre evli olan ya da cinsel birlikteliği olan çiftler, birinci yılı doldurduktan sonra haftada üç;beş yıldan sonra on günde bir; yedinci yılla birlikte ayda bir,iki kez cinsel ilişki yaşadıkları saptanır.Araştırmanın ikinci bölümü bu sayılarla karşılaştırılınca o sonuçların aldatmayla doğrudan ilişkili olduğu ortaya çıkar,yani işin içine başka partnerler girmektedir.Şöyle ki yedinci yıldan itibaren eşini aldatan erkek oranı %65,aldatan kadın oranı ise %64.5 olarak belirlenmektedir.Sebebi,çok eşli genlere sahip erkeğin durmadan fethetmeye yönelmesidir.
Kadının hormonları ise onu seçmeye(tercihe) götürür. Durex firmasının kırk bir ülkede,317.000 kişiyle yaptırdığı bir araştırmanın sonuçlarından biri de; yıllık cinsel ilişki sayısı sıralamasında Yunanistan 138 ile birinci çıkmasıdır.(Örneğin;Türkiye 111 ile 13. ve 45 ile de Japonya sonuncu çıkmıştır).Komşumuz dünyanın en hızlısıdır! Bu sonuç yukarıda değinilen önceki araştırmayı doğrular niteliktedir.

“Zevk bütün rasyonel(akıllı)
yaratıkların nesnesi,görevi
ve amacıdır.”
Voltaire

Kim Ne Der
Görüldüğü gibi birleşme olayı,insan hayatında çok yer tutmakta ve kutsal bir deneyime, bir cennet hazzı olmaya kadar uzanmaktadır.Ancak kimse bunun nasıl bir şey olduğunu anlatmaz.Bu dünyadaki titreşimi tek farklı olan şeyi anlatın dendiğin de insanlar yanıt vermez ya ayıp olur der ya da özel hayat deyip konuyu kapatır.O zaman bu duygu hakkında düşüncelerini toplumla paylaşan yazar,şair ve ünlülere başvurmak tek çıkar yoldur.(          
“İnsanlar,orgazm sırasında,”Ah, Tanrım…Evet…Evet… diye çığlık attıklarında blöf yapmazlar.Cinsel doruk noktası,son doruk noktamız olan ölümden sonra Tanrı’ya en çok yaklaştığımız andır.(63)(Phil Marguist-ABD’li Yazar)                         
“Birgün orgazmın aslında saatler sürdüğü;fakat yalnızca birkaç saniye geçmiş gibi hissedildiği keşfedilecek.”(Dolly Porton ABD’li Şarkıcı)                    

“Daha fazla sevişmeliyim,tamam mı ? Ölmeden önce bütün erkeklerin tadına bakmak istiyorum. “Angelina Jolie (63)(ABD’li Aktrist)
“ Orgazm, insanını an’a balıklama daldığı,zaman ve mekandan tamamen koptuğu,hayatın en zevkli eylemlerindendir.”(Cüneyt Ülsever-Yazar)                    “Seks hakkında düşünmediğimiz tek an,seviştiğimiz andır;çünkü o sırada aklımız
kendini kaybetmiştir.”(Hovard Memerov-ABD’li Şair)                              “Seks,reenkarnasyonun dokuz nedeninden biridir,diğer sekiz neden ise önemli değil.”(Henry Miller-ABD’li Yazar)


5


“Erotik değilse ilginç değildir.”(Fernando Arrabal-İspanyol Yazar)
“Cinselliği aşağılamak,hayata karşı suç işlemektir.”(F.Neitzsche-Alman Filozof)
“Cinsel arzu dışında her şeye direnebilirim.(63)”(Oscar Wilde-İrlandalı Yazar)
“Ah,o çekilmez küçük uzvumuz! Bazen kendi kendime düşünüyorum,erkek denen şey cinsiyet organına sahip bir yaratık mı;yoksa yaratığa sahip bir cinsiyet organı mı? Siz de bizim gibi misiniz ? Biz erkeklerin dimağında,üzerinde yaşam olmayan dev gezegenlerde esen korkunç rüzgarlar gibi,erotik düşünceler esiyor durmadan.”(Metin Münir-Yazar)

“Mastürbasyon,düşünen
erkeğin televizyonudur.
C.Hampton
(İng.Yazar)

Kendi Kendine
İnsanlar,ergenlik çağına girince bu yüksek titreşimli değişik zevki keşfederler.Erkek daha sık,kız daha seyrek olmak üzere mastürbasyon yapar.Erkek, yaşlılığında bile bu eylemi
sürdürür.Woody Allen’in dediği gibi; “Mastürbasyonu bir kenara atmayın,çünkü o sevdiğiniz biriyle seks yapmaktır.”Araştırmalara göre, ABD’de erkeklerin % 92’si kadınların % 83’ü bu yola başvurmaktadır.
Jin.Op.Dr.Cenk Kiper bu konuda şunları söyler:”Cinsel ilişki yaşamayan genç erkeklerde mastürbasyon zorunluluk halidir.Nedeni sperm üretiminin devamlı olmasıdır.Üretilenler bir kesede toplanır ve hazır bekler.Ancak devamlı üretim öncekileri
boşalmaya zorlar.Kesenin hacmi ve kapasitesi de bellidir.Herhangi bir yolla boşaltılmazsa kasıklarda ağrı ve kişide huzursuzluk yaratır.(Daha da görmezden gelinirse fazlalık gece uykudayken atılır.)Kadınların,erkeklerde anlayamadıkları duygusuz cinsel isteğin derininde yatan etken budur.Erkek,penisinde kavranma hissinin oluşması,baş kısmındaki sinir uçlarının sürtünmeye ve dışarıdan gelen basınca karşı verdiği tepkiyle bu eylemi gerçekleştirir. Mastürbasyon, kadınlarda çok çeşitli olmakla birlikte yaygın,kolay ve hızlı biçimde olanı klitorisle yapılanıdır.Bu minik organ,idrar deliğinin hemen üstünde olup,bedendeki tek görevi orgazmı kolaylaştırmaktır.Bu amaç için çok etkin sinir uçlarıyla donatılmıştır.Hafif dokunuşlara yanıt vererek orgazmı sağlar.
Kore gibi Asya ülkelerinde ve Zambiya, Nijerya gibi Afrika ülkelerinde kızlar küçücükken bir tür sünnetle bu organları yok edilir,çünkü o coğrafyada salt erkeğin zevki düşünülür,kadının tek amacı,yalnızca erkeğe hizmet etmektir Öyle ki erkeğin ilişkide bulunacağını hissettiğinde kadın vajinası kurular,içine gazete kağıtları,biber ya da maymun idrarı koyar.Bunları yapmasının sebebi,erkeğin penisini daha büyük olduğu duygusuna sahip olsun diyedir!

“Bence,benim beynimde
zaten bir penis var.Bacaklarımın
arasında olmasına gerek yok.
Madonna
(ABD’li Şarkıcı)

6

Bir Mektup
Titreşen yalnız insanlar değil.Bir de feminizmin sembolü titreşen vibratörler var.Oturt kucağına,bas düğmesine,isteğin anda,istediğin kadar orgazm! Gazetedeki köşesinde bunları anlatan yazara imzasız bir mektup gelir.Özetle şöyle denmektedir: “Ben öyle feminist filan anlamam,vibratör de almam,sonra onu görenlere ne diyeceğim ? Ben elektrik süpürgesini keşfettim,temizliğe başlamadan önce,oturuyorum üstüne, basıyorum çalıştırma düğmesine,eh işte anla artık! E,ne demeli bizim insanımızda çare tükenmez.

“Seks,yaptığımız bir şey
değildir;seks tam olarak biziz.”
Mary Calderone
(ABD’li Yazar)
İki Cinsin Farkı
Aşırı istekli ayrıcalıklı yaratılmış kişiler dışında ,erkek her ne kadar hep hazır gibi görünse de mastürbasyonu ya da birleşmeyi istediği anda sağlayamaz.Üretim için bir süre beklemesi gerekir,bu devre mülklerine(ailesel genlerine),yaşa göre çok değişiklikler gösterebilir.Oysa kadının,depom dolsun diye beklemesine gerek yoktur.Bir günde içinde bu zevki çok sayıda yineleyebilir.Görüldüğü gibi,Cennetten,insanlara verilen bu hazzı,istediği anda deneyimleyecek tek varlık kadındır.Bu eylemi kendi kendine gerçekleştirirken,erkeğe
göre bir fark da kadınlarınn %1’nin yalnızca göğüslerine dokunarak orgazmı rahatlıkla sağlayabilmesidir.Hatta, yine kadının hiçbir yerine fiziksel bir etkide bulunmadan düşünce bazında bile,kasıklarına bir sıcaklığın gelmesini,orada bir basınç duygusunun belirmesini vajina içine doldurulması gerekli bir boşluk hissini yaratması işten bile değildir.Bu nedenle dünyamızda kadın,erkekten daha çok,cennet zevkini deneyimleyebilen tek varlıktır denilebilir.Bu,bir iyi dilek yaklaşımıdır;çünkü son olarak 4000 kadının katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmada bu kadınların üçte birinin hiç orgazm yaşamadığı ve yine, ancak onda bir oranında kadının da cinsel birleşme sırasında orgazma ulaştığı ortaya çıktı.
Ayrıca olaya,”azgın teke sendromu” yönünden bakıldığında her iki cins için de araştırmalar şunu göstermektedir: Kadınların %2’si en aşırı uçtadır ve bunlar orgazma her an hazırdır ve günde ondan yüze kadar orgazm yaşayabilir.Erkeklerde ise böyle sivri uçlara çok ender rastlanılmakta olup on sekiz,yirmi üç yaş dolaylarında testosteron düzeyi çok yüksek olduğundan yüzdesi çok az sayıda erkeğin günde on defa boşalacak bir ereksiyona(sertleşmeye) ulaşabilmesi doruk nokta olarak kabul edilmektedir.

“Seks,doğanın bir parçasıdır,
ben doğaya uyum sağlıyorum.”
Marlyn Monreo
(Amerikalı Aktrist)
Yarış
İnsanın en önemli seks organı beynidir.Kadının seks üstünlüğünü kıskanan erkek çareler aramaktadır.Onların da çok sayıda orgazma ulaşmaları için beyinlerine “orgazm cipi” taktırma araştırmaları yapılmaktadır!Alman sosyolog Fieseler’e göre 2020 yıllarında bu gerçekleşecektir.Yine gen teknolojisiyle üretilecek penislerin,var olan penisin yanına takılması düşünülmektedir.Ayrıca sanal seks ortamları daha da çeşitlendirilip geliştirilecek ve



7

bilgisayar programlarıyla gerçeğinden farkı olmayan duyguların yaratılma çalışmaları son aşamadadır.Bütün bunların amacı,sınırsız sayıda bir sekse ulaşıp,bu konuda kadına yetişmek! Kadınlar için de araştırmalar yapılmakta olup örneğin,seks dürtülerini artırıp orgazmı coşturmak amacıyla bele yapıştırılan bantlar piyasaya çıkmıştır bile!


Doğuştan mı
Bu zevki,bebekler bile bilirler.DNA’larına işlenmiş bir kere.Ancak bu konuda anne ve babalarıyla anlaşamazlar.Bebek veya çocuk elini apış arasına götürürse,hemen öfkeli bir tepki görür, önce sözle: “Çek eline oradan,ayıp ayıp!”daha sonraki aşama da ise minik
ellerine vurulur.Çocuk şaşkındır,ben hangi yanlışı yaptım da böyle davranıyorlar,diye.Onlar bu konuda çocuğa onarılmaz yaralar vermeye devam ederler.Penis ve vajina sözcükleri bile öğretilmez,onların yerine bir sürü sözcük uydurulur; “pipi,çük,kuku,kutu,papatya”vb.Bu
ikilemi çocuk ergenliğe ulaşıncaya kadar sürdürür.Bir taraftan da hormonlarındaki değişiklikle nasıl başedeceğinin sıkıntısını çeker.Neşesini kaybeder,asilik ve dalgınlık başlar; depresyona girenler olur.
Derken çocuk,arkadaşlarından,internet gibi bir çok kanaldan veya bedenindeki değişikliklerin baskısı sonucunda mastürbasyonu keşfeder.Anne hep alarmdadır, bu eyleme başvurursa neler olacağını dolaylı yollardan çocuğa iletir.Bunun çok fena bir alışkanlık olduğunu, aklına estikçe bu eyleme başvurursa hasta olabileceği,gözlerini bile kaybedebileceği ve ileride çocuğunun olamayacağı gibi bir dolu, düzmece şeylerle korkutur. Böylece bebekken başlanan yanlış yönlendirmelere devam edilir.Aile,okul,mahalle, yakın çevre onlara hep,anne ve babanın cinsellikten arınmış,adeta kutsal birer varlık olduğunu aşılamıştır.Ancak,çocuk bunun doğru olmadığını,her türlü iletişim kaynağından çoktan öğrenmiştir.Her şeyi filmlerde,internette gözleriyle gördüğü için bu defa yine bir açmaza düşer,o mu doğru bu mu, diye.Halbuki sorunu daha bebeklikten başlayıp da çözmek ne kadar kolaydır.Yöntemi,çocuğun yaptıklarını doğal karşılamak,sorularını doğru yanıt vermek ve en önemlisi de onun yanında anne baba olarak sarılmak,öpüşmek,birbirlerine bu konularla ilgili güzel sözler söyleyerek çocuğa bu olayın duygu boyutunun da olduğunu aşılamaktır.


“Cinselliği tatminsiz kadın
kendini şişman,erkek ise yaşlı
görür.”
Anonim
Zekayla İlişkisi
Alexis Carell ve onun gibi düşünen çok sayıda bilim adamı,sosyolog ve psikiyatra göre,cinsel güçle zeka ve deha arasında doğru bir orantı vardır.Ruhsallık ve zeka artıkça bu istek artmaktadır.Sanatkarların eserleriyle başbaşayken gösterdikleri cinsel performans bu çizgide ele alınmaktadır.Örneğin,dünyaca ünlü ve birkaç yüz kitabın yazarı H.Balzac,yazım çalışmalarını bir dağ evine kapanarak sürdürür ve yıllarca dışarıya çıkmazmış.Ancak, okullardaki teneffüs gibi yazmaya sık sık ara verir ve evde hazır bekletilen hayat kadınlardan biriyle ilişkiye girermiş.Bu eylemin bir enerji aktarımı olduğu kavranıldığında,yaşamın her boyutunda karşılaşma kaçınılmazlığı ortaya çıkar.



8


Başka bir örnek,eski dönemlerde suçluların idamı iple asılarak yerine getirilirdi.Bu yolla cezalandırma sırasında,aşırı heyecan ve boyun kırılması titreşimi artırmakta ve orgazm olayı yaşanmaktaydı,onun için tercih ediliyordu. Kadınlarda somut bir belirtiye ulaşılamasa da erkeklerin iç çamaşırları spermle ıslanmaktaydı. Adeta bu dünyadan ayrılırken veya öte dünyaya merhaba derken yoldaş olarak insanın karşına yine orgazm çıkmaktadır.



“Cinsiyetler savaşını kimse
kazanamayacak;çünkü düşmanlar
arasında çok fazla samimiyet var.”
H.Kissinger
(ABD’li Siyasetçi)
Maceralı Yolculuk
İçinde cinselliğin de olduğu ve bir insanın nasıl oluştuğunu şöyle betimleyebiliriz.
Ruh,ahirette dünyadakine benzer bir uyuklama içinde kendine görev verilmesini bekler.
Görevlendirildiğinde onu çok önemli uğraşıların beklediğinin farkındadır.Çünkü dünya,öyle
kolay bir okul değildir.Doğası çok güzeldir;ama sınıf düzeyi ileri olduğundan büyük emek sarfederek başarılı olunabilinmektedir.İlk iş olarak ruh,görev yapacağı bedenin yakınlarına konuşlandırılır.Bu arada doğacak çocuğun anne babası daha birbirini hiç görmemişken, tanımazken,doğacak yavrunun bütün ruhsal ve fiziksel özellikleri her ikisine birden işlenir.Yani babanın sperminde ve annenin yumurtasında kromozonlar belirmeye başlar.Bu arada anne adayı ile baba adayı birbiriyle bakışma dönemindedir.Pozitif ve negatif iki uç,aynı ortamda buluşmak üzeredir.Bunların her biri birer ışındır.Halk arasında buna cazibe,çekim denir.Bazıları da ilk görüşte;tamam işte aradığım bu,der ya;bütün bunlar bu olayın farklı bir versiyonudur.Artı ile eksi birbirini çekmiştir ve sonunda çift birleşir.
Erkeğin penisinden fışkıran ortalama yüz elli ile iki yüz milyon arası sperm yollara düşer.İstanbuldaki Avrasya Maratonu onun mini bir benzeridir.Ulaşılacak hedef dişinin yumurtası olup süre en çok beş dakikadır.Spermler saatte 56 km hıza ulaşırlar.Bu kıyasıya yarışın yüz binlerce yöneticisi, görevlisi,temizleyicisi vardır.Kimileri yollardaki engelleri kaldırır,ölenleri,yaralananları kenara çeker,kimileri bozulan yolları onarır, bazıları kaygan madde salgılayıp koşunun kolaylaşmasını sağlar.Sonunda bir tanesi birinci olur ve kendinden tam 85.000 defa daha büyük olan yumurtayı delerek içine yerleşir.İkisinin oluşturduğu milimetrenin yüzde ikisi büyüklüğündeki bu varlık;önce anneyle babanın,sonra geriye doğru dedelerin,ninelerin azalarak daha gerilere doğru giden onlarca,yüzlerce kuşağın özelliklerini taşımaktadır.Çünkü içinde,binlerce halen ne oldukları çözülememiş yapı ve milyonlarca molekül vardır.
Yalnız bu konuda alarm zilleri çalmaktadır.Zira,Helsinki Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre, erkeklerin sperm üretimleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.Böcek ilacı kullanımının yaygınlaşması,doğadaki kimyasal atıkların artması,bu arada erkeklerin de sıkı,dar iç çamaşırı giymeleri ve sigara içme gibi nedenlerden ötürü,iki binli yılların başında normal sperm üretebilen erkek oranı,tüm dünyada % 26’ya düşmüştür!






9

“Seks kalıtsaldır.Ebeveynleriniz
yapmıyorsa,sizin de şansınız
yoktur.”
Murphy Yasası

      Devre Mülkünüz
Cinsellik genetik bir mirastır,sinyaldir,ışındır.Her şey DNA’larınızla soydan soya geçerken bu özelliğiniz de en ince ayrıntısına kadar sizin devre mülkünüze işlenir.Bu plan aynen yürür,yani önce anne babanın sonra da gerideki kuşakların cinsel performansı ne ise çocuklarda da aynı güç bulunur!.


“Ölüm orgazm,orgazm yeniden
doğuş,yeniden doğuş ölüm,
ölüm orgazmdır.”
W.S.Buroughs
(ABD’liYazar)
Neden
Önceden değinildiği gibi,orgazmın cennet zevklerinin en ufacık bir örneği olduğu kutsal kitaplarda belirtilmektedir.Böyle olunca,insan salt soyunu sürdürmek için cinselliğini yaşamaz,varlığının gerçek doğası olan BİR’liğini deneyimlemek için bu dürtüye uyar. Cinsellik,yalnızca üretim sistemimizin bir zorunluluğu olsaydı,kadın erkek ilişkisinin şimdilerde son bulması gerekirdi.Çünkü bilim,yaşamın bu ilk ayağını bir tüp içinde de
sağlayabiliyor.Halbuki ruhu doyurması yanında gerçekten kim olduğunuzu ve yeniden yaratmayı arzuladığınız için birleşmektesiniz.Bu güdü,daha çok hayat yaratmaktan ziyade
hayatı daha çok deneyimlemeyi amaçlamaktadır.Örneğin,insanların dışındaki hayvanlar ve basit diğer varlıklar, otomatik olarak birleşerek,ürerler.Bu eylem sırasında haz duyarlar;fakat
bunun üremeyle ilgili olduğunu bilemezler.



“Bir kadına duyulan en
derin saygının temelinde
cinsel istek yatar.”
S.Zewing(Yazar)
Aç Kapa
Ne ilginçtir ki insanlar cinsel organlarını bilinçle örter,şehvetle açarlar.Bazen en çirkin olaylara neden olan organ,gerektiğinde en yüksek duygu ve eğilimlere aracı olmaktadır. Doğal olarak cinsel aşkta beden ve organ çok önemli bir yer tutar;çünkü insan kendine



10

duyduğu ilgiyi bu defa karşı cinse duymaya başlar.Bu sevgi onu manevi güzellikleri kavramaya,sevmeye hazırlar.Böylece dünya gibi gelişme yerlerinde üreme sevgiye bağlanır.
Cinsel çekim ve orgazm olmasaydı,insanlar üremek için parmaklarını bile kıpırdatmaz,cinsel birleşmeyi akıllarına bile getirmezlerdi.(37)



“Kadınlar olmasaydı,yeryüzünde
paranın hiçbir anlamı olmazdı.”
Aristotle Onasis
(ABD’li Ünlü Armatör)

Erkeğin Şeyi
Şimdi dünya ötesi zevklere aracılık eden erkek cinsel organının tipik özelliklerini, araştırma sonuçlarına göre belirleyelim.Penisler,manavdaki bir sandık çeşitli boyuttaki salatalıkların görünümündedir.
Kimi tip çevreleri Asya penislerini yerli,Anamur muzuna;Afrikalılarınınkini ithal,Ekvator muzuna benzetir.Avrupa ve Amerika boyutu ise bu iki muzun arası boyuttadır.Bunda doğruluk payı yüksektir.
Tamamına yakınının boyu on,on beş;çapları da üç;dört santimdir.Genel olarak,Asyalıların penisleri biraz ufak,Avrupa ve Ameriklılarınki daha büyük,Afrikalıların ise daha da boylucadır.Dünyanın tam ortası sayılacak ülkemizdeki erkek penisleri ise ortalama on iki,on dört santimdir. Cinsel konuların ülkemizdeki öncüsü Dr.Haydar Dümen’e göre;sertleşmiş olarak dokuz santim iyi;on iki,on dört arası ideal;on beş santimi normal;on altı santimliği büyüktür.Bugünü kadar ölçülmüş en büyük penis,Amerikalı porno yıldızı L. Dong Silver’e ait olup boyu 48.3 santimdir.
Penis boyu hiçbir şekilde beden ölçüsüyle orantılı değildir.Bu tamamen genlerden gelen bir mirasla ilgilidir.ABD- Kinsey Araştırma Merkezine göre,en küçük penis boyu beyaz ırkta 3.8,siyah ırkta 5.7 santim olarak ölçülmüştür.Yine,aynı kurum sertleşmiş ortalama penis boyunu beyaz ırkta l0.2 ;ve siyahlarda 11.4 santim olarak saptamıştır.

“Bir erkek yatak odasında ne
kadar kuvvetliyse,işte de o kadar
kuvvetlidir.”
Dr.D.Ruben
(ABD’li Yazar)
Erkeğin Takıntısı
Erkeğin boy ve ağırlığına göre bu penis boyutları,hayvanlara göre çok fazladır.İnsan baz olarak alındığında fil,zürafa,aslan,balina gibi hayvanların penisleri birkaç metreyi bulması



11

gerekir ki gerçek bu değildir.Ne var ki erkekler normal boyutta bir organa sahip olsalar da hep daha büyüğünün hayalini kurarlar.Bu,onlarda evrensel bir takıntı halindedir.Gerçek cinsel yaşamın,organ büyüklüğüyle ilişkisi olmadığı bilindiği halde bu istek ve merak her ırkın erkeğinde sürüp gitmektedir.
Halbuki neredeyse yarım metrelik bir organa sahip olan Amerikalı Silver, mutlu bir cinsel hayat yaşamamış ve aile kuramamıştır.Sadece çektiği filmlerden üç beş kuruş kazanmıştır hepsi bu.Kaldı ki toplum içinde öyle olaylar yaşanmaktadır ki,açığa çıkmadığı için bilinmemektedir.Mesela büyük bir penise sahip bir erkek, gençken bunu kanla doldurabilmekte;ancak orta yaşlardan itibaren,penise kan hücum edince beyindeki kan yetersizleşmekte ve sonunda baygınlık oluştuğundan ve her şey yarım kalmaktadır.Ayrıca ilişki sırasında penis,kadının rahim duvarına dayandığı için kadına acı vermekte ve kasıklarında ağrı yaptığından orgazmını da engellemektedir.Büyük boy organların kısaltılmış gibi görev yapabilmesi için,seks shoplarda apareyler(aletler) satılmaktadır.Anadolu insanı bu tip araç gereç bilmediğinden bu işi araya bir yastık koyup boy kısaltması yapar ve olayı çözümlemeye çalışır.Bu yastığın bir de adı vardır;”tıngırtı yastığı!”

“Erkekler gözleriyle aşık olur,
kadınlar kulaklarıyla.
W.Wyatt
(İng.Yazar)

Mantıklı mı
Erkeklerin büyük penis sevdalarının doğru olduğunu kanıtlayan hiçbir bilimsel veri bulunmamaktadır.Bu konuda ülkemiz genelinde Hürriyet Gazetesinin bir araştırması yaptırmıştır;buna göre kadınların %14’ünün büyük penisten daha çok tahrik oldukları anlaşılmaktadır.Bir de Londra kadınları arasında yapılan bir anket var ki burada da kadınlar % 50 oranıyla büyük penis istediklerini belirtmişlerdir.Bilimsel yaklaşım ise bambaşkadır.Erkeklerin bu meraklı hayalleri, görsellik dışında bir işe yaramamaktadır.Sadece bilinçaltlarıyla şunu anlatmak istemektedirler:”Bu nasıl büyükse, cinsel isteklerim de öyle büyük”doğal olarak bu bile yanılsamadan ibarettir.
Konunun bir benzerini de küçük memeli kadınlar yaşar,onlar da göğüslerini en çok bu bildirimi yapmak için büyütmek isterler.Araştırmacılar şunu açıkça belirtmektedirler ki kadınların orgazma ulaşmak için istedikleri sevgi,saygı,güven,tatlı sözler,romantik yaklaşımlardır.Belki de en son faktör penis boyudur! Zira onların zevk verici sinir uçları vajinanın dışından sadece birkaç santim içine kadar devam eder,daha derinlerde bu duyguyu artıracak bir doku yoktur. Öyle olsaydı kadınlar doğum anındaki ağrıları boşuna çekmez, sürekli bir orgazm beraberinde bebek dünyaya getirir ya da bu zevkten bayılır ve çocuk doğuramazlardı!

“Aşıklar için dokunuş,bir
başkalaşım sürecidir.Bedenin
her parçası değişime uğrar,
farklılaşır ve iyileşir.”
J.Cheever
(ABD’li Yazar)



12

En Büyük Kadın
Kadınların biyolojik yapıları,erkeklerin bu iflah etmez,büyük penis takıntılarının ne kadar boş olduğunu kanıtlamaktadır.Buna göre, kadınların ortalama olarak vajina derinlikleri sekiz santim olup ayrıca beş ile on bir santim olanlara da rastlanır.Doğum anında ise bu kapı üç,dört kiloluk ve elli,altmış santim boyunda bir bebeğin dışarı çıkmasını sağlayacak kadar esneyebilir.Böyle bir özelliği olan organın,birkaç santimlik uzunluğu ya da kalınlığı algılamasına olanak yoktur.Şu son bilimsel gerçekler,erkeklerin bu takıntısının boş olduğunu ortaya çıkarmıştır.Bu araştırmaya göre, evlenen ya da cinsel birliktelik yaşayan çiftler büyük-küçük penis sıkıntısı çekmemekte ve kadının fizyolojisi bunu çözmektedir.Şöyle ki birkaç ay sonra,erkeğin penisi küçükse vajina büzüşüp kısalmakta;büyük ve kalınsa derinleşmektedir!


“Küçük penislere hep imrenirim.
Evet,tuhaf;ama çok cool !”
K.D.Lang
(ABD’li Şarkıcı)

Şemsiyenin Tersi
Bazı erkeklerin penisleri ise sertleştiğinde sekiz santim dolayındadır.Bunlar ruhsal ve hormonsal olarak erkeksi özelliklere sahip olsalar bile bu dünyada cehennem hayatı yaşarlar.Bu durumu kimseye açamazlar,kadınlardan uzak dururlar,evlenmeye hiç yanaşmazlar,adeta hayata küsmüşlerdir.İşin ilginç yanı,son yıllarda küçük penisli erkek sayısı hızla artmaktadır.
Bilimsel kaynaklar bunun nedeni olarak, kimyasal ilaçların sebze ve
meyvelerde bilinçsiz kullanımını ve özellikle de doğum kontrol haplarını göstermektedir. Dünyada bu ilaçları kullanan 650.000 kadın bulunmaktadır.İlaç,idrar yoluyla akarsulara,
denizlere ulaşmakta;ancak doğada hiçbir şey kaybolmadığından ,östrojen hormonu olarak su ve yiyecekler aracılığıyla geri dönmektedir.Bu döngü içinde aşırı ölçüde östrojen hormonu alan ve erkek çocuğuna hamile kadınlar küçük penisli çocuklar doğurmaktadır.
Fransız Bilimci Jaqueline Goy, araştırmalarıyla,denizanası denen peltemsi deniz canlılarının da bu östrojen hormonunu yüzünden rekor düzeyde çoğalarak son yıllarda deniz kıyılarını istila ettiğini kanıtlamıştır.
Bu gruba giren erkekler bunun gocunulacak bir şey olmadığını bilip minyon yapılı bayanlarla evlenerek veya beraber olarak pekala yaşamlarını sorunsuz olarak sürdürebilirler.

“Cinsel tutku,savaşın nedeni ve
barışın sonudur…Ciddi olan her
şeyin temeli ve sonunda tüm
arzuların bir noktada toplanmasıdır.”
A.Schopenhauer
(Alman Filozof)



13

Farklı Renk
Bu dünyada mutluluk,üzüntü,zevk birbirine benzer.Yiyecek ve içecekler bile…Farklı olan tek şey orgazmdır.Hemen hemen her olayın temelinde o vardır. Modanın,ticaretin ve
paranın…Tanrının,adeta sonsuz mutluluğun ne olduğunu tatsınlar diye bu çok kısa süren hazzı insanlara verdiği varsayımı güçlenmektedir. İnsanlar orgazma sık sık tekrarlamak isterler;bunu sağlayamasalar da bu istek hep zihnin içinde çakılı durur. Araştırmalar,erkekler önde olmak üzere her iki cinsin de bu olayı günde en az on ile elli defa arasında aklından geçirmekte olduğunu göstermektedir.Araştırma sorularında günde kaç defa seks aklınızdan geçer bölümünde,bir de sayı belirtmeden şu bölüm vardır; ”hiç aklımdan çıkmıyor ki.” Bunu işaretleyenlerin ağırlıklı olarak erkekler olduğu anlaşılmıştır.(En son araştırmalar kimi erkeklerde bu anımsamanın bir dakikada bir olduğunu gösterdiğine göre,bu yanıt akla uygun düşmektedir.)
Konuyla, dolaylı yönden ilgili bir alıntıyla devam edelim. Yazar Balçiçek Pamir’in anlatımıyla :”Amerika’da bir araştırma yapılmış.Yaklaşık altı,yedi saat süren beyin ameliyatı geçiren hastaların tepkileri ölçülmüş.Kendine gelen kadın hastalar,ilk anda hemen ellerini başlarına götürmüş,erkekler ise,ellerini penislerine götürüp yoklamışlar, yerinde duruyor mu,diye!”
Kaldı ki bu istek uykuda bile ayaktadır!Yapılan araştırmalarda her iki cins de gece uykusu sırasında erojen bölgelere yoğun oksijen pompalandığı için,durmadan sertleşme yaşar.Bu,erkekte ortalama olarak altı defa penis sertleşmesi biçiminde,kadında da ortalama üç defa vajinal ve meme uçu sertleşmesi şeklinde olur.Her iki cins de bu ereksiyonlar sırasında orgazm yaşayabilmektedir.

“Aşk,arzu edilen
bir yıkıntıdır.”
Cüneyt Ülsever

Aşk
“Sanovel İlaç Firmasının düzenlediği bir toplantıya katılan,gazeci yazar Cüneyt Ülsever’den naklen(Basından)”:Aşk,bir delilik halidir;ama kesinlikle kendi iç mantığı olan bir deliliktir.İnsandan önce,tek hücreli bir varlık olan “amip”lere bakalım.Bunlardan ikisi bir araya konulduğunda amiplerin iç duvarları delinir ve adeta iç içe geçerler.Bu arada birbirlerine verdikleri enzimler,her iki amipin de gençleşmesini sağlar.Mikrobiyolojide
aşkın yaratısı budur.Aşık olununca,beynin bir bölümü aşık olunanı,diğer kişilerden ayırt ederek kişinin kendisini fark etmesini sağlar.Aşık olunan bu dönemde beynin bu bölümü işlevini yitirir.Taraflar tek bir beden olup birbirlerinin içinde erimek ister.Bundan sonra iki yol vardır.Birincisi,tek beden haline dönüşmedir ki bu, olası bir şey olmadığı için aşıklar bir süre sonra ölerek öteki dünyada “bir”lik ararlar.İkincisi ise,aşklarının ilk dönemlerinde,karşı tarafın nadide bir çiçek gibi kırılmasından korktukları için cinsel
birleşmekten kaçındıkları halde,zamanla bu istek ağır basar ve en sonunda birleşip muratlarına ererler!”




14


“Bir İngiliz jürisinden oğlancılık
yüzünden ceza almak olanaksızdır.
Çünkü jürinin yarısı böyle bir şey
olabileceğini inanmaz;diğer yarısı
ise zaten oğlancıdır.”
W.Churchil
(İng.Devlet Adamı)


Aynı Kutuplar
Erkeğin erkekle,kadının kadınla sevişmesi,ilişkiye girmesi,farklı değil de aynı kutupların birbirini çektiğini gösterir.Önce ülkemiz,sonra dünya açısından olaya değinelim. “İslami inanış bu olayı yozlaşma olarak görüp onaylamaz. Kur’an’da Lut Kavmi zamanında eşcinselliğin çok yaygınlaştığı anlatılır,bu alışkanlığı iğrenç bulur;ancak hastalık gibi algılanmış olacak ki ağır ve net bir ceza getirmez.Tarih boyunca, bu aynı cinsler arasında
cinselliğin ünlüler arasında da yaşandığını anlaşılmaktadır.Roma İmparatorlarından,azadlı erkek kölesiyle evlenen Neron;halka arasında ‘tüm erkeklerin karısı’ lakabıyla anılan Sezar; ve antik çağların en ünlü düşünürü Sokrates de hemcinsleriyle düşüp kalkanlara örnek olarak gösterilebilir.İlkçağda Anadolu’da oturan Hititler’de isteyen bir oğlan satın alıp yasal olarak onunla evlenebilirdi. Yine eski Yunanistan’ın Atina, Isparta,Girit uygarlıklarında eşcinsel ilişkide bulunmayanlar kınanır, kültürsüz,zevksiz sayılırdı.Hatta,önemli bir devlet adamı olmak,statü sahibi olmak,bir oğlanla yaşamayı adeta şart koşardı.Amerikalı Kızılderililer’de ise avdan,savaştan kaçan bütün erkekler,eşcinsel bir evlilik yapıp ev işleriyle uğraşırlardı.
Osmanlı Devleti’nin son döneminde ise yozlaşma iyice artmış sadece hamamlar değil,medrese ve tekkeler bile eşcinsel otellerine dönüşmüştü.1845 yılında ölen Kuşadalı İbrahim Halveti’nin saptaması ders verir niteliktedir;”tekke devri bitmiştir,buralardan artık hizmet beklenemez.Tekkeleri meyhane ve kerhaneye çevirdiler!”Mustafa Cansız Hoca’nın aktardığına göre ise,son dönemlerde Osmanlı medreselerinde hemen her müderrisin(profesörün)yanında eşcinsel ilişkilerinde kullandığı
genç bir oğlan vardı”.(51)Bugün için Avrupa ve Amerika’da eşcinsellik yaygınlaşmış olup,yasal evlililiğe izin veren ülke sayısı hızla artmaktadır.
Eşcinselliğe ilişkin bilimsel olarak varılan en yeni sonuç 2003 yılına aittir ve Amerika’daki Kaliforniya Üniversitesi’nin bir araştırmasıdır,buna göre;”elli üç adet genin” bebeğin cinsel organlarının oluşumundan,doğumundan önce cinsel kimliğiyle ilgili var
olduğu gerçeğinin anlaşılmasıdır.Yani eşcinsellik ve aynı cinsiyetler arasında seks dahil kişinin bir seçimi değildir ve bu tür eğilimler doğuştandır, sonradan oluşmamaktadır.

“Cinsiyetler içinde,cinsiyetler
arasında olduğundan daha fazla
ayrım vardır.”
D.C.-Burnett
(İng.Yazar)




15


Olasılık
Farklı cinsler arasında yaşanan ilişkiler için yakın ve orta vadede öngörülen gelişmelerin olasılıkları şöyle ifade edilmektedir.”Eşcinsel ilişkiler,birlik bilincine yaklaşıldıkça artacaktır. Bütün sevgi ifadeleri ilahidir.Sevgi bir şey değildir,o bir enerjidir bu
nedenle sadece devinimle (eylemle,hareketle) var olur.Kimilerinize tuhaf gelebilir; ama bunu kısıtlamak olanaksızdır.Olan şey,insan türü olarak birlik bilinciyle sevgi ifadelerini denemeye başlamasıdır.(54) “İnsanlar sevgiyi anlatmanın tek bir yolunun ve biçiminin olmadığını anlayacaklardır.Bu öğretinin sonucunda aynı cinsle ilişkide bulunanlar kınanmayacak,
yalnız bırakılmayacak,reddedilmeyecek,ihbar edilmeyecek,kısacası üzerlerindeki toplum baskısı sona erecektir.”(4)



“Seks hepimizden fazla yaşayacak
S.Goldwyn
(ABD’li Sinemacı)


Sonuç
Yaşarken, beş duyunuzla var olduğunu sandığınız bir dünya yaratırsınız.Bu duyular kalksa,kendinizi yalnızca titreşimlerden oluşan sonsuz bir alemde bulursunuz.Artık her şey bir enerjidir.Ruhunuza uyan zihniniz titreşip dururken bedenin buna uyması kaçınılmazdır.
Gerçekten de titreşiminizi artırmak zorundasınız.Bunu da bilgiyle,yani sonsuzluğu araştırmayla sağlayabilirsiniz. Ne kadar çok yaşam enerjiniz olursa o kadar bilinçli ve yüksek titreşimli bir seks sahibi olunur.Hatta öbür dünyada bile diğer özellikleriniz gibi cinselliğiniz de gelişmeye devam edecektir. İbni Arabi’ye göre,“ölüm sonrası alemde nasıllığını şimdiden iyi bilemeyeceğimiz biçimde üreme devam edecektir,üstelik oralarda ruhun titreşimleri çok güçlüdür.
İşte böylesi bir maceranın sonunda sen,bir insan olarak dünyaya gelirsin.Ne var ki bu hayatının birinci bölümü konusunda hiçbir bilgin yoktur.Sen ikinci bölümden itibaren dünyada yaşadığını bilirsin…


16

Bölüm:2

H A Y A T I N


“ Bilgi,gerçeklere göre değişir.
Varlıklar arasında en doğruyu,
en yanlışsızı ve en güzeli
bilen yoktur.”
Dr.Bedri Ruhselman


Titreşen Titreşene
Bütün yaşam titreşimlerden oluşur.Bu nedenle yaşam katıksız bir enerjidir.Bu enerji sürekli titreşir,dalgalar biçiminde hareket eder.Titreşim sırasında hız ve dalga farkı ortaya çıkan enerjiyi,ışığı çeşitlendirir.Bunun sonucunda evrende farklı farklı maddeler var gibi görünür.Varlıklar değişik değişiktir ama onları oluşturan enerji aynıdır.(27)”Titreşip duranlar nedir?” “Her şey…” “Her maddenin,varlığın yani insanın,hayvanın,bitkinin aslı aynı mıdır?” “Evet…”


17

“Fizik konularının anlaşılması
güçtür;çünkü beyinlerimiz,
avcılığı,toplayıcılığı,çiftleşmeyi
ve çocuk büyütmeyi anlamak
üzere programlanmıştır.”
Richard Dawkins
(ABD’li Yazar)

Matruşkalar
Elli yıl kadar önce maddenin en küçük parçasının atom olmadığı,onun da parçalara bölünüp bunun sonsuz olarak devam ettiği bulundu.Sınırsız olma koşuluyla Rusların turistik“matruşka bebekleri”gibi.Parça diyoruz;ama sürpriz şu ki atom altı yaşamda parçacıkların olmadığı,bilinçli olarak titreşip duran ipliğe benzer halkaların olduğu anlaşıldı.Öyle ki görülen şey,canlı varlıkların kalplerine çok benzemekte olup onun gibi atmaktaydı.Başka bir anlatımla,atom altında her şey bir an için enerji olarak görülmekte,sonra iplik iplik bir akış başlamaktaydı.Özel elektron mikroskoplarına incelemek için hangi maddeden,hangi canlıdan bir parça koyarsan koy,hep aynı görüntü sağlanmaktaydı.Su,hava,toprak,bitki,hayvan,insan neyin minik bir parçasını incelersen incele,görünüm hep aynı şey sanki yanıp sönen bir enerji,arkasından ipliğimsi bir hareket akış,canlılık…
O zaman bilim adamları şu kanıya vardı,demek her şeyin en küçük parçası atom değil,onun altında sonsuz sayıda altlar var ve her şeyin altı da aynı! Bilgiler bununla da kalmadı, sonraki inceleme ve araştırmalarda bu alttaki canlılığın hep aynı olmadığı, birbirinden farklı farklı akışların da var olduğu anlaşıldı. Yani biz dünyada zaman içinde yükseklik,genişlik ve derinlik diye üç boyutlu yaşarken,titreşen ipliklerin halen on bir farklı boyutta yaşadıkları ve boyutların sayıca artabileceği anlaşıldı.Ayrıca görüldü ki bir parçacık titreşimini değiştirirse evrenler kadar uzaktaki diğer parçacığı da aynı anda tepki vermekte,yani titreşime başlamaktaydı! (28)Atom altı yapıda katı bir yapı,madde,nesne,obje yoktu,yalnızca parlayıp yok olan bir enerji ! (29)
O tarihlerde bu, yalnız Batılıların kanıtladığı bir şey değildi. ”Madde ve Ruh” dergisinin kaynak kişisi,ruhbilimcisi ve spritüalist düşünürü Dr.Bedri Ruhselman, bu konuda şunları söylüyordu:“Atom,elektronlardan;elektronlar esir denen bir varlığın zerresinden; esirler ise ser denen bir varlıktan oluşur.Ser’i oluşturan ise,Tanrı’nın ilk yarattığı manevi değerdir.Var olan her şey bu,tek varlığın çeşitli biçimlerde ve başka varlıklar şeklinde belirmesidir.” Demek her şey bizim gördüğümüz gibi değil,olayın tek bir yönü ya da varlığın tek bir görüntüsü yok.Bakan,gören,inceleyen,deneyimleyen göze göre,farklı şeyler var. Örneğin İslamiyet’in kutsal kitabı Kur’an’a bakıyoruz,o da şöyle diyor: ”Kur’an iç içe anlam boyutları içeren,yoruma açık bir kitaptır.(Zümer Suresi’nden)“ Yani O da iç içe anlamlar taşıdığını ve her şeyin keşfine devam edilmesi gerektiğini öngörüyor.


18

“Her olay,onu değerlendiren
kadar değerlidir.O olayı
tanımayanlar ise onu yok
bilirler.”
Dr.Bedri Ruhselman

Biz Nerdeyiz
O zaman bütün katı maddeler ve biz yok muyuz ? Bunlar bir hayal mi ? Hem de her şey,bütün kainat böyle mi? (29) Şaşırmayın,ama bedeniniz başta olmak üzere,bütün katı maddeler yüzde yüz boşluktur. Bir odadaki eşyaları bırakın, odanın özü boşluktur.Boşluk olmazsa oda olmaz.Olmayan olandan daha önemlidir.2500 yıl önce Buda bunu şöyle anlatmıştır;her şeyin özü boşluktur,form(şekil)boşluktur,boşluk formdur(şekildir).Yani biz yokların var olduğu,yokların var olduğu bir dünyada mı yaşıyoruz?

“Dünya yaşamında hiçbir
şeyi tam anlamıyla bilmeye
olanak yoktur.Bunlar,öyle
olduğu sanılan şeylerdir.”
Dr.Bedri Ruhselman


Büyüklere Masallar
Her şeye yukarıdaki çerçeveden bakıldığında gerçeğin bir tane olmadığını,bakış açısına göre değişebileceği anlaşılır.Biz bunu yeni bulmuş gibi anlatıyoruz; ancak dedelerimiz de galiba bunların hepsini biliyorlardı. Bize anlatılan masalların başında tekerlemeleri bilirsiniz.”Bir varmış bir yokmuş(aynı atom altı görünüm,bir var bir yok,bir enerji bir iplik),evvel zaman içinde(zamandan önce yalnızca Yaradan’ın olduğu an,Bing -Bang yok daha),kalbur saman içinde(atom altında her şey bir ve her şey birbirinin içinde,her şey aynı yapıda),deve tellal iken pire berber iken(her şey, her gördüğün tek gerçek değil,sonsuz sayıda görünüm var,neyin ne olduğunu bilemezsin),ben anamın,babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken(bebekken,çocukken ölüp,yeniden o ailede doğmalar,reenkarnasyon denilen yine yine bedenlenmeler).”Galiba bunlar yeni şeyler değil!Her dönemin insanı bunlardan haberdar!


“Sen bir damla değil,
okyanussun.
E.Fretag

Madde Nerde
Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk “Din ve Fıtrat”adlı muhteşem kitabında şöyle der:“Kur’an,Allah’ın göklerin ve de yerin nuru(ışığı) olduğunu açıkça söyler.Göklerin ve yerin ışığı olmak,varlığın tamamı olmaktan başka nedir ki.Böyle olunca Allah,varlığın aslıdır ve madde değildir.Bu her şeyin temeli olan yaratıcı veya bir enerji olarak iradesi yönünde yoğunlaşmakta ve yüz binlerce biçimde bu çokluk evrenini oluşturmaktadır.Ancak bu alem o asli enerjiye bağlı olarak vardır.Her an yok olabilir; fakat asıl enerji yok olmaz daha başka şekillerde bir başka çokluk alemine hayat verebilir.”

19

Dinsel Bilim
Şimdi Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı’ya kulak verelim:”Kuran;’ İnkar edenler,göklerin ve yerin birbirine yapışık olduğunu,Bizim onları ayırdığımızı ve bütün canlıları sudan yarattığımızı görmüyorlar mı ? Buna rağmen inanmayacaklar mı “ der. Bugünün bilmi evrenin yaradılışını;”Bing Bang”denen büyük patlama teorisine bağlamıştır.Gerçekten evrenin yaradılışını geriye doğru izlediğimizde, başlangıçta yalnızca hidrojen gazının olduğunu anlarız.Tek olan Allah,önce tek şeyi yani hidrojeni yarattı.(Gökle yerin bitişik olması bunu anlatmaktadır) Bizim onları ayırdığımızı görmüyorlar mı demekle, hidrojeni yarattıktan sonra büyük patlamayı gerçekleştirdiği anlaşılıyor,böylece gökle yer birbirinden ayrılıyor.Önce hidrojeni yaratan Allah sonra ondan oksijeni oluşturuyor ve H2O dediğimiz suyu bütün canlıların kaynağına koyuyor.(Bütün canlıları sudan yarattığımızı görmüyorlar mı demekle anlatılmak istenen budur) Gerçekten bugün bilim,evrende ne varsa bileşimlerinin kökeninde su olduğunu bulmuştur.Bilimsel gözlem ve onun getirdiği bilimsellik,yani bilginin son durağı Allah’ın varlığına ve birliğine iman edilmesi için de‘Buna rağmen inanmayacaklar mı’ denmektedir.“


“ Bilgi,cesaret ister;
çünkü her bir öğrenme eylemi,
bilgisizliğinizi kabul etme
cesareti gerektirir “
İrvin Yalom

İlk Patlama
Bu,”Bing Bang” denen ilk patlamada hiçlikten genişlemeye başlayan dünyamız bir iğnenin ucundan bile küçüktü.Genişleme halen devam etmektedir.Yayılan “radyasyonun ve çınlamanın” sürdüğünü Nobelli bilim adamları kanıtladı.”Bu konuda daha somut bir bilgiye l992 yılında ulaşıldı.NASA’nın gönderdiği Cobe uydusunun duyarlı tarayıcıları ‘Bing Bang’tan sonra tüm evrene yayılan radyasyonun kalıntılarını buldu.Bu buluş evrenin yoktan var edildiği gerçeğinin bilimsel bir açıklaması olan teorinin kanıtı oldu.(69)Her şey geçici olduğundan dünyanın sonu geldiğinde,şu an devam etmekte olan genişleme duracak ve tersine
bir büzüşme başlayacaktır.Halen çınlama sürdüğü için, dünyanın sonuna gelinmediği varsayılabilir.

“Bilenler konuşmaz,
konuşanlar bilmez.”
Atasözü(Çin)

Etimiz Nerde
Her şeyin boşluk olduğu düşüncesine bir de şöyle yaklaşalım.Madde ne kadar maddidir acaba? Gözle değil de bir elektron mikroskobuyla bir maddeyi incelersek görülen şey, % 99 boşluk, % 1 ışık olur.Bu bir gerçektir ve gerçek bile çok katlı,çok boyutlu bir
yapıya sahiptir.Bu sayıları daha açık betimleyebilmek için şu örneğe bakın; insan bedenindeki boşlukları çıkarın,kalan et,kemik,deri yani bizim madde dediğimiz yığın,boş bir futbol sahasının ortasındaki golf topuyla aynı orantıda olurdu !(30)


20



“Gezegenimizde dört tip gelişim
sürmektedir:meteorolojik,manyetik,
jeolojik ve sipritüel.”
Lee Caroll
Eğlence
Kur’an; ”Dünya hayali bir oyun,bir eğlenceden başka bir şey değildir,”der.Buna göre maddenin çok da maddi bir şey olmadığı düşüncesi, şeylerin gerçekte hiçbir şeyden üretildiği sonucuna gidilir.Hiçbir şey, yine de çok bir şeydir.O da sizin seçiminizdir.Her sabah evren sana şu soruyu sorarak uyanır:”Bugün neyi seçiyorsun, zamanı geldi söyle; çünkü onu oluşturmak için harekete geçmem gerekiyor.”(30) Eğlence ve oyun için araç, gereç,oyuncak lazım.Herkesin zevkinin merakının da başka başka olduğunu biliyorsunuz.O zaman herkes kendisi için bir şeyler yapacak yani yaratacak…

Durmadan Yaratmak
          Yaşamınızı, bir şeyin ne olduğunu duyularınızla algılayarak geçirirsiniz.En çok yaptığınız, bilinçli olarak o madde şöyle bir şeydir demek veya hayal ederek böyle böyle de olabilir olasılığını belirtmek. Bazen de hem görüntü de hem de hayalde yanılsamalara düşersiniz. James J.Mapes şöyle der:”Dünyayı olduğu gibi değil; olduğunuz gibi görürsünüz.”Algılarınız sizin bakış açınızın sonucudur. Dünyada birbirinin aynısı iki insan olmadığına göre,ne kadar insan varsa o kadar farklı algılama ve hayal var demektir.Herkesin deneyimi kendinedir, kişiseldir, tektir, özneldir. Hani günlük konuşmalarınızda çok kullandığınız bir söz vardır ya onun gibi:“Bu anlatılmaz,yaşanır.”Gerçekten herhangi bir şeyi bire bir aynı yaşayan yoktur.İşte bu,yaratmanın ta kendisidir.Yaratma deyince ille de aklınıza beste yapmak, füzeyi icad etmek gelmesin,anlatmak istenilen bunların dışında da kişinin günlük yaratılarının olduğudur.Zaten bir düşünün, hayatınız bu ard arda gelen yaratılarla devam edip gitmektedir,öğle yemeğinde ızgara köfte,fasulyeli pilavı yerken onlarla ilgilenirsiniz,sonra masadan kalkar kalkmaz unutuverirsiniz.Bu gerçeği birbiriniz için kullandığınız şu deyişte bile vardır;”Bırak şunu, o akşam ne yediğini bile bilmiyor!”Bunu söyleyene şöyle demek lazım;“Bugün çarşamba,geçen hafta çarşamba günü neler yaptığını sen anlat bakalım!”Şaşırıp kalması kaçınılmazdır.Bu çok doğaldır,birbiri üstüne gelen kayıtlar,yaratılar bir öncekini geçersiz kılmaktadır.Yani herkes an’ı başka bir deyişle şimdi’yi yaşamaktadır.     

