Yeni Bir Gün, Yeni Bir Umuttu Onun İçin…
cumartesi,anneleri,kayıplar,

Kırışık alnında ve çiçek yanığı yüzünde biriken boncuk boncuk terleri sildi, eteğinin ucuyla. Nefes nefese kalmıştı, nefes almakta zorlanıyordu. Asırlardır yorgundu. Yorgunluk içine kıvranıp yatmış, içinde yer etmişti, acılarıyla birlikte. Aslında oğlu Hasan gittiğinden beri yorgundu. Üstelik halsizdi, keyfi de yoktu. Pek gülmezdi… Hasan"ı çıksa, günün birinde geri dönse evine, yorgunluğundan eser bile kalmayacaktı. Bunu iyi biliyordu.

Hasan, ortalarda yoktu. 12 yıl olmuştu Hasan"ından ayrılalı. Oğul anasından ayrılalı… Neredeydi, kiminleydi, ne yapıyordu? Kimse bilmiyordu. Son gün evden çıkarken;
"Beni yemeğe beklemeyin geç gelebilirim." demişti annesine. "Sendika seçimleri uzun sürebilir."

Gidişi o gidişti. Hasan o günün içinde ne Sendikaya uğramış, ne de Sendika seçimlerine katılmıştı. Gören de olmamıştı Hasan"ı.

Hasan"ın haber vermeden ansızın ortadan kayboluşu onda derin izler bıraktı. Onlarca araz, hastalık sahibi yaptı. Yüksek tansiyon, arada bir tekleyen yorgun kalbi, üzüntüden oluşan midesindeki ülseri önemsemiyordu bile. Gür simsiyah saçları seyrekleşmiş, aralarına aklar düşmüştü. Gülen mavi gözlerindeki ışık çoktan sönmüştü. Yine de yaşama küsmüyor, sıkıca tutunmaya çalışıyordu. Aslında onu yaşama bağlayan, ayakta tutan biricik oğluna yeniden kavuşabilmek umuduydu.

Oturduğu iskemleden güçlükle kalktı, yemeğin altını kıstı, demlemeye bıraktı… Mutfak perdesini araladı, uzaklara bakıyordu. Aklında hep Hasanı vardı. "Şimdi çıkıp gelse, "Anam" dese boynuma bir güzel sarılsa ne güzel olurdu." diye geçirdi aklından. "Ona sıkıca sarılsam, bağrıma bassam.… Kana kana içsem hasretimi.… Koklasam.… Seni ne çok özledim oğul desem…."

Gözlerini uzaklara kıstı.

Rüyadan uyanırcasına kendine geldi. Aslında oğlu şimdi çıkıp gelse ne yapardı, nasıl davranırdı, bilemiyordu. Gözleri dolu dolu oldu, hıçkırıklara boğulmak doyasıya ağlamak istiyordu ama evdekiler duysun istemiyordu. Dayanamadı sonunda banyoya koştu, musluğu açtı, akan suyun sesiyle birlikte akıttı gözyaşlarını. Hıçkırıkları duyulmasın diye musluğu sonuna kadar açtı. Şimdi daha rahatça ağlayıp boşaltabilirdi içinin yangınını. Nasıl olsa evdekiler su sesinden anlamayacaklardı ağladığını. Tutamıyordu kendini bir türlü, şelale başında olsa ne yazardı zaten gözyaşları şelale olmuş akıyordu deli deli. Boşaltı içini döktü iyice… Aynada kendini uzun uzun seyrettikten sonra, yüzünü bir güzel yıkadı, havluyla iyice kuruladı. Kendini toparlayıp toparlamaz salona geçti. Salondaki köşe koltukta oturan hayat arkadaşı ve halının üzerinde trencilik oynayan torunlarını görünce rahatladı. Yalnızlıktan korkuyordu.
"İyi ki siz varsınız" diye geçirdi içinden. "Sizin varlığınız ve Hasanımın bir gün geriye dönme umudu olmasa, nasıl dururum ayakta"

Ağlamaktan kızaran gözlerini Hüseyin Efendi görmesin diye konuşurken kaçırıyordu ondan. Hoş Hüseyin Efendi anlamıyor değildi, anlıyordu yine de yüzüne vurmak istemiyordu. O da gizlice içine akıtıyordu gözyaşlarını hep.

Nazire ana yer sofrasını kurdu, kendisi yemedi torunlarının karınlarını bir güzel doyurdu. Hüseyin Efendi istemeye istemeye birkaç lokma yedi. Tıkandı. Gözleri uzaklara dalıp gitti.

Sofrayı kaldırdı, sofra bezini balkondan aşağıya silkeledikten sonra, aceleyle bulaşıkları yıkayıp duruladı. Yeni güne hazırlanmalıydı. Çünkü O bir Cumartesi anasıydı; her Cumartesi oturma eylemi yapan kayıp çocuklarını arayan, seslerini duyurmak için savaşım veren analardan yalnızca birisiydi…

Çantasını hazırlarken, Hasan"ın eski sararmış resmini çıkarıp sessizce baktı. Hasan ne kadar sevecen ve lekesiz görünüyordu. Resmi defalarca öptü, göğsüne götürüp sıkıca bağrına bastı. Xızıra dualar etti. Umutluydu, nasılsa bir gün mutlaka bulacaktı onu. Resim yıpranmasın diye usulca sardı mendiline. Sonra özenle yerleştirdi çantasına.

Sabah erkenden kalkacak, gün doğarken düşecekti yola. Hüseyin Efendi televizyonu uzaktan kumanda aletine basarak kapattı. Oturduğu yerden kalkarak usulca odasına geçti, yatağına uzandı. Nazire Ana torunlarını son bir kez kontrol ettikten sonra, kocasının yanına geldi. Sessizce yatağına kıvrıldı, yorganı çekti üzerine.

Yeni bir gün, yeni bir umuttu onun için...…


Necmettin Yalcinkaya hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Necmettin Yalcinkaya kimdir?
1960Sarıkamış doğumlu. 1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat mezunu. Ozan Yayıncılıktan 12 Eylül’de Çok Güldük Netekim! Mendil Sen Kokuyordu ve Stres Bileziği ve On Çocuktuk Anı/Öykü. Çeşitli dergi ve sitelerde öykü, şiir yazarlığı. Ayrıca Edebiyatbahcesi.net sitesinin kurucu emekçisiyim. Yürüyüş, sinema, tiyatro ve olta balıkçılığı hobilerim var. Yazmayı ve okumayı seviyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Tolstoy,Ahmed Arif, Nazim hikmet, Cengiz aymatov,

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.