Töre ve Zulüm/ Bölüm 2
töre,kin,feodalite,mahpus

Köy yeri bir anda mahşeri kalabalığa dönüştü. Böylesi bir kalabalık, ancak ağaların düğününde olabilirdi. Herkes meraklı gözlerle Mehmet efeyi izliyordu. Mehmet efeye acıyanlar, onun böylesi bir işe nasıl kalkıştığına bir türlü anlam veremiyorlardı.

Öte yandan kocasının ölüm haberini duyan Cemile, acı bir çığlık attı... Ardından saçını başını yollamaya, kendini yerden yere atmaya başladı. Bir yandan bağırıyor;
"Vay benim dertli başım," diyordu. "Yiğidim, Husom beni bir başıma bırakıp nerelere gittin! Kim bu bebelere babalık edecek ?" Analarının çırpınışını gören Ahmet ve Meryem ne yapacaklarını bilemez bir haldeydi. Sonra çocukça bir içgüdüyle ağlamaya başladılar. Neden ağladıklarını bilemeden hem de… Babalarının ölüp gittiğinden, bir daha da evine dönemeyeceğinin ayrımında değillerdi henüz.

Öte yandan Fadime kocasının mahpus damına düşeceğine yanıyordu. Sultan ve kardeşleri jandarmanın babalarını alıp götürdüğüne ağlıyorlardı. Köylüler sessizce Mehmet efe ve Husoya ağlıyorlardı.

Meme emmi tüm bunları düşünürken, dalıp uzaklara gitti, gözleri doldu, içine tarifsiz bir acı kıvranıp yattı. Derin bir iç geçirdi. Fadimeye, soğuk bir tas ayran yapıp getirmesini buyurdu. Fadime bir testi ayran yapıp getirdi bıraktı önüne. Çocuklarına götüreceği azık torbasını hazırlamaya koyuldu; bir çanak yoğurt, sıcacık tandır ekmeği, tel peynir, bolca yıkanmış yeşil soğanı bir bohçaya özenle doldurup, ağzını bir güzel bağladı. Bir testi ayranı da koydu yanına.
"Tarlaya Sultana, çocukların yanına gidiyorum" diye seslendi Meme emmiye.
"Var git selametle " dedi sessizce Meme emmi ayranını ağır ağır yudumlarken.

Fadime azık torbasını sırtına attı, ayran testisi elinde koyuldu yoluna.

Güneş ışınlarını dimdik gönderiyordu yeryüzüne, etrafı yakıp kavuruyordu. Hoş arada sırada hafif bir yel esmese tarlada çalışılmazdı. Bereket tarlalar dereye yakın bir yerdeydi. Dere kimi tarlaları ikiye böler, kimi tarlaların ise yakından akıp geçerdi. Dere baharda karların erimesiyle çoğalır, suları yer yer taşacak hale gelir, yazları ise suyu azalırdı, ama bitmezdi hiçbir zaman.
Tarlada çalışmaktan bunalan Sultan, bir kaya parçasına kendini yaslamış, yüzündeki biriken boncuk boncuk terleri silmekle meşguldü. "iyisi mi dereye kadar gitmeliyim." diye geçirdi aklından. Yönelip gitti. Dereye girdi, elini yüzünü bolca suyla yıkadı. Her yerine su sıçrattı. Serinlemişti biraz. Vücudu rahatlamış, kendini zinde hissetmeye başlamıştı… Anasını gördü birden. İki elini havaya kaldırıp seslendi ona." Buradayım ana"

"Otur ana" dedi. "Yorulmuşsundur, azıcık dinlen."
"Boş ver kızım," dedi Fadime. "Şimdi dinlenmenin sırası değildir. gidelim kardeşlerin acıkmıştır, susamıştır. "Testiyi annesinin elinden aldı Sultan, birlikte, kardeşlerinin yanına, tarlaya gittiler.
Azık bohçasını yere serdiler… Afiyetle yemeklerini yediler ve üzerine bolca ayran içtiler.
Anası Sultanı üzgün ve hayli düşünceli görmüştü. "Kızım" dedi. "Sende bir hal seziyorum… Anlat hele"
" Yo Ana, bir şeyim yoktur." dedi Sultan. "Demem odur ki babamı, evde bir başına bırakmasak."
"Kurban olum, kızım sana." dedi, sarıldı, öptü onu defalarca. "Meraklanma sen, giderim ben nasılsa."
Hazırlandı, gidecek gibi oldu vazgeçti sonra. "Sultan kızım." dedi. "Geç kalmayın, aksama erken varın eve."
"Niye ki Ana?"
"Akşama düğün var ya. Unuttun mu kız? Feridenin düğünü hem de…"
"He ana sıcaktandır her hal unutmuşum billâh."
Düğün haberine çocuklar da sevinmişti: "Yaşasın düğün var"

Feride, Sultanın çocukluk arkadaşı, sırdaşıydı. Birbirlerinin ikizi gibiydiler sanki. Biri ağlamaya başladı mı, diğeri de ağlardı, gülünce birlikte gülerlerdi. İçtikleri su ayrı kaptan gitmezdi. Şimdi Feride evleniyordu ve komşu köye gelin gidiyordu. Hem de Sultanın düşmanının köyüne… Huso öldükten sonra, Cemile çocuklarını yanına alarak o köye yerleşmişti.

Sultan işine koyuldu yeniden. Ağzında bir türkü tutturmuş, söylüyordu;
"Karşı köyden davul sesi geliyor
Davul sesi bu sinemi deliyor
Baba valla Feride gelin oluyor"

Türküyü hafif bir yel alıp dağlara taşıyordu. Yankısı tüm ovayı çınlatıyordu sanki. Derenin akışı, başka türlü akarak tempo tutuyordu Sultana.

Kardeşlerine seslendi Sultan, "Haydin gidiyoruz, toparlanın gayri."

Koyuldular yola.

"Aba bizi de götürecek misin Feride Aba"nın düğününe." diye sordu kardeşlerinden biri. Sultan garip bulmuştu, bu soruyu kendince."Hiç çocuklarla birlikte, düğün yerine gidilir miydi ki. Hem de karşı köye. Fakat yine de çocuklara sezdirmek istemedi düşüncesini.
"Bu gece kına gecesi, önce bir ben gideyim." dedi. "Yarına, düğüne birlikte gideriz ."

devam edecek...[[K]] [[/K]]


Necmettin Yalcinkaya hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Necmettin Yalcinkaya kimdir?
1960Sarıkamış doğumlu. 1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat mezunu. Ozan Yayıncılıktan 12 Eylül’de Çok Güldük Netekim! Mendil Sen Kokuyordu ve Stres Bileziği ve On Çocuktuk Anı/Öykü. Çeşitli dergi ve sitelerde öykü, şiir yazarlığı. Ayrıca Edebiyatbahcesi.net sitesinin kurucu emekçisiyim. Yürüyüş, sinema, tiyatro ve olta balıkçılığı hobilerim var. Yazmayı ve okumayı seviyorum.

Etkilendiği Yazarlar:
Tolstoy,Ahmed Arif, Nazim hikmet, Cengiz aymatov,

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.