“İyiliği,hastalığı,düşkünlüğü,mutluluğu,
zenginliği,yoksulluğu yapan zihindir.”
Edmund Spencer


Herkes Tek
Nasıl ki dünyadaki her insanın parmak izi, aurası, beyin dalgası birbirinden farklıysa; seçimlerini kendileri yaptıkları için yarattıkları şeyler de farklıdır.Düşüncelerinizle



21

onu siz yaratırsınız, başkası sizin yerinize nasıl düşünebilir ki? Bu amaçla zihninizde istediğinizi görünür hale getirir, istemediğiniz olasılığı erteler, bekleme odasına yani
bilinçaltınıza-ileride kullanmak üzere-depolarsınız.Demek oluyor ki yüzde yüz kalıcı bir gerçek de yok! Duruma göre realiteyi ya elinizdekiyle ya da deponuzdakiyle değiştirip durursunuz.Bir bakıma bu oyunu böyle sürdürmek zorundasınız,böyle yapmazsanız başkaları sizin yerinize düşünür sizi kukla yapar,emir kulu yapar ve yarışın dışına itiverir. Şarkılara güfte olursunuz:”Rüzgarlara kapılmış kuru yaprak misali!” Madem yaşamınızı kendiniz yönlendiremiyorsunuz oradan oraya savrulmayı hak ediyorsunuz demektir.
                                         
“İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını
sanırlar.Oysa, yaşamadıkça yaşlanırlar.”
Atasözü(İskoç)

Uyaroğlu
Bazıları yaratmaktan korkar,başkalarına sipariş vermek de gücüne gider.En iyisi herkes ne yapıyorsa ben de onu yapayım,der.Bu taklitçiliğe,farklı olmaktan korktuğu için başvurur.Herkesin yaptığını yapmak,onlar gibi düşünmek için sanki üzerinize bir karabasan gibi toplum baskısı, güncel deyişiyle “mahalle baskısı” binmiştir.Yazgınızı yaşamaktan kaçınırsınız.Robin Sharma’nın dediği gibi:”Babanızın hayatını,annenizin hayatını,hatta din görevlisinin hayatını yaşarsınız.” Bu ne acıdır.O zaman bu dünyada işiniz ne? Sizinkinin benzerini yapıp yaşayan bir sürü insan var. Ruh,bu durumda devreye girer.Ben şunu şunu yapmak,deneyimlenmek için bedenlenmiştim,ama başarılı olamıyorum,adeta bir fotokopi gibi kopya gibi yaşıyorum,bu benim için bir tür son.O zaman bu duruma devam etmeyeyim,en iyisi kendimi yeniden yapılandırmak üzere buradan ayrılayım,deyiverir!                           

“Kendinizle ilgili düşüncelerinizi
değiştirdiğinizde,hayatınızın da
değişeceği kanıtlanmış bir gerçektir.
Dünya,sizin düşüncenize uymak için
değişecektir.Bu kadar basit!”
J.E.Addington


Ay’a Baktım Seni Gördüm
Evrende ne varsa hepsinin hammaddesi mi dersin,ilk hamuru mu,yoksa,bilimsel bir yaklaşımla atom altı mı dersin,ne dersen de.O zaman bak karşına hangi gerçekler çıkar.
Kendi dışında gibi gördüğün her şey, aslında sensin! Hem de sınırsız…İşte AIDS’li sen,işte dilenci sen,çöp kutularından kağıt toplayan sen, işte aç sen, tok sen, işte ağlayan,gülen sen, kaza yapan,sakatlanan,ölen vb, sen,sen,sen…
Türlü türlü insanları gördüğünde “işte ben buyum”düşüncesini zihnine yerleştirebilirsen,epey yol aldın demektir. Bir kaç ay sonra ufkunu daha da genişletebilirsin .Çiçeklere,kuşlara bakıp onlara da ben,diyebilirsin.Toprağa,suya,göğe bak,yerdeki solucana, sümüklü böceğe bak ve kendini gör.Günde kırk defa bunları anımsa.Bunu da başarırsan birkaç ay sonra sen artık o eski sen olamazsın. Koşullar değişince elbette sonuçlar da değişecektir.Bu değişiklikler ise, eskiye göre verilmiş kararların değiştirilmesini gerektirecektir.Bunun sonucunda göreceksin ki dünya görüşün,hayatın tamamen değişmiştir. Mutluluğunu hiçbir olayın,hiçbir kişinin,hiçbir şeyin bozamadığını

22

hayretle ve ibretle göreceksin! Çünkü sen artık muhteşem bir insan olmuşsundur…İşte tur atlamak bu, şampiyon olmak bu, sınıf geçmek, mezun olmak bu değerlenmek,gelişmek bu,
hayatın amacı bu! Öbür türlüsü bizde bir deyiş vardır işte o;”ot gelmiş ot gidiyor.”E,ne derler;”iyileşmek elinde olan bir hastaya kimse acımaz! Ya da “kendi düşen ağlamaz.”Böyle insanlara kimse bir değer vermez,hatta bunlarla kimse ilgilenmez bile!
Sen yukarıdaki ”hepimiz biriz” yolunu seçersen,nelerle karşılaşacaksın bir bilsen.Düne kadar kızdığın insanlar vardı ya.Onların gürültüsünden evini satmayı düşünüyordun,kötü komşular nedeniyle işyerini başka yere taşımayı planlıyordun,çarşaflıya kızıyordun,çarşaflı seni cehennemlik görüyordu, daha neler neler…Diyordun ki bunlara daha ne kadar sabır,hoşgörü göstereceğim,elimden bir kaza çıkacak! Bir adam olsalar her birinin alnından öpeceğim.Ama sen eski sen değilsin,o kadar değiştin ki o insanlar senin canını sıkmaz artık,onların farkında bile değilsindir! Onlar aynı;ama sen değiştin.Herkese hoşgörüyle yaklaşırsın.Onların hiçbir sivriliği sana batmaz,seni üzmez. Bakın Robin Sharma ne diyor:”Hepinizin içindeki açlık,ömrünüzün sonu geldiğinde bu gezegenden boşuna gelip geçmediğinizi bilmekle ilgilidir.Çağrını,ana amacını,yaşamsal kaderini bulduğun anda yepyeni bir varoluşa adım atarsın.Para kazanmak,ünlü olmak, işinde yükselmek umurunda bile olmaz.Yeni ve daha sevgi dolu bir dünya yaratma yolunda kendi işine odaklanırsın.”                                         

“Yaşamını tam anlamıyla yaşadın mı ?
Yoksa yaşam mı seni yaşadı ?
Sen mi seçtin,yoksa o mu seni seçti ?”
          İrvin Yalom

Tembeller
“Sizinle aynı fikirdeyim,aynen katılıyorum,”gibi düşünceler zihnin en tembel yaklaşımlarıdır.Oh,hiçbir çaba yok.Ekmek elden su gölden.Farklı olan düşünceni söylemeye kalksan,itiraz etsen ego hem,”işin mi yok Allahını seversen, sıcacık koltuğuna gömülmüşsün, elinde televizyon kumandası,o kanaldan o kanala zıplayıp duruyorsun,neden rahatını bozacaksın canım. Sonra bu fikir hiç iyi bir fikir de değil, o davranış desen hepten uygunsuz.Sen kimsin de buna karışıyorsun,vallahi kendini küçük düşürürsün,herkes sana ağzıyla değil,başka şeyiyle güler,sakın ha konuşma,karışma,yapma!” Bu sırada ruh yorgun düşer,enseden başlayan bir baş ağrısı belirir ve kişi her şeyden vazgeçer,her şey ertelenir ,rasto!Günlerinizi böylece yaşarsınız,o bir gün ömrünüzün nasıl geçireceğinizin de göstergesidir.Maharaj diyor ki:“Yolunuzu kendiniz bulun.Onu bulmadıkça,o yol sizin yolunuz olmayacaktır ve sizi hiçbir yere götürmeyecektir.”

“Peynir,sütü ele verir.”
Atasözü(Lapon)
Tokalaşma
Her şey devinim(hareket) halindedir ve çevresine ışın yayar.Varlıklar bu ışınlarlarla birbiriyle haberleşir ve ilişkilerini sürdürürler.Doğal olarak maddesi,manevi bir varlık olan insan da manevi ışınlar yayar.Bu ışınlar çevresindeki her şeyi etkiler,zira bütün varlıklar bu soyut bağlarla birbirine bağlıdır.İnsanlar,bu ışınları fark etmeden yaşarlar ve olayları da bu ışınlardan habersiz açıklamaya çalışırlar.Bunu günlük yaşamdan bir örnekle iyice açalım.Yayımladıkları ışınlar birbirine uyan iki insan iyi anlaşır, dost olur; uymuyorsa anlaşmazlık,ayrılık doğar.

23

Sizler mıknatıssınız,çocukken küçük mıknatısları denemişsinizdir, kimi uçlar birbirini çeker, kimisi iter, tıpkı onun gibi! İsterseniz şu deneyimi de yaşayabilirsiniz. Hiç tanımadığınız bir kişinin yanına yaklaşıp durun. Bir rahatlık,iyileşme,huzur hissediyorsanız
anlaşacaksınız demektir.Yok bir sıkıntı, kaçış isteği sıcaklık, terleme gibi bir şey duyuyorsanız anlaşamayacaksınız demektir.Onunla tanışmayın, konuşmayın.Yanında huzur duymadığınız bir insanla iş filan kurmaya kalkışmayın,çünkü kısa süre sonra yollarınız ayrılacaktır. Böyle şeylerden haberi olmayan nice insan evlenir,çok kısa bir süre sonra da ayrılırlar.Ortada çok belirgin bir geçimsizlik nedeni de yoktur,bu durumlar için kullanılan moda bir deyiş vardır;”ten uyuşmazlığı varmış!”İnsanlar bir elektrik,ışın kaynağı olduklarını pekala biliyorlar;çünkü biten ortaklık, arkadaşlık, nişanlılık için de şöyle dediklerini duyarsınız; ”elektriğimiz tutmadı!”


“Alışkanlıklar önce örümcek teli
gibidir;zamanla kablolaşır.”
Atasözü(İspanyol)

Japon İsmail

Etkileme ve etkilenmenin bir de başka yönüne bakalım.İnsanın genetik yapısı anne ve babasıyla ilintilidir.Ancak çevrenin,iklimin,yiyeceklerin;bilhassa insanın insana çok büyük çapta etkisi vardır.”Ali Ant’ın Evrene Yolculuk-3” adlı çok değerli araştırma kitabından ilginç bir yaklaşımı ele alalım.“Yazarın, Japonya’da yaşayan İsmail adında bir arkadaşı vardır. Onunla yıllar sonra karşılaştığında ne kadar da çok bir Japon’a benzediğini fark eder.Özellikle gözlerinin çekikliğine şaşırır.Belki abartılı bir şey ama, Japonyadaki bir kuruluş,İsmail’i prototip(ilk örnek)Japon, diye seçer; ama Türk kökenli olduğunu öğrendiklerinde bu projeden vazgeçilir.Yazar,bu değişimin nedenini şöyle belirtir;aynı dili konuştukları için mimikleri yüz kaslarını değiştirmiştir.Öyle ki bazı kaslar gelişirken,bazı kaslar zaman içinde eriyip yok olmuş ve gözleri aynı Japonlar gibi çekikleşmiştir.Yazarın,bu konuya eklediği başka gözlemleri de vardır.Örneğin çok film seyreden insanlar hiçbir şekilde tanışık olmadıkları halde birbirlerine çok benzerler.Bunun tek açıklaması, filmlerde ortak olarak izledikleri oyunculara imrenme,öykünme eğilimleridir. Şu örneği de çoğunuz bilir; çünkü yakın çevrenizde vardır.Uzun süren evliliklerde erkekle kadının yüzleri,jest ve mimikleri,hatta yürüyüşleri bile birbirine benzemeye başlar,sanki iki insan bir insan olmuştur.”


“İlenmeler geçit törenlerine
benzer;başladığı yere döner.”
Atasözü(İngiliz)

Ben,Sen,O

İnsanlar,iklimden,havadan, sudan, aynı dili konuşmaktan etkilendikleri için fizik görünüşleri değişmektedir.Oysa insanların birbirine etkileri özellikle ruhsal yönden
olmaktadır.Yineleyelim ki hepimiz birbirimize bağlıyız.Kızarak bağırdığınız başkası değil sizsiniz;hakaret ederek işten çıkardığınızda…Dövdüğünüz o değil, kendi kendinizi dövüyorsunuz.Öldürdüğünüz de bir başkasını değil,siz kendinizi öldürüyorsunuz,o öldü gitti,siz her gün defalarca ölecek yine öleceksiniz! Bir şeye inanmak için ille de görmek istersiniz,oysa J.J.Mapes ne güzel belirtmiş:“İnsanlar gördüğüm zaman inanırım der;gerçek şu ki inandığınız zaman görmeye başlarsınız.”

24

Günlük yaşamda bunun en basit en çok kullanılan uzantısı bir başkasına olumsuz,negatif,kötü düşünceler taşıdığınızda onların dönüp dolaşıp geri geldiğini ve size zarar bile verdiğini gözlemlemektir. Bu nedenle daha küçücükten çocuklar uyarılır,aman başkasına,“Allah belanı versin,kahrolasın vb.”deme;bu sözler dönüp dolaşır sana geri gelir
ha!” Öyle insanlar vardır ki,bir bakışla seni tökezletir,ayağın takılır düşersin.Sürpriz şudur ki, sen güçlüysen bu defa o düşer!


“Sevgi,doğa’nın
ikinci güneşidir.”                                         
G.Chapman

Muzcu Kadın

Bilmin,kimi konulara yaklaşımına bir öyküyle değinelim.İzmir’de bir bayan muz yetiştirmektedir.Halbuki bu bölgemizde muz yetişmemekte, yetişse bile meyve vermemekte, meyve verse de tadı tuzu olmamaktadır.Anlatıldığına göre muzu yetiştiren kadın onunla bir
evladı gibi konuşmakta,sevip okşamaktadır.Gerçek tatta muz yetiştirilmesini ilginç bulan “9 Eylül Üniversitesi Ziraat Fakültesi “öğretim üyeleri gelip ağacı incelemişler,toprak örnekleri filan almışlar.Bayan o kişilere demiş ki ;”Yahu bırakın toprağını,şunu bunu incelemeyi,ben onunla konuşuyorum.Size bunu anlatayım!”Gelenler;“Ne,demişler,konuşmak mı!”Çekip gitmişler.Gerçek bilimsel araştırma her düzeyde olup bitenleri dikkate almaktır, sadece bir düzeyde olanları değil.Biyolojik,kimyasal,eterik,manyetik düzeyde olanları ve hep birlikte(34) Bunlar bütün dünyada sıkça görülen yaklaşımlar.Çok sayıda unvan sahibi,uzman insan, geleneksel yöntemlerden bir türlü kurtulamamakta,bunları görmezden gelmektedir.

Uyanan düşünce,
bir daha uyumaz.”
Carlyle                                                                                  Etki Tepki                
Düşünceler zaman ve mekan sınırı olmaksızın başka insanlara ulaşabilir.Siz,gerçekten değiştiğinizde,diğerleri bunu bilinçdışı düzeyinde haber alır ve size de artık bu değişen duruma göre davranmaya başlarlar.Bu,hayatın en önemli sırlarından biridir.Siz,kendiniz için ne düşünüyorsanız,onlar da sizin için onu düşünürler.Değersiz olduğunuzu düşünürseniz,insanlar da size değer vermez.Değerli olduğunuzu düşündüğünüzde ise aynı insanların size değer verdikleri görülür. Onlar size, sizin istediğinizi verirler. (61)
Beyniniz,düşüncenin aracıdır. Radyo,o karmakarışık ses dalgaları denizinden nasıl bazılarını alıp sizin algılamanızı sağlıyorsa,beyin de düşünce denizinden kimi düşünceleri bulup çıkarır.Düşünce evrensel olup her yerde vardır.O halde düşünmek demek,düşünceyi kendi algılamamız ölçüsünde kullanmak demektir.Beyniniz,karaciğerinizin safra salgılaması gibi düşünce salgılamaz.Düşünce,beyninizin içinde veya uzayda herhangi bir yerde değildir.Onun uzay ve zaman denilen insana ait kavramlarla ilgisi yoktur.Düşüncenin doruğu bilinçtir.Bütün insanlık”ortak bir bilince”sahiptir;bu evrenin”Yaratıcı Bilinci”dir.Buna Emerson;’Üst Ruh’, İsa;’Baba’, doğu dinlerinin büyük öğreticisi Dr.Pitirim Sorokin;’Üst Bilinç’der. Diğer araştırmacılar ise bunu ‘Süper Bilinç’diye adlandırır.Türkler’de ‘çok ve tek tanrılı’dönemlerinde yaygın olarak ‘Tanrı’sözcüğü kullanır.(67)Ülkemizde Arap kültüründen etkilenerek kullanılan diğer sözcük ise ‘Allah’tır.

25

“Arayan bulur,isteyen olur.”
Atasözü(Arap)

Yaratmaya İlk Adım

Beden,zihin ve ruh bir bütündür.Kullanılması bilinince yaratılacak çok ilginç şeyler vardır.Örneğin aynalama gibi.Kısaca anlatalım.Yakınınız olan birini model olarak seçin.Zaten onun birçok özelliğini biliyorsunuzdur.Yine de fazladan gözlemlerde bulunun. Fiziksel görünümünü, inanç, duygu ve düşüncelerini, zihinsel farklılıklarını,konuşma biçimini vb. Kısaca o, dış dünyaya kendini nasıl ifade ediyorsa benzerini defalarca ayna karşısına geçip
oynayın, taklidini yapın. Bu deneyeceğiniz şey, model olarak seçtiğiniz kişiyle, beyninizin aynı bölgesini kullanabilme becerisini gösterebilmenizdir.
Hazır olduğunuzda o kişiyi karşınıza alın ve size söylemeyeceği bir konuyu düşünmesini,o konuya odaklanmasını isteyin. O andan itibaren de onu aynalayın,yani onu oynayın,taklit edin.(Bilirsiniz çocuklar birbirini kızdırmak için böyle bir oyun oynarlar). Örneğin o nasıl oturuyorsa öyle oturun,bedeni,elleri,ayakları,yüzü,jest ve mimikleri nasılsa aynısı yapın,her değiştirdiğini siz de kendinize uygulayın.Bütün bunları birkaç dakikada gerçekleştirirken,bir yandan da hangi duyguları yaşadığınızı,neler hissettiğinizi aklınızda tutun.Sizde bir rahatlık duygusu mu,yoksa bir sıkıntı hissi mi,hoş bir şey mi,kaygı mı yarattı, sevinçli ya da üzüntülü bir olayı mı anımsadınız vb. Bu oyuna son verip,modelinize neye yoğunlaştığını ve o anda neler hissettiğini sorun. % 90 oranında sizinkilerle aynı olduğunu, duygu ve düşüncelerinizin örtüştüğünü hayretle göreceksiniz.
Yaptığınız şey,siz ve modelinizin beyinlerinize,beden dili yoluyla aynı mesajları göndermenizdir.Öyle ki sözcüklerin bile beyinde belli elektriksel titreşimleri vardır ve bunlar kişiden kişiye değişmez.Hatta ayrı dilleri konuşanlarda bile anlamdaş sözcüklerin frekansları birbirinin aynısı olmaktadır.Yani bizdeki aşk sözcüğüyle Japoncadaki ya da İngilizcedeki aşk sözcüklerinin salınımları birdir.Ünlü bir futbolcunun,oyuncunun ya da zenginin işini nasıl başardığını merak ediyor ve ben de onlar gibi düşünmek,hayal kurmak kısacası onlar gibi olmak istiyorum diyorsanız iş başına…Doğal olarak bunu başaracak olanlar,yaptığına inanan ve beğendiği kişiyi en başarılı taklit edenler olacaktır.(33)

“Egoist(bencil),daima en sevdiği
kişiye yani kendisine zarar verir.”
B.Peers                 

Zihin Kirliliği

           Mevlana;“dün,dünle gitti,”derken egonunun bitip tükenmek bilmeyen isteklerinin farkındaydı. JamesJ.Mapes de konuya şöyle yaklaşır:”Bırakmanız gereken şey,genellikle sizin kim ve ne olduğunuzu belirleyen şey,yani bir bakıma egonuzdur.Belki de size rahatsızlık veren şeye o kadar alışmışsınızdır ki bilinmeyenden daha rahat geliyordur. Acıya o kadar alışmış olabilirsiniz ki onu bırakma düşüncesi,acının kendisinden daha korkunç görülebilir.Bunlar,hayatınızı geçmişteki acılara bağlayıp zehir etmemeniz için gereklidir.Onlardan kurtulduğunuzda siz hayatınızı gürül gürül ama kayıpsız,dibine kadar yaşadığınızı anlamak,farkındalığınızı keşif için kendinize şu anda ne düşünüyorum,ne
hissediyorum,diye sorun.Bilinç size “şu anı,şimdi’yi “bildirecektir.Bunu her düşünce ve duygunuz sırasında fark edin,her gün sayısız defa yineleyin ki gücünüzü anlayın.Çünkü bütün


26

güzel şeyleri o güçle yaratırsınız.Onun sınırlarını,kuvvetini,becerilerini bilmeden nasıl yaratabilirsiniz?”          

“Bir insan,yüz insan değerinde
olabilir;ama yüz insan bir insan                           
değerinde olmayabilir.”
Atasözü(İsviçre)
İnsan
                              
Dünyadaki her şeyin hammaddesinin aynı olduğunu artık kabullendiniz mi bilinmez.Ortalıkta çeşit çeşit varlıklar var;ancak her şey farklı titreştiğinden size öyle görünür.Hepiniz O ana varlığın parçasından başka bir şey değilsiniz.Sizin adınız “insan” ve şu üç özelliği taşırsınız;gelişim göstermek,başkalarının gelişimine yardımcı olmak ve ilahi yardımlar almak.Bu üç özelliği olmayan insan sayılmaz.Titreşip duran ipliğinize bir organizatör gibi çalışıp yol gösteren elektromanyetik bir dış kabuğunuz,bir ilahi yardımcınız
var,ona en çok verilen ad;”aura” dır. Aura,bütün maddelerin çevresinde dolanıp duran renkli hareketli bir an görünüp kaybolan ışık kümesidir.Bunlara ulaşmak için normal duyumlarınızın algılama sınırlarınızın dışına çıkmak gerekir.Görebilmeniz için beyninizi farklı bir sistemde,yani holografik olarak kullanabilmelisiniz.

“Kişi,bilmediğinin düşmanıdır.”
Atasözü(Azeri)
Aura

Auranızı, şu başınızın üstünde dolanıp duran, titreşen zikzaklı ışınlarınızı,tüm bedeninizi yumurta biçiminde saran ışık kümenizi görmenizin,deneyimlemenizin yolunu gösterelim.Işığı az olan bir odada bir boy aynasının karşısına geçin.Sessiz bir ortam olsun,kafanızdaki düşünceleri atın,derin soluklar alıp verin ve bu yapacağınız şeye yoğunlaşın.Gözlerinizi hafifçe kısıp aynada bedeninizin,önceliği baş bölümünüze vererek otuz santimetre çevresini gözlemleyin,oralara odaklanın.Biraz sonra bu baktığınız yerlerde ve en çok da başınızın üstünde erkekseniz sağa doğru,kadınsanız sola doğru dönen zikzaklı çok kısa bir an parlayıp kaybolan,rengarenk ışıklar göreceksiniz,işte bu auranızdır.
Bir başkasının aurasını görmek için, ayna dışında yukarıdaki hazırlıkları yapın ve o kişinin omuz hizasına gözünüzü kırpmadan birkaç metre uzaklıktan,düşünce ve gözünüzü sabitleyip bakın, biraz sonra onun da ışınlarını yani aurasını görebileceksiniz.
Canlı,parlak,çok renkli,kesintisiz görünümler sağlık ve mutluluk işaretleri kabul edilmektedir.Buna karşılık koyu, mat, cansız ve kesintili görüntüler olumsuzluk belirtileridir. Hatta, bu izlenen “havai fişek gösterisi”nin insanın fiziksel ve ruhsal durumunu aynen yansıttığını kabul edenler çoğunluktadır.Şöyleki hasta,mutsuz,bilgisiz,sıradan kişilerin auraları da sığ, donuk ve birbirine benzer olmaktadır.Sağlıklı,mutlu kişilerin auraları ise çok renkli, parlak, değişken, gözalıcı ve büyüleyici bir ışık pınarı gibi izlenmektedir.(12)

“Kimi insanlar koca evreni
bilirler de kendilerini bilmezler.”
La Fontaine

Aura Çeşitleri

Aura doğuştan herkeste,her varlıkta,her maddede vardır ve “kirliyan”fotoğraf tekniğiyle fotoğrafları çekilebilmektedir.Deney ve gözlemler göstermektedir ki insan aurasının gücünü artırmak zor,azaltmak kolaydır,hatta iyice zayıflatmak bile olasıdır ve bu
27

negatif enerjisi yoğun insanların neden olduğu bir eylemdir.Müslümanlıkta insanların sıkça üzerinde durduğu“nazar olayı” aurayla ilgilidir.(12)Aura kabaca iki bölüm gibidir,birincisi fiziksel bölümden(bedenden)yayılan biyomanyetik enerjidir.İkincisi ise,ruhsal enerjiden yayılan psişik auradır ki bu,bedeninizi çepeçevre elips şeklinde sarar ve kendinden düşük
titreşimli bütün kötü ruhsal titreşimleri yok eder,ayna gibi yansıtır,adeta koruyucu bir kalkan görevi yapar.Böylesi güçlü aurası olanlar günlük yaşamda dikkat ederlerse kimi ipuçlarını yakalayabilirler.Örneğin,en basitinden kapınıza gelen yapışkan satıcı ısrarcı olamaz,dilenci yanınıza sokulamaz,daha ilginç olarak da size başkaları öfke ve şiddet gösteremez,bulaşıcı hastalıklara yakalanmazsınız,kaza ve doğal olaylarda zarar görmezsiniz.(67)
Olumsuz,negatif bakışlı biri(haksız olarak mavi,çakır gözlüler için söylenir;ancak onların aslında özel bir negatif bakışları yoktur,sadece göz hücrelerindeki bir eksiklikten ötürü gözleri mavidir,onlar sadece aynı atadan gelen insanlardır)zayıf korumasız birinin aurasını bir bakışıyla deler,o kişiye rahatsızlık vererek hasta edebilir.
Bebekler ve hayvanlar çevrelerindeki her şeyin aurasını anında görürler. Bebeklerin; “hanimiş,hanimiş!” diyenlerin bazılarına gülmeleri, bazılarından kaçmaları, hatta onları gördüklerinde ağlamaları bundandır;çünkü çocuk farklı bir titreşimle karşılaşmıştır,onun kendine zarar vereceği kanısındadır.Yine siz de fark etmişsinizdir,bir köşede sakince yatan bir köpek,gelip geçen bazı insanlarla hiç ilgilenmez;fakat kimi insanları da hissedince fırlayıp onlara havlar, sarar.Bütün hayvanlar auraya göre ne yapacaklarına karar verir.Bu ışınların bulunuşu yeni de değildir, antik çağlardan beri bilinmektedir. Örneğin kimi ibadethanelerde,havra,kilise gibi yerlerin duvarlarında,eski saray kalıntılarında ünlü kişilerin,yöneticilerin,azizlerin,portreleri, figürleri vardır,hepsinin de başları üzerinde zikzaklı zikzaklı şekiller vardır,işte bunlar aurayı anlatmaktadır.

“İnsancıl şeylerin
hepsi ölümsüzdür.”
Bulwer-Lytton

Arzu

Yaradılışımızın sebebi olan ve bir bütünü oluşturan bilinç potansiyelleriniz, sonsuzun gücüne ulaşır.Siz kendinizi kendinizle deneyimleme arzusuyla dünyada beden buldunuz.(31)Doğmadan önce saf varoluş gerçeğiyle birdiniz ve bellekten doğan arzu sizi bir bedene çekti.;ayrıca O’nunla sizin bir olduğunuzu düşünmenize neden oldu.Yalnızca “Ben bir bedenim,”derseniz zaman ve uzay içinde bir an,bir noktasınız.Ama bedenle özdeşlik sanısı bittiğinde bütün zaman ve uzay zihninizdedir.Bilinç sizi bu zihninizdeki doğaya yansımış farkındalık biçimine getiriverir.Artık siz hiç doğmadığınızı ve ölmeyeceğinizi kavrarsınız. Göreli olarak elbette bir beden vardır;ancak kendinizi bilinç sahibi bedenler olarak görmeye öyle alışmışsınızdır ki bilincin beden sahibi olduğunu, bir türlü hayal edemezsiniz.Bir insanın,kendisinin yalnızca madde ile sınırlı bir varlıktan oluşmadığını kavraması,birçok dönemlerden oluşan uzun,çok uzun bir gelişme yoludur.(12) Sonuçta ne bir beden ne de onu içeren bir dünya vardır,yalnızca zihinsel bir durum rüyamsı bir hal vardır,biz insanlar buna hayat diyoruz.Evet,siz annenizden doğdunuz.Güneş ve dünya olmasaydı doğamazdınız,bunlar bile doğmanıza yetmeyebilirdi.Doğumu sağlayan öge arzudur,arzu edilen şey düşlenir,istenir ve o somut ya da kavranabilir şey olarak kendini gösterir.(32)                    



28

“Güneş,batarken bile
gözleri büyütür.”
Vergilius


Güneş

Şunu sık sık yineleyeceğiz ki;her şey herkes farklı frekanslarda birer elektromanyetik devredir.Seksenli yıllarda bir siyasi görüşün sloganı vardı:”Ey Türk!Titre ve kendine dön,”diye.Onlar o zamanlar bu dileğe uyarlar mıydı,bilmiyoruz;ama bugün insanların elektriğe tutulmuş bir tel parçası gibi hiç durmadan titreştiğine inanın.Gerçekte ne
renk,ne ses ne de ışık var,yalnızca onları öyle gösteren titreşimler,etkiler var.(30) Bu sizin elektron devrelerinizin ana kaynağı Güneş’tir.O da titreşen büyük bir varlıktır.Güneş’ten çıkan kütlesiz varlıklar, gezegenimizin üzerinde ne varsa siz dahil, bir çırpıda deler geçer, hem de saatlerce. Bunun sayesinde hücrelerimiz her iki dakikada bir pillerini yeniler.Her insan,her gün,ağırlığının yarısı kadar pil üretir ve tüketir.(24)Bu nedenle daha ilkokul sıralarındayken çocuklara öğretilir,Güneşsiz hayat olmaz,diye.Öyle ki bizler birer cep telefonu gibiyiz,şarjımızı Güneş sağlar.Kapalı havalarda ya da kutup bölgelerindeki zayıf etkisiz gibi görülen ışınlar,geceleri Ay ve yıldızlar bile bizi şarj etmeye(enerji yüklemeye) yeter.

“Olmaz,olmaz deme;
olmaz ,olmaz.”
Anonim
Çok Şey Elinde

Yaratmak için,beyninizi istediğiniz biçimde yönetebilirsiniz,hem de basit fiziksel veya zihinsel tiplemelerle.Örneğin can sıkıntısı yaratmak için üzgün bir ses tonu,düşük bir omuz görüntüsü yeterlidir.Beyniniz sizi hemen can sıkıntısı moduna sokuverir.Tersi bir davranışınız yapay bile olsa coşku yaratır,mesela kahkaha atarsanız hatta
gülümserseniz bile mutlu duruma geliverirsiniz.Oysa insanlar yüzyıllardır durumlarını değiştiren örneğin; oruç, ilaç, müzik, seks, yiyecek, hipnoz gibi şeylere yönelip büyülenmişlerdir.Oysa anı değiştirmek ne kadar kolay ve ne kadar yanımızdadır.(33)
Kaldı ki bu yaklaşım yalnız sizi,çevremizdekileri değil,bütün varlıkları etkilemektedir.Örneğin sinirli olduğu dönemlerde çevrelerindeki elektronik aletleri,yanlarında durmakla bile bozan insanlar vardır.Son olarak,Japon bilim adamı Masaru Emoto, suyun moleküler yapısının insanların düşüncelerinden,sözcüklerinden ve kendilerine dinletilen müzikten etkilenip etkilenmediğini araştırmıştır.Görmüştür ki sevgi ve minnettarlık sözcükleriyle birlikte kristalize edilen su damlacıkları parlak ve estetik şekiller oluşturmakta;kin,nefret içeren sözcüklerle ise kirli,çirkin ve bozuk yapıda kristaller ortaya koymaktadırlar tıpkı bizim gibi!(Bu görüntüler halen Japonya’da bir müzede sergilenmektedir.Ayrıca filmleri de piyasada satılmaktadır.)Bu arada suyun Japonca bilmesi size ilginç gelebilir.(34)Ancak biraz yukarıda her sözcüğün,her dildeki titreşimlerinin aynı olduğunu belirtmiştik.Aynı bilim adamı,insanların hayat kalitelerinin bedenlerindeki ve yerküredeki suyun kalitesiyle bağlantılı olduğunu da savunur.Hayatın suda başlamış olduğu gerçeği,bu düşüncenin ışığında daha farklı bir anlam kazanmaktadır.


29
“Aklına gelen başına gelir.”
      Atasözü(Türk)

Yaratıcılık

Kendinizi,siz yeni yaratımlarla olumlu ya da olumsuz şekillendirebilirsiniz.Erich Froom şöyle der;”İnsanın hayatta asıl işi,kendi kendini doğurmak,potansiyel olarak ne ise o olmaktır.”İnsan davranışlarını yönlendiren güçlerden en önemlisi,en zorlusu inançtır.
Örneğin her şey normalken kişi kendini şeker hastası olduğuna inandırırsa, bedeni tam bir şeker hastasınınkine dönüşebilir.Bizde güzel bir söz vardır;“niyet etmek yarı yarıya yapmak demektir,”diye.Niyet belirtmek,bilinçaltını harekete geçirir.Niyetin gerçekleştirilmesi için enerji oluşturur.İş,niyetten sonra onu hayal etmeye kalır.
Değişik,ilginç bir örnek verelim.İnsan bir erkekken,kendini bir kadın olarak hayal etmeye başlarsa, yayımladığı ışınların etkisine girer.Bir süre sonra kadınlaşmaya başlar.Tüyleri yok olur, göğüsleri büyür, beden hatları yuvarlaklaşır. Bunun tersi de olasıdır, yani kadınken erkek de olunur.
Bunların dışında yaratmaya hiç yanaşmayan,yani değişime uğramayan sabit fikirli olarak yaratılanlar da vardır.Bilinçli inancın yanında,bunun adına taassup,gericilik,tutuculuk denir. Bu insanlar, dünyada etkilenmenin ne olduğunu rekor düzeyde kanıtlayanlardır.Bu tür insanların dışında,bu kadar inatçı bir inanışa,bir düşünceye sahip başka hiçbir insan grubu yoktur,onların ışınları çok güçlüdür.Değişmezlikten bir türlü kurtulamazlar,böyle olmaları için yöneltilmiş ve programlanmışlardır.(15) Görevleri bilinçli,gerçek bir inanışın karşıtını göstererek insanların doğru yolu seçebilmelerini sağlamaktır.

“Tanrı,kuşlara yiyecek verir;ama
kuşlar bunu arayıp bulmak zorundadır.”
Atasözü(Hollanda)

Anında Görüntü Yok

Bir şeyi isteyerek yaratmak işini,bizi geliştirecek,topluma hizmeti sağlayacak şeyler için kullanırsanız işe yarar.Bunun yolunun,istediğimiz şeyin“güya gerçekleşmiş gibi hayal etmeniz” olduğunu artık Mısırdaki Sağır Sultan bile duydu.Ancak bu iş,çeşitli kitaplarda anlatıldığı gibi öyle;”armut piş ağzıma düş” yaklaşımıyla oluşmaz.Önce kendinizi her konuda geliştirmelisiniz,insanları ve doğayı sevmelisiniz,evrensel ilkelerle iç içe olmalısınız.Bir insan
biraz abartılı olacak ama,evren kadar değerli duruma gelirse isteğine ulaşabilir.Yani genel kuralları uygulayıp örneğin,“hayalinizi beş duyunuzla adeta yaşayın,canlandırdığınız senaryoyu oyun gibi sık sık oynayın, resmini yapıp görülen bir yere asın; yani onunla yatıp onunla kalkın,mutlaka sizin olacaktır.”sıralamasıyla isteklere kolayca ulaşılmaz.Burada temel prensip,“birimiz hepimiz için,hepimiz birimiz için”dir.
”Bir hayalinizi gerçekleştirmek için şu üç şeyde çok başarılı olmalısınız.1-Arzu:Bu,bağımlı kılıcı,aç gözlü arzu değildir;bir şeyi gerçekten amaçlamanın açık ve güçlü duygusudur.Kendinize şu soruyu sormalısınız:Bu hedefin oluşmasını gerçekten,yürekten arzuluyor muyum? 2-İnanç:Bu,hedefe inancınızı anlatır.Kendinize şu soruyu sormalısınız:Bu hedefin varlığına,inanıyor muyum ve benim buna ulaşma olanağım var mı ? 3-Kabullenme:Bu,hedefinize sahip olmaya istekli olup olmadığınızı anlatır.Bazen ulaşmak istediğiniz şeyleri kovalarsınız.Burada ilgilendiğiniz amaç değil,onu elde etmeye çalışma



30

sürecidir.Kendinizi şu soruyu sormalısınız:Bu şeye bütünüyle sahip olmayı gerçekten istiyor muyum ?”(53)


“Kitaplar insanı yanlış
yola götürmez.”
Atasözü(Çin)

Tanrı Birinci İnsan İkinci

Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk,”Cevap Veriyorum1-”adlı çağdaş ve pratik eserinde yaratıcılık konusunda şöyle der:”İnsan yaratılmışlığı ve yaratıcılığı aynı anda taşıyan kendine özgü bir varlıktır.Allah,yaratıcıların en güzeli olarak bir şeye “ol” deyince o oluverir.İnsanın yaratıcılığı yoktan var etme değil, olanlardan yeni sentezler(birleşimler) meydana getirme anlamındadır.”Bunu çağın düşünürlerinden Paul Tillich şöyle yuvarlıyor:Tanrı birinci derecede ve asli anlamda Yaratıcı’dır; insan ise ikincil ve varoluş anlamında bir yaratıcıdır.”(51)Yine,aynı kitapların birinci cildinde;“Müminun ve Saffat sureleri yorumlanırken şuna değinilir:”İnsan,Tanrı olmamakla birlikte O’na en yakın değer üretici bir
varlıktır.Başka bir deyişle mecazi anlamda,insan ve benzeri bilinçli uzay varlıkları içinde yaratıcı nitelendirilmesi yapılabilir.”(2)
Gücünüzün farkında olun,bir tek insanın bile ruhsal ve bedensel enerjisi,sonsuz bir çemberin parçasıdır.Enerjiniz iki yere ulaşır ve döner,bu böyle sürüp gider.İlk gittiği yer dünyamızın manyetik enerji ağıdır,ikincisi topraktır.Yani yukarıya
ve aşağıya…Bu enerjinin görevi,dünyanın asıl ölçülen enerjisi değiştirmektir.Varlığınızın kuvvetine,potansiyeline bakın ! “(42)

“İnsan,hayat ettiği
müddetçe yaşar.”
Y.Kemal
Beyatlı

Parça-Yaratıcı

Kuran’da insana değinilirken;”Biz insan oğullarını yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık”denilmektedir.Demek ki insan, yaradılmışlığı ve Allah’a gereksinimi saklı kalmak koşuluyla bir büyük güçtür,bir “parça-yaratıcıdır.”Evet insan Allah değildir;fakat sıradan bir varlık da değildir.O,Yaratıcı Kudretle yaratılanlar arasında bir güce ve pozisyona sahiptir.Kuran insanların ilahlaşmasını istemez; ilahileşmesini(tanrısallaşmasını) ister.” (35)
İnsanlığa armağan edilen en önemli şeylerden biri,gereksinimlerini karşılamak için etkiler dünyasını değiştirebilmesidir.İnsan,aklına gelen ve içindeki hayal kaynağından fışkıran fikirlerle sürekli olarak kendisini ve hayatını değiştirirken Tanrı’yla birlikte yaratır.Tanrı’nın aracı olur; çünkü onun vekilidir. Tanrı, sonsuzla bağlantılı olan sezgi aracılığıyla öğretir.Tanrı,insandaki hayal gücü aracılığıyla yaratma yolunu gösterir.William Blake’ye göre; “hayal gücü, Tanrı’nındır”, başka bir deyişle belirtmek gerekirse “hayal gücü eyleme geçtiği andan itibaren Tanrısallaşır.”(67)

“Ne hülya(hayal)ile yatarsan,
o rüya ile kalkarsın.”
Atasözü(Türk)

31

Yaratma Sırası

Bütün büyük heykeltıraşlar,henüz bıçaklarını eline almadan sanat eserlerini hayal ederler.Hayatta da her şey tıpkı bunun gibi iki defa yaratılır.Herkes her şeyin önce rüyasını görür;sonra yaratır.Hepiniz evrende özel bir nedenden dolayı bulunuyorsunuz.Hepinizin
kendine özgü bir yoldan dünyaya verecek özel bir şeyi vardır.Hayatın tamamı bir arayıştır Olağanüstü bir yaşama giden yol kendinizi araştırmaktan,en büyük kapasitenizi öğrenmekten ve insan olarak temelde kim olduğunuzu anlamaktan geçer.(43)



“Bolluğu çeken bir mıknatıs olun.
Biz yürüyen bir mıknatısız.
Olumlu duygular parayı bile
size çeker.”
Lynn A.Robinson
Enerji Mühendisliği

“ Madem hepiniz yürüyen birer mıknatıssınız,ona elektrik yükleyerek oluşturduğunuz güçle, istediğiniz her şeyi kendinize çekebilirsiniz.Ya da kendinizi onlara doğru çektirirsiniz.İnsanlar kendi enerjilerini kendileri yönetir.Çünkü frekans yaratan ögeler duygu ve düşüncelerdir. Kendiniz dışında hiç kimse sizin yerinize düşünüp,hissedemez.Neden topu başkasına atıyorsunuz.Siz kendi farkındalığınızı bulun.Şu an ne düşünüyorum,ne hissediyorum diye sorun.O anda duygu ve düşüncelerinizi anladınız demektir;çünkü beyninizi şimdiki zamana getirdiniz.Bunu her gün yüzlerce defa yapın.Hatırlamayı hatırlayın.Beni ne mutlu eder diye sorun.Yanıtını bulup kendinizi ona adayın.Çekim yasası istediklerinizi çığ gibi yağdıracak;çünkü o zaman siz evrene mutluluk ışınları yayıyor olacaksınız.”(44)

“Bilincinizi bolluk düşüncelerine
yükseltin;yaşam koşullarınız
kısa sürede iyileşecektir.”
Emerson

Para Para Para! (Napolyon)

Şimdi herkesin paraya sahip olup olamayacağına bakalım.Parası olan insanları sen hayatın boyunca hep şüpheyle karşılamışsan,zenginleri hileci, hırsız, ahlaksız olarak düşünüp hiç durmadan kötülemiş ve sonra sen de para istiyorsan,para sana gelmez;çünkü sana kimse inanmaz.Başta Tanrı! Hatta kendin bile!Bu konuda öyle bir blokaj,bir tutsaklık yaratmışsındır ki,adeta senin para istemediğin dağlara taşlara yazılmıştır.Bu tip insanlar piyango alırken, loto oynarken bile bana çıkmaz düşüncesini hep içlerinden geçirirler, yani boşuna beklemekte, heveslenmektedirler.
Bazıları da paradan korkar,para beni baştan çıkarır,bozar der.Herkes de zengin olacak diye bir kural yok,ne yapalım biz yoksul yaratılmışız veya ben kimim ki, neden parayı hak edeyim gibi, düşünceleri zihinlerinde durmadan üretirler.Bunların hayatları boyunca paraları olmaz;çünkü onlar para meraklısı değildir,yokluğun yakınılmasından hoşlanan,sıkıntıdan zevk alan insanlardır ve yarattıkları şey budur.


32

Bunu okuyunca tamam işte ben de böyleydim;ama şimdi bu düşüncelerimden vazgeçtim,her türlü şans oyunu deniyorum;fakat “tık yok” diyorsanız, bilin ki önce bu olumsuzluklardan arınmanız gerekir.Ömrünüz boyunca bu konuda taşıdığınız duygu ve
düşüncelerinizi “geçersiz,geçersiz,geçersiz,”diye yok saymalısınız.Bilgisayarlardaki gibi beynimizde de birçok dosya vardır.İstemediğiniz bu tür dosyaları bulup silmeniz ve olumlu yönden kendinizi yeniden kotlamanız lazımdır.Biliyor musunuz,bu negatiflik insanın üzerinden kalksın diye birçok ülkede paralı seminerler verilmektedir.Ülkemizde de bu tür
haberlerde sık sık duyar,gazetelerde okur, televizyonlardan izlersiniz;bilmem kim gelmiş, şu otelin şu salonunda seminer verecekmiş,katılımcılar ücretini şuraya yatırabilir vb. Kimi çevreler de şüphe eder,bunlar ayin mi yapıyor ne,diye!”

“Varlık(zenginlik) insanın
düşünme kapasitesidir.”
Ayn Rand
Yoksulluk Titreşenler

Durumunuzdan yakınmamalısınız;çünkü bununla ilgili enerjiyi evrene yayarsınız, tüm sizin gibi parasızlıktan yakınanların olumsuz enerjileri birleşip size geri döner, züğürtleştikçe züğürtleşirsiniz!Unutmayın ki bu halinizden kimse sorumlu değildir.Hem bedeninizin hem de cebinizin böyle olmasından kendiniz sorumlusunuz,zira bunları düşüncelerinizle siz yarattınız. Jery Gilles diyor ki :”Eğer dikkatinizi parasızlığa odaklarsanız olacak olan şudur.Zihninizi odakladığınız şey gelişir.Yokluk,buna duygusal ve entelektüel olarak hazır olan insana gelir.Varlık,bunu duygusal ve entelektüel olarak kabul etmeye ve keyfini çıkarmaya hazır olana gelir.
Zihninizi bir yoklayın. “Biz yoksuluz kızım alamayız;oğlum ben bu parayı sana nerden bulurum;hanım biz oraya gidemeyiz;biz dar gelirliyiz unuttunuz mu vb” cümleler size hiç de yabancı gelmiyor mu? Yoksulluğu ben ruhsal,toplumsal,ailesel düzeyde göğüsleyebilirim,diye hayata meydan okuyan sizsiniz.Oysa insan bilinçli bir şekilde kendini talihsiz yapan nedenleri bulmaya çalışmalıdır.Bu,hem manevi değerlere kavuşmasını hem de talihsizliğinin ortadan kalkmasını sağlar.Hangi ruhsal gereksinimden dolayı şanssız olduğunuzu bulun,anlayın ve o eksiklikleri tamamlayın.O zaman o konudaki olumsuzluklar ortadan kalkar.Kişi çok şanssızsa,onun talihsizlikleri karşılayacak,onu yenecek bir güce kavuşmamış olmasındandır.
Bazen şöyle ilginçliklerle de karşılaşılır;kişiye birden talih kuşu konuverir.Onlar kendini talihsiz yapan nedeni bilmeden ortadan kaldırıverenlerdir.Bu tür bilinçsiz düzeltmeler görülür.J.E.Addinton,parayla zenginlikle ilgili on bir yanlış saptamış,bakın neler: l-Zenginlik şansa bağlıdır.2-Para kazanma yetenek işidir.3-Para kötü bir şeydir.4-Zenginlik günahkarlıktır.5-Cimrilik bir erdemdir.6-Böylesi bir ekonomik sistemde para kazanılmaz.7-Zengin yaşamak için para ve mal depolamak yanlıştır.8-Ben zenginliğe layık değilim.9-Yoksulluk da bir erdemdir.l0-Hayat bana karşı acımasız,bu yolda kendimi feda ettim.11-Zengin olmak için kötü olmak gerekir.
Bunları tek tek düşünüp,hangilerinin sizde de bulunduğunu saptayın,üzerinizdeki sınırlamaları kaldırmak için bu olumsuzlukları geçersiz kıldığınızı zihninize kazıyın. Kendinizi hangi konularda küçük gördüğünüzü,ucuza sattığınızı,bloke ettiğinizi yok ettiğinizi fark ettiğiniz an,sizin için yeni bir başlangıç olacaktır ve üstelik hiçbir başlangıç geç değildir. Yaşadığınız evren bir yasa ve düzen evrenidir.Bu nedenle belli şeyler yaptığınızda belli sonuçları alırsınız.


