Korona Günlüğüm - 1

Zaman ne kadar hızlı geçiyor anlamıyorum. Aslında evde hapis hayatı yaşıyoruz, halbuki zaman bulursam deyip evde yapmak istediğim o kadar çok şey vardı ki ancak elim kolum kalkmıyor. Bugünlerde herkes benim gibi mi bilmiyorum. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Şu an saat 01:45 ve rüzgarlı bir gece, biraz da hava serin olunca yağlı radyatörü yaktım. Ancak ayaklarımda çorap yok ve üşüdüler, ya sokaktaki insanlar ne durumdadır şimdi, özellikle sokak çocukları!

Bir ara hayatımın en güzel dönemi olan çocukluğumu, 70’li yıllarımı yazmış sizlerle de büyük bir keyifle paylaşmıştım. Hayatı zamana yaya yaya yaşadığımız yıllardı; mutlu, çok mutlu. İki, üç katlı, bahçeleri olan evler ve o evlerin bahçelerinde meyve ağaçlarının olduğu dönemlerdi. Başımızdan aşağı suyu boca etseler de kimse ağaçlarını çocuklar dadanıyor diye kesmeyi düşünmezdi. Yıllar sonra oturduğum sitede genç bir kaysı ağacının kesildiğini gördüğümde ve niye kesildiğini sorduğumda, çocuklar meyveleri yüzünden dallarını koparıyordu, bizde kestik açıklamasını duyduğumda çok şaşırmıştım. Bu kadar mı aptallaşmıştık süreç içinde! Halbuki sanal zekanın neler yapacağını konuşuyorduk düne kadar. Şimdi ise modern silahlara onca paraları yatırıp üreten ülkeler bir sağlık maskesi, koruma tulumu yapamıyorlar, ne acı değil mi? Sanal zeka derken organik zekalarını kullanmayıp aptallaşan, elinde akıllı telefonlar ile akıllı olduğunu sanan zavallı toplumlar.

Nereden geldiğini, nasıl bu kadar hızla yayıldığını bir türlü anlayamadığımız bir virüs Dünyayı kasıp kavuruyor. Her gün binlerce insan ölüyor. O binlerce insanın on binlerce çevresi acı yaşıyor, bir kabus görüyor, bir kurgu film içinde yaşıyorum sanki.

Kimi zaman bu virüsün Allah’ın biz insanoğluna verdiği ceza olduğunu düşünüyor, kimi zaman doğanın intikamını aldığını düşünüyor, kimi zaman uzaylılar mı yayıyor diyor, kimi zaman ise küresel iklim değişikliği ile buzulların altından çıkan bir virüs mü diye düşünüyorum. Yoksa yarasa yiyen adama hiç inanmıyorum. Hatta bazen dünya nüfusunu azaltmak için laboratuvarda üretilmiş bir virüs mü diye de aklımdan geçmiyor değil!

Bir başka gündeyiz. Güneş ışıl ışıl. Çok öyle dışarılarda zaman geçiren bir insan değilim, hatta evcimenimdir ama dışarıya çıkmayı, havayı içime çekmeyi, alerjik olmama rağmen çiçekler ve ağaçlar altında dolanmayı çok ama çok özledim. Ben her bahar alerji olurum hatta doktorlar dışarı çıkmamı önermezler ama bu bahar dışarı çıkmak istiyorum. Güneş öyle güzel ki tenimde hissetmek istiyorum. Kuşları, oturup bir bankta sakin sakin dinlemek istiyorum, karıncaların hareketini izlemek istiyorum, sakin sakin. Karıncalar acaba yuvalarından çıktılar mı ki bu bahar, bilmiyorum! Bu baharı kaçırıyoruz, ağaçlar çiçek açtı ve hatta yakında dökecekler çiçeklerini biz hala içerilerdeyiz ve daha ne kadar kalacağımız belli değil. Bu saatte bile TV kanallarında Covit-19 bıktım. Maske takalım mı takmayalım mı? Şu kadar test şu kadar ölü, semptomlar ne, test yaptıralım mı, kim ne yaptı, hepimiz hekim olduk maşallah, daha dün deprem mühendisi, ondan önce savaş stratejisti, her şeyiz ama hiçbir şey, sanal zekadan ümit uman bir bez parçası maskeyi üretemeyen, ona muhtaç insanlarız.

Daha dün elimiz klavyeye öyle alışıyor ki bizden sonraki nesiller kalemle yazı yazmayı unutur mu deyip gülüyordum bu ütopik düşünceme.

Kimi zaman mutfakta bir şeylerle uğraşırken, bilgisayarımda iş yaparken, ders notları hazırlarken dalıp gidiyorum ve unutuyorum virüsü falan, kimi zaman boş ver deyip kendimi dışarılara atmak geliyor.

Hızlı yaşadığımız, zamanı mekanda oldukça sıkıştırdığımız, küçük şeylerden mutlu olmayı unuttuğumuz, her şeyi hor kullanıp kıymet değer vermediğimiz, doğayı katlettiğimiz, aç insanları, muhtaçları, sokak hayvanlarını görmediğimiz ve pek çok hatalarımız nedeniyle cezamızı çekiyoruz ev hapsinde. Bu dönemde en çok da tekrar sabrı öğreneceğiz herhalde.

Devam edecek...



Sizin Korona Günleriniz nasıl?


Leyla ÜNAL


Leyla ÜNAL hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Leyla ÜNAL kimdir?
Ben, Leyla...

Etkilendiği Yazarlar:
Nazım Hikmet Ran, Aziz Nesin, Cemal Süreya, Özdemir Asaf, Orhan Veli Kanık, Bedri Rahmi Eyüboğlu

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.