Dönüşüm

Kafka Hakkında


     Franz Kafka 03 Temmuz 1883 yılında Prag’da dünyaya gelmiştir. Üst-orta sınıf bir Yahudi aileye mensup olan Kafka, Prag Üniversitesi’nde hukuk okuduktan sonra bir sigorta şirketinde işe girmiş ve akşamlarını yazmaya adamıştır. 1923’te artık sadece yazarlık kariyerine odaklanmaya karar vererek Berlin’e taşınmış, fakat çok geçmeden tüberküloz yüzünden hayatını kaybetmiştir. Eserlerinin çoğu arkadaşı tarafından ölümünden sonra yayımlanmıştır.

DÖNÜŞÜM

     Vasiyete düpedüz ihanetle okuyucusuna ulaşan bir kitabı bitirmek farklı düşüncelere itiyor insanı ister istemez. Bir yanım Franz Kafka’nın yakın arkadaşı Max Brod’a ; “Ben öldükten sonra yak” demesine rağmen eserini yayımladığı için kırgın, diğer yanım ise minnet duymama sebep oldu. Çünkü; Dönüşüm, dün ve bugün arasında geçen uzun yıllara rağmen bazı olayların günümüzde de benzerlikler göstermesinin şaşkınlığını hissettiriyor. İş hayatındaki olumsuzlukların psikolojik etkilerinin aile ilişkilerine nasıl da kötü yansıdığını satır satır hissettiriyor.

     Kitaba dair inci değerindeki tespitlerin yer aldığı “Çevirmenin Önsüzü” bölümünü sindirerek okumak baş kahraman Gregor Samsa’yı anlama yolunda sağlam bir köprü işlevinde. Ayaklarında “böcek” ve “haşere” unsurlarının olduğu hikayede Kafka’nın neden ısrarla haşere kelimesinin kullanılmasını istediğini gözler önüne seriyor.

     Kitabın çevirmeni, çevirme sürecinde Eward Rosch’un kapsamlı bir dönüşüm yorumundan yararlanmış. Türkçe’ye çevrilmiş neredeyse tüm Dönüşüm metinleri böcekten bahsetmesine rağmen haşere sözcüğü, hem topluma ve ailesine faydalı olamayan bir adamın “zararlı”niteliğine atıfta bulunur hem de sözcüğün “Türkçedeki ikincil anlamı “değersiz ve zararlı kişi” olması nedeniyle Dönüşüm’ün alımlanmasında fark yaratır. Çünkü Rösch’e göre, Gregor Samsa’nın zor durumda kalmasının nedeni şu ikilemdir: Dönüşümünün ardından iş hayatının dışına itilmesiyle yalıtıma, kısıtlamaya ve değersizleşmeye uğrar. Yani ya faydalı bir çark olarak değersizleşecek ya da zararlı bir haşere olarak değerini yitirecektir.

     Franz Kafka’nın 1915 yılında yayımlanan Dönüşüm isimli uzun öyküsü Gregor Samsa’nın bir sabah huzursuz rüyalardan uyandığında kendini dev bir haşereye dönüşmüş bulmasıyla başlar. Zırhımsı sert sırtı, sert bölümlere ayrılmış bombeli kahverengi karnı, havayı döven çelimsiz çok sayıda bacakçıklarıyla yataktan değil kalkmak kımıldamakta dahi müthiş zorlanmaktadır.

     Odasını gözleriyle adeta tarar, kendi bedeninin değişimi dışında her şey gerçektir. Bunun bir düş olduğuna inanmak ister tekrar uyuyup uyanırsa geçeceğini düşünür ama hiçbir şey değişmez. Beşte hareket eden trenine yetişebilmek için daha erken saate ayarladığı saati çalmış ama işitmemiştir. Saatin altı buçuğu gösterdiğine inanamaz. İlk kez geç kalmıştır. Oysa beş yıllık çalışma hayatında hiç hastalanmamıştır. Ne beyni ne de vicdanı olan, patronun kuklası diye nitelendirdiği hizmetlinin beş treninin başında bekleyip, gelmeyişini de mutlaka patronuna rapor etmiştir diye düşünür.