33

“Gelmiş geçmiş en büyük keşif,
insanın düşünce biçimi değiştirerek
yaşamını değiştirebileceğidir.”
Dr.Albert Schwitzer



Ah Vahlar

Eğitimli bir kişinin aklından günde altmış bin dolayında kavram,sözcük geçer.Bunun elli bini geçmişe aittir,yani yararsız,boş anımsamalardır.“Keşke onu öyle yapmasaydım,çok param olsaydı,ah benim kafasız başım”vb. Kalan on bini de geleceğe ilişkindir;ama adı üstünde gelecek olduğu için onun gelmesi çok şüphelidir,yani o da bir tür boş seçenektir.”Sayısalı tutturursam şöyle yaparım,süper loto devretmiş,ah bana bir çıksa, nerde bizde o şans vb!” Gördünüz mü elinizde tadını çıkarıp yaşayacağınız sadece “şimdi“
kaldı.Senin bu talıhsizliğinin nedenini bulman için hemen harekete geçmen lazım.Yukarıda yazılanlara,yani senin talihsiz olmanın nedenlerine ekleyeceğin başka şeyler varsa onları da listene ekle ve bilinçaltına yoksulluk konusunda verdiğiniz emirleri iptal et,geçersiz olduklarını yüksek sesle söyle!
Bilinçaltınız,geçmiş ve gelecek diye bir şey bilmez,o hep sonsuz “şimdi”de çalışır,onu geçmiş geleceğe sen koşullandırmıştın şimdi o düşüncelerinden cayıyorsun,bu kadar kolay!(67) Ne yazık ki insanlar genellikle hiçbir şey yapmaz,kadere rıza gösterip öylece günlerini birbirinin aynısını sürdürmeye devam ederler.Hiçbir şeyi riske atmayan bir insan, aslında hiçbir şey yapmaz,hiçbir şeye sahip değildir ve hiçtir.Eğer onları örnek alırsanız, sizin zorlanmanızı önleyebilirler; ancak hissetmeyi, değişmeyi, büyümeyi, sevmeyi, para kazanmayı kısaca iyi yaşamayı öğretemezler.”(23)

“Kuyunun içine oturup göğe
bakan pek az şey görür.”
Atasözü(Çin)

Rol Zenginleri

Bu konuda dikkat çekici bir durum daha vardır.Kimileri hiç para istemediği halde
onlara yağmur gibi para yağar.Herkes bunları izler,yahu bu insanlar bu zenginliği hek etmiyorlar bile,neden bu eşitsizlik diye hayıflanırlar.İyiler,yeteneksizler sıkıntı içinde yaşarken kötü, yeteneksiz bencil,cimri insanların bolluk içinde yaşamalarını izlemek insanları
kıskandırır.Kötülerin görevi de zaten budur.Onlar mutsuzdur,hastadır.Bunlar bu olanaklar içinde mutsuz olmalarının “sorunlarının olmaması”olduğunu bir türlü bulamazlar, kıvranıp dururlar.Sonunda ölür giderler.Şaşkındırlar,istedikleri her şeyi alacak veya yapacak paraları
olduğu halde, neden böyle sıkıntılı bir hayat geçirdiklerinin nedenlerini bulamazlar.Oysa bunlar gelişmekte olan iyilere bunu göstersinler diye dünyaya gelmiş, yardımcı varlıklardır ve görevleri de budur.
Şimdi buna,hepinizi düşündürecek çok farklı bir yorumu ekleyelim:“İnsan
görünüşte özgür,gerçekte koşulludur.Çünkü Yaratıcı, oluşu hep ikiliye,yani,ışık-karanlık,yoksul-varsıl,iyi-kötü vb iki karşıt uca bağlamıştır.Ve Yaratıcı irade,hep iyi olanın yanında oy kullanmıştır.Ama öteki tarafa,kötüye sürülenlerin günahı nedir? Biliyoruz ki karanlık(kötü) uçta kimse kalmazsa ikilem -yani karşıtlıklarla süren yaşam- çöker ve bu da oluşun gidişini bozar dengeyi alt üst eder.Bu istenmediğine göre kötü uçtakiler(zulme)

34

haksızlığa uğratılmış olmaz mı ? Kur’an,Allah’ın asla haksızlık etmediğini açıkça ve defalarca belirttiğine göre buradaki sır nedir? Bu sorunun yanıtını bugüne değin kimse verememiştir.Bundan sonra da verenin çıkacağını sanmıyoruz.Çünkü hayat ve oluş sırrı burada düğümleniyor.Ve bu düğümün çözülüşü hayatın bitişi olur.Kur’an’ da bu düğümü çözmemiştir.”(66)


“Hayatta en çok düşündüğünüz,
en güçlü bir biçimde inandığınız,
en derinden beklediğiniz ya da
hayalinizde en kuvvetli canlandırdığınız
şeyleri kendinize çekersiniz.”
Shakti Gavain

Net Hedef

Yukarıda anlatılan olumsuzluklar sizde yoksa, siz olayı çözdüyseniz,şimdi artık; ”Bir zengin olsam ben,” şarkısını oyunuyla birlikte sunabilirsiniz. Ne istiyorsanız,ne kadar istiyorsanız bununla neler yapacak, kendinize ve topluma, hatta evrene ne gibi yararlar sağlayacaksanız tek tek anlatmanız gerekmektedir.
James J. Mapes “Kuantum Düşünce Yöntemi” adlı kitabında bunu iyice ayrıntılamaktadır şöyle ki:”Hedefler gerçekleştirilebilecek şeyler olmalıdır.Hedefin vade tarihi ya da zaman çerçevesi olmalıdır.Örneğin,beş yıl sonra hedef bu.O hedef bugün nasıl görünüyor? Bir ay sonra nasıl görünecek? En büyük engel ne? İlk adım ne olmalı? Hedef için her gün neler yapılacak? (Hedef, henüz net değilse günde üç kez, yüzer defa istediğiniz hedefi belirtin; yedi gün sonra hedef netleşir.)Şunu unutmayın,kuantumda atılımlar rastgele ve beklenmeyen yöntemin ısınma süreciyle
gerçekleşir.
Ne yazık ki küçükken insanlara,olmasını istedikleri şeylerin gerçekleşmesini sağlayamayacağı öğretilir.Psikologlar buna “öğrenilmiş acizlik”der.Halbuki “ben şuyum ve şunu istiyorum” yaratıcılık sürecinin habercisidir;bu belirleyici düşünceniz,bu ikili arasında bir boşluk yaratır ve kuantum gerilimi doğar. Gerilim çoktan çözüm aramaya başlamıştır.Hedeflerinize ulaşma hızınız onları ne kadar net ve sıklıkla canlandırdığınızla ilişkilidir.Hayallerinizi gerçekleştirmenizi engelleyen,mantıkla ilgili her şeydir,bunları bir kenara bırakın.Nasıl yapacağınız,nasıl olacağı konusunda endişelenmeyin.Hayalleri gerçekleştirmenin bir kuralı yoktur.Doğal olarak ısrarcı olmak,olayı hep taze tutmak faydalıdır.
Batılı deneyimciler, bir şeyde ısrar etmeyi anlatmak için yüz ,iki yüz defa isteminizi tekrarlayın,der.Bizde ise bu sihirli rakam “kırk”tır.Yani bir şeye odaklanıp istediğinizde günde kırk defa o isteği,hatırlamanız gerekebilir;çünkü dilimizde başka hiçbir rakama nasip olmayan deyim ve özlü sözlerin onlarcası hep”kırk”ile ilgilidir ;”Kırk defa deli dersen deli olur,kırk gün kırk gece düğün yapmak, kırk kaçırmak(bebeği ilk defa dışarı çıkarmak),kırkı çıkmak,kırk dereden su getirmek,kırk bir kere maşallah vb onlarca…



35
“Işık gökgürültüsünden,
düşünce eylemden önce gelir.”
J.Ensign Addington


Para Senaryosu

Bunların hepsi güzel de ben iyi bir yazar veya oyuncu değilim.Hedeflerim için ya da bir şey isterken neler söyleyeceğim,bilemiyorum diyorsanız.R.Şanal’ın “Kuantum Olumlama”adlı kitabına başvuracaksınız,demektir.İlk olarak,sihirbazların çok kullandığı şu
kelimeleri,gençseniz öğrenin,orta yaşlılar zaten bilir;‘Abra Kadabra’(Arami dilinde anlamı; konuşurken yaratırım, demekmiş.)‘Ben’dediğinizde içinizdeki güç ayağa kalkıp: ‘Emret’diyecektir. O yüzden ‘Ben’ dedikten sonra arkasından ne söyleyeceğinizi dikkat edin. Tamıtamına her şey söylediğiniz gibi olacaktır.” İyi rol yapmanız gerekir,ayrıca bir defa
oynayıp işi, galayla bırakmamalısınız, yüzüncü, iki yüzüncü oyunu rahatlıkla oynamalısınız. Parayı hayal ederken söylenecek sözler için örnekler:

“Parayı seviyorum,hayatı “ İşlerimi geliştirme ve tasarılarımı
sevdiğim gibi. gerçekleştirmek için,
Özgürlüğü,gücü ve bolluğu para en değerli araçtır.
seviyorum.” Onu seviyorum.
Hayatı,kendimi,insanları,çalışmayı
düşünüp üretmeyi sevdiğim gibi.”

“Eğer dünyada varsanız ve bir yer işgal ediyorsanız bilin ki sizin bütün ihtiyaçlarınız ve daha ötesi çoktan hazır edilmiştir.İşiniz,eşiniz,malınız,mülkünüz her şey.Bunu görmeyi reddedebilir,ağlayıp sızlamaya devam edebilirsiniz. Ya da bunun üzerine düşünebilirsiniz uzun uzun, yani bu konumda olmanın doğru olup olmadığını! Sonra da uzanır ve alırsınız hakkınız olan her şeyi…”

“Alçakgönüllü olun,çünkü dünyadaki
en kötü şey bile aynı malzemeden;
kendinize güvenin;çünkü yıldızlar da
sizinle aynı malzemeden.”
James J.Mapes

Kuantum
Önümüzdeki yıllara damgasını vuracak olan kuantum düşünce;“maddenin,madde dönüşümüne olanak verecek esnekliği göstermesi,”diye tanımlanabilir.Bu yöntemin temelinde yatan,doğru sözcükleri seçerek kendinize yeni bir program oluşturmak vardır.Kuantum alanının boşluğuna kendinizi, isteklerinizle birlikte çizerseniz, bir yaratım işine girişebilirsiniz.
Kuantumu çok temel olarak şöyle düşünebilirsiniz.İnsan öyle şeylerle karşılaşır ki bunların ne olduğunu anlayamaz.Çünkü beş duyusu bunu anlamaya yetmez.Kişinin görüp yaşadığı şey kişisel bir deneyimdir.Gerçek kavramı ise insanın yaşadığı bir şey olduğu için vardır.Çiçeği koklayıp,kokusunu duyunca var olur,başka nasıl olsun ki,bulutu görünce,gök gürültüsünü duyunca var olur.İnsan yoksa, bunları deneyimlememişse var olan bir şey olmayacaktır. Bunlar doğal düşüncelerdir,kimse şüpheye düşmez.Ancak,beş duyunuzla kavranamayan olağandışı bir şeyi örneğin;”Ben akşam zihnen şuradaymışım gibi bir olay yaşadım,”dediniz mi,herkes sizden şüphe eder.Aynı anda beden hem burada hem
36

orada olur mu diye! Oysaki söylediğiniz doğrudur,yaşadığınız fiziksel bir olay değildir, zihniniz sizden çıkıp bir yerlere de gitmemiştir,yalnızca zihin genişlemiştir ve insan için bu olasıdır.
İşte kuantum veya atom altı yaşam dendiğinde akla ilk bunlar gelmelidir. Bunlarla ilgilenmek ve sistemin kurallarını öğrenmek kişiye ne kazandırır derseniz,yanıtını şöyle alabilirsiniz.James J.Mapes’e göre: “Kuantum düşünce yöntemi, kişiye yaşam kalitesini zihinsel,fiziksel,duygusal,ruhsal,sosyal vb, bütün alanlarda geliştirebilmek için kontrol kazandırır.Şunu unutmayın, doğanızın yaratıcı tarafında sezgiler, fikirler,hayaller,fanteziler ve icadlar yer alır.Beyninizin yaratıcı tarafı olmadan zeka işe yaramayan bir gereç olacaktır.”



“Her şeyi kendinden,kendisinin de
her şeyden olduğunu kavrayanlar
için yalnızlık yoktur.”
Dr.Bedri Ruhselman

Var mısın Yok musun

Kuantuma bu kadar değinme yetmedi derseniz,çok açık bir dille bilimsel gerçekleri anlatan A.Arıtan’ın “Holistik Evren Tasarımı” adlı güzel kitabını okumanız gerekir.O kitapta denir ki: ”Atom altında hiçbir kütle,madde,sertlik yoktur,sadece enerji paketleri vardır.Her şeyin atom altı ‘bir ve tek’ olduğundan,evrendeki bütün olaylar birbiriyle bağlantılıdır.Bunu anlamak kolaydır.En şaşırtıcı olan şudur; gerçekte ben de yokumdur; çünkü beni gören, izleyen,bakan gözlemci kişinin bilinci de aynı bütünselliğin bir parçasıdır.Yani ben O’yum; O’da ben.Hatta her şey,O şey; O şey de her şey ve aynı şey! Zaman da algılayanın varlığıyla can kazanır;çünkü frekanslar(titreşimler) dünyasında zaman ve yer(mekan,uzay) yoktur.Tıpkı bir hologram plakasına (teorik olarak) sonsuz sayıda kayıt yapabilmesine benzer.(Eski teyp bantları ya da şimdiki flash disklerdeki gibi) Ancak gelen ışın hangi açıyı kullanırsa,o dalga boyunda kayıtlı bilgiler,alemler canlanır;bunlar canlıdır;ama sonludur.

Olayı yanlış anlamamalı,görünen dünya ve evren gerçektir.Fakat gerçeğin tek yüzü değildir.Biz insanlar(göz)merceklerimizle,her şeyi kavrama işini üç boyutluluk (uzunluk ,genişlik,derinlik) kısıtlılığıyla yapabildiğimizden,gerçeğin yalnızca bir yüzünü görürüz. Ne var ki beynimiz sürekli olarak yer(mekan,uzay) ve zamandan yoksun olan alana gidip gelir. Örneğin konuşurken kelimeler önceden zamana ve uzaya bağlı olarak düzenlenmez.Her şey,hafızada holografik olarak kaydedilir.Her ne kadar uzaysal özellikler taşısa da zihnin düzenleniş biçimi uzay ve zaman ötesidir. Özetle,maddenin alt birimlerine doğru gittikçe,kainatta yalıtılmış,yalnız ve tek başına var olan bir temel yapı taşının olmadığını görürüz.Var olan tüm birimler,birbirleriyle bir iletişim ve etkileşim içindedirler.Bizler de onları değil;ancak onların karşılıklı ilişki ve etkileşimlerini gözlemleyebilmekteyiz.”



37

“Kanıtın yokluğu,yokluğun
kanıtı değildir”.
Carl Sagan

Yumurtalar

Son yıllarda ABD Princeton Üniversitesi ‘den Prof.Dr.R.Nelson’un yürüttüğü bir program iyice ilginçleşmiştir.Dünyada altmış beş ülkeye birer yumurta(elektro-ensefolagram denilen birer ölçüm aleti) dağıtılmıştır.Bizdeki yumurta,Dr.İnci Erkin’in gözetimi altındadır).
Çalışmanın özeti şöyle anlatılabilir:Dünyanın herhangi bir yerinde hatırı sayılır bir insan topluluğu bir düşünceye odaklanırsa,(maç,konser,dinsel tören vb)dünyanın dört bir yanındaki yumurtalar bu toplumsal bilinçten etkilenip aynı rakamları göstermektedir.Bu bir rastlantı değildir,bunun rastlantısal olması on milyonda birdir. Rastgele sayı üreten bu yumurtalar insan duygularından etkileniyorsa,fiziksel dünyamız da duygulardan etkilenebilir.Yani, küresel bilinç de tıpkı insanlar gibi kendi başına davranabilir.İnsan bir rüya görür ve bu daha sonra gerçekleşir ya,küresel bilinç de rüya görür;ancak bunun gerçekleşmesi sadece bu anda burada değil,bütün zamanlara ve mekanlara dağılarak olur.

Eski kültürlerden ve kişisel deneyimlerimizden biliyoruz ki hepimiz birbirimizle bağlantıdayız.Bunun böyle olduğunu çoğunuz bilirsiniz.Örneğin İngiltere ile milli futbol maçı oynanıyordu.Alpay penaltıya sebep oldu.Ünlü Beckham topu dikti,biz ulusça şu penaltıyı atamasın diye öyle bir odaklandık ki topu yukarıdan dışarıya atıverdi! Son bir bilgi,1999 Gölcük depreminden dört saat önce tüm dünyadaki ölçücü yumurtalar sinyal değişikliği gösterip,aynı rakamlarla dünyada fiziksel bir değişimin olabileceğini haber vermiştir.



“Tanrı’nın bizim için istedikleriyle,
içimizdeki hayallerin birbirine
uygun olabileceğini düşünmeye
alışkın değiliz.”
Julia Cameron

Düş Çözücüdür

Dünyada bir düşü gerçeğe dönüştürme becerisi,hayal etme gücüne sahip tek varlık olan insana verilmiştir.Bu,insanın yayımladığı ışınlar aracılığıyla olmaktadır.Bu güç,içe,ruha seslendiği,yöneldiği için istenilenin ipuçlarını rahatlıkla verebilmektedir.Bunun bulunuşu da yeni bir şey değildir,öyle ki temeli ilk insanlara kadar uzanır.İki bin yıl önce yaşayan Şair virgil’in dediğine bakın:”Zihin maddeyi hareket ettirir.”Zen ustaları zihin yoluyla tenis ve gol oyunlarına hükmederlermiş. Yani,bir televizyon kanalında mentalist Uri Geller’in kaşıkları
düşünce gücüyle eğebilmesi yeni bir şey değil. Nasrettin Hoca’nın kaybolan eşeği gibi,bu olaylar unutulup unutulup yeniden bulunmaktadır.
En son zamanımızdan elli,altmış yıl önce Psikolog E.Jokobson,bir atletin kaslarına ölçüm aletleri yerleştirir,koştuğunu hayal etmesini ister ve aletlerle saptar ki atletin kasları koştuğu andaki gibi hareket etmektedir.Daha sonraları da Dr.K.Priban,zihindeki bir hayalin sinir sistemindeki aynı sinirsel bağlantıları harekete geçirdiğini kanıtlar.Bugünlerde bilim dünyası büyük bir heyecan içinde;çünkü düşüncenin de poz veren bir insan gibi fotoğrafının

38

çekebileceğinin deneyini gerçekleştirdiler.Heyecan ikinci adımda daha da ileriye gidiyor,zira bunun arkasından rüyaların da bir madde gibi fotoğraflanabileceği anlaşılıyor.
Hayal gücünü sadece para,ev,araba sahibi olmak için kullanılacağını sanmayın.”Öyle anlaşılmaktadır ki yakın bir zamanda insanlar dünya bilinçleriyle,ebedi bilinçleri arasında ilişki kurabileceklerdir.Kişi bilinçli olarak,bedenini ruhtan ayırıp ölebilecek ve ruhunu bilinçli olarak öte aleme bağlayıp gerekli deneyimi yaşadıktan sonra, yine dünya hayatına dönebilecektir.Böylece,şimdi sevimsiz görülüp korkulan ölüm,bütünüyle basit bir olaya dönüşecektir.Yine uyarılar olarak kimi küçük yardımları sezebilenler,gelecek bir felaketi,örneğin hastalık gibi kişisel,deprem gibi toplumsal bir olayı,gerçekleşmeden etkisiz duruma getirebileceklerdir.Çünkü bunlar kesin yaşanacak olaylar değildir;bunlar değişimle ilgili değişebilecek olaylardır.”(15)



“İnanç aklın devamıdır.”
W.Adams
Kolay Deneyimler

Bu bölümde ufacık değişikliklerle neler yapabileceğinizi deneyimleyin,daha büyüklerini de yapabileceğinize kanaat getiririsiniz.Mesela, geçen hafta yaşadığınız bir olayı kendinizden uzaklaştırırsanız uzaklaşır;yaklaştırırsanız yaklaşır.Çünkü nesneler zaman içinde yavaş yavaş değil,ani sıçramalarla değişir.Duygularınızdan memnun değilseniz yapacağınız
şey davranışlarınızı değiştirmektir,olay bu kadar basittir.Unutmayın bir şeye inanmadığınızı söylüyorsanız,onun gerçek olduğuna inanmıyorsunuz demektir.Bunu Shakespeare şöyle anlatır:”Bedenlerimiz bahçelerimiz,niyetlerimiz de bahçıvanlarımızdır.” Ne yazık ki yaşam gücü belki de dünyada en az anlaşılan güçtür.Yineleyelim ki şunu kaçırırsanız yazık olur.Yüz
ifadeleriniz hislerinizi gerçekten değiştirir,bir acıya gülerseniz acı duymazsınız,yüzünüz asılırsa içinizde de üzüntü duyarsınız.(33)

“İnsan dediğin derya misali,
uçsuz bucaksız olmalı.”
B.Rahmi Eyüboğlu

Ha Gayret

Bütün bunlar iyi de biz bu işi nasıl kıvıracağız diyebilirsiniz!Bilinçaltınızı doğru yönlendirirseniz,her tür bilginin size akmasını sağlayabilirsiniz.Gerektiğinde ona emir verin,bana şu şu bilgileri ulaştır,diye.O,size öyle ya da böyle yanıt verecektir.Çünkü adeta bilincimizin deposu diyebileceğimiz bu merkez hem bizimle hem de evrensel bilinçle iletişim halindedir.Yanıt ilham ya da rüyalar biçiminde de olabilir.Öyle ki ortak olan bilinçaltı
temelde birleşir,uzaklıklar anlamını yitirir,kişilik ve kimlik bilgileri kırılır.Örneğin Jung, 2.Dünya Savaşının ön işaretlerini hastalarının rüya analizlerinde gördüğünü söylemiştir.

“Hayal gücü,bilgiden
daha önemlidir.”
A.Einctein
Kuantum Sarkacı

Duygu ve düşüncelerimiz bizim her şeyimizdir.Duygularımız hareket halinde enerjidir ve sonuç yaratır.O,maddenin ta kendisidir,yoğunlaşmış enerjidir,hareket eden ve birleşen enerji! Ustalar çok iyi bilir;evrenin simyası,yaşamın sırrı şudur.Enerji belli bir süre

39

manipülasyona(varlıkları yapıcı,açıklayıcı ve yararlı biçimde kullanmaya)uğratılırsa madde yaratılır.(27) Bununla anlatmak istenilen şey,düşüncelerinizin,bedeninizi tamamen etkisi altına alabileceğidir.Düşünceleriniz tansiyonunuzu,şekerinizi,stresinizi,sevinç ve üzüntünüzü kısaca her şeyinizi etkiler.
Bunun böyle olduğunu bir deneyle kanıtlayalım.James J.Mapes “Kuntum Düşünce Yöntemi”adlı kitapta “kuantum sarkacı” dediği basit bir araçla,düşüncenin nasıl maddeye dönüştüğünü kanıtlar.Özetle, o fenomen şöyle bir şeydir: “Yirmi,otuz santimlik bir ipin ucuna küçük bir metal parçasını(yüzük,çivi,anahtar vb)bağlayın.Sağ dirseğinizi masaya koyun ve elinizle ipin ucundan tutun.Minik ağırlık sallanmasını bitirince,artık yönetimi siz elinize alın.Bir an için dikkatinizi bu metal parçasına vererek sağa,sola doğru hareket ettiğini hayal edin, onun gerçekleşmesini isteyin.Biraz sonra siz sallamadığınız halde ip ve ağırlığın
eski duvar saatlerinin sarkacı gibi sağa ,sola doğru sallandığını,devam ettirirseniz uçarcasına sallanmaya devam ettiğini göreceksiniz.Hayalinizi çeşitlendirebilirsiniz.Şimdi aşağı yukarı doğru sallanmasını hayal edin,biraz bekleyin gerçekleşsin.İsterseniz sağdan sola doğru daireler çizebileceğini hayal edin,bir süre izleyin emrinizi,sonra da soldan sağa doğru dönmesini isteyin,yalnızca yoğunlaşıp hayal edin,istediklerinizin aynen yerine getirildiğini göreceksiniz.”Peki bu iş nasıl oluyor derseniz,bir düşünceniz olduğu zaman beyindeki nöronlar(sinir hücreleri) ateşlenir ve elektrik yükleri yaratır.Bu yükler merkez sinir sistemine çarptığında,karşılık olarak hareketi yaratan iç ve dış tepkiler oluşur.Yani beyindeki bir düşünce bedende bir hareketi tetikler.”
Yaratma deyince çok geniş düşünmelisiniz.James J.Mapes şu deneyle de yaratımı çok güzel anlatır.”Limonu ağzınıza sokup ısırdığınızda,ya da suyunu içinize çektiğinizde ağzınızda oluşan biyo-kimyasal tepkimeyi yaşamışsınızdır.Şimdi birkaç kişinin karşısına geçip,aynı limonu yine yiyin, onlar da aynı tepkimeyi yaşarlar.Hatta insanların % 90’ı limonu ısırmayı hayal ettiğinde bile aynı deneyimi bile.(Sizin ağzınız da sulandı değil mi ?) Ayrıca,bir şeyi ne kadar başarılı canlandırdığınıza,zihninizin ne kadar eğitildiğine bağlıdır. Her düşünce ve her duygu,biyokimyasal ve elektrokimyasal harekete sahiptir ve bu hareketlilik her hücreye dokunur.Limon deneyiminin sonucu şu olmaktadır; saf illizyondan üretilen bir biyo-kimyasal karşılık, ya da başka bir deyişle hiçbir şeyden bir şey elde etmektir.”Yani,yaratıcılığın çeşidi çoktur yeter ki zihninizde çeşitliliği hayal edebilin.”

“Bağımlı olmak her zaman kişisel
bir seçimdir,hatta istemeden olsa
bile.Dünya her isteğe yanıt verir,
ne var ki sen ne istediğini
bilmiyorsun;çünkü yıllardır
düşlemeyi bıraktın.”
Stefano E.D’Anna

Olumlu Olumsuz

Düşüncelerinizin ne kadar önemli,ne kadar değerli olduğunu şu minicik,içinize dönme deneyimini yaşayıp olanları gözlemleyin.Sahip olmayı çok istediğiniz bir şeyi hayal edin ve otuz saniye süreyle şu cümleyi mırıldanın;”Onu ele geçiremem!”Bedeninizde olup bitenleri dinleyin.Sonra biraz durup cümleyi şu şekilde aynı sürede tekrarlayın;”Onu ele
geçiririm.” Mutlaka farkı anlamışsınızdır.(41) Bunları söylerken, siz de aynı sarkacın yaptığı görevi bedeninize yaptırmış oluyorsunuz.


40

“Zihninizde canlandırdığınızı
ellerinizde de tutabilirsiniz.”
Bop Proctor
Konuşmanın İnceliği

Yineleyelim ki ne söylediğinize çok dikkat etmelisiniz,çok.Zira onlar gerçek olacaktır.Kişi yaşamını sözleriyle kurar.Söz insanın Tanrısal varlığına gönderilen bir mesajdır.(30)Bu nedenle neredeyse yeniden konuşmayı öğrenir gibi sözcükleri titizlikle seçin.Bizim dilimizde,öğüt veren deyişlerden örneklere bakın: “Söz dokuz boğumdur,boğ boğ konuş ya da ağzından çıkanı kulağın duysun,”anlamca ilk akla gelen, karşındakini kırma,yapamayacağın şeyleri söyleme ise de ağızdan çıkan her sözcüğün,cümlenin evrene yayıldığı,geriye dönüşün olmadığı ve gerçekleşmesi söz konusu olduğundan çok dikkatli olmanız, uyarısı asıl anlamıdır.

En çok da kendiniz için kullandığınız etiketlendirmelere çok dikkat etmelisiniz.”Ben çok hastayım, sanırım öbür dünyaya yolculuk görünüyor, şanssızım,aptalın biriyim, dikkatsizim” gibi sözler sizin istekleriniz olarak kabul edilir ve binlerce varlık bunu sağlamak için harekete geçer.Yine;“Bu hayat çok zor”dediğiniz anda bu sizin,hayatınızın bu anlam doğrultusunda süreceği biçiminde bir oluşumu istiyor ve bunun emrini gönderiyorsunuz demektir.Koca evren, iyiye kötüyü bakmaz bu isteğinizi yerine getirmek için anında harekete geçer.Marmara Denizi’nde olması olasılık dahilinde bir deprem bekleniyor.Bu konuşulup tartışılırken biri “ben korkudan anın da ölürüm” ya da“bayılırım” diyorsa bir diğeri de “doğalgazı kapatırım,el fenerini kaparım,yatağın yanına yatarım” diye zihnini programlıyorsa,bu insanlar aynısını yaşayacaklar demektir;çünkü böyle olmasını istemektedirler.Öyle ki son Gölcük depreminde yapılan otopsilerde anlaşılmıştır ki ölenlerin bir kısmı,göçük yüzünden değil bilinçlerini böylesi bir doğa olayına programladıkları için, kalp krizinden hayatlarını kaybetmişlerdir.Kimi insanlar ise hayatta kalmayı amaçladıkları için akıl almaz yıkıntıların içinden sapasağlam çıkmışlardır.

“İstemediğiniz şeylere odaklanmak,
istediğiniz şeylere odaklanmak kadar
güçlüdür.İkisi de sonuçlar doğuracaktır.”
James J.Mapes

Kuantumlu Cümleler

“R.Şanal ;’Kuantum Olumlama’ adlı güzel kitabında konuşmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamak için, kimi söylemleri kümeleştirip, bunlara ‘kırıcılar’ adını vermektedir.Bunlardaki negatif kalıpların,gizli bir mesaj gibi,yaşamınız üzerinde etkili olduğunu da vurgulamaktadır.Örneğin ’iyi olmaya çalışıyorum’sözü sizi bilinçaltı düzeyde,iyi olmaya çalışan;ama bunu başaramayan birisi durumunda tutar.Çünkü burada amaç iyi olmak değil,iyi olmaya çalışmaktır.” Ne kadar önemli değil mi? Öğrenmenin yaşı olmadığından siz de hangi yaşta olursanız olun bu aktiviteden,yani doğru konuşmayı öğrenmekten,yeni şeyler öğrenmeye kadar her yeni şeyle iç içe olmalısınız.
Ünlü Sokrat,yetmiş bir yaşında ölüme mahkum edilmiş olup birkaç gün sonra baldıran otuyla zehirlenmiş olacaktır.Elinde sazıyla gelen bir öğrencisine;”Bana bunu çalmasını öğret”der.Genç şaşırarak bunun size ne yararı olacak deyince,ona;”Zevk çalmakta değil öğrenmekte”diye yanıt verir.İnanın öbür tarafta da bu bilgilerle ne olacağınız,ne yapacağınız belli olacaktır,bunu unutmayın! O halde çocukluğunuza dönün ve bundan böyle fiil(eylem)çekimlerini anımsayıp ona göre konuşun.

41

Bilgilendirme Örnekleri:

(-i)yor eki:şimdiki zaman kip ekidir.”Mutluluk istiyorum,yanlış bir bildirimdir;çünkü bunu sen sadece istiyorsun ;ama verecek birileri var,vermiyor,çoook beklersin!”
(-se,sa) eki:dilek/şart kip ekidir.”Çok param olursa mutlu olurum,yanlış bir dilektir,para gelmezse ömrünü mutsuzluklarla geçireceksin demektir!”
(-meli-malı)eki:gereklik kip ekidir.”Güçlü olmalıyım;ama bazı sorunlar buna olanak vermiyor,yine yanlış bir söylemdir;çünkü sizin dışınızda oluşan bir olumsuzluk var,bu süreceği için,güçlü olmanız çok zayıftır.”
(-cek-cak) eki:gelecek zaman kipidir.”Yakında sigarayı bırakacağım,bildirim yanlıştır;zira
belirsizlik vardır ve içmeye devam edeceğiniz besbellidir.
Bu örneklerdeki cümleleri kullanmamaya özen göstermelisiniz.E,nasıl konuşmalıyız? Şöyle:Olumsuz konuşmak yok,diyelim hastasınız ve bu durumunuz hakkında biriyle telefonla konuşuyorsunuz veya evdekilerle dertleşiyorsunuz,hatta,kendi durumunuzu aklınızdan
geçiriyorsunuz hiçbir şey değişmez,”iyileşmedim”sözü,olumsuzluk bildirdiği için yanlıştır. Yargılarınızda kesinlikle açık kapı bırakmak yok, ”ben iyileşiyorum, iyileşeceğim, bir iyileşsem ya da artık iyileşmeliyim” bunların hepsi süreyi uzatmakta,belirsizlik yaratmakta ve kimi koşullar ileri sürmektedir onun için yanlıştır.Bu örnek durumda,sizi ayağa kaldıracak en güzel,en doğru bildirim şudur; ”ben iyiyim ya da sapasağlamım,aslan gibiyim vb.”Böyle dediğinizde evrendeki bütün varlıklar sizin bu duyurunuzu anında her yere iletirler: ”Bu varlık iyi,sağlıklı.” Bütün şikayetler yok olup gider.

Cümle Örnekleri:
Yanlış Doğru:
“Eyvah,geç kaldım!” “Zamanında orda olurum.”
“Çok yorgunum,bitkinim.” “Turp gibiyim,dincim.”
“Obezim.” “Balık etli ve sağlıklıyım.”
“Depresyondayım.” “Ruhsağlığım iyidir.”
“Çirkinim.” “Güzel yerlerim çok.”

Bunlar yeni şeyler mi,eskiden bilinmiyor muydu? Bakın eski Maya kültüründeki dört öğüde: l-Kullandığın sözcükleri özenle seç,2-Hiçbir şeyi kişisel algılama,3-Varsayımda bulunma,
4-Yaptığının en iyisini yap.

“Evrenin yaratıcı gücü,
sizin aracılığınızla iş görür.”
Emerson

Beddua

İnsan,kendi yaratımlarını sürdürürken,evrendeki diğer varlıkları da etkiler;ya da onlardan etkilenir.Örneğin belli bir kişiye yöneltilmiş bir düşünce,hedef kişinin aurasında şekillenir.O kişi sevdiği biriyse, kişinin aurasında koruyucu bir kalkan oluşturur.Annelerin uzaktaki,askerdeki ya da hasta çocukları için düşündükleri olumlu istemler bunlardandır.Eğer birine kötü düşünceler yönlendirilirse, lanetleme,beddua gibi;ama o kişi iyi biriyse hiç etkisi olmaz;çünkü yollanan ışınlar,onun aurasının titreşimine uymaz.O kötü düşünceler ortada kalmaz;sahibine geri döner ve ona ruhsal ve fiziksel zararlar verir. (39) İslam Peygamberi bu konuda şöyle demektedir:“Biri,din kardeşine örneğin ‘kafir’derse,söz ikisinden birine geri döner.Söz söylenen için bu doğruysa yerini bulur;tersiyse söyleyene geri döner.”

42

Zihin Ölür mü

İnsan ölünce bu düşünceleri üreten zihnine ne olur?Bu konuda Prof.Dr.F.A.Volf şöyle demektedir:”En büyük olasılık, zihin bu bedenimize ait olmadığı için mezara gitmeyeceğidir.Zihnimiz daha büyük bir zihnin yansımasıdır.Ölenin zihni,bu büyük zihnin parçası olmaya devam eder.Zihnimizin içinde bulunduğu bedeni tanıyan kısmı ise biz ölünce yok olur.Ancak zihnin tekrar ortaya çıkma gibi bir eğilimi var,o nedenle reenkarne olur,yani yeniden bedenlenir.”


“Karşıtını kanıtlayamayacakları şeye
yalan diyenler,çok defa kendileri
yalancı duruma düşenlerdir.”
Dr.Bedri Ruhselman




Zihin ve Geçmiş

Ünlü düşünür Hunt’un zihne yaklaşımı da muhteşemdir:”Bedenimizin her hücresi bütün kosmozu(evreni)barındırır.Geçmiş,şimdinin içinde bir tür saklı düzen halinde;ama aktif durumdadır,bu nedenle zihin geçmişi değiştirebilir.Bu,olup bitenler telekinetik(şeylere dokunmadan hareket ettirebilme yetisi) yoluyla gerçekleştirilebilir.”Bunu yapabilmek için uzun yıllardır çalışan H.Schmidt ve M.Schlitz, ses ve notaları aracı olarak kullanıp denek
insanlar üzerinde geçmişe gidilebileceğinin ipuçlarını bulmuşlardır.Bunu normal bir insanın hayal etmesi bile çok zordur.Çünkü insanlar,geçmişin orda donup kaldığına inandırılmış ve öyle yaşamışlardır.Ama ünlü araştırmacı Michael Talbot’a göre,”holografik evrende, zamanın bir yanılsama olduğu ve gerçekliğin zihin tarafından yaratılmış bir imgeden (hayalden) başka bir şey olmadığı bir evrende bu, alışabileceğimiz bir olasılıktır.”

“Zihninizde bulduklarınız,
oraya koyduklarınızdır.
Oraya iyi şeyler koyun.”
Ron Rathbun

İçindeki Sen

“Kişiyi nasıl bilirsin,kendim gibi,”bu sözü duymuşsunuzdur.Ancak şimdi bunun sizi şaşırtacak bir yorumunu yapalım.İnsan dünyaya gelişinden itibaren sayısız şeyi,olayı
deneyimler,deposuna(bilinçaltına)atar.Onlar sizin potansiyelinizdir, kullanıma hazır şeylerdir. İyi,olumlu şeyler oradan bir buket çiçek,güzel bir koku gibi;olumsuz şeyler ise; pimi çekilmiş bir bomba veya dinamit lokumu gibi fırlayıverir.
Deponda yoksa hiçbir şey ortaya dökülmez, evelallah başına da hiçbir şey gelmez! Aşkı bilmiyorsan, deneyimlememiş,yaşamamışsan; ‘sana deliler gibi aşıkım’diyene bön bön bakarsın, bu ne diyor,dersin.Gülemiyorsan, gülmeyi unutmuşsan, yaşama küsmüşsen, gülen insanlar gördüğünde yadırgarsın, kıskanmazsın bile, bunlar neden gülüyor, acaba bana mı gülüyor, yoksa üstüm başımda bir tuhaflık mı var dersin.
Geçenlerde bir gazete haberi bunu örnekler gibiydi:“İskandinav ülkelerinden birinin başkentinde,sokakta yürürken insanlara gülümsersen (-dikkat gülersen değil, gülümsersen-) sarhoş muamelesi görüp tutuklanabilirsiniz.” Görüyor musunuz dünyanın ne hale geldiğini? Vah ki ne vah,o kuzey ülkesine!

Yukarıdaki bir bölümde,ağzınızdan çıkacak sözlere çok özen gösterin,derken konuya şu durumu da eklemenin sırası geldi sanırım.Örneğin,birinin çok kızgın olduğunu,diğerinin cimri olduğunu,bir başkasının küstah olduğunu ya da dedikoducu olduğunu söylerken, bunların sizin özellikleriniz olduğunu aklınıza bile getirmezsiniz.Oysaki bu hünerler sende var ki biliyorsun. Sen yansıttığın şeyi görüyorsun;ancak bundan haberin yok! “Ne ekersen onu biçersin”derken, kasıt budur.
Yokluktan ne yaratabilirsin ki! Dışarıya yansıttığın her şey senin içinde var olanlardır.Bilge,”eline,diline,beline sahip ol “derken bunu anlatmak istiyor.Diyelim otopark kavgası yapıyorsun;”ulan ben seni şimdi ne yaparım,”diyerek arabasından inmeye çalışana, sen de aynı karşılığı verirsen,sen de onun gibi birisin demektir.O,sadece senin aracın, kışkırtıcın,senin deponun kapaklarını açıveren bir kişidir,böyle olunca da “pandoranın kutusu”nda ne varsa ortaya döküverirsin.Canım ben böyle biri değilim,adam öyle davranınca ben de kızdım, onun anladığı dilden konuştum diyemezsin. Benzer öfke ve kavga isteği sende de var ki,bunu gösteriyorsun.Bir de tersi durumu düşünün ve sinirli insana sen:“Haklısın kardeşim kusura bakma, az daha ben haksızlık ediyordum,” diyebiliyorsan; ancak o durumda,senin içinde negatif enerji, olumsuzluk yani deponda o malzeme yok demektir. A.Saint Exupery’nin dediği gibi: ”Hiçbir olay tek başına,bizim içimizde tanımadığımız bir yabancıyı uyandıramaz.Hayat yolculuğunun amacı zayıf noktalarımızdan kurtulmak değildir, bunlar araçtır,amaç gelişmedir.Bu da örneklenen konulardaki başarı ya da başarısızlıklara göre şekillenecektir.”C.Jung da bu konuda şöyle der;“başkalarının sizi sinirlendirmesini, kendinizi tanımanız için bir fırsat olarak kullanabilir ve sinirli olmayı sevgiye dönüştürebilirseniz hedefe ulaşmış olabilirsiniz.”

“İnsan,kendisi kadar çevresindekileri
de bilmeyen,tanımayan;dünyanın
en gelişmiş varlığıdır.”
Dr.Bedri Ruhselman

43

Eller

Toplumsal bilinçten yararlanmak için,en uygun fizyolojinize(bedenin en doğal haline)
yoğunlaşarak,inançlarınız aracılığıyla kendi kendinizi bir düzene sokmanız gerekir.Bunun anahtarı ne istediğinizi bilmekten geçer.Beyin tasarlanmış hedefe yöneltildiğinde,amacına ulaşıncaya kadar ona kilitlenmekte bu böyle sürüp gitmektedir.Tanımlanmış bir hedefi yoksa beynin enerjisi boşa harcanmaktadır.N.Donald Walsach’a göre:“Beden olağanüstü ve çok yüksek boyutta bir enerji algılayıcısıdır.Elinizi,yiyeceklerin üzerine doğru on beş santimetre kadar yaklaştırın biraz oyalanın,onun size yararlı olup olmadığını anlarsınız.Elinizi böyle bir
(dedektör) gibi kullanıp hangi giysinin,eşyanın sizin için uygun,yararlı,sağlık ve mutluluk verici olduğunu anlayabilirsiniz.”Şu eller ne kadar güçlü bir anten,bu antenleri dua sırasında Müslümanlar çok kullanır,ellerden çıkan enerji kim bilir nerelere ulaşıyor!


“İnsan savaşmadığı
düşüncelerini değiştiremez.”
Thomas Mann
Atom

44

Hepimiz biriz,aynıyız,yapı taşımız temelde bir.Başkasına kötülük yaparsan kendine yapmış olursun gibi düşüncelere hala inanmıyorsanız,sonsuzluğun bir önceki parçası olan atoma bir bakalım,belki ikna olursunuz.Bir defa sahip olduğunuz her bir atomun size gelene kadar birkaç yıldızdan geçtiğine,milyonlarca organizmanın parçası olduğuna kesin gözüyle bakabilirsiniz.Her biriniz atom açısından o kadar çeşitli bir zenginliğe sahipsiniz ki şaşırırsınız!
Öldüğünüzde öyle etkin bir geri dönüşüm sürecine girilir ki bedeninizdeki atomlarınızın önemli bir bölümü, yaklaşık bir milyar kadarı muhtemelen bir zamanlar Shakespeare’e aitti.Bir milyar atom da her birinize Buda’dan,Cengiz Han’dan,Mevlana’dan geldi.Demek ki hepimiz kısa ömürlüyüz filan diyoruz; ama durmadan da devir daim oluyorsunuz.
Ölünün atomları anında dağılır ve başka yerlerde yeni kullanımlar bulmak üzere çekip gider.Amma da nankörmüşler dediğinizi duyar gibiyim!Bunlar sonsuza kadar yaşar,bir başka insanın ya da çiy tanesinin parçası olarak…Üstelik çok da miniktirler,yarım milyon atom omuz omuza dizilse,insan saçının bir telinin arkasına saklanabilir.(24)
Yine bir bardak suyu,dünyadaki bütün suların içine dağıtıp,bir kazanın içinde karıştırır gibi karıştırın,sonra da rastgele bir yerden bardağınızı tekrar doldurun. Ne
görürsünüz biliyor musunuz, ilk bardağımızın suyundaki atomlardan altı yüz tanesi gene sizin bardağınızdadır! Veya ”seni seviyorum” dediğinizde,nefesinizle dışarıya verdiğiniz moleküllerden birini,rastgele aldığınız bir solukta tekrar geri alma olasılığınız % 99’dur! (38) Gördünüz mü ne kadar iç içeyiz.Dünya ve biz ne kadar küçüğüz,bir köy kadar…

“Uyanan düşünce,
bir daha uyumaz.”
Cicero
İkizler

Siz insanlar ne çok düşünce üretiyoruz,ne çok konuşuyorsunuz ömrümüz boyunca.Normal bir insanın aklından günde otuz kırk bin düşünce geçer.Adeta düşünceler
sonsuzdur diyebiliriz.İşte bu düşünceler birleşir ve enerji labirentinde inanılmaz güzellikte ve karmaşıklıkta modeller yaratır.Yaptığınız konuşmaların aynıları bir yerde kümelenir,farklı olanlar benzerini hızla aramaya başlar.Sonunda mutluluklar mutluluklarla ve mutsuzluklar mutsuzluklarla birleşir.Titanic batacaksa,aynı enerjiyi taşıyanlar o gemide buluşur.Bilirsiniz kimileri son anda gemiyi kaçırır ve kurtulur,işte onlar,aynı enerjiyi taşıyan birileri değildir.Deprem,toprak kayması,kasırga,yangın,uçak kazası hepsinde aynı durum söz konusudur.Yapışık enerjiler olarak yan yana yaşarlar,ne zaman ki denge bozulur mutsuzluklar ağır basar,gemi batar sistem bozulur ve o anda madde değişerek hammaddesi olan enerjiye çevriliverir. Bir defa daha şöyle bir cümle kullanmalıyız;ne kadar iç içeyiz,ne kadar dip dibeyiz,sonsuz sayıda “Siyam İkizleri” gibiyiz

“Her şey değişir,
hiçbir şey yok olmaz.”
Ovidius

Geçicilik

Her şey için değişim,evrim gelişme,geçicilik tek gerçektir.Tek kalıcı olan Tanrı ise bize şah damarımızdan bile daha yakın;ama bu yakınlık bizin O’na yakınlığımız değil,O’nun bize yakınlığıdır.Bir göz kendini doğrudan doğruya nasıl göremezse,insan da Tanrı’yı kendisine kendisinden çok yakın olduğu için göremez.Hiçbir şey kalıcı değildir.Her şey her an
45

değişir.Bir şey kalıcı olsaydı olamazdı.Kalıcılık kavramının bile bir anlam taşıması için geçiciliğin bilinmesi gerekir.Bu nedenle kalıcılık bile geçicidir.Bunu derinden kavrayanlar Tanrı’yı da kavrarlar.(21)

“En budala insan,hiçbir şey
öğrenme gereksinimi
duymayan insandır,”
Dr.Bedri Ruhselman



Bilinçaltınız
Okurken çok geçen bilinçaltı ile çoğu çalışmalarda başvurulan hipnozu harmanlayıp kısaca şöyle tanımlayabiliriz.”Hipnoz bir gizem içermez.Sıradan bir gün içinde siz de zihni
bu aşamasına girer ve inanç sisteminizi bulundurduğunuz bilinçaltınıza bir kanal açabilirsiniz.Sessiz ya da sevilen bir müzik eşliğinde,gözlerinizi kapayıp bilinçaltınızda bir değişim yaratabilirsiniz.Bilinçaltı, düşünmez, o sadece deneyimlerin saklandığı bir yerdir. Orada zaman ve mekan yoktur, var gibi görmeniz sizin koşullandırmanızın sonucudur.Ayrıca olumlu ya da olumsuz girişleri ayırt edemez.(23)Bilinçaltı zihin,gerçek ya da hayali bir deneyim arasındaki farkı bilemez.”Bu,son özellikten yola çıkarak,neler yapılabileceği “İyileşmeYolların”adlı bölümdedir.”Bilinciniz,bilinçaltınıza emirler verir. O, bunları mantığına göre yargılayıp yerine getirip getirmeme kararını alır, bu nedenle ona ‘gönüllü hizmetkar’denilir.Verdiğiniz her emir,karar,önerme,benimsediğiniz her inanç bilinçaltına kaydolur.O,çok gelişmiş bir bellek düzenine sahiptir.Teyp gibi kayıt yapar,her düşünceniz bilinçaltının asla hata yapmayan bellek sisteminin bir parçası olur.Öyle ki düşünmediğiniz, dikkat etmediğiniz şeyler bile orada depolanır ve gerektiğinde ortaya çıkar.
Her konuda hayatınızı ellerinizin arasına alıp egemen olmanız size bağlıdır.Sürekli olarak kendine ve başkalarına mutsuz,hasta olduğunu,mikroplara karşı duyarlı olup acı çektiğini söylersen kendini hep hasta ve bitkin hissedersin.Hayatında bir defa bile hastalanmadığını söyleyip övünürsen, sağlık ve kuvvet abidesi olursun.Bazılarınızın birçok arkadaşı varken kimileri yapayalnızdır;kimisi geçmişi ayrıntılarına kadar anımsar,kimisi hepsini unutmuştur.Hangi konuda olursa olsun,hayat insanlara farklı olarak yaklaşmaz,siz bilinçaltınızı verdiğiniz emirlerle farklı sonuçların doğmasına neden olursunuz.(67)
Özellikle şuna çok dikkat etmelidir.”Bilinçaltınız,zihninizde hayal ettiğiniz şeyleri,kendine doğru çeken bir mıknatıs gibidir.”Ancak karar verebilme yeteneğinden yoksun kaldığınız,zihninizi belirli bir yöne yönlendirmediğiniz,kararsızlık içinde bir olasılıktan diğerine yer değiştirdiğinizde,bu olağanüstü mıknatıs gücünüzü yok edersiniz.Sağlığı iyi olmayan bir insan olsanız bile Mike Brown’un şu sözüne kulak verin: ”İnsan ruhu felç olamaz.Nefes alıyorsanız,hayal kurabilirsiniz.”
Kararsız olup olmadığınızı şununla test edin,bakalım ne çıkacak? Elyazısı uzmanlarına göre;adlarının son harfini tam olarak yazmadan imza atan insanlar,hayatları boyunca başladıkları bir işi kolay kolay bitiremezler.İsimlerinin son harfini hiç yazmadan imza atanlar ise,çoğu zaman kötümserlik ve tırsıklığa(ürkekliğe) eğilimli insanlardır.”(36)

46
Bölüm:3

R U H U N

“Bir şeye olmaz demek,o şeyi
bilme dayandıramamaktan ileri gelir.
Bilimse durmadan ilerler,
olmaz denilenin olmasıyla.”
Dr.Bedri Ruhselman
Düşünür müsün
“İnsanların yaptığı işlerin birbirine üstünlükleri yoktur.Bunların hepsi ibadettir. Ancak bunların üstünde bir tek şey en değerli ibadettir,o da düşünmektir. Yaşam, evren,varlık,varoluş üzerine düşünmek en onurlu en yüksek ibadettir.Örneğin,Kuran ruhun Allah‘ın emrinde olduğunu,bize azıcık bir ilimden başkasının verilmediğini söyler.Biri çıkar der ki; ruh önce mineralde sonra sırasıyla bitki ve hayvanda ve en sonunda da insanda yaşar” bu yorumdur;ama bu insan ne demek istiyor diye düşünmelidir.Yine başka bir yaklaşımla;”Kuran dönemi bitti,aydınlatıcı bilgiler geliyor bunlara önem verelim diyenler var;fakat Kuran,bunları ruhçu olarak adlandırıp doğru düşünceler olarak görmez.”(35)
Bütün bunlar ne demektir? Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk,eşsiz eseri “Kur’an’ın Temel Kavramları “ adlı kitabında şöyle der: ”Kur’an’ın açık beyanına göre,iman da bir gözü kapalı inanış, bir bilinçsiz kabul olayı değil,bir kanıt olayıdır.Bunun içindir ki,her şeyde ‘neden’ ve ‘niçin’ sormak,Kur’an’nın sadece izni değil,emridir.Bu açık delilin en eşsiz değeri,onu yakalama gayretleri sırasında zorunlu olarak ortaya çıkan şüphe,İslam Peygamberi tarafından kutsanan bir nitelik durumuna getirilmiştir.Şöyle ki Allah’ın varlığı hakkında şüpheye düştüklerini söyleyen arkadaşlarına İslam Peygamberi:’İşte bu imanın ta kendisidir,”demiş ve Yaratıcı’ya bağlılarını şüpheyle yüz yüze getirdiği için hamd etmiştir.”Yine aynı kitabının “İsyan” bölümünde,şüpheden de öteye giderek şöyle denilir:”Bütün yaratıcı ruhlar,derece derece birer asidir.Mevcuda(hazır olana,var olana) isyan etmeyen ruh varoluş sırrını yakalayamaz.İsyanı tanımayan ruh,alışkanlık ve geleneğe yenik düşer.Alışkanlıksa yaratıcı gücün afyonudur.”

