Ben, Leyla!

BEN, LEYLA!

Kendimi iki hayvan kimliğiyle özdeşleştirdim bugüne değin. Biri Kedi, diğeri kelebek.

Kedileri cok severim, nankör olsalar da. Hele ki yavru kedileri, kafalarını okşaya okşaya severim. Sonra boyunlarının altından okşarım, bırakır kendini; mırıl, mırıl. Ancak ters bir yerine dokunursan tıslar ve tırnaklarını çıkarır. Ya kelebekler, uçarı kelebekler; daldan dala konarlarken, çocukken çok koşuşturdum arkalarından. Genelde yakalayamazdım, ama yakaladığımda, hain bir şekilde kanatlarından tuttuğumda, o kanatları üzerindeki pullar gider, narin bir şekilde inceliverirdi elimde. Sonra üzülürdüm, ama o güzelliğe dayanamazdım. Çekerdi beni, yakalamak için. Kim dayanabilir ki o cazibeye?

Kelebekler çok çeşitlidir, ilk çirkin görünümlerinin ardından gelen muhteşem güzelliğe bürünürler. Bazıları dayanılmaz güzeldir. Daldan dola koşar, konarlar. Şimdi öğreniyorum; kelebek olarak yaşadıkları ömürlerinin en kısa ve son halinde beslenmekten çok eşlerini ararlarmış, niyetleri bir nesil bırakmak ve yeni kuşaklar oluşturmakmış. Uzun göçleri esnasında üç dört nesil değişirmiş. Nesil bırakmak için kelebek halinde yaşadıkları o kısa dönemde beslenmek için ağız ve hortum bile bulunmazmış, ne ilginç değil mi?

Çok nadir olarak tabiatta bir yıl yaşayanları görülürmüş. Çok narin gibi görünmelerine rağmen kelebeklerin yapıları yeryüzünde karşılaştıkları her sorunu çözebilecek düzeydeymiş. Çöllerde bulutlar gibi dolaşırlar, sularda yüzebilir, karanlık mağara kovuklarında yaşayabilirlermiş. Dünyanın en yüksek dağlarında, tropikal ormanlarda, petrol birikintilerinde, yanardağ ağızlarında hatta kutuplarda bile dolaşırlarmış.

Peki kendimle özdeşleştirdiğim kedi nasıl bir yaratıkmış diye düşündüm bir an. Ben sevimlilikleri, nankörlükleri ve bir şeye kızınca tırnaklarını çıkarıverdiklerini bilirim. Ya ötesi!.

Kediler insanlardan altı kat daha iyi görürlermiş, ayrıca köpek ve insandan daha iyi duyarlarmış, her ne kadar beyaz olanları sağır olsa da. Yüzebilir, ama iyi yüzücü değillermiş, havuza düştüklerinde ölebilirlermiş. Yemeklerini yerken mahremiyet alanı isterlermiş. Düşündüm de o yüzden mi önlerine bir yiyecek verince kapıp giderler, bense nankörlüklerinden sanırdım. Alanlarını sidikle işaretleyip diğer kedilerin girmelerini engellerlermiş. 17. yüzyılda kedileri cadılıkla ilgili gören Avrupalılar kedileri kıyıma yönelince, Avrupa 18. yüzyılın başında vebaya yenik düşmüş. Ama Avrupa'yı vebadan kurtaran yine kediler olmuş.

Kediler uysal oldukları kadar agresif de olabiliyorlar bildiğiniz gibi. Evinizde en uysal arkadaşınız olabilirken sizi çileden çıkarabiliyorlar. İlginç olan bir diğer bilgi, kediler kendi kendilerini evcilleştirmişler. Kendi çıkarları için insana yakın olmuş meğer. Üstelik bu özellik bir çok kedi seven tarafından bilinirmiş. Kendini kedi ile özdeşleştiren ben bilmiyordum maalesef. Evcilleşme süreçleri ise henüz tamamlanmamış. Diğer evcil hayvanlar gibi uysal ve insana alışık olsalar da hala bağımsız ve vahşi olma özelliğini taşıyorlarmış.

Ben, Leyla, ismim Leyla. Peki Leyla ne demek? En karanlık gece, arabi ayların son gecesi. Mecazi anlamda ise berduş.

Peki, ben kendimi neden kedi ve kelebek ile özdeşleştirmişim ki?

Leyla Ünal (10 Ağustos 2012)


Leyla ÜNAL hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Leyla ÜNAL kimdir?
Ben, Leyla...

Etkilendiği Yazarlar:
Nazım Hikmet Ran, Aziz Nesin, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Orhan Veli Kanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.