     Yataktan kalkamadığı yeni bedenine uyum sağlayamadığı anlarda işiyle ilgili de ince detaylar verir Samsa. Günbegün seyahatte olduğunu yoldaki iş telaşının şirket içinden daha yorucu olduğunu, seyahatlerin eziyetini, tren aktarmalarını kaçırmanın, düzensiz ve kötü yemeklerinin tasasını, sürekli değişen, asla kalıcı ve candan olmayan insan ilişkilerin sıkıntısını düşünür uzun uzun. Ailesi için dayanıyor olmasa çoktan istifa ederdim, diyerek memnuniyetsizliğini hissettirir hayattan. Beş ya da altı yıl sonra ailesinin patronuna olan borcunu biriktirdikten sonra bu hayalini mutlaka gerçekleştireceğini de düşler.

     Bir sonraki tren yedide kalkacaktır oysa kumaş örneklerini toplayamamış, kendinde yataktan kalkacak gücü bir türlü bulamamıştır. Yediye çeyrek kala ilk annesi seslenmiştir geç kaldığını söyleyerek. Ardından kız kardeşinin sesini duyar. Her defasında başına gelenin bir hayal olduğunu ve dağılıp gideceğini bekler ama gerçektir olanlar. Sesi de değişmiştir.

     Sakince, olabilecek en sakin biçimde düşünmenin, çaresiz kararlar almaktan daha iyi olduğunu anımsatmayı da ihmal etmez kendine. Gecikmesinin keyfiyetten kaynaklı olmadığını ispatlamak istercesine yataktan kalkma, kapıyı zor bela da olsa açma hamlesinde bulunur ve güçlükle başarır.

     Kafka’nın mücadelesi o kadar samimidir ki yataktan çıkabilmek, kapısının kilidini açabilmek için verdiği çaba, yeni hayatını idame ettirebilmedeki zorluklar, yoğun mutsuzluğunun arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen umudu, işine ve ailesine karşı sorumluluğu, babasına saygısı, annesine karşı duyduğu sevgi, kız kardeşinin müziğe olan kabiliyeti için de ayrıca para biriktirme hayali, her şeye rağmen işine giderek, kendini haksız dedikodulara karşı aklama telaşını hikaye boyunca onunla yaşamamak imkansızdır.

     Müdür Beyin eve gelişi, Samsa’nın kapıyı açınca ki görüntüsü karşısındaki Müdürün can havliyle kaçışı, aile fertlerinin korkusu, zaman içinde ondan tiksinişleri, ilk zamanlarda yiyecek bırakan, odada rahat dolaşması için düzen oluşturmaya çalışan kız kardeşinin bile daha sonraları Samsa’yı kaderine terk etmesi, her birinin yeni bir iş bulup kendi başlarının çaresine bakmaya başladıktan sonra Gregor Samsa’yı daha da işe yaramaz, ölse diye gözünün içine baktıkları bir mahlukat olarak görmeleri tüyler ürpertici. Hele babasının ard arda attığı üç elmadan sonuncusunun sırtına saplanışı içler acısıdır.

     İnsanın kendine acı veren yaşanmışlıklarını bir faraşa doğru süpürüp çöpe atması kim bilir ne kadar rahatlatır. Bir de tersini düşünürsek yani; yaşantısına bir insan olarak başlayıp bir hayvan olarak devam etmek mecburiyeti, zaman içerisinde bunu kabullenip taze değil bayat, kokuşmuş, çürümüş olan yiyeceklerden lezzet alması, sesinin değişmesi, hareket yeteneğinin kaybolması, gözlerinin artık neredeyse göremez hale gelmesi ve aldığı darbeler, yaralardan sonra kendinin bir faraşa süpürülmesi ne kadar hazin bir sondur.
     


[[O]] [[/O]]


Aysel AKSÜMER hakkındaki bilgilerin basılmasını istiyorum.
Eğer basılmamasını istiyorsanız tıklayın.

  Aysel AKSÜMER kimdir?
Halkla İlişkiler mezunuyum. Devlet memuru emeklisiyim. 2 evlat sahibiyim. Ankara'da yasiyorum. Bir Oyku Kadar Kisa Bir Roman Kadar Derin Hayatlar isimli oyku kitabinin yazariyim.

Etkilendiği Yazarlar:
Orhan Veli KANIK, Reşat Nuri GÜLTEKİN, Anton Çehov

 


Bu yazıyı basmak istiyorum.

İzEdebiyat'da yayınlanmakta olan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Tüm yazılardan birinci dereceden sayfa düzenleyicileri sorumludur. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.

Yazarların izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin —kısa alıntı ve tanıtımlar dışında— herhangi bir biçimde basılmaması/yayınlanmaması önemle rica olunur.

© 2000-2002, İzlenim.com - Tüm hakları saklıdır.