“Farklı bir dünya yaratacak
olanlar,farklı seçim yapan insanlardır.”
N.Donald Walsch

Ya O Ya Bu

Bu konuda amacımız,insana verilen o azıcık ilimden yararlanarak insanın beden olmadığını,ruh olduğunu anımsatmaktır.Doğal olarak burada inançlı olma ya da olmama durumu ön plana çıkmaktadır.Bu kitapta anlatılanlardan bir pay çıkarmak yüz yıllardır dünyada tartışılan bir konunun hangi tarafında olduğunuza bağlıdır.En önde gelen üç görüşü şöyle özetlemek mümkündür:”Fransız matematikçisi Pascal’a göre;’Tanrı’nın varlığı aleyhindeki olasılıklar ne kadar yüksek olursa olsun, bu konuda yanlış bir varsayımda bulunmanın cezası çok ağır olacaktır. Pascal der ki ;Tanrı’ya inanırsanız iyi edersiniz;çünkü eğer haklıysanız, sonsuz mutluluğunuz sorunsuzca ilerleyecek; ancak eğer inanıp da yanılıyorsanız herhangi bir kaybınız olmayacaktır.
Diğer taraftan, eğer Tanrı’ya inanmazsanız,yanıldığınızı anladığınızda sonsuz bir yıkım içerisine girersiniz.Tanrı’ya inanmamak,bu durumda düşük bir zihinsel başarının ürettiği bir fikirdir.” Öte yandan Fransız düşünür B.Rusel düşüncesinde olanlar ise;onun öldükten sonra kendisine Tanrı’nın“neden bana inanmadın“sorusu karşısında; “yeterli kanıt
47

yoktu Tanrı’m,yeterli kanıt!”diyecek olmasının kendilerine daha doğru geldiğini belirtirler.Ayrıca Tanrı’nın,Russel’in cesur kuşkuculuğu karşısında bahisçi ve korkak Pascal’a duyduğundan çok daha fazla sevgi duyması olasılığının daha yüksek olduğunu da ileri sürerler.Ve ayrıca Tanrı’nın ne karar vereceğini hiçbir yolla öğrenilemeyeceğinden,Pascal’ın bahsinin tersini kanıtlamaya dahi gerek olmadığını vurgularlar.”(6)
Bu iki görüşten daha farklı olarak bir de ”varoluşçuluk”vardır.Kısaca ona da değinelim.”Bu fikrin başını J.Paul Sartre çekmiştir,ona göre,Tanrı insanı değil,insan Tanrı’yı yaratmıştır.Yani ilk önce insan dünyaya gelmiştir,var olmuştur sonra,kendi üstünde bir varlık tasarlamıştır.” Bu kitabın bazı bölümlerinde anlatılanlar Batıdaki laik Tanrı anlayışı çerçevesine oturtularak verilmeye çalışılmıştır.      
                              
“Ey Tanrı’yı arayan,
aradığın sensin.”
Mevlana
Eskilerden Bir Demet

Zamanımızdan 1100 yıl önce,”Ben Tanrı’yım” dediği ve bu söyleminden geri dönmediği için, devrin otoritelerince deri yüzülerek öldürülen Hallac-ı Mansur’un savundukları şunlardı:”Ona göre gerçek olan Bir’di. Çokluk, bu ‘Bir’in farklı biçim ve nitelikte yansımalarından oluşmaktaydı.Evren ve insan Bir’in dışında değil,içindeydi ve onunla özdeşti.Bu nedenden dolayı insan da Tanrı’nın bir parçasıydı.İnsan,Tanrı’ydı;ama Tanrı insan değildi.Çünkü O,Onunla sınırlı değil tüm varoluşun kendisiydi.Evren,ışık ve sevgi yumağı olan Tanrı’dan yansımıştı.Tanrı’dan ayrı bir parça olamazdı,çünkü Mansur’un görüşüne göre parça bütüne aitti.” Yine bizden yaklaşık 900 yıl önce yaşamış bir Türk olan Feridettin Attar şöyle diyordu:”Var olmak, yüce bir ışık olan Tanrı’dan fışkırmak, görüş alanına çıkmaktır.Oluş,Tanrı’dan çıkış ve yine O’na dönüştür.Tanrısal ışık,en yüceden en aşağı katlara doğru basamak basamak görünür hale gelmektedir.Bu da var oluşun ta kendisidir.Bu basamaklar değişik varlık türlerini oluşturur.Varoluş, yoktan yaradılış anlamına gelmez.Görünmeyenden görünür bir duruma geçmeyi belirtir.İnsan,Tanrı’dan ayrı bir varlık değildir.O’nun görünümlerinden sadece biridir.İnsan,potansiyelinde,özünde Tanrı’nın özelliklerine sahip ilahi bir varlıktır.Ancak bu özelliğini dünyada yaşarken unutmuş durumdadır.Tanrı’yı görmek olası değildir;çünkü O’nu görmek için bütünün parçalarını aynı anda görmek gerekir.Bu da olanaksızdır.”Feridettin Attar’n bilhassa varoluşla ilgili düşünceleri çağın fiziği kuantuma ne kadar uyduğunu görmek sizi şaşırtmasın.Şunu vurgulayalım ki bugün yeni yeni bildiğimizi sandığımız bazı şeyleri bizden öncekiler de biliyordu.(70)


“Bilim,bütün dünyanın malıdır.”
Goethe

Ruh Kimin

Zamanımızdan elli altmış yıl önce Dr.Bedri Ruhselman şöyle der:“Allah’ın yarattığı ruhlar,O’nun emriyle hayal gücü, sevgi,istek ve olgunlukları oranınında var edebilirler. Evrende birçok şey böyle yaratılmıştır.”Bu, o zamanlar“haşa”Allah’ın işini yapar gibi diye düşünülerek çeşitli yorumlara neden olmuştur.Daha sonraları Einctein’ın görecelik kuramıyla,kuantum fiziği ön plana çıkınca Ruhselman’ın“yaratma” eylemiyle ne anlatmak istediği daha kolay anlaşılmıştır.Asya’daki genç Türk cumhuriyetlerinde ve özellikle

48

Azerbaycan’da ruh ve ruhsal belirtiler üzerinde çok geniş araştırma ve incelemeler yapılmaktadır.İşte bu araştırmacılardan biri olan değerli Prof. Dr.Ahmet Maranki,”Yaşam
Enerjisi”adlı kitabında “Rehberinle tanış!”diye şu ilginç deneyimin yaşanmasını öğütler. ”Hayal ederek rehberinizle buluşabilirsiniz.Sessiz bir yer bulun,derin nefesler alıp verin.
Gevşeyin,gözleriniz kapalı olarak derin soluk alıp vermeyi sürdürün.Bir yolda olduğunuzu hayal edin,uzaktan bir ışık belirip,size doğru geldiğini hayal edin.Derken ışıklar içinde bir varlık göreceksiniz,onu selamlayın ve adını sorun.(o anda içinize doğan ilk isim, yanıttır.) Öğüdün var mı,ben doğru yolda mıyım,şuna şuna neden kavuşamıyorum, gibi; aklınıza gelen soruları sorun,bunun tadını çıkarın.Sonra gözlerinizi açın.”Kitabın yazarı ya da biz,bu gördüğünüz,konuştuğunuz (telepatik olarak) ruhunuzdur demiyoruz, sadece bir beden olmadığınızı,zihniniz aracılığıyla nelere ulaşabileceğinizi aşağıdaki bölümlerde göreceksiniz demek istiyoruz.

Her şey, Kur’an dahil,hiçbir
şeyde yazılı değildir.Böyle
olmadığını savunanlar,Allah’ı
Kur’an’la sınırlamış olurlar.”
Dr.Bedri Ruhselman

Ruhun Belirişi

Sayın Y.Nuri Öztürk şöyle der: “Ruh bütün yaşam enerjisinin bir tür anatrafosu olan Allah’tan farklı yoğunlukta ve derece derece tüm canlılara akım biçiminde ulaşır.” Bilim adamlarına göre ise bir bebeğe hamile kalındığında kalp,beynin oluşmasından önce atmaya başlar;çünkü kalbin kendi beyni vardır ve bu gerçek, kanıtlanmıştır.Bu mini minicik kalp,kırk bin hücreden oluşmakta;beyinden bile daha kuvvetli bir elektromanyetik alan yaratmakta olup etki alanının çapı üç metredir.Şekli ise evrende benzeri olmayan “torus” formundadır.(10) Hamilelik anından itibaren ruh fiziksel bedenle aynı hizaya gelmeye başlar. Ancak ruh bebek doğup da ilk yaşam soluğunu alınca asıl işlevini yüklenir.Hani kimi bebekler doğduklarında hareketsizlerse popolarına bir şaplak yiyip ağlamaya başlarlar ya her şeyin bir nedeni var demek ki.Bu ilk soluk alınıp bebek,göbek kordunu kesilip anneden ayrıldıktan sonra kendi başına bir varlık olur. Ana rahmindeyken elbette o bir candır; ama tam bir insan değildir,annenin bir parçasıdır ve yaşamı onunla paylaşır.”
Doğan bebek kısa yaşasa da yetişkin ya da yaşlı da olsa ömrü bitince anatrafodan gelen enerji kesilir ya da geri çekilir ve ölüm oluşur.Ruh berzah alemine(bekleme yerine)gider;fakat ruh için bekleme zorunluluğu yoktur,o kendine özgü bir iletişim yoluyla istediği her şeye ve yere ulaşabilir.”(11)”Yine belirtelim ki kişi ölünce ruh bedenden kurtulur.Ancak ahirette yeniden maddeli varlıklarla denenecekse,yine maddeli hayata başlar. Böylece ruh için dünyaya geliş ve gerçek bir ölüm yoktur.”(37)

“Değişmeyen dekor içinde
yaşaya yaşaya,insanların
ruhu ölür,coşkusu kaybolur.”
Halikarnas Balıkçısı

Ruh Ne

Ruh,olağan duyularla algılanamayan, zaman ve yer dışı bir varlıktır.Olağanüstü yaratılmıştır,eşi ve benzeri yoktur. Ölümsüzdür,bilgileri sonsuzdur, bilinçli bir amacı olan,kendini ve maddeyi yönetme yeteneğine sahip özgür bir yaşam
49

biçiminde var olmuştur.Ruhla beden arasındaki ilişki,ses ile anlam arasındaki ilişkiye benzer;ses anlamın bedeni olup geçicidir,anlam sesin ruhudur,ölümsüzdür.(l2) Ruh,kimyasal bir bileşik ya da madde değildir.Ruh maddi ölçülerle kanıtlanamaz.En çok bilinmezlikler taşıyan bir varlıktır;ancak etkileri inkar edilemeyecek bir gerçektir.Örneğin ruh sizinle duygularınız aracılığıyla konuşur,bu nedenle duygularınıza önem vermelisiniz.Büyük kararlarda zihninizi bırakın,tepki versin de zihinsel yanıt bulurum,diye beklemeyin hemen ruhsal arayışa odaklanın,zihnin anlayamayacağını ruh bilir.
Ruh içinizde dışınızda her yerde,sizi içeren şeydir.Ruh bedenden daha geniştir,o çok büyüktür,beden onun içindedir,o bedenin içinde değil.Ruhunuzun farkında olun ve onu besleyin.Sevinince gülün,üzülünce ağlayın,şiir yazın, beste yapın, bir şeyi onarın, bir bebeği öpün, kedi ya da köpeği yüzünüze yaklaştırın,tepelere tırmanın,çıplak yüzün veya yatakta çıplak yatın, güneş doğarken, batarken yürüyün, sessizce oturun,dalın, derinliklere yolculuğa çıkın,onu arayın.(13)

İslamiyet’te bilgi ile iman ayrı
tutulmamıştır.Bu nedenle Müslüman
için bilgi imandır.Bir insan ise bilgili
olduğu kadar imanlıdır.”
Dr.Bedri Ruhselman

Ruhun Özellikleri
Yaşamınızdaki yüce ikilem aynı anda iki gerçeğin bir arada bulunmasıdır.Biri olmazsa diğeri de bilinemez.Dünyanız bu karşıtlıklarla oluşur;iyi-kötü,temiz-pis,yoksul-varsıl vb,her şey…Bu genel kurala uymayan tek bir şey vardır,o da tahmin edeceğiniz gibi ruhtur. O,Allah’ndır evreni ve bizi bir arada tutar.Bu, BİR olanın içinde bir ÇOK ruh vardır.Buna “bilinç” diyenler çoğunluktadır.Evrendeki her şey ayrı ayrı titreştiğinden fiziksel ortamda değişik renk ve yoğunlukta gösterir kendini.Bu farklı davranış TEKİ, ÇOK gibi görünür
biçime getirir.(14)
Her ruhun bir gözetimcisi(İslamiyetteki adıyla meleği) vardır.O,bir ışın düzeni aracılığıyla ruhla bedeni bir arada tutar, ruhun bütün gereksinimlerini karşılar,gerektiğinde uyarır.Bu varlık adeta Yaratıcının temsilcisidir,ahiretin sonuna kadar kişiyle beraber olmayı sürdürür.Ruh,siz uykudayken bedenden ayrılır ve dinlenmeye çekilir.Bu arada en iyi dinleneceği yer ahirettir,oraya gider.Hani sabahları yarı uykuluyken şöyle dersiniz:”Bir türlü uyanamıyorum ki,sanki ruhum içime girmiyor!” Sakın ruhunuz gezintide olmasın!
Ruh, beyni bir transformotor gibi kullanır.Unutulan bir olay yalnızca dünya hayatı boyunca unutulmuş demektir,gerçekte ruh hiçbir şeyi unutmaz.Ruhu hiçbir şey sınırlandıramaz, onun için sayısal özellikler verilemez;çünkü o manevi bir varlıktır.Ruh vardır,birkaç beden ya da başka tür varlıklar üzerinde etkilidir.Öyle insanlar vardır ki aynı ruhun egemenliğindedir ve biri ölür öbürünün haberi bile olmaz.Yine öyle ruhlar vardır ki etkileri birkaç dünyaya ya da başka tür gelişme yerlerine uzanır.Ruhlar geliştikçe etki alanlarını genişletirler. (15)
Ruh,daha ahiretteyken,dünyaya inmeden bütün özelliklerini,dış görünüşünü planlar.Dünyada bu halinden memnun olmasa bile tasarlanan şey aynen uygulanır.Bunun nedeni planın kesin olmasındandır.Buna uyulmazsa dünya sınavı gerçekleşmez.(37) Bir tür okuldaki sınıfta kalmalar gibi.İnsanın aklına cinsiyet değiştirenler geliyor,demek bunlar boşuna yaşamış oluyorlar.Bir de yüzüne ve bedeninin diğer bölümlerine estetik yaptıranlar var,işin şakası ama,bunlar da herhalde sınıf geçemeyip bütünlemeye kalanlar olmalı !


50

Yardımcı Ruhlar
“Bu dünyada size sıkıntılar veren düşman olan ruhlar,bunu doğmadan önce gönüllü olarak karşılıksız yapmayı kabul etmiş kişilerdir.Yani siz olgunlaşasınız diye yardım eden kardeş ruhlardır,öte alemde onlarla tanışıp konuşacak ve bu gerçeği öğrenince şaşıracak;ama onları seveceksiniz.”(14) ”Dünyamızın nüfusu şu anda yedi milyar dolayındadır.Geçmişte dünya bu kadar kalabalık değilken bunlar perdenin öbür tarafı denilen yerdeydi.Yani o kutsal havuzdaki sayısız varlıkların arasındaydılar.Gerektiğinde dünya denen bu harika yerin bir parçası olmak için,dünyadaki zaman ölçüsüne göre,binlerce yıl bekleyebilirler.”(18)

“Ruhun güzelliği,bedenin
güzelliği kadar kolay görünmez.”
Aristotales

Ruh Nerde
“Ruhun kendini gösterebilmesi bu dünya koşullarında ancak bedenle olur.Ancak ruh bir değildir,o çoktur ve birçok gelişim yerindedir,ahiret vb.Bu nedenle bir bilgiyi öğrenirken yalnız dünyadaki sen değil,birçok gelişim yerindeki sen olarak öğrenmektesin! Böyle olsa da ruhlara artar ya da eksilir denemez.Bu özellikler sonsuz hayat yaşayanlar için değildir.Artma ve eksilme dünya gibi gelişme yerlerinde vardır,bunun dışında yoktur.Yine bizim beden yapımızda olmayan sonsuz sayıda ruhlar da bu dünyadadır.Onlarla ilişki kuramayız,o yetenek bize verilmemiştir,kimi yüksek ruhlar bunların ancak etkilerini duyabilir o kadar.
Yineleyelim ki ruh bedenle sınırlandırılamaz,o her yerdedir.İnsan bir ruhu olduğunu düşünür,gerçekteyse onun bağımsızca belirebilen fakat aslında O’na bağlı bir ruhu vardır.Ayrıca en küçük varlıktan en büyük varlığa kadar her şeyin bir ruhu vardır.Amip denilen ve tek hücreli olduğu için küçümsenen yaratıktan,(ki son araştırmalar onun bile DNA’sında tam 1000 ”Britanica Ansiklopedisi”ni dolduracak kadar bilgi olduğu anlaşılmıştır) güneşe,oradan kainatlara kadar her şeyin içinde bir temsilci,yaygın adlandırmayla bir“melek” bulunur ve varlığı kontrol eder.”(15)
Bizdeki kontrol merkezinin beyin,kalp veya başka bir organda mı olduğu,yoksa bedenin tamamına mı yayılmış olduğu bilimsel olarak saptanabilmiş değildir.


“Ruhumuz az şeyle yetinir,
bedenimiz çok şey ister.”
Atasözü(Hollanda)
Üç Temel Özellik
Ruhlar,daima değişen ,büyüyen ve değerlenen varlıklardır.Ruhun üç ana değeri vardır.Bunlardan birincisi devamlı gelişmeleri ve bu anlarda ilahi yardım almaları,ikincisi kendilerinin var olduğunu bilincinde olmaları ve üçüncüsü de kendilerinin gelişen diğer varlıklar üzerinde etkilerde bulunmalarıdır. Bu özelliklerinden ötürü ruha varlık denilmektedir.Bir insana dünya hayatı gerekliyse ve insan olarak yaşayacak bir düzeye geldiyse ruh olarak dünyaya iner ve insan olarak bir süre yaşar.Bu varlık otomatik yardımlar alır,bunu içinizdeki temsilci yapar.Ruhun özvarlığının,içindeki Tanrı temsilcisinden ayrılabilmesine olanak yoktur. O,ahirette de sonraki gelişim yerlerinde de ruhla birlikte olup ona yardımcıdır.İki farklı ruh örneği vererek biraz daha ayrıntıya girelim.Sevinç ile üzüntüyü

51

aynı karşılayabilen düzeye gelen olgun bir ruh artık bedenle deneyimlemenin sonuna gelmiştir.Ölünce daha üst düzeyde bedensiz yaşamına devam edecektir.Böylesi ruhlar
gerekirse bedenli ya da bedensiz olarak ama;kendi gelişimi dışında bir görevle inerler.Örneğin birini doğruya yöneltmek,dünyayı uyarmak vb. Görevleri bitince geldikleri yere dönerler.Böyle bir şeyi düşünmedinizse, bundan sonra yakın çevrenize, kentinize, ülkenize ve bilhassa da televizyona bu gözle bakın çok şeyler göreceksiniz!
Bir başka ruh paraya,mala,bedene düştükçe tıpkı manevi değerlerin kabalaşması gibi o da kabalaşır Bu aşırı istek ve yanlışlar sonucu ruh emrinde olduğu bedenin kontrolüne girebilir.Eğer ruh bu durumdan kurtulma çabası göstermezse her maddenin içinde olan manevi varlık,rolünü oynamaya başlar ve o başka dünyalarda var edilmek üzere ortadan kaldırılır.Ruhlar için yorgunluk söz konusu değildir.(15)

“Sevmeyen kişi,Tanrı’yı
tanımaz;çünkü Tanrı sevgidir.”
İncil
Ruhun Değerlenişi
Ruhun dünyadaki parolası,sev de nasıl seversen sevdir.Ya da her şeyi sevebilmek,daha çok sevebilmektir.Ahirette yaşayabilmek için,dünyada soluk almadan yaşanamayacağı gibi aşkla sevmek en büyük koşuldur.Dünyadaki ruhlar sadece ve sadece daha çok sevebilmek için değer kazanmaktadır.Değer,sevebilmekse bu çeşitli yollardan kazanılan değerlerle olasıdır.Değer kazanmak ise bilgi kazanmak demektir.En yüksek ruhlar, değeri de bilgiyi de gelişmeyi de sevgi halinde yaşayabilen ruhlardır.Ruh geliştikçe görevleri de yükselir,en sonunda bilinçli meleklik düzeyine ulaşır.Doğal olarak her görevli melek değildir;çünkü ayırımsız her şey görevlidir.Herkesi ama herkesi,yakınlarını sevdiğin kadar sevebilecek duruma gelmek,gelişmenin dünyada hedeflediği son sınırdır.(15)İşte Mevlana’nın,Yunus Emre’nin sırrı budur !

Ruhun Hareketliği
“Ölen,ahirette bilinçsiz ve madde yardımlardan uzak bir hayat yaşamaz ,tekrar dünya benzeri bir yere dönecekse bu,zaman kavramından yararlanarak açıklanamaz.Buna birbirini izleyen olaylar diyebiliriz.Bunlar,zaman kavramı olmadığından insanlar için var olmasına karşın yokmuş gibi gelen bir dönemdir.O insan yeniden o dünyaya gelecekse ve bilinçli bir inanca sahip değilse,bilinçli bir ahiret dönemi geçirmez.Bu süre,o yaşamda yine zaman kavramı olmadığı için,kavrayamadığı,yani fark edemediği otomatik bir dönem olarak geçilir.
Dünyadaki birçok insan,ahiret hayatını böyle bilinçsiz geçirmiş ve tekrar bedenlenmişse ne siz ne de o, işin farkında bile değildir, bunlar aranızda yaşayıp durmaktadır. Bir önceki hayat neden bilinmez şu örnekle daha iyi anlaşılır.
Öte dünyaya göç etmiş diyelim annenizle konuşmak istiyorsunuz.Bu beceri de sizde var olsun.Ama orada ne bulacaksınız! Beyaz saçlı anneniz yerine,birçok gerçek deneyimlemiş,güzel,gözalıcı, boyutlararası birçok varoluş! Bu yaşamlardan sadece biri sizin annenizin yaşamıdır.Bu durumda hangi parçayla konuşacaksınız!Siz tuz ile konuşmak isterken karşınıza koca tas bir çorba çıkacaktır.Elde edeceğiniz mesaj bölük pörçüktür ve çoğu kez hiçbir şey ifade etmez.Onun gerçekliğini bile bilemezsiniz.”(15)

“Her insan,doğal olarak
bilgiyi arzular.”
Aristo



52
Ruhunu Hisset
Herkes ruhunu merak eder;fakat elle tutulan gözle görülen somut bir varlık olmadığından merakını gideremez.Sadece ruhunuzun belirtilerine ulaşabilirsiniz o kadar.
Bilinç,ruhun genel bilgisidir ve ruh diye tanımlanabilir.Kendiniz buradan hareketle merakınızı giderebilirsiniz.Şimdi sizinle deney-gözlem karışımı bir şey yapalım.
Sessiz bir yerde oturun,rahatlayın,derin derin soluklar alıp verin.Dikkatinizi sağ elinize odaklayın.Kendinizi bu sağ avucunuzun içinde ve çevresinde olduğunuzu hayal edin adeta bunu hissedin.Bu ana kadar ruhunuz hala en büyük olasılıkla kafanızın içinde,diyelim ”pineal” denilen salgı bezindedir.
Sonra ruhunuzu sizden,bedeninizden ayrı olarak düşünün.Örneğin bunun için ruhunuzu ışıklı bir bilye gibi düşünebilirsiniz Şimdi de gözlerinizi kapatın ve o ışıklı küreyi görmek için hayal gücünüzü kullanın.Şunu hayal edip deneyimleceksiniz,kendinizi ufak bir ışık kümesi olarak kafanızdaki salgı bezinden ya da başınızdan aşağıya doğru hareket ederken görmeyi.Tam bu sırada hayalinizde fiziksel kafanızın sizden uzaklaşmakta olduğunu fark edebilirsiniz.Bu anda hiçbir şey düşünmeyin;çünkü araya zihin girmeye çalışır,siz yalnızca bu oyunu oynamaya devam edin,korkmayın size bir şey olmayacak.Bu yavaş yavaş oluşan ayrılışı, boyun hizasına geldiğinde,içsel vizyonunuzda kafanızı sizden yüksekte ya da kendinizi boğazınızdan dışarıya bakıyormuş gibi görecek ya da hissedeceksiniz.Bunu ruhunuzun belirtilerine ulaşmak olarak kabul etmekten başka bir çareniz yok.Araştırmaların ulaştığı son nokta şimdilik bu.(10)Doğal olarak bunun bile ruh olup olmadığı belli değil!

“İnsan,eksikliklerle doludur.”
H.Balzac

Gelecekte Ruh
“Ruhlar gelişmeye devam ettiklerinden yakın ve orta vadede ruhla ilgili ilginç gelişmeler yaşanacaktır.Örneğin olaylar olaylara,ruhların planları da diğer ruhların planlarına incecik bağ,ışın,matris benzeri şeylerle bağlıdır.Karşılaşacağımız her olay hava tahmin raporları gibi grafiklerle incelenerek önceden bilinebilme olanakları sağlanabilecektir.Yine insanlar ruhların yayımladığı ışınlar yoluyla maddeyi canlandırıp yaşam belirtisi gösteren yapay canlılar yapabilecekler,(Bu konuda son durum şöyle:ABD’li biyoteknoloji şirketi, yetişkin fare derisinden, yavru fare kopyaladıklarını ve ayrıca, insan derisinin hücreleriyle genlerin kolaylıkla bir çocuğa aktarabileceklerinin anlaşıldığını bilim dünyasına duyurmuşlardır,)ne var ki; aynen bizim gibi ruhu olan bir varlık yapamayacaklardır.Çünkü ruhu yaratmakta değil,açıklamakta bile yetkin olamıyoruz ve de olamayacağız.Yaradan,bu özelliklere bizim ruhumuzu kapatmıştır.Ayrıca ruh ışın,sis gibi insan görünmez hale gelecek,örneğin moleküllerine ayrılınca bir sis tabakası gibi görünecektir.İnsan atomlarına ya de atom altı parçacıklarına ayrıldığında tamamen görünmez duruma gelecek ve tekrar eski durumuna dönebilecektir.Eşyalar da bizim tarafımızdan kaybedilip yine eski durumuna sokulabilecektir.”(37)






53

“ Eğer beden ruhtan dolayı olmuşsa
bu harikadır;fakat ruh bedenden dolayı
olmuşsa bu,harikaların harikasıdır.
Ben şuna hayranım;bu kadar büyük zenginlik
bu fakirliğe nasıl konmuştur ?”
İsa Peygamber

Ruhun Öncesi
Ruhla ilgili şu ayrıntıyı gözden kaçırmamak gerekir.Ruhların dünyadan başka gelişme yerlerine,o yerin koşullarına göre tekrar tekrar inmeleri devirdir,dönüştür.İnsan ve hayvanlar bu yaşanılan dünyaya defalarca inerlerse reenkarneye(yeniden bedenlenmeye)
uğrarlar.Devir zorunludur;ama reenkarne şart değildir.Yani her insanın tekrar tekrar dünyaya gelmesi herhangi bir koşul değildir. Devrin zorunlu olma nedeni ise,başka yerlerdeki sınav merkezlerinde dünyamızda bulunan su, yiyecek, hava gibi yaşam için gerekli maddeleri bulamayacaklarından,oradaki yeni maddelerle gelişimini sağlayabilmeyi deneyimlemektir(l5)
Dünyamızda en yaygın inanç,insanların ölüm sırasında ölmeyip daha başka,daha fazla şey içeren bir yere gittikleridir.Yani insan boyutlarası bir ruha sahiptir.Fakat dinlere göre siz dünyaya biyolojik olarak doğmadan,bunların hiç birine sahip olamazsınız. Gezegenimizdeki insanların büyük çoğunluğu ölümden sonra yaşama inandığı,hatta ölümsüzlüğe inandığı halde,yaşam öncesi yaşama inanmaz.Bu durumda siz şimdi ölümsüzsünüz;ama dünyaya gelmeden önce siz yoktunuz.Bu, tuhaf bir durum yaratmaktadır.Doğum size ölümsüz bir ruh veriyor,o zaman ruh Tanrı’nın parçasıysa siz şu anda dünyada O’nun vekili,temsilcisiyseniz sizin önceden de var olmanız gerekmez mi ?


“Dünya kördür.”
Dante
Gözler
Gelin ruhun belirtilerine başka bir pencereden bakalım.İlk yaklaşımımız şu iki cümlede yatar:Gö z l e r r u h u n a y n a s ı d ı r ve d u y g u l a r r u h u n d i l i d ir. Bir aynanın karşısına geçin gözünüzü kırpmadan en az bir dakika süreyle gözlerinizin içine bakın.Hissettiğiniz sevgi ve şefkate şaşırırsınız.Bunu daha uzun sürdürüp ve sonra gözlerini kapayarak,sakince öylece kalırsanız,o anda özle birleşirsiniz.Bu hal bir anda olur,bir süre de devam edebilir.Sevdiğinizle de bunu birbirinizin gözlerinin içine bakarak deneyin. Hem kendinizle,hem de karşınızdakiyle bir olmanın yarattığı yumuşak duygularla eridiğinizi hissedeceksiniz.
Burada olan şudur; gördüğünüz,yaşadığınız şey(bir ipucu olarak)ruhun belirişidir.Gözler ruhun aynasıdır demiştik ya, ne görmek istersen onu görürsün.O’nu istersen O’nun yansıttıklarını.O anda kafanda ne varsa bunu yapmaya başladığında her şeyi unutup “an’ı”,(şimdiyi) yaşarsın.Bu bakışma hayvanlar için de geçerlidir; onların da ruhu olduğundan göz göze bakıştığınızda an’ı yakalar ve o hayvanı seversiniz.Özellikle bir insanın uzun süre gözlerine bakıp,o kişiyi sevmemeye gayret etmek çok olanaksızdır.Bu yüzden insanlar çabucak gözlerini birbirinden kaçırırlar.Çünkü ortaya çıkan sevgi onları şaşırtır ne yapacaklarını bilemezler.Oysa kendini gözlerin sevgisine bırakanlar için düşmanlık, kavga ,hırs sona erer; çünkü birliğin ne olduğu deneyimlenir.Ruhların birleşmesi anında,olan budur. Öz’ün içinde erindiğinde yaşanan böyle bir şeydir.Buna inanmayanlar ve deneyemeyenler de bu durumu zorunlu olarak sadece ölüm anında yaşarlar.(22)

54

Sonsuz mu
Ruhla ilgili Dr.Bedri Ruhselman’ın bir yorumu vardı: “Durmadan gelişen ruhunuz için tek bir yaşam vardır ki bu,oluş anında başlamıştır ve sonsuzluğa uzanır.Bu tek yaşam gelişme kuralları gereği,birçok yaşamlar biçiminde oluşan bölümlerden meydana gelir.İşte bu bölümlerden burada geçirilene dünya hayatı denir.”
Öldükten sonra tekrar bedenlenme olabilir mi sorusuna yanıt bulmak için,İslamiyet’in
Kutsal kitabı Kur’an’dan alıntılar yapmak yararlı olacaktır.
“Allah’a nasıl nankörlük ediyorsunuz. Siz ölülerdiniz O sizi diriltti Sizi yine O öldürecek ve sonra diriltecektir”(Bakara Suresi’nden-20)
“Dediler,Rabb’imiz,bizi iki defa öldürdün iki defa dirilttin.Artık günahlarımızı itiraf ettik.Buradan çıkmak için bir yol daha var mı “? (Mümin Suresi’nden)
“Derler ki;Rabb’imiz bahtsızlığımız bize baskın çıktı.Sapıp gitmiş bir toplum olduk biz.Rabb’imiz çıkar bizi buradan.Eğer bir daha aynısını yaparsak,gerçekten zalimler olacağız.Buyurur:Yıkılıp gidin oraya,konuşmayın benimle."(Müminun Suresi’nden)
“Aranızda ölümü biz takdir ettik ve biz yerinize diğer benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaradılışta ve biçimde tekrar yapılandırmamız konusunda önüne geçilecekler de değiliz”.(Vakıa Suresi’nden)
“Feryat edip dururlar orada;Rabb’imiz çıkar bizi de önceden yaptığımızdan başka şey yapalım.Size biz,öğüt alanın öğüt alacağı bir süre ömür vermedik mi ? Uyarıcı da geldi size.Hadi tadın bakalım azabı. Zalimler için hiçbir yardımcı yok artık”.(Müminun Suresi’nden)
“Allah,sizi yarattı.Sonra öldürüyor.İçinizden bazıları ömrün en basit ve düşük noktasına geri çevrilir ki,bir şey bildikten sonra hiçbir şey bilmez duruma gelsin.”(Fatır Suresi’nden)
Ayetlerde dünyaya tekrar dönmek isteyenlere red yanıtı verilmektedir.Ancak bu,“yeniden bedenlenmenin” hiç olmadığına değil,sürekli olarak dünyaya geri gidip açığı kapatmak isteyenlerin,bu isteklerinin kabul edilmediğinin delilidir.(17) Bu ayetleri kendiniz de düşünün,değerlendirin,yorumlayın.Buralarda anlatılanlardan dünyada yeniden bedenlenme anlamı çıkarılabilir mi?
“Yine bir fırsat verilmesini isteyenler daha önce kendilerine yeterli süre verildiğinden red yanıtı almaktadırlar;bu süre verilmemiş olsaydı tekrar dünya planına gönderilecekler miydi?
Ayrıca açıktır ki ayetin muhatabı olmak bakımından dünyada yirmi beş yıl yaşayıp gidenle,yüz yıl yaşayan bir tutulur mu?Yine Müminun suresinde,bazı insanların ikinci, üçüncü kez bedenlenmek üzere dünyaya geri gönderildiklerine değinilmektedir.Ömrün en basit ve düşük noktası,deyişiyle anlatılmak istenilen ise bunaklık değildir.Bu,geri döndürme,başa çevrilme anlamı taşır.Yani,ölenlerin bazıları yeniden ömrünün başlangıç noktasına çevrilmektedir.
Bütün bunlardan yeniden bedenlenip,dünyaya gelme düşüncesi çıkarılabilir. Bilhassa, Vakıa Suresinde geçen,”sizi bilemeyeceğiniz bir yaradılışta ve biçimde tekrar yapılandırmamız”,sözlerinden dünyaya yeniden bedenlenip gönderilme demek olabilir.(65)

“Son uyku mu,hayır
son ölüm uyanıştır.”
Walter Scott




55

Reenkarne Olmalı mı
Yeniden doğuşa,olabilir diye olumlu yaklaşanları bir kesim,Tanrı tanımaz insanlar sanmaktadır.Yeniden bedenlenmeye iyimser bakanlar ise insanı Allah’ıyla buluşturan O’na güven ve sevgiyle bağlanmasını sağlayan önemli bilgiler içerdiğine inanmaktadırlar.Bu tür bir fikir taşıyan insana Yaradan’a sığınması O’ndan yardım ve af dilemesi, sevilip,korunduğunu hissetmesi daha anlam yüklü bir yaşam sürmesini sağlamaz mı, diye yaklaşmaktadırlar.İnsan kendi gelişim gereksinimine göre en uygun koşullarda doğacak, ölecek ve yine doğacaktır.N.D.Valsch’ın dediği gibi;”doğdu yerine yaratıldı,öldü yerine yeniden yaratıldı” denilebilir.
”Doğal olarak bu geliş ve gidişler kıyamete kadar sürer,ondan sonra olamaz.Bu nedenle de mahşer inancına ters düşmez. ”Dünya belli bir süre konaklanan bir okulsa,her doğuş yeni bir yükselmenin, sınıf atlamanın aracı olacaktır.Herkes birçok beden kullanarak yaşayacak ve her sınıfı okuyacaktır.Ancak buna,evrensel ilahi adalet denilebilir.Bu yasada kesinlikle kayırma,rastlantı ve yanlışlık yoktur.Bu bakımdan yeniden doğuşlar,aynı zamanda insanların evrensel eşitlik ilkesinin de bir uygulayıcısı durumundadır.Allah’ın insanlara her yaşam düzeyinde fırsatlar vererek sınadığı ancak bu geliş gidişlerle görülür.Her türlü bolluk, zenginlik, yoksulluk, sağlık, hastalık, ün, sıkıntı, mutluluk, armağan ve sürprizle dolu çok çeşitli hayatlar bakımından her insanın eşit şansının olduğu kavratılır.İnsan,asıl
böyle olunca kıl kadar şaşmayan bu yüce adaletin önünde daha büyük bir inançla eğilir.”(17) Olaya dinler yönünden bakıldığında dünyaya bir defa gelinir ve sonra yaşama sonsuz olan ahirette devam edilir yaklaşımına ulaşılır.
Ne var ki din, insanları buna inandırmakta bile zorlanır.Bir ahirete bile şüpheyle yaklaşanlara,birçok ahiretin var olduğunu,gerektiğinde gene gene gidilip gelineceğini kabul ettirmek çok ama;çok zordur.Dinler belki de bu nedenle, adeta iki hayatı yeterli bulur.Ayrıca Batı’da din adamları,insanların tekrar tekrar bedenlenmeye inanmalarını istemezler.Nedeni,bu tür bir inanışın insanları ceza korkusunun pençesinden kurtaracağını ve kendilerinin de ellerindeki dinsel kontrolü kaybedeceklerini bilmeleridir.
Şunu da belirtmek gerekir ki yaşamları boyunca inanageldikleri şeyleri, insanların elinden alıp bunun farklı olduğunu,ya da ana babalarının bilmeden onlara yalan söylediğini açıkladığınızda dayandıkları temelleri onların altından çekmiş olursunuz.Ve insan,bu hiçbir şey olmadığı inancı bile olsa,bir şeylere inanmadan varlığını sürdürmez.(18)

“Ölüm,başka bir
yaşamın kaynağıdır.”
Montaigne

Dünyaya Doydunuz mu
“Yeniden bedenlenmeye karşı çıkan kimi çevreler,ruh kendini daima yüksek boyutlarda deneyimlemek istiyorsa neden dünyaya durmaksızın insan olarak gelmek istesin,diye sorar.Halbuki insanlar arasında öylesine evrimsel boyut farkı vardır ki bir ruh yüzlerce defa insan formunda dünyaya gelip gelişimi sürdürebilir.Bir düşünün fiziksel olarak bir insanın aynısı yoktur denildiğinde kabulleniriz de ruhsal olarak birbirinin aynısı yoktur denildiğinde şüpheyle karşılarız.
Ama bunu söyleyenler,hiç yanlış yapmadıklarını,günah işlemediklerini iddia edip niye durmadan gelip gidelim diyorlarsa,şöyle yanıt vermek gerekir;sizler kendinizi

56

Allah’ın mutlak varlığı düzeyine yükselterek,(hiç günahları yokmuşcasına)kendi varlıklarını O zannedenler olmayasınız sakın?”(15)Ayrıca ruhlar düşük yaşam formlarıyla
gelmemektedir.Bütün ruhlar aynı anda,o ilk gün-kalubela ya da elest günü-oradaydılar. Dünya yaklaşık on iki milyon yıl önce yaratıldığına göre,sizin ruhunuzda orada sınavın başlamasını bekler durumdaydı.Siz de kendinizi pek bir genç sanıyordunuz,meğer ne kadar yaşlıymışsınız!
Herkes Allah’a ait ruhun bir parçası bir yeryüzü vekili olarak,bu belli sayıdaki ruhlar gidip gelmekteler,yani biri öldüğünde başka bir kişi olarak geri dönmekte ve yine bu iş,sonsuzluk içinde aynı uzay-zaman süresinde yüzlerce binlerce defa yapılagelmektedir.Böylece kişi ölümsüz bir biçimde çeşitli tip ve cinslerde kozmik çarkın sonsuz şimdi’si içinde gelişir, gelişir.Bir ruh bir kişiyi deneyimlese ve işi bitse ne kadar kısa ve verimsiz olurdu bir düşünün;çünkü insan ömrü kozmik saat içinde bir göz kırpışın milyonda birinden bile kısadır.
Zaten biz kendimiz de demiyor muyuz,hayatım bir göz açıp kapayıncaya kadar geçti diye.Bilmem izliyor musunuz,televizyonlarımızda ne kadar sık reenkarnasyon hikayeleri
anlatılıyor.Çocuk çıkıyor,ben şu olayda öldüm,ben şunların oğluyum,kızıyım şu ev benim evimdi,bu arabada benimdi,şu benim eşimdi,annemdi vb.Bunları izleyen ve görüşleri sorulan koca koca insanlar,uzmanlar,hepsi uydurma deyip çıkıyorlar işin içinden,bunları birileri ezberletmiş,çocukları alet ediyorlar deyip olayı bir çırpıda dışlayıveriyorlar.
Ne kadar kolay,hiç acaba diye şüphe bile etmiyorlar,yani tam bir bilimsel yaklaşış! Oysa bugün ABD’de yüzlerce,Rusya,Çin,Türk Cumhuriyetleri ve Japonya’da bu olayları araştıran binlerce spritüalizm kürsüleri,enstitüleri var,bu tür olayları harıl harıl incelemekteler.(13)          
     

Değişik Bir Bedenlenme Öyküsü(özetle)

“Orhan Demircioğlu bir trafik kazasında
hayatını kaybeder.Cenaze yıkanırken,ağabeyi
işlemi izlemektedir.Bu arada,ölünün sağ elinin
üç parmağının kopuk olduğunu fark eder
ve üzülür.Kardeşi toprağa verilir.Kendisi
sabaha karşı biraz uykuya dalınca kardeşi
Orhan’ı rüyasında görür; o,ağabeyine
üzülmemesini,tekrar doğmak üzere olduğunu,
ama oğlun olarak, diye seslenir.Sabahleyin
hamile olan eşi doğum yapar,bebeğin,aynı
elinin üç parmağı yoktur,bunu gören baba
bayılır.Sonuç olarak bebeğe “Orhan” adı
verilir.Fizik benzerlik doğal sayılabilir;ancak
çocuk büyüdükçe ,ölen amcasının bütün
yaşantılarını anlatması onlara olağan gelmez.
Hele kaza anını tam olarak anlatabilmekte
ve cenaze törenini aynen betimlemektedir.Ama
üzerime toprak atılmaya başlayınca her şeyin
bittiğini,konuşmaları duymadığını ve bir şey
hatırlamadığını belirtmesi ilginçtir.(64)

57

“Ben giderim,adım kalır,
Dostlar beni hatırlasın.”
Aşık Veysel

Sen de Ara
Yeniden bedenlenmeye olumlu yaklaşmayanların bir sorusu da neden geçmiş yaşamlarımızı hatırlamıyoruzdur.Bunun yanıtı çok basittir,çünkü o zaman işler karmakarışık bir hale gelirdi.Sayısız anıların bombardıman ettiği bir ortamda yaşamı sürdürmek olanaksız olurdu.Ancak herkes geliş gidişlerdeki yaşamların bazı ipuçlarına sahiptir;çünkü ruh bunların hepsini eksiksiz bilir.Özellikle yazar,sanatkar,düşünür dediğimiz insanların çoğu var olan gerçeklerin üzerindeki gerçeklere ulaşabilirler.Ben bu tür insanlardan değilim,geçmişi anımsayamam derseniz,yanıt evet anımsarsınız olacaktır.Rahat,sessiz bir ortamda,denge halindeyken bunları ruhunuza sorun.Benim ruhum önceleri neredeydi,ne yapıyordu,başından neler geçmişti, vb. Mutlaka sezgilerinizle,ani sevinç ve üzüntü dalgalarıyla,rüyalarla bunların cevabını alırsınız.(14) Doğal olarak bunlar postadan çıkan bir mektup gibi net gerçekler
değildir.İçe doğmalar,ürpertiler,hissetmeler,hobi ve yeteneklerle kendini belli eder.
Örneğin ben zevk,fobi,yetenek,istek,merak,olaydan huzur duymak ya da duymamak, rüya ve bunun gibi ipuçlarını değerlendirdiğimde karşıma şunlar çıkıyor:
En çok Kafkasya ve çevresine gidip gelmelerle yaşamışım;sonra Mezopotamya, Balkanlar,Fransa’nın Nice şehri,Karadeniz bölgemiz gibi yerlere defalarca kadın ve erkek olarak gidip gelmişim.Birkaç defa bebekken ölmüşüm.Bu yeniden bedenlenmelerde uğraşılar, iş,meslek olarak yakalayabildiklerim; kahya, dadı, tamirci, şarkıcı, şifacı,baytar,gemi tayfası, marangoz,eğitmen,din adamı vb.
Bu konuda en gerçekçi yaklaşım şudur;insanlar önceki yaşam bilincini unuturlar ,sadece gelişmiş ruhlar(kendimi kastetmiyorum) bunları silik bir biçimde hatırlar ve hatta yararlanır,geri ruhlar bunları farketmez.
Dr.Terp.Jeffery Ryan’ın araştırmalarına göre,dört yaşından daha küçük çocuklar,rüyalarında geçmiş yaşamlarını görebilmektedirler.Eğer dikkatli bir anne,baba olursanız çocuğun anlattığı şeylerin şu andaki yaşamıyla ilgili olmadığını görürsünüz.
Yine konunun başına dönerek,geçmiş yaşamın net anımsanmasına şunu ekleyebiliriz:”Ruhlar dünyada maddeyle sınırlı bir yaşam sürerken,diğer taraftan geçmiş yaşamların bilincine de sahip olurlarsa,o zaman maddenin sınırlılığıyla geçmiş yaşam arasında çok büyük uçurumlar doğar,o bilinci maddeye uygulayamayınca da açmazlara düşerler,bu nedenle önceki yaşam bilgilerinin dosyası canlı bilgisayardan çıkarılmaktadır. (15)
Dördüncü boyut denilenin açıklaması yapılamamaktadır;çünkü bu boyut hissedilir,anlaşılıp,anlatılamaz.Belki manevi yaşamın devamı diye tanımlanabilir.Bu boyutun kavranılması demek ölümsüzlüğün kavranılması demektir.Bu anlaşıldığında insanlar ölümü etki alanlarının değişmesinden oluşan basit bir olay olarak göreceklerdir.Başka bir deyişle ölümün,ölümsüzlüğe engel olamayacağını anlayıp kavrayacaklar,ölüm korkunçluğunu kaybedecektir.Dördüncü boyut kavranınca insanlar ölümü,uykuya benzer bir süreç olarak görecekler;ama yalnız bu dünya için değil sonrası için de önlemler alacak ve hazırlıklı olma gereğini duyacaklardır.Dünyaya inecek bir varlığın planı manevi bir alemde görevliler aracılığıyla hazırlanır.Bu nedenle insana,yani bedenli bir ruha bunu,yani dördüncü boyutu anlatmak çok olası değildir.(37)



58

Anne ve Bebek
Ruhlar,her tür deneyimden geçer.Kimileri de başkalarının planlarına hizmet etmek amacıyla bedenlenir.Onlar melektir ve evreleri hızla geçip özle tekrar birleşir ve geldikleri yere dönerler.Ülkemizde ölen bebekler veya küçük çocuklar için;” o bir melekti,doğrudan cennete gitti” denmesinin nedeni budur.Genel olarak,en güçlü duygularla bağlı olduğumuz insanlar,örneğin annelerimiz gibi, geçmiş yaşam ya da yaşamlarda bizimle yakın ilişki içinde olanlardır.Gelecek yaşamlarda da öyle olmaya devam edecektir.Unutmayalım ki yaşamlarımız ne kadar iyi olursa,yeniden doğuş koşullarımız da o kadar gelişik,kalite ve yararlı olacaktır.(16)

“Hiçbir şey,
bilmediğimi biliyorum.”
Sokrat

İlginç Ruhlar
Ruhun ilginç bazı olaylarına da bakalım.Mary Ann isimli Amerikalı bir kadın kördü; ne var ki her işini yapabiliyordu.Televizyon izliyor,kitap okuyor,hatta uzaya çıkıyor ve güneş sisteminde neler olup bittiğini izleyebiliyordu.Kadını incelemeye alan NASA yetkilileri onunla birçok testler yapmış ve şaşkınlığa düşmüşlerdir.Bu testlerin birinde kadın şu anda uzayda olduğunu söyleyince,bilmesi olanaksız bir şey soralım denilerek,şu uydunun yanından geç ve üstünde yazan seri numaralarını oku, dendiğinde,söylediklerinin doğru olduğunu anlayıp hayretler içinde kalmışlardır.
Yine Çin’de on dört yaş altı binlerce psişik çocuk gözleriyle değil, burun, kulak,ağız, saç,el ve ayaklarıyla görebilmektedir.Bunun nasıl olduğu sorulduğunda gözlerini kapattıklarında her şeyi bir televizyon ekranındaki gibi görebildiklerini söylemektedirler. Hatta bunların çoğu bir kitabı birkaç dakika ellerinde tutarak bütün bilgileri öğrenebilmektedir.
Araştırmalar devam etmektedir.Bu yaşanan şeyler yeni değildir,insanlık kadar eskidir.Antik çağlardan da günümüze ulaşmış kimi ipucu olabilecek bilgiler vardır, örneğin;Mezopotamya’da yaşayan Babillere kadar bütün dünyada kullanılan tek bir dil vardı.İnsanlar bu dille hem birbirleriyle hem de hayvan ve diğer yaşam formlarıyla
anlaşabiliyorlardı.Ancak arkeolojik araştırmalarda neler neler bulunmuş ama; bu dile ait hiçbir ipucu bulunamamıştır.Çünkü bu dil konuşulan,yazılan bir dil değildir.Bu dil adeta
kalbin,beynin içinden gelen bir ruh dilidir,telepatik bir dildir,bundan sonra da bir belge bulunamayacaktır,bunun başka bir yorumu yapılamamaktadır.

“Ancak fikirdir varlığın,
gerisin et ve kemiktir bir yığın.”
Mevlana

Gezgincisin
İnsan boyutlarasıdır.Birçok kopyanız,parçalarınız uzaya dağılmıştır ve bunlar enerji formları biçimindedir.Kimisi ahiretteki temsilciniz,rehberinizdir,bütün
çalışmalarda o hazırdır, ve o sizin aynınızdır,dünyadaki nedeninizi,hedeflerinizi,eğilimlerinizi bildiği için yanılmaz.Siz hiç kendinizle konuşmaz mısınız canım,işte öyle…Temsilciniz perdenin öbür tarafında,önceki yaşamdan bir sonraki yaşamın planlamalarını,çalışmalarını yürütmektedir.Sadece şimdi’nin var olduğunu çok insan duydu,okudu,düşündü ve kabullendi.

59

Ancak siz hala acaba diyorsanız,bir de başka türlü yani zaman dilimine göre söyleyelim. Sen aynı anda hem geçmişte hem de gelecekte varsın.Bunun kanıtı rüyalarınızdır.Rüya hali beynin gevşeyip serbest kaldığı boyutlarası bir yerdir ve onlar bulunduğunuz yerin dışındadır.Şimdiye kadar rüyalarınıza hiç önem vermediniz, fantezi olarak baktınız.Oysaki rüyalar görülmez,aynen yaşanır,yani gerçektir.
Psikolog Dr.Cengiz Demirsoy bu durumu şu örnekle çok güzel anlatır: ”Rüyalarda olmayacak tek şey kişinin kendi ölüm anını yaşamasıdır,o an rüyada görülmez,o bir defa yaşanır o da ölürken.Kimileri rüyalarını anlatabilir,ben ölmüşüm şöyle şöyle gördüm diye;ancak o anlatılanlar,hep ölüm olayından sonraki döneme ait aktarımlardır.Aslında kişi rüya görürken uyanık haline kıyasla gerçeğe daha yakındır; zira rüya sansürsüzdür, samimidir.”
               
“Aydınlanmış kişiler rüya
görmez;çünkü sorunları bitmiştir.”
Osho

Rüyalar
Her cisim elektromanyetik sinyallerini beyninize yollar.Beyin onları yorumlayıp anlamlı biçime getirir.Siz de onları maddenin dışarıdaki aslı sanıp ömrünüzü yaşar gidersiniz.Rüyada da aynısını yaşarsınız.Bütün her şeyi,beynin dışında sağlayan hiçbir maddi gerçeklik yoktur.Açıkcası aldanıyorsunuz.Rüyadan uyanıp gerçek yaşantı dediğiniz ve uzun bir rüyaya başladığınızı düşünmek gayet doğaldır.Zaten dünyayı gerçek,rüyayı hayal sanmanızın nedeni alışkanlıklarınız ve önyargılarınızdır.Ve bu durum,bir gün şu anda yaşadığınızı sandığınız dünya hayatından,rüyadan uyandırıldığınız gibi uyandırılabileceğinizi gösterir.(21)
Rüya demişken,konuyu biraz açalım.Herkes,mutlaka her gece iki saate yakın bir süreyle rüya görür.Bu,ortalama olarak insanın altı yılını rüyada geçirdiğini gösterir.Olay çok önemlidir ki beyin bunlarla uğraşmakta ve bu kadar zamanı rüyalar için harcamaktadır.Ne kadar çok rüya görür ve onları hatırlar ve kendiniz önyargısız,olumlu bir yaklaşımla yorumlarsanız,o kadar ruhsal bir zenginlik kaynağınız var demektir.Rüya kişisel olduğu için, bir başkasının yorumlaması ya da rüya tabirleri kitaplarından yanıtının bulunması olası değildir.Kitapta yazılanların binde bir ihtimalle gerçekleşmesi hiçbir şey ifade etmez,bunlar rastlantısal şeylerdir.Böylesi olaylarla günlük yaşamınızda çok karşılaşırsınız!
Rüyada ruh senaryolar üreterek,varoluş biçiminizi, yaşamdaki rolünüzü size gösterir.Şöylesi dersler çıkarılabilir,sorunlarınızı aşın,hazırlıklı olun,o olay gerçekleşince böyle üzülecek veya sevineceksiniz vb. Rüya,duyguların provalarını yaptırır.Beyninizin,rüya görürken,uyanık olduğunuzdan daha canlı,hareketli,aktif olduğunu yineleyelim.Bu bile beynin rüyaya ne kadar önem verdiğini gösterir.Tekrar tekrar aynı rüyayı görmeyi,gene gene bedenlenip yaşayanların rüyası olduğunu ileri sürenler vardır.

“Bilgisizlik felakettir.”
Shakespeare

Ruhunun Zenginliği
Ruhsal zenginliğinizi tanımanız açısından birkaç teknik eksersize de değinelim.Bu dünyadaki amacınızın ne olduğunu çoğunuz bulmuştur;ama hala bulamadıysanız şöyle bir deneyimi bir sonuca ulaşıncaya kadar yineleyin.

60

Sakin bir yer bulun,gözlerinizi kapayın,birkaç derin soluk alıp verin,iyice gevşeyin. Şimdi gerginliğinizin daha da azalması için hayalinizde iyice rahatlayacağınız bir yer yaratın,adeta onun resmini canlıymış gibi rengiyle,kokusuyla yaşayın.Şöyle bir soru
sorun:”Benim en yüksek amacım nedir,bunu hayatımda daha dolu bir şekilde nasıl yaşayabilirim,bunu bana nasıl anlatabilirsin?” Unutmayın gözleriniz kapalı.
Uzaktan bir ışık gördüğünüzü hayal edin, yaklaştıkça bilge bir varlığın şekli ortaya çıkmaya başlasın.Yaklaşsın,yaklaşsın ve görüntü netleşsin.Bu bir insan mı,hayvan mı,ışık mı,her neyse görünen huzur ve sevgi yaymaktadır,korkmayın ve yaklaşınca sorunuzu sorun,zaten o sorunuzu bekler gibidir.Yanıt vermesini bekleyin,yanıt size bir duygu,bir sembol,bir soru şeklinde olabileceği gibi gayet net de olabilir.Aldığınız yanıt,simge açık değilse açıklama isteyin ve bunun ne anlama geldiğini düşünün,ona katılıp katılmayacağınızı zihninizde tartın ve bu konuda doyurulduysanız gözlerinizi açın.
Gördüklerinizi yazın,resmini yapın,bulduğunuzun ayrıntılarına inmeye çalışın, yorumlayın.İşte bütün bunlar,ruhsal yönünüzün amaçları, zenginlikleridir ve yaşamınızda bunlardan yararlanın.(23)


Sen Orada mıydın
Sen,dünyalar kadar eskisin.“Dünyanın ilk kuruluşunda oradaydın,olan biteni izliyordun,”dendiğinde acaba öyle mi” dersiniz.Hele hele dünyaya geliş gidişlere de;” hadi canım sende” diyorsanız,hiç düşünmeden kendinize şu soruyu sorarsınız :” Ben şu kadar yaşta olduğuma göre,o kadar yıl önce yaratılmadın mı?”Yanıt yoktur.Çünkü Maharaj’ın anlatımıyla;”ben yaratıldım,sadece bir fikirdir.Tanrı gelip de sana,seni yarattığını söylemedi ki.“ Bu düşünce doyurucu gelmez de “neden,neden “diye sormaya devam ederseniz; zihin yanıt vermek zorunda kalır ve sana, işte o yaratılma olayını sunar.Bunu zihnin kendisi icad ettiği halde sonra da” kim yarattı “diye yine sorar. Bunun böyle olma nedeni yaratılanla Yaradan’ın bir olmasındandır.

Ruh ve Din
Bugün artık birçok insan,dinle ruhsallık arasındaki ayrımın farkına varmıştır.Yani bir inanç sisteminin,insanı en üst düzeyde ruhsallaştıramadığının farkına varmışlardır. Aslında düşünce ve inançlarınızı kendi kimliğinizle ne kadar kaynaştırırsanız,içinizdeki ruhsallıktan o kadar uzaklaşırsınız.Bugün birçok dindar insan o düzeyde sıkışıp kalmıştır. Kendini katı inanç sistemlerinden arındırarak, benliklerinin içinde yatan gerçek derinliği keşfeden insanların sayısı giderek artmaktadır.İnsanın ne kadar ruhsal olduğunun bilinç durumuyla ilgili olduğu anlaşılmıştır.(7)

61

Bölüm:4

H A S T A L I K L A R I N               
“Kendini bil.”
Aristo
Beyin          
Evrendeki her şey bir elektromanyetik devredir.Her manyetik alan doğal olarak bir mıknatıs gücü yaratır.Biz insanların hayatı da tıpkı mıknatıslar gibi kendimize çektiklerimiz ve kendimizden uzaklaştırdıklarımız ile dopdoludur. Hastalıkları da mıknatıs gibi üzerimize biz çekeriz.Bunu yapan alet zihnimizdir.Adı üstünde o bir alettir.Onu her usta çeşit çeşit ve farklı amaçlarla kullanabilir.Bu alete komuta eden de beyindir;ancak henüz beynimizin bütününe egemen değiliz, tamamı potansiyel olarak kullanıma hazır olduğu halde son araştırmalar göstermektedir ki insanlar beyinlerinin ancak yüzde yarım ile bir buçuğunu kullanabilmektedir.Beynin
yüzde doksan dokuzu öyle durmaktadır.Kullanılan bu azıcık bölümü bile küçümsenmeyecek bir önemdedir;çünkü dünyadaki tüm telefon sistemlerinin ağları,beynin bezelye büyüklüğündeki bir kısmına rahatça sığdırılabilir.Beynin sinirlerini arka arkaya eklense,dünyayı on iki defa dolaşır!

“Okuyunca ne denli az
bildiğini anlarsın.”
Atasözü(Çin)
Hastalık Nedeni
İnsan yaratısının en önemli özelliği olumlu,pozitif bir yapıya sahip olmasıdır. Bunu sağlayan beyindir.Böyle olmasının sebebi insan hiçbir şey yapmasa,düşünmese bile,biraz büyüyüp dünyada bir süre yaşayabilsin,ruhunu deneyimlesin diyedir. Beyin bu işlevi şöyle yapar,gelen bilgileri işlerken olumsuz etkenleri görmezden gelir. Örneğin“hastalanmak istemiyorum” cümlesi beyinde “hastalık” olarak algılanır ve o yönde çalışmalara girişilir.(46)
Okullarda dilbilgisi okuyanlar bilir,burada “hastalanmak” öznenin bir türü olan“nesne,sözde özne” görevindedir.Beyin bununla yani “varlıkla, objeyle, şeyle” ilgilenir. Kişi,ben cümlenin yükleminde (eyleminde) istemediğimi belirttim yani olumsuzluk bildirdim,”istiyorum“ demedim ki,niye böyle oluyor dese de kurtuluş yoktur.Beynin yapısı böyledir, varlık yaşamını sürdürebilsin diye,olumsuz şeyleri,negatif etkileri,bedeni zararı uğratacak olasılıkları,ısrar olmadıkça es geçer. Buna karşın beyin,doğru olan bildirimi hemen yerine getirir;örneğin”sağlıklı olmak istiyorum” düşüncesini “sağlık” olarak ele alır ve o andan itibaren “sağlık” üzerinde çalışmalara başlar.
Demek ki aklınızdan ne istemediğinizi değil, ne istediğinizi geçirmelisiniz. Özetle, söylenmek istenen şey insanlar her şeyi düşünceleriyle yarattığı için,hastalıkları da beyinlerine zorla kabul ettirip yaratırlar.Ünlü Fizikçi D.Bohm’a göre,şu saklı bir gerçek ki,insan beyniyle evren arasında çok sıkı bir bağ vardır;çünkü yapıları aynıdır ve her ikisi de aynı ilkeler çerçevesinde çalışır.Bu bağ bulunduğunda yaşamın sırrı da çözülecektir
.Dr.Larry Dossey’e göre ise; sağlık durumumuz hakkındaki düşünceleriniz çok ama çok önemlidir. Belirtiler, kan tahlilleri bunun çok ötesinde kalır. Örneğin



62


sigara içenlerin ölüm riski, içmeyenlere göre iki kat daha yüksektir.Oysa “sağlığım bozuk” diyenlerin ölüm riski,sağlığı çok iyi olan birinden tam yedi kat daha yüksektir. Bu nedenle, sık sık yinelemek gerekir ki insan ağzından çıkan her kelimeye çok dikkat etmeli ve “bülbülün dilinden çektiği belalar” unutulmamalıdır.
Maharaj der ki:”Bütün hastalıklar önce zihinde başlar.Önce zihninize bakım gösterin.Yanlış duygu ve düşüncelerinizin izini sürerek onları zihninizden savuşturun. Sonra da hastalığa aldırmaksızın yaşayın,işinize bakın ve hastalığı düşünmeyin. Nedenler kaldırıldığında sonucun da ortadan kalkması zorunludur. Unutmayın insan,ne olduğuna inanıyorsa odur.”
                         .
“Her şey kendisine benzerini
çeker.Ölüm,ölümü çekerken,
yaşama sarılmış kişilere
ölüm dokunmaz.”
Beyin Direnir
Beyin durmadan geleceği düşünür,ne olacağını kestirmeye çalışır,uyurken bile!Yineleyelim ki beyin,kendi haline bırakıldığında hep olumludan yana tavır koymaktadır.Ancak onu yönlendiren çok sayıda öge olunca,zorunlu olarak verilen emri yerine getirir(46).
Hastalık istersen hastalık,tepende dolaşmaya başlar;yaşama veda istersen o yolda çalışmalar,iletken beden aracılığıyla zihne ulaştırılır ve oyun başlar. Olumsuzluk enerji merkezlerini tıkar,ya da enerji fazlalığı oluşturur,yani kişinin elektronik devresinde kesintiler baş gösterir, evde elektrikler bir yanar bir söner sonra, ya bizim sigortamız atmıştır,ya da trafonunki,bir şey değişmez,karanlıkta kalıveririz tıpkı onun gibi…Bedeninizin de artı eksi dengesi bozulmuştur;çünkü olumsuz düşünceler içinde olduğunuz tüm evrene yayılmıştır.Artık sizin gibi düşünüp de sonuç alamamış ne kadar boşta gezer benzerleriniz varsa,hepsinin sizin başınıza üşüşmesini hiçbir şey engelleyemez.

“Şüphe,bilgisizlikten doğar.”
Emerson
Kuruntunun Maliyeti
“Hastalık,durup dururken gelmemiştir.Siz onu kurgulamışınızdır.”Annem kanserden öldü.Bu tür hastalıklarda kalıtım çok önemli,zaten bende de halsizlik var,iştahım yok,zayıflıyorum çok neşesizim vb” belirtileri, sözlerinizle bilinçsizce programladığınızda hastalık başlar.Bu hemen aklınızdan birkaç defa geçirmekle olmaz, bunu saplantıya dönüştürürseniz oluşturma yoluna girersiniz.
Böyle takıntılarda bu düşüncelerinizden vazgeçtiğinizi yüksek sesle örneğin ‘bu düşüncelerim geçersiz,geçersiz’,diyerek zihninizden atın.Bunların yok olması zaman almaz,anında yok olur,bilgisayardaki tıklama gibidir! Saplantınıza devam ederseniz olacağı biliyorsunuz.Bu içsel, bilinçaltı çatışmayı kolay yok edemezseniz,çözüm olarak da kendinizi o hastalıktan öldürerek çözüme ulaşırsınız! Yaptığınız şudur;beden ile





63

zihin durmadan iletişim halinde olduğu için,beden fiziksel evreni algılar ve zihne mesajlar gönderir.Zihin bunları deneyimlerine göre yorumlar.Örneğin bu olumsuz düşüncelerde ısrarlı olunur ve adeta yaşam isteği köreltilirse,zihin ’hastalık kaçınılmaz’ kararını verir ve beden uysallıkla hastalık belirtilerini göstermeye başlar.(53)

“Bela,geliyorum,demez.”
Atasözü(Türk)
Bela
Hastalığı,belayı kişi kendi yarattığı gibi,bilinçdışı kimi duyguların dışa vurumuyla insanlar birbirlerine zarar da verebilir.Örneğin,içinde öfke barındıran ; ancak bunun farkında olmayan insanların belirli bir neden olmasa da saldırıya uğradıklarını görmüş,duymuş ya da okumuşsunuzdur.Bu,zihnin duygular aracılığıyla
özdeşleşip çıkardığı bilinç dışı duygusal bir kalıptır.(31)
Gerçekten bu tür olaylar çok yaşanmaktadır.Suçu işleyen sorguya alındığında zarar verdiği kişi için şöyle içi boş,abuk subuk bildirimlerde bulunur:”Bu insanı hiç tanımam,tipini beğenmedim,gıcık kaptım,bana kaşını kaldırdı,pis pis güldü,yan baktı,bıyıklarını burdu,vb.”Görüldüğü gibi içiniz dışınız kendinizden sorumlu,zira patronları sizsiniz,dışarıda sebep aramayın.

“İnsan, ruhunda açılan
yaradan da ölür.”
H.Balzac
Kaçış Yok
Görüldüğü gibi insan zor bir iş olan kendisinin eksikliklerini yenmeye çalışmak yerine,kolay yolları yeğleyip hastalanmayı ya da ölmeyi düşler.Oysa bu çözüm değildir;çünkü herkes bıraktığı yerden devam edecektir.Öyle kaçıp da kurtulmak yok!
Hastalık size dünyanın anlattığı bir yalandır.Hastalanırsınız;çünkü hastalık size anlatıldı. Böylece aklınıza onun gerçekliğini sorgulamak hiç gelmez. Öykünme (taklit) yoluyla rahatsızlanır,yaşlanır ve ölürsünüz,kimse istemeden ölmez!
Siz,kendinizi sadece beden olarak düşünürseniz;o,durmadan yemek,su ister,uyku ister ne yapsın,maddeyle ayakta durabilmektedir.Kendinizi kafası, bacakları, kolları olan salt biyolojik bir varlık,bir beden olarak düşünmeyi bırakın.Siz, ölçüsüz olanakları olan ruhsal bir varlıksınız.Bu gerçeği birazcık kabul ettiğinizde bile beden-ruh ilişkisi çok iyi yürür.Tabii ki ruhun, kendini madde olarak belirtebildiği en önemli alan bedendir.
Olayı,ruhunuz aracılığıyla çözemiyorsanız hiç olmazsa bedeninizdeki hastalık,yaşlılık gerilimini yok edin.O durumda zihninizin gerilimi de ortadan kalkar ve ruh dengesini bulur.Sağlığın bozulmasını ve ihtiyarlığı hızlandıran bir başka şey ise, yiyeceklerdir.Anthony Robbins’in araştırmalarına göre “sağlıklı olmanın üç maddelik sırrı;sulu gıdaları çok,proteini az tüketmek,meyveyi doğru yemektir.”







64

“Kuvvetli insan ,kendi kendini
yenen insandır.”
Hz.Muhammet


İşin Mistik Yönü
Endişelenmek, şüphelenmek ve ıstırap çekmek yoksul insanların uğraşılarıdır.Güya mantık ve boş inanışlar dünyası tarafından ipnotize edilmiş bağımlı kişilerin.Bir insanın yaşamını cehenneme çevirip cenneti araması için herhangi bir şey yapması gerekmez,bilgisizliğini yok etmesi yeterlidir.
Hayatta her türlü olayla karşılaşılır,gelişip olgunlaşılır.Herhangi bir olayın oluşumu gereksizse zaten o olay yaşanmaz.(15)Kimi insanlar ağır sıkıntılı olaylar yaşar.Kimileri ise rahat ve sıkıntısız yaşar;bunlar daha önceden çok zor bir hayatı başka bir gelişme yerinde başarmış kimselerdir.Şimdi dünya gibi bir okulda yaşam boyu sağlıklı,kaygısız bir dönem geçirmektedirler.İşlevleri kendilerine değil yakınlarındaki varlıkların gelişim planlarında etkilerde bulunmaktır.(37)

“Doğru bilinmeyince
eğri bilinmez.”
Atasözü(Türk)
Eskiler Bilir
Yukarıda belirtilenler ve bundan sonra söylenecek olan şeyler,yeni şeyler değildir.Bütün bunlar binlerce yıldır bilinen;ama önemsenmeyen şeylerdir.Din,felsefe ve hukuk alanının ünlü siması Prof.Dr.Yaşar Nuri Öztürk,”Din ve Fıtrat” adlı kitabında gerçek inananlara sağlıkla ilgili şu örnekleri vermektedir.Peygamberimiz,bir kişinin kendisi için; “perişan oldum,ben çok fenayım, pis bir durumdayım” gibi sözleri söylemesini kesinlikle yasaklamıştır.Çünkü gerçekten kötü, çirkin ve perişanlık, mahvolma gibi şeyler yoktur.Bunları biz yaratıyoruz,sonra da mahkum oluyoruz.
Kur’an da buna bir yaradılış ve yaşam yasası olarak yer vererek şöyle der:’Her insanın uğursuzluğunu kendi boynuna taktık.Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir.’(Bu,‘uğurlu,uğursuz’ diye sizi biz belirledik,elinizden bir şey gelmez anlamında değildir,bunların ikisi de içinizde var uğuru da uğursuzluğu da kendiniz seçer ve yaratırsınız anlamındadır.)Hatta Peygamberimiz, yalancıktan ’hastayım’ demeyi bile yanlış bulmuştur.Zira,hastayım diyen kişi bedenindeki koruma mekanizmalarını koşullandırdığından bilinç, adı geçen hastalığı bedene yerleştiriverir. Ne güzel bir yaradılış yasası! Hem işleyişi hem de yalanı cezalandırması bakımından harika!”










65


“Beden yalan söylemez.
O,benliğimizin en
yapmacıksız kısmıdır.”
Stefano E.D’Anna


Beden Bilgisi
Bunca zamandır bedeninizin içinde yaşıyor olduğunuz halde,işler ters gidince ona tamamen yabancıymışsınız gibi davranma eğilimine girersiniz.İçinde yaşadığınız yabancının neden çalışamaz duruma geldiğine akıl erdiremezsiniz.Bırakın bedenin nasıl çalıştığını bilmeyi,birçok insan organlarının yerini bile bilmez(47).
Şimdi bu aldırmazlığı,bu meraksızlığı birazcık da olsa gidermeye çalışalım. Titreşen, birer canlı elektromanyetik mıknatıs olan bizlere kısaca,”unutan” anlamında
insan denilmektedir.Düne kadar bildiğiniz evrendeki her şeyin molekül ve en nihayet atomlardan oluştuğuydu.Okulların her sınıfındaki tanım aynıydı;“maddenin bölünebilen en küçük parçasına atom” denir.Bugün durumun böyle olmadığını her şeyin en dibinin atomla elektronla bitmediğini iç içe girmiş sonsuz parçacıkların, durmadan bölünmeye devam ettiklerini herkes öğrendi.
Bir iki sayfa sonra hepimizin bir olduğunu,yapışık ikizler gibi benzediğimizi, birbirimizden ayrılmamızın ve birbirimizi etkilemeden yaşamamızın olanaksız olduğunu hayretle göreceksiniz! Hazır mısınız?Aşağıdaki anlatılanlar için,tamam ilginç de biz tıp fakültesinde mi okuyacağız,filan deyip şikayetçi olmayın,ayıp olur.Çünkü,bunlar ilk ve orta dereceli okullardaki fen bilgisi kitaplarını beğenmeyip,o kitaplar böyle olmalıdır diyen Bill Bryson’un “Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi” adlı kitabından alınmıştır.

DNA
Her insan on katrilyon dolayında hücreden oluşur.Her hücrede de iki metre uzunluğunda DNA vardır.Hepsini ard arda eklersek yirmi milyon kilometreyi bulur.On binlerce defa Ay’a gider gelir bu iplik.Ya DNA’nın içindeki genler,onların sayısını bile şu anda tahmin edemiyoruz. DNA cansızdır,o genetik bir şifredir.(Eskiden okul defterlerinin arkasındaki çarpım cetveli gibi bir şey)! Bu şifre o kadar işe yarar ki,örneğin bunun sayesinde buzul çağının yaşam özelliklerini bile bulabiliriz.DNA’yı bu kadar geç keşfetmemiz,cansız olduğu için yaşamın özünü oluşturabileceği aklımıza gelmediğinden olmalı.
Bu şifre,çoğalmasını sağlasın diye insanı bir makine gibi kullanır.Adeta insanlar DNA için çocuk yapmaktadırlar! Bu konunun son aşaması şu: ABD’de bir labrotuvar kişinin tükürük analizini yaparak,şimdiye kadar öğrenilmiş genlere göre, bir rapor çıkarabilmektedir.Ücreti 1000 dolar olan bu işlemle insan gelecekte hangi hastalıklara yakanlanmaya daha yatkın olduğunu ve kendisinin tipik karakter özelliklerini öğrenebilmektedir.






66

“Birimiz hepimiz,hepimiz
birimiz için.”
Anonim
DNA’lar Ortak
Dünyadaki biz dahil her varlık,yani her şey aynı şifreyi bilir;bu nedenle bütün varlıkların temelindeki oluşum birdir.Hepiniz kuşaktan kuşağa aktarılan tek bir genetik marifetin ürünüsünüz.Örneğin insanın genetik bilgisinden küçük bir bilgiyi alıp,gariban bir maya hücresine koyarsanız,onu hemen kendi malı gibi çalıştırır,kullanır; aslında da kendi malıdır zaten,niye şaşırılsın ki! Sonuç bütün canlılar birdir,bu derin bir gerçektir; ve olası ki sonsuza kadar öyle kalacaktır.

“Beden,etten oluşmuş ruhtur.
Ruh ölümsüzse beden de öyledir.”
Stefano E.D’Anna


Atom Karıncalar
Atomlar o kadar beceriklidirler ki,öldüğünüzde,onlar ölmez ve hemen başlarının çaresine bakarlar.Bedeni terkedip,anında yaşacakları bir organizma bulurlar.Canım nasıl olur,ölmüş insanın bedeni de ölmüştür,filan diyerek bunların gücünü sakın inkar etmeyin,hafife almayın.Bir hidrojen parçacığını,atomunu yok etmek ya da yaratmak, bir gezegen yaratmak ya da yok etmekle aynı zorluktadır! Hiç bunları ortadan kaldırabilir misiniz canım!
Atomlar çok dayanıklıdır.Siz sandalyeye oturunca sizin atomlarınızdaki elektronlar,sandalyenin elektronlarına öyle bir karşı koyar ki,kesinlikle sandalyeye tam oturamazsınız,arada mutlaka bir boşluk kalır.Yani siz orada öyle asılı kalırsınız da oturduğuzu sanırsınız!Yattığınızda da öyle,havada yatar,uyur kalkarsınız. Ya yürürken bastığınızı sanıyorsunuz,halbuki siz uzay yürüyüşü yapar gibisiniz!

“Akıl,kişiye sermayedir.”
Atasözü(Türk)

Hücredeki Atomlar
Hücredeki atomların hepsi hiç durmadan hareket halindedir.Topaç gibi döner,nabız gibi atar ve saniyede bir milyar defa birbirlerine çarparlar.Her bir DNA ipliğine günde on bin defa kimyasal maddeler dalar,çarpar,zarar verir;hücre bunları onarmak zorundadır.Bu kesintisiz hücre hareketleri elektrik enerjisi doğurur.Yiyip
içtikleriniz ve soluduğunuz oksijen hemen elektriğe çevrilir.Her hücrenin içinde bir milyar minik pil bulunur,bunlar iki dakikada bir yenilenir.
Her gün milyonlarca hücre ölmeleri söylendiği için ölür ve atıkları diğer hücreler tarafından yenilip ortalık temizlenir.Öyle ki kimi hücreler yaşamaları söylenmediği,bu konuda bir güvence verilmediği ya da başka bir hücreden açık bir emir gelmediği takdirde,intihar edip yaşamlarına son verir! Tersi durumda,yani programlandığı gibi ölmez de çılgınca çoğalmaya başlarlarsa kanser denilen hastalık ortaya çıkar.



67

Hiç tökezlemeden,bıkmadan usanmadan bütün hücreler,yaşamları süresince aralıksız olarak birbirleriyle haberleşir ya da doğrudan görüşürler. Neler neler emirler, sorular, düzeltmeler, yardım istemeler,güncellemeler,bölünmeleri mi,yoksa ölmeleri mi gerektiğine ait bilgi notları vb. Bütün bunları,kurye denen hormonlar aracılığıyla yaparlar.İşin ilginç yanı, canı olan ama ruhu olmayan bu hücreler, temel itim ve çekim kuralları dışında hiçbir şey tarafından yönetilmezler,bu sonsuz bir rastlantısal zincir mi?Her şey kendiliğinden tekrar tekrar sonsuzca mı oluyor? Bu Yüce Yaratıcı’ın bir organizesi değil mi ?(24)
Amaç Yaşamak
Canlıların hepsi bir an daha uzun yaşamak için her zorluğa göğüs gerer,gerekirse her aşağılanmaya katlanır.Bir kaya parçası üzerindeki o bildiğiniz tüylü bir yosun,gömlek düğmesi büyüklüğüne elli yılda,tabak büyüklüğüne binlerce yılda ulaşır.Bundan daha doyurucu bir var oluşu hayal etmek zor olsa gerek! Şu dokunaklı gerçek olmasın sakın!En basit düzeyde bile anlaşılan sadece doğmak için doğduğuna…(24)
Bakteriler
Derinizin bir santimetre karesine yüz bin bakteri düşer.Bunlar,derinizden her gün düşen on milyar kadar mineral ve yağ dolu hücreleri yiyerek beslenir.Onlar siz yokken de buradaydılar ve başlarının çaresine bakıyorlardı.Ama siz onlarsız yapamazsınız.Onlar atıklarınızı,ölülerinizi işler ve kullanır duruma getirir.Suyunuzu arıtır, toprakların verimini korur,bağırsaklarınızdaki vitaminleri ayrıştırır, boğazınızdan giren mikroplarla savaşır vb.
Yerin içindeki bu bakterileri çıkarıp dünyaya yaysak,on beş metre kalınlıkta bir kabuk gibi tüm dünyamızı kaplayabilir.Gördüğünüz gibi yerin altındaki canlılık üstündekinden fazladır.Ya toprağın üzerindeki canlılık,az mıdır,ne gezer! Eğilip bir avuç toprak alın yerden, çoğu bilinmeyen on milyon bakteri tutuyorsunuz demektir. Bunların bir milyonu maya,iki yüz bini mantar,yüz binlercesi yassı ve yuvarlak solucan vb. Ya gerisi,henüz bilmiyoruz!(24)                              

“Bir şey bilmeyen,hiçbir
zaman kuşkuya düşmez.”
Atasözü(İsviçre)

Herkes Akraba
Şimdi biraz da size bakalım.Anne ve babanız daha farklı bir zamanda belki,bir saniyeden çok daha az bir zaman dilimi ayırımıyla,birleşmiş olsalardı siz olmayacaktınız;çünkü doğmayacaktınız.Sekiz nesil geriye gittiğinizde var oluşunuz,iki yüz elliden çok insanın doğru zamanda çiftleşmesine bağlı olduğu ortaya çıkar.Altmış dört nesil geriye,ta Romalılar dönemine gittiğinizde,doğru zamanda birleşecek ebeveyn sayısı milyarı bulur.
Şimdi buna şunları da ekleyin.Siz kendi ırkınızdan,kendi ülkenizden biriyle evliyseniz, belli bir düzeyde akraba olma olasılığınız çok yüksektir.Hatta trende, uçakta,sokakta,pazarda gördüğünüz insanların çoğu sizin akrabanız. Anlayacağınız biri size, ”Ben Mevlana’nın,Oğuz Kağan’ın veya Aristo’nun torunuyum, akrabasıyım.”diyerek böbürlenirse hiç çekinmeden siz de şöyle deyin:”Ben de senin gibiyim, ben de!” Hepiniz kelimenin tam anlamıyla bir ailesiniz.



68

Şu savaşlar,kavgalar,bölünmeler,geçimsizlikler ne kadar gülünç ve gereksiz! Genlerinizin yüzde doksan dokuz virgül dokuzu bile aynıdır.Geriye kalan sıfır virgül bir farklılık, sizin fiziksel,ruhsal kişiliğimizi yaratır.      

“Yaşam öykünüz,
beden ölçünüze dönüşür.”
Dr. Caroline Mais
Kim Nasıl Hasta
Artık,hangi tip insanların,hangi hastalıklara daha meyilli olduklarını anlatan kitaplar bile var.Örneğin, her şeyi içine atan,kırgınlık ve kızgınlıklarını gizleyenler çok fazla sırt ağrısı çekerler.Kendini sevmeyen,değerli,yararlı bulmayanlar alkolizmle boğuşurlar.Parayı hayatlarının merkezi yapan,kariyer için canını bile verecek olanlar,kalp hastası olurlar.Her şeyde bir olumsuzluk gören,kararsızlık şampiyonları bütün mide hastalıklarının adayıdırlar.(45)
Son yılların en uğraştırıcı derdi olan,şişmanlığın ve bir adım ötesi obezitenin nedeni,en yakınlarına kızdıkları halde bunu dışarı vuramayan insanlar oldukları anlaşılmaktadır. Bunlar çok aşırı duyarlı kişiler olup,duygularını içine atar,yakınlarına dertlerine dökemezler. Çaresi,sağlıkları için kendi yollarını çizip o yönde yaşamaları ya da bağışlayıcı olmalarında yatar.Bu affediciliği yapamıyorlarsa birikim başladığı anda,sıkıntılarını bir kağıda yazıp dökmeleri ve yazdıklarını yüksek sesle okuduktan sonra onları affettikleri söyleyip, yazılanı çöpe atmaları gerekir.
Bu yapılması istenenler size komik gelebilir.Ancak kuantum dünyası işte böyle bir dünyadır.Dr.M.Maltz’a göre;terapik bağışlama kesip atar,siler.Sanki hiç olmamış olarak algılatır.Bu işlem adeta bir ameliyat gibidir.”
Dr.Caroline Thomas, 1337 tıp öğrencisi aracılığıyla uzun yıllar süren bir araştırma yapar.Öğrencilerin ve ailelerinin sağlık kayıtlarını inceler,sonuçta şunu bulur.İnsanın ailesine karşı duyduğu olumsuz duygu ve düşünceler,daha sonra gelişen kanser,zihinsel hastalıklar ve intihar olaylarının başlıca sorumlusudur.Ayrıca şu yorumu da ilginçtir.Eğer insan bu tür hastalıkların yayılmasını zihinsel yolla
etkileyebiliyorsa ya da hastalık üzerinde kontrol kazanabiliyorsa,insanın hastalığın oluşmasında da bir etkisi olması gerektiğini düşünmek mantıklı olur.”(68)


“Sebepler biterse,etkiler de biter.”
Atasözü(Latin)

Eski Yaşam Hastalıkları
Yeniden bedenlenmeye uğramış insanlarda da çok ilginç rahatsızlık, takıntı ve hastalıklar oluşabilmektedir.Hele şu andaki fobilerinin(olağan dışı korku, takıntı,yılgı) eski yaşamlarından kaldığına ilişkin ipuçları bulunmuştur.
Örneğin önceki yaşamında vahşi hayvanların saldırısına uğrayanlarda böcek,sürüngen gibi hayvanlara karşı fobi denilen güçlü korkular oluşmaktadır.Kurşun yarası alanlar, o bölgedeki organlarında zayıflık duyarlar.Önceden boğularak ölen,zor




69

doğan,gazla öldürülenler sığ soluk alan, gerilimli ve telaşlı insanlar olur. Geçmiş yaşamlarında giyotinle idam edilenler sürekli eşarp,fular,şapka kullanır;bunları kullanmazlarsa kendilerini korumasız hissederler.Önceki toplumlarda çok büyük salgınlar yapan çiçek,veba,cüzzam hastalıklarından ölenler,sık sık kaşınan,allerjik insanlardır.Bunlar biriyle tokalaşınca bile,ne yapar eder ellerini yıkar ya da bir sıvı ile dezenfekte ederler. Organ bağışlayanlarla kan verenlerin geçmişte kalan bir “alıcı – bağışlayıcı” bağının olduğu kabul edilmektedir.İhtimal ki kişi geçmişte ödeyemediği borçlarını böyle ödemektedir.(49)
Yeni Hastalık Kaynakları
“Future Foundotion” dergisinin araştırmasına göre, hasta olmamak için şunların hemen yasaklanması kaçınılmazdır:Hamburger ve sosis yemek, kafeinli kahve içmek, cep telefonu kullanmak ve güneşlenmek.2015 yılından itibaren yasaklanması
öngörülenler ise şunlar:Televizyon izlemek,şekerli yiyecekler ve yağlı sert peynirler tüketmek!


“Sağlık,bir beden değil,
bir kafa sorunudur.”
M.Baker Eddy
Genler
Geniş bilgi,deneyim ve olağanüstü sevecenliğiyle kendini topluma adamış bilim adamlarımızdan Prof.Dr.Osman Müftüoğlu “genleriniz” için şöyle demektedir:
“Sizi genleriniz yönetir.Ev sahibi siz değil, genlerinizdir.Siz kiracı ya da devre mülkçüsüüz.Beden hatta ruhunuz genlerinizin isteği gibi biçimlenir.Kilonuzu,boyunuzu genlerinizin verdiği ölçülerde tutar.Bunların emri ile yiyip içer,uyur uyanırsınız. Onlar çok önemlidir; ama her şey onların elinde değildir.Genetik mirasınızı avantaj veya dezavantaja dönüştürmek bir ölçüde sizin elinizdedir.
Genetik mirasınız adeta elinize gelmiş oyun kağıtları gibidir.Bu kağıtları nasıl sıralayacağınıza,ne zaman ‘pas’ geçip ne zaman ’rest’ diyeceğinize siz karar verirsiniz. Genleriniz,yaşamınızda % 30 gibi oldukça geniş bir yeri kaplasa da iyi yaşamak öncelikle akıl ve eğitimle ilgili bir şeydir.Eğer sağlıklı yaşam biçimini ısrarla sürdürürseniz genlerinizin ifadelerini,yani oluşturabilecek etkileri bile değiştirebilir en azından farkınlaştırabilirsiniz.Örneğin;babanızın,büyükannenizin kalp krizinden öldüğü yaşlarda siz hala denizlerde keyifle yüzebilir,yelken şişirebilirsiniz.Bunun için sağlığınızı iyi yönetmeniz gerekir,bu da bilgi ve dikkat ister.”



70

      Bölüm:5

İ Y İ L E Ş M E Y O L L A R I N

“Sağlıklı olanın umudu,
umudu olanın her şeyi vardır.”
Atasözü(Arap)
                Matris
Her insan ve madde, enerjisini radyo vericisi gibi evrenin uçsuz bucaksız uzaklıklarına yayar.Her sözünüz,her düşünceniz ve duygunuz,evrenin genel titreşimini hız,dalga boyu ve salınım yönünden etkiler.Her fiziksel şey böyle enerjiler yaydığından araştırmacıların “toplumsal bilinç,ağ veya matris” dedikleri bu akıl almaz, karmaşık ana düzenek her minik titreşimden bile etkilenerek değişikliklere uğrar.Bu değişiklikler ta DNA’nızı kadar işlenir. İnsanların çoğu,koca evren benim düşüncelerimden nasıl etkilenir canım,olacak şey değil,bunlar düzmece şeyler deyip geçer! Halbuki bu durum böyle laflarla geçiştirilecek bir şey değildir,hayatın,evrenin temel yasasıdır.

“Bir sinek kanadının titreşimi,
evren çapında bir etkiye sahiptir.”
Popus(Antikçağ Düşünürü)

Benzerler Yasası
Diyelim ki siz bir enerjiyle(düşünce,duygu,rüya,korku,sevinç,kin vb.) etkilendiniz.Daha önce aynı enerjiyi yaratmış olanlarınkine,bu defa sizinkini de ekler ve evrene gönderirsiniz;bu oluşum yaşamınızdaki bütün kişisel olayları,koşulları;ya da herkesi ilgilendiren savaş,barış,deprem,salgın hastalık gibi şeyleri değiştirebilme gücüne sahip toplumsal,ortak bir bilinçtir. Bu yaratıyla birbirinizle iletişim kurar,karşı tarafa ya da her iki tarafa birden iyileştirme yolunda çok önemli yardımlarda bulunabilirsiniz.
Bunun oluş biçimi şöyledir.Birbirine benzer düşünce ve duygular,ki bu evrensel bir yasadır, bir araya gelip bir küme oluşturmaya başlayınca titreşimler,iç içe girerek ağırlaşır ve maddeye dönüşür,istek gerçekleşir.Böylesine oluşan bu dönüşüm binlerce yıldır bilinen bir gerçektir.Bunları insanlar yaşadığı halde,bir anlam veremez.Örneğin bir odaya girdiğinizde bıçakla kesebileceğiniz kadar ağır ve yoğun bir havayla karşılaştığınız olmuştur.Hani kavga çıktı çıkacak durumu; çünkü biraz sonra madde oluşacaktır.Sandalyeler havada uçuşacak,bıçaklar, silahlar çekilecek ve adeta televizyon dizisinin bir sahnesi yaşanacaktır.
Bunun daha üst düzeyde olanını ise bilim adamları yaşar ve doğal olarak onlar işin farkındadırlar.Yeni bir buluş, yeni bir çözüm ne olursa olsun,(yani bir şeyin aynısı)o düşünce iki ayrı yerde birden birbirine tıpatıp uyan biçimde yoğunlaşırsa,bir de bakarsınız ki Japonyadaki bir bilim adamıyla İsveçteki bir bilim adamı hiç birbiriyle görüşmedikleri, ortak bir çalışma yapmadıkları halde aynı buluşa,çözüme imzalarını atıvermişlerdir.Böyle durumda örneğin Nobel Ödülleri iki kişiye birden verilir.İşte bunlar,o ağ dediğimiz ortak bilincin kanıtlanabilen somut anlatımlarıdır.(13)






71


“Hastalanmaya karşı gelin.Hastayım
demeyin.Onu istemezseniz o da
sizi istemez.”
Bulwer-Lytton
Organ Yenilenir
      Prof.Dr.Nurselen Toygar şöyle der :“Her tür hastalıkta ilaç % 20,beyin gücü % 80 etkilidir.İnsan beyninden salgılanan iyileştirici hormonlar,trilyondan bile daha değerlidir. Üstelik böyle bir ilaç henüz bulunamamıştır.Sağlıklı ve mutlu olmak ya da sağlıksız ve mutsuz olmak kişinin kendisine bağlıdır.” Dünyada hiç hastalanmadan yaşayan tek varlık beyaz köpek balığıdır.Demek ki diğer canlılar zaman zaman kendi kendileriyle de olsa sağlıklarını bozacaklardır.Beden öyle olağanüstü bir yapıya sahiptir ki,beyin ve sinir sistemi dışında, bütün organlarını kendisi yeniler..Yalnızca beyin hücreleri doğunca ne kadarsa o kadar sayıda kalır.Hücrelerin yenilenmez oluşları bir tarafa,ortalama yüz milyar hücremizin, beş yüz tanesini her saat kaybederiz ve yerine yenisi gelmez.Ancak,araştırmalara göre bağırsaklar 2-5 gün arasında,mide 3-5 günde,dil 10 günde,cilt 15 günde,karaciğer 6 ayda,akciğerler l yılda,saçlar 3-6 yılda,kemikler 10 yılda ve kalp 20 yılda bir kendini yeniler.Adeta insan bozuyor,beden düzeltiyor !

“Hastalık olmazsa sağlıklı olmak
zevksizdir;çünkü bir şey hep devam
etse etkisini,değerini kaybeder.”
Sehvet Seni

Hastalık Sinyalleri
      Beden bir bilgedir.Onun belirtileri bir dile dönüşür ve size değiştirmeniz gereken bir şey olduğunu bildirir.Umursamazsanız ruhunuz aktif olarak devreye girer ve sizi doğru yola sokmaya çalışır.Ruhun isteklerini ertelemeniz baş ağrıları,uykusuzluk ya da aşırı uyku; iştahsızlık ya da aşırı iştah belirtileri gösterir.Hastalığı siz, adeta bir gereksinim duyar ve yaratırsınız.İşe,okula gitmez,dışarıya çıkmaz,dinlenmeye çekilirsiniz. Hastalığın bedensel veya ruhsal olsun, kaynağını bulmak için, içinizi dinlemek istersiniz.Bilinçaltınız sizi enerji depolayacağınız böyle bir konuma getirir.(47)
Bu fısıltılara kulak vermezseniz, baskı daha da artar.Çünkü tamamen BİR ve BÜTÜN olan bu evrende;BÜTÜN , PARÇANIN kendi enerjisinden yoksun kalmasına uzun süre izin vermez.Önceki fısıltıları bu defa şoka dönüştürür;kaza,kırık,çıkık,yaralanmalar başgösterir.Ağır bir yük kaldırmakla ya da ters bir hareketle belinize ağrının girmesi boşuna değildir, o size bir uyarıdır.Bu tür yanlışlardan vazgeç,sırt üstü yat dinlen,yoksa bel fıtığı olacaksının işaretleridir.Bütünün bilincine göre siz,işlevsel bir bozukluğa uğramışsınızdır ve onun sizi onarması gerekir.Bütün bunların ardından siz uyanır da doğru yolu bulursanız veya korkarak da olsa ruhsal sıçramayı yapabilirseniz,birden buzlar çözülmeye başlar;çünkü ruhunuzun isteklerini yerine getirmeye başlamışsınızdır. Sağlıklı olmak da artık sizin hakkınızdır.(30)
Yok,kendini kurban olarak hissediyor ve kurban gibi davranıyorsanız,aslında kurban olmadığınız halde,kendinizi kurban olarak deneyimlersiniz. (56) Hastalıklarla boğuşma sürecine girdiniz demektir! Geçmiş olsun,bilgiliyseniz kısa zamanda her tür hastalıktan kurtulursunuz,değilseniz işiniz zordur! Böyle durumda ölüm bile normaldir.


72

Zihin-Beden
Zihin gücüyle iyileşmenin şöyle minik bir deneyini yapıp gücünüzü görebilirsiniz.Sakin bir yerde gözlerinizi kapayın,derince birkaç soluk alıp verin.Sonra sağ elinize zihnen odaklanın.(Bu,odaklanmak sözcüğü sık sık geçecek,bu nedenle ne anlama geldiğini belirtelim;sadece istenilen şeyi düşünerek,ona yoğunlaşarak zihnin başka düşüncelere kaymasını önlemektir.)Elinizin giderek ısındığını hayal edin.Bu arada işi daha kolaylaştırmak için elinizi ateşe,sobaya,güneşe tuttuğunuzu varsaymakta bir sakınca yoktur.En geç beş dakika içinde elinizin yanarcasına ısındığını ve terlemeye başladığını fark edeceksiniz.Şimdi gözleriniz kapalıyken aynı elinizin serinlemeye başladığını düşleyin.Olayı hızlandırmak için elinizin kar ya da buz tuttuğunu hayal edebilirsiniz.Giderek elinizin soğumaya başladığını anlayacaksınız.(47)

“Birbirinize vereceğiniz en
değerli armağan,bilgidir.”
Dr.Bedri Ruhselman
Beyin Sayısı
Eskiden beynin tek merkez olduğu kabul ediliyordu.Şimdilerde,bedenimizdeki her organın beyni olduğu ve özel haberci molekülleri aracılığıyla verdikleri kararı beyne bildirdikleri ya da aynı yolla bilgiler aldıkları anlaşılmıştır.On,on beş yıl önce bağırsakların akıllı olduklarını söylemek gülünç gelebilirdi.Ancak görülmektedir ki ”gövdemiz,zihnimizin yapabildiğinden daha çok işbirliği yapmaktadır!(50)
“GEO Dergisinin 2008-02 sayısına göre” ayrı beyni bulunan organlara,hem de asıl beyinden sonra ikinci sıraya karnınızdaki beyin yerleşmiştir.Bu,çok önemli uydu bir beyindir.Başta bağırsaklar olmak üzere,sindirim sisteminin iç duvarlarını,tıpkı beyin ağları gibi kaplamaktadır. Karnınız,beyinden bağımsız olarak hissediyor,düşünüyor,hatırlıyor ve size bildiriyor.Şimdi hafızanızı bir yoklayın, acı,korku,heyecan,sevgi gibi duygular yaşanırken hemen herkes elini karnına götürür,yani oralarda bir değişiklik olduğunu fark eder.Daha da ileriye gidelim,böyle durumlarda çoğu insanın karnı ağrır,tuvalete gitme gereksinimi bile duyar.Meğer butün bu olayların başrol oyuncusu karnımızdaki beyinmiş de haberimiz yok! Asıl ilginç olanı da bu uydu beynin, bilinçaltını şekillendirdiğine ilişkin bulguların ortaya çıkması,haydi hayırlısı!

“Sevginin bulunmadığı
yerde akıl da arama.”
Dostoyevski
Sevgi Çözer
“G.Frey Cowmley der ki : “İnsanlar utandıklarında yüzlerinin kızarmasına, korktuklarında kalplerinin hızlı atmasına,kötü bir haber aldıklarında bütün sistemlerinin bir süreliğine iptal olmasına şaşırmıyor.Yalnızlık ve üzüntü,sevilmeme gibi zihinsel kavramların da bedenleri üzerinde etkileri olduğunu kabullenmeye hala yanaşmıyorlar.”
Amerikada Ohio Üniversitesinde bir kalp-damar sağlığı araştırması yapılmaktadır.Bir grup tavşana yüksek kolesterollü yiyecekler elle yedirilir,sevilir ve okşanırlar.Diğer gruba aynı yiyecekler okşanıp sevilmeden kaplarına konularak verilir.Süre bitiminde birinci gruptaki tavşanların kalp-damar sisteminde hiçbir değişiklik olmaz,sapasağlamdırlar.İkinci grup tavşanların damarları büyük ölçüde tıkandığı için kalp hastası oldukları anlaşılır.
Görüldüğü gibi sevgi her şeydir. Yalnız kendimizi iyi hissetmemizi sağlamaz. Hastalanmamak,hasta etmemek,yaşamak ve yaşatmak için de en gerekli enerjidir.Bunun gibi çok sayıda araştırma yapılmış ve halen de yapılmaktadır.

73

Örneğin, Kanadalı bir ilaç firması fare zehri üzerinde çalışmaktadır.Deneyler sırasında zehir katılmış aynı yiyecekten yiyen farelerin kimisi hemen ölmekte;ancak
kimileri yaşamaya devam etmektedir.Uzun inceleme ve gözlemlerden sonra gerçek ortaya çıkar.Gruba yeni katılmış bazı araştırmacılar, bilhassa genç kızlar,fareleri zehirlediklerinden
ötürü mutsuzdurlar ve onlara zehirli yiyeceği yedirdikten sonra,sözle de bu yaptıklarından dolayı çok üzüldüklerini belirtip kobayları sevip okşamaktadırlar.İşte bu fareler zehirden etkilenip ölmemektedir.Yani sevgi bu kadar büyük bir güç,dayanıklılık ve sağlık yaratmakta ve zehir bile,vız gelip tırıs gitmektedir!
Erich Fromm şöyle der: “Seni seviyorum, diyebiliyorsan bu,sende bütün insanlığı,bir anlamda canlı cansız her şeyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir.” Dr.Bedri Ruhselman sevgiyi bir başka yönden ele alır ve o da şöyle seslenir: ”Gelişim yerlerindeki varlıklar değerleri oranında sevebilirler.İnsanlar,severek değerlenen, değerlendikçe de sevme gücü artan varlıklardır.”

“Telaş sağlığınız çalar.Telaşlı yaşam
bedene zehir salgılatır ve negatif
enerji biriktirtir.Seratonin düşer,
depresyon başlar.”
Dr.Judith Orloff
Bulaşıcı Mutluluk
Şu benzetme hepimiz bir olduğumuz halde,birbirimizden ayrı olduğumuz illizyonuyla(yanılsamasıyla) yaşadığınızı anlamanıza yardımcı olmalıdır.Her yaptığınız eylem,her düşünceniz,her duygunuz,bir havuza atılan taşın,birçok daireler oluşturup sonra birbiriyle üst üste gelmesine çok benzer.Salgın hastalıkların bulaşıcılık özelliğini iyi bilirsiniz de mutsuzluğun,neşesizliğin,üzüntünün ya da tersine mutluluğun,sevincin onlardan çok daha bulaşıcı olduğunu bir türlü kavrayamazsınız.
Odun taşımaktan dolayı mutsuz oluyorsan,devlet başkanı olunca da mutsuz olacaksın demektir.Çünkü dışarıdakiler hiçbir şeyi değiştiremez. Dilenciyken mutluysan, ancak o zaman imparator olarak da mutlu olursun,başka yolu yoktur.Mutluluğun bilinç kalitenle ilgisi var,dışarıdaki şeylerle ilgisi yok.
Psikolog Dan Gilbert’ göre:”Elinizde ne varsa,onlar mutluluğa yetmektedir.Çok kazanmakla,tüketmekle, istediğine kavuşmakla,en yüksek derecelere çıkmakla ilgisi yoktur. Psikolojik bağışıklık sistemimiz,istediklerimizi elde edemeyince de sahip olduklarımızı kaybedince de mutluluğu sürdürmektedir.”Sen mutluluğu seçmeye başladığın zaman,yani bunu kararlaştırdığında meditasyona gerek yoktur.O zaman meditasyon kendiliğinden olacaktır.Bu kadar çok din ve mezhep vb,varlığını çok sayıdaki insanın mutsuzluğuna borçludur.”(40)

“Mutsuzluğu unutunca,aniden
mutlu olursun.Aslında hep
senin yanındaydı; ama sen
orada yoktun.”
Osho
Mutsuzluğu Kovmak
Eckhart Tolle, ‘Varolmanın Gücü’ adlı kitabında mutsuz insanları olağanüstü güzel betimler ve onlara çaresini de gösterir.“Bazı insanlar her an ‘uyanık bir acı beden’ taşır. Gülümserken bile onun altında yatan mutsuzluğu hissedersiniz.Bunlar mutsuz olacak bir

74

şeyler bulmak için uğraşırlar.Bu konuda sürekli açtırlar.Bunu yapan egodur da egonun bile duyduğu düşman gereksinimini abartırlar.
Örneğin,her şeye,her kimseye eşe,dosta,arkadaşa kızar hatta onlardan nefret ederler.Bunların şiddet filmlerini çok izlemelerinin nedeni kendilerini kötü hissetmek içindir.
Peki bundan kurtulmak ne kadar sürer? Kendinize ve çevrenize acının,mutsuzluğun nedeni acı beden değil,kendini acı bedenle tanımlama eğilimidir.Bu nedenle bundan kurtulma hiç zaman almaz.Acı beden harekete geçtiğinde yapacağınız tek şey, bunun siz değil acı bedeniniz olduğu bilin,yeter. Kendinizi acı bedenle tanımlamaktan kurtulmak için gereksinim duyduğunuz tek bilgi budur.Onunla tanımlamaktan
vazgeçtiğinizde değişim başlar.Mırıldanacağınız slogan şudur:‘Bu da geçer.’ Kendinizi artık tamamen biçimlerle tanımlamadığınızda,bilinç biçimsel tutsaklıktan kurtulur,içinizde bir dinginlik,bir huzur duyarsınız.Kötü gibi görünen bir olayla karşılaştığınızda bunun da geçeceğini söylediğinizde,aniden olayın etrafında bir boşluk oluşur.Bu özgürlük,içsel boşluğun ortaya çıkışıdır.”

“Fiziksel şiddet dışında kimse
size bir şey yapmaz,kızdırmaz;
siz moralinizi kendiniz
bozup öfkelenirsiniz.”
James J.Mapes

Sorumlu Sen
Yaşamında ne varsa onları sen yaratırsın.Duygu ve düşüncelerinle bir manyetik alan oluşturduğuna göre,bunu yapan bir başkası değil,sensin; çünkü patron sensin.Bilinçli olarak oluşturduklarını pek iyi hatırlarsın,bilinçaltının yarattıklarını haydi anımsayamadın diyelim;ama bunların ikisi de senin malındır,bunlar benim değil diyemezsin.Ustalar bunu bilir de parmağını uzatıp; “Hııı,bunu sen yaptın”,demez.
Önüne konulan oyunun parçalarını sen birleştirirsin.Ne var ki kimse bu gerçeklerle yüzleşmek istemez.Yaşanan çağın en büyük hastalığı olan “mutsuzluk” senaryosunu dizi film olarak zihinlerinin televizyonuna yerleştiriverir.Bu oyunun oyuncuları şunlardır; mutsuzluk, yalnızlık,yaralanmışlık ve kimsenin seni anlamaması… Arkada fon müziği acı çekmek…
Bunlardan kurtulmak için her türlü mücadeleyi vermelisiniz.Bunun da formülü kendine güvenmek,kendini yargılamamaktır. Başkaları seni dışarıdan görüyor.Seni bilmiyor,tanımıyor bile,onların yargılamaları geçerli değil,tepki verip de onların negatifliklerini kendinize katmayın ”ben kendimi tanıyorum” deyin.
Başkalarının seni,kendin gibi görmelerini beklemeyin,çünkü onlar da kendi acıları içinde seni görüyor.Sen evrenin en mucizevi varlığısın,tamam evren için bir tek probleminin bile önemi var;ama bunlar yukarıda belirtilen problemler değil,kimliğinizle ilgili olanlar.Sen kendini bil,bütün mutsuzluk ve benzeri düşüncelerin uçup gitsin.Olumsuzluklar,hayatınızdaki harikulade mucizelerin farkındalığına dönüşüverir.Unutma senin varlığın Tanrı’nın varlığının kanıtıdır.(22)
Kendini keşfet,evrene “yaşam çok kolay,çok güzel,iyi olan ne varsa bana geliyor” diye haykır. Hoşunuza giden şeyleri yap.Olmazsa Beni ne mutlu eder,” diye kendine sor. Yanıtını bulduğunda kendini ona ada.Çekim yasası uyarınca,sevindirici olaylar,insanlar, koşullar bir çığ gibi hayatına yağacaktır.Çünkü sen,o zaman evrene mutluluk ışınları yayıyor olacaksın”.(44)


75

“Görünmek istediğin gibi ol.”
Aeskhylos
(Antikçağ düşünürü)

Kendin ve Onlar
İnsanların yaşadığı en derin kişisel yenilgi,olabildiği kişiyle,olduğu kişi arasındaki farktan kaynaklanır.Bunun için kendini tanı.En büyük değerlerini belirle,hayatını aslında nasıl yönetmek istediğini tanımla,nelerin seni mutlu ettiğini düşün,hangi koşullarda yaşamak istediğini netleştir;buna göre dünyada nasıl bir yerde olacağını bul. Nasıl biri olurdun ? Nelere artık tahammül göstermezdin,hangi faaliyetlere artık katılmazdın ? Hangi insanları hayatından bilinçli olarak çıkarmayı seçerdin ? Evet,gerçek ol,özgün ol,kendin ol.Metafizik (doğa ötesi) açıdan dış dünyanla,iç dünyan uyum içinde olduğu zaman evren de rüzgarının senin kanatlarının altına üfler;sana yeni yeni hazineler yollar.(8)
Bunları okuyunca,ekmeğini eline almış niceleriniz,aynen böyle düşünüyorum;ama yapamıyorum;çünkü diye başladığınızı duyar gibi oluyorum.Böyle olmasının nedenleri çoksa da en önemlilerden birinin aileler olduğu rahatlıkla söylenebilir. Şöyle ki.”Çocukları kırk yaşına geldiğinde bile anne, baba ;‘ben senin için neyin en iyisi olduğunu biliyorum,’ düşüncesinden kurtulamazlar.Ana ve babanın rolü takıntılı bir biçimde devam eder ve hiçbir şekilde samimi bir ilişki kurulamaz. Çocuklar,ana babalarının bir insan olarak yanında olmasını ister,ne kadar bilinçli biçimde oynasa da rol yapmalarını istemez.Bu nedenle çocuğun içinde ana babaya yönelik,gizli bir öfke ve kırgınlık vardır.”(7)
Ana babalar,sadece gözlemci sıfatıyla çocuklarının yanında olsalar sorun kolaylıkla çözülür.

“Kendinizden başka hiçbir şey
size huzur getirmez.”
Emerson
Yaşam Bir Armağandır
Yaşam bir armağan ise,o zaman hayata ilişkin her şey birer armağan olacaktır. Mutluluk,aşk,sevgi,meditasyon,güzel olan her şey,yüce olanın,bütünün sana bir armağanıdır. Bunu hak etmek olası değildir ve varoluşu seni mutlu etmeye zorlayamazsın.
Yaşamdan tat almaya bak,unutma gülmek inancın özündedir.Varoluş o kadar güzeldir ki ona ancak kahkaha ile yanıt verilebilir.Gerçek bir kahkaha da dua ve şükür yerine geçer.Asık suratlı insan özürlüdür;çünkü kendine engeller yaratır.Kendiniz sıkmayın,rahat olun. İnsanların başına ne geliyorsa bir odada yalnız başlarına bir saat sakin sakin oturamamaktan gelir.
Bunu yapabilirseniz beyninizi kontrol edebildiğinizi gösterirsiniz.Hatta sanmayın ki beynin yaptıkları meditasyondur,yanılıyorsunuz, o olay beyni aşar.Beyin o noktada tamamen çaresizdir.Beyin meditasyonu delip geçemez,beynin bittiği yerde meditasyon başlar.Beyin devamlı konuşur.O konuşma bir dakikalığına kesilse beynin yokluğunu göreceksin. Meditasyon da budur işte.Beynin yokluğu doğru durumdur,bu senin durumun…(40)

“Sağlığın en büyük düşmanı,
korkulu bir ruhtur.Onun kışkırtıcıları;
kuruntu,kuşku ve kaygıdır.”
Keith Sheward


76

Mutluluğuna Sahip Çık
Zihninizle bedensel bir mutluluk deneyi yapabilirsiniz.Kendinizi mutsuz hissettiğinizde sol elinizi,bedeninizin on beş santimetre yukarısından,ayaklarınızdan başlayıp küçük daireler çizerek başınıza kadar birkaç dakika gezdirin.Eliniz bir alet gibi,bir arayıcı gibidir;beyninize değişik bir duygu verdiği yerlerde biraz oyalanın.Düşüncenizi o bölgeye odaklayıp kapanan ya da enerjinin az geçtiği alanlarınızı açın.
Bu yaptığınız şey, bedeninizi çok önemli bir enerji kalkanı şemsiyesi altına almaktır.Öyle ki bunu koruyup güçlendirenler, doğal olaylarda kullanıp sağ kalabilirler. Örneğin deprem anında üstündeki çatının ya da duvarların yıkılmasını önleyebilirler.Kimi inançlı insanlar bunun farkındadır ve ibadetle zikirle(sıkça,Yaradan’ı anmak) bu enerjilerini zenginleştirirler.Bazıları da bu gücü bilinçli spor,meditasyon,soluk alıp verme teknikleriyle sağlar.

Peygamber Şifası
Yukarıda değinilenler size ilginç gelebilir oysa bunlar yeni şeyler değildir.Budha’dan Konfiçyus’a,ondan Yunus Emre’ye kadar o çağların insanları bunları bilirdi.Örneğin,İslamiyet’in Peygamberi yatarken,”ihlas,nas,felak ve elham” surelerini okur, sonra ellerini ayaklarından başına kadar gezdirip mesh ederek(sıvazlayarak) şifa verir ve sonra uyumak üzere uzanırmış.Şu anda elle yapılan iyileştirme çalışmalarının hepsinin temelinde, bu elin beden üzerinde dolaştırması yaygın olarak kullanılmaktadır.

İyileşirsin
Kişi hastalığı kendisi yarattığına göre, evrensel kural gereği iyileştirme gücü de yine kendisindedir.Bunun en güçlü kanıtı şudur;zihinsel özürlü veya duygusal bozukluğu olan hastalarda kanser ve benzeri hastalıkların görülme oranı sıfıra yakındır.Çünkü bu hastaların zihinlerini bir alet gibi kullanıp hayallerinde hastalıkları canlandırma yetenekleri yoktur.Evrendeki beden zihin ilişkisi öyle muhteşemdir ki bu tür kişilerde kendilerini gereksiz yere hasta edebilme yeteneği görülmez!

“Yaşam bir teknoloji,bir bilim
değildir;yaşam bir sanattır.”
Osho
Sağlık ve Gelişim
D.Rosato Shaw şöyle demektedir:“ İnsanlar sevinç,mutluluk,tutku dolu bir hayat yaşamak için ve de her şeyle donatılmış olarak gelirler.İşin zor yanı,kendinize bu hayatı yaşama iznini verebilmektir.” Bu öğüde eklemek gerekir ki, bunlar amaç değil, olsa olsa araçtır.Amaç,gelişebilmektir.İnsan kavradığı gerçekleri vicdanının yardımıyla uygular, geliştikçe yükselir,yeni gerçeklere ulaşır ve bu sonsuza kadar sürer.Doğal olarak da amaçlarını gerçekleştirmek için sağlığını korumak zorundadır.     

“Yiyeceğiniz ilacınız,
ilacınız yiyeceğiniz olsun.”
Hipokrat

Canının İstediği
İnsan ,yiyip içtikleriyle kendini nasıl sağlıklı tutar,şimdi ona bakalım.Bunun ipucu,”canım şunu yemek istiyor,”sezgisidir.Lokantaya gidince,halk tipi bir yerse,orada sergilenerek sunulan yemeklere şöyle bir bakılır,masa üstünde listesi olan bir yerse, kişi çok
77

dikkatli,ciddi ciddi yemek listesini inceler.Ne yapsın,kendine o gün için gerekli olan ilaçları seçmektedir!
Kimi ailelerde,akşamdan ya da sabahleyin o gün yapılacak yemek konuşulup kararlaştırılır.Bu görev evdeki annenin ise o sırayla yemekleri bir plana göre pişirir.Yapılan ne biliyor musunuz ? O gün hangi tür besin,mineral, vitamin gerekliyse onu pişirme programıdır.
Son araştırmalar,benzer bir ilişkinin anneyle bebek arasında da olduğunu göstermiştir.Şöyle ki bebeğe o gün ne gerekliyse ilave olarak anne sütüne onlar karışmaktadır.Potasyum lazımsa potasyum, “C” vitamini gerekliyse o,demir gerekliyse demir.İştahsızlık,yeme içmeden kesilme de bunun bir parçasıdır.Beden ya hastalanmak üzeredir ya da hastalanmıştır, yemek yememeyi zihin oluşturup şu mesajı vermektedir; yiyecekleri ayrıştırıp işlem yapacak ne zamanım,ne de enerjim var,öncelikli işim elimdeki
stoklarla kendi bedenimi iyileştirmek, bütün çalışmam bu konu üzerinde olacak.Siz bana şimdi zorla yedirmeye kalkarsınız ona karşılık ben bulantı oluşturacağım,haberiniz olsun. Yok buna rağmen yedirirseniz,hepsini kusar çıkarırım!

“Yaşamak için yemelisin,
yemek için yaşamamalısın.”
Cicero
Yiyecekler Sembol
     Yiyeceklerimizin bir rengi ve bir biçimi vardır.Bunlar rastgele olmuş değildir.Bütün yiyecekler bedenimizdeki bir organa benzer.Pratik olarak iç organlarınızın asıl renklerini ve duruma göre değiştirdikleri renkleri bilemezsiniz,bu teknik bir olaydır;ama birçok organınızın şeklini aşağı yukarı bilirsiniz.
Beyin görmüşsünüzdür,onunla cevizi basit olarak karşılaştıralım.Bunun için cevizin içinden dışına doğru kısa bir gözlem yapalım.Kirli beyaz renkte,bol kıvrımlı yenilen bölümler, aynı beyindir;ona yapışık gibi duran kalınca bir beyin zarı, aynı cevizin sarımtrak renkteki iç kabuğudur;onun üstünde tas şeklinde kafatası,cevizin de dış kabuğu, rengine, biçimine kadar bir benzerlik ; en son olarak da insanda saç derisiyle birlikte kalınca bir tabaka,cevizin de aynı özellikleri taşıyan dıştaki yeşil renkli kabuğu, doğru mu ? Beyin bilincinizin ve duyumlarınızın ana bilgisayarıdır.Böyle olunca duygu ve düşüncelerinizin gelişimi için ceviz yemeniz kaçınılmazdır.Bu arada her şey beyinde başladığına göre örneğin güçlü cinsellik isteyenlerin de temel yiyeceği ceviz olmak zorundadır.
İlle de ceviz demeyelim,beyne benzeyenler de aynı işi görür;karnabahar,brokoli, hele ızgarada pişmiş bir lüfer!
İsterseniz biraz benzerlik turu yapalım,gerisini de siz düşünüp bulun.Bakla içi,kuru fasulye, kestane böbreklerinize benziyor mu ? Elma ve armut tıpkı popo değil mi ? Kavun,ayva,limon ve portakalın memelerle bir ilişkisi var mı dersiniz ? Uzun sebzeleri bir düşünün,içi doluyken erkeklik organı,içi boşken kadınlık organı.Gözünüzün bebeği siyah üzümden mi,yoksa sarı üzümden mi ? Yumurta,eh minnacığı dişinin döllenecek yumurtası,ikisi yan yana erkeğin hayaları.Bir fikriniz olmuştur sanırım,hala acaba diyorsanız,irice bir çileği alıp rengi,biçimi kalbinize benziyor mu diye bir bakın! Ve de kalbinizde bir sorun varsa yiyin ve iyileşin…

“Sevmenin sınırı olmaz;her şeyi
kucaklayabiliyorsam,sıkmışım,
acıtmışım,ne önemi var.”
A.Camus
78

Kendinle Barış
Kendinizi düşünce yoluyla iyileştirmek için,öncelikle kendinizi kusurlarıyla kabul edip sevmelisiniz.Bunun nasıl bir şey olduğunu anlamak için gideceğiniz yol şudur: “Başkalarını kendiniz kadar severek,kendinizi sevmenin nasıl bir şey olduğu bilgeliğine ulaşabilmek.”Yalnız kendinizi kabullenebilmeniz ve kendinizle dost olabilmeniz de o kadar kolay değildir.Çoğunuz boyunuzu,kilonuzu,yüzünüzü,zekanızı beğenmezsiniz.
Ne acıdır ki Shad Hemstteter’a göre;insan otuz yaşına kadar kendini on sekiz milyon defa sınırlayan , etiketleyen sözcükler duyar,”beceriksiz,aptal,şişko,sapık vb” Kişi aynı yaşa gelinceye kadar yalnızca sekiz defa iyi bir yargıyla karşılaşır; “aferin,çok iyiydin,çok güzelsin vb”
Yine bir kişinin zihninden günde altmış bin sözcük,kavram geçer.Bunların yüzde doksanı bir önceki günün aynısı olup kalanı da yukarıdaki olumsuz sözcüklerden ibarettir. Gördüğünüz gibi elinizde avunucunuzda bir şey kalmıyor.Her şey emek istiyor en azından düşünce üretmek istiyor.
Ne yapmanız gerektiğini bulamıyorsanız Aydın Arıtan’ı dinleyeceksiniz. “Kendiniz hakkında bir eleştiri,bir kötü yargılamayla karşılaştığınızda bu söylenenlerin,’ kime ve neye göre ,hangi koşullarda ve ne zaman’ diye sorun ve bir an düşünün.Bu yargılar sizin için uygun değilse, bu sorular karşısında dağılır,çözülür ve gerçek açığa çıkar. “(30)
Bunun en kestirme yolu ise,başkası ne derse desin,kendiniz için en son söz sizindir ve siz kendiniz için pozitif,olumlu şeyler söyleyin,bu söyleminiz,başkalarının negatif düşüncelerini yok eder.

“Hastalığın hafifleşmesini istiyorsan,
merak etmemeye çalış.Nasıl şükür
nimeti artırırsa,şikayet de hastalığı artırır.”
Anonim

Hastalık Paylaşılmaz
Uzay ve zaman ,evrendeki her şeyle birlikte ayrılamaz durumdadır.Bu nedenle hastalıkla sağlık arasında da ayrım yapamazsınız.Hastalığı farklı bir şey olarak düşünemezsiniz,hastalığı örneğin diyet,uyku,dua,meditasyon gibi kabullenirseniz çabucak iyileşirsiniz.Rhonda Byrne, ”The Secret-Sır”adlı son yılların çok satan kitabında,”Hastalığı anlatır durursanız,sonuçta daha fazla hasta hücre yaratırsınız.Kendinizi kötü hissettiğinizde bunu söylemeyin ki sıkıntınız artmasın.(Demek bizim inandığımız;”derdini söylemeyen derman bulamaz ya da dertler paylaştıkça azalır” vb,sözler yararsızmış!)
Hastalıklardan bahseden insanları dinlediğinizde siz de hastalığı davet edersiniz. Aman ha şuna çok dikkat edin;durmadan her şeyden şikayet eden birini dinlerken,kendinizi ona kaptırmayın onun anlattıklarına odaklanmayın,çok haklı olduğunu düşünüp onaylamayın,aynısını,yani aynı sıkıntıları kendinize çeker ve siz de yaşarsınız.” Bunun bencillikle filan ilgisi yok.Bencil olan karşındaki,senin enerjini bir sülük gibi emmek isteyen.
Olumsuz düşünce ve stresin insan bedenine ve beyin fonksiyonuna ağır zararlar verdiği kanıtlanmıştır.Bunun nedeni bu tür duygu ve düşüncelerin sürekli bir araya gelip yeniden organize olarak bedeninizi baştan yaratmalarıdır.Hastalıkla savaşmak bile gerekmez,olumsuz düşüncelerden uzaklaşmak yeterlidir,beden kendi kendini iyileştirir.”




79

“Yeneceklerine inananlar
yenerler.”
Vergilius


Bazen Kaçın
Her varlık gereksinim duyduğu kadar çevresiyle iletişim kuracaktır.Bir solucan konuşup da ne yapacak ? Hafta sonu maçlarını mı soracak,borsa haberlerini mi ? (37) İnsan ise herkes ve her şeyle iletişim kurmak zorundadır.Ancak bunun da kimi inceliklerini
göz ardı etmeyin.Örneğin, herkesi tek tek irdeleyip kişiler hakkında bir alt sınır oluşturun. Kendinize beş on dakika ayırıp çevrenizdeki hastalık ve stres kaynaklarını gözlemleyin.Sizi kimlerin ruhsal yönden rahatlatıp beslediğini öğrenin.Bu arada sizi durmadan aşağıya çekenleri de belirleyin ve onlardan uzaklaşın.
Hatta Rhonda Byren’e göre:”Bütün stres bir tek olumsuz düşünceyle başlar. Kontrolden kaçan bu bir tek düşünceyi diğerleri izler ve sonunda stres oluşur.Stres sonuç, neden olumsuz düşüncedir.” Saptadığınız kişilerden uzaklaşmaya başladığınız andan itibaren iyileşme başlar.Unutmayın,size pozitif enerji verenleri siz iyileştirebilirsiniz,onlar da sizi iyileştirip,güç durumdan kurtarabilir.(33)

Ben İyiyim
Hastalık yoktur,beden asla hastalanmaz.Yalnızca oluşta neyin eksik olduğunu gösteren sinyaller (işaretler),semptomlar (bulgular) üretebilir.Hastalık yoktur,sadece iyileşme ve iyileştirme vardır.Bütün iyileştirmelerin yolu ise kuşkulardan kurtulmaktır.”Ben iyiyim, iyileştim “deyin olsun bitsin.Unutmayın düşten yoksun biri, evrende kaybolmuş bir
kırıntıdır.Bilgisizlik hep onun elini tutacak kadar yakındır.”Sen kral ol; krallık arkadan gelecektir.Sahip olmak için olmak gerek,olmak için sahip olmak değil!”…(48)

“Bir başkasına şifa verdiğinizde
onun yaşamını değiştirebilirsiniz.
Bir başkasının kendi kendisini
iyileştirmesine yardımcı olursanız,
evreni de değiştirebilirsiniz.”
Steve Rother

Dört Bedenlisin
Bir bütün olan insan,varlık olarak dört kattan oluşur.Birincisi,fiziksel bedeninizdir.Beş duyuyu ,besin,su ve havayı kullanır.Düşük titreşimli yoğun maddelerden meydana gelir.İkincisi,bedeninizi çepeçevre sarar.Bedenden daha yüksek titreşimi olan ve bedenin sağlıklı,duyarlı kalmasını sağlar.Gereksinim duyduğu enerjiyi oluşturmak için evrenin temelindeki enerji ağıyla bağlantıda tutan bedendir ve görevlerini, “aura” sayesinde yapar. Üçüncüsü,ilk iki katınıza ”can” denen özelliği de ekleyerek,daha yüksek titreşimiyle her üçünü de ortak olarak yöneten zihinsel bedeninizdir.Hastalıkların çoğu burada başlar. Düzensizlikler,olumsuz düşünceler,çocukluktan taşınan boş inanç sistemleri kişi tarafından yok edilmemişse,onlardan kurtulunmamışsa zihinsel bedenin sağlığı bozulur.
Buna bağlı olarak “aura”nın ve “fizik beden”in de titreşim düzenleri aksar ve hastalığın başlaması kaçınılmaz olur.Dördüncü bedeniniz ya da katınız,titreşimi en yüksek olan “ruhsal beden”inizdir. Ruhsal kattan en güçlü enerji buraya girer,oradan itibaren daha
80

alt katlarda kullanılması için değişime uğratılır.İnsanın ‘Bütün’ ile olan ruhsal bağlantısı zayıflarsa,bir tür besinsiz kalmış olur ki, kişi bunu fark edemezse, bilmeden hastalıklara açık davetiye çıkarır. Hastalık da son kattan,birinci kata yani bedene kadar iner ve kişi yataklara düşer.(68)
Edgar Cayce,bu konuya şöyle yaklaşır:”Ruhsal şeylere inanılınca,fiziksel bedenin iyileşmeye yanıtı çok hızlı olmaktadır.Çünkü bütün sağlık düzeltmeleri,zihinsel ya da fiziksel olsun,bedenin her bir atomunu,beynin her bir istem dışı hareketini;her bir atom,her bir hücre içinde yatan ‘Tanrısal Olan’ın farkındalığına ayarlanmaktadır.”

Enerji Kapıları
“Bedeninizde bulunan yedi çakranız (enerji sisteminin giriş noktalarınız) şunlardır.
1-Böbreküstü bezi,dünyaya,yaşamaya derin bir bağlılık ve yakınlık duymanızı sağlar.
2-Yumurta ve yumurtalıklar,cinselliğinizi ve yaratıcı enerjinizi ortaya çıkarır.
3-Pankreas,duygusal enerjinizin dışa aktığı,kişiliğinizin kapısıdır.
4-Kalpteki timüs bezi,Tanrı sevginizin ve bağışıklığınızın merkezidir.
5-Boyundaki troid bezi,insanlarla iletişimin,tombulluk ve zayıflığın kaynağıdır.
6-Ön beyindeki hipofiz bezi,(üçüncü göz)Tanrısal zeka ve sağlığın can alıcı yeridir.
7-Orta beyindeki epifiz bezi,ruhsal enerji alma kanalınızdır.

Bu noktalarınızı daima açık tutmalısınız,bunun pratik yolu,beş dakika ya sırtüstü yatın veya sandalyede dik olarak oturun.Gözlerinizi kapayın gevşeyin.Beş kez derin soluk alıp verirken her sayıda ”gevşediğinizi ve kendinizi çok iyi hissettiğinizi” söyleyin.
Enerji noktalarınızın yerlerini öğrenmişseniz,oraların sırayla karıncalandığını,uyuştuğunu,titreşmeye başladığını fark edeceksiniz.Soluğunuzu verirken evrensel titreşimin sesi olan”OHM” sesini de uzunca söylerseniz,çok iyi sonuçlar alırsınız.Bunu sabah ve ikindi vakti yapmalısınız,gece yaparsanız uykunuz kaçar.”(68)
Ben bunlarla uğraşamam diyorsanız,sabah uyanınca uzun uzun gerinin,aynı hışırtıları,titreşimleri duyar ve çakralarınızı açmış olursunuz.

“İnsan,evrenin gizlerini
çözmek için dünyaya
gelmiştir.”
Goethe

Düzelme ve Düzeltme
Artık,bedeni ve ruhu iyileştirmenin tekniklerine başlayalım.Yalnız şunu hiç unutmayın,iyileştirmenin sayısız yolu vardır.Bir insanda çok etkili olan, diğerinde olmayabilir.Ancak siz kendinize ve içinizden gelen sese kulak verin,hangisi ya da hangileri size kolay,ilginç geliyorsa onlara yönelin.
Bu teknikleri kendinize ya da bir başkasına uygularken şüphe etmeyin,çünkü şüphe ederseniz direnç doğar ve yaptıklarınız bir işe yaramaz.İyileştirmelerde yapılan şey,iyi düşüncelerimizi zihin,göz,el aracılığıyla kendimize,yanımızdakine ya da uzaktaki birine yönlendirmektir.Bunun için özel eğitim almaya gerek yoktur.Herkeste şifa verebilme ve yine herkeste şifa alabilme özelliği vardır.Öyle katı kuralları filan da yoktur.
Birbirine benzer düzeyde titreşen iki insanın enerjileri birleştiğinde ortaya çok büyük bir enerji çıkar.Bu enerji, yararlı olacağına inanan biri tarafından,aynı düşüncede olan ve buna “sözle ve ruhsal olarak” izin veren başka birine sunarsa mucizeler bile yaratılır.Bunu öğrenmiş nice fizik,rehabilitasyon uzmanları, masörler,hastalar üzerinde
81

harika sonuçlar elde etmektedir.Bu olağanüstü iyileştirme sonuçları bize çağımızın bir armağanıdır.
Ne var ki dünyanın her yerinde başkalarını zihin yoluyla iyileştiren,ya da aynı biçimde kendini düzelten binlerce insan olduğu halde,ne yazık ki ülkemizdeki uzmanların çoğu bu işlemleri bilimsel bir olgu olarak kabul etmez.

Ellerle Şifa
Kendinizi gevşetin,yardım isteyen sırt üstü yatıp gözlerini kapatsın ve o da gevşesin.Siz ellerinizi açın ya da avuç içleriniz birbirini görecek şekilde biraz bekleyin. Gözlerinizi, diyelim önce sol avucunuzun içine odaklayın,aynı anda zihniniz de yalnızca bu yaptığınızı düşünsün;elinizde, karıncalanma,ısınma,uyuşma,itme,çekme vb, fiziksel bir değişiklik olunca enerji gelmiş demektir.
Şimdi sağ elinizin içine bakarak ona da benzer fiziksel değişikliklerin gelmesini bekleyin.O da tamamsa,yatmakta olan ve bu işin yararlı olacağına inanan ve bunu söyleyen kişinin bedeninin on beş santimetre kadar yukarısından ellerinizi daireler çizerek gezdirin.
Yatan kişinin örneğin önce ellerinin,sonra ayaklarının,sonra bedeninin ve başının üstünde gezdirebilirsiniz.Farklı bir şey hissettiğiniz yerlerde biraz oyalanın,ya da kişi hasta organını biliyorsa o organ üzerinde fazlaca durun.Bu işlem üç beş dakika sürmeli ve üç gün tekrarlanmalıdır.Hepsi bu!
Uzaktaki birine de aynı işlemi yapabilirsiniz.Yalnızca o kişiyi karşınızdaymış gibi düşünüp zihninizde canlandırmalı ve yukarıdakini aynen yapmalısınız.Benzer uygulamayı kendi üzerinizde de deneyip iyileştirme sağlayabilirsiniz. (28) Binlerce yıldır yapılagelen iyileştirme çalışmalarının belki de en yaygın olanı ve en çok sonuç alınanlardan biri budur.Gördüğünüz gibi,hiç zor değil!


“Eğer bir hardal tohumu kadar
imanınız olursa,bu dağa buradan
kalk öteye git diyeceksiniz ve o
kalkıp gidecek ve sizin için hiçbir
şey olanaksız olmayacak.”
İsa Peygamber
Kendinle Konuş
Yalnızca zihnin kullanıldığı,bedenle konuşarak sonuca gidildiği iyileştirme yöntemleri de vardır.Bildiğiniz gibi her organımızın kendine ait zekası bulunmaktadır.O zaman onların sahibi olarak konuşup,isteklerinizi belirtebilirsiniz.
Şu bedeninizle konuşma size yeni bir şey gibi de gelmesin.Lokman Hekim, bitkilere,çalılara,dikenlere gider,yanlarına oturur,onlarla konuşur ve sorarmış:”Sen ne işe yararsın,hangi hastalığa şifa olursun?” Bu bilge kişi yanıtını yalnızca hissederek milyonlarca bitkinin ne işe yaradığını bulmuştur.
Bedeninizle konuşurken ona kızmayın,olumlu yaklaşın,organlarınızla güzel güzel sohbet edin.Bilin ki o sizin yabancınız değil,bütünün parçası olarak senin bilincinin bilgisi,kopyası onda da var.Şöyle emirlerle zihin-beden ilişkisini harekete geçirebilirsiniz; “bu ağrı,bu sıkıntı vb normal bir durum değil, bunu ortadan kaldırın” veya hafif sitemkar, bir biçimde de konuşabilirsiniz.
Örneğin; “Şu şu organın böyle olması sizin de sonunuzu getirir vb.Haydi işbaşına,çalışın ve beni sağlıklı duruma getirin” deyin.Bu söylenenlere inanıp da ilk defa bedeninizle veya bir organınızla konuştuğunuzda bilin ki içinizde yüz bir pare karşılama topu
82

atılacak ve kırk gün kırk gece şölen,şenlik yapılacaktır.Organlarınız,dokularınız,her bir atomunuz ve atom altınız bayram edecek;çünkü doğduğunuzdan beri onlarla hiç ama hiç ilgilenmediniz.

Mesela;belkemiğinizi hiç hatırlamadınız,sizi dimdik tutan bacaklarınızı, yürüyen ayaklarınızı hiç anmadınız.Her şey onların doğal göreviymiş gibi hiç yüz vermediniz. Beyninize,kalbinize de değer vermediniz.Şimdi sahibi olarak konuşuyorsunuz. Brezilya’nın, eski köle filmlerinde olduğu gibi hepsi canlanıp coşarak;“Buyur sahip,emret buana!” diyeceklerini bilin.“ Herkes,hepsi şarkılar söyleyip içtenlikle çalışarak istediklerinizi yerine getirmeye başlayacaklarına inanın.
Bunu her gün üç beş dakikalık seanslar halinde yineleyin, yararını inancınız ölçüsünde görürsünüz.

“Hayal,ruhun gözüdür.”
Joubert
Hayalde İyileş
Aklınıza acaba eller,kollar olmadan ya da hiçbir hareket yapmadan da insan iyileştirmeye yönelebilir mi, sorusu gelebilir.Şimdi onu ele alalım.Önce iyileşmesini istediğiniz yerin,organın,bölgenin neye yaradığını şöyle bir aklınızdan geçirin.Örneğin, nefes darlığı çekiyorsanız akciğerlerinizin,soluk alıp vermenizi ve kanınızın temizlenmesinde rol aldığını;ancak kendinizin son zamanlarda bu organlardan tam randıman alamadığınızı ve bunun düzelmesini istediğinizi zihninizden geçirin.
Bunu zihninizde kurgularken,düşünceniz kaymasın,odaklanmanız bozulmasın diye, arka planda,fon müziği kullanabilirsiniz,ayrıca size mutluluk veren,güzel,olumlu bir yeri ya da olayı düşünebilirsiniz.Örneğin,akciğerler için bir ağaç altında ufka uzanan,serin,esintili bir ova düşleyin. Böbrek taşını düşürmek için bir derenin şırıltısını, ağrılar için sıcak bir kaplıca havuzunda yüzdüğünüzü,kanserli hücreler için onları tamamen örterek donduran kalın,beyaz bir kar tabakasını hayal etmeyi kararlaştırın.
Bunlar öylesine örnekler, siz kendinize iyi gelen şeyleri daha iyi bilirsiniz.Her gün on,on beş dakika bu hayalinizi zihninizde canlandırın.
Sessiz bir yerde olmanız yararlıdır;ama yatarak veya oturarak gözleriniz kapalı ya da açık olabilir.Bunlar klasik şeyler amaç dikkatin dağılmaması. Bir iki seanstan sonra hayalinizde çok net veya bulanık görüntüler oluşmaya başlar.Karışık da olsa bunlar size ipuçları verebilir.
Bu seanslarda hayal tamamen serbesttir.”Ciğerlerinizin nasıl genişleyip içindekileri temizlediğini,böbrek taşının un ufak olup nasıl idrar yoluyla atıldığını,kanserli hücrelerin karların altında nasıl donup kaldıklarını” istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz.
Deneyenlerin nelerle karşılaştıklarına bakar mısınız? Şeker bağımlısı olan,şekerli yiyecekler yemeden duramayan bir kadın,zihninde pankreasını canlandırmıştı.Gözlerinin önüne,o organının üzerini toz şeker dökerek örtmekte olan bir kamyon belirmişti.Bu ona bağımlılığının çok ciddi ve önemli boyutlarda olduğunun mesajını verdiğinden tedavi olmaya karar verdi.
Yine aşırılı stresli bir adam zihninde beynini canlandırmıştı.Beynindeki kablolardan kıvılcımlar çıktığını görünce,sinir krizi geçireceğini anlayıp hayal etmekten vazgeçti. Bağırsaklarından şikayetçi biri de bağırsaklarını düşleyince, onların kristallerle örtülü olduğunu görmüştü.Bu görüntüler güzeldi;ama kişiye rahatsızlık vermekteydi.Ancak bunların onun eski acılarını ve öfkelerini sembolize ettiğini,bu birikimlerinin kapaklarını açıp boşaltmayı hayal ettiğinde,iyileşeceğini anlamıştı.”(47)
83

“Gerçeğin ömrü sonsuzdur.”          
F.Herczeg



Nedeni Bulabilmek
Yukarıda anlatılan zihnen hayal ederek iyileştirme seanslarında ipuçlarını yakalayamıyorsanız,şu yolu da denemenizde yarar vardır.Yalnız fiziksel rahatsızlıklar değil,gizlenmiş durumdaki psikolojik,duygusal sorunlar da genellikle bir bölgenin ya da organın yaptığı görevle ilgilidir.
Şöyle düşünün,orası ne işe yarıyor,bütünün içindeki rolü nedir,bunun iyi çalışmaması yaşamınızı ne şekilde etkiliyor vb. Kendinize bu belirtilerin neler hissettirdiğini tekrar tekrar sorun.Sıcaklık mı,serinlik mi,yumuşaklık ya da sertlik mi,darlık veya genişlik mi vb. Örneğin kas ağrınız mı var,bu ağrının size neler hissettirdiğini anlatın,yazın. Kullandığınız sözcükler daha derindeki sorunlara ait ipuçlarını verir.Bu anlatımda kullandığınız sözcükler,daralma nedenlerinizin,ağrı çekmenizin,hastalığınızın nedenlerini işaret eder,hatta yaşamınızdaki sınırlamaları tanımlayabilir.Yalnız belirtileri yakalayıp sözcüklerin neler anlattığını sezebilmek kolay değildir.Sonuçta bunlar, şimdiye kadar bilmediğiniz ve önemsemediğiniz,hatta dalga geçtiğiniz şeylerdir.
Üstelik bunlar birkaç defa yaparak hemen sonuç alınacak uğraşılardan değildir.Sabır gerektirir,beklemeyi bilmeyi gerektirir,tekrarlamayı ve bunları yaparken de en ufak bir farklı şeyin ipucu olacağını düşünüp onu değerlendirmek uyanıklığını gerektirir.

Uyarı
Bu tip eksersizlerin yararlı olabilmesi için en önemli kural,her tür şifada olduğu gibi,içtenlikle inanmanızın gerektiğidir.İnanmazsanız zihninizin bir başka bölümü o hayalin etkisini ortadan kaldırmaya başlar.Şöyle ki günde yarım saat iyi hayaller kurup,günün geri kalan kısmında,hastalığım giderek kötüleşiyor,diye üzülürseniz hayalleriniz hiçbir işe yaramaz;kaygılarınız hayallerinizin etkisini gölgede bırakır.(47)

“Kendine yardım edene,
Tanrı da yardım eder.”
Atasözü(Alman)
Niyet
İyileşme çabalarında en önemli şey niyettir,hani bizim güzel bir sözümüz vardır ya işte o,”niyet etmek yarı yarıya yapmak demektir.”Niyet edin evren size yardım edecektir,o Yaradan tarafından sizin emrinize verilmiştir.Zaten evren dengesizlikten nefret eder ve kendini dengelemek için kuvvetler yaratır.
Kaldı ki doğaya,hayvanlara,bitkilere bakın hiçbir dengesizlik göremezsiniz. Dengesizlik yaratan tek varlık insandır.Bunu düzeltmek bedeninizin sahip olduğu bir niteliktir ve o, niyet etmektir,niyet güçlü bir enerjiyi anında yaratır.
İyileşmek için bedeninizle,organlarınızla konuşurken yaptığınız istediğiniz şey de bu dengesizlikten uzaklaşmayı istemekten başka bir şey değildir.İnsanlar sanki dertten,sıkıntıdan zevk alırcasına dengesizliklere yönelirler”.(42)

Maya ve Hücre
Yaptıklarınızı, inanarak yapın,sonuçlarına hayret edeceksiniz.Bedeninizdeki hiçbir şeyi hor görmeyin.Bazen örnek verirken gariban bir maya hücresi denir ya aslında o
84

yaratıktan özür dilemek gerekir.Onun saptanabilmiş özelliklerine bakın ve sonra da kendi bedeninizi düşünün.Bir maya hücresi yaratmak için bir Boeing uçağındaki bulunanlarla aynı sayıda bileşenleri beş mikron çapında bir küreye sığdırmanız gerekir ! Ya bizim için neler gerekli!Bedeninizdeki hücreler kendini adeta bizim sağlığımıza adamış “on bin trilyon” yurttaşa sahip bir ülke gibidir.Hareketlerimizi,yiyip içmemizi,sevinip üzülmemizi onlar
sağlar.Onları mutlu etmek için bir kere bile teşekkür ettiniz mi ? Helal olsun sana ey sevgili midem,bu kadar çok yedim,gene de beni rahatsız etmedin,uyudum ve turp gibi kalktım,
tebrikler,bravo demeyi akıl ettiniz mi ?

“Öfkeli insanlarla arkadaşlık
etmeyin,yoksa onun yollarını
öğrenirsiniz.”
Özdeyişler Kitabı
Çocukluk ve Gençlik
Sağlığınızın düzelmesi için belleğinize kutsal enerji öbekleri sokun.Zihninizi görmüş ya da yaşamış olduğunuz güzel bir şeye odaklayın.Örneğin çok güldüğünüz bir olayı hatırlayıp o canlılığı,zihninize işleyin.Gençliğinizden veya çocukluğunuzdan güzel bir zamanı zihninizde canlandırın.Hücresel yapınızı o zamanki gibi genç ve kusursuz olarak imgeleyin.
Bu durumda neşeli gençlik ya da çocukluk kıvılcımı işbaşı yapar,doğan sağlık enerjisi hücresel yapınıza kadar işler,onu adeta hissedersiniz.Bunu sık sık yinelerseniz çok geçmeden hücreler o zamana geri döner, kendilerine ait olmayan şeyi kovar,iyi ve sağlıklı oldukları dönemi anımsar,kök hücreler bile bu yolla uyarılabilir.Böylece iyileşirsiniz,bu mucize gibidir.
Ya da bir yakınınızın yakalandığı ve sizin de yakalanacağınızı sandığınız bir hastalığın gölgesini üzerinizden atın,onu yok edin.Bunun için bütün organlarınızı göreve çağırarak; “Şunları şunları yerine getirin,göreyim sizi,” diye yüksek sesle söyleyin.”Başım ya da ayak başparmağım ağrıyor” demeyin,”biz ağrıyoruz” deyin,bütünün iyileştirilmesini isteyin.
Eğer bir iyileştirme programını başardınızsa,bunu yaratan içinizdeki kaynaktır. Tanrı’dan bir mucize bekler,dua ederken,gerçekte sizin kendi içinizden,içsel yapınızdan bir mucize yaratmasını istemektesiniz.Tanrı,bu yaratımı size vermiştir,bu insanın saf niyetin gücüdür.Böylece istekler, bilgiler hücrelerinizden,organlarınızdan ayrılıp sizin bilin
düzeyinize çıkmış olur,yani buna izin vermiş olursunuz.(55)
Doğal olarak kendini iyileştirmek emek ister.Siz bir çocuğa mavi rengi gösterebilir misiniz ? Tabi ne kadar basittir değil mi ? Şimdi bu rengi,doğuştan kör bir kişiye anlatın bakalım! Ne kadar zor ve karmaşık iştir değil mi ? İşte boyutlararası olmak da böyledir.Yeter ki saf niyetle başlayın,sabredin ve sevinçle sürdüredurun,işe biraz bilgelik katın, başaracaksınız.


Unutmayın
“İnsanların kullandığı en güçlü ilaç kelimelerdir”,der Rudyard Kipling;ancak etkilemek için konuşurken sonucu %7 ile sözcüğün kendisi,%38 ile ses tonu,%55 ile beden dili(jest,mimik vb)sağlar.Hayal kurarken ise beyni yine en az sözcükler,en çok resim,fotoğraf, şekil,sembol etkiler,bu basit ama etkili pratik bilgilerden mutlaka yararlanmalıdır.



85

Sözcük Kaç Vat
Ağzınızdan çıkan sözler enerjinin ilahi kurucularıdır.Onlar evrene dağılır ve bedeninizdeki enerjiler tarafından olabilecek en iyi biçimde değerlendirilerek iş gerçekleştirilir.Belki olumsuz bir durumda siz;”Ah harika ! Bunun böyle olacağını biliyordum,”diyebilirsiniz.Bunun üzerine hücresel yapınız: “Sahibimizin ne dediğini duydunuz mu,o bundan hoşlandı,”der. Çevrenizdeki varlıklar da sözlerinizi işitir,hep beraber
işe koyulurlar.O andaki konuşmalar şöyledir:”O,bunun harika olduğunu düşünüyor,haydi bunu tekrar yapalım.”(55) Şaka olsun,espri olsun diye bile kesinlikle kendinizi olumsuz onaylamalara kaptırmayın.Her şeye olumlu yaklaşın,konuşmalarınız,cümleleriniz ,konuşmaya yeni başlamış bir çocuk gibi net,sade,olumlu,içten ve dürüst olsun.

“Mutlu olmadığını düşünen,
mutlu değildir.”
Atasözü(Latin)          
Yine Alet
Tekrar edelim ki zihin sadece bir alettir.Orada,(son araştırmalar zihnin beyinde olmadığı,aura gibi bedeni saran bir enerji kümesi olduğu yolundadır) onarım işlerinde kullanılmak üzere bulunmaktadır.Sıradanlıktan kurtulmak için zihninizi boş,yararsız,olumsuz durmadan yinelediğiniz ve bir işe yaramayan şeylerle meşgul etmeyin,kendinizi bunları düşünmekten alıkoyun.O varsın egonun etkisiyle geçmiş ile gelecek arasında gidip gelsin.Siz şimdiyi yaşayın.Özgürlüğün tadını çıkarın.Siz düşünmediğiniz zaman,var olmayacağınızı sanırsınız.Bu hayalet benlik egonon oyunudur,kanmayın.”Birçok kişinin yaratıcı olamamalarının nedeni nasıl düşüneceklerini bilmemeleri değil,düşünmeyi nasıl durduracaklarını bilmemeleridir.” Zihinden çok daha büyük bir akıl ve zeka içimizdeki canlı bile olmayan şifreniz,yani DNA’nızdır. Bilim daha işin çok başında,yalnız var ya onu tam olarak çözüp de zihinle ilişkisini sağladığında olağanüstü bir alete kavuşulacağı kesin!(47)

Zihnin Şu Anki Hedefi
Bilim dünyası zihin yoluyla sıkıntıları,mutsuzluk ve hastalıkları yok etme aşamasının sonuna gelmek üzeredir.Üstünde çalışılan konu,babadan çocuklara geçen kalıtsal hastalıkları DNA’ya ulaşarak ortadan kaldırmaktır.Bu da yine zihninizin,genetik yapınıza ulaşabilmesiyle sağlanacaktır.Araştırmalar umut vericidir,bir düşünün;ana bilgisayarınıza ya da zihninizin enerji kümesine sızıp geçmişte hazırlanmış,yaşanması olası bir hastalığı,bir
olumsuzluğu,engeli değiştirecek veya bilgisayarda yaptığınız gibi bütününü çöp kutusuna atıvereceksiniz!

Formullü Şifa
Drunvalo Melchizedek,”Kalpte Yaşamak”adlı yapıtında iyileştirme sağlamak için
Şu pratik yolu öğütler:
1-Dikkat,2-Niyet,3-Zihinsel Beden,4-Duygusal Beden,5-Fiziksel Beden
Kısa çözümü şöyledir:
1-Dikkatinizi hasta bölgeye ya da organa odaklayın.
2-Hastalığın bitmesine niyet edin.
3-Zihinde iyileştiğinizi hayal edin ve sonucu görün. (Öyleki inanç kalıplarınız hemense
hemen,zaman istiyorsa düzelme o zaman olacaktır.)
4-Duygusal olarak sağlıklı olduğunuzu hissedin,gülün,eğlenin,doğal yaşamınıza
dönün vb.Bu,zor gelebilir;ama önemli bir aşamadır.
5-Yukarıdakiler tamamsa da fiziksel olarak normale döndüğünüzü kanıtlayın.Örneğin
86

ağrının o bölgede geçtiğini,ya da yaşam enerjisinin başladığını hissedin.


“ Gülmeniz gereken her şeye
gülün ve gülüşün ne kadarının
size geri döndüğüne dikkat edin.”
Anonim



Şipşak Şifa
Evinizde işyerinizde,birbirinize uygulayabileceğiniz beş dakika süreli bir teknik de şöyledir.Sol elinizi,o kişinin ağrıyan ya da hasta olan bölgesine koyun ve gözlerinizi kapayın.İçinizdeki sesleri,düşünceleri susturup elinizden bir ışığın yayıldığına dikkatinizi odaklayın.Bu ışığın o hasta yere işlediğini hayal edin.Süre bitince zihninizdeki ışık görüntülerini silin ve gözleriniz açın.Bilin ki o kişiye çok ama çok yardım ettiniz.(47)
     
Uçurun
Yorgunluğunuzu,stresinizi yok etmek için şöyle yapın.Sessiz bir yer bulun.Gözlerinizi kapayıp sağ elinizi göğsünüzün tam ortasına koyun.Birkaç derin soluk alıp verin.Soluklara devam ederken,olumsuz düşüncelerinizin bulut gibi gökyüzüne çıktığını hayal edin.Birkaç dakika içinde nasıl rahatladığınızı görüp yaşayın!(52)

Soluklanma
Kalbinizde bir düzensizlik varsa,yavaş yavaş nefes alın,tutabildiğiniz kadar tutun,yavaş yavaş bırakın.Bir iki dakika arayla birkaç defa yineleyin.Şifayı içinize aldığınızı hayretle göreceksiniz.”Şu soluk alma işini hafife almayın.Nefes sizin nefesiniz değil;o, doğanın soluğudur.Eğer soluk almayı hatırlamak zorunda olsaydınız çok geçmeden ölürdünüz.Eğer soluk almayı kesmeye çalışsaydınız,doğa üstün gelirdi ve bunu yapamazdınız.Soluğun bir ritmi vardır,bu evrenin ritmidir.Çünkü her türlü yaşam biçimiyle sizi birbirinize bağlayan ,bir araya getiren şey aynı havayı solumanızdır.”(47)

Sıkıp Gevşetme
Her yerde yapılabilecek fiziksel ve ruhsal gevşeme örneğine geldik.Oturun, gözlerinizi kapayın,avuçlarınız yukarıya baksın,derin derin soluk alıp verin.Şimdi bu soluk alış verişinize yoğunlaşın.Önce sağ ayağınız sıkıp gevşetin,sonra sol ayağınızı.Şimdi de bedeninizin her bölgesini,her organınızı sol kasığınızın üstünden başlayıp hayalinizde
gezinin.”Gevşedim,soluk alıp verişim,kalp atışlarım normal deyin” ve gözlerinizi açın,uzun uzun gerinin.İki dakikada elde ettiğiniz dinçliği görün. (47)

İlginç Öğütler
Ruhla bedenin birlikte hareket edip sağlığa hizmet ettiklerine ilişkin ilginç
deneyimler:
Kalın bağırsak şikayeti olanlar yalınayak yürümelidir.
Prostat hastaları soluklarını karından alıp ağır ağır geri vermelidir.
Kalp rahatsızlığı olanlar kollarını açıp arkaya atmalı ya da birine sıkıca sarılmalıdır.
Burnundan her tür sıkıntısı olanlar,müzik dinlemelidir.
87

Troid (guatr) hastaları arabada ya da ıssız bir yerde bağırmalı ,çığlık atmalı, hatta
küfretmelidir.
Migren hastaları,ağrıdan kurtulmak için hemen mastürbasyona başvurmalıdır.


Gerçek mi Hayal mi
Ünlü John Lennon şöyle diyor:”Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsiniz; ancak sadece ben değilim.Mutlaka bir gün siz de bana katılacaksınız ve dünya bir bütün olarak yaşayacak.”Avrupalı ve Amerikalı araştırmacılar sağlıklı olmanın hayal ederek sağlanabileceğini çoktan öğrendiler.Şimdiki çalışmalar hayal ederek gerçekmiş gibi sonuç
elde etmekle ilgili.Beyin, gerçekle hayal edileni bir tutup her ikisine de aynı işlemi yapmaktadır.Yani hayallerinizin gerçekleşmesini zihin bedene emretmektedir Beyin size görünen dünyayı gerçek olarak gösterdiği gibi,her şeye başka bir sistemle,değişik bir açıdan bakarak evreni algılatmak yeteneğine de sahiptir.
İşte bu güncel bilgilerin toplamına bilim dünyasında“holografik evren “denilmektedir.Beynin bu yanılgısını şu örneklerde çoğunuz yaşamışsınızdır.Sinema veya televizyonda bir korku filmi izlerken onun gerçek olmadığını bildiğiniz halde korkarsınız.Ya da film çok duygusalsa bir güzel ağlarsınız.Ayrıca rüya sırasında da olayları aynen yaşarsınız.Sıkıntılı bir rüyadan ter içinde kalktığınızı,kalbinizin hızlı çarptığını,çocukların uykudayken ağlayarak kalktığını anımsarsınız vb.          

“İnsan,kendinden başkasını örnek                    
almadıkça ilerleyemez.”
Goldsmith
Hayali Spor
Hayal olgusundan yola çıkılarak elde edilen sonuçların en ilginç olanı şudur:Bir ay süreyle kendinizin zayıf olduğunu hayal edin,bir buçuk kilo kaybedersiniz.Bu bir şey değil; gerçek bir deneyim ise şöyle sağlanmıştır: Kilolu bir gruba bazı eksersizler öğretilir.Sonra grubun yarısına aynı eksersizleri yapmaya devam etmeleri,diğer yarısına da aynı hareketleri yapmayıp her gün diyelim onar dakika sırtüstü yatıp aynı hareketleri yalnızca hayal etmeleri istenir.Sonuç çok şaşırtıcıdır,bir ay sonra her iki grup da aynı miktarda yani, dörder buçuk
kilo kaybetmiştir!
Bunun yürüyüşle olup olmayacağını denedim.Yaz aylarında her gün yürüdüğüm üç buçuk kilometre uzunluğunda bir parkurum vardı.Günde iki defa,sırtüstü yatıp gözlerimi kapatarak on beşer dakika, aynı parkurda yürüdüğümü hayal ettim.Bir ayın sonunda,başka bir ek program,diyet gibi bir şey uygulamadığım halde üç kilo kaybettim.
Olayın püf noktalarını şunlardı. Gerçek olarak yaptığım yürüyüşte ne yaşıyorsam aynısını hayal ettim.Olayı aynen yaşadım.Kendimin ayak sesinden tutun da,geçen taşıtların,gemilerin, insanların,hayvanların, bilhassa kuşların vb, her şeyin sesini duyduğumu varsaydım.Daha önce gördüğüm her şeyi göğü,denizi,yolu,bahçeleri zihnimde aynen hayal ettim.Duyduğum bütün kokuları çiçek,hava,deniz vb tıpkısını yaşadığımı düşledim.Yürürken göz hakkı deyip koparıp yediğim bir kayısının,eriğin tadını ağzımda hissettim.Hafif rüzgarın bedenime vuruşunu bile hesaba kattım.
Kısacası beş duyunun her birini olaya kattım.Bunun işe yaradığını şöyle fark ettim.Gerçeğinde olduğu gibi insan terliyor, yoruluyor,kalbiniz sırt üstü yattığınız halde yürüyüşteki kadar fazladan çarpıyor Özellikle sizin yüzme,bisiklete binme, atletizm,dağcılık gibi sporlarla ilginiz varsa ve bunu uygularsanız iğne ipliğe döneceksiniz demektir,dikkat edin!
88

Bu deneyimi çevremdeki kilolulara anlattığımda tam da onlara yakışan bir yanıt aldım:“Of, her gün on beş dakika hayal kurulur mu,çok zor iş!“ İşte onların kilolu olma sorunlarının temelindeki neden buydu,tembellik !

“İnanmak istemeyeni,hiçbir
mantık inandıramaz.”
Cenap Şahabettin
Uygulama
Kendimin son prostat muayenesinde, doktorum iki loptan oluşan bu organın bir yarısının doğal yumuşaklıkta,diğerinin ise sert olduğunu,kıyılarının normal görünümünü

Doktorun Deneyimi
Dr.İstemi Nebol’den bir anı:“ Karaciğerimde yumruk büyüklüğünde bir tümör oluşmuştu.Kendimi tedavi etmeye karar verdim.Bu süre içinde negatif olan her şeyden kaçtım.Rüyanın bile yorumunu yazarak yapıp zihnimden attım.Her gün,on beş dakika sessizlikte,bazen de müzikli,kuş sesli bir ortamda şöyle dedim:’Beynim,sana güvenim ve inancım sonsuz.Karaciğerimdeki kanseri yok edip,beni sağlığıma kavuşturmanı istiyorum,sana teşekkür ederim.’ Sonra gözlerimi kapayarak yaşam enerjisinin başladığı sol kasıktaki penis sinirinden yukarı doğru düşüncelerimi,bedenimin üzerinde yoğunlaştırarak dolaştırdım. Yedinci ayda bu süreyi yarım saate kadar çıkardım.Sonuçta muayene olduğumda tümörün yok olduğu anlaşıldı,yüzde yüz iyileştim.”


“İnsanın yaşamı,insanın hayalidir.”
Andre Gide
İslamiyette Dua
Çağlar boyunca dua etmeye İslamiyette bir iyileştirme aracı olarak başvurulmuştur. Şimdi konuyla ilgili olarak Dr.İsa Kayaalp’in “ Dinde İletişim “ adlı kitabına bakalım.
“Fatiha,bir dua suresidir.Namaz onunla Allah’a teşekkürle başlar.Allah bu sureyle insanlara teşekkür eksersizi yaptırmaktadır.”
“Duanın anlaşılmasıyla İslamın kavranması özdeştir.Kişi duada trans haline geçebilirse duası kabul olunur.Dua,psikolojik bir deneyimdir.Ruhla beden iletişim halinde olduğundan bedeni, ruhun dua deneyimine hazırlamak gerekir.”
“Mutluluğun ve maddi olanakların başkalarıyla paylaşılması bir duadır.’Maun’ suresinde namaz kıldığı halde yukarıda belirtilen paylaşımı göstermeyenler dini inkar suçunun öznesi olarak gösterilir.”
“Dua,dilsel bir iletişim olarak vahye (bir durumun peygambere bildirilmesine) benzer.Farkı,aşağıdan yukarıya,yani insandan Allah’a doğru olmasıdır.”
“Müminun suresinde Allah, ‘bana dua edin size cevap vereyim,’der.Sahte tanrılığın da bir işareti sayılır;çünkü onlar dualara yanıt veremezler.”
“Duanın kabulü,yani Allah’ın dua edene karşılık vermesi için kişinin iç huzuruna kavuşması gerekir.Bu arada ısrar etmek de önemlidir; ancak beynini ve kalbini aynı noktada toplayıp bilinçli bir biçimde ne istediğini bilen insanın yaptığı dua, gerçek duadır. ‘Araf ‘ suresinde korku ve ümit çerçevesinde dua edilmesi istenir ; ama bu korku genel anlamdaki korku değil ; sevgilinin ,sevgisinden yoksun kalmamak için kişinin gösterdiği titizlik,dikkat ve inceliktir.”


89

“Dua ibadetin kendisidir,ancak insanın işini yapması da bir duadır.Kişinin işinin gereklerini yerine getirmeden duaya başlaması insani ve İslami olmayan bir yoldur.Çünkü eylem duadır,onun yerine sözlü dua yapmak,anlamsızdır ve kabulü olanaksızdır.”
“Dua sayesinde yaratıcı güç bazen beynimizde,bazen gönlümüzde bazen de bileğimizde kendini gösterir.”
“Dua,dış dünyamızı,yapımızı da etkiler.Bu nedenle iç dünyası aydınlık olan insanların dış dünyaları da aydınlıktır.”
“Dua,bir kendinden geçiş olgusudur.İnsanın ,insan üstü bir varlıkla iletişime girmesidir.İnsan üstü oluş aklın aşılmasıdır,dolayısıyla bu halin akılla açıklanmaya çalışılması onun aşağıya çekilmesi anlamına gelir ki bu da onu anlaşılır olmaktan uzaklaştırır.Bu hali yaşayarak hissedenlerin duyduğu coşkuya karşılık,anlayamayanların da aynı oranda tepki vermesi o kadar doğaldır”
Duanın, pozitif enerjiyi artırıp,bunun sonucunda da sağlığın düzelmesinde rol oynadığına ilişkin 1200 araştırma yapılmıştır.Son araştırmalardan birine Dr.Herbert Benson (ABD-Harvard Üniversitesi) yapmış olup bulunan sonuçlar şunlardır:
”Duada fiziksel olarak bir gevşeme başlamakta ve buna bağlı olarak kalp atışı,solunum ve metabolizma yavaşlamaktadır.Hemen arkadan kişide iyileşme oluşmakta,bir de üstüne üstlük,gelecekte karşılaşılacak hastalıklara hazırlık olması bakımından,bağışıklık sistemi iyice güçlenmektedir.Dua sırasında duygusal olarak stresin azaldığı,iyimserliğin başladığı da görülmüştür.Daha yüksek bir güce bağlanmak duayla olmakta ve hayatı değerli kılan bir amaç ve anlam ortaya çıkmaktadır.Dua sırasında iyilik ve sevgi titreşimleri oluşmakta ve bunlar kişiye şifa vermektedir.Ümit,mutluluk, sevecenlik açığa çıkmakta ve negatiften pozitife dönen bir enerji dengesi oluşmaktadır.Hele son bulgu çok ilginçtir;dua edenler daha az hastalanmaktadır.”


“İnsan,hayret etmeyi sever,
bilmin tohumu da budur.”
Atasözü(Türk)
Harika Mıknatıs
Bilim dünyası DNA’nın bir elektrik taşıdığını,adeta çevresine elektrik yayan bir motor gibi olduğunu buldu.Bu nedenle manyetik etkilere karşı DNA duyarlılık göstermektedir. Buradan yola çıkıldığında küçük mıknatıslar hasta organın bulunduğu yere
veya ağrıyan noktaya yapıştırıldığında oradaki hücrelere DNA aktarımıyla canlılık verilmekte,bozulan denge onarılmaktadır.
Bu mıknatıslar bir çivinin başı büyüklüğünde olup bir veya iki adet minik mıknatıs yara bandı benzeri bir tutturucunun içine konularak derinin üzerine yapıştırılmaktadır.Üç beş gün hiç çıkarılmadan ciltte tutulmakta ve iyileşme sağlandığında çıkarılıp kutusuna konulmaktadır.Bu mıknatıslar bir defalık değildir,devamlı kullanılır.
Rastgele kullanmamak için şunlara dikkat etmek gerekir.Mıknatısların bir yüzünde minik bir kabarıklık vardır,o yüzleri pozitif,diğer yüzleri negatif yüklüdür.Bedeninizin sağ önüyle,sol arkası bütünüyle pozitif ; bedenin sol önüyle sağ arakası da negatif yüklüdür. Mıknatısları bu değerlere uyacak biçimde örneğin,bedeninizin yapıştıracağınız kısmı negatifse mıknatısın düz yüzünü derinize gelecek şekilde yapıştırmalısınız.Kısacası (-,-) ve (+,+)uyumu aranmalıdır çünkü ; rastgele yapıştırılan mıknatıslardan yarar sağlanmamaktadır.
Dr.J.Lynn Hanley,mıknatısın bütün bedene yararlı olmasını istenildiğinde örneğin, kendinizi tükenmiş hissettiğinizde her iki böbreğinizin bulunduğu,belinizin hemen üst
90

kısmına iki minik mıknatısı,( sola mıknatısın düz yüzeyini,sağa çıkıntılı yüzeyini) deriye gelmek üzere yapıştırılmasını önerir.Birkaç gün içinde adrenal fonksiyonlarınız düzeleceğinden rahatlık sağlayacağını müjdeler.
Mıknatıs,adeta ruhu maddeye (bedene) egemen kılan,madde üzerinde etkilerini artıran,hatta maddeyi değiştiren bir ışındır.Şimdilik DNA’yı etkileyen tek güç manyetizma yani mıknatıslardır. Öyle anlaşılmaktadır ki yakın zamanda tedavide mıknatıslardan çok yararlanılacaktır.Almanya’da mıknatıslarla iyileştirme gerçekleştiren klinikler çalışmalara başlamıştır.
Kendim,mıknatısı ilk kez kollarım için kullandım.İki kolumun da dirseklerinde ağrılar başlamıştı,ağırlık kaldırmada zorlanıyordum.Teşhisin adı “tenis dirseği” oldu. İlaçlar,kolun içine yapılan iğneler biraz hafifletti; ama tam iyileşmedi.Her iki dirseğimin üstüne birer mıknatıs yapıştırdım,üç beş gün sonra çıkardım,ağrılar yok olmuştu.Hatta yapıştırdıktan iki üç saat sonra bile ağrıların azaldığını hayretle yaşadım.Eğer çok ağır şeyleri kaldırır ya da taşırsam ağrı başlayacak gibi oluyor ve hemen mıknatısları takıyorum. Ben mıknatısları eczaneden almıştım, kimi eczaneler satıyor.(9)

İçilmeyen İlaç
Kryon seri kitaplarının yazarı Lee Caroll‘un ilginç yaklaşımına değinmek istiyorum.”Şifa elde etmenin önemli bir yolu da ilaç kullanmaktır.Spritüel ilişkiye saf niyetle inananlar ilaç ve diğer şifa araçlarından yararlanıp sağlıklı uzun bir ömür süreceklerdir. Böyle bir bilgisi,niyeti olmayanlar,kişinin enerjisi katılmadan bilimsel yöntemlerin işlemediğini görecek ve ilaçlardan yararlanamayacaklardır.Bu konuda inançlı olanlar,yakın zamanda ilacı sadece ellerinde tutarak iyileşebileceklerdir.Bu,hücre zekasıyla beden kimyamızda değişiklikler yaparak sağlanacaktır.Bedeninize saf niyetinizi verirseniz, elinizde hangi maddeyi tuttuğunuzu bilecek ve hemen kullanma niyetinin özelliklerini hücrelerinize aşılayabilecektir.
Bunu merak ediyorsanız Aspirin ya da insülinle deneyebilirsiniz.Sakin bir ortamda,niyetlenin, inanın, sabredin, tekrarlayın, yavaş yavaş adeta bir seremoni gibi,tören gibi gerçekleştirin.Sonuçlara hayret edeceksiniz!”


“Dünyanın en iyi hekimleri;doktor
diyet,doktor sessizlik ve doktor neşedir.”
Atasözü(İngiliz)
Altın Öğütler
“Sınırsız Güç” adlı ilginç kitabında yazar Anthony Robins,sağlık için şaşırtıcı ayrıntılar verir.
“Sekiz saat uyuduktan sonra yine de yorgunsanız; enerji düzeyiniz düşük, kan dolaşımınız kirli demektir.On gün süreyle şunları yapın ve farkı görün. İyi soluk alıp verin,bunun yararını yiyecek veya vitamin sağlayamaz.Hücrelere giden oksijen azalınca, hücreler bozulur.
Yiyeceğinizin dörte üçünü suca zengin meyve sebzeler oluştursun.Çok fazla su içmeyin, kan yoğunlaşır, hücreler zehirleri dışarı atmakta zorlanır.
Meyveleri açken yiyin, dakikada ince bağırsağa geçsin.Yemekte yersen bu olmaz ve mayalanma başlar.
Yemeklerde ya yalnızca et veya yalnızca ekmek, börek, çörek yiyin.İkisini karıştırmayın.Yoksa gaz oluşur, enerji azalır, kan kalınlaşır, mide asidi artar, beden oksijen sıkıntısı çeker ve hastalıklar başlar.

91

Eti çok yemeyin.Ona tat veren içindeki on dört tür ürik asittir.Sekizini beden ancak temizler, kalan altısı böbrek taşı ya da kan tümörü yapar.

“Bir biftek yediğinizde,Britanica
Ansiklopedisi’nin yüz milyardan
fazlasını tıkındınız demektir;yani
o kadar hücre yuttunuz.”
Richard Dawkins

İnsan,sütün içindeki kazeini sindiremez,balgam oluşur bu,incebağırsağı tıkaç gibi tıkar,hastalık kaçınılmazdır.İneğin yavrusu buzağıda kazeini sindirecek enzim vardır.O, bundan yararlanır,az kilolu olarak doğduğu halde, birkaç ay içinde koca bir danaya dönüşüverir. Kalsiyumu nereden alacağım diye düşünmeyin,her yediğinizden alırsınız,hatta içtiğiniz sudan bile.
Kendinizi hasta ya da mutsuz hissettiğinizde,bir an her şeyi bırakın ve gülümseyin,daha gülümseyin.Yüreğin,beyniniz ve en önemlisi ruhunuz rahatlayacak ve birden iyileşeceksiniz.”

“Bir insanı,onun adını ve görünümünü
bilebilirsiniz;ama onun etkisini
bilemezsiniz.Onun saf varlığı ve
orada oluşu bile bir eylemdir.”
Maharaj
Ziyaret
Şu örnek de her konuda olduğu gibi iyileşme ve iyileştirmede de insan olarak ne kadar çok birbirimize bağlı olduğumuzu kanıtlar.Hasta bir insanın odasına girin ve oturun. Konuşmanıza ya da herhangi bir şey yapmanıza gerek yoktur.Yine de hastaya şifa
verirsiniz.Bilirsiniz bizim kültürümüzde hasta ziyaretine çok önem verilir.Peygambere ait olduğu belirtilen şu güzel söz çok anlamlıdır:”Hasta ziyaretine giderken kullanılan yol Hac’ca giderken kullanılan yolla aynı değerdedir.”

Beden Değerlidir
Bedeni inkar etmeyin, değişim beden yoluyla olur,onsuz değil.Ancak içsel bedenin asıl kullanımının ebedi olarak Tanrı’yla birlikte olduğunu unutmayın.İçsel bedeninizi fark edince,yaşlanma yavaşlar, kişi yaşlı gibi görünmez, canlıdır, bağışıklık sistemi güçlüdür.Onun bedeninin hücreleri bu fark edişten ötürü sevinç içindedir, artık öğrendiniz beden dikkatinizi ona vermenize bayılır. Kendinizi bilgiyle donatır,spritüel bir ruh sahibi olur ve bedendeki DNA’larınızın elektriğini harekete geçirecek kadar derin titreşir, onlara odaklaşırsanız boyutlar arası bir insan olmanın yolunu tutarsınız.Değişimi çevrenizdeki herkes fark eder. Bilgeliğiniz, neşeniz artar, sağlığınız düzelir; hatta yaşlanmayı bile yavaşlatırsınız. Bu,saf iyi niyettir.(58)






92

“Sufi (gerçeği bulan) şimdiki anın
çocuğudur.Geçmiş ve gelecek
Allah’ı bizim gözümüzden saklar.
İkisini de ateşe atıp yakın.”
Mevlana


Şimdinin Değeri
İnsanlar mutlu ve sağlıklı olabilmek için,yaşamın o andaki tadını,yani şimdiyi dolu dolu yaşamalıdır.Zamana kafayı takmamalıdır.Elbette hayatı yaşarken,onu daha doyurucu hale getirmek için zamanı kullanmalıdır.Her şeyi bir ve bütün olarak yaşamak yerine zaman aracılığıyla onu bölerek tek tek yaşamanın, pratikte size bir zararı yoktur.Ancak onu kötü kullanırsanız,sizi korkutur,kaygılandırır.Eyvah yaşlanıyorum veya o fırsatı nasıl kaçırdım hala yanarım gibi, gelecek için endişelenirseniz, geçmiş için de pişmanlık duyar ve zararlı çıkarsınız! Yaşamınız tek bir olaydır ve o, evrende şimdi olmaktadır.
Eckhart Tolle’nin “Şimdinin Gücü” adlı çarpıcı eserindeki zaman örneklemesi çok ilginçtir:” Bir an varsayın ki dünyada hiç insan yok,diğer canlılar var.Bu durumda dünya bir geçmişe ya da geleceğe sahip olabilir mi?Orada saat kaç,günlerden ne diye sorular yoksa,bu soruların anlamı var mıdır ? Meşe ağacı veya kartal böyle bir soru karşısında şaşırır ve şöyle demez mi? Ne zamanı? Eh,elbette onlar şimdidedir,başka ne olabilir?”Nereye gidersen,ne yaparsan,ne yer, ne içersen, ne düşünür, ne hayal edersen; “şimdi” duygusunu hep içinizde taşırsınız.Doğru mu ? Bu,insanın ne kadar güçlü bir varlık olduğunun kanıtıdır.Yani insanın zaman ile uzay(mekan,yer) denilen şeylerin içinde olmadığını,tersine onların insanın içinde olduğu anlamına gelmez mi “?

Heyecan Şimdi’dedir
Gördüğünüz gibi tek yaşadığınız ya da deneyimlediğiniz şimdi’dir,Zaten zevkli ve güzel olan da odur.Kişi şimdi’de kendini zihniyle kaynaştırır,özdeşleştirir her şeyi unutur, adeta doruklara ulaşır. Örneğin Everest dağının tepesine tırmananlar,her şeyi unutup şimdi’yi yani o anı yaşamak için yollardadır,otomobil,motosiklet yarışçıları,atletler, gökyüzündeki pilotlar hayatları pahasına şimdi’yi yoğun bir biçimde yaşamak için koşuştururlar.İnsanlar,hiçbir şey düşünemedikleri orgazmı onun için sık sık deneyimlemek isterler.

Şimdi’de takılıp kaldığınız olaylar da vardır.Örneğin deprem gibi doğal olaylar sırasında,kazalarda,yangında zihin durur,istese de geçmişe ya da geleceğe gidemez; çünkü sıkıntılı ve ivedi çözülecek bir durum vardır,gezinip sizin aklınızı çelecek zamanı yoktur. Maharaj,çocukların sürekli şimdi’yi yaşadıklarını şu örnekle çok güzel anlatır.
”Küçük çocuklar deniz kıyısında kumdan yiyecekler,araç gereçler yaparlar ya, onları bozduğunuzda kızarlar, ağlarlar.Çocuğun dikkatini bir an başka bir şeye çekin ve yaptıklarını bozuverin,çocuk her şeyi unutuverir.Çünkü onun zihni şimdi’dedir ve şimdi’yi yaşamaktadır.”







93

“Zamanın nasıl hareket ettiğini
kelimelerle anlatmak olanaksızdır;
çünkü dil düşünmeyi sınırlar.”
Prof.V.Wollf

Geniş Zaman
Dilbilgisi derslerinden fiil(eylem) kiplerini hatırlayın.“Şimdiki-gelecek-di’ligeçmiş miş’li geçmiş ve hepsini içine alan,yani ‘önceyi-şimdiyi-sonrayı anlatan’ geniş zaman.”İşte şimdiyi yaşamak bunun gibi bir şey. “Düşünürüm, “dediğinde,önce de şimdi de sonra da
düşündüğünü anlatırsın.Geçmiş,şimdi’ye getirilmiş hatıralardır,hayal edilen ise şimdi gelecek olan zamandır, gelince şimdi olarak gelir.
İkisi de gerçeklikten yoksundur.Geçmiş, şimdinin içinde gizli ama gayet canlıdır. Zamanın bir yanılsama olduğunu kabullenirseniz, geçmişi zihninizle değiştirebilirsiniz; ancak
yaşayamazsınız.Gelecek ise,tamamen gerçek dışıdır, çok merak ediyorsanız bilin ki o, “çoğunlukla geçmişin bir fotokopisidir.” O,sağlığın,mutluluğun durmadan altını oyar, kaygıyı, üzüntüyü her dem canlı tutar.
Bu tip insanlar elindeki altın değerinde olan şimdi’yi istemez geleceği,elde etmediği,edemeyeceği şeyi ister.Yaşamak için o geleceği bekler,hayatını durmadan erteler. Hele bu geleceği, kimi toplumların ulusların geçmişte ne kadar çok beklediğini birazcık tarih okuyanlar anımsar. Nice totaliter yönetimler: faşizm, komünizm ve kof temelsiz dinsel inanışlar, insanları umutlandırmış, bu bekleyiş, bu çabalar ölümü, sakatlığı, köleliği ve gözyaşını getirmiştir.
Halen dünyanın birçok yerinde bu aldatmaca ve yutturmacalar devam etmektedir,ne kadar acı! Sonuç olarak,dünya tarihi boyunca hayatını o an gelsin de yaşamaya başlayayım diye bekleyen milyarlar gelip geçmiştir.Maharaj ne güzel anlatır:”Zaman ile bağlantılı her neyse geçicidir ve gerçeklikten yoksundur.Gelip geçici olanın da varlığı yoktur.O,görüntüsünü gerçeğe borçludur.Gelecek de geçmiş kadar şimdi’yi etkiler.“
     
Yoksullar ve Varsıllar
Dünyamızda yaygınlaşan bu şimdi’yi yaşama dalgasının,bir oyun olduğunu ileri sürenler de vardır.Önce ünlü yazar ve düşünür Osho’nun yorumuna bakalım:”Yalnız şimdiki zaman vardır ve o zamanın bir parçası değildir;o sonsuzluğa aittir.Geçmiş zaman bir anı,gelecek zaman hayal gücüdür,ikisi de var olmayan şeyler.Şimdi’yi ancak şöyle yaşayabilirsin;sıradan olmakla.Öylesine sıradan olmak ki sıra dışı olmak bile yok oluyor.Ancak o zaman şimdiki zamanda var olabilirsin,öbür türlü bu gerçekleşmez.”
Buna karşı çıkanlar,Hindistandaki fakirliğin, Afrikadaki açlığın, inanç yoluyla sömürülenlerin başkaldırmaması için bir aldatmaca olduğunu ileri sürmektedirler.Böylesi düşünceleri finanse edenlerin arkasında zengin ulusların ve dünyadaki “3.000.000.000” insanın zenginliğine eşit bir varlığa sahip “255” kişinin bulunduğu kanısındalar,bunun yorumunu da siz yapın!                


“Gençlik yaşamın içinde
bir süreç değil,zihnin
bir durumudur.”
James J.Mapes


94
Yaşlanmamak
Einctein sayesinde ,matematiksel olarak kanıtlabilen şu anektodu duymuşsunuzdur. Bir uzay gemisiyle uzaklara ışık hızından daha hızlı gidebilirseniz,dünyaya döndüğünüzde kendinizi aynı fiziksel yaşta ve uzay gemisine binerken görebilirsiniz.Çünkü zamanı aşmışsınızdır; böylece zamanın bir hareket değil, içinde hareket
ettiğimiz bir alan olduğunu kanıtlarsınız.Burada uzay geminiz dünyadır.(l3)
Ne kadar ilginç değil mi, siz dünyadan diyelim beş yüz yıl önce ayrılmışsınız, döndüğünüzde dünya o bırakmış olduğunuz dünya değil,her şey değişmiş üzerinden bilmem kaç kuşak geçmiş; ama siz dünyadan ayrılmadan önceki yaştasınız!
Başka bir yaklaşım ise şöyledir.Öyle anlaşılıyor ki bir zaman gelecek hız ile hızsızlık anlatılacak.Zaman kavramı yavaş yavaş silinme yoluna gidecek.Teknik olanaklar ışık hızına denk gelecek;fakat bu hızı geçemeyecek.Işık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlayacak ve
eski kavramlar sarsılarak insanlar zamansızlığa adım atacak ve orada sırların anahtarını bulacak.(15)


“Işık hızına yaklaşık bir hızla
giderken,ağırlığınız artar,zaman
yavaş ilerler ve uzay geminizin
boyu kısalır.”
A.Einctein


95

Bölüm:6

B U D Ü N Y A N

“Evren,sizin sınırsız olma
kapasitenizin bir bölümünün
belirişinden başka bir şey
değildir.”
Maharaj

Patlama
Büyük patlama sonrası dünya o kadar küçüktü ki onu görmek için mikroskop gerekirdi.Şişti şişti büyüdü.Şimdi de onu pek büyük sanmayın,Türkiye’nin yarı nüfusu yani otuz beş milyon insan el ele tutuşsa, dünyayı kucaklayabilir.Olasılık hesaplarına göre yalnızca Samanyolu’nda bizim gibi ve daha ileri uygarlık sayısı milyarları bulur.Buna karşın Carl Sagan’a göre,gerçekte yalnız değilsek bile pratikte yalnızız;çünkü bize en yakın gezegen bir milyar çarpı trilyon çarpı trilyon uzaklıktadır.Yani dünyalar çok değerlidir,öyle adım başı bir dünyaya rastlayamazsınız.

“Bütün dünya bir oyun sahnesidir.
Kadın erkek bütün insanlar da
sadece oynarlar.Her birinin
giriş ve çıkış zamanları vardır.”
Shakespeare
Yaşanan Geçmiş
Geçmişe bakmak çok kolaydır,gece gökyüzüne bakın gördüğünüz her şey tarihtir.Örneğin yıldızlar şu anda görüldükleri gibi değildir.Örneğin Kutup Yıldızı çoktan sönmüş olabilir;ama ölüm haberi henüz bize ulaşmamıştır;daha yüzlerce, binlerce yıl beklenip ne olduğu görülecektir.Uzaydan bir yaratık bizi görse,şimdikini değil,iki yüz yıl önce dünyadan ayrılmış bir ışını görürdü.Bize en yakın Alpha patlasa,patladığı anda bizim yok olmamız da aynı anda olurdu;ancak böyle bir şey gerçekleşmez,zira bu en yakın yıldız bize 4,3 ışık yılı uzaklıktadır dünyaya zararı olamaz .Işık hızı,ışığın bir yılda gideceği yoldur.Işık bir saniyede dünyayı yedi defa dolaştığına göre varın siz hızı düşünün! İyi ki evren uçsuz bucaksız,yoksa…(24)


“Bilgi,geri alınamayan
bir hazinedir.”
Menandes
Toy Dünya
Evrenin % 99’u doğası gereği bizim göremediğimiz “kara delik” denilen bir maddeden oluşur.Ne olduğunu bile göremediğimiz bir evrende yaşamak ne kadar üzücü.İkinci üzücü durum evrende on milyar trilyon gezegen olduğu sanılıyor,biz henüz yetmiş tanesini keşfettik! Komşu gezegenlerimizle kendi yaşımızı bir karşılaştıralım bakın ne farklar var .Dünya’ da 33 yaşında olan bir insan ;Merkür’de olsaydı oranın yılıyla 135, Mars’ta doğsaydı 18 yaşında, Plüton’da doğsaydı daha 1 yaşında bile olmayacaktı.
96
(26)Ayrıca dünyanın % 99,5 ‘unu hiç kullanamıyoruz. Yüzde yarımı hepimize yetecek ama; yine de kavga bitmiyor.Oysa şair ne güzel anlatır.

“Dünya o kadar büyük,o kadar geniş ki deniz kıyıları,
Her gece hepimiz yan yana uzanabiliriz.”
Nazım Hikmet

Hızlıyız
İnsanın boyuna göre ömrü çoktur.Evren insandan yüz trilyon çarpı trilyon defa büyükken yalnızca iki yüz elli milyon kere yaşlıdır.Eğer evreni bir gün olarak düşünürsek, bilinen insanlık tarihi son saniyeden ibarettir (26).En hızlı silahtan çıkan kurşun saatte l800 km hızla giderken,koca dünyamız çevresinde l670 km hızla döner.Güneş çevresinde l08.000 km hızla,Güneş sisteminin galaksi merkezi çevresinde 720.000 km hızla,en nihayet Samanyolu galaksisi ise uzay içinde saate 950.000 km hızla gider .Örneğin Dünyamız,Güneş çevresinde dönerken her l8 milde bir 2,8 mm ayrılır,bu hiç şaşmaz.Eğer 2,5 mm sapsa yörünge genişler ve Dünyamız donar.Sapma 3.1 mm ‘ ye çıksa bu defa hepimiz sıcaktan kavrulur,ölürüz.(25)

“Bilgi,aklın ışık kaynağıdır.”
Atasözü(Azerbaycan)
Yeni Yeni
Dünyamızın ortasına kadar bir kuyu kazsak ve bir taş atsak kırk beş dakikada düşer.Bu bilgi bile çok yeni.Zaten dünyayı o kadar az tanıyoruz ki…Örneğin Ford arabaların çıktığı yıl dünyanın bir çekirdeği olduğu yeni bulunmuştu.Henüz yüz yıl önce, kıtaların yeryüzünde nilüfer çiçekleri gibi yüzdüklerini öğrendik.Dünyamızın dışında da yeni ilginçliklere ulaşıp şaşırıyoruz.Mesela ,Güneş’ten bile büyük bir yıldız ömrünü tamamlar ve patlarsa,gökyüzünü pırıl pırıl aydınlatır.Ancak atom altı parçacıkları öyle sıkışır ki, ondan bir kaşık alsak doksan milyar kg çeker! Geride kalan enerjiyi ise hesaplamak ne kadar zor !

“Hiç bilenle bilmeyen
bir olur mu ?”
Hz.Muhammet
Kazık Dağlar
Kuran der ki :”Dağları yeryüzünde insanlar sarsılmasın diye sabit olarak yarattık ve yine demir madenini de insanlar için indirdik.” Bütün dağların çivi gibi olduğu çok yakın zamanda kanıtlandı.Örneğin Everest Dağı denizden 9 km yüksekliktedir ;ancak aşağıya doğru kökü l25 km ‘dir. Dünya, sistemdeki en yoğun gezegendir.Bir demir-nikel çekirdeği bizi radyasyon bombardımanından korur.Bugünkü teknik, demirin oluşması için milyonlarca derece ısı gerektiğini,bunun Güneş’le olamayacağını, dışarıdan gelmesi gerektiğini bulmuştur.(25)
.
“Hayat,dolaşan bir gölgedir.”
Shapeskeare
Olasılık
Dünyaya bir göktaşı ya da kuyrukluyıldız yaklaşsa,bir saniyede atmosferi geçer,yani göremeyiz bile…Havayı öyle ısıtır ki Güneş’in kendi yüzeyindeki sıcaklığın on katı kadar,dünyada ne varsa kavrulur,erir gider.Ayrıca depremler,volkanik püskürmeler, kasırgalar ve tsunamiler işin cabası! Şunlar da büyükçe bir göktaşının çarpmasıyla olur; gökyüzü is ve külle kaplanır,10.000 yıl Güneş bile görünmez!Ve ne ilginçtir ki bu durum hiç

97

uyarı vermeden pırıl pırıl bir gökyüzü varken tepemizde beliriverecek,tıpkı kıyamet gibi!Bu olasılık milyonda bir olarak hesap edilmiştir!(24)

“Taş toprak olmasaydı,
su temizlenmezdi.1 mg
toprak 1 ton suyu temizler.”
Prof. Dr.Ahmet Maranki

Böcek Dünyası
Dünyamızın toprağı üstündekilerini gözlerimizin gösterdiği kadarıyla farkındayız.Örneğin bütün hayvanların % 75’i böcektir.Dünyadaki tüm insanların ağırlığından sekiz kat daha çok ağırlık oluştururlar,bir başka anlatımla ,bir insan başına tam yüz yetmiş milyon böcek düşer.(26)
Onun için ölen bir insanın kırk gün sonra üzerinde bir gram et kalmaz derler,amma yiyorlar değil mi ? Ya yerin üstünde ve altında göremediklerimiz! Mesela yerin derinliklerinde bakteri ve mikropların boyutları iyice küçülür.En çalışkanları yüz ya da beş yüz yıl aralıklarla bölünüp çoğalır.İşleri sarpa sarınca bütün sistemlerini kapatıp milyon yıl bekleyebilirler!
Uzun yaşamın sırrı fazla çalışmamak da olmasın sakın !Çok çalışanlara duyrulur.Bu tembellerin tersine bakterilerin bazıları olağanüstü doğurgandır.Ortamını bulurlarsa tam 280.000 döl üretebilirler.Nemi çok severler,mutfak tezgahınızın üstünü ıslak bir bezle silin yoktan var olurcasına çoğalıverirler.Atom reaktörlerinin tanklarında yaşar,demir veya manganez yer ,uranyum soluyabilirler.Yok edilemezler,DNA’sı radyasyonla parçalansa bile ,korku filmi gibi bir araya gelip yaşamaya devam ederler.Yastığımız 40.000 mayt(akar) denilen bakteri barındırır.Altı yıl kullandığımız bir yastığın ağırlığının onda birini deri parçacıkları,ölü ve canlı bakteriler ve onların dışkıları oluşturur.Bir otelde yattığınızda nelerle haşır neşir oluyoruz bir düşünün! (24)

Sonsuzluk
Biraz daha dünyada dolaşalım.Yerküremizde her şey atomlardan oluşur diye önceki çağın en büyük buluşlarından birine ulaşmıştık.Ama şimdi bu parçacıkların altına da indik ve daha küçük parçacıklar çıktı. Onun da altını parçaladık yine parçacıklar evreni yine, yine,yine…Tıpkı J.Swift’ın şiirsel anlatımındaki gibi :

“Botonikçiler gözlemler işte bir pire,
Daha küçük pireler var üstünde,
Üstlerinde daha da küçük pireler,
Sonsuza dek böyle gider.”

Havamız
Bir de her boşluğu dolduran havamıza bakalım.Deniz kıyısında kesme şeker büyüklüğündeki havanın içinde kırk beş milyar çarpı milyar molekül vardır.Bu rakamları çarpacak bir hesap makinemiz bile yok! Yukarıya doğru uzanan atmosferin gazlı dolgusu dört buçuk metre kalınlığında beton kalkana eşittir.Aşağıya düşen her şeyi emer ve bize onların zarar vermesini önler.Atmosfer olmasaydı,yağmur bile tepemize balyoz gibi iner, hepimizi tepelerdi vallahi! Atmosferi geçip ötelere ulaşmak pek de zor değildir.Otomobilinizle yolda giderken dikine gidebilseniz,yarım saat sonra atmosferin dışında yolculuğunuz başlamış demektir.Yolculuk sırasında bir ara gördüğünüz ozon tabakasıydı, hani sis gibi
98

geldi size,dünyamızı Güneşin zararlı ışınlarından koruyan,bazı yerleri delindi,delikler büyüyor dediğimiz bu tabaka öyle ahım şahım bir şey değil, sıkıştırsanız kalınlığı birkaç milimetreyi geçmez ;ama ne kadar becerikli!
Biraz sonra karşımızı Ay çıkar.O,dört buçuk milyar yıl önce Mars büyüklüğünde bir nesnenin Dünyaya çarparak oluşturduğu bir uydudur.Çok işe yaradığını biliyorsunuzdur; ancak şu yararını bildiğinizi sanmam. Ay’ın sabitleyici etkisi olmasa Dünya durmaya yüz tutmuş bir topaç gibi yalpalardı.O zaman denizler böyle durur muydu,biz ayakta kalabilir miydik, ya da ev yapabilir miydik,bir düşünün.Yalnız Ay,her yıl bizden dört cm uzaklaşmaktadır.İyice uzaklaşınca Dünyamızı kim sabitleyecek,ya nasip…(24)

“Deniz kıyısında bulunan elementler
bizim kan plazmamızdakilere çok
benzer.Bu nedenle deniz kıyısında
bulunduğunuzda,beden kendini
evindeymiş gibi hisseder.”
Denizler
Şimdi de denizlerin en önemli özelliklerine bir bakalım neler var.Rüzgar ve dalgalar olmasaydı o minicik su tanecikleri atmosfere ulaşamaz ve sonuçta yağmur oluşamazdı.Bundan sonra dalgalı denizlerden rahatsız olmayın,onlar bizim yağmur makinemiz! Denizlerin en derin yeri olan Mariyana çukurunda bile bir tür yassı balıklar yaşamaktadır.Rugi adındaki balık dikkat, tam yüz elli yıl yaşar ve ömründe yalnızca bir defa yumurtlar.Mavi balinalar bazen bir şarkıyı yarıda kesip,altı ay sonra kaldıkları yerden devam edebilirler.Bazen de hiçbirinin duymadığı bir şarkıyı hep birlikte söylemeye başlarlar.Denizlerin devi balinayı görmeyen bir insan gözünde canlandıramaz büyüklüğünü…Bir balina otuz fil eder.Yalnızca dili bir fil kadardır.Kalbi ise otomobil büyüklüğünde olup dokuz dakikada bir atar.(26)

“Gecikmede tehlike vardır.”
Atasözü(Latin)
S.O.S
Dünyayı, var olalı beri çok hor kullandık.Çok büyük ,nasıl olsa kirlenmez zannettik ; ama yanıldık.”Hava,toprak,su eskisi gibi değil,iklimler değişti,küresel ısınma hız kazandı,öyle ki kuzey kutbuna en yakın Grönland Adası’ndaki buzulların erimesi 2070 yılı olarak hesaplanırken bu, 20l2 yılına düştü.NASA’ya göre 2008 yılının temmuz,ağustos aylarında Kuzey Kutbundaki bütün buzullar eriyecek.3-5 yıl içinde orman yangınlarının önüne geçilemeyecek,kasırgalar orta kuşağa kadar inecek,kuraklık,çölleşme çok hızlı olacak,kitlesel göçler başlayacak.
Yakın bir zamanda Akdeniz Bölgesi’nde aşırı bir kuraklık yaşanacağı,Burdur,Isparta gibi illerimizde 40 derece dolayında hava sıcaklığının hiç azalmadan iki ay kadar sürmesi olası görülüyor.
Dünyamızı hızla sona gitmekten kurtaracak en etkin önlem,kömürü hiç kullanmamak,petrol ürünlerinden bütünüyle vazgeçmek.Bu kolay görülmüyor;çünkü bu ürünlerle geçinen dev ülkeler ve şirketler,”bunlar yalandır,küresel ısınma diye bir şey yoktur” diye çok büyük propagandalar yapıp aşırı paralar harcamaktalar, örneğin Amerika’nın “Exxon Mobil Şirketi”nin bu amaç için harcadığı para 22 milyon doları bulmuştur.”Doğal olarak çok ivedi önlemler alınmaz da umursamazlık böyle devam ederse bu yüzyılın sonunda dünya teslim bayrağını çekebilir.Uyanmaya niyetimiz de hiç yok. Kendimizden pay biçelim,

99


ülkemizde neler nelerle uğraşılıyor! Ama,çevreyle,toprakla uğraşıp;“imdat bitiyor, gidiyor” diye feryat eden bir tek Hayrettin Karaca var,bir de yanında yaşlı bir hoca. Akla başka isimler gelmiyor !

“Umut,insanı uyandıran
bir rüyadır.”
Aristo
Umut Işığı
Tam bu karmaşada Yeni Dünyalardan Lee Caroll adlı bir uyarıcı yazar,araştırmacı çıkıp şunları söylüyor:”Yeni bir dünya insanı yoldadır.Bunların en yoğun doğmaya başladıkları yıl l985 olarak saptanmıştır.2012 yılında,dünyada epey sayıca artacaklar.Bunların adına: “İndigo,Kristal ya da Altın Çocuk” denmektedir.Amaçları dünyayı yeniden yaşanılır hale getirmek ,çevre kirliğine son vermek,kısacası dünyayı kurtarmaktır.Bizim kuşak,kirletmeye devam ettikçe,onların ayak sesleri daha da artacak. Çoğunuzun çocukları böyle,haberiniz olsun.Irk,dil,din farkı olmadan doğuyorlar,dikkat bunların DNA’ları bile farklı.”(3)

“Çocuğa en büyük saygı
gösterilmeli.”
Atasözü(Latin)

1985’ten Önce Doğanlara Güle Güle
“Bu çocuklar ,ele avuca sığmaz,çok hareketliler,durdukları yerde duramazlar,hatta dikkat eksikliği olanlar evde,sınıfta gezer durur,her yeri de karıştırırlar.Az hareketli olan bir bölümü de okul disiplinine çok zor uyar,sabırsızdırlar,kuyruklarda bekleyemezler.İsteklerini açıkça belirten kendi değerlerini bilen çocuklardır.Zekaları üstündür,duyarlı,araştırıcı, demokrat ve bilhassa çok şefkatlidirler.
Az yerler,sebze ve meyveyi, özellikle abur cuburu çok severler,korkmayın karaciğerleri bunları kaldıracak kadar sağlamdır.Onlara karşı çok dikkatli olmalısınız, mesela;aldatmak için hayır demeyin,yalan söylemeyin yutmazlar,sizin niçin böyle söylediğinizi bilirler.Hele bir de sevdiğinizi belirtip sonra da saygısız,kaba,dayakçı olursanız bir daha size güven duymazlar.Yemek yerken bile seçenekleri sunun,iki yemeğiniz varsa ya da iki tür yiyecek aldıysanız,hangisini istediğini sorun,öyle ıspanak ye de kuvvetlen filan bunları bırakın.
Onları dinleyin,çok içtendirler,yalan söylemezler. Dört yaşına kadar dikkatle izler ve dinlerseniz,en çok da rüyalarını iyi analiz ederseniz geçmiş yaşamlarını anlattıklarını görürsünüz.Gözlerinin içine derin derin bakınca çocuk değil yaşlı olduklarını anlarsınız.
Üzgün,hasta,çaresiz bir çocuğa hiçbir şey yapmadan öylece baksalar bile şifa verecek etkinlik ve yetkinliğe sahiptirler.Kendilerine en iyi gelecek şey ise gelecekte yemeklerinin çoğunun oluşturacak olan deniz yosunudur,bir tutam yosunu odasının bir köşesine asın,bir süre sonra sakinleşeceklerdir.Çocuklarınız olmayı gerçekleştiren ve yeniden güçlenmesi kaçınılmaz olan sevgi,barış ve mutluluğun çocukları ve gençleridir.Bizim üç boyutlu yaşamımız sona ermiştir,onlar dördüncü boyutun ilk halkalarıdır.(3)

100

Bölüm:7

Y E R D E Ğ İ Ş T İ R M E N



“Can vermek ne demektir ?
Allah’a güvenmektir.”
İkbal
Kaçınılmazlık
Dünyada her varlık ,daha büyük bir varlığın parçasıdır ve daha ufak varlıklarından oluşmuştur.Bu minik varlıklardan kimileri ölse de büyük varlık ölmez. Bedenimizde gelişen milyonlarca varlığın,ne zaman doğduğunu ve ne zaman öleceğini bilemeyiz.İnsan da tıpkı bunlar gibi daha üstün bilincin kontrolünde,ne zaman doğup öleceğini bilemez.(37) Kaldı ki hiç kimse fiziksel boyutta yapması gerekenleri tamamlamadan ölmez.Ayrıca hiçbir ölüm de ziyan olmaz Her ölüm gidene de kalanlara da bir mesaj verir. Bu mesajı bulup yararlanmak geride kalanların sorumluluğudur.(56)

“Ölümü düşünenin
yaşamı kısalır.”
Tolstoy
Kıl Payı Dönenler
Kesilip atılan saçlarla,tırnaklarla insan ölmez. Kol ve bacaklarını kaybedince de.Böylece beden yok olunca da ölmez.Ya yeniden dünyaya döner ya da başka bir gelişme yerine gider.(37) Bizde insanlar,ölümden sonraki yaşama sadece ahiret olarak bakar.Daha ötesiyle pek ilgilenmez.Dünyada da öbür tarafa ! giderken kıl payı geri dönenlerin ve hipnozla uyutulup önceki yaşamlarını anlatan insanların söylediklerine,daha düne kadar gülüp geçilir ve ciddiye alınmazdı.Ancak son yıllarda örneğin Amerikadaki üniversite öğretim üyeleri düzeyinde yapılan araştırmalarda elde edilen şu iki sonuç gidişatı tersine çevirmiştir. Birincisi “parapsikolojik olayların,artık mutlaka psikoloji bilmi içine girmelidir” kararının belirginleşmesi ,ikincisi”bu bilgilerin hastaları iyileştirme çalışmaları sırasında kullanılmalıdır” yolunun açılması,yani bu bilgilerin önemi daha yeni yeni anlaşılmaktadır.

“Ölüm anı şenlik gibi olmalıdır,
korku saatleri değil.Doğarken
ağlamıştım,ölürken güleceğim.”
Maharaj
Korktuğun Şey
Öte yandan bilinçaltı(öz varlık),hiçbir şeyin kendini yok edemeyeceğini bilir,korkacak bir şey yoktur.Oysa ego(sahte bilinç) kendini bedenle ifade edebildiği için açlık,susuzluk,hastalık,ölüm gibi acı verici deneyimlerin anılarıyla perdeler.(30)
Hindistan’ın ünlü bilgesi Maharaj,”Ben O’yum” adlı kitabında şunları söyler:”Siz,asla doğmadınız ve ölecek de değilsiniz.Ama siz belli tarihte ve yerde doğduğunuza ve özel bedenin size ait olduğuna inanıyorsanız ,yanılıyorsunuz gerçekte siz içte ve ötedesiniz. Ölümden ne olduğunu bilmediğinizden korkarsınız.Sıradan insanlar böyledir.Onlar değişim istemezler.”


101

”Oysa bilge hiç korkmaz,o şunu bilir;hayat vardır,onun içinde değişim ve ölüm yoktur.Ölüm zaman ve uzay içinde bir değişim gibi görünür.Zamanın ve uzayın olmadığı yerde ölüm nasıl olur ? Süreklilikte bir kesinti olmadan yeniden doğuş
nasıl olabilirdi ? Ölüm olmadıkça yenilenme olabilir mi ? Ego,daha sonra ne olacak diye seni kaygılandırır durur”.
” Halbuki daha sonra endişesine gerek yok.Her zaman daha sonrası vardır.Hayat başlamaz ve son bulmaz,o değişmez olandır,devinir; anlıktır ama kalıcıdır.Öylece yaşam her bir formu(biçimi) ağzına kadar doldurur ve form işlemez hale geldiğinde geri döner.Ölümle yalnız beden ölür.Yaşam,bilinç yani gerçek ölmez;hayat asla ölümden sonraki kadar canlı değildir”.
“Ölümden korkmamak,kendinizi ne kadar çok bilmenize bağlıdır.Doğmuş olduğuna inanan kimse ölümden çok korkar.Beden yaşamanın peşindedir.Hayatın bedene ihtiyacı yoktur,bedendir hayata muhtaç olan.Uzun ve verimli bir hayat yaşadıktan sonra ölmek gereksinimi duyarsınız.Başlangıç ya da son diye bir şey yoktur.Bunlar zamanla bağımlıdır,zaman ötesi varlık tümüyle şimdidedir.Hiçbir şey ölmez.Beden sadece hayal edilmiştir.Zaman sona ermiş,zaman ölmüştür.”

“ Birçok kişi, ölümlerinden hemen
öncesine kadar,yaşamın gerçek anlamını
keşfedemez.Yaşamın amacı,amaçlı bir
yaşamdır.Öleceğim zaman tam anlamıyla
kullanılmış olmayı arzuluyorum”
B.Shaw

Ölen Habersiz
“Her hasta,her yaralı, ya da ayrılma anı gelmiş her kişi,bütün sıkıntı ve acılarından kurtulur,adeta sağlıklı hale gelir.Halk bu hale bir ad takmıştır;”ölüm iyiliği!” Eğer insan sadece maddeden,bedenden oluşsaydı,ölüm yaklaştıkça fiziksel baskıların örneğin acı, ağrı,nefes darlığının artması ve hastanın iyice ağırlaşması,kısa süreli de olsa düzelmenin görülmemesi gerekirdi2.
“Gerçekte yaşananlar bunun tam tersini göstermektedir ki bu ruhun varlığının matematikteki gibi adeta bir sağlama işlemi görevini üslenmektedir.Sonunda hastanın bilinci bulanmaya başlar.Bir uyuşukluk hali ,bir rahatlama görülür.Hasta ölüm korkusu olup olmadığını bile kavrayamaz.Ölenin hırıltıları,çırpınışları ölümle ilgili değildir.Onlar refleksin belirtileridir.Beden bu güzel,tatlı maddi olanaklar sunan dünyadan ayrılmak istemez ve direnir”.
“Kişi bu arada olan bitenin farkında bile değildir.Ruh bedenden kurtulma aşamasındadır, o anda kişiye fikri sorulsa çok rahat olduğunu ve yolundan engellenmemesini isteyecektir.Deneyimlerin öğrettiğine göre burada ruhun tek bir arzusu vardır; önünde açılmakta olan aleme doğru atmış olduğu adımları sıklaştırmak,kendisini ezen maddesel yükten bir an önce kurtulmak”…(58)

“Ölüm,yaşamın karşıtı değildir;
yaşamını karşıtı yoktur.Ölümün
karşıtı doğumdur ve o sonsuzdur.”
N.Donald Walsch


102

Hayat Kaybedilmez
“Şimdinin Gücü ve Dinginliğin Gücü” kitaplarının yazarı Eckhart Tolle’un ölümsüzlük düşünceleri herkese şapka çıkartacak kadar açık ve ilginçtir:”Hayatın kavramı, elbette ki düşünce tarafından yaratılmış başka bir sınırlı bakış açısı,başka bir göreceli gerçektir.Ama gerçekte; siz ve hayat bir olduğunuzdan ,aslında ‘sizin hayatınız’ diye bir şey yoktur.Bunu ego yaratır;hayatım…Eğer böyle bir şey varsa hayat ve benim’in ayrı şeyler olması gerekir ki bu aynı zamanda hayatımı kaybedebileceğim anlamına da gelir.Ölüm gerçek bir tehdit olarak görünmeye başlar.Ben hayatın kendisiyim,ben ve hayat tekiz.Bunun aksi olamaz.O halde hayatımı nasıl kaybedebilirim ? Zaten sahip olmadığım şeyi nasıl kaybedebilirim ?Bu imkansızdır !”

“Hiç kimse,zamanından önce
ölmüş sayılmaz.Çünkü sizden
arta kalan zaman da sizden önceki
zaman gibi,sizin değildir.Ondan da
bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.”
Montaigne

Canlı Ölü Farketmez
“Tam ölüm anını,kişinin bilmesi olanaksızdır.Son saniyeye kadar aklı başında da olsa yine öldüğünden haberi olmaz.Çünkü ruh bir anda ahirete geçiverir.Ruhun hayatı artık,zaman ve mekandan oluşan dünyada değildir.Bu nedenle kimse öldüğünü fark etmez”.
“Ölüm,uykudan uyanma biçiminde ahiretteki varlığın bilinçlenmesidir.Kişi ahirette zaman sözcüğüyle anlatılamayan bir hayat yaşar.Ölene artık beden gerekmez. Dünyadaki gelişime göre uyumu yapılır.Dünyayı unutur,hiçbir şeyi anımsamaz .Ahiretteki maddeler dünyadakilere benzemez,bu kişide çok büyük bir fark yaratır.Ölen tekrar ayrıldığı yerde bedenlenmişse,önceki yaşamını bilmediğinden bunun farkında bile değildir.Öyle
ki şu anda çevrenizdeki çoğu insan adeta ahiret hayatını(yani bilmem kaçıncı hayatını) yaşamaktadır; ama bunu bilmelerine olanak yoktur.”(15)

Karşılaşma Yok
Antik çağ bilgelerinden Epikür şöyle der:”Ölüm gelecek diye acı çekmek en büyük aptallıktır.Ölüm varken biz yokuz.Biz varken ölüm yoktur.Onunla hiç karşılaşmayacağız.”Olası ki daha sonraları Montaigne bu sözü şu biçime dönüştürmüş: ”Ölüm size ne sağken kötülük eder,ne ölüyken.Sağken etmez; çünkü yaşıyorsunuz,ölüyken etmez;çünkü yaşamıyorsunuz.”

“Yaşamınız boyunca,ölümden
sonra,ne olacağıyla ilgili düşüncelerinizin
gerçekleştiğini görürsünüz.”
Anonim
Işıklı Tünel
Her gün çeşitli olaylarda,kazalarda insanlar ölüm olayını deneyimler.Bu onların başına sadece son ayrılışta gelmez.Örneğin;”ben kaza sırasında uyuyordum,gözümü hastanede açtım;depremde ev çöktü,bayılmışım;sonra kimse var mı diye, bağıran birini duydum veya arabayla uçurumdan aşağıya düştüğümü hatırlıyorum ondan sonrası karanlık vb.

103

Böylece bilinçli olarak ölümün kapısından dönenlerin veya bir süre kendinden geçenlerin anlattıkları hep birbirine benzer.Önce karanlık,sonra ışıklı bir tünel,saydam ve sevecen varlıklar,müzik,akıl almaz manzaralar ,onu karşılayan tanıdıklar,”o parlak ışığı geç diyenler,o parlak ışığı geçme,geçersen bir daha dünyaya dönemezsin!” fikrini telepatik yolla(bağlantısız algılamayla,konuşmadan) hissetirenler vb.
Son araştırmalar bunları gören kişilerin rüya evresine girerek bunları yaşadıkları saptanmıştır. Hareket edemedikleri için kendini bir başkasının bedeniyle, dışarıda ışıklar sarmış bir biçimde algılamaktadırlar ve bütün bunlar zihnin bir oyunu gibidir.Ölümde beden bırakıldığı için ruh,zihinle birliktedir,onunla işi halen bitmemiştir bu nedenle ruh zihni bırakmaz .Bilinçaltı,kendi bedeninin orada kıpırdamadan
yattığını görür,ayrıca bedeninin her yerde dolaşabildiği,uçabildiği fark eder.Hatta nereyi düşünürse orada oluverdiğini de anlar.
Bu deneyimi yaşayanların hep aynı ya da birbirine çok benzer şeyleri anlatmalarının nedeni ise öte aleme geçmek için herkesin,aynı enerji alanlarından geçme zorunluluğundan olduğu sanılmaktadır.Ölümden dönenlerin,ortak olarak hissettikleri iki şey daha vardır.Biri sevgiye yeterince yer ve önem vermediklerini vurgulayarak artık herkesi seveceklerini belirtmek,diğeri ise öte dünyaların yollarında spritüel ya da parapsikolojik olarak isimlendirilebilecek bilgiler öncelikli olmak üzere,her konuda bilgiye çok gereksinim duyulduğunu belirtmeleridir.



“Ömür,azlığından dolayı değerlidir.”
Nizami

Tünelden Dönenler
Doktor Atwater’in gözlemlerine göre,ölümün eşiğinden dönenlerde, hani şu benliğimizi anlattığı sanılan beyaz çok parlak ışığı geçmeyip,hayata geri gelenlerde şu olağanüstü değişiklikler olmaktadır.
Bu değişikliklere olasılıkları da ekleyip aktaralım. Kişilerin daha önce,ışıkla bir alıp veremedikleri yokken şimdi,ışığa ve sese karşı aşırı duyarlı duruma gelmektedirler.Anlaşılan o ki gözler ruhun kapısı olduğundan ışık kişileri çok etkilemektedir.
Kimi bilim adamlarına göre bu evrede düşünce ışık gibi görünmektedir.Sesin çok etkili olması da bugün kulakların duyma işlevini nasıl becerdiğini bildiğimizden yanıtlamak daha kolay olmaktadır.Şöyle ki sol kulak duygu ve ses tonuna yoğunlaşmakta,sağ kulak ise olayı mantıksal ve sebep-sonuç ilişkisi açısından değerlendirmektedir.Kişi dünyadan farklı olduğunu anladığından sesleri elbette ki can kulağıyla ve bilhassa sağ kulağıyla dinlemekte,her sese dünyadakinden farklı bir ilgi hatta aşırı odaklanma göstermektedir.
Cinsel istek en başta olmak üzere enerji artımı görülür.Demek tam bir şarj yaşanıyor,insanın her şeyi doluyor.Bedenlerinin biyolojik saatleri değişmektedir, uyku,yemek vb. Bu,ışığı atlamak üzere olanlarda değil,ışığa gerçekten yaklaşan yaşlılarda da görülür.
Uykular bölünür,sabaha karşı saat üçte uyanılır,hep bunlar yeni bir enerjiyle tanışma vaktinin yaklaştığının belirtileridir.Bir tür tazelenmedir,ikinci bahardır,son gençleşmelerdir!
Yine ölümün eşiğinden dönenlerde tansiyon düşmekte,damarlardaki tıkanıklıklar azalmaktadır. Arabaların motorunu rektefiye etmek(yenilemek) gibi bir durum doğuyor,yani bir anda,orada kişi hastalıklarından arınıp dönmektedir.Nasıl olur
104

derseniz,yanıt şurada bu kişilerde diğer bir değişiklik de ilaç içmekten kaçınmak olmaktadır. E,beden gençleşmiş ilacı ne yapsın ?
Yine bu deneyimi yaşayanlar elektriğe karşı çok duyarlı olmaktadırlar,bunun yorumu şöyle yapılabilir, enerjileri o kadar yüksek düzeylere ulaşmıştır ki artık bir enerjiye gereksinimleri kalmamıştır.Pilleri iyice dolmuştur!
Çok kolay anlaşılır bir değişiklik de saat takmaktan ve saate bakmaktan vazgeçmeleridir. Bu,belki de en ilginç değişikliktir;çünkü öte dünyada zamanın olmadığının kanıtı gibidir.
Ayrıca bu insanlar çok iyimser,sakin ve mutlu bir insana dönüşmektedir. Görüldüğü gibi o kısacık anda kişi adeta eğitilmekte,nasıl bir insan olması gerektiği öğretilmektedir. Dünyaya dönüyorsun,hiç olmazsa sağlıklı dön,kendine çekidüzen ver deniyor ! Hırslı,kızgın,doyumsuz,mutsuz vb özellikleri olanların mutlaka bu dönüşü yaşamaları gerekir.
Prof. Mori’nin dediği gibi;bir defa nasıl ölündüğünü öğrendiğinde nasıl yaşanması gerektiğini de öğrenirsin !”


“Bir insan bilgiden alabileceği
kadarını alır.Her şeyi biliyorum
sananlar,önce her şeyi;sonra da
hiçbir şeyi bilmediklerini
kavrayarak yükselirler.”
Dr.Bedri Ruhselman

Kararlaştırma
               Amerikalı yazar N.Donald Walsach,”Tanrıyla Sohbet-4” kitabında öbür tarafa geçiş ya da tekrar bu tarafa dönüşün evrelerini ve o anlarda yaşananları şöyle betimler:
“ Birinci evrede kişi,bedeninden ayrıldığını ;ama yaşamın devam ettiğini anlar ve bir yolunu şaşırmışlık duygusu hisseder.
      İkinci evrede kişi bireysel farklılıklarını yaşar.İnançları doğrultusunda ne bekliyorsa onu deneyimler.Dünyadan gelirken ölüm sonrası yaşama inanarak gelmiş ve yargılanma istiyorsa,onun sonucuna göre;ya iyi bir hayata ya da sıkıntılı bir döneme girer.
Ancak ölümden sonraki hayatta acı çekme diye bir şey olmayacağından sıkıntılar,kişiye illizyon (yanılsama) biçiminde,dışarıdan bir gözlemciymiş gibi sunulur.Kişi affedilmek için acı çekmesi gerektiğine inansa bile,ruhun genişleyebilen açısından bakıldığında anlamını yitirir.Çünkü ruh böyle bir deneyimden kazanmak istediğinden fazlasını bildiğinin farkında olur.Bu,sihirbazın kendi gösterisini sadece kendisine sergilemesi gibidir.
Kişi tekrar bedenlenmeye inanarak gelmişse onun hazırlıkları yapılır,geldiği hayattan kısa parçalar enstantaneler (hızla geçen bir tür filmler) izlettirilir.Kişi de bunların ikisi de yoksa yani hiçbir şeye inanmadan geldiyse, ”hiçbir şeyi! “ deneyimlemeye başlar.Kısaca dünyadayken kendini yetiştirmemiş ve her şeye,öteki hayatlara “fasa fiso” demişse orada da “fasa fisoyu yaşar,bu da sıkıntı türüdür!
Üçüncü evrede,insan özle yani dünyadayken inandığı Yaradanıyla birleşerek olağanüstü bir deneyim yaşar.Tanrı’ya inanmayanlar bunu yaşayamaz; tıpkı yaşarken hissedemedikleri gibi.

105

Kişiye bundan sonraki kararlarında yardımcı olsun diye, bütün hayatları televizyon dizisi gibi ;ama dünyadan daha canlı bir biçimde en ince ayrıntısına kadar
gösterilir ve burada kalıp bir üst spritüel yaşama mı,yoksa tekrar dünya ya da benzeri bir yere mi bedenlemeyi istediği aşamasında olduğu ve buna karar vermesi gerektiği bildirilir.Yani ölüm,siz tamam deyinceye kadar tamamlanmaz.Evrim sonsuzdur,yaşar,ölür, doğarsın ;bu böyle sürer gider.Kimileri geldiği yerin bedenini seçerek döner,ustalaşır;kimileri başka bir gelişme yerini tercih eder.Ama hiçbir yerde sonsuza dek kalamazsın,hep devinim,gelişme…


“Olgunlaşan her şey,ölmek ister;
yaşamak isteyen ham olandır.”
Neitzche

Kimse Kondurmaz
Nasıl ki su molekülü (H2 O) atomlarına ayrıldığında artık su değildir;ama varlıklarını oksijen ve hidrojen olarak başka varlıklarda sürdürür,beden de ruhtan ayrılır,ancak yaşar.
Toprakta ufalanır,yenir,yutulur ne var ki o da hayatını devam ettirir,tıpkı suyun atomları gibi…(59)
İnsan bilinen anlamda ne doğumun ne de ölümün olmadığını;yaşamın ilk yaradılış anında başladığını;bu anı ise zaman kavramıyla açıklamanın olanağı bulunmadığını anlamalı ve buna inanacak düzeye ulaşmalıdır.(37)
Heidegger ‘in saptaması çok ilginçtir:”Kişi başkalarının ölümünü yaşar. Mezarlıklara gider;ama bilinçsizce ölümün hep başkalarının başına gelen bir şey olarak,algı yanılsaması yaşar. Kişinin ölerek enerji değişimine uğraması hayal ötesidir.Kimse kendi ölümüne inanmaz ya da bilinçsizce,ölmeyeceğine inanır.Bu,tamamen,Tanrı’nın insanlara yaşattığı bir olgudur.Böyle olmasaydı veya örneğin öleceğimiz zamanı bilerek yaşamayı beceremezdik.Yalnız,bilinçli inanç sahibi bir insan,ibadetinin güvencesinde ölüm korkusunu yener”.(59)

“Düşünürsek biz ölümden korkmamak gelir zira;
Yerin altında üstünden ziyade akrabamız vardır.”
Şair Eşref

İnananlara
Değerli düşünür Y.Nuri Öztürk, “Kur’an’ı Anlamaya Doğru”adlı olağanüstü eserinde şöyle der:” Kur’an tarafından dikkate sunulan daha ileri bir aşama vardır.Kozmik şuur (evrensel bilinç) ve kozmik birlik.Kur’an varlığın ve realitenin birliğini esas aldığı için sorumluluğu da onuru da kozmik boyutta düşünür.İnsan bu sorumluluğun gereklerine saygı göstermelidir”.
“İnsanın hikayesi doğumla başlamadığı için ,ölümle bitmiyor. İnsan metahistorik(tarih,zaman öncesi) bir varlıktır.Onun başlangıcı zaman öncesiydi ve hayatı ölümle bitmeyecektir.Kuran’ın ifadesiyle insan,Allah’tan gelmiştir, Allah’a gidecektir.Allah ölümsüz olduğuna göre,insan da ölümsüzdür.Evrensel ve kozmik şuur işte bu insan anlayışının sonucudur”.


106

“Evet ,Kuran’ı gerçekten okuyabilenler fark ederler ki çağımız evrensellik ufkundan,idrak (anlayış,akıl erdirme) ufkuna yükselmenin sancıları içindedir.Göklerde sesler,ötelerde senfoniler var.İnsan dünya denen yuvarlağa sığacak kadar zavallı değildir.”


“Ölüm güzel şey,budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber ?”                
N.Fazıl Kısakürek
                    
Hep Bir Üste
Dünyada bulabilme olanağı olmayan şey,sonsuzluktur;fakat bu dünyadaki yaşam, sizi sonsuzluk içersinde yüceltmeye hazırlar.Çünkü hayat,ruhu değerlendirmek için vardır. Dünya okulu,bundan sonraki yaşamınız için bize en önemli dersleri sunar .
Mark Twain şöyle der ; “Eğitim her şeydir.Şeftali bir zamanlar acı bir bademdi;karnabahar,üniversite eğitimi almış bir lahanadan başka bir şey değildir.”
“Doğumu nasıl hatırlamıyorsak,ölümü de öyle hatırlamayız.Çünkü bunlar otomatik yardımlarla gerçekleşir.Ancak madde peşinde koşan,ve madde etkileri altında olan insanlar bunu kavrayamazlar.Her olayın manevi bir yardım olduğunu ve tek başına bir olayın bulunmadığını ,diğer olaylarla sımsıkı bağlı olduğunu bilinçleri yükseldikçe derece derece anlamaya başlarlar”.(15)


“Ey yaşam! Ölüme şükret,
seni onun yüzünden seviyoruz.”
Seneca
Korkma Sönmez
“ Ölümle birlikte bilgelik gelir.Fiziksel bedenin bırakılmasıyla tümüyle yeni bir bilgi boyutu önünüzde açılır.Karada,havada ve suda milyonlarca değişik türde      varlık, elektromanyetik devreler halinde kopyalanıp üretilmiştir2.
Amaç nedir ? Hintliler buna ‘lila’ (Tanrı’nın bir tür oyunu) der.Üretilenler kısa bir zaman sonra ölür.” İnsan ve diğer türlerin herhangi birine bir ad bir kimlik verirseniz,onun bilincinin, kendini o biçimde anlatan Tanrı’nın özü olduğunu unutursanız,kaybettiğiniz de üzülürsünüz”.(41)
“İnsanların tamamına yakını,doğmadan önce neydiler,neredeydiler,neler yaptılar bunlarla ilgilenmez;tek düşündükleri şey öldükten sonra ne olacaklarıdır !Yaşam sonsuzdur, bir defa elde ettin mi sonsuza kadar senindir.Yaşam,ölümü tanımaz,yaşam ölümden korkmaz. Yaşamın ne olduğunu anladığın anda ölüm yoktur.Hala ölümden korkuyorsan,şunu iyi bil ki sen daha yaşamadın! Ölüm yalnızca bilgisizlik sayesinde var olur.Yaşama tanıklık eden biri ölüme de tanıklık edebilir”.
”Yaşamın en yüksek noktası ölümdür.Korkarsan bunu ıskalarsın; oysa ölüm en büyük orgazmdır.Unutmayın ölümden korkan seksten de korkar;çünkü ona çok yakındır. Ölümün ne olduğunu bilirsen onu coşku içinde karşılarsın, kucaklarsın.Bütün yaşamınız boyunca gösterdiğiniz çabalar sonuca ulaşmıştır,uğraşılar meyve vermiş,yolculuk sona ermiştir.Ölümde ölmezsin sadece beyin ve beyin aracılığıyla verilen enerji boşalır sen de evine dönersin”.(40)





107

“Batmayı gördün ya,doğmayı da
seyret.Güneş’le Ay’a batmaktan
ne zarar gelir ki ? Yere hangi
tohum ekildi de bitmedi,yeşermedi ?
Neden insan tohumuna gelince,
bitmeyecek ,yetişmeyecek
sanısına kapılıyorsun” ?
Mevlana

Tırsıklar
Ölümlerini çabuklaştıranlar da vardır.Bunlar,kendilerini sevmez,nefret eder.Hayata küsmüştür,suçluluk ya da değersizlik duygusu içindedir.Bunların titreşimleri evrene yayılır,bütün varlıklar bu konuda uyarılır,ayrılmak isteyene yardım edilir ve ölüm gerçekleşir.
Schopenhauer şöyle der:” İnsanların çoğunun yaşamı öylesine bayağı,öylesine önemsizdir ki öldükleri zaman herhangi bir şey kaybettikleri söylenemez.”
“Değerli insanların karşılaştıkları olaylar daha az değerli insanların karşılaştıklarına benzemez.Çünkü insanın değeri artıkça onu daha yüksek değerlere ulaştıracak olaylarla karşılaşır.Bu olaylar geri kalmış ruhların göğüsleyemeyeceği kadar ağırdır.Bu yükü taşıyamayan kimi ruhlar,intihar ederek gelişiminden geri kalırlar”.(15)
Bilmeliler ki öbür tarafa geçmekle kurtuluş sağlanamamaktadır.Hani eskiden okullarda “takıntılı,borçlu sınıf geçme” gibi durumlar vardı,tıpkı onun gibi.Onlar başaramadıkları dersi becerme zorunluluğundan kurtulamayacaklardır ! Sorunlarını çözemedikleri için,bir üst sınıfa geçmek yok,kaldıkları yerden aynen devam…


“Hiçbir akıllı insan,
genç olmayı istemez.”
Jonathan Siwift
Yaşlılık
Beden, planı gereği yaşayınca artık o bedene gereksinimi kalmaz.O, bu bedenden yararlanamaz,değişmesi gerekir,yeni düzeyine ve planına göre bedenlenmesi gerekir. Sürüngen hayvanların deri,kabuk değiştirmeleri gibi…
Bu nedenle yaşlanmak korkulası değil,kutlanması gereken bir şeydir.Korkulması gereken şeylerin gerçekleşmesini önlemenin yolu yaşlanmayı kucaklamaktır.Bunamalar ve azheimer vb hastalıklarda çocuk gibi olmanız asıl özelliktir.Bunlar bu çocuk saflığıyla perdenin her iki tarafıyla da rahatlıkla ilişki kurabilirler.
Yaşamın sonuna doğru beden buruşur,çünkü ruh güzelleşmektedir.İhtiyarladıkça yaşamın sonu yaklaştığından herkes birden spritüaliteye,öte dünya bilgilerine yönelir.Bu,adeta ruha geri dönmektir.(15-54)
Sanmayın ki ölüm yaklaştı diye ihtiyarlar mutsuzdur ! Amerikalı Dr.Pond Locey yaptığı araştırmada : “Altmış sekiz yaş ortalamasındaki yaşlıları,otuz bir yaş
ortalamasındaki gruptan daha mutlu bulmuştur. Nedenleri yaşlılarda gelecek kaygısının olmayışı ve yaşamlarının büyük bir bölümünü geride bırakmalarıdır.”


108

Bir yaklaşıma göre gençler,yaşlılara saygı duyarlar;ancak onları sevmezler. Nedenini,güzelliğine güvenen kıza seslenen türkü çok iyi anlatır:”Kara kaş gözlerin elmas,bu güzellik sende de kalmaz,anana bak gör halini !”
Kişinin yepyeni bir bedene kavuşması için bu iki ömür arasına bir “ara verme-devre arası-mola” gibi bir dönemin girmesi gerekir,işte bu aralığa ölüm denir.Yani
gelişmenin sürmesi için ölüm zorunludur.Halk bunu çok güzel anlatır:”Az yaşa,çok yaşa akıbet(ölüm)gelir başa.”Bu sert söylemi Longfellow birazcık yumuşatmış ve şöyle demiş: ”Gençler ölebilir;ama yaşlılar ölmelidir.”

“Ölüm son uyku değil,
son uyanıştır.”
Walter Scott

Yaşlılık Fıkrası
“Uzun zamandır Dursun’la Temel birbirini görmemiştir.Karşılaştıklarında
Dursun başlamış anlatmaya:’Ula Temel,artuk yaşlanduk,ayaklarum,kollarum,başum
anlayacağun her tarafum ağriyi.E,sen nasılsın bakalum ?’Temel yanıt verir: ‘Eyiyum,eyiyum
anamdan doğduğum ilk günkü gibiyum.Başumda saçum yok,ağzumda dişum yok,altuma yapayrum,haberum yok!”

“Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha,
Güzelim dünya elveda ve merhaba kainat.”
Nazım Hikmet

Herkes Yolcu
Bir TV programında Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu Hoca ,konuklara şöyle sordu: “İçinizde ölümcül bir hastalığı olan var mı ?” Herkesten topluca şu yanıt geldi:”Yok,yok ! “ Buna hocanın yanıtı :“Şu anda,doğmuş ve yaşamakta olan altı milyar insanın başına kaçınılmaz olarak gelecek tek şey ölüm değil mi ? Öleceğimiz belliyse ,hepimizin ölümcül bu
hastalığı olduğu da açık değil midir ?”
“Son araştırmalara göre,bütün hastalıkların çaresi bulunsa bile seksen beş yaş dolayına kadar yaşanabilir,genetik sınır budur.Bu yaşlarda ölen 200 kadar kişiye otopsi yapılmış;ama hiçbir hastalık bulunamamıştır.Teoriye göre yaşlılık, hücrelerin DNA’ları sayfa sayfa okumalarının sonucudur.Hücre bu okumayı mutlu bir şekilde yaparsa ömür uzar,dışarıdan gelen yıpratıcılarla uğraşısı zorlaşırsa çöker ve ölüm oluşur.İhtiyarlık cümlesinin noktası ölümdür”.(60)
Yine çok ilginçbir sava göre,nasıl yaşamımız oksijene bağlıysa,ölümümüz de serbest radikal oksijenler nedeniyle olmaktadır.Erken yaşlanıp,ölmeyi önlemenin bir tek yolu vardır,o da az yemek.Yaşamın sırrı budur.Yiyecek az olunca, hücrelerde daha az oksijen yakılmakta ve buna bağlı olarak daha az kalori harcanmaktadır. Böylece oksijen yanmasıyla ortaya çıkacak kirlenme en aza inmekte ve yaşam uzamaktadır. On,on beş yıl içinde bunun ilacının da çıkması olası görülmektedir.


“Dünyadaki misyonunuzun(görevinizin)
sona erip ermediğini anlamak için
işte size bir test:Yaşıyorsanız sona
ermemiştir.” Richard Bahc

109


“Ölülerinizi güzelliklerle
anınız;iyiliklerinden söz
ediniz”.
Hz.Muhammet

Gidenlere Selam
Sayın Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk’ün ,düşüncelere ışık tutan “Din ve Fıtrat” adlı kitabına ölüm konusunda şöyle der:”Burada verilmek istenen basit bir nezaket ve ahlak kuralı değildir.Ölüler üç boyutlu dünyamızdan ayrılarak,artık yalnız güzelin ve iyinin egemen olduğu başka bir dünyaya göç etmişlerdir.Onların kötülüklerle ilgileri söz konusu değildir. Onlar artık kötüyü ve kötülüğü bilmiyorlar.Çünkü bulundukları alemde ihtiras yok,didişme, çekişme yok.Onların bulunduğu ortamda insan yalnızca ,olanı fark ediyor,kendi elinin ürünlerini değil.Onlar ise güzeldir”.
”Ölüm bir yok oluş değil,bir boyut değiştirme olayıdır.Ne demek yok olmak ? Varlıkta en değersiz varlıklar bile yok olmuyor,yalnızca biçim ve boyut değiştiriyor.Gelişimi milyarlarca yıl sürmüş bir varlığın yok olmasını düşünmek saçmalık değil de nedir ? Hangi yer ve zaman insanı yutup eritebilir ki,yok olmaktan söz edelim”.
“Çamura karışmış bir çekirdeğin bile kaybolmasına izin vermeyen yaradılış düzeni,özünde evrene sığmayan özlem ve ayrılıkları taşıyan insanı yutup yok etmelerine nasıl seyirci kalır ? İnsan yok olmak için değil,üç boyutlu dünyaya sığmayan özlem ve arzularına yeni koşu alanları bulmak için bu dünyadan ayrılıyor.Hz.Peygambere göre; bedenlerimiz bizim bineklerimizdir,ölenler yalnızca bu dünyadan başka bir dünyaya göç ederler.O halde göçme başka, ölüm başkadır.”

“Canı,can vererek
satın almamışsın ki
değerini bilesin.”
Nizami

Huzur
“Öldükten sonra tamamlanmamış olmak olası değildir.Ama bilinçli olarak bunun farkında olmamak mümkündür.Örneğin huzur,tamamlanmış olduğunuzun bilinçli göstergesidir.Artık yapacak bir şeyinizin kalmamasıdır.Tamamlanmış,bitmiş,dönmeye
hazır”…
“Ölüm de dahil,hayatın her olayını bir armağan olarak bakarsan,onu sana hizmet eden,seni hazza doğru yönlendiren bir hazine olarak görürsün.Ama her şeye trajedi olarak bakarsan,sonsuza kadar yas tutarsın.Bundan kazanacağın bir şey de yoktur”.
İnsanlar üç boyutta bildiklerini bilirler ve yarattıklarını yaratırlar.Bilinçaltı,bilinç ve süperbilincin (ruhunuzun daha büyük planlarını tuttuğu parçanızın) ortaklaşa bir ürünüdür.Bir ruh süperbilinç boyutunda bu hayatta tamamlandığını bilebilir;ama bilinçaltı ve bilinç boyutunda bunun farkında olmayabilir.Yaşarken bu üç bilince de ibadetle, duayla, meditasyonla,dansla ulaşanlar çoktur.Kimileri ise bu hale,ancak ölüm anında ulaşabilir”.(22)




110

“Çoğunuz gerçekte ölümden
korkmazsınız;asıl korkunuz
gerçek anlamda yaşamamış
olmaktır.”
Robin Sharma


Uyarı
“Gençken ve önünüzde uzanan koca bir
hayat varken,onu ertelemeye yönelirsiniz.
Hayatınızın sonunda, çok önemli olduğunu
düşündüğünüz şeylerin aslında çok önemsiz
ve çok önemsiz gördüğünüz şeylerin ise, en
önemli şeyler olduğunu anlayacaksınız…
Siz öldüğünüzde,ardınızdan kim ağlayacak?
Bu gezegenden gitme ayrıcalığına ulaştığınız
zaman,kaç yaşamı etkilemiş olacaksınız? Sizi izleyen
nesiller üzerinde nasıl bir etki bırakacaksınız?”
Robin Sharma

111

Bölüm:8

Ö T E D Ü N Y A L A R I N

“İnsanlar,daha bu dünyaya gelmeden önce,
yani ilk kuruluş,doğuş anında
(kalubelada)Allah’a O’nu
tanıyacaklarına ilişkin söz verip
bir anlaşma yapmışlardır.”
İbn Mansur

Hep Devam
Dünyada son keşiflerin yapıldığı Afrika ve Avustralya’da dünya kurulalı beri dışarıdan gelen hiçbir kimseyle karşılaşmamış,konuşmamış kabile insanlarında da bir Tanrı inancı olduğu anlaşılmıştır.
”Kur’an’a göre ise Allah’ı bilme yeteneği,her insanda vardır;çünkü insanın içine konulmuştur.”Sayın Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk”400 Soruda İslamiyet” adlı ilginç eserinde ahiret için şunları söyler:”Ahiret,bulunduğunuz anın ardından gelen,zaman ve içinde bulunduğumuz boyutun üstündeki boyut demektir.En geniş anlamında hayatın ve oluşun sürekliliğine iman demektir.Ölümün ardından benliğimiz “Berzah “denen ölüm-ahiret arası yaşanan bir yere,bir aleme geçer.Olası ki bu, bir tür rüya benzeri hayattır.Evrensel kompütür dünyadaki yaptıklarımıza göre,yeni gelişme olanağınızı saptar.Yani kesin olarak gelişme hiç aksamadan orada da devam eder.Ahiret tek diyemeyiz,ahiretler sonsuz sayıdadır; çünkü gelişme aşamaları sonsuzdur.Kur’an;’gelecek,geçmişten daha hayırlıdır.”
“Yani gidiş süreklidir ve daha iyiye,daha kusursuza doğrudur.Ahiret inancı olmayan bir sistem din olamaz.İnsanı,dünyadaki hikayesiyle burada bitirmek doyurmaz.İnsan,dünya planından önceleri bulunan ve sonraları da olacak olan bir varlıktır.”
“Hıristiyanlar arasında, insanın ölümsüz olduğuna ilişkin düşünceleri olanlar;”var olan elektrik gibi,ışık gibi bir şeyin yok olmayacağını,biçim değiştirse de ruhun ve canın yaşamaya devam edeceğini bilirler.Yine,madde diye bir şeyin olmadığını,onun sadece fiziksel dünyada görüneni tanımlayan bir kavram olduğunun da farkındadırlar.”(18)

“İnanç,yaşamın gücüdür.”
Tolstoy
Ahiret
“Doğrusu Kur’an yaşadığımız boyutun ötesindeki planlarda hayatlar bulunduğunu, hatta insanlardan daha gelişmiş varlıkların yaşadığı planların var olduğunu kesinlikle anlatmaktadır.Buralarda ,orta çaplı bir gelişme yeri olan dünyanın ayak bağı koşullarından kurtulmuş ruhların çalışmalarda bulunacaklarını söylemek,çok doğaldır2.
“Peygamberimizden sonra kurumsal vahiy devam etmeyecektir.Ama bu, Yaratıcıyla insanın aracısız diyaloğunun bittiği anlamına gelmez.Kur’an’da ahiret,maddeli bir ortam olarak açıklanır.Burası manevi değeri fazla maddi gelişme yeri diye tanımlanabilir.Ayrıca hiç madde bulunmayan gelişme yerleri de vardır.Ahirette ruh hayal ettiğini önünde bulur,akışkan,saydam,ışıklı ve renkli olarak.Ruhun zamanla ilgisi yoktur,





112

çünkü ruh sınırlandırılamaz.Ruhun zamanla ilgisi sadece bedenle ilişki sırasındaki kadardır.Ruha,dünyada yaptıkları aynen; ama çok canlı olarak yaşatılır.Yanlışlardaki vicdan azabı dayanılmazdır. Dünyadakilere,ahiret ve ötesini kavratmak için somut gerçeklere gereksinim duyulur.Ahirette ise herhangi bir şeyi açıklamaya ihtiyaç yoktur; çünkü orada gerçeklere bilinçle kavrama kolaylığı vardır ve ona hak edişlerle ulaşılır2.(37)

“Her şey,kendinden başka
bir şeye açılan bir yol,bir kapı,
bir pencereden başka bir şey değildir.”
A.D.Saint Exuper

Neler Olabilir
“ Ahirete gitti dediğimizde,herhangi bir yere giden bir şey yoktur.O,yalnızca madde etkisinden kurtulmuştur.Ahiret,dünyadaki zaman ya da yer sözcükleriyle açıklanamaz; çünkü benzeri değildir.Ruh orada uzun ya da kısa kalır.Uykuda geçen bir zamanı bile maddi ölçülerle değerlendiremeyen insanlar; ahirette,uykudan uyanır gibi uzaklaşır ve yeni yerlerinde,önceki yaşamlarını unutmuş olarak,tekrar yaşamaya başlarlar2.
“Ahirette de buradaki gibi yaşam vardır.Bedenler farklıdır ve ahirette de zaman ,yer vb kavramların karşılığı vardır.Oraya geçen ruhun beden ve dünyayla ilişkisi kalmaz.Ancak birçok ruh,rüyalarını anımsayan insanlar gibi dünya hayatlarını hatırlar.O anda yayımladıkları manevi etkiler,o anımsanan insanın aklından geçer veya rüyasına girer2.
Ruh,ahirette oradaki enerjiye uyum sağlar.Örneğin orada yemeye gereksinimin olmayacağı ve onun yerini,adeta bir enerji gibi bilginin tutacağına ilişkin ipuçları vardır.Dünya hayatı üzüntülü bile olsa sevinçle anımsanır;çünkü orada ikilem,zıtlık yoktur,yalnızca olumluluk,iyilik ve güzellik vardır2.(37)

“Evinin başköşesinden
mezarın daha yakındır.”
Atasözü(Nogay)

Devamlı Öğrenci
Kur’an:”Göklerde ve yerde olan akıl sahibi varlıklar Allah’a secde ederler” der.Burada göklerde ve yerdekileri anlatmak için,diğer ayetlerin aksine ‘akıl sahibi varlıklar’ denilmektedir.Bundan da anlaşılır ki insan ya da insana benzer varlıklar göklerde de vardır.En azından bizim gökler diye adlandırdığımız üst alemlerde ölüm sonrası,insanın gelişimi devam etmektedir.(62)

“Düşünülecek üç şey var;
yaşam,ölüm ve sonsuzluk.”
Atasözü(Amerikan)







113

Dünya Deyip Geçme
“Dünyamız sanıldığı gibi geri bir okul değildir.İnsanlar gelişip ilerlediği için bu dünyada sınav hakkı kazanmışlardır.Başarılı olanların yeniden bedenlenip dünyaya dönmelerine gereksinimleri yoktur.Bu sınırı aşanlar bir üst plana geçer.Dünyada karşıt değerlerle (cimri-cömert vb)sınava girilir.Ancak iyiye ya da kötüye yönelme kişinin özgür iradesiyle olur”.
“ Ölenlerin bazıları karşıtsız gelişme yerlerinde sınava devam eder.Kimi dünyalarda ise kavramadan otomatik gelişilir,kimisinde de kavranarak gelişilir.Dünyamız her ikisinin de görüldüğü sınavları zor bir okuldur.Kavramak,sorumluluk alıp yerine getirmektir.Görev
kötüleri yok etmek değildir.Burada her şey olumlu,iyi olsaydı zaten dünyaya gerek kalmazdı Amaç karşı değerlerle sınavı geçmektir.”
“Dünyada karşılaşılan olayların bir bölümü kaçınılmazdır.Diğerleri amaca uygun olaylar olup biri,diğerinin yerine geçebilir.Koşulu ise ruhun elde etmesi gereken gelişimi sağlayabilmiş olabilmesinde gizlidir.Örneğin ölümlü bir olaya neden olmadan ,bir ruh eksiğini tamamlasın diye ,diğerine kötülük yapabilir;kötülük yapılanın da vicdanı açılabilir.Bir ruh kötü bir anne babaya bağlandı ve diyelim bir cinayet işledi.Sağ olduğu sürece bu kişi dünyadaki en müthiş acıyı çeker.Ancak katil öldüğünde bunun bir düzenlenme olduğunu anlar.Bu öldürme olayından ötürü cezalandırılmaz.(37)

“Her şey yok olduğu
zaman bile,gelecek vardır.”
Atasözü(Alman)

Perşembenin Gelişi                     
Şu anda dünyadaki yaşamınız,bir sonraki yaşamınızın bir göstergesidir.Yani kişi geleceğinin planını şimdiden     yapar.Buna kader ya da karma diyenler çoktur.İşte bunun aynısını ruh,siz doğmadan önce yapmış ve neleri deneyeceğini tasarlamıştır.İnsanlar,ilk düşünceye olabilir der de,ruhun planlı gelmesini bir türlü kabullenemez;çünkü onlar kendini bir beden olarak görür,ruh olarak değil.
Bu konuda Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk özetle şöyle der:”Fesatlık yapmadan,barış,iyilik ve güzellik içinde yaşayan insan,mutluluğa ve sonsuz kurtuluşa erer.Böyle bir kişi doğal olarak Allah’ın birliğine ve ahirete de iman eder.Bu insanlar,Yaratıcı Kudret yanında bir katılım, kaderin yazılması ve yaşanmasında Allah ile birlikte rol alırlar.Bu,Kur’andaki hilafet, yani insanın Allah’ın halifesi olma sırrıdır.”(66)
Dr.Bedri Ruhselman da bunun varlıklar için oluşturulmasını şu şekilde anlatır: ”İnsanlar sonraki yaşamlarının planını yaparken,otomatik olarak her türlü ilahi yardımı alır.Bunun bilincinde olanlar,gelişimleri sırasında hem bu dünyanın sıkıntılarını giderir hem de sonraki hayatlarının kolay geçmesinde önemli rol oynarlar.Bildiğiniz gibi yaşam,ruhu değerlendirmek içindir.Doğaldır ki bu planlama kurulunun içinde olma hakkı yalnızca insanlara verilmiştir”.
“Diğer iki tür canlı dediklerimizden bitkiler koparılınca,kesilince ya da kuruyunca acı benzeri bir şey hissetmez;çünkü ruhları(kavrayış yetenekleri)yoktur.Onlar da bir sonraki yaşamlarına (ahirete) gider ve yine bitki olarak bedenlenip geri döner.Hayvanların canı da





114

ruhu da olduğu için acı,açlık,tokluk,sevgi vb duyguları yaşar.Öte aleme gittiklerinde,bir önceki yaşamlarında yaptıkları ölçü alınarak,sahipliyseler onların düşünceleri doğrultusunda, tekrar daha iyi ya da kötü bir yaşam için bedenlenip geri dönebilirler.Hatta,şu anda çevrenizdeki hayvanların dış görünüşleri,bakımlılıkları ve ruhsal durumları mutlulukları bize,onların önceki hayatlarıyla ilgili doğru bilgiler verebilir.” İnsan dışındaki canlılar gelecekleri için bir planlamaya giremezler.”                

“Ölüme hazırlanan,iyi yaşamaya
hazırlanıyor demektir.”
Atasözü(Meksika)

Cennet-Cehennem
“Ali İmran suresinde cennetin genişliğinden bahsedilirken ’eni,gökler yerler kadar’ diye tanımlanmaktadır.Bunun tek ve tartışmasız anlamı cennetin sınırsızlığıdır.Sınırsızlık ise cenneti bir mekan olarak almamızı engeller.Buna dayanarak Muhammet İkbal‘in şu sözünü Kur’an düşüncesi adına altını çizerek verebiliriz:’Cennet ve cehennem,mekanlar(yer,konut)
değil hallerdir.(durum,vaziyet)’ Bu demektir ki herkesin cennet ve cehennemi, mekan olarak düşündüğü, bulunduğu yerde kurulur.Yani yer olarak cennet veya cehennem evrenin herhangi bir yerinde hazırlanıp sınırları çizilmiş,adresi belli bir yer değildir.Ancak her insan cennetini veya cehennemini yaşamaya başladığı anda kendisi için bir mekanı oluşmuş bulur”.(65)
”Ontolojik (varlık bilmiyle ilişkili) anlamda cennet diye bir yer belirlemeye onay vermeyen Kur’an her bireyin,akibetiyle yüz yüze geldiği anda cennet ve cehennemin mekanlığına onay vermektedir.O halde,cennet ve cehennemle ilgili betimlemeleri kapı,koltuk, bahçe,nehir vb yer anlatan söylemlerini,cennet konusunun az önce değindiğimiz temel ayetini göz önünde bulundurarak değerlendirmek gerekir.Ne cennet,evrenin herhangi bir yerinde nimetlerle donatılmış turistik bir tesistir ne de cehennem evrenin herhangi bir yerinde akıl almaz işkence aletleriyle donatılmış bir azaphane (ceza,sıkıntı,ezinç evi)…Cennet ve cehennem,her insanın bulunduğu yerde ve her an hazırlanabilen nimet ve ceza imkanıdır.”(65)
                              
“Ölmemen ne iyi,görmediğini
görürsün;bilmediğini öğrenirsin.”
Atasözü(Macar)

Durmak Yok
İnsanın öte dünyalarda ne yapacağını bilmesi elbette ki çok yararlı olacaktır. Bunun için herkesin sürekli bir öğrenme ve keşif halinde olması gerekir.Bu süreç durursa yaşlanmaya,düşünce ve inançlarımızda sabitleşmeye başlarız.İçsel gerçeğin arayıcısı için gerçekten bir dinlenme yeri bulunmaz.(49)








115

“Spritüel ilerlemenin koşulları;
kurtulmuşluk,bir rahatlık ve sevinç
hali,içte derin bir huzur,dışta bol
enerji.”
Maharaj

Maharaj’dan İki Yol
Uzun uygulamalar için vaktiniz ve enerjiniz yoksa işte size bir alternatif:Bu kitaplardaki iyi ve güzel sözlere inanıp güvenerek yeniden yaşayın ya da keder içinde yaşayıp
ölün.Öğüdün sadeliği ve basitliği sizi yanıltmasın.Masum ve basit olana güvenme cesaretine pek az kimse sahiptir.Unutmayın güven enerji getirir,güven ise deneyimle birlikte gelir.






YARARLANILAN KAYNAKLAR
(Kitabın Adı,Yazarı ya da hazırlayanı,Yayınevi)

1-Türkçe Sözlük,2 cilt,Türk Dil Kurumu
2-Cevap Veriyorum-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
3-İndigo Çocuklar-Lee Caroll-Jan Tober-AKAŞA
4-Tanrı Ne İster-N.Donald Walsch-GOA
5-Erkekler Neden Aramaz,Kadınlar Neden Unutmaz-Caroline Vimont-Dekolte
6-Tanrı Yanılgısı-Richard Dawkins-Kuzey
7-Varolmanın Gücü-Eckhart Tolle-AKAŞA
8-Ermiş,Sörfçü,Patron-Robin Sharma-GOA
9-Mıknatıs Eporec-1500-Altuğ Ticaret-(0212) 2634079-2635346-İstanbul
10-Kalpte Yaşamak-D.Melchizede-MİA
11-Reenkarnasyon-Ted Andrews-KOZMİK
12-Yaşam Enerjisi-Prof.Dr.Ahmet Maranki-Elmas Maranki-Mozaik
13-Tanrıyla Sohbet/2-N.Donald Walsch-…ÖTESİ
14-Kryon/2-Lee Caroll-AKAŞA
15-Şuurlu İnanç/1-A.Turhan Olgaç-BÜRO-TEK
16-Kryon/8-Lee Caroll-AKAŞA
17-Ruh ve Dünya-S.Mehmet Temizel-Arıtan
18-Ölüm Ötesi-Doleres Canon-AKAŞA
19-Dinginliğin Gücü-Eckhart Tolle-AKAŞA
20-Kur’an-ı Kerim Meali-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
21-Okuma Psikolojisi-Dr.Hamdi Kalyoncu-Dr.Fikriye Ovak-Marifet
22-Tanrıyla Sohbet/4-N.Donald Walsch-…ÖTESİ
23-Kuantum Düşünce Yöntemi-James J. Mapes-YAKAMOZ
24-Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi-Bill Bryson-BOYNER
25-Kur’anı Kerim Mucizeleri-Ahmet Başaran-Düşünce
26-Evrende Yolculuk/1-Ali Ant-Zambak
27-Tanrıyla Sohbet/1-N.Donald Walsch-…ÖTESİ
28-Tekrar Bağlantı-Dr.Eric Pearly-OVVO
29-Holistik Evren Tasarımı-Aydın Arıtan-Arıtan
30-Kuantum Düşünce Tekniği-Aydın Arıtan-Arıtan
31-Şimdinin Gücü-Eckhart Tolle-AKAŞA
32-Ben O’yum-S.N.Maharaj-AKAŞA
33-Sınırsız Güç-Anthony Robins-İnkılap
34-Kuantum Olumlama-R.Şanal-Arıtan
35-400 Soruda İslamiyet-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
36-Olumlu Yaşama Sanatı-Harod Sherman-Hayat
37-Şuurlu İnanç/Konferans,tebliğ,notlar,derlemeler.
38-Evrende Yolculuk/2-Ali Ant-Zambak
39-Ökültizm-M.Reşat Güner-EGE-META
40-Martıları Seven Adam-Osho-MİA
41-Ruhun Pusulası-Lynn A.Robinson-AKAŞA
42-Kryon/7-Lee Caroll-AKAŞA
43-Aile Bilgeliği-Robin Sharma-GEO
44-The Secret-Rhonda Byrne-MİA-OWO
45-Düşünce Gücüyle Tedavi-Luise L.Hay-Altın
46-Beyin Gücü-Nejat Sezik-Hayat
47-Bedeninizi Dinleyin-Debbie Shapiro-Yakamoz
48-Düş Öğretisi-Stefano E.D’Anna-ALTEO
49-Psikoregresyon-Dr.F.Rosetti-RM
50-Sırlar Kitabı-Deepak Chopra-OMEGA
51-Cevap Veriyorum/2 Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
52-Pozitif Enerji-Dr.Judith Orloff-Dr.Judith Orloff-DHARMA
53-Yaratıcı İmgeleme-Shakti Gavain-AKAŞA
54-Ruhsal Psikoloji-Steve Rother-AKAŞA
55-Kryon/6-Lee Caroll-AKAŞA
56-Tanrıyla Sohbet/4-N.Donald Walsch-…ÖTESİ
57-Kışkırtılmış Erkeklik Kışkırtılmış Kadınlık-Dr.Erdal Atabek-alkım
58-Dünya Atasözleri-M.Türker Acaroğlu-KAYA
59-Yaşam ve Ötesi-Dr.Med.Osman Arı-Form
60-İnsan Bedeni ve Zaman-Yusuf Alan-Kaynak
61-Kuantum Sıçrama-R.Şanal-Arıtan
62-Din ve Fıtrat-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
63-Biraz da Seksten Konuşalım-Felicia Zopol-Sıradışı
64-Tekrar Doğanlar-Berrin Türkoğlu-SINIR ÖTESİ
65-Kur’an’daki İslam-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
66-Kur’an’ın Temel Kavramları-Prof.Dr.Y.Nuri Öztürk-Yeni Boyut
67-% 100 Düşünce Gücü-Jack Ensingn-AKAŞA
68-Ruhsal Şifa Teknikleri-Kelth Sherwoord-AKAŞA
69-Bilim Adamları ve Din-Muustafa Keremoğlu-Düşünce
70-Gizli Sırlar Öğretisi-Ergun Candan-SINIR ÖTESİ


.Eleştiriler & Yorumlar

:: Gerçekten Bütünleyici Bir Kitap
Gönderen: Deniz Ayvacı / , Türkiye
9 Mayıs 2011
Kitap bir çok konuyu içinde barındırdığı için okuması çok zevkli ve akıcı..Hatta tekrar tekrar okunabilecek bir kitap..herkese tavsiye ederim...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
İmbros [Roman]


Ergün Öner kimdir?

Çok okuyup durmadan yazan biriyim.

Etkilendiği Yazarlar:
Yaşar Kemal,Kemal Bilbaşar,Murat Menteş


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2018 | © Ergün Öner, 2018